FT: Türkiye NATO’nun Üçlü Toplantı Davetini Reddetti

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği görüşmeleri devam ediyor. Türkiye, NATO’nun Finlandiya ve İsveç’in üyeliklerine itirazına bir çözüm bulmak için üçlü görüşme davetini reddetti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Türkiye’ye gönderdikleri belgelerin beklentileri karşılamaktan çok uzak olduğunu kendilerine ve NATO’ya ilettiklerini söyledi.

Financial Times’in haberine göre de Ankara iki İskandinav ülkesi ile müzakerelere başlamadan önce Helsinki ve Stokholm’den terörizmle ilgili endişeleri konusunda somut adımlar atmasını istedi. Bu şart nedeniyle NATO yetkililerinin devreye girerek ikili müzakereler yürütmek zorunda kaldığı belirtildi.

Konuyla ilgili isimsiz 3 kaynağa dayandırılan haberde, daha önce üç ülkeden yetkililer arasında bir NATO yetkilisi moderatörlüğünde çarşamba günü yapılması planlanan toplantı yapılmadığı vurgulandı.

Bir NATO yetkilisi de, Türkiye’nin isteksizliği ve iki ülkeden taleplerinin belirsizliğine atıfta bulunarak üçlü toplantının “nihai amaç” olduğunu “fakat henüz o noktada olmadıklarını” vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da çarşamba günü NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le yaptığı telefon görüşmesinde iki ülkeden de Türkiye’nin  beklentilerinin karşılandığı somut adımlar görmeden, terörizmle mücadele ve savunma sanayi iş birliği konusunda paradigma değişikliğine gidileceğine dair yazılı taahhütler verilmeden süreçte ilerleme sağlanamayacağını vurguladı.

Stoltenberg ise daha önce kendisine üçlü toplantı ile ilgili yöneltilen bir soruya devam eden bir süreç olduğunu ve farklı formatlarda toplantılar gerçekleştirildiğini söylemişti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türk Gazeteciler Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor

İngiltere‘de Oxford Üniversitesi bünyesindeki Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, dünya nüfusunun yarısını kapsayan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 46 ülkedeki dijital haber tüketimi ile ilgili 2022 Dijital Haber Raporu’nu yayınladı.

Yaklaşık 93 bin dijital haber tüketicisi ile yapılan anketin sonuçlarına dayanan raporda, küresel çapta tüketicilerin haberlere ilgisinin azaldığı ve gazetecilik ile toplum arasındaki bağın yıprandığı belirtiliyor.

Rapor, hâlâ gazete, dergi vb. dijital olmayan haber kaynakları kullanımının en fazla Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaygın olduğunu ve ABD’yi bu alanda Japonya, İngiltere ve Fransa’nın izlediğini ortaya koyuyor.

Genel anlamda haberlerden kaçınanların sayısının da arttığı belirtilirken söz konusu 46 ülkede tüketicilerin yüzde 43‘ü, haberlerden uzak durmalarının en önemli sebebi olarak çok fazla siyasi ve Covid-19 haberine maruz kalmayı gösteriyor. Yüzde 36’lık bir kesim haberlerin kendini olumsuz etkilediği için uzak durmayı tercih ettiğini dile getirirken yüzde 29’luk bir grup haberlerin güvenilmez ya da taraflı olduğunu düşünüyor.

Türkiye’de gazetecilik ekonomik baskı altında

2022 Dijital Haber Raporu’nun Türkiye başlığı altında kaleme alınan en dikkat çekici noktalardan biri, Türkiye’de “yüksek enflasyon, zorlu siyasi koşullar ve ticari baskılar” nedeniyle bağımsız gazetecilerin mali güvenliklerinin “giderek daha fazla endişe verici” boyutlara ulaştığı yönündeki ifade.

Raporda, Türk lirasının geçen yıl ABD doları karşısında yüzde 50 oranında değer kaybettiği ve düşen gelirlerle artan kağıt maliyetleri sebebiyle çok sayıda gazetenin ayakta kalma mücadelesi verdiği vurgulanıyor.

Hükümet karşıtı ve alternatif medyanın, ekonomik krize karşı hükümet yanlısı medyaya göre daha savunmasız olduğu da yer alırken, buna neden olarak devlet kurumlarının neredeyse yalnızca hükümete yakın yayın organlarına reklam vermesi ve Fox TV Haber, Tele 1 ve Halk TV gibi AKP hükümetini eleştiren yayın kuruluşlarının RTÜK tarafından defalarca para cezasına çarptırılması gösteriliyor.

Dijital Haber Raporu’nda, yakın tarihte yayınlanan bir başka rapora atıfla 2021 yılında RTÜK tarafından bağımsız medya kuruluşlarına, toplamda yaklaşık 2 milyon dolar ceza kesildiği ve bunun, söz konusu kuruluşları daha da zor durumda bıraktığı ifade ediliyor.

Raporun devamında Türkiye’deki medyanın durumu hakkında şu yorum yapılıyor:

“Siyasi sansür, bağımsız medya üzerinde ek baskılar oluşturuyor. Çevrimiçi haber kaynakları zaman zaman engellenirken bazen de uygunsuz veya saldırgan olduğu düşünülen içerikleri kaldırmaları istenmeye devam ediyor. Örneğin hükümet ihalelerindeki usulsüzlüklere ilişkin haberler, hızlı mahkeme kararlarıyla ya engelleniyor ya da kaldırılıyor.”

Türkiye’de bağımsız yayın organlarının düzenli olarak enflasyonun etkisini haberleştirdiği, hükümet yanlısı yayınların ise, emekli maaşlarındaki artış gibi daha olumlu haberlere odaklandığının altı çizilirken; önde gelen bağımsız gazetecilerin, hükümet tarafından onaylanmayan konularda haber yaptıkları için sürekli olarak gözaltına alındığı veya davalarla karşı karşıya kaldığı da söz konusu raporda yer alan ifadelerden bir diğeri.

Uluslararası kuruluşlardan lisans istenmesi

2022 Dijital Haber Raporu, Türkiye’ye yayın yapan Deutsche Welle, Euronews ve Voice of America’nın Türkçe servislerinden RTÜK’ün yayın lisansı talep etmesine de değiniyor. Euronews bu süreçte lisans ihtiyacını önlemek için bazı videoları internet sayfasından çıkarmış; Deutsche Welle ve Voice of America ise RTÜK’ün lisans talebini kabul etmeyerek konuyu temyize taşımıştı. Burada mahkemenin vereceği karar bekleniyor.

Türkiye’de raporun hazırlanması için yapılan ankete katılanların sadece yüzde 23’ünün, medyanın siyasetin etkisinden bağımsız olduğunu düşündüğünü dile getirmesi de, raporda “şaşırtıcı değil” yorumu ile değerlendiriliyor.

FOX TV birinci, A Haber sonuncu

Dijital Haber Raporu’na göre Türkiye’de en fazla izlenen, takip edilen ya da okunan medya kuruluşlarının başında, yüzde 58’lik bir kesimin haftada en az bir kez izlediği FOX TV geliyor. Sözcü gazetesi bu kategoride yüzde 33 ile ikinci, CNN Türk ise yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Söz konusu sıralamanın son sırasında ise yüzde 18’lik oranla A Haber kanalı bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Türkiye İflasın Eşiğinde’ Çıkışı

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEVA Lideri Babacan, “Kaygılıyım çünkü ülkemizin temerrüt riski, yani iflas riski, bugüne dek görmediğimiz bir seviyeye ulaşmış durumda. Acilen tedbir almanın zamanı geldi, geçiyor.” dedi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Sözlerine “Bugün büyük bir kaygıyla karşınızdayım” diye başlayan Babacan, “Bugün, ülke olarak bir uçurumun eşiğine geldiğimizi söylemek ve hükûmeti derhal göreve çağırmak üzere karşınızdayım” dedi. Türkiye’nin CDS (Kredi Temerrüt Takasları) verilerini gösteren Babacan şunları söyledi:

“Kaygılıyım çünkü ülkemizin temerrüt riski, yani iflas riski, bugüne dek görmediğimiz bir seviyeye ulaşmış durumda. Çocuklarımızın yarınları tehdit altında. Ekonomik ve finansal bir beka sorunuyla karşı karşıyayız. Türkiye’nin kredi notu tarihin en kötü seviyesine indi. Türkiye’nin temerrüt, yani iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS tam 836 baz puana çıktı. Bu gösterge uçağın radarı gibi. Pilota ‘Uçağın yönünü değiştirmezsen dağa çakılacaksın’ diyor.”

Diğer ülkelerin seviyesini de yayınlayan Babacan, 2008-2009 krizinde iflas eden Yunanistan’ın şu anki risk priminin 200 baz puanın altında olduğuna dikkat çekti. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye için temerrüt nedir, iflas nedir? Türkiye Cumhuriyeti’nin ithal ettiği doğalgazın ve petrolün parasını ödeyememesi demektir. İflas demek, benzin gibi, mazot gibi temel ihtiyaç maddelerinin parayla bile bulunamaması demektir. Paranız var, yarım depodan fazla alamıyorsunuz ya da 3 saat kuyrukta bekliyorsunuz.

İflas odur. İflas demek, ülke geneline yaygın ve uzun süreli elektrik kesintileri demektir. Her gün 6 saat, 10 saat elektriğin kesik olduğunu düşünün. Tehlike bu. Bunların haberi yok. İflas demek, topyekûn ekonomik ve finansal çöküş demektir. İflas, kaos demektir.

Acilen tedbir almanın zamanı geldi, geçiyor. Bu işin şakası yok. Bunun sonu çok kötü olur. Dünyada pek çok ülkede gördüm. İflasın, temerrüttün ne olduğunu biliyorum. Perişan olur herkes. İnanın, Türkiye yaşanacak ülke olmaz. Erdoğan’a sesleniyorum, çok pişman olursunuz ancak iş işten geçmiş olur.

Tarih şahit olsun ki bugün uyarımı yapıyorum. Derhal aklınızı başınıza toplayın. Ekonomi ve finans yönetiminde derhal aklın ve bilimin gereğini yapın. Allah’ın verdiği aklı kullanın. Erdoğan’a çağrı yapıyorum: Merkez Bankası’na ve TÜİK’e acilen liyakatli kadroları atayın ve bu bağımsız kurumlardan elinizi çekin.

Girin web sitemize bakın. Bu saatten sonra yapacağınız en hayırlı iş, bizim eylem planlarımızdan kopya çekmektedir. Orada tüm çözümler var. Ülkeyi uçurumdan aşağı yuvarlamanın eşiğindesiniz. Açın bakın. Yeter artık. Temerrüt ve iflas çukuruna düşmemiz an meselesi. Bir gecede olur.

“Bırakın ki Türkiye iflas etmesin”

Derhal akıl dışı, bilim dışı tezleri terk edin. Derhal elinizdeki iktidarı sakince bir kenara bırakın. Öyle görünüyor ki seçime kadar uçurumdan yuvarlayacaklar ülkeyi. Bırakın ki biz ülkemizi layıkıyla yönetelim. Bırakın ki iflas etmeden ülkemizi düzlüğe çıkaralım. Gençler, kadınlar, memurlar, emekliler, çiftçiler, kuryeler, esnaf, sanatçılar huzura ersin. Zaten seçimde gideceksiniz. Zaten seçimi biz kazanacağız. İşimizi daha fazla zorlaştırmayın. Bırakın ki, Türkiye iflas etmesin.

Bugün Erdoğan’ın gösterdiği bir video var… Ayrı bir alem sanki. Madem Türkiye uçuyor, kaçıyor; adama ‘Ya ben başka bir ilde mi dayak yedim?’ diye sorarlar. Bu ülkenin vatandaşları da ‘Biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz?’ diye sorar.

2021 aralık ayından bugüne de neredeyse 50 milyar dolara yakın bir rakamı daha sattılar. Onun için ülke iflasın, temerrüttün eşiğine geliyor. Çünkü ülkenin dövizi bitiyor. Hani meşhur soru vardı ya, 128 milyar nerede diye… Biz 130 diye hesap ediyorduk. Artık doğru soru şu: 180 milyar dolar nerede?

“Hesap kitap adamıyız; benzin ve mazot 12 lira olacaktı”

Neden Türkiye’de akaryakıt fiyatları dünya ortalamasından çok daha fazla arttı? Sayın Erdoğan grup konuşmasında ‘Petrol fiyatları bütün dünyada arttı, biz de artırdık, sabredeceğiz’ demiş. Öyle yok, biz hesap kitap adamıyız. Kendisi hesap kitap bilmeyebilir. Dünyada 70 dolar olan petrol fiyatı 120 dolara çıktı. Bu; 7 lira olan benzin ve mazot 12 lira olacak demek. Peki, niye 27, 28 lira? Çünkü kur fırladı. Kuru kim fırlattı? 180 milyar dolar döviz rezervini arka kapıdan kim yaktıysa döviz kurunu fırlatan da aynı kişi. Eğer benzin, mazot 12 liraya değil de 27, 28 liraya satılıyorsa aradaki fark yine Erdoğan zammı.

Ne zaman sıkışsalar, bunlar hemen Karadeniz’de doğal gaz buluyor. Keşif ayrıdır, kanıtlanmış rezerv ayrıdır, o rezervin ekonomik olarak verimli olması ayrıdır. Şu anda Romanya’nın doğal gaz yataklarına yakın bir noktada ‘Bizde de doğal gaz olabilir’ ile ilgili, sadece bir ihtimal üzerinden iş yürüyor. Henüz kanıtlanmış rezervle ilgili tek bir hesap yok. Milleti daha kanıtlanmamış doğal gaz rezerviyle aldatmayın. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Hedefimiz ülkemizi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapmak. Ülkemizi bölgemizin en güçlü ekonomisi yapmamızın ise tek bir yolu var: Defalarca vurgulamaktan dilimde tüy bitti. Ekonomiyi düzeltmenin yolu hukuktan geçer.”

Babacan’ın gündeminde ayrıca ulaşım zamları vardı. Babacan şunları söyledi:

“Tren biletlerine 6 ayda tam 4 defa zam geldi. Bu zam kendi kendine gelen bir zam değil. Bu zammı yapan birisi var. Kim yaptı bu zammı? Stokçular mı? Esnaf mı? Dış güçler mi? Nasıl fahiş elektrik zamları Erdoğan zammıysa, fahiş doğalgaz zamları Erdoğan zammıysa, tren fiyatlarına yapılan zamlar da Erdoğan zammı. Fahiş fiyatlarla mücadele için kurulan timlere tavsiyem, önce bir Beştepe’ye gitsinler. Bu işin kaynağı Beştepe. Zamların membaı Beştepe.

“Gençler memleketlerine seyahat edemiyor”

Ramazan Bayramı’nda otobüs bilet fiyatlarını gündeme getirmiştim. Önümüz Kurban Bayramı. Yine gündeme getiriyorum. İki bayram arası 70 gün ama her gün zam geliyor. Halkımız başka şehirde olan ailelerini ziyaret edemiyor. Gençler okudukları şehirden memleketlerine seyahat edemiyor.

Arife günü İstanbul’dan Van’a gidip, bayramın dördüncü günü İstanbul’a dönecek birisinin ulaşım masrafı 2.500 liradan aşağı değil. Elbette ulaşım için her türlü hizmet yapılacak. Devletin en iyisini yapmak zorunda. Ama benim Siirt’teki memur arkadaşım Mustafa, uçağa binip İstanbul’daki annesini bayramda göremiyorsa, ben o havaalanını ne yapayım ya?”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Erdoğan’ın Adaylığı Hakkında Yorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Seçimler zamanında yapılacak, ben de adayım” dediğini ifade eden SP Lideri Karamollaoğlu, “Kusura bakmasın, seçimler tam zamanında yapılırsa Sayın Cumhurbaşkanı aday olamaz. Anayasa Mahkemesi müdahale eder. Çünkü çok açık ve net, bir kişi iki dönemden fazla aday olamaz. Olabilir ama bir şartla, Meclis karar verirse ve seçimi öne alırsa” dedi.

Haber Merkezi / Temel Karamollaoğlu, kendi Cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin de “Net olarak, hukuken seçim tarihi belirlendikten sonra, altılı masa veya muhalefet olarak bizler bir araya gelip Cumhurbaşkanı adayını açıklarız. Ama henüz seçim tarihi kesinleşmeden böyle bir adayın şimdiden açıklanması ihtiyacını da duymuyoruz. Gereği de yok” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Bugün aynı zamanda tarihi bir günün de yıl dönümü. D-8, bundan tam 25 yıl önce kurulmuştu. D-8; Türkiye’nin daveti üzerine, 15 Haziran 1997’de İstanbul-Çırağan Sarayı’nda gerçekleştirilen ve İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya’nın devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla resmen kurulmuştu.

D-8’in 25. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, hafta sonu Çırağan Sarayı’nda 54. Hükümet’te yer alan değerli bakan arkadaşlarımız ile üye ülkelerin ve siyasi partilerimizin kıymetli temsilcilerinin de katılımıyla anlamlı bir toplantıyı gerçekleştirdik. Üzerinden geçen çeyrek asra ve D-8’in imkan ve potansiyelinin doğru kullanılmamasına rağmen; D-8’lere olan ihtiyacımız bugün 25 yıl öncesinden çok ama çok daha fazladır. D-8’in şu temel prensiplerinin ilke edinilmesi ve hayata geçirilmesi için gayret gösterilmesi bugünün dünyasında artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Savaş değil, barış. Çatışma değil, diyalog. Çifte standart değil, adalet. Üstünlük değil, eşitlik. Sömürü değil, âdil paylaşım. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları.

Bugün dünyamız maalesef bir kaos ortamına sürüklenmiş bulunmaktadır. Neredeyse topyekun bir savaşa doğru iteleniyoruz. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal teşebbüsünden sonra tam bir kutuplaşma meydana geldi. Bu süreç böyle devam ederse, dünyamız kimsenin arzu etmediği gelişmelere şahit olabilir. Ama D-8’in bu prensipleri uluslararası sahada benimsenmiş olsaydı, bugün aynı endişeleri taşımıyor olurduk. D-8’lerin prensiplerini benimseyen ülkelerin sayısının artmasını D-18 ve daha büyük rakamlara ulaşılmasını biz arzu ederiz. D-8’lerin yarınlarda, yeniden kuruluşundaki heyecan ve kararlılıkla birlikte dünya siyasetinde etkin rol oynayacağına olan inancımızı vurguluyor; D-8’lerin kuruluşuna imza atan liderlerden ve emeği geçenlerden hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, hayatta olanlara ise sağlık ve afiyet diliyorum. Ve hassaten, bu oluşumun hayata geçmesinde en büyük emek ve pay sahibi olan merhum Necmettin Erbakan Hocamızı da bir kez daha rahmet, şükran ve minnetle yâd ediyorum.

Maalesef bugünkü Erdoğan iktidarı, 20 yıllık süreçte D-8’lerin hayat bulabilmesi için kılını bile kıpırdatmamıştır! İki dönem başkanlık görevini üstlendiler ama D-8’lerin hayata geçirilmesi için hiçbir adım atmadılar. Hangi atımları atmalarını bekliyoruz? Ekonomik olarak ilişkileri ve ticaretlerini artıracaklardı. Ülkeler de böylelikle hem birbirlerine yakınlaşacaklar hem de her biri güçleneceklerdi. Hakikaten böyle bir adımın atılmamasını anlamak mümkün değil. Böyle anlaşmalar zamanında yapılmış fakat arkasından, ülkemizi ve bölgemizi kalkındaracağını iddia eden bir iktidar, 20 yıl boyunca kılını dahi kıpırdatmamış! Şimdi yeniden iktidara gelmek arzusundalar, Allah akıl fikir versin.

Erdoğan, bütün yetki kendisinde. Hükümet dediğimiz zaman artık sadece Erdoğan akla geliyor, Bakanlar Kurulunun ve Meclis’in hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmadı! Tek kişi. Diktatörlüklerde, krallıklarda, padişahlıklarda bundan daha ileri bir yetki hiçbir zaman olmadı. O zaman sistemi oturmuş kurumlar vardı, bugün yok; kimse Cumhurbaşkanının kararlarını  sorgulayamıyor. Bundan dolayı da bugün başımız dertten kurtulmuyor.

Her ne kadar sayın Erdoğan, ekonomideki başarısızlıklarını mücbir sebepler diyerek açıklamaya çalışsa da, bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Mücbir sebepler başka ülkeleri 1 şiddetinde etkilerken, neden bizim ülkemizde bu 10 şiddetinde yaşanıyor? Neden enflasyon ABD’de ve Avrupa ülkelerinde en fazla %6-7 iken, savaş ve kriz olan ülkelerde dahi %20’leri geçmezken biz de bu oran %60-70’leri geçip üç haneleri rakamları buldu?

Hangi yanlış adımları atıp, hangi akla hayale gelmedik politikaları uyguladınız da bu mücbir sebepler en çok ülkemizi etkiledi? Bilinmelidir ki bugün Türkiye’nin yaşadığı krizlerin mücbir sebebi sadece Ak Parti iktidarı ve Cumhurbaşkanının kurduğu sistemdir. Başka türlü bunu açıklamak mümkün değil.

Tek kişilik bir sistem ve tek kişinin her konuda karar vermesi şu anda bizim yaşadığımız en büyük problemdir. Neden? Çünkü tek kişilik kuruluşlarda konular müzakere edilemez. Hep benlik hakimdir. Ben ne dediysem o olur, sen kimsin de benim karşıma çıkıyorsun? Problemlerimiz muhakeme edilemediği için bu haldeyiz. Konuşamıyorlar! Farklı fikir söyleyenler hemen uzaklaştırılıyor.

“Devlet kurumları böyle olursa, iktidarın doğru karar verme ihtimali olmaz”

Hangi rakamı, hangi veriyi, hangi istatistiği ele alırsak alalım bu iktidarın her alanda sınıfta kaldığını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Ve bunun sıkıntısını iktidar değil milletimiz çekiyor, biz çekiyoruz, bu ülkede yaşayan herkes çekiyor. Eğer bu sıkıntıları iktidar çekiyor olsa umurumda bile olmaz derim şahsen… Kendi düşen ağlamaz deriz ama öyle değil ki. Aldıkları kararlar sebebiyle ülkemiz bugün bu sıkıntılarla karşı karşıya…

TÜİK’e göre bile, bile diyorum, sırf resmi rakamları kullanırken bile edatını kullanmak zorunda kalışımız dahi iktidar adına utanç verici… Devlet kurumları böyle olursa, iktidarın doğru karar verme ihtimali olmaz. Çünkü gerçekleri görmüyor hatta görmemek için çaba sarf ediyorlar.

Bakınız TÜİK’e göre, %67’ye düşen Tüketici Güven Endeksi, hesaplandığı 2004 yılından bugüne en düşük seviyesinde. 2021 yılına ait “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”nın verilerine göre; en yüksek gelire sahip %20’lik kesim toplam gelirin %47’sini alırken, en düşük gelire sahip %20’lik kesimin payı %6! Gelir dağılımındaki dengeyi ifade eden Gini katsayısı bugüne kadar hiç olmadığı kadar bozuldu. Borçluluk oranı da sürekli artıyor, her 10 kişiden 7’si borçlarını ödemekte güçlük çekiyor. Hanelerin %60’ı “evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını”, %38’i “iki günde bir et, tavuk veya balık içeren yemek masrafını”, %20’si “evin ısınma ihtiyacını”, %63’ü de eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamadığını beyan ediyor.

Yani dehşet verici bir adaletsizlik, yoksulluk ve yoksunluk ile karşı karşıyayız. En temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi insanımız. Maalesef, bu ekonomik şartlar gençlerimizi ise çok daha derinden etkilemektedir. KYK, kredilerin ödeme tutarını 30 Haziran’da açıklayacak fakat kredi hesaplama uygulamalarından yapılan hesaplar aşağı-yukarı gelecek tsunaminin habercisi adeta. Üniversite hayatı boyunca toplamda 25 bin lira alan bir gencimiz yaklaşık 75 bin lira, 30 bin lira alanlar ise ortalama 100 bin lira borç ödeyecek. El insaf! Bu vicdansızlıktır! Kürsülerde faize karşıyız diyenler bu rakamlara ne diyecekler? Gençlerimizin çoğu zaten üniversiteden mezun olunca iş bulamıyor, bulanlar ise çok düşük maaşlarla çalışmaya başlıyor, bu kadar borcu nasıl ödeyecekler? Medyayı satın almak için yandaş holdinglere Ziraat Bankası’ndan kredi tahsis ediliyor, milyonlarca dolarlık kredi borçları siliniyor ve bunun için de para bulunabiliyorsa; gençlerimiz için de bu kaynak bulunabilir ve de bulunmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, karşısına kimin aday çıkacağını çok merak ediyor olacak ki ısrarla o ismi öğrenmek istiyor. Kendisi çıktı; seçimler tam zamanında yapılacak ve ben adayım. dedi. Kusura bakmasın. Adaylar tam zamanında yapıldığı takdirde Sayın Erdoğan aday olamaz. Anayasa Mahkemesi iptal eder. Çünkü Anayasa’da çok açık ve net bir kişi ikiden fazla aday olamaz hükmü var. Aday olabilir mi? Olabilir ama bir şartla… Meclis karar verir, seçimi öne alırsa… Peki ne kadar öne alırsa olur? 1 hafta, 10-15 gün bile öne alınsa Anayasa’daki durumdan dolayı Cumhurbaşkanı Meclis tarafından aday gösterilebilir. Ben adayım diye kendisi kesinlikle dayatamaz… Onun için bu meseleyi bilmemiz lazım. Sn. Erdoğan’ın “ben adayım.” demesi, parti grubuna ve ittifak ortağına aday olabilmesi için gerekli kararlı almaları için bir mesajdır.

“Altılı Masa olarak bir araya gelir, cumhurbaşkanı adayımızı açıklarız”

Şimdilik aday olma niyetini belirtmiş oldu, Meclis’ten destek bekliyor anlaşılan… Ama o tarihe kadar adaylıktan vaz geçer mi, onu bilemeyiz, zaman gösterecek. Veya seçim zamanında olacak denilmesine rağmen, seçimlerin erkene alınma ihtimali var mı? Bugüne kadar ben şahsen hep zamanında yapılacağı kanaatindeydim, ama son 15-20 gündür geldiğim kanaat o ki, seçim bu sene sonunda da yapılabilir. Ama kararı biz muhalefet partileri vermeyecek, doğrudan doğruya Sn. Erdoğan ve onun kontrolünde olan partisi ve Meclis çoğunluğu verecek. Seçim tarihini açıklasınlar, seçim takvimi belli olduğunda bu meraklarını hemen giderelim. Altılı Masa olarak bir araya gelir, cumhurbaşkanı adayımızı açıklarız. Seçim tarihi belli olmadan şimdiden adayımız açıklama ihtiyacı duymuyoruz, gereği de yok… Neden ısrarla aday belli olsun, aday belli olsun, aday belli olsun… Sabret. Belli olacak bir gün…

Ayrıca ben kendisine şu anda daha Cumhurbaşkanı olarak daha öncelikli sorumluluklarının olduğunu hatırlatmak isterim. Yükselen enflasyon ve hayat pahalılığına bir an önce çare bulmak Cumhurbaşkanı olarak Sayın Erdoğan’ın bir numaralı görevidir. Vatandaşlarımız artık evinden dışarı adım atmaya korkar hale geldi. Çünkü her şey ateş pahası… Asgari ücretlinin saatlik mesasi 1,3 Dolara geriledi…. İnsanımız, koca bir gün çalışmasının karşılığında bir kilo et alamıyor. Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir anlayış. Cumhurbaşkanı olan bitene gözünü, kulağını kapamış, 6 ay sonra düzelecek, seneye düzelecek diye her gün bir başka tarih veriyor. 6 ay güzel bir rakam olarak bulundu bunlar tarafında. 6 ay sonra düzelecek 6 ay geçiyor bu kez bir 6 ay sonrası için yine düzelecek.

“Ülke böyle yönetilmez arkadaşlar”

Fakat artık milletimizin karnı buna doydu. Çözemez ki. Çözemiyor zaten. 5 sene daha kalsa ne olacak? Bugünkü mantıkla gittiği takdirde Türkiye’nin problemlerini çözemez. Aksine daha büyük problemlerin içine sokar ülkeyi. Neden çözemiyor? Çünkü az önce de ifade ettiğim gibi müzakereye açık değil. Yanlışlarını müzakere etmek istemiyor. Ülke böyle yönetilmez arkadaşlar! Ve bu millet, artık geçmişte düştüğü hataya bir daha düşmeyecek. Ben bilirim diyen bugün Cumhurbaşkanı, olağan şartlarda, bu ülkede bir daha Cumhurbaşkanı seçilmez. Şartları öyle bir değiştirirler ve bu şartlarda seçimi ertelemeye kalkarlarsa, bu da ülkemize yapılacak en büyük ihanet olur.

Sayın Cumhurbaşkanı, durum böyleyken; seçimlerde karşınıza kimin çıkacağını bir kenara bırakın da “ben vatandaşın karşısına nasıl çıkarım” diye kafa yorun. Ocak ayında 84 lira olan Ankara-İstanbul YHT bilet ücretleri sadece 6 ayda %132 zamlandı ve bugün 195 lira oldu; bu fahiş fiyat artışını milletimize nasıl açıklayacaksınız, ona kafa yorun. Biz sizin karşınıza çıkacak adayı zamanı geldiğinde açıklayacağız, ancak siz zaman aleyhinize işlediği halde milletimizin karşısına çıkamıyorsunuz. Çünkü, milletimizi yoksulluğa, sefalete mahkum ettiniz. Çünkü, “dar gelirliler hariç herkesin çarkı dönüyor” diyerek milletin %95’ini görmezden geldiniz. Çünkü kiracıyı ev sahibine, babaları çocuklarına, esnafı mahalledeki komşusuna, emeklileri torunlarına mahçup ettiniz. Çünkü, 4 yıl önce “bu kardeşinize yetkiyi verin; enflasyonla, kurla nasıl mücadele edilir göreceksiniz” diye istediğiniz yetkiyi kötüye kullanarak başarısız oldunuz ve başarısızlığınızda ısrar etmeye devam ediyorsunuz.

İktidar olağanüstü koşullar arıyor

2015’ten bu yana hiçbir seçimi olağan koşullarda geçirmedik maalesef. Şimdi iktidar, bu seçimde de benzer koşulları aramanın ve bulamayınca da oluşturmanın gayreti içerisinde. Ekonomik krizle birlikte halk desteğini kaybetmekte olduğunu anlayan Erdoğan iktidarı ve ortakları, yeniden “beka” söylemine sarılabilmek için fırsat arıyorlar. Görünen o ki Cumhur ittifakı, Suriye ve Yunanistan üzerinden “olağanüstü durumlar” meydana getirmek istiyor. Açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum; hiç kimse kendi ikbali ve iktidarı için ülkemizi bu zor günlerinde böylesine tehlikeli yollara sokma gafletinde bulunmasın. Türkiye, iktidarın külhanbeyi rolleri, sürekli değişen “dostum-küstüm” hitapları nedeniyle çok bedel ödedi. Bu bedeli artırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Biz, terörle başarılı ve etkin bir şekilde mücadele edilmesini sonuna kadar destekliyor, bu konunun siyasi malzeme yapılmasına sonuna kadar karşı çıkıyoruz. Şahsiyetli bir dış politikaya evet, dış politika konularının seçimlere alet edilmesine hayır diyoruz.

Ülke olarak tarihimizin en önemli seçimine yaklaşıyoruz. İktidarın son yıllarda attığı adımlar ve benimsediği siyaset tarzıyla birlikte geçmiş seçimlerdeki tecrübelerimiz, bu seçimin nasıl bir atmosferde geçeceği konusunda bizlere ipucu veriyor. Bu nedenle, Türkiye’yi sıkıştırılmak istenilen bu dar ve tekinsiz yoldan çıkarmak isteyen 6 muhalefet partisi olarak üzerinde ciddiyetle durduğumuz konuların başında seçim güvenliği geliyor. Bu seçimlerde bir vatandaşımızın dahi oyunun zayi olmaması için ciddi bir çalışma içerisindeyiz. Herkes şundan emin olsun, sandıklara sonuna kadar sahip çıkarak millet iradesinin eksiksiz ve doğru şekilde tecelli etmesini sağlayacağız. Bir kez daha bunun altını önemle çizmek istiyorum. Biz muhalefet olarak üzerimize düşeni yapacağız ancak iktidardan da üzerine düşen görevi yapmasını bekliyoruz. Gelin bu seçimi önceki seçimlerin aksine her yönüyle adil şartlarda geçirelim.

Seçim adil olsun

Seçimin daha adil ve eşit şartlarda geçmesi için bazı hususları ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki seçim sürecinde; Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim çalışmalarında devletin imkanlarını, Cumhurbaşkanlığı forsunu kullanmamalıdır. Anadolu Ajansı ve TRT, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi muhalefet partilerine ambargo uygulamaktan vazgeçmelidir. Özellikle seçim döneminde Ak Parti lehine izledikleri yayın politikalarından vazgeçmelidirler.

İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanları tıpkı 2017 öncesinde olduğu gibi seçimlerden 3 ay önce istifa etmelidir. Valiler, kaymakamlar, bürokratlar, il emniyet müdürlükleri ve iktidara bağlı yerel yönetimler muhalif partilerin seçim çalışmalarına yönelik çifte standart uygulamamalıdır. Pankart, bayrak, afiş asmak isteyen muhalif parti mensuplarını engellememelidir.

RTÜK, iktidarın medya üzerindeki kontrol ve baskı aparatı olmamalıdır. Kamu kuruluşları ve bankaları üzerinden iktidara yakın medya kuruluşlarına kaynak aktarımı yapılmamalıdır. İktidar partisi, kamu görevlilerini ve belediye çalışanlarını seçim çalışmalarına katılmaları için zorlamamalıdır.

En önemlisi de, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli olmak üzere; iktidar kanadı toplumumuzu kutuplaştıracak, huzurumuza kast edecek söylemlerde kesinlikle bulunmamalıdırlar. İktidar ve ortakları, seçimleri kazanmak için her yolun mübah olmadığını bilsinler. Bu seçimi kazanmak için atacakları her adımın mesuliyeti büyük olacaktır; bunun bilinciyle hareket etmelerini ümit ediyorum.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan ‘Ortak Aday’ Açıklaması

HDP’li Beştaş, katıldığı bir programda yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığına karşı tutumlarının kişisel değil, ilkesel olduğunu söyledi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, ARTI TV’de yayınlanan Günün İçinden programında Fuat Ateş’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Beştaş, partisinin seçim süreci ve ortak aday konusundaki tutumuna ilişkin açıklamada bulundu.

Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda HDP’nin esas aldığı 11 temel ilkeyi hatırlatan Beştaş, “Biz ilkelerimize bağlı bir aday ölçüsünü kullanıyoruz. Bunu aslında 27 Eylül’de bütün kamuoyuna ifade ettik. Demokrasi, adalet, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Kürt meselesinin demokratik çözümü, kadına yaklaşım, ekoloji meselesine olan tutumu gibi 11 madde açıkladık. Bizim için önemli olan çıkacak adayların ilkelerimizle örtüşmesidir, bu konudaki şeffaf tutum ve açıklamalarıdır. Tabii ki bizimle kurulacak diyalog açık diyalog ve tartışmadır. Bu nedenle biz isimleri tartışmayı doğru bulmuyoruz. Çünkü özellikle Cumhur İttifakı bunu yaptırmaya çalışıyor ama biz böyle hassas dönemlerde hakikaten bu meselelerde ilkesel temelde yaklaşımı esas alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Beştaş, “Mansur Yavaş ve Meral Akşener’in ortak adaylığı konusunda HDP’nin tavrı ne olur” sorusuna “İsimleri tartışmadığımızdan emin olun. Bu yetkide ne MYK’mızda ne PM’mizde isimler tartışılmadı. Ama diyelim ki Mahsur Yavaş gibi bir şahsiyetin tamamen rehin tutulan Selahattin Demirtaş’a ilişkin bir ‘inşallah’ kavramını bile reddeden resmi açıklama yapıyorsa bu bizim parti tabanımızda hem de kurullarımızda görülemeyecek bir mesele değildir. Bu bizim açımızdan kabul edilebilir değildir. Bunu da yine ilkesel söylüyoruz. Neticede yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adalet ilkemizin bu konuda kesinlikle örtüşmediğini söylüyoruz. Yoksa isimle ilgili ya da kişisel bir değerlendirme olarak söylemiyoruz. Çünkü bizim için isimlerden çok çok daha önemlisi ilkelerdir” yanıtını verdi.

“Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız”

Beştaş, partisinin ittifak konusundaki çizgisi ve yol haritası ile ilgili de şunları söyledi:

“Gelecek seçimlere ilişkin parlamentoda en yüksek sandalyeyi vekil sayısını çıkarmak için şimdiden çalışıyoruz. HDP olarak şuana kadar mevcut anketlerde görünen ya da tartışılan kulislerde oy oranının çok üstünde oy alacağımıza hiçbir kuşkumuz yok. Yani bütün veriler tabanda yaptığımız çalışmalar ve bizim dışımızdaki anket şirketlerinin yaptığı araştırmalarda aslında HDP’nin anahtar konumunda olduğunu tekrar tekrar teyit ediyor. Evet biz gelecek dönem Türkiye demokrasisinin anahtarı olacağız. Türkiye’de hak ve özgürlüklerin önünün açılmasındaki temel anahtar rolünü tabii ki üsleneceğiz. Ve bununla ilgili tabii ki ilkesel anlamda HDP önü kapatan kilitleyen değil, anahtar olma özelliğini büyüterek yoluna devam edecek. 3 Temmuz’da on binlerce HDP’liyle demokrasi gönüllüsüyle Türkiye’nin demokratikleşmesine bir adım daha yaklaşacağımıza inanıyorum.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın ‘Adayınız Kim?’ Sorusuna Yanıt: Sen Gideceksin…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘adayınız kim?’ sorusuna da yanıt vererek, “Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim. Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı.” ifadelerini kullandı.

Akşener, KYK yurtlarında yaşanan intiharları gündeme getirerek “Öğrencilerimizin yaşadığı barınma sorunu; onları dernek ve vakıflara ait, özel yurtlara mecbur bırakırken… KYK yurtlarının başıboş yönetimlerin eline bırakılmasına göz yumamayız” diye konuştu. Akşener, Akdeniz Üniversitesi’ndeki intiharlara değinerek, “Elmalılı Hamdi Yazır yurtlarında yaşananların soruşturulması için konunun takipçisi olacağız” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin açıkladığı gelire endeksli senet (GES) girişimini eleştiren Akşener, “Meğer devlet hava meydanları ile kıyı emniyetinin gelirlerini pazarlıyorlarmış. Bu gelirler daha önce millete harcanırken şimdi GES alan tasarruf sahibine gidecek” dedi. Kur korumalı mevduat hesabının maliyetinin 200 milyar lirayı bulacağını belirten Akşener, asgari ücretin enflasyona uygun olarak güncellenmesi gerektiğini söyledi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle;

“Geçtiğimiz hafta ülkemizin çeşitli bölgelerin sel felaketleri meydana geldi. Zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Dengesini bozduğumuz doğamızın bize bir mesajı var. 2 gün sonra 17 Haziran günü Dünya Çölleşme ve Kuraklıklaşma ile Mücadele Günü. Ülkemizin içinde bulunduğu Akdeniz havzası insan eliyle meydana gelen iklim değişikliği ile gittikçe daha da kuru bir bölge haline geliyor.

Isınma nedeniyle su kaynaklarımızdaki kayıpların derin bir su krizine yol açması riskiyle de karşı karşıyayız. Artan maliyetler nedeniyle toprağını boş bırakmak zorunda kalan çiftçilerimiz için çok daha hayati. Biz İYİ Parti olarak ülkemizin yeni bir krizi kaldıramayacağının farkındayız. İktidar mensuplarına açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. İklim krizi meselesi iktidar-muhalefet meselesi değil, Türkiye’nin geleceğini kurtarma meselesidir. Biz ülkemiz için hayati öneme sahip iklim kriziyle ilgili atacağınız her türlü olumlu adımın yanında olacağız. O adımı atmak sizin sorumluluğunuzda.

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nin içerisinde bulunan Elmalılı Hamdi Yazır KYK Yurdu’nda yaklaşık bir aydır intihar vakaları yaşanıyor. Zor buldukları yurtlarda neler yaşadıklarını bilmek zorundayız. Eğer ortada gençlerimizin hayatlarını baskılayan şartlar varsa bunu öğrenmek zorundayız. Öğrencilerimizin barınma sorunu onları özel yurtlara mecbur bırakırken ve Enes’İn acısı hale tazeyken KYK yurtlarının da başıboş yönetimlere bırakılmasına göz yumamayız.

Gerçeklerin bir an önce gün yüzüne çıkarılması için konunun takipçisi olacağız. Gençlerimizi karanlığa hapseden nedenlerin peşini bırakmayacağız. Ben defalarca bu kürsüden Erdoğan’ın vicdanına seslendim. Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim bu ülkenin lügatından kadın, çocuk ölümlerini silelim dedim. Bu konuda tek bir somut adım atmadı, atmıyor. Çünkü kürsü şovları peşinde koşup hâlâ 3 maymunu oynuyor.

Nebati bakan bu kafayla GES’ten sonra milleti tamamen denklemden çıkarıp yandaş ekosistemin tamamı paylaşabilsin diye YES yani Yandaş Endeksli Senet çıkarırsa şaşırmayın. Gelire Endeksli Senet’ten önceki KKM’nin ülkemize maliyeti 220 milyar lirayı bulacak. Bu para bir çivi bile çakmadan Hazine’nin kasasından çıkacak. Bu para ile milletimize ve memleketimize çok daha faydalı işler yapılabilirdi.

220 milyar lirayla okullarda, sokaklarda, her yerde şahit olduğumuz çocuk yoksulluğu ve yoksulluk bitirilebilirdi. Mesela devlet okullarında 11 milyon öğrencimize ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği verilebilirdi. Yıllardır Hazine’de para yok diye görmezden gelinen kazanılmış hakları için mücadele veren EYT’li arkadaşlarımızın hakları verilebilirdi. Tüm bunlar esasında bir öncelik meselesi. Ne var ki AK Parti iktidarının hiçbir programında öncelik milletimiz olmuyor. İktidarın altına imza attığı tüm yanlışlara rağmen ülkemizi içinde bulunduğu bu çukurdan çıkarmaya geliyoruz.

Asgari ücrete rekor zam yaptık diye böbürlenenler hemen her ürüne neredeyse her gün gelen zamlarla zerre ilgilenmiyor. Bugün yeniden iktidara seslenmek istiyorum. Asgari ücretli vatandaşlar evine ekmek götüremiyor. Bir an önce asgari ücreti güncelleyin. Milletimizi ayın ortasına bile gelmeden eriyen maaşlar ile açlığa, çaresizliğe mahkum edemezsiniz.

Kendi eş, dostunuzu ihya ederken bu milletin evlatlarını görmezden gelemezsiniz. Artık kabul edin, sizin bu aziz millete verecek hiçbir şey kalmadı. Artık yapılacak belli. Getirin sandığı, millet karar versin. Türkiye sahipsiz değil, milletimiz de çözümsüz değil. Madem yapamıyorsunuz o zaman daha fazla gölge etmeyeceksiniz. Siz sadece sandığı getireceksiniz sonra da muhalefet saflarında yerinizi alıp oturup izleyecek ve ders çıkaracaksınız. Bu kadar basit.

“Dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor”

Bay Kriz’in peşkeş çekilen stratejik kurumumuzla ilgili ne nutuklar atıldı! Önce satmadık, kiraladık. Bunların hepsi aynı şahıs söyledi. Son olarak da peşkeş çekilmesini örtbas etmek için başka yalan uyduruldu. Dendi ki ‘Karasu’da farklı bir fabrika kuruyoruz, istihdamı artırıyoruz.’ Yandaş medya da günlerce yayın yaptı. Fabrikaya gittik. Yatırım matırım yok. Fabrika sökülüyor. Yanlış duymadınız. ‘dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor. İşte size Bay Kriz’in mangalda kül bırakmadığı yerli ve milli yatırım anlayışı. Milli ve stratejik kurumlarımızı yabancılara peşkeş çekmeyeceksin. Erdoğan’ın yerli ve milliliği lafta. Kendisinin son icraatı da yerli kaynaklarla elektrik üreten firmaları zora sokmak.

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlara doğrultusunda, bir an önce, asgari ücreti güncelleyin. Sayın Erdoğan, o evler dipsiz birer dert kuyusu olmuş durumda. Sen onlara ‘şükürsüz” desen de; uzun uzun bakıp, o dertleri görmesen de; Nietzsche’nin söylediği gibi, o dert kuyusu, artık seni çok net görüyor.

“Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz”

Size garanti ediyorum. İYİ Parti iktidarıyla birlikte, Türkiye’de sığınmacı sorunu diye bir sorun kalmayacak. Ancak özellikle gençlerimizden, bir şey rica ediyorum: O da öfkenize yenilmemeniz… Sizleri haklı öfkeniz üzerinden, kendi oyun sahasına çekmeye çalışanları, lütfen dinlemeyin. Berbat göç politikalarına kurban arayanların, sizi manipüle etmelerine, sakın izin vermeyin.

Kendi beceriksizliklerine kılıf arayanların tuzağına, asla düşmeyin. Şunu bilin ki; sığınmacıları geri göndermek, uluslararası hukuktan doğan, en doğal hakkımız. Beşar Esad, kapsamlı bir af çıkartıp, sığınmacılara, ‘Ülkenize dönün’ diyor. Ama Sayın Erdoğan, ‘Durun daha karpuz kesecektik, durun daha vatandaşlık verecektik’ diyerek, buna engel oluyor. Yani şu anda, sığınmacıların dönmesini istemeyen ve bunu engelleyen, tek bir kişi var; O da bizzat Sayın Erdoğan.

Türkiye’de, bu sorunun çözülmeme ihtimali yok. Dolayısıyla; Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz. Nefret tiratlarıyla değil, diplomasi diliyle çözeceğiz. Boyun eğerek değil, dik durarak çözeceğiz. Sulandırmadan, saptırmadan, Türk Milleti’ne yakışır biçimde, devlet ciddiyetiyle çözeceğiz.

Millet İttifakı’nın adayının kim olacak?

Nitekim Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı. Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim.

Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı”.

Paylaşın

Erdoğan’ın Seçim Planı Belli Oldu

Gazeteci Mehmet Tezkan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, “Aslında Erdoğan’ın oyun planı belli. Önceki günkü konuşmasında çıtlattı. Satır aralarında ima etti” dedi.

Mehmet Tezkan, Halk TV’de yayımlanan köşe yazısında erken seçim iddialarını değerlendirerek “Siz olsanız erken seçime gider misiniz? Siz gitmeyecekseniz Erdoğan neden gitsin?” diyerek ihtimalin düşük olduğunu vurguladı.

Erdoğan’ın dün yaptığı konuşmaya dikkat çeken Tezkan, “Aslında Erdoğan’ın oyun planı belli. Önceki günkü konuşmasında çıtlattı. Satır aralarında ima etti.” dedi ve şu ifadeleri kullandı:

Haziran planı şu:

BİR: Enflasyon şu nedenle bu nedenle inecek. Karar gazetesinde İbrahim Kahveci meseleyi o kadar basit o kadar güzel anlattı ki:

“Matematik ile izah edelim: Bu 6 ayda 54 TL zam yapılan ürünün fiyatı 100 liradan 154 liraya yükselmiş oldu. Fakat siz önümüzdeki 6 ayda 55 lira daha zam yaptığınızda ürünün fiyatı 154+55=209 liraya çıkmış olacak. Ammaaa bir farkla.

İlk 54 liralık zam 54/100=%54 demektir. İkinci altı ayda 55 lira zam ise 55/154=%35,7 etmektedir.

Şimdi burada ne olmuş oluyor? İlk 6 ayda 54 TL zam yapılmış ve ardından ikinci 6 ayda da 55 TL daha zam yapılmıştır. Ama baz etkisi ile ilk 6 ayda enflasyon %54 olurken, sonraki 6 ayda enflasyon %35,7’ye düşmektedir. Zam tutarı daha fazla olsa bile enflasyon düşmüş oluyor.

İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kurulan ülke yönetiminin enflasyonu düşürme formülü budur”

100 liraya aldığın malı bir yıl sonra 209 liraya alacaksın ama enflasyon yüzde 54 ‘ten yüzde 35.7’ye düşmüş olacak… Şubatta, martta enflasyon inecek demesinin sebebi budur.

Erdoğan bu durumu iyi satar, iyi pazarlar…

İKİ: Temmuz ayında enflasyon oranında zam verecek. Ocak ayında ise seçim zammı yapacak. Enflasyonun üzerinde. Yüzde yüz.

Asgari ücrete yapacağı zam Hazine’yi çok fazla ilgilendirmiyor. İşvereni ilgilendiriyor. Yüzde yüz çaksa kendi için ne yazar?

İşveren kaldıramaz, işten çıkarmalar olur. Olmaz. Seçim öncesi maliye sopayı gösterdi mi kimse bir kişi bile işten çıkaramaz.

ÜÇ: Karadeniz gazı. Borular döşenmeye başlandı, 2023’te seçimden önce evlere taşınacağı Erdoğan tarafından ilan edildi. Artık yerli gazımız var diye seçimden önce doğalgaz ücretlerini yüzde 60, yüzde 70 indirebilirler.

Nisan, mayıs bolluk havası haziranda seçim.

Siyaset bilimcilerin bir bölümü seçmen son üç aydaki duruma göre oy tercihini yapar diyor. Erdoğan ocak sonrasına oynuyor.

Ya kazanırım ya benden sonra tufan diyecek…

Gidişat belli…

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi: Türkiye’nin Kaygılarını Gidermeye Çalışıyoruz

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba olduğunu belirterek, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını söyledi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, Dışişleri Bakanlığı’nın çevrimiçi brifinginde soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin kaygılarının nasıl giderilebileceği sorusuna Smith, üçlü formatta görüşmelerin yanısıra ABD dahil diğer ülkelerin de Türkiye ile diyaloğunun sürdüğünü belirtti.

”Şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba var” diyen Smith, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını belirtti. Smith, ”Bu devam eden bir üçlü format. Ankara’nın masaya koyduğu bazı endişeleri gidermek için bu üç ülkenin bir araya geldiği yönünde haberler gördünüz” dedi.

Büyükelçi Smith, Amerikalı bazı yetkililerin iki ülkenin üyelik başvurusu yaptıkları dönemde Ankara’nın kaygılarını anlamak için Türkiye ile temas kurarak bireysel çabalar da yürüttüğünü belirtti.

Hem Washington’un hem de diğer NATO müttefiklerinin bireysel çabalarının sürdüğünü belirten Büyükelçi Smith, NATO’da da konuyla ilgili yuvarlak masa toplantılarının yapıldığını, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’le ilgili dile getirdiği bazı kaygıların dinlendiğini ve yol çizme çabalarının devam ettiğini kaydetti.

Amerika’nın NATO Büyükelçisi Smith, ”Hedefimiz İsveç ve Finlandiya’nın Madrid zirvesinde davetli olarak yer alıp almayacaklarını görmek. Eğer bu olursa süreç devam edecek. Katılım görüşmelerini açık tutmaya çalışacağız. Sonunda bunun olacağına hala güveniyoruz. Zamanlama olaraksa kesin bir şey söyleyemiyorum. Ancak kapalı kapılar ardından Türkler’in kaygılarını gidermeye çalışıyoruz” dedi.

Brifingde bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bir yıl kadar askıya almaya hazır olduğunu söylediği hatırlatarak, bunun sadece İsveç ve Finlandiya değil NATO’nun tamamı açısından da bir problem teşkil edip etmeyeceğini sordu.

Büyükelçi Smith, NATO müttefiklerinin bu durumun haftalar ya da aylar içinde çözülebilecek bir konu olmasını ve yıllar sürmemesini umduklarını belirtti. ”Hepimizin bu iki ülkeyi Madrid’de davetli olarak diğer ülke liderlerinin yanında görme umudumuz var, bu umudumuzun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz” diye konuştu.

Smith, NATO üyelerinin, iki ülkenin ittifaka katılması konusunda süreç o aşamaya geldiğinde onay mekanizmasının hızlandırılması yönünde adımlar atıyor olmasının cesaret verici olduğunu belirtti.

”ABD’de büyük destek var”

ABD’de bu iki ülkenin ittifaka katılması için güçlü destek olduğunu belirten Büyükelçi, Senato’nun da bu nedenle zamanı gelince yeni üyelikleri hızla onaylamaya hazır olacağı mesajını verdiğini söyledi.

Smith, ”Bir kez daha NATO’da perde arkasında bu iki ülkeye güçlü desteği, mümkün olan en hızlı şekilde ilerleme isteğini görmeye ve hissetmeye devam ediyorsunuz. Ancak Türkiye ile bugüne kadar dile getirdikleri kaygıları gidermek için birlikte çalışma isteğimiz de devam ediyor” dedi.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın Adaylık Açıklamasına Dikkat Çeken Yorum

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylık ilanını yorumladı.

T24 için kaleme aldığı yazısında “Cumhur İttifakı beklenen adayını açıkladı ama ilginç bir yöntemle, daha doğrusu yöntemsizlikle. Bu nokta dikkatlerden kaçtı fakat bence üzerinde durulması gereken tuhaf bir durum var ortada” diyen Demirtaş, şöyle devam etti:

“Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimine gidiyoruz ve Cumhur İttifakı’nın adayı, AKP İzmir İl Danışma Kurulu toplantısında son derece sönük, sıradan, iddiasız bir şekilde ve bizzat adayın kendisi tarafından açıklandı. Hem de araya sıkıştırılmış iki üç cümleyle. Adaylık ilanı oldu bittiye getirilip geçiştirilmiş oldu.

‘Bir tuhaflık yok mu?’

Oysa musluk açılışını bile şatafatlı, gösterişli törenlerle gerçekleştirip her fırsatı bir güç gösterisine dönüştüren birinden söz ediyoruz.

Normalde 20-30 bin kişilik bir salonda, Dombra eşliğinde sahneye davet edilerek, tüm kurmaylarının yanında olduğu ve belki de AKP-MHP ortak organizasyonuyla göklere çıkarılarak, gösterişli ve tantanalı şekilde ilan edilmesi beklenirdi bu zatın adaylığının.

O sırada tüm havuz medyasının canlı yayında olması, yalakaların ekranlarda onu övmesi, Binali’nin duygulanıp bir iki damla gözyaşı dökmesi, bu anlara tanık olan herkesin duygu seline gark olması gerekirdi.
Ama öyle olmadı.

Adam sıradan bir parti toplantısında, tek başına kürsüdeyken pattadanak, kendi adaylığını ilan ediverdi. Hem de seçime daha bir yıl varken yaptı bunu. Sizce de bir tuhaflık yok mu?

Peki neden böyle yapmış olabilir?

Emin olun, o zat dışında bu sorunun yanıtını bilen yoktur. Biz yine de aklımıza gelebilecek bütün olasılıkları alt alta yazalım. Birisi kesin tutar, nasılsa.

  • Programda öyle bir şey yoktu, ağzından kaçırdı.
  • Kafasında baskın seçim var, adaylık işini hızla aradan çıkardı.
  • Üçüncü kez aday olamayacağı tartışmalarını şimdiden başlatıp mağduriyet devşirmeyi hesapladı.
  • Muhalefeti de kendi adayını açıklamaya zorlamak istedi.
  • Dağılmakta olan tabanını tutmaya çalışmak istedi.
  • İsrafı sevmediği, gösterişten hoşlanmadığı için adaylık açıklamasının sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde olmasını istedi. (Yok, bu şıkkı hemen eleyebiliriz.)
  • Kasada para bitti, dolayısıyla şatafatlı bir tören yapamadı. Sağdan soldan borç bulamadı, eşinin altınlarını bozmak istemedi. Ele güne karşı ayıp olmasın diye de sade bir toplantıda mütevazi bir şekilde açıkladı adaylığını.
  • “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan’dır” dediği sırada Tayyip Erdoğan’ın kendisi olduğunun farkında değildi.
  • İmkanlarını kendi şahsi çıkarları için kullanmayı istemedi. (Pardon. Bu, Che Guavera’nın yaşam öyküsünden bir alıntıydı, yanlışlıkla araya karışmış.)
  • Tek adam rejiminde olduğumuzdan, memlekette kendisinin adaylığını açıklayabilecek ikinci bir kişi kalmadığını düşünerek kendi adaylığını kendisi ilan etti. Sonra da kendi kendisini tebrik etti.

Bir ihtimal daha mı var?

Evet var ve o olursa gerçekten ilginç olur. Şöyle:

Aslında Erdoğan aday olmayacak. Kaybedeceği kesin olan bir seçime girmez. Ama ‘Korktu da adaylıktan çekildi’ dedirtmemek için de seçime bir yıl kala adaylığını açıklayarak geri çekilmek için geniş bir zaman kazandı. Adaylığını, seçime üç ay kala açıklasaydı geri çekilemezdi. Oysa şimdi, sağlık gerekçeleri veya benzeri bir bahaneyle çekilip yerine başka birini aday gösterme olanağını yakalamış oldu.

‘Aslında sağlık sorunu olmasa bakın, kendisi zaten adaylığını ilan etmişti. Korkmadı, çekinmedi’ dedirtmek istiyor ki böylece yeni adayın arkasında durabilsin ve seçmenlerini o adaya yönlendirebilsin. Yoksa emin olun, kendisi böylesine sönük bir adaylık ilanına razı olmazdı. ‘Adayım’ demiş oldu ama seçmenlerine aşırı bir heyecan vermemeye de özen gösterdi.

Bu şekilde yaparak seçmenlerini Cumhur İttifakı’nın asıl adayına motive etmekte zorlanmayacağını düşündü. Bence Erdoğan, kendi devrinin kapandığını, bu iddiasız adaylık ilanıyla kabul etmiş oldu.

O halde yeni aday kim olacak?

Bunu da merak etmeyelim bi’ zahmet. Bize ne, kim olursa olsun. Nasılsa tarihi bir yenilgi yaşayacak garibim. Yenilgi deyince aklıma yine Binali geldi. Tüm yenilgileri ona yaşatıyor. Adam yenilgiden sorumlu devlet bakanı gibi. Korkarım, yine ona yüklesin bu onurlu görevi.

Neyse, biz işimize bakalım. Kaldırılacak devasa bir enkaz, yeniden kurulması gereken harap halde bir memleket var.

Ve başaracağımıza olan kararlılığımız, cesaretimiz, umudumuz var yüreğimizde.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Türkiye Mutlaka Laik Bir Ülke Olacak

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, asıl tehlikenin gerici zihniyet olduğunu vurgularken, tarikat ve cemaatlerin devlet kademelerini ele geçirmelerine dikkat çekti. Laikliğin öneminin altını çizen Baş, “Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin TBMM’deki haftalık basın toplantısı gündeme dair açıklamalarda bulundu. Erkan Baş, şunları söyledi:

“Tek adamın gece yarısı hezeyanıyla çıktığını sandığı İstanbul Sözleşmesi için direnen tüm kadınları selamlıyorum. Kadın yoldaşlarımız, Orta Çağ zihniyetiyle tuttukları yerlerden rol biçen erkeklere tarih dersi vermeye devam ediyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin iptaline yönelik duruşmanın görüşülmesi için bugün kadınlar Danıştay’da direniyor. 15 kişi ve kurumun davası görülüyor bugün ve TİP’li Kadınlar’ın da duruşması var. Kadınlar hayatları pahasına direniyorlar, hayatları için direniyorlar. Hepsini yürekten selamlıyoruz.

Bugün Partimiz adına duruşmaya katılan Parti Sözcümüz Sera Kadıgil’in bir vurgusuyla devam etmek istiyorum; “Karun kadar zenginleşen Tayyip Erdoğan, hala siyasal İslamcı olduğunu bir grup yobaza ispatlamak için bu sözleşmeden çıkmak istiyor”

“Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak”

Bize göre mesele budur. İktidarın kadın düşmanı karakterini tamamlayan bu gerici yaklaşıma karşı tüm TİP üyeleri adına net bir yanıt vermek istiyoruz: Buna izin vermeyeceğiz. İzin vermeyeceğiz ve Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak.

Laiklik ekmek kadar, su kadar önemli. Her şeyi kendine bağlayan ve kendisini her şey sanan Saray’daki zat ve şürekâsı, dindar ve kindar nesil yetiştirme aşkıyla, gençlerimizin yaşamalarına kast ediyor.

Akdeniz Üniversitesinde bağlı yurtlarda 40 günde 3 intihar vakası bir öğrencinin de evinde intihar etmiş olması, ancak ve ancak şimdilerde susturmaya çalıştıkları sosyal medyanın yarattığı kamuoyuyla Türkiye gündemine girmeyi başardı.

Akdeniz Üniversitesi kampüsündeki Bezm-i Alem Valide Sultan Kredi Yurtlar Kurumu Yurdu’nda 11 Mayıs, 23 Mayıs, 10 Haziran’da üç gencimiz canına kıyıyor.  Aynı yurtta yine kamuoyundan saklanan ve resmi verilere geçmemiş on intihar vakasının daha yaşandığı iddia ediliyor.

İddialar oldukça vahim; ilk intiharın üzerinden 40 gün geçmesine rağmen neden ta ki sosyal medyada olaylar ifşa olana kadar herhangi bir açıklama yapmadınız? Neden gizlediniz?

Güvenlik kameralarının çalışmadığı, yaşanan hırsızlık olaylarının ardından öğrencilerin talep etmesine rağmen kamera takılmadığı ve hatta Ankara’dan öğrencilerle etkinlik buluşması adı altında gelen genel müdür yardımcısından kamera isteyen öğrenciye “Bakanlığın kamera alacak parası yok” diye cevap verdiği iddia edilmektedir.

Biz buradan soralım Gençlik ve Spor Bakanı’na, kamera alacak paranız yok mu? Hani biz biliyoruz da devleti soyup soğana çevirdiğinizi o öğrenciye söylediğiniz açıklıkla kamuoyu önünde de itiraf edin istiyoruz.

İddialar oldukça vahim bakın sadece birini okuyacağım. Şöyle:

“İntiharların yaşandığı yurtta kaldım. Orası çok korkunç bir yer ve kaçmak zorunda kaldım.Orası Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı gibi görünüyor ama kesinlikle yalan. Dinci cemaatçiler KYK içinde çalışıyorlar. Güvenlikçilerden aşçılara kadar temizlikçiler dahi Menzilci. Zorla namaz kıldırma Kuran okutma gibi… Geçen bir sohbette ‘İntihar etmek günahtır ama daha büyük günah bize karşı çıkmaktır.  Bize teslim olun, ruhunuzu bize verin ve tüm günahlarınıza kefaret verelim’ diyorlar”

Kim bu adamlar hangi hak ve yetkiyle öğrenciler üzerinde bu denli baskı kuruyorlar? Bu adamların mesleki formasyonu ne? Bu adamlara ilişkin tek bir soruşturma açıldı mı? Hiçbir yetkili olan bitenin hesabını verecek mi?

Dediğimiz gibi iddialar vahim liste uzun…

16 Nisan tarihinde Zonguldak’ta KYK Abdullah Sabri Efendi Erkek Yurdu’nda bir öğrencinin daha intihar etmiş, neden?

27 Nisan tarihinde ise Malatya’da İnönü Üniversitesi öğrencisi kadın öğrenci, kaldığı yurtta 7. kattan düşerek hayatını kaybetmiş, neden?

Konya’da bir KYK yurdunda geçen aylarda intihar ettiği iddia edilen kişi kim?

Harran Üniversitesinde erkek yurdundan atlayarak canına kıyan öğrencinin soruşturması ne oldu?

Buradan Saray noterlerine sesleniyorum; derhal TBMM çatısı altında bir araştırma komisyonu kurulmalı ve yurtlarda neler olduğu, öğrencilerin neler yaşadığı araştırılmalı.

Parmaklarınızı bu kez Saray’dan gelen bir talimat için değil gençler için kaldırın?

“Asıl tehlike, asıl tehdit bu gerici zihniyettir”

Orta Çağ’dan sesler korosunda bu hafta diyelim… 2000li yılların başında 3 bin olan 2018’de 16 bini aşan tüm AKP döneminde yüzde 400 artan Kuran kurslarıyla inançlı insanlar üzerinden neleri istismar ettiklerini biliyoruz.

Şimdi de Ankara adliyesinde yok ettikleri hukuka “El fatiha” okumak için sanırım kuran kursu açacaklarmış.

İzmir’de bir okul… Kraldan çok kralcı bir müdür anladığımız kadarıyla… Bornova İmam Hatip Ortaokulunda ayırmış kızlarla erkeklerin sınıflarını. Bu da yetmemiş koridorları katları ayırmış!

Besbelli şöyle düşünmüş olmalı; “Tepedekiler şeriat düzenine doğru gidiyor! Mutlak bu erken hamlemi ödüllendirir Saray’daki zat- ı muhterem”

Bu karanlık örnekleri hiç uzatmayalım sadece şunu vurgulamak istiyorum: Bu karanlık saldırıyı, bu sömürüyü katmerleyen adımları iliklerimize, kemiklerimize kadar hissediyoruz! Erdoğan düşman arıyor ya; sağda solda düşman aramayın, asıl tehlike, asıl tehdit bu gerici zihniyettir. Devletin her kademesine sızan tarikatlar, cemaatlerdir. Türkiye’yi molla kafasıyla yönetmek isteyenlerdir.

Özellikle genç arkadaşlarıma sesleniyorum:

Bütün bu cemaatler tarikatlar, menziller, ocular, bucular…

Orta Çağ zihniyetinin yeniden vücut bulmuş halleri bu mollalar… Bütün bu cemaatler tarikatlar, menziller, hiçbiri bu ülkeyi artık suistimal edemeyecek. Gençlerimizi, toplumumuzu zehirlemeyecekler. El attıkları, ceplendikleri bütün kamusal alanları geri alacağız. Her istismarın hesabını soracağız. Hepsi gidecekler, çıktıkları Orta Çağ karanlığına gömülecekler, umudunuzu inadınızı yitirmeyin çok az kaldı Türkiye mutlaka laik bir ülke olacak!

“Erdoğan yüreğin yetiyorsa mal varlığını açıkla!”

AKP kendisini dindar halkın savunucusu gibi göstermeye çalışıyor. İnsanları açlığa, yoksulluğa, sefalete mahkum ederken dini siyasete alet ederek konumunu korumaya çalışıyor. Oysa çok basit bir gerçek var, AKP sadece parası olanlar için çalışıyor. Dini, dili hiçbir şey önemli değil eğer zenginse.

Buradan tüm yurttaşlara çağrı yapıyorum; şöyle bir etrafınıza bakın, Türkiye’de artık sadece bir avuç yandaş zengin ve milyonlarca yoksul insandan ibaret bir ülke haline geldi. Biz yoksullaşıyoruz, Saraydakiler ve Sarayın etrafına kümelenen zenginler, her geçen gün daha zengin oluyor. Her gün bunun üzerini örtmek için 40 takla atıyorlar.

Yurttaşlarımıza sesleniyorum: Ne anlatırlarsa anlatsınlar tek bir soru sorun. Ey Tayyip Erdoğan yüreğin yetiyorsa mal varlığını açıkla! Eşinin, dostunun, akrabanın mal varlıklarını açıkla

Bu paraları nasıl kazandığınızı açıklayın. İnsanları yoksullaştırarak, evine ekmek-su alamayacak hale getirerek, çocuğuna bez alamayacak, süt alamayacak hale getirdiğiniz halktan çaldıklarınızla kaç para servet yaptınız, açıklayın!

Türkiye tarihinin en ciddi bir alım gücü krizinden geçiyor. Bunu yalnızca bir yüksek enflasyon olarak tanımlayamayız. Bu ülkenin yüzde 99’u, planlı politikalarla, bilerek isteyerek her gün fakirleştiriliyor. Emekçiler, emekliler, öğretmenler, doktorlar, mühendisler, emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımız yoksullaşıyor!

O yüzden hiç beklemeden, hemen bugün asgari ücret, enflasyon + büyüme oranı düzeyinde artırılmalıdır. Bu oran ayrıca 3 ayda bir düzenli olarak artırılmalıdır. İktidar memleketi krize sokuyor, sonra bu krizin faturasını, yoksullara emekçilere ödetiyor, buna izin vermeyeceğiz. Madem kriz var, patronlar-zenginler biraz az kazansın. Saray’dakiler biraz az yesin.

“Emekliler hayatta kalma mücadelesi veriyor”

Bakan beyin de itiraf ettiği gibi olan hep dar gelirliye oluyor. Saray’ın kötülük dolu politikalarının sonucunda, zengin zenginleşmeye devam ederken yoksul artık yaşayamaz duruma gelmiştir. Saray Rejimi’nin uyguladığı politikalardan en fazla zarar gören kesimlerden biri de emeklilerimizdir. Yıllarca çalışmış, ücretinin önemli bir kısmına emeklilik için el konulmuş milyonlarca yurttaş, bugünlerde açlık sınırının altındaki aylıklarıyla hayatta kalma mücadelesi veriyor.

En az 4.5 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum edilmiş durumda. Her yıl sözüm ona yapılan zamlar, 1-2 ay içerisinde enflasyon karşısında erimekte, her ay alım gücü daha da düşmektedir.

Yapılması gereken bellidir:

– Tüm emekli aylıkları enflasyon artı büyüme oranında derhal artırılmalıdır.

– En düşük emekli maaşı yeniden düzenlenecek asgari ücrete denk hale getirilmeli.

– Buna ek olarak 2000 sonrası emekli olan yurttaşlarımızın da intibak hakkı tanınmalıdır.

Buradan TİP adına, emeklilerimiz ve EYT’lilerimizin hakları için verdikleri mücadelede yanlarında olacağımızı bir kez daha ifade etmek isterim. Ayrıca, birlikte tartışmak, karar almak ve mücadele etmek için, 18 Haziran saat 16.00 da Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleştireceğimiz foruma tüm emeklilerimizi ve EYT’lilerimizi davet ediyorum.

Bugün sizlere binlerce şubesi olan ve her gün yeni şubeleri açılan market zinciri patronlarının, sömürünün suyunu nasıl çıkardıklarını anlatacağım.

Bu marketlerde çalışan arkadaşlarımız yol yemek dahil, yoksulluk sınırının dörtte birine denk gelen bir ücrete çalışıyorlar.

Her sabah fiyat etiketlerini değiştirdikçe maaşlarının nasıl eridiğini hissediyorlar. Ama bu marketlerdeki işçilerin “su” sorununu öğrendiğimizde itiraf edelim biz bile şaşırdık.

Bu marketlerin çoğunda işçiye su yok, veren marketlerde de aylık 5 litre gibi utanç verici kotalarla veriyorlar suyu.

Depolarında tonlarca su olan markette çalışanlar, rahat rahat su bile içemiyor!

Su almak istiyorlarsa barkodunu okutup parasını ödeyerek alıyorlar. Ben hayatımda böyle bir arsızlık, böyle bir sömürü mekanizması görmedim.

Ama bakanı böyle olunca, patronu da böyle oluyor.

Buradan bu marketlerde çalışan işçi arkadaşlarımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Haklarınızı almanızın, insanca koşullarda yaşamanızın yolu birlikte mücadeleden geçiyor. Sosyal-İş Sendikası, işçilerin su hakkı için mücadeleyi büyütüyor. Tüm emekçileri bu mücadeleye ortak olmaya, insanca bir yaşam için mücadeleye davet ediyoruz.

Malumunuz aylardır bir konut krizi içerisindeyiz. 20 yılın sonunda yurttaşlarımız, bir ev sahibi olmayı geçiyorum, bir ev kirası dahi ödeyemez hale getirilmiştir.

Buraya bir günde gelmedik. Bugün yaşadıklarımız 20 yıllık AKP iktidarının sonucudur. Yani 20 yıllık bankalar, emlak baronlarını müteahhitlerin, halkın cebine göz dikenlerin iktidarının sonucudur…

Bugün bu çeteler, malumunuz üzere, İstanbul Okmeydanı’ndaki Fetihtepe Mahallesindeki ranta avuçlarını ovuşturuyorlar.

Sözde kentsel dönüşüm amacıyla oradaki yurttaşları, evlerini terk etmeye zorluyor; evlerin suyunu, elektriğini, doğal gazını kesmeye çalışıyorlar.

Buradan güzel bir emekçi dayanışması örneği gösteren BEDAŞ işçilerini sevgiyle selamlıyorum.

Bugünkü kira krizi ortamında, tıpkı bu ülkenin yüzde 99’u gibi, Fetihtepe mahalleli yurttaşlarımız da çaresiz, evsiz, barksız bırakılmak isteniyor. Saraylılar, bu ülkenin emekçilerini, öğretmenlerini, mühendislerini, doktorlarını, kent merkezlerinden sürmek istiyor.

Mahallelerimiz, doğup büyüdüğümüz evlerimiz, koşup oynadığımız sokaklarımız elimizden alınmak isteniyor. Ama biz de AKP’yi önce evlerimizden, sokaklarımızdan; sonra tüm memleketten defedeceğimize söz veriyoruz.

“Seçim operasyonu”

21 Kürt gazeteci geçtiğimiz günlerde gözaltına alındı, günlerdir gözaltındadır.

Peki bu gazeteciler neden gözaltında? Dosya üzerinde “kısıtlama” kararı olduğu için tam olarak neyle suçlandıklarını, suçlamaların hangi delillere dayandırıldığını bilmiyoruz.

İktidarın bildiğimiz mizanseni tekrarlanıyor. “Bölücülük ve terörizm” suçlaması yapılarak Kürt basın yayın organları kriminalize edilmeye, etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Hepimiz bu iktidarı tanıyoruz artık!

Anayasa ve uluslararası birçok sözleşme ile güvence altına alınan basın özgürlüğünün açık ihlali niteliğindeki bu kapsamlı operasyon aslında bir seçim operasyonudur. Tüm muhaliflere gözdağı vermek, korku iklimi oluşturmak, muhalif seslerin olmadığı bir seçim ortamı yaratmak istiyor bu iktidar. Bu operasyonları halkın haber alma özgürlüğüne dönük bir saldırı olarak değerlendiriyoruz.

Buradan tüm muhalif güçleri, iktidarın ‘böl-parçala-yönetmeye devam et’ anlayışı karşısında dayanışma içerisinde olmaya, birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.

Sözlerime 9 yıl önce bugün yitirdiğimiz, Gezi’de katledilen Ethem Sarısülük’ü anarak bitirmek istiyorum. Ethem; inadımızda, direncimizde, bu iktidarı yıkma kararlılığımızda, eşit ve özgür bir memleket mücadelemizde, sıkılı bileklerimizde yaşıyor, yaşayacak.”

Paylaşın