AİHM, Türkiye’nin Deniz Yücel Ve Nazlı Ilıcak Kararlarına İtirazını Reddetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz başvurularını değerlendiren kurulu, Almanya’da Die Welt gazetesine çalışan İlker Deniz Yücel’in açtığı davada Türkiye’ye verilen mahkumiyet kararına yapılan itirazı kabul etmedi.

Kurul, AİHM’in gazeteci Nazlı Ilıcak’ın yaptığı başvuruda da Türkiye aleyhine verilen karara yapılan itirazı reddetti. AİHM’in 5 yargıçtan oluşan kurulunun, iki temyiz bavurusunu reddetmesiyle daha önce ilgili daireler tarafından Yüzel ve Ilıcak için alınan kararlar böylelikle onanmış oldu.

AİHM’in Yücel kararı neydi?

AİHM, bu yıl 25 Ocak’ta aldığı kararda, Yücel’in 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik ve özgürlükle ilgili 5. maddesinin 1. ve 5 fıkralarıyla, ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. Maddesini ihlal ettiğini hükmetmişti.

AİHM gerekçeli kararında, Yücel’in suç işlediğinden şüphelenmek için “makul bir neden olmadan” gözaltına alınarak duruşma öncesi tutuklu kaldığı ifade edilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin daha sonra Yücel’i haklı bulmasına rağmen kendisine uygun bir maddi tazminat ödeme kararı almamasını da ihlal nedeni sayan Strasbourg Mahkemesi, eleştirel görüşleri yüzünden ve makul bir gerekçe olmadan Yücel’in gözaltına alınmasının hem kendisi hem de toplum için olumsuz etkileri olacağından dolayı ifade ve düşünce özgürlüğünün de ihlal edildiği görüşüne varmıştı.

Türkiye’nin, karar gereği mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Yücel’e 13 bin 300 euro tazminat ödemesine karar verilmişti.

Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmış ; “terör örgütü propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevkedildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklanmıştı.

AİHM’in Ilıcak kararı neydi?

AİHM, 14 Aralık 2021’de aldığı kararda gazeteci Nazlı Ilıcak’ın ifade hürriyetinin ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’yi haksız bulmuş ve Ankara’yı 16 bin euro para cezasına çarptırdı.

Gazeteci Ilıcak’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvenlik ve özgürlük hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1 fıkrası ile ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Gerekçeli kararda, “Ilıcak’ın terör örgütüne üye olma veya hükümeti devirmeye teşebbüs etme suçlarını işlemesinden şüphelenmek için hiç bir makul neden bulunmadığı” yorumu yapıldı.

Ilıcak’a yönelik suçlamalara eleştiri getirilen gerekçeli kararda, bu suçlamaların gazetecinin kaleme aldığı kamu yararına ve bilinen gerçekler ve olaylarla ilgili olduğu belirtilerek, gazetecinin hiç bir şekilde şiddeti övmediği ve desteklemediği ifade edildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

BM: Türkiye’den Haftada 800 Suriyeli Ülkesine Dönüyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilcisi Philippe Leclerc, Türkiye’den Suriye’ye yönelik gönüllü dönüşlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Reuters’a konuşan Leclerc, “Suriye’deki belirsizlik seviyesi, şu an kitle hâlinde bir gönüllü dönüş hareketine imkân tanımıyor” dedi.

Suriye’nin kuzeyindeki çeşitli bölgelere haftada yaklaşık 800 Suriyelinin döndüğünü ve bu kişilerin çoğunun bekâr olduğunu belirten Leclerc, Suriyelilerin büyük bölümünün ekonomik şartlar daha iyi olduğu için Türkiye’de kalmayı tercih ettiğini söyledi.

“Suriye’de kaydedilen ilerleme bir hayli küçük olduğu için insanlar doğal olarak geleceklerinin bu ülkeden ziyade Türkiye’de olduğuna inanıyor” diyen Leclerc, Suriye’deki siyasi, sosyal ve ekonomik şartların giderek kötüleştiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’nin 1 milyon Suriyeli hedefi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen ay yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeybatısına inşa edilecek briket evlere 1 milyon Suriyelinin gönüllü şekilde yerleşmesini sağlamayı planladıklarını duyurmuştu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da hafta sonunda yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin sınır ötesi askeri harekatlarla terörden arındırarak güvenli hâle getirdiği bölgelere 506 bin Suriyelinin gönüllü olarak geri döndüğünü” ifade ederek güvenli bölgeler için yeni bir proje başlatıldığını söylemişti. Tel Abyad’da 1200 dönümlük bir yeri projelendirdiklerini belirten Soylu, burada 10 bin 400 konut yapılacağını ve bunu da uluslararası insani yardım kuruluşlarının desteklediğini belirtmişti.

145 bin Ukraynalı

BM yetkilisi Leclerc, Rusya’nın işgalinin ardından Türkiye’ye sığınan Ukraynalılarla ilgili de bilgi verdi.

Leclerc, işgal sonrası 145 bin Ukraynalının Türkiye’ye ulaştığını belirtti. Daha önce Türkiye’de oturma izni olan 20 bin Ukraynalıya savaşla birlikte 10 bin kişi daha eklendiğini söyleyen BM temsilcisi, 5 bin kişinin de uluslararası koruma başvurusunda bulunduğunu ifade etti.

Paylaşın

HDP’li 10 Milletvekiline Ait Dokunulmazlık Dosyaları TBMM’de

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri; Dilşat Canbaz Kaya, Ayşe Sürücü, Feleknas Uca, Ayşe Acar Başaran, Şevin Coşkun, Mensur Işık, Nuran İmir, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Remziye Tosun hakkında birer dokunulmazlık dosyası hazırlandı.

Haber Merkezi / Milletvekiline ait 11 dokunulmazlık dosyası TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonuna havale edildi.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Türkiye’den NATO Krizinde ‘Acelemiz Yok’ Mesajı

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelikleri konusunda Türkiye’nin çekincelerini gidermek üzere bugün üç ülkeden üst düzey yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın temsil etti.

Brüksel’deki NATO Karargahında yapılan toplantı sonrasında medya mensuplarına açıklama yapan Kalın, konunun çözüme kavuşturulması için Madrid’de önümüzdeki hafta yapılacak NATO zirvesinin nihai tarih olmadığını, görüşmelerin devam edeceğini vurguladı.

Türkiye’nin özellikle İsveç’ten ülkedeki PKK faaliyetleri konusunda hızlı adımlar atmasını beklediğini belirten Kalın, NATO üyelik sürecinde ilerleme kaydetmenin, “bu ülkelerin atacağı adımların yönüne ve hızına bağlı olacağını” ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın Pazartesi günü “yapıcı” bir görüşme gerçekleştirdiğini belirterek “Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvuruları konusunda görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Mümkün olan en kısa zamanda ilerleme kaydedecek bir yol bulmayı dört gözle bekliyorum” dedi.

Pazartesi günü Lüksemburg’da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısına katılan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de “konunun bir süre daha zaman alacağına hazırlıklı olmalıyız” mesajı verdi. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de sorunun Madrid’deki NATO zirvesine kadar çözüme kavuşturulamaması durumunda üyelik konusunun bir süre rafa kaldırılabileceği endişesini dile getirmişti.

Paylaşın

Babacan: Altılı Masa, Erdoğan’ın Korkulu Rüyası Haline Gelecek

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘altılı masayı’ anlamasının mümkün olmadığını ifade ederek, “Altılı masadan daha çok bahsedecek. Altılı masayla yatacak, altılı masayla kalkacak. Altılı masa korkulu rüyası hâline gelecek” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KRT TV’de Savaş Kerimoğlu’nun sunduğu “Uyanma Vakti” programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, muhalefetin oluşturduğu “altılı masayı” anlamasının mümkün olmadığını söyleyen Babacan, “Zihin dünyasında bunu kavraması mümkün değil. Kendi belirlediğimiz takvim işliyor, bunu da zihin dünyasında kabullenemiyor. Göreceksiniz altılı masadan daha çok bahsedecek. Altılı masayla yatacak, altılı masayla kalkacak. Altılı masa korkulu rüyası hâline gelecek” dedi.

Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili hedeflerinin ortak aday olduğunu söyleyen Babacan, “Çünkü cumhurbaşkanlığını ilk turda ve açık arayla kazanmanın şart olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Altılı masa olarak stratejilerinin cumhurbaşkanı adayı meselesini sürecin en sonunda konuşmak olduğunu ifade eden Babacan, “Altı partinin önce geçiş sürecinin yol haritasında uzlaşması gerekecek. Cumhurbaşkanı adayının da o uzlaşmanın altına imzası gerekecek. Cumhurbaşkanı adayı altı genel başkandan birisi olabilir veya dışarıdan bir isim olabilir. Altılı masada bunların hiçbirisini konuşmuş değiliz. Şu isim olsun, bu isim olmasın diye bir değerlendirmemiz de altılı masada olmadı” ifadelerini kullandı.

Babacan’ın ekonomi alanına dönük iktidarın adımlarını eleştirdiği sözleri ise şu başlıklarla sıralandı:

“CDS, ne kadar yükselirse o kadar tehlikeli, iflas riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteren bir rakam. Geçen hafta 836’yı gördü, sonra 870’lere kadar çıktı. Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihinde böylesine yüksek risk primleri görmemiştik. On sene önce iflas etmiş Yunanistan risk primini 180’e düşürmüş.

Ben uyarıyı yaptım. Bu, otobüsün uçuruma doğru gittiğini gösteren bir göstergedir. Uçuruma giderken, ‘Vaktiniz var, direksiyonu kırıp uçurumdan yuvarlanmayı önleyebilirsiniz’ dedim. Formülü söyledim. Acilen Merkez Bankası ve TÜİK’in başına liyakatli ve ehliyetli bir kadroyu koyun, elinizi ayağınızı çekin.

Bu sene bütçedeki faiz 240 milyar. Yıllardır 50 milyar civarında seyretti. Bu da yetmeyecek çünkü bütçe eylül ekim ayında yapıldığı zaman faiz yüzde 17’ydi. Şimdi yüzde 28-30. Gelecek sene için koydukları faiz 291 milyar. Sayın Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin devlete en yüksek faizi ödeten devlet başkanı olmuştur. Bu şekilde tarihe geçmiştir.

“İnsanlar zulüm korkusuyla susuyorlar”

AK Parti bünyesindeki insanlarla konuştuğunuzda, milletvekilleri dahil yüzde 80-90 oranında, bütün gerçekleri gördüklerini anlıyoruz. Fakat öyle bir insan kaynağı yapısı oluştu ki dirayetli, düşündüğünü korkmadan söyleyebilen insanların sayısı artık bir elin parmaklarını geçmiyor.

Fakat seçim yaklaştıkça onlar da vicdanlarının güçlü sesine karşı susmayacak. O vicdanlardaki ses açığa çıkacak. İnsanlar zulüm korkusuyla susuyorlar. Önümüzdeki süreçte vicdanının sesini dinleyen ve dillendiren daha çok sayıda insanı göreceğimizi düşünüyorum. Korku duvarı, korku eşiği aşağıya doğru inecektir.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener ‘Başbakan Adayıyım’ Sözünü Tekrarladı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin belediye başkanlarıyla bir araya geldiği toplantıda, “Bizim cumhurbaşkanı adayımız sizsiniz” sözlerine “Ben Başbakan adayıyım, geri dönüşü olmaz” diye yanıt verdi.

Habertürk’ten Mahir Kılıç’ın haberine göre, İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin belediye başkanları ile genel merkezde bir araya geldi. Yaklaşık 6 saat süren toplantıda Akşener daha çok başkanları dinledi. Seçim süreci ve parti politikalarının sahadaki yansımalarının ele alındığı toplantıda belediye başkanları izlenimlerini anlattı.

Toplantıya katılan belediye başkanları Akşener’e, “Bizim Cumhurbaşkanı adayımız sizsiniz” dedi. Anadolu’da da bu yönde bir talep olduğunu dile getirdi. Ancak Akşener bu sözlere, “Ben açıklamamı yaptım, başbakanlığa aday olduğumu söyledim. Bunu söyledik bundan geri dönüş olmaz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı seçimlerde birinci parti olma iddiasını da yineledi. Bu sözün boşuna söylemediğini, hedefin belli bir strateji ve plan çerçevesinde dile getirildiğini ve hedefe de ulaşılacağını kaydetti.

Partinin kalkınma politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale’nin de bir bölümüne katıldığı toplantıda ekonomi için ayrı bir parantez açıldı. Geliştirilen stratejilerin başarılı olduğu ancak halka anlatılması noktasında daha anlaşılır ve daha sade bir iletişim dili kullanılmasının faydalı olacağı belirtildi.

Paylaşın

‘Memleket Partisi’nin Ağır Topları İstifa Etti’ İddiası

17 Mayıs 2021 tarihinde kurulan ve Genel Başkanı Muharrem İnce olan Memleket Partisi’nde istifa depremi yaşandı. Memleket Partisi Genel Sekreteri Hakkı Akalın ve Parti Sözcüsü Gaye Usluer’in istifa ettiği ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayı olan ve seçimlerden sonra Genel Başkan olma mücadelesi veren Muharrem İnce, CHP’den istifa ettikten sonra Memleket Partisi’ni kurdu.

17 Mayıs 2021 tarihinde kurulan Memleket Partisi’nde yeni bir istifa depremi yaşandı. Siyaset kulislerinde Memleket Partisi Genel Sekreteri Hakkı Akalın ve Parti Sözcüsü Gaye Usluer’in de aralarında olduğu önemli isimlerin istifa ettiği konuşuluyor. İddiaları sormak için aradığımız Hakkı Akalın, Gaye Usluer ve Serkan Ufuk Akgün’ün telefonları kapalıyken Ali Rıza Büyükuslu ise aramamıza cevap vermedi.

Memleket Partisi’nde geçtiğimiz aylarda İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi de istifa etmişti.

İl başkanları grubuna mesaj gönderdi

Edinilen bilgilere göre; Memleket Partisi Genel Sekreteri Hakkı Akalın, İl Başkanları Whatsapp grubuna mesaj göndererek istifa ettiğini açıkladı. Akalın, istifasını şu sözlerle paylaştı:

“Değerli arkadaşlarım,

Çok değerli mesleğime de ara vererek, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine bağlılıktan ayrılmadan, 16 aydan beri kuruluşundan önce ve sonra parti için bir nefer gibi çalışmayı görev bildim. Bu süreçte sevinçli günlerim de mutsuz günlerim de oldu. Başlangıçta önümüzde yapacağımız zorlu pek çok iş olduğunu düşünerek yola çıkmıştık.

17 Mayıs 2021’de partinin kuruluşundan itibaren 4 ay içinde yasal olarak zorunlu örgütlenmeyi tamamlayarak 18 Eylül 2021 tarihinde Kurultayı yaptık. Böylece seçimlere katılabilmek için gerekli koşulları yerine getirdik. Bugün itibarıyla kongreleri yapılmış 45 il örgütümüz, örgütlenmesini tamamlamaya çalışan 18 ilimiz, toplam 63 ilimiz mevcut. Özellikle kurultaydan sonra karşılaştığım tüm olumsuzluklara karşın bana verilen görevi yapmanın ve sorumluluğu yerine getirmenin bugün vicdani huzuru içindeyim.

Uzun süreden beri var olan çözümsüzlüklerin içinde, partinin başlangıçtaki hedef ve iddiasından uzaklaştığını üzülerek gözlemledim. En nihayetinde kuruluşta var olan heyecan ve inancımı yitirerek bir yol ayrımına geldim. Türkiye’nin dış ve iç tehdit, baskı ve krizlerle karşılaştığı çok kritik bir süreçte seçimlere de bir yıldan az bir süre kala, ülke siyasetine olumsuz bir katkıda bulunmanın sorumluluğunu üstlenmek istemiyorum.

İnanç, gurur ve kararlılıkla Türkiye sevdası uğruna çıktığım buradaki yolculuğumun sonunda beni örgütü kurmak üzere Genel Sekreter olarak görevlendiren sayın Genel Başkan Muharrem İnce’ye, partiyi yoktan var eden ve bizimle her zaman uyum içinde çalışan özverili örgütümüze, Genel Sekreterlik’te bana yardımcı olan, birlikte görev yaptığım değerli yönetici arkadaşlarıma ve gece gündüz beraber olduğum Genel Merkezin tüm personeline teşekkür ediyor, 13 aydan beri sürdürdüğüm Genel Sekreterlik görevinden, Merkez Yönetim Kurulu ve Parti Meclisi üyeliğinden ve kurucusu olduğum Memleket Partisi’nden ayrılıyorum. Hoşça ve sağlıkla kalın.”

5 isim daha istifa etti

Akalın ile birlikte istifa eden isimlerden birinin de Prof. Dr. Gaye Usluer olduğu iddia edildi. Usluer’in Twitter hesabından “Memleket Partisi Genel Başkan Vekili, Parti Sözcüsü” ifadelerini silmesi de istifa söylentilerini güçlendirdi.

Usluer ile beraber istifa ettiği iddia edilen diğer isimler ise şöyle oldu:

Serkan Ufuk Akgün
Alı Rıza Büyükuslu
Oğuz Giray
Meryem Kala

Memleket Partisi’nde yaşanan istifaların ardından PM’nin düşeceği ve partinin olağanüstü kurultaya gideceği konuşulurken henüz konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadı.

(Kaynak: Gerçek Gündem)

Paylaşın

‘Erdoğan, Erken Seçim Açıklamasına Hazırlanıyor’ İddiası

Erken seçim tartışmaları sürerken önemli bir iddiada Milli Gazete yazarı Adnan Öksüz’den geldi. Öksüz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın erken seçim açıklaması yapacağını iddia ettiği tarihi yazdı.

Milli Gazete yazarı yazarı Adnan Öksüz, bugünkü köşe yazısında Ankara kulislerinde yer alan erken seçim iddiasını köşesine taşıdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın erken seçime gitmek için 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde açıklama yapacağını ifade eden Adnan Öksüz, “Kulislere göre, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hain darbe girişiminin yıldönümünde, 15 Temmuz’da erken seçim açıklaması yapmaya hazırlanıyor!” yazdı.

Erdoğan topu Meclis’e bırakacak

“Fakat Erdoğan’ın aday olabilmesi için seçim kararının alınmasını Meclis’e bırakacağı ifade ediliyor.” diyen Öksüz, “Buna göre, Eylül 2022 ikinci yarısı ya da Ekim 2022’nin ilk yarısında erken seçim olabilir!” ifadelerini kullandı.

Öksüz’ün dikkat çeken ifadeleri şöyle:

“Önümüzdeki sonbaharda erken seçim var mı, yok mu?

Kulislere göre, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hain darbe girişiminin yıldönümünde, 15 Temmuz’da erken seçim açıklaması yapmaya hazırlanıyor!

Fakat Erdoğan’ın aday olabilmesi için seçim kararının alınmasını Meclis’e bırakacağı ifade ediliyor.
Buna göre, Eylül 2022 ikinci yarısı ya da Ekim 2022’nin ilk yarısında erken seçim olabilir!”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘CHP’yle İttifak’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin Konak İlçe Kongresi’nde konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, altı muhalefet partisinin genel başkanlarının bir araya geldiği altılı masa görüşmeleriyle ilgili “CHP’yle ittifak” eleştirilerine yanıt verdi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, “Bugün bazen arkadaşlarımız çıkıyor, ‘Bu altılı masada ne işiniz var? CHP’yle bir araya nasıl gelirsiniz? Erbakan Hoca hayatta olsaydı sizi lanetlerdi’ diyor. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun sen böyle bir gerçeği? Biz prensiplerimizden taviz vermeyiz. Ama uzlaşmayı da biliriz. Her iş adım adım gerçekleşir” dedi.

Bülent Ecevit’in genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi ile Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Selamet Partisi tarafından 1974’te koalisyon hükümeti kurulduğunu hatırlatarak bu sözleri kullandı. Saadet Partisi lideri, söylemlerinin bugünkü koşullara göre değiştiğini ancak prensiplerinin kalıcı olduğunu belirtti:

“Biz farklıyız. Biz 50 yıldır çok idealist prensiplere sahibiz. O gün neyi düşünüyorsak bugün aynı şeyleri düşünüyor, aynı ideallerle hareket ediyoruz. Biz şimdi yeni bir çalışmanın ve hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Ama yerine göre söylemlerimizde bugünkü şartları dikkate alarak birtakım değişiklikler yaptık. Bu, prensipleri değiştirdiğimiz anlamına gelmez, böyle yorumlanamaz.”

SP Lideri Karamollaoğlu iktidara gelirlerse yapacaklarını, “Biz bütün israfı, yolsuzluğu, rüşveti ve gereksiz yatırımları ortadan kaldırır, üretime dönük yatırımlara bütün gücümüzle destek verir ve Türkiye’yi birkaç sene içinde en güçlü ülkelerden biri haline getiririz” şeklinde açıkladı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İzmir’de partisinin Konak ilçe kongresine katıldı. Burada yaptığı konuşmada ekonomiden altılı masaya kadar gündemi değerlendiren Karamollaoğlu, “CHP’yle ittifak” eleştirilerine de yanıt verdi. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“O kadar sorun var ki içinden geçtiğimiz süreçte. 19 yılı aşan bir süredir Türkiye’yi yöneten bir iktidar var. 19 yıl önce, 15 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanı ve arkadaşlarının bir ülkenin yönetimi ile ilgili prensipleri ne idi dinleyelim, bugün söyledikleriyle ne kadar çeliştiğini görelim. İnsanlar, bu kadar çelişkinin içine girdiğinde pusulayı kaybetmişler demektir. Prensipleri kalmamış.

Bir hedefleri var; ne pahasına olsun iktidarda kalabilme. Başka bir şey düşünmüyorlar. Milletin refahı, problemleri çözmesi, dünyaya örnek bir medeniyet inşa etmek, bu arkadaşların gündeminde yok. Sadece düşmanlaştırarak kendilerini güçlendirme politikaları var. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanına bundan 19, 15 sene önce söylediklerini dinlemelerini ifade ediyorum. O zaman belki uyanırlar.

Erbakan hocamız 1968 yılında büyük bir hamle başlattı. Bağımsızlar Hareketi olarak kendisi gibi düşünen 19 arkadaşı ile seçimlere girildi. Sadece kendisi Konya’dan milletvekili seçilebildi. Milli Nizam Partisi hemen kapatıldı. Sonra Milli Selamet Partisi kuruldu. Kendisi üye bile olmadı, geçmiş partisinin devamı mahiyetinde bir ithamla karşılaşmamak için. Seçimlere gidildi, bizim listemizde bağımsız vekil olarak kazandı. Meclis’e girdikten sonra genel başkan oldu hocamız.

İktidar ortağı olabilmek için girişimlerde bulundu. Sonunda Ecevit ile koalisyon kuruldu, pazarlık yapıldı. Ecevit’in takip ettiği yolla Erbakan Hoca’mızın iddiaları örtüşmüyordu. Sonunda Ecevit’e şu sözü söyletti: ‘Biz, bu insanlarla oturulup konuşulamaz dedik ama tarihi bir yanılgı içindeymişiz.’ Şimdi, ‘CHP ile bir araya nasıl gelirsiniz, Erbakan Hoca hayatta olsa sizi lanetlerdi’ diyorlar. Hadi oradan sahtekar! Nasıl görmüyorsun bunu? Biz, prensiplerimizden taviz vermeyiz ama uzlaşmayı da biliriz. Bir dağa tırmanıyorsanız zorluk vardır. Sizinle beraber birileri varsa elbette destek verirsiniz. Bu yol çetrefilli, kolay bir yol değil. Bütün çalışmalarımızda Erbakan Hoca’mızın bu süreçte yaşadığı sıkıntıları, engelleri hatırlamak mecburiyetindeyiz.

Biz, yeni bir hamlenin içindeyiz. Bizim prensiplerimiz hiç değişmedi. Yerine göre elbette söylemlerimizde, bugünkü şartları dikkate alarak değişiklikler oldu. Bunu ‘prensipler değişti’ diye yorumlayamazsınız. Biz, çok açık bir şekilde yaşanabilir bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz. Herkesin ister bizimle aynı duyguları paylaşsın isterse muhalif olsun herkesin mesut ve bahtiyar olduğu, adaletin tesis edildiği, dışarıdan gelecek baskıya karşı ayakta durabilen bir ülke, yaşanabilir bir Türkiye kurmak bizim idealimiz. Biz bunu gerçekleştirdiğimizde Türkiye, geçmişte olduğu gibi yeniden büyük Türkiye konumuna gelecek. Bütün dünyaya nizam verecek, haksızlıklara müdahale edecek.

Demokrasi, insan hakları, adaletin üstün tutulmasını benimseyen bir anlayışa sahibiz. Benim söylediğim, Erbakan hocamızın hayatı boyunca gerçekleştirmek istediği gayeydi. Biz, bunu nasıl yapacağız? Elbette kendi memleketimizde yaşanabilir bir ülkeyi kurarken hedeflerimizi yine belirleyeceğiz. Erbakan Hoca’mız, bir ilim adamı ve siyasetçi; hedeflerimizi önümüze koyarken somut ve güzel tarifler kullandı. Şunu her zaman benimsedi. Bizim siyasi hayatımız boyunca en çok önem verdiğimiz konu, ahlaki ve manevi değerlerimizin ihyasıydı. Siz baskıcı bir düzen kurarsanız orada huzur olmaz. Adaleti ortadan kaldırırsanız, siz de huzur bulamazsınız. Arazilerimizi, meralarımızı, madenlerimizi, sularımızı bu milletin hizmetine verecek tarzda bir ekonomi politikası uygulamak mecburiyetindeyiz. Güçleneceğiz.

Halimize bakmadan ‘Biz uzaya adam göndereceğiz’ diyorlar. Kaç para bu? Suudi prensleri gitti. Bu marifet değil ki. ‘Vay canına ya şu adamlara bak be. Uzaya bile gitmemize müsaade etmiyorlar’. Arkadaş, sen ciddi bir uzay programı koy, ben destek veririm. Böyle sahte olmaz. Uzay elbisesi giydirmekle ‘uzay programımız var’ diyemeyiz. Bugün ilacımızı dışarıdan alıyoruz. Nerede ilaç tesislerimiz? Bütün enerjimizi dışarıdan alıyoruz. ‘Karadeniz’de doğal gaz bulduk’. Hadi oradan be! Bu kadar basit mi zannediyorsun? Milyonlarca dolarlık bizden çok daha fazla yataklara sahip olanlar hangi noktadalar. O kadar kolay mı bu iş?

Bilmemek, çok önemli bir eksiklik. Daha önemlisi, bilmediğini bilmemek. ‘Ben ekonomiyi bilirim’ deyip ekonomiyi bilmemek bir gaflettir. ‘Birkaç ay içinde problemleri nasıl çözeceğim, bu işin erbabıyım’ dediler. Ne oldu? Türkiye, böyle bir duruma tarihinde düşmedi. Merkez Bankası’nın kasası delindi. Açığı kapatamıyorlar. Hiçbir şeye güçleri yetmiyor.”

Paylaşın

7’li Masadan 7 Adımda ‘Göç Politikası’ Önerisi

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ son dönemde yükselen göçmen düşmanlığına ve ‘geri gönderme’ tartışmalarına karşı ortak açıklama yaptı.

Son dönemde göçmen düşmanlığının düzen partileri eliyle kışkırtıldığına dikkat çeken 7’li masa, “Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve halklarımızı bu ırkçı kışkırtmalara karşı uyanık olmaya çağırıyoruz” dedi.

Ülkede yaşanan yoksulluğa ‘göçmen veya mültecilerin’ sebep olmadığını belirten sol, sosyalist yapıların, “Yaşadığımız bu kâbus günlerin, açlık ve yokluk döneminin asıl sebebi ülkeyi soyup soğana çeviren yağmacı ve talancı sermaye iktidarıdır; yandaşı, 5’li Çetesi ve tüm sermaye örgütleriyle birlikte AKP hükümetidir” ifadeleriyle süren açıklaması şu şekilde devam etti:

“Göç bir sonuçtur, kapitalist dünya ve emperyalist savaşlar ise göçlerin ana nedenidir. 90’lı yıllardaki karanlık siyasi atmosferde Kürt halkına yönelik baskı, siyasi cinayetler, köy yakma operasyonları iç göçü körüklemiş, ırkçılık bu politikalarla beslenmeye devam etmişti. AKP’nin Neo-Osmanlıcı hayalleri ve “Bir koyup beş alacağız” hesabıyla Türkiye’nin de dâhil olduğu Suriye savaşının geldiği bu aşamada ise Türkiye en büyük göç nüfusunu barındıran ülkelerden biri haline geldi. Savaş tezkeresi için kalkan eller felaketi büyüttü. Ve bugün gerçeklikten uzak ve AKP iktidarının suiistimaline çok açık bir “geri gönderme” tartışması gündemde. Geçmişte Ermenilere, Rumlara, Kürtlere, Alevilere ve diğer ezilen kesimlere karşı yürütülen şoven kampanyalar bu kez mülteciler üzerinde deneniyor. Mülteci düşmanlığı yaparak AKP hükümetiyle sağcılık yarışına girişen düzen muhalefeti ise esasında iktidarın elini güçlendiriyor. “Geri gönderme” propagandası ise Suriye’de yeni cephelerin açılmasına, AKP’nin elinin kuvvetlenmesine ve göçmenlerin çatışma alanlarına doğru sürülmesine hizmet ediyor.”

7’li masadan göç meselesine 7 acil talep

7’li masa yaptığı ortak açıklamada, “Göçmenler Saray’ın kozu, paryası ve sistem muhalefetinin hedef tahtası değildir” diyerek göç meselesinde acil atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:

1- Göç meselesi güvenlikçi bir anlayışla ele alınamaz, İçişleri Bakanlığının keyfine bırakılamaz. Göç sorunu göç ve iltica hakları temelinde yeniden düzenlenmelidir. 1951 Birleşmiş Milletler Cenevre Mülteci Sözleşmesi dâhil olmak üzere uluslararası hukuktan doğan haklar sığınmacılara tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezlerinin yerini Göç ve İltica Ofisleri almalı; keyfi ve hukuk dışı uygulamalar sona ermelidir. Göçmenlerin statüsüz kalmasına sebep olan mevcut uluslararası göç yönetimi anlayışı değişmeli; kayıtsız-belgesiz nüfus ivedilikle kayıt altına alınmalı ve uluslararası koruma sağlanmalıdır.

2- Türkiye önceki yıllarda göçmenler için bir transit ülke iken, AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması sonrasında bir zorunlu ikamet adresi haline geldi. Sonuçta sığınmacıların üçüncü ülkeye geçiş hakkı, hukuk çiğnenerek tırpanlanmış oldu. Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmeli, mültecilere AB ve Batı ülkelerine gitme hakkı tanınmalı; bu ülkeler, Türkiye ile eşit sorumluluk almalıdır.

3- İç savaşların gösterdiği tarihsel gerçek, geri dönüşlerin en az 15-20 yıl sonra başladığı yönündedir. Savaşın devam ettiği alanlara göçmenlerin zorla gönderilmesi suçtur. Dolayısıyla “Bir yılda göndeririz, davul zurna ile göndeririz” gibi propagandif vaatlerin karşılığı yoktur. Geri dönüşler Suriye’de savaşın derhal sonlandırılması, kalıcı barış ve demokratik ortamın sağlanması ve mülteciler için garantör yapıların oluşmasına bağlıdır. Ayrıca dönmek isteyenler için ekonomik, politik, sosyolojik ve psikolojik alt yapının sağlanması gerekir.

4- Türkiye’de göçmen ve mülteciler de dahil olmak üzere herkes için kayıt dışı sigortasız ve güvencesiz çalışma son bulmalıdır. Türkiye’de çoğu çocuk 2 milyon mülteci ve göçmen işçi çok ağır koşullarda sömürülmektedir. Buna karşılık çalışma izni olan Suriyeli işçilerin sayısı 38 bin civarındadır. Göçmen ve mülteci işçilerin yerli işçiler ile aynı sendikada örgütlenmesinin, toplu sözleşme ve grev yapabilmelerinin önü açılmalıdır. Çünkü onlar Türkiye işçi sınıfının bir parçasıdır. Sermaye rekabeti kışkırtırken, işçiler birliği ve ortak mücadeleyi esas almalıdır.

5- Mülteci kadınlar ve çocuklar en ilkel biçimleriyle cinsel istismara maruz kalmaktadır. Mülteci kadınların yaygın şekilde tacize ve cinsel saldırıya uğradığı Türkiye’nin batısından doğusuna bir gerçekliktir. Mülteci kadınlar, LGBTİ+’lar ve çocuklar İstanbul Sözleşmesi referans alınarak erkek şiddetine karşı korunmalıdır. Önleme ve koruma politikaları geliştirilmeli, şiddet önleme merkezlerinde çok dilli danışmanlık sunulmalıdır.

6- Yerel yönetimler vatandaşlık esasına göre bütçe aldığından mülteci nüfusun yoğunlaştığı belediyeler mali açıdan zorlanmaktadır. Burada çözüm mültecileri dışlamak olamaz. Bizler “hemşerilik” hukukuna göre Belediyeler Yasasının yeniden düzenlemesini talep ediyoruz. Merkez bütçe vatandaş sayısına göre değil o il ya da ilçede yaşayan tüm insanlara göre yeniden belirlenmelidir.

7- AKP-MHP, cihatçı çeteler için Türkiye’yi cephe arkası olarak kullandırma faaliyetinden vazgeçmelidir. Savaş suçları başta olmak üzere insanlık suçlarına bulaşmış kişileri uluslararası yargıya teslim edecek bir mekanizma oluşturulmalıdır. Göçmen kaçakçıları ve devlet içindeki uzantıları için ağır cezai düzenlemeler yapılmalıdır. Sınır ötesi operasyon vb. gerekçelerle cihatçı çete mensuplarına vatandaşlık ve çeşitli imtiyazlar verilme uygulaması sonlandırılmalı, cihatçı çeteler derhal dağıtılmalıdır.

Paylaşın