Babacan, Karar Çıktıktan 2 Ay Sonra ‘Gezi Davası’ndan Çekildi

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Gezi Davasında çıkan mahkumiyet kararından iki ay sonra mahkemeye dilekçe vererek şikayetçi olmadığını belirtti.

Dilekçeyi kaleme alan Babacan avukatı Hüseyin Kaderoğlu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği dilekçede müvekkilinin mağdur veya suçtan zarar gören sıfatının olmadığını söyledi. Kaderoğlu, “yargılama konusu edilen suç isnatları arasında ‘hükümete karşı suç’ olması dolayısıyla Ali Babacan’ın isminin dosyada yer aldığını tahmin ettiklerini” ekledi.

Bu durumu Ali Babacan’ın birçok kez medyada beyan ettiğini ifade eden Kaderoğlu “Müvekkilinin soruşturma ve kovuşturma aşamalarının hiçbir safhasında mahkemeye mağdur olduğunu, zarar gördüğünü, yargılanan kişilerden şikayetçi olduğunu belirtmediğini” ifade etti. Buna karşın gerekçeli kararda Ali Babacan’ın isminin olduğunu belirten Kaderoğlu, müvekkilinin isminin listeden çıkartılmasını istedi. “Dosyada müvekkilimin iradesi hilafına yer alan ‘mağdur’ sıfatının kaldırılmasını talep ederim” dedi.

Ali Babacan, Gezi döneminde 61. hükümette Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımcısı konumundaydı.

Davutoğlu da dilekçe vermişti

Gelecek Partisi Genel Başkanı ve Gezi döneminin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Haziran başında mahkemeye dilekçe vererek bir şikayetlerinin olmadığını söylemişti. Davutoğlu’nun avukatı Ahmet Başçı mahkemeye sundukları dilekçede “Müvekkilimiz bu dosyayla ilgili olarak bu zamana kadar herhangi bir şikayette ve beyanda bulunmamış, taraf olmamıştır” demişti.

Gezi davasında müştekiler kimlerdi

61. hükümet dahil 746 kişi dosyada müşteki olarak belirtilmişti. Müştekilerin başında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan vardı. Yine dönemin Başbakan Yardımcıları ve Bakanları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Binali Yıldırım, Egemen Bağış, Erdoğan Bayraktar, Ahmet Davutoğlu, Muammer Güler, Ömer Çelik, Mehmet Şimşek, Nabi Avcı, Zafer Çağlayan, Sadullah Ergin gibi isimler müştekiler arasındaydı.

Gezi Davası kararı

25 Nisan’da karar duruşması görülen Gezi Davasında İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi Osman Kavala’ya ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüsten’ ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye ise bu suça yardımdan 18 yıl hapis cezası verdi. Heyette bulunan üye hakim Murat Bircan’ın AKP’den Samsun milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Harami Düzenini Yıkacağım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hizmette 3. Yıl Sunumu”na katıldı. CHP Lideri, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasının ardından kürsüye çıktı ve açıklamalarda bulundu.

Birgün’de yer alan habere göre; “Bir yola çıktık aydınlık Türkiye için” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Belediye başkanlarımızın üzerinde baskı olduğunu biliyorum. Ellerinin kollarının bağlanmak istendiğini biliyorum. Millet iktidarında biz yeni bir hedef ortaya koyacağız. Merkez ile yerel arasında sağlıklı bir denge oluşturacağız. Yeni kaynaklar yaratacağız” ifadelerini kullandı”

Altılı masa açıklaması

Açıklamasında altılı masaya da değinen CHP Lideri, “Evet beraberiz, evet birlikteyiz, evet Millet İttifakı’yız. 6 lider bir aradayız. Ayrı partileriz, doğru. Ayrı programlarımız var, doğru. Hedeflerimiz farklı olabilir ama ortaklaştığımız alanlar var. Demokrasi gibi, adalet gibi, devlette liyakat gibi, kadın erkek eşitliği gibi, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye gibi… Temel, ana normlarda birlikteyiz. Beraber yapacağız bunları” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Ben bazen diyorum ya ‘helalleşme’ diye. Helalleşme; gücü elinde bulunduranın yaptığı haksızlık dolayısıyla kişiden özür dilenmesidir, burada bir yanlış yaptık demesidir. Yoksa tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerle oturup helalleşeceğiz diye bir kavram yok. Onun hesabını mutlaka soracağız. Öyle çocuklarına vakıflar kurduracaksın, milyon dolarlarla oynayacaksın, ABD’lerde gökdelenler yapacaksın, Kılıçdaroğlu onları görmeyecek! Göreceğim, hepsini göreceğim! O paraların tamamını Türkiye’ye getireceğim ve halkın hizmetine sunacağım.”

“Bir soygun düzenini, bir harami düzenini yıkacağım. Kararlıyım” diyen Kılıçdaroğlu, “Haramilerin olduğu yerde adalet olmaz, haramilerin olduğu yerde gelir dağılımı dengeli olmaz, haramilerin olduğu yerde halkın hakkı yenir, haramilerin olduğu yerde milyonlarca insan yatağa aç girer. Haramilerin iktidarını yıktığımızda göreceksiniz aydınlık Türkiye’yi, göreceksiniz çağdaş uygarlığı…” ifadelerini kullandı.

“Güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz”

Kılıçdaroğlu, açıklamasını şöyle sonlandırdı: “Asla umutsuzluğa kapılmayın. Hep beraber Türkiye’yi Gazi Mustafa Kemal’in öngördüğü çağdaş uygarlığa ulaştıracağız. Ve birlikte mücadele edeceğiz, birlikte çalışacağız. Doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi ayırmadan, kadını erkeği ayırmadan, yaşlısı genci ayırmadan birlikte yapacağız. Güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz.”

Paylaşın

HDP’de ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ İçin İsimler Tartışılıyor

Kongreye hazırlanan Halkların Demokratik Partisi (HDP), Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile yola devam etmeyi düşünüyor. Seçimlerde ortak aday konusunda “şeffaf müzakere” tutumunu açıklayan HDP’de cumhurbaşkanı adaylığı için de isimler zikredilmeye başlandı.

Berivan Altan’ın Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberine göre, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 3 Temmuz’da Ankara Spor Salonu’nda gerçekleştireceği 5’inci Büyük Olağan Kongresi çalışmaları sürüyor. Hazırlıkları koordine eden ve yeni dönem kurullarını belirleyecek olan Merkezi Mutabakat Komisyonu hafta içerisinde bir araya geldi. Kongre hazırlık çalışmaları ve Parti Meclisi’ne (PM) yönelik başvuruları ele alan komisyon çalışmalarını hızlandırdı.

Komisyonda mevcut Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile devam etme eğilimi ortaya çıktı. Yanı sıra yeni dönem için başka isimler de tartışıldı. Parti yetkili organları henüz bir karar almadı ancak ağırlıklı görüş Buldan ve Sancar ile yola devam etmesi yönünde.

Daha çok 5’inci Büyük Olağan Kongresi’nde verilecek mesajlar ve HDP’nin Türkiye siyasetinde belirleyici olma gerçekliği üzerinden çalışmalara ağırlık veriliyor. Özellikle seçim politikası, Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki hamleler ve Kürt sorunun demokratik çözüm modeline dair kapsamlı bir çalışma yürütülüyor. Bu kapsamda Merkezi Mutabakat Komisyonu’nun bir ekip oluşturduğu ve bu ekibin kongreye kadar verilecek mesajlara dair çalışacağı öğrenildi. Kongrede seçilecek yeni eşbaşkanların mesajlarına yönelik hummalı bir çalışma başlamış durumda.

Tutuklu siyasetçilerin önerileri alındı

Bu çalışmalar kapsamında önceki dönem Eş Genel Başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, DBP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ile Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile Buldan ve Sancar geçtiğimiz hafta içerisinde tutuldukları cezaevlerinde görüşmeler yaptı. Yeni dönem politikalar, izlenecek siyasete dair tutuklu siyasetçilerle de tartışmalar yürütülerek, öneriler alındı. Tutuklu siyasetçilerin önerileri ve düşünceleri de ilgili kurullara aktarıldı.

HDP’nin kongrede hem iktidarı hem de muhalefeti şaşırtacak mesajlar vereceği de kulislerde konuşulanlar arasında. Bu kapsamda da kongre beklenenden daha çok dikkati çekeceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanlığı için isimler tartışılıyor

Bir diğer önemli konu ise HDP’nin cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday çıkarıp, çıkarmayacağıydı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar bu konuda açık, şeffaf bir şekilde müzakereye açık olduklarını söylemiş aynı zamanda alternatif bir aday ihtimaline işaret etmişti. Bu konunun da kongre öncesinde HDP’nin ittifaklarının oluşturulduğu kurullarda tartışılmaya başlandı. Hatta Cumhurbaşkanlığı için bazı isimlerinde tartışıldığı ve bu çerçevede öneriler götürülmesi de konuşuluyor.

HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için izleyeceği politikada, muhalefetin HDP’ye yönelik baskılarda ve dokunulmazlıkların kaldırılmasında aldığı tutum belirleyici olacak. Muhalefetin HDP ve seçmeninin kabul edemeyeceği bir aday olması halinde Cumhur İttifakı adayı Erdoğan’a karşı alternatif ve güçlü bir isimle Cumhurbaşkanlığı adayı çıkaracağı belirtiliyor.

Paylaşın

AB Sonuç Bildirgesinde Türkiye’ye Yunanistan Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) liderlerinin Ukrayna’ya ve Moldova’ya “tam üyelik” statüsü verdikleri tarihi zirvede Türkiye de gündeme geldi. Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’in Doğu Akdeniz’de Türkiye ile yükselen gerilimi gündeme getirmesi üzerine AB’nin sonuç bildirgesinde Doğu Akdeniz başlığı altında Türkiye konusu da yer aldı.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın haberine göre, AB sonuç bildirgesi dış ilişkiler bölümünde, “Doğu Akdeniz” başlığı altında, “AB’nin Türkiye’nin son zamanlarda tekrarlanan eylemlerinden ve açıklamalarından derin endişe duyduğu” belirtilerek, “Türkiye, tüm AB üye devletlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermelidir. Avrupa Konseyi, önceki sonuçlarını ve 25 Mart 2021 tarihli deklarasyonu hatırlatarak, Türkiye’nin uluslararası hukuka tam olarak uymasını, Doğu Akdeniz’de bölgesel istikrar adına gerilimleri azaltmasını ve iyi komşuluk ilişkilerini sürdürülebilir bir şekilde geliştirmesini beklemektedir” denildi.

Konuya ilişkin Brüksel’de gazetecilere açıklama yapan Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Atina sonuç bildirgesinde yer alan ifadelerin tamamen arkasındadır. Burada Türkiye’ye açık bir dille AB üyesi ülkelerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü sorgulamayı bırakması ve uluslararası hukuka uygun biçimde gerilimi düşürme tavrına geri dönmesi için çağrı yapılmıştır” dedi.

Miçotakis, “Umarım Türkiye bu sefer çağrılara kulak verir. Çünkü Doğu Akdeniz’de, son iki ayda, tamamen komşumuz tarafından tırmandırılan gerilimi düşürmenin tek yolu bu” diye konuştu.

Ukrayna’ya destek vurgusu

Sonuç bildirgesinde zirveye damgasını vuran, “Ukrayna’daki durum ile Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın üyelik başvurularına” ilişkin bölümde ise, “Avrupa Konseyi, Ukrayna’nın yanında olduğunu ve Avrupa Birliği’nin insani yardım da dahil olmak üzere genel ekonomik, askeri, sosyal ve mali dayanıklılığı için Ukrayna’ya güçlü destek sağlamaya devam edeceğini bir kez daha teyit eder” denildi.

AB’nin askeri ekonomik, sosyal ve finansal destek vermeye devam edeceği belirtilen açıklamada, “Avrupa Birliği, Ukrayna’nın Rus saldırganlığına karşı doğal meşru savunma hakkını kullanmasına ve toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunmasına yardımcı olmak için daha fazla askeri destek sağlama konusundaki kararlılığını sürdürmektedir. Bu amaçla, Avrupa Konseyi, Konsey’den askeri yardımın daha da artırılması için hızla çalışmasını talep etmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Avrupa Konseyi’nin, 2022’de Ukrayna’ya 9 milyar Euro’luk yeni istisnai makro-finansal yardım sağlamak için Komisyon tarafından yapılacak bir öneriyi not ettiği, Ukrayna’nın yeniden inşaası için AB yardımına ilişkin Komisyonun uluslararası ortaklar, kuruluşlar ve uzmanlarla istişare içinde önerilerini hazırlayarak hızla sunmakla görevlendirdi.

Ukrayna ve Moldova’nın “aday ülke” statüsü bildirgede

Avrupa Konseyi’nin, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın Avrupa perspektifini tanıdığı vurgulanan sonuç bildirgesinde, “Bu ülkelerin ve vatandaşlarının geleceği Avrupa Birliği’ndedir. Avrupa Konseyi, Ukrayna ve Moldova Cumhuriyeti’ne aday ülke statüsü vermeye karar verdi. Konsey, gereken koşullar tam olarak karşılandıktan sonra daha fazla eyleme karar verecektir” denildi.

Konseyin, Gürcistan’ın üyelik başvurusuna ilişkin görüşünde de “Gürcistan’a aday ülke statüsü vermeye hazır olduğu”; bu ülkenin üyelik sürecinin ilerlemesinin Kopenhag kriterlerini karşılama konusundaki girişimlerine bağlı olacağı vurgulandı.

Batı Balkanlar

Zirve öncesinde 6 Batı Balkan ülkesiyle bir araya gelen AB liderleri, bu zirvede Bulgaristan vetosuyla uzlaşma sağlanamayınca, sonuç bildirgesinde “AB Konseyi, Batı Balkanlar’ın AB’ye katılım olasılığına tam ve kesin olarak bağlı olduğunu ifade eder ve katılım sürecinin hızlandırılması için çağrıda bulunur” denildi.

Bildiride ayrıca 6 Batı Balkan ülkesi Kuzey Makedonya, Kosova, Bosna Hersek, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk’a, özellikle hukukun üstünlüğü, yargı sisteminin bağımsızlığı ve işleyişi ile yolsuzlukla mücadele ile ilgili reformların önemi hatırlatıldı. Bu ülkeler ayrıca azınlıklara mensup kişilerin haklarını ve eşit muameleyi garanti etmeye davet edildi.

Zirvede Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk ile katılım müzakerelerinin hızla başlayabilmesi için, Kuzey Makedonya ile Bulgaristan arasındaki sorunların hızla çözülmesi çağrısı da yapıldı. Özellikle Sırbistan ve Kosova arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine ilişkin, ikili ve bölgesel anlaşmazlıkların çözümünde somut ilerlemeye duyulan acil ihtiyaç yeniden teyit edildi.

Avrupa Siyasi Topluluğu kurulması

AB liderleri zirvenin gece yarısı süren bölümünde de Fransa Cumhurbaşkanı ve AB dönem Başkanı Emmanuel Macron’un “Avrupa Siyasi Topluluğu” kurulması önerisini tartıştı. Liderler, sonbahardan itibaren, dönem başkanlığını devralacak Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da bu konunun yeniden ele alınması konusunda anlaştı.

Avrupa Siyasi Topluluğu konusu sonuç bildirgesinde “Avrupa Birliği’nin Avrupa’daki ortaklarıyla ilişkileri konusunda stratejik bir tartışma gerçekleştirdiği” belirtilerek, “Bu topluluk ile amaç kıtadaki Avrupa ülkeleri için bir politik işbirliği platformu sağlamaktır. Bu platform, yakın ilişki içinde olduğumuz tüm Avrupa ülkelerini ilgilendirebilir. Avrupa kıtasının güvenliğini, istikrarını ve refahını güçlendirmek için ortak çıkar konularını ele almak için siyasi diyalog ve işbirliğini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu çerçeve, genişleme de dahil olmak üzere mevcut AB politikalarının ve araçlarının yerini almayacak ve Avrupa Birliği’nin karar alma özerkliğine tam olarak saygı duyacaktır. Bu ilk görüş alışverişi temelinde, Avrupa Konseyi bu soruya geri dönecektir” ifadeleri yer aldı.

AB liderler zirvesinin ikinci gününde Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın da katılımıyla, enflasyon, enerji krizi ve devlet borçlanma faizlerinin yükselmesi gibi ekonomik konular ele alınacak.

Paylaşın

TÜİK, Ölüm İstatistiğini Bu Yıl Da Erteledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen yıl olduğu gibi bu yıl da “Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri” raporunu yayımlamayı ertelerken “Hayat Tabloları, 2019-2021” haber bülteninin yayımlanmasının da erteleneceğini duyurdu.

TÜİK verilerin ertelenmesine ilişkin şu açıklamayı yaptı: ‘Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2021’ haber bülteni, istatistiklerin elde edildiği Kurumların idari kayıtlarındaki çalışmaların devam etmesi nedeniyle ertelenmiştir.

Ayrıca, analiz süreçlerinde ölüm istatistiklerinin kullanılacağı 21 Eylül 2022 tarihinde saat 10.00’da yayımlanması planlanan “Hayat Tabloları, 2019-2021” haber bülteninin yayımı da ertelenecektir.”

TÜİK eleştirilerin odağında

TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin diğer kurumlar tarafından oldukça düşük olması, sürekli olarak görev değişimlerinin yaşanması ve son olarak enflasyon verileri arasında karşılaştırma yapılmasını sağlayan madde sepeti verilerinin kaldırması TÜİK’in sık sık eleştirilmesine sebep oluyor.

Diğer bir yandan “Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri” raporunun ve “Hayat Tabloları, 2019-2021” haber bülteninin yayınlanmaması TÜİK üzerinde yeni şüpheler oluşturdu.

Paylaşın

Milleti İttifakı İktidara Gelirse Kim, Hangi Koltuğa Oturacak?

Gazeteci Barış Pehlivan, son yazısında, Millet İttifakı’nda kimlerin hangi koltuğa oturacağının şimdiden belirlendiğini yazdı. Pehlivan, yazısında, oy oranının, koltukların dağılımında etkili olacağını da belirtti.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşe yazısında çarpıcı ifadeler kullandı. “Tam uyumak üzereyken geldi mesaj: “Acaba ilk kararnamede kimler olacak?”” diyen Pehlivan “Neymiş, Millet İttifakı iktidara gelirse kimlerin hangi koltuğa oturacağı şimdiden belirleniyormuş. “Birinci kararname yazılmaya başlanmış bile” diyordu bir bilen.” sözlerin israf etti.

Duyduğu bilginin doğru sayıldığını söyleyen Pehlivan “Altılı masanın oluşturduğu yapılardan en kritiği Kurumsal Reformlar Komisyonu. Bu komisyon AKP iktidarının çürüttüğü devletin yeniden yapılandırılması için yol haritasını belirliyor. Alınan karara göre, seçim sonrası Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması birinci hedef. Yani olası ilk kararnamede bu teşkilatın ilanını göreceğiz.” ifadelerini kullandı.

Bürokraside kimler görevlendirilecek? 

Pehlivan, yazısının devamında “Deniyor ki Millet İttifakı’nda devletin önemli kurumlarına kimlerin atanacağına dair bir plan var. Başta CHP olmak üzere muhalefet cephesinde liste hazırlığı yapanlar bulunuyor.” diyerek şunları aktardı:

Yani Merkez Bankası’ndan TRT’ye, hangi kuruma kimin getirileceğine dair olası isimler tartışılıyor. Hatta bunun için Kemal Kılıçdaroğlu’nun “onurlu bürokrat” dediği ve devlette şu an görev yapan bazı kişilerle görüşmeler de yapılıyor. AKP döneminde suça bulaşmamış, hükümetin değil devletin adamı olmuş isimlerin deneyimlerinden nasıl yararlanılabileceği üzerinde çalışılıyor. Belki haberleri yok ama onların seçim sonrası oluşturulacak yeni yapılanmada görevlerine devam etmesi de planlanıyor.

Dahası, çürüyen devletin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağına dair, bizzat çürümeye tanık olan yani devlette aktif olarak çalışan bazı isimlerden destek de alınıyor. Yani Millet İttifakı iktidara gelirse çıkarılacak kanunlar için “içeriden” öneriler geliyor. Kim onlar, diye sorduğumda “Ağırlıklı olarak ekonomi bürokrasisindeki yöneticiler” deniyor.

Kuşku yok ki altılı masadan bir iktidar çıkması kadar hangi partinin ne kadar oy alacağı da önem arz ediyor. Buna göre, seçmenden alınan güç, koltukların dağılımında kimin görüşünün ağırlık kazanacağını da belirleyecek.

Son olarak…

Yüzlerce kişilik değişimden bahsediyorum.

Bir CHP kurmayı, “Biz kazandığımız anda kimin devlette hangi koltuğa oturacağı önceden belirlenecek, yani kaos olmayacak” dedi. Ağırlıklı görüş o isimlerin seçim sonrası açıklanması olsa da Demokrat Parti, “Bazı kritik kadroların seçimden önce ilan edilmesi gerek” diye düşünüyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İktidar Kulislerinde ‘Seçim’ Hareketliliği

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasaya göre üçüncü kez aday olup olamayacağı tartışılırken, AK Partililer, “Erdoğan adaylığını tartıştırmak istemiyor. Bu nedenle nisan ya da mayıs ayı içinde seçim yapabilirler” değerlendirmesinde bulunuyor.

Muhalefet “kasımda erken seçim”i gündeme getirirken, iktidar kulislerinde seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılacağı konuşuluyor. Meclis’i temmuz ayında çalıştırma kararı alan iktidar, asgari ücretlilerden emeklilere kadar pek çok kesim için maaşlarda iyileştirme vaatleri de vermeye başladı. İktidar kanadından gelen bu hamleler erken seçim tartışmalarını daha da artırdı. CHP kurmayları “Biz başından beri bir erken seçim ihtimalini gündeme getiriyorduk” yorumunu yaptı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anayasaya göre üçüncü kez aday olup olamayacağına ilişkin tartışmanın “erken seçimle” ortadan kalkacağını söyleyen partililer, “Erdoğan adaylığını tartıştırmak istemiyor. Bu nedenle nisan ya da mayıs ayı içinde seçim yapabilirler” değerlendirmesinde bulundu.

Nisan ayında TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve ittifakları etkileyecek şekilde düzenlenen Seçim Yasası’nın da mayısta yapılacak bir seçimde uygulamada olacağına dikkat çeken CHP yöneticileri, “Mayısta bir seçim olursa, yeni geçirdikleri Seçim Yasası da uygulamada oluyor, Erdoğan’ın adaylığı da tartışılmıyor. Bu nedenle büyük bir ihtimalle o dönemde seçim yapabilirler” diye konuştu.

Paylaşın

DBP’li Saliha Aydeniz Hakkında Yeni Gelişme

TBMM Anayasa-Adalet Karma Komisyonu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verdi.

İstanbul Kadıköy’de Abdullah Öcalan’a uygulanan görüş yasağını protesto etmek için düzenlenen eylemde, gruba müdahale sırasında bir polise tokat attığı gerekçesiyle, Aydeniz hakkında hızla dokunulmazlık fezlekesi düzenlenmiş ve Meclis’e sevkedilmişti. Aydeniz’e, ‘polise mukavemet’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘yaralama’, ‘izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma’ suçlamaları yöneltilmişti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu, Salihe Aydeniz hakkındaki 5 ayrı suçlama ile ilgili dokunulmazlık fezlekesini görüşmek üzere toplandı.

Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt, Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nün ilgili maddeleri dikkate alındığında, yasama dokunulmazlığının amacının milletvekillerini keyfi ve asılsız ceza, soruşturma ve kovuşturmalar ile tutuklamalardan korumak olduğunu belirtti.

Toplantıda söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, eylem sırasında polisin, milletvekillerine müdahalesine ilişkin görselleri göstererek, “Musa Piroğlu’na kolluk müdahale ediyor. Engelli vekilimiz yere atılıyor. Bir engelli vekilin bu şekilde yere atılması kabul edilebilir mi? Hepsi kolluğun vekillerimizi nasıl sıkıştırdığına dair fotoğraflar. Kolluk vekillerimize kalkanlar altından tekme atıyor. Vekillerimizin hepsi eylem sonrasında bacakları morarmış şekilde önümüze geliyor” dedi.

Görüşmelerin ardından Aydeniz’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin hazırlık komisyonu kurulmasına karar verildi.

Hazırlık Komisyonu’nun, Aydeniz dosyasını karara bağlamak için 4 haftası bulunuyor. Dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar vermesi halinde dosya, karma komisyonun ardından TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek ve nihai karar verilecek. Hakkında fezleke düzenlenen milletvekilinin, komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da savunma yapma hakkı bulunuyor. Genel Kurul’da, dokunulmazlığın kaldırılması yönünde karar alınırsa Aydeniz için yargı yolu açılacak.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarın yeni ekonomi modeli için yıl başından sonra göstergelerin iyileşeceğine yönelik açıklamalarına atıfta bulunarak, “Süre bir hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti” dedi.

Karamollaoğlu, Kızılay’daki Somalilere ait restoranın açılışı sırasında DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ile polis arasında yaşananlar değindi. Karamollaoğlu, “polisin parmak sallayarak Yeneroğlu’nu adeta tehdit etmesini kabullenmelerinin mümkün olmadığını” söyledi.

Ekonomik gelişmeleri değerlendiren Karamollaoğlu, “Yılbaşında ‘6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak’ diye tarih verenlerin süresi neredeyse 1 hafta sonra doluyor. Bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar hepimizin de bildiği gibi daha da ağırlaşma eğilimine girdi, kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyorlar.” diye konuştu.

Karamollaoğlu, vatandaşın genelde temel tüketim maddelerine ulaşmakta zorluk çektiğini belirterek, “Halkın yüzde 65.,8’i yani her 3 kişiden 2’si temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Fiyatlar el yakıyor çünkü. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programının küresel açlık verilerine göre, 9 Haziran 2022 itibarıyla Türkiye’nin yüzde 18’i yeterli beslenemiyor.” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarımsal girdi maliyetlerinin rekor kırarak yıllık bazda yüzde 117,31 arttığını dile getiren Karamollaoğlu, gübre fiyatlarındaki yıllık yüzde 242 artış nedeniyle bazı çiftçilerin arazilerinde gübre kullanmamasının verimi düşürdüğünü kaydetti.

Hükümetin gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi kiralamayı planladığını söyleyen Karamollaoğlu, “Kendi memleketimizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor. Ama vatandaşımızın derdine derman olmak için 10 ülkede arazi kiralama peşine düştük. Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimiz elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, maalesef yüzünü başka ülkelere dönmüş, güya milletin derdine çare arıyor.” diye konuştu.

Hükümetin 2022 yılı için Meclise ek bütçe teklifi getirdiğine işaret eden Karamollaoğlu, “Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini artık net bir şekilde ortaya koyuyor. Talep edilen ek bütçeyle 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi gelecek. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclisten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 800 milyarlık bir ek bütçe. Hükümet giderleri yüzde 48’lik gelirleri de yüzde 72’lik bir artışla bunu sağlayacak. Bu teklif gösteriyor ki hükümetin yılbaşında hazırladığı bütçe kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok net, hükümet bu ekonomiyi 1 yıl bile taşıyamadı, götüremedi. Devlet bile yıl sonunu getiremezken vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin diye düşünmekten kendimizi tutamıyoruz.” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Öncelikle, ülkemizin manevi önderlerinden Mahmut Efendi Hazretlerinin vefatını dün, büyük bir üzüntüyle öğrendim. Cenab-ı Hak’tan kendisine rahmet temenni ediyorum. Sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah makamını âli eylesin.

Ayrıca dün gece haberlerde gördüğümüz; Afganistan’da meydana gelen ve görünüşe bakılırsa binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği bir depremden de bahsetmek istiyorum. Deprem aslında ülkemizdeki şiddetiyle mukayese edildiğinde çok yüksek değil. Fakat belli ki Afganistan’daki binaların yapı şartlarından dolayı çok büyük bir yıkıma sebep olmuş, bu kadar fazla insan hayatını kaybetmiş. Afette yaralananlara şifa, hayatını kaybedenlere Cenab-ı Hak’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı niyaz ediyorum.

Tabii ülkemizde de yaz ayları geldi, sıcaklar artıyor. Yangın tehlikesi özellikle ormanlarımızda bizi endişelendiriyordu. Maalesef Marmaris’te meydana gelen yangın bütün çabalara rağmen hâlâ söndürülemedi. Efendim işte gece görüşlü uçaklar alındı mı, uçağımız var mı, yok mu ben şu anda o münakaşanın içine girmeyi doğru bulmuyorum. Elbette görevliler üzerlerine düşeni yerine getirebilmek için büyük bir çabanın içine girecekler ama mühim olan netice alabilmektir. Bu sıcaklarda meydana gelen yangınları söndürmek kolay olmuyor, bu tüm dünyada böyle. Bu yüzden çok farklı tedbirlere ihtiyaç var. Tabii bu, bugün halledilecek bir mesele değil. Uzun vadeli ele alınması icap eden bir yangın başladığında onun yayılmasını da önleyebilecek birtakım tedbirlere ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Onu da ifade etmeden geçemeyeceğim.

“Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor”

Yine bir başka haber daha… Bendeniz basın toplantıma başlamadan önce bunları tek tek sıralama ihtiyacını duyuyorum. Bazıları üzüntü verici, bazıları bizi sevindiren hadiseler. Sevindiren hangisi 15 Temmuz kalkışmasında Harbiyeli öğrencilerimiz tutuklanmışlardı. Bugüne kadar uzun bir süredir tutuklu kalmışlar, ömür boyu hapse mahkum edilmişlerdi. Ne olduysa bir gecede her şey değişti ve bu öğrencilerimizin bir kısmı serbest bırakıldı, diğerlerinin de serbest bırakılacağı kanaati hakim oldu herkeste. O zaman dile getirmiştik öğrenci ihtilal planlayamaz. Öğrenci, emir komuta içinde kendisine verilen emri yerine getirebilmek için çaba sarf etmek mecburiyetindedir. Bundan dolayı da Harbiyeli öğrencileri bu kalkışmanın sanki ana unsuruymuş gibi değerlendirip, arkasından da hepsini ömür boyu hapse mahkum edecek kadar akıldışı bir yaklaşım olamaz. Seçim yaklaştıkça anlaşılan iktidarın aklı başına gelmeye başlıyor. Bazı gerçekleri görüyor. 6 yıl bu gençlerin hapis yatmasına gerek yoktu ki. Yine de en azından böyle bir yanlıştan dönülmüş olmasını olumlu bir adım olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi geçen hafta sonunu bazı arkadaşlarımızla birlikte İzmir’de geçirdik. Muhtarlarımızla, STK temsilcilerimiz ve iş insanlarımızla ve İzmir Platformu Başkanlar Kurulu ile bir araya geldik… Esnafımızı ziyaret edip, vatandaşlarımızla buluştuk. Konak İlçe Kongremizi heyecan ve coşkuyla gerçekleştirdik. İzmir ziyareti sırasında insanımızın bize gösterdiği ilgi ve alakaya şahit olmak; bugünlerde yaşadıklarından dolayı yeni bir arayış içinde olmalarını görmek, iştiyaklarına şahit olmak; bizi ümitlendirdi. Aynı zamanda CHP Lideri Sn. Kemal Kılıçdaroğlu da benzer çalışmaları yapmak için İzmir’de bulunuyordu. Kendisiyle de bir kafede çay molası vererek bir araya gelme, kısaca da olsa görüşme fırsatını bulduk. Bundan dolayı da memnuniyetimi arz ediyorum.

Esnafımızın, muhtarlarımızın, iş insanlarımızın ve vatandaşlarımızın problemlerini bizzat kendilerinden dinledik, talep ve beklentilerini tek tek not aldık… İnşallah seçimlerde milletimizin teveccühüyle iktidara geldiğimizde; hem İzmir özelinde hem de Türkiye genelinde atacağımız adımlarla çok kısa sürede bu problemleri gidereceğimize gönülden inanıyorum. Problemler ne kadar ağır olursa olsun; yaklaşım müspetse, aklıselimle yapılırsa, önyargılar olmazsa, geçmiş hatalar tekrar edilmezse çözülebileceğine, hatta tahminlerden daha kısa zamanda çözülebileceğine inanıyorum. İzmir’imiz; tarımıyla, sanayisiyle, turizm potansiyeliyle, limanlarıyla ve stratejik konumuyla büyük imkan, kaynak ve fırsatlara sahip… Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu imkan ve kaynaklar doğru ve verimli kullanıldığı takdirde İzmir, Türkiye’deki değişimin öncü ve örnek şehirlerinden biri olacaktır. Bu düşüncelerle dolu dolu geçen İzmir ziyaretimiz için teşkilat mensuplarımıza ve misafirperverlikleri için de tüm İzmir halkına bir kez daha teşekkür ediyorum.

“İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır”

Maalesef dünyamızdaki mülteci sayısı giderek artıyor. Fakir, mağdur olan ülkelerden; kalkınmış, gelişmiş, daha huzur içinde olan ülkelere doğru bir akım var. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle de ülkemizde de gerçekleştirildi- bu hafta çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi, mülteci krizine sebep olanlar tarafından da epey süslü cümleler de kuruldu. Bu konuda denilecek çok şey var fakat bu hafta sadece Ankara-Kızılay’da Somalili ve Etiyopyalı iki göçmenin işlettiği SAAB CAFE isimli mekanın önünde yaşanan vahim olaylara değinmekle yetineceğim.

Her fırsatta kürsülerden sığınmacılar ve mülteciler üzerine hamasi nutuklar çeken ve bu konuda birinciliği kimseye bırakmayan İçişleri Bakanı bu hadiselerde de sınıfta kalmıştır. Kafe sahiplerine yapılan baskılardan tutun da bazı emniyet mensuplarının hadsiz, haksız ve hukuksuz davranışlarına ve olayın ardından Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı açıklamaya varıncaya dek hepsi birbirinden vahim. Özellikle de hadiseler esnasında bir milletvekili arkadaşımızın gayretleri karşısında bir polisin parmak sallayarak adeta kendisini tehdit etmesini kabul etmemiz mümkün değil.

Burası demokratik bir ülke. Milletvekillerinin de kendilerine mahsus elbette sorumlulukları var. Bu sorumlulukları yerine getirirken emniyet güçlerinin onları tehdit edecek bir tavrın içine girmesini kabullenmemiz mümkün değil. Buradan uyarıyoruz kalıcı hale gelen yoksulluk ve adaletsizlikten mağdur olan kalabalıklara, sığınmacıları hedef göstererek kimse kendi yanlışlarının üzerini örtebileceğini zannetmesin. İktidarda bulunanlar artık aklını başına alsın, bu meseleye oy hesabı üzerinden yaklaşmasın. Bu tavrın; daha vahim hadiselere sebep olacağını kimse unutmamalı.

Yıl başında 6 ay sonra her şey güllük gülistanlık olacak diye tarih veren iktidarın süresi bir hafta sonra doluyor. Tarih verdiler 6 ay sonra her şey düzelecek. Fakat bu 6 aylık sürede bırakın iyileşmeyi, ekonomik şartlar daha da ağırlaştı ve kötüleşti. Yanlış politikalar nedeniyle vatandaşlarımız giderek daha da ağırlaşan bir borç yüküyle yaşamak zorunda kalıyor. Mahalleli bakkala, bakkal toptancıya, toptancı fabrikaya borçlu… Gençler devlete, hane halkı bankalara borçlu… Asgari ücretliler, memurlar, emekliler, borç döndürerek ay sonunu getirmeye çalışıyorlar. Ülkemizde her 2 kişiden 1’i maalesef borçlu şekilde yaşıyor.

Merkez Bankası’nın verilerine göre; 2018’de 567 milyon lira seviyesinde olan hane halkı borçları, 2021’de 1 trilyon lirayı aştı; yani iki misline çıktı. Borçların neredeyse tamamını krediler oluşturuyor.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) verilerine göre; bireysel kredileri kullanan kişi sayısı son bir yılda 1,6 milyon kişi arttı ve 36,1 milyon kişi oldu. BDDK verilerine göre ise nisan 2022 itibarıyla takipteki tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının toplamı 26 milyar 794 milyon lira seviyesinde ulaşmış durumda. Yani ortalama olarak her hane halkı başına yarım milyon lira borç düşüyor. Hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı ise %43. Bu şu demek, yani her 100 liralık gelirin 43 lirası borca gidiyor. Ülkemizin kısa vadeli dış borcu da Nisan’da rekor tazeleyerek 182,4 milyar dolara yükseldi.

Ülkemizin kredi risk primi ise 800’ü geçti. Bu oran, ülkemizin dışarıdan borçlanırken diğer ülkelere göre daha pahalıya, yani daha yüksek faizle borçlanması demek maalesef. Görüldüğü gibi Sayın Erdoğan’ın düzeleceğini söylediği şartlar, düzelmek şöyle dursun; ülkemizi daha da fazla borca esir ediyor; ülkemizi küresel ve yerel faiz lobilerine de mahkum hale getiriyor. Son 20 yıldır kürsülerde başka, icraatlerinde bambaşka bir iktidarın sebep olduğu ağır bedeller ödüyoruz hepimiz. Lafla peynir gemisi yürümüyor.

İnsanımız borçlu olmasının yanında aynı zamanda işsiz bırakılmış durumda. Üniversite mezunu gençlerimiz iş bulamıyorlar. Resmi rakamlarla gayri resmi rakamlar birbirini tutmuyor. Resmi rakam dediğim ne? Sayın Cumhurbaşkanını memnun edebilmek için belli resmi müesseselerin ortaya koyduğu rakamlar. Maalesef herkes görüyor, bu rakamlar kasti bir şekilde memnuniyet ifade edebilmek için üretiliyor. Ama öbür tarafta bağımsız kurumlar gerçekleri milletimize gösterebilmek veya kendileri bunu görebilmek için çalışmalar yapıyor. Resmi rakamlara göre her 5 gençten birisi işsiz. Ama fiiliyatta her 3, en fazla 4 gençten birisi işsiz! İçinde yaşadığımız şartları görmüyor değil insanımız.

“Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar”

Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki 2 milyon 959 bin genç ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor! Bu rakamlarla Avrupa ülkeleri arasında ilk, OECD ülkeleri içinde ise ikinci sırada yer alıyoruz. İktidar aynı zamanda insanları aç bırakıyor. Vatandaşlarımız temel tüketim maddelerine ulaşamıyorlar. Halkın %65,8’i, yani her üç kişiden ikisi temel gıda ürünleri alırken zorlanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı’nın küresel açlık sistemine göre; 9 Haziran 2022 tarihi itibarıyla Türkiye’nin %18’i yeterli beslenemiyor. İşte bu rakamlar “yoksulluğu bitireceğiz” diye yola çıkan bir iktidarın, yoksulluğu geniş kesimlere yaydığının açık ispatıdır.

Son açıklanan TÜİK verilerine göre, tarımsal girdi maliyetleri yeni bir rekor kırarak yıllık bazda %117,31 artmış. Nisan ayı verilerine göre en yüksek artış; yılda yaklaşık % 242 ile gübre fiyatlarında gerçekleşti. Onun içinde mecburen gübre atmıyor bazı insanlar, verim böylece düşüyor. Tam bir yıl önce; 2021 yılının Nisan ayında yıllık artış, sadece %22,15’ti. Şimdi tarım üretiminde böylesine ciddi bir problem ortada çözülmeyi bekliyorken hükümet, gıda fiyatlarına çözüm olarak 10 ülkede tarım arazisi almayı planlıyor. Gel de sık sık tekrarladığım bir cümleyi burada tekrarlama; Allah akıl, fikir versin bunlara. Kendi ülkemizde ekilemeyen arazinin varlığını herkes biliyor, ama on ülkede biz arazi kiralama derdine düştük, vatandaşımızın derdine derman olabilmek için… Ülkemizin bereketli toprakları, çalışkan çiftçimizin elinde mahsul vermeyi beklerken iktidar, yüzünü başka ülkelere dönmüş; güya milletin derdine çare arıyor. Güney Amerika’da, Rusya’da… Taşıma suyla değirmen bile dönmezken, taşıma toprakla milletin karnını doyurabileceğini sananlar; ne çiftçinin yüzünü güldürebilir ne de çarşı pazardaki fiyatların düşmesini sağlayabilir.

İktidar, muhalefetle uğraşıp kavga ortamı oluşturarak seçimi kazanmak için kırk dereden su getireceğine önünde duran enflasyon sorununu çözmeye odaklansın. 30 lirayı aştığı için çiftçinin alamadığı mazotu, artan fiyatlarıyla toprağına dökemediği gübreyi düşünsün. Biz bunu teklif ediyoruz. Hakikaten düşünmek çok önemli bir şey. İstişare etmek de düşünceyi harekete geçirebilmek için çok ama çok önemli bir yaklaşım ama bu iktidar hiçbir konuyu müzakereye yanaşmıyor. Müzakere etmek demek; bir konuda farklı hatta birbiriyle çelişen fikirleri dinleyip sonunda makul bir karara gelebilmek demektir. Farklı fikirleri dinlemeden doğru kararı vermek mümkün değildir. Bugünkü iktidarın en büyük zaafı işte söylediğim bu noktada düğümleniyor.

Yönetme kabiliyetini yitiren iktidarın çiftçiye verdiği zarar yüzünden çiftçimiz her gün isyan ediyor. “Üretirken tükeniyoruz” diyor çiftçilerimiz. Milleti öğüten, üreticiyi tüketen, gençlerimizi sömüren bu çarkı durdurmak zorundayız. Biz milletimizle birlikte bu çarkı kırıp, yerine “insanca yaşam”ın mümkün olduğu adil bir düzeni inşa edeceğiz. Üreteni tüketmeyeceğiz. Çiftçimizin artan girdi maliyetlerine yönelik bütçe ayıracağız. Yap-İşlet-Devlet projelerine ve geçiş garantili projelere ayrılan bütçeyi, israfa ve yolsuzluğa akıtılan parayı; çiftçimize vereceğiz. Çiftçimizi kalkındırıp, topraklarımızı yeniden yeşerteceğiz. Vatandaşı borca esir edip, rant çevrelerinin çıkarına çalışan bu düzeni değiştireceğiz. Enflasyonu artıran sebepleri ortadan kaldırıp, vatandaşlarımızı temel ihtiyaçları için bile kredi çekmeye mecbur eden bu ekonomi modelini değiştireceğiz.

2022 yılı için hükümet tarafından Meclis’e sunulan ve kabul edilen bütçedeki hedeflerin tutmadığını bundan önceki basın toplantılarımızda dile getirmiştik. Hükümet 2021 yılı sonunda hazırladığı bütçe hedefini tutturamadığı için Meclis’e yeni ek bütçe paketi getirdi. Normal şartlarda deprem, sel gibi doğal afetlerin yaşandığı olağanüstü durumlarda gündeme gelen ek bütçe ne hikmetse, hükümete göre hiçbir sorunun yaşanmadığı bu ortamda gündeme geliyor. Hükümet tarafından genel fiyat artışları gerekçesiyle sunulan bu teklif, devletin de geçinemediğini gösteriyor. Talep edilen ek bütçe ile 1 trilyon 83 milyar lira ek vergi geliri toplanacak. Kim ödeyecek bunu? Vatandaş ödeyecek. 6 ay önce Meclis’ten geçen bütçenin yarısı kadar harcama ödeneği içeren 880 milyarlık bir ek bütçe… Hükümet giderlerinde %48’lik, gelirlerinde de %72’lik bir artış öngörüyor.

“İnsanımıza rahat bir nefes aldıracağız”

İşte bu teklif gösteriyor ki, hükümetin bütçesi kendi elleriyle meydana getirdikleri ekonomik darboğaza sadece 6 ay dayanabildi. Şu artık çok nettir: Hükümet bu ekonomiye 1 yıl bile dayanamayacak. Ayrıca devlet bile yıl sonunu getiremezken, vatandaş bu şartlarda ay sonunu nasıl getirsin? Bütçe hedefi sadece 6 ay içinde patlak veren bir iktidar, şimdi bu milletten 5 yıl daha ülkeyi yönetmek için yetki istiyor. Sadece 1 yılda enflasyonu %20’lerden %70’lere çıkaran bir iktidarın 5 yılda ülkeyi ne hale getireceğini düşünmek hiç de zor değil. Bir de bu resmi rakam. Bu rakamın gerçekte %100’lere dayandığını hepimiz biliyoruz. Biz, milletimizin verdiği güçle bu hoyrat iktidarı ülkemize daha fazla vermeden durduracak ve yanlışlarını en kısa zamanda düzelteceğiz. Öngörülemezlik dönemine son verecek, yarın neye uyanacağını bilemez hale gelen insanımıza rahat bir nefes aldıracağız.

Tarımı ihracattan gelen parayla değerlendiren, her gün bir başka yerde yanan buğday tarlaları için kılını bile kıpırdatmayan bir iktidar yüzünden bugün ekmek 5 lira oldu. Eğitimi binayla değerlendiren bir iktidar yüzünden bugün gençlerimiz diplomalı işsiz haline geldi. Sağlık alanında sadece hastane binası yaparak çağ atladığını zanneden, doktorlarımıza giderseniz gidin diyen bir iktidar yüzünden bugün insanlar randevu bile alamıyor 3-4 hafta sonrasına bile razı oluyor ama günlerce sonra dahi muayene olamıyor. Bir iktidar bunu kendine dert etmeyecekse başka neyi dert edinecek.

Hukuku adliye sarayları yapmaya indirgeyen bir iktidar yüzünden bugün her bir başka insanımız mağduriyet yaşıyor. Biraz önce Harbiyeli öğrencilerimizle ilgili söylediğim; hem sevindirici, hem üzüntü verici… Bu kadar zikzak müebbet hapisten, serbetsliğe… Bu durumun ülkemizde adaletin olmadığına işaret ettiği kanaatindeyim.

Yol yaptık, havalimanı yaptık diye övünen bir iktidar döneminde, mazot 30 lirayı, otobüs bileti fiyatları 400-500 liraları, uçak biletleri de 1000 lirayı aştı; vatandaş evinden dışarıya adım atamıyor… Tüm bu yanlışlarını örtmek için ise her zaman olduğu gibi iktidar problemi çözeceğine hâlâ muhalefetle uğraşıyor, algı üretme peşine düşüyor.

Biz Saadet Partisi olarak, olan bitenleri gayet iyi okuyor ve aklıselimle değerlendiriyoruz. Dönen dolapların da kurulan tuzakların da farkındayız. Biz birilerinin ciğerlerini bile biliriz, emin olun. Onlar da bizim onları ne kadar iyi bildiğimizi bilirler… Birileri olmadık işlere tevessül etseler de biz asla helal ve dürüst siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gerçekleri kimseyi rencide etmeden olduğu gibi söyleyeceğiz. Ama gerçeklerden gocunan olursa onun da müsebbibi biz değiliz.

Bugüne kadar hiçbir zaman süte su katanlardan olmadık, bundan sonra da asla olmayacağız. Ve biz biliyoruz ki yanlış işlere bulaşanlar var. Fakat onlardan daha da fazla bu memleketin tertemiz evlatları var. İktidarın ve yetkililerin hukuksuz talimatlarına rağmen hukukun dışına çıkmamak için direnen, bu keyfi yönetim anlayışına karşı devlet geleneğini unutmamış memurlarımız, bürokratlarımız var.

Tam da bu sebeple tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye’yi yeniden normalleştirmeye dönük umutlarımızı hep diri tutuyoruz. İktidarın tüm baskılarına rağmen dürüst ve ahlaklı kalmaya devam eden bürokratlara, kamu görevlilerimize özellikle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Bürokratların da kamu görevlilerinin de hatta yeri geldiğinde iktidar mensupları arasında bile bu gerçekleri görenler var. Sesleri yüksek çıkmıyor, ayrı konu. Tasfiye ediliyorlar; o da gözlerimizin önünde cereyan ediyor. Bunca olumsuzluğa rağmen hala umut varsa, bu umudu ayakta tutan ve ülkemizin daha fazla bataklığa düşmesine engel olan sizlersiniz. Bizler süte su katmayanlarla yeni dönemde yolumuza devam edecek, bu ülke için hep birlikte güzel, doğru ve iyi işler yapacağız. Yozlaştırılan bütün kurumlarımızı derleyip toparlayacak, artık adeta kurumsallaşan yolsuzluklara son verecek, kronikleşen problemlerimize hızlı ve kalıcı çözümler üreteceğiz.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Kılıçdaroğlu’nun Adaylığına Destek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin değerlendirmede bulunan DP Lideri Uysal, “Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu manada bizler de gerekli desteği veririz” dedi.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Afyonkarahisar’da yerel yayın yapan bir radyoda Gazeteci Yazar İsmail Akar’ın konuğu oldu.

“Siz kendiniz adaylık düşünüyor musunuz?” sorusuna yanıt veren Uysal, “Kendi adıma bireysel bir hesap içinde hiç olmadım. 20 yılı aşkın siyasi hayatımda ilkeli duruşa devam ediyorum. Bu yüzden Afyonkarahisarlı olarak ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim Afyonkarahisar’dan milletvekili adaylığı önceliğimdir” ifadelerine yer verdi.

“Gerekli desteği veririz”

“Kılıçdaroğlu’nun aday olmasına durumuna nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna da yanıt veren Uysal, şu ifadeleri kullandı;

“Bizim için birinci öncelik cumhurbaşkanlığı. Tabiî ki TBMM’de de Millet İttifakı olarak parlamenter sisteme geçmek adına güçlü çıkmak zorundayız. Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu doğal olarak da isterse hakkıdır. Bu manada bizlerde gerekli desteği veririz.”

Paylaşın