İktidar, Muhalefeti İki Konuda Tuzağa Çekmeye Çalışıyor

Gazeteci Murat Yetkin, son siyasi gelişmelerin Cumhur İttifakı ortakları AK Parti ve MHP’nin muhalefet partilerini iki konuda tuzağa çekmeye çalıştığını ortaya koyduğunu söyledi. 

“İktidarın muhalefeti çekmeye çalıştığı iki tuzak da yasal konularda; biri orman yangınlarıyla yeniden harlanan idam cezası tartışmaları, diğeriyse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olup olamayacağı üzerine” diyen Yetkin, yetkinreport.com ‘da yayınlanan yazısında sözlerine şöyle devam etti:

“Muhalefet saflarında ise CHP ile İYİ Parti arasında, eğer bir an önce el atılmazsa büyüme eğilimindeki rekabet ve HDP’nin muhalefet kampanyasının odağına yeniden yasadışı PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hapishane koşullarını alması bulunuyor.

Öyle ki aslında bu sorunlar muhalefet partilerinin kendilerine kurduğu tuzak, ya da bindikleri dalı kesme gibi görülebilir.

Gelelim ayrıntılarına.

İktidarın muhalefeti içine çekmeye çalıştığı iki tuzak tartışma da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın çıkışlarıyla yön değiştirdi. Birincisi, Erdoğan’ın 2023’te yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasında sakınca bulunmadığı beyanıydı. Hatta muhalefet konuya yeterince ilgi göstermeyince beyanını tekrarladı.

İdam cezası tartışmaları

Oysa İYİ Partili Aytun Çıray daha Bozdağ’ın bu bahsi açmadan önce, bu tartışmaya girip Erdoğan’ın yeni bir mağduriyet kampanyası başlatmasına yol açmayacaklarını söylemişti. Meral Akşener Erdoğan’ın adaylığının ‘önünü açacaktı’; Altılı Masa Erdoğan’ı sandıkta yenmek istiyordu.

Belli ki Altılı Masanın -Anayasal zeminin el vermesine rağmen- gündeme dahi getirmediği bir konu kaşınmak isteniyordu.

Marmaris’teki orman yangını daha devam ederken MHP lideri Bahçeli ‘idam cezası’ bahsini yeniden açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da ‘Ağza hoş gelmiyor ama’ diyerek tartışılmasına destek vermişti. Topa İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da girdi. Ancak Adalet Bakanı Bozdağ’ın da tartışmaya yeşil ışık yakması adeta muhalefeti orman yangınları ve sonraki adımda cinsel cinayetler ve terörizm üzerinden istemediği tartışmalara çekmeyi amaçlıyordu. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYINIZ

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Yakında İktidar Olacağız

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’ın Türkiye’ye ziyaretini eleştiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, kapatılan Cemal Kaşıkçı cinayeti dosyasına dair, “Yakında iktidar olacağız, dosyaların nasıl açıldığını, hesapların nasıl sorulduğunu herkese, bütün dünyaya duyuracağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mavi Marmara saldırısında vefat eden Çetin Topçuoğlu’nun ailesini İstanbul’da ziyaret etti. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ziyaretinin ardından gazetecilerin soruların da yanıt vererek açıklama yaptı.

Mavi Marmara saldırısını üzerine konuşan CHP lideri, “Şehitlerimiz var. Şehitlerimizin kanı üzerinden İsrail’le pazarlık yapıldı ve anlaşma zemini arandı. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu dava, bitmiş bir dava değildir. Biz bu davayı kapatmış değiliz. Herkesin hakkını ve hukukunu korumak zorundayız. Siz kendi vatandaşınızın hakkını ve hukukunu korumayacak da ne yapacaksınız?” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“O nedenle geldim, oturduk konuştuk, dertleştik. Olayı anlatan kardeşimiz gözyaşlarını tutamadı. Hala bu acı yaşanıyor. Bunu çözmek zorundayız. Bu konuda biz elimizden geleni yapacağız. Bazı istekleri oldu o isteklerin de takipçisi olacağız Uluslararası sularda eğer bizim insanımız katlediliyor ve bunların hakkı hukuku aranmıyorsa, bir gece yarısı anlaşmayla sözde barış zemini yaratılmak isteniyorsa bunu kabul etmiyoruz. Dolayısıyla bu konu bizim için kapanmış bir konu değildir ve takipçisi olacağız.”

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a ilişkin de açıklamalarda bulundu. “Düne kadar her türlü hakareti yaptığınız, her türlü eleştiriyi yaptığınız kişiyle kucaklaşıyorsunuz. Üç beş dolar için, üç beş kuruş için bunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin kaldırması mümkün değildir. Bizim kaldırmamız mümkün değildir” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bu ülkenin bir itibarı, saygınlığı vardır. Siz nasıl bu ülkenin saygınlığını itibarını üç beş kuruş için yerle bir edersiniz? Türkiye topraklarında bir cinayet işleniyor. Salman buraya gelmeden önce cinayet dosyası da kapatılıyor. Onu da araştıracağız. O dosya da bizim için kapanmış bir dosya değildir. Hiç kimse, ‘gider Türkiye Cumhuriyeti devletinde, bir konsoloslukta insanları öldürürüm, sonrasında üstünü kapatırız, böylece istediğim yerde cinayeti işlerim’ diye hevese kapılmasın. Bu dersi vermezseniz bu hevese kapılanlar olur. Bu dersi vermek zorundayız. Bu da bizim hedeflerimizden bir tanesidir. Türkiye’nin itibarına hiç kimse gölge düşüremez. Erdoğan’la oynuyorlar biliyorum. Aynı kayığa bindiler onu da gayet biliyorum. Aynı kayığa binebilirsin, dosyanın üzerini örtebilirsin ama Allah’ın izniyle yakında iktidar olacağız, dosyaların nasıl açıldığını, hesapların nasıl sorulduğunu, Türkiye’nin itibarının nasıl korunduğunu herkese, bütün dünyaya duyuracağız. Bu ülke itibarlı bir ülkedir. Ülkenin itibarını devleti yöneten birisi ayaklar altına alamaz.”

“O dosya bizim için kapanmış bir dosya değil”

Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’le bir görüşmesinin olup olmayacağı sorulan CHP lideri, “Aslında görüşmek için kendisinden talebim oldu. Fakat baskı altında. Dolayısıyla o görüşme gerçekleşemedi. Medya önünde rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Kendisinin de öldürülen nişanlısının da hakkını, hukukunu sonuna kadar arayacağız. O dosya da bizim için kapanmış bir dosya değil” dedi.

Gazetecilerin, “Yunanistan’la gerilim var. Adaların silahlandırılması durumu var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, şu yanıtı verdi:

“Erdoğan iç politikada üst perdeden konuşur tabii. Atar, tutar, şunu yaparım, bunu yaparım ama… hayatın gerçeğine baktığınızda hiçbir şey yapmayan, eli kolu bağlı, bir anlamda kendisi egemen güçlere teslim olmuş gibi bir havası var. İktidar değişecek. İktidar olacağız. Yunanlılar, Yunan yöneticileri bizim Kuva-i Milliyeci olduğumuzu biliyorlar. Bizim hangi gelenekten geldiğimizi, ülkenin çıkarlarını nasıl koruduğumuzu da gayet iyi biliyorlar. O yöneticiler aynı zamanda rahmetli Ecevit’i de rahmetli Erbakan’ı da çok iyi biliyorlar. Şimdi konuşsunlar. İktidara geldiğimizde o adalardaki silahların ne olacağını biz onlara göstereceğiz.”

Paylaşın

Ek Bütçeden Bakanlıklara 6 Milyar Liralık Enerji Ödeneği

AK Parti iktidarının TBMM’ye sunduğu ek bütçede, 2022 yılının henüz ilk altı ayında elektrik, doğalgaz ve akaryakıta art arda gelen fahiş zamların bakanlıklar ve bakanlıklara bağlı kamu kurum ve kuruluşlarına çıkardığı ek maliyet milyarlarca lira oldu.

Ek bütçede bakanlıklar için “tüketime yönelik mal ve malzeme alım giderleri” tanımıyla akaryakıt, elektrik ve yakacak alımları için ek ödenek tahsis edildi. CHP Enerji Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, ek bütçede bakanlıkların akaryakıt, elektrik ve yakacak için ayrılan ek ödenekleri yaptığı bir çalışmayla derledi. CHP’li Akın’ın çalışmasına göre sadece dokuz bakanlığın ek enerji maliyeti 6 milyar TL’yi geride bıraktı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; CHP’li Akın’ın enerji maliyeti hakkındaki raporundan öne çıkan tespitler şunlardan oluştu:

“Adalet Bakanlığı’na üç farklı ek ödenekle toplam 1 milyar 754 milyon lira tutarında akaryakıt, elektrik ve yakacak için ek ödenek verildi. Enerji faturalarına gelen fahiş zamlar nedeniyle Dışişleri Bakanlığı’na ise yalnızca 10 milyon lira tutarında ek bütçe ayrıldı.

Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis edilen ek bütçede 16 farklı kalemde akaryakıt, elektrik ve yakacak için ek ödenek verildi. Enerji faturalarının Milli Eğitim Bakanlığı’na ek bütçede tahsis edilen ek ödeneğe göre oluşturduğu toplam maliyet tutarı 2 milyar 437 milyon 223 bin lira olarak gerçekleşti.

Sağlık Bakanlığı’nın elektrik, akaryakıt ve yakacak tüketimiyle ilgili yer alan iki ayrı ödeneğinin ek bütçedeki toplam tutarı 667 milyon 491 bin lira oldu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın da ek bütçede enerji zamlarıyla ilgili iki farklı ödeneğinin toplam tutarı 337 milyon 390 bin lira olarak gerçekleşti. Ek bütçede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın akaryakıt, elektrik ve yakıtla ilgili beş farklı ödeneğinin toplamı ise 513 milyon 416 bin lira olarak hesaplandı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na akaryakıt, elektrik ve yakacak ödeneğiyle ilgili 10 farklı kalemde toplamda 190 milyon 708 lira tutarında ek ödenek ayrıldı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na enerji zamları nedeniyle tahsis edilen üç farklı ödeneğin toplam tutarı da 29 milyon lira olarak gerçekleşti. Tarım ve Orman Bakanlığı’na enerji zamlarının ardından akaryakıt, yakacak ve elektrik nedeniyle verilen 6 farklı ek ödeneğin toplamı da ek bütçede 364 milyon 608 bin lira oldu.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, AKP iktidarının elektrik, doğalgaz ve akaryakıt zamlarıyla kendi bakanlıklarının da bütçelerini bozduğuna işaret etti. CHP’li Akın, hazırladığı rapor hakkında şunları dile getirdi:

“Yılbaşından bu yana elektrik, doğalgaz ve akaryakıta gelen zamlar nedeniyle vatandaşlar faturalarını ödeyemez duruma geldi. 1 Ocak 2022 tarihinden bugüne kadar elektrik faturaları 2 kez, doğalgaz faturaları 3 kez zamlandı. Akaryakıta ise neredeyse gün aşırı zam geldi. Elektrikte konut tarifesine düşük kademede yüzde 65, yüksek kademede yüzde 151 zam yapılırken doğalgaz konut tarifesine yüzde 120 oranında zam geldi. Akaryakıt ürünlerine ise yılbaşından bu yana benzinde yüzde 210, motorinde yüzde 234 oranında zam yapıldı. Bu fahiş zamlar nedeniyle AK Parti kendi bakanlıklarının bütçelerini de iflas ettirdi.”

Paylaşın

AK Parti’de Değişim Rüzgarları, Kabinede Revizyon Bekleniyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 seçim kampanyası sürecinde yeni bir vitrinle vatandaşın karşısına çıkmak istediği, bu değişiklikler için ihtiyaç olması hâlinde olağanüstü kongre seçeneğinin de tartışıldığı ileri sürüldü.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberi şöyle: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bugüne kadarki ‘en kritik’ seçim olarak nitelendirdiği 2023 seçimleri için AK Parti’de âdeta bir teyakkuz durumu söz konusu.

Seçimi kazanmak için, Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki süreçte önemli ‘manevralar’ yapabileceği belirtiliyor.

Erdoğan Cumhurbaşkanı bir süredir konuşmalarında 2023 seçimlerinin, ‘ülkenin ve milletin kaderi bakımından gerçek anlamda bir yol ayrımını ifade ettiğine ve kritik öneme sahip olduğuna’ vurgu yapıyor. Özellikle ekonomide yaşanan sorunların sandıkta AK Parti’ye olumsuz yansımasının önüne geçilmesi için, Erdoğan’ın ‘yol ayrımı’ olarak gördüğü 2023 seçimlerine giderken, sürpriz adımlar atabileceği belirtiliyor. Bu adımların neler olabileceğine yönelik AK Parti kulislerinde farklı değerlendirmeler yapılıyor.

2023 seçimleri için hazırlıkların sürdüğü AK Parti’de sonbahar aylarında kapsamlı bir kabine ve parti yönetimi değişikliğine gidilebileceği konuşuluyor. Seçim kampanyası sürecinde Cumhurbaşkanı’nın yeni bir vitrinle vatandaşın karşısına çıkmak istediği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Olağanüstü kongre iddiası

Parti vitrininde yapılacak değişiklikler için ihtiyaç olması hâlinde olağanüstü kongre seçeneğinin de tartışıldığı belirtiliyor.

AK Parti kulislerinde sonbahar aylarında bir olağanüstü kongre yapılabileceği, bu kongrede 75 üyeden oluşan MKYK’nın yenileneceği ve beraberinde MYK’da da değişikliğe gidileceği konuşuluyor. Kulislerdeki bu senaryolar, AK Parti’ye önümüzdeki süreçte bazı yeni katılımların olacağı, partiye gelecek isimlerin ‘yönetim kadrosuna taşınabilmesi için olağanüstü kongreye ihtiyaç duyulacağı’ iddialarından da kaynaklanıyor.

Mevcut parti yönetiminden isimler ise, olağanüstü kongre seçeneğinin zayıf bir ihtimal olduğunu, ancak MYK’da bir değişiklik yapılacaksa, bu değişikliğin seçim kampanyası başlamadan önce gerçekleşmesinin beklendiğini dile getiriyor.

AK Parti’nin 7. olağan kongresi Mart 2021’de yapılmıştı. AK Parti’nin tüzüğüne göre büyük kongre, önceki kongrenin üzerinden iki yıl geçmeden yeniden yapılamıyor. Ancak Genel Başkanının veya MKYK’nın talebi ile olağanüstü kongreye gidilebiliyor.

Öte yandan, kabine değişiminin de sonbaharda gündeme geleceği, yeni kabinede ‘Siyasi kökenli’ isimlere yer verileceği, ikinci bir Cumhurbaşkanı yardımcısının atanabileceği, konuşulan iddialar arasında.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: AKP İle Anlaşma Yapmadık, Yapmayız

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “AKP ile HDP kapalı kapalı kapılar ardında bir araya geliyor, Sayın Öcalan ile bir görüşme yapıyor ve kamuoyundan gizleniyor gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Biz AKP ile hiçbir konuda anlaşma yapmadık.” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Urfa İl Örgütü Kongresinde konuştu. “HDP’nin yasak ve baskılara karşı mücadelesini büyüttüğünü” belirten Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün HDP’nin en belirgin ve belirleyici olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Tüm gözlerin HDP’nin üzerinde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Şimdi herkesin gözü HDP’nin üstünde, çünkü seçimler yaklaşıyor, çünkü bu ülkeyi yönetenler bir kez daha iktidara gelmek için yeni komplolar, başka başka spekülasyonlar ve bu halk üzerinde oynanacak oyunları devreye koymaya çalıştığını biliyoruz.

Bir kez daha söylüyoruz, HDP olmadan gelecek olmaz, siyaset olmaz, parlamento olmaz, HDP olmadan yeni bir yaşam asla olmaz. Biz bu anlayışla yeni döneme hazırlanıyoruz.

“AKP içinde kırılmalar var”

Şu günlerde özelliklere AKP içinde büyük kırılmaların, anlaşmazlıkların ve çatlakların yaşandığını biliyoruz. Cumhur İttifakı’nın içinde de Millet İttifakı’nın içinde de büyük anlaşmazlıkların, çatlakların olduğuna her gün tanıklık ediyoruz.

Peki, niye böyle ayrışma yoluna gidiliyor, bu ülkede Kürtleri kim inkar ederse, Kürtlerin hakların kim tanımazsa, dillerini kim yasaklarsa onun bir kez daha iktidara gelme şansı yoktur, olamaz. İşte AKP şu anda yaşadığı bütün bu anlaşmazlıkların sebebinin Kürtlere yaklaşımı olduğunu çok iyi bilmelidir.

“AKP güvenlikçi politikalarla çözüm arıyor”

Sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin önemli oluğunu her fırsatta söyledik, bir kez daha ifade etmek isterim ancak AKP zihniyeti sorunları diyalog ve müzakere dışında operasyon ve güvenlikçi politikalarla çözme yolunu tercih ediyor. Bunu tercih etmelerinin nedeni de elbette bir kez daha iktidar olabilme ve kendi koltuklarını sağlama alma zihniyetinden kaynaklandığını biliyoruz.

“Öcalan’a tecrit sürüyor”

İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a karşı mutlak bir tecridin devam ettiğini hepimiz görüyoruz. Bugün bir kez daha Öcalan’ın ailesi ile görüşme yapmasına dair 3 aylık bir yasak daha getirildi. Sanki bir görüş varmış gibi, düzenli bir gidiş geliş varmış gibi, bir kez daha basına yansıyan 3 aylık bir aile görüşüne yasak getirildi.

“Öcalan ile görüşmeler yok”

2015 yılından beri düzenli olarak yapılan bir aile görüşü yok. 2015 yılından beri düzenli yapılan bir avukat görüşü, bağımsız heyet görüşü yok. Son günlerde yazılan çizilen medyada konuşulan bir şey var. O da yeni bir çözüm sürecinin başlayıp başlamama meselesi.

AKP ve HDP arasında gizli bir anlaşma var mı yok çokça konuşulduğu bir dönem. Sanki AKP ile HDP kapalı kapalı kapılar ardında bir araya geliyor, Sayın Öcalan ile bir görüşme yapıyor ve kamuoyundan gizleniyor gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Şunu özellikle ifade etmek isterim.

“Dokunulmazlıkları kaldıranlar AKP ile ortak”

Biz AKP ile hiçbir konuda herhangi bir konuda bir anlaşma yapmadık, yapmayız. AKP ile anlaşma yapanlar bellidir. Milletvekillerimizin dokunulmazlığının kaldırılmasında AKP ile birlikte ellerini havaya kaldıranlar AKP’nin ortakladır. Tezkerelerde AKP ile birlikte evet oyu kullananlar AKP’nin ortaklarıdır.

AKP’nin bütün hukuksuzluklarının altına imza atanlar, AKP’nin her türlü hukuksuzluğunun yanına boncuk gibi dizinlerler AKP’nin gerçek ortaklarıdır. Biz barış meselesinden samimiyiz, ülkeye barışın gelmesi, hüküm sürmesi için çok samimi çok cesaretli ve çok haklı bir yerden politikalarımızı sürdürüyoruz.

“Kimse HDP’yi suçlamasın”

Çünkü barış programımızdır, mücadelemizdir, ilkemizdir. Şunu da açık yüreklilikle iade etmek isterim ki Türkiye’de barışa, demokrasi, insan hakları ve adalet dair AKP iktidarının herhangi bir şekilde adım atmadığını biliyoruz. Bunun için hiç kimse HDP’yi suçlamasın.

Hiç kimse HDP’nin Türkiye haklarına rağmen Kürtlere rağmen farklı bir yol yöntem izleyeceğini düşünmesin. Biz ne yapacaksak sizlerle birlikte yapacağız. Biz ne yapacaksak, ne karar alacaksak sizlerle birlikte yapacağız. Buna kimsenin kuşkusu olmasın. Bu ülkenin Kürt sorunun demokratik yöntemlerle çözülmesine, adalete büyük ihtiyacı var.

3 Temmuz’da büyük kongre

3 Temmuz’da Ankara da büyük kongremize gerçekleştireceğiz, büyük kongremize bir kez daha adalet olan güvenimiz barışa olan ihtiyacı, özgürlüklere olan ihtiyacımızı hep birlikte kongre salondan haykıracağız. Urfa’dan büyük bir katılımın olacağını, sizin de katkı ve emeğinizin olacağını biliyoruz. Hepimizin yolu açık olsun, mutlaka kazanacağımızı, büyük bir zaferle barışı getireceğimizin herkesin bilmesini istiyorum. Serkeftin diyorum.”

Kongre, faaliyet raporlarının okunmasıyla devam etti. Ardından gidilen seçimde, HDP Urfa İl Eşbaşkanlığına Ahmet Atış ve Aliye Kızıldamar seçildi.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Seçimi Yüzde 99 Kazanırız

SP Lideri Karamollaoğlu, “Baskın seçim ihtimal dâhilinde, değil diyemeyiz. Belirtiler hızlanırsa çalışmalarımız da elbette hızlanacaktır. Seçime hazırlık dediğimizde zaten biz bir numaralı mesele olarak “seçim güvenliğini” görüyoruz. Burada güçlük çekilen bir husus var. Maalesef iktidar bazen aşiretlere vesaireye Güneydoğu’da resmi devlet yetkilileri vasıtasıyla etki etmeye çalışıyor, muhalefetten aday olanı caydırmaya çalışıyor.” dedi.

Temel Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “Biz isim isim kimlere nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. Bir numaralı meselemiz sandıklara hâkim olmak, hileyi önlemek, böylece Meclis’te halkın iradesinin yansımasını teminat altına almak. Tabii biz kaybedebiliriz de, yüzde yüz kazanırız diyemeyiz ama yüzde 99,99 kazanırız diyorlar” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Sözcü yazarı Ruhat Mengi’nin sorularını yanıtladı. Karamollaoğlu şunları kaydetti:

Kemal Kılıçdaroğlu “Erdoğan parlamentoyu feshedecek, erken seçim yapacak” dedi. Meral Akşener’in de 3 gün önce il başkanlarına “Baskı seçime hazır olun” talimatı verdiğini duyduk. Siz de baskın bir seçim bekliyor musunuz?

Baskın seçim ihtimal dâhilinde, değil diyemeyiz. Belirtiler hızlanırsa çalışmalarımız da elbette hızlanacaktır. Seçime hazırlık dediğimizde zaten biz bir numaralı mesele olarak “seçim güvenliğini” görüyoruz. Burada güçlük çekilen bir husus var. Maalesef iktidar bazen aşiretlere vesaireye Güneydoğu’da resmi devlet yetkilileri vasıtasıyla etki etmeye çalışıyor, muhalefetten aday olanı caydırmaya çalışıyor. Biz isim isim kimlere nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. Bir numaralı meselemiz sandıklara hâkim olmak, hileyi önlemek, böylece Meclis’te halkın iradesinin yansımasını teminat altına almak. Tabii biz kaybedebiliriz de, yüzde yüz kazanırız diyemeyiz ama yüzde 99,99 kazanırız diyorlar

“Cumhurbaşkanı adayı mutlaka kazanacak bir aday olmalı, seçim birinci turda kazanılmalı, ikinci tura kalması iktidara avantaj sağlar” diyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu en büyük muhalefet partisinin genel başkanı ve birçok kez aday olabileceğinden söz etti. Kazanabilecek aday tanımına da uyuyor. Erdoğan seçim tarihini açıklar açıklamaz 6’lı masa adayı açıklayacaksa bu aday şimdiden belli demek değil midir?

Mesele Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olarak görülüp görülmemesi değil, biz bu konuyu 6’lı masada henüz hiç görüşmedik ve bu konunun şu anda gündeme getirilmesinin bir fayda sağlamayacağı kanaatindeyiz. Şu anda bu konunun konuşulmasını biz doğru bulmuyoruz, seçim kararı alınır, bir araya geliriz kararı da veririz.

Dün içerden duyumlar alan araştırmacı bir meslektaşımız “Millet ittifakı iktidara gelirse kimlerin hangi koltuğa oturacağı şimdiden belirleniyormuş, birinci kararname yazılmaya başlanmış bile” şeklinde bir açıklama yaptı, bu konuda ne diyorsunuz?

(Gülüyor) Tamam ama bu doğru değil, şimdiden bakanlıkların kimlere verileceğinin tayini benim kanaatim isabetli olmaz. Çünkü hangi parti ne kadar oy alacak, hangi parti Meclis’te hangi ağırlıkla temsil edilecek henüz bu konular belli değil. Belki bazı adaylar ana hatlarıyla belirlenebilir ama hükümet veya devlet kurumlarının başına kimlerin geleceği belirlenemez. Oturup konuşacağız, henüz konuşmadık.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Pınar Gültekin Davasında Gerekçeli Karar Açıklandı

Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i boğduktan sonra varile koyup yakan Cemal Metin Avcı’nın, ‘canavarca hisle, eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan yargılandığı davada aldığı ‘haksız tahrik indirimi’nin gerekçeli kararı Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açıklandı.

Gerekçeli kararda “Sanığın maktule yönelik yakma fiilini gerçekleştirmedeki amacının eziyet çektirmeye yönelik olmayıp maktulün cesedini yok ederek yakalanmaktan kurtulma ve suç delillerini yok etmeye yönelik olduğu gözetildiğinde mahkeme sonuç cezaya etkisi olmamakla birlikte koşulları oluşmadığından söz konusu unsurun somut olayda gerçekleşmediğini kabul etmiştir” denildi.

Mahkeme heyeti, Pınar Gültekin’in katil Cemal Metin Avcı’yı ‘tehdit ettiğini’ ifade ederek haksız tahrik indiriminin gerekçesini şu sözlerle anlattı: “Cemal Metin’in de maktulün söz konusu haksız fiil içeren davranışlarından duyduğu öfke ile maktule yönelik söz konusu suçu işlediği dikkate alındığında haksız tahrik hükümlerinin uygulama şartlarının tamamının gerçekleştiriği kuşkuya yer verilmeyecek şekilde sabittir.”

Ne olmuştu?

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz 2020’de Akyaka Mahallesi’nde yalnız yaşadığı evinden ayrılmış, aynı gün ablasıyla telefonla görüştükten sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Ailesinin Akyaka Jandarma Komutanlığına kayıp ihbarında bulunması üzerine başlatılan çalışmada Gültekin’i tanıyan kişilerin listesi çıkarılmış ve bölgedeki güvenlik kamerası kayıtları incelenerek görgü tanıklarının ifadelerine başvurulmuştu.

Şüphe üzerine gözaltına alınan Cemal Metin Avcı, ilk ifadesinde hakkındaki suçlamaları kabul etmese de deliller ortaya konunca bir süre arkadaşlık yapıp ayrıldığı Gültekin’i bağ evinde öldürdüğünü, cansız bedenini yaktıktan sonra varille Gülağzı mevkisindeki ormanlık alana attığını itiraf etmiş ve tutuklanmıştı.

Gültekin’i katleden Cemal Metin Avcı ile suç delillerini gizleyerek yok ettikleri gerekçesiyle suçlanan kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın yargılandığı davanın karar duruşması 20 Haziran’da Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, mahkeme heyeti, Cemal Metin Avcı’ya ağırlaştırılmış müebbetten indirime giderek 23 yıl hapis, tutuksuz sanık kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı eşi Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın ise beraatine karar vermişti.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri’ne Polis Müdahalesi: Gözaltılar Var

Kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaya devam eden Cumartesi Anneleri, 900. haftada Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapmak istedi. Polis ekipleri ise Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkmasına izin vermedi. 

Polisler, Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapıp karanfil bırakmak isteyen Cumartesi Anneleri’ni abluka altına alarak basın mensuplarının da görüntü almasını engelledi.

Eylemin “yasa dışı” olduğunu iddia eden polisler, bölgeye giriş ve çıkışları da engelledi.

Cumartesi Anneleri gözaltına alındı

Galatasaray lisesi önüne gelen Cumartesi Anneleri polisler tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınan yaklaşık 20 kişinin Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü öğrenildi.

Avukat Erselan Aktan, sosyal medya hesabından Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önündeki eyleme yapılan polis müdahalesi sonrası İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin ve avukat Öztürk Türkdoğan’ın kelepçelenerek gözaltına alındığını duyurdu.

“Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz”

Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ise “Galatasaray’a çıkmamız engelleniyor. Ne yaparsanız yapın, Anayasa güvencesindeki toplanma özgürlüğümüzden ve bu özgürlüğümüzü kullanmak için seçtiğimiz Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın insanlığın vicdanında Galatasaray bizimdir” denildi.

Öte yandan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ile CHP Milletvekili Ali Şeker, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Züleyha Gülüm ve Zeynel Özen, Cumartesi Anneleri’nin gözaltına alınmalarının ardından Galatasaray Meydanı’nda açıklama yaptı.

Ahmet Şık, “Yakınlarını arayanların eylemine yıllardır izin verilmiyor. Bugün 900. hafta nedeniyle burada olmak istediler. Aileler adına açıklamayı biz okuyacağız” dedi.

HDP’li Züleyha Gülüm ise “Aslında faili belli cinayetlerde yakınlarını kaybeden ailelerin bir karanfil bırakmasına dahi izin verilmedi. Yasaklama kararı diyorlar, o  kararların hukuka aykırı olduğunu biliyoruz. Ama mahkeme kararını dahi tanımayan kaymakamlık ve valilik var” ifadelerini kullandı.

“Haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz”

Gülüm’ün Cumartesi Anneleri adına yaptığı basın açıklaması şöyle:

“Biz dünyanın en barışçıl, en haklı mücadelesini yürüten anneleriz, evlatlarız, kardeşleriz, torunlarız, hak savunucularıyız… Galatasaray’da yaşlanan, Galatasaray’da büyüyen, Galatasaray’da doğanlarız. Devletin varlığını inkar ettiği sevdiklerimizi fotoğraflarıyla Galatasaray’ da yaşatanlarız Galatasaray’ı mekansız bırakılan sevdiklerimize mezar yeri yapanlarız. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir!

Devletin gözaltında kaybettiği sevdiklerimizi arıyoruz, Galatasaray bizim arayışımızın mekanıdır. Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin başına geleden herkes bilsin ve bir daha asla yaşanmasın istiyoruz; Galatasaray bizim hakikat mekanımızdır Kaybedilen sevdiklerimiz ve onlara yaşatılanlar unutulmasın, tarihe not düşülsün istiyoruz; Galatasaray bizim hafıza mekanımızdır. İşte bu yüzden Galatasaray bizimdir!

Sevdiklerimizi bizden alan zihniyetin devamcısı kendi yasalarını bile yok sayarak Galatasaray’ı da bizden almak istiyor. “Sevdiklerimiz nerede?” çığlığımıza hukukla, adaletle cevap vermek yerine dört yıldır karşımıza copla, kalkanlar dikiliyor. Ama yanılıyorlar, evladını arayan bir anneyi, serdi arayan bir eşi, anne babasını arayan bir evladı, ablasını-ağabeyini arayan bir kardeşi, delesini-ninesini arayan birini kimse korkutamaz.

Çünkü onların maruz kaldıklarından daha korkunç bir uygulama henüz icat edilmedi. 900. haftamız nedeniyle bir kez daha hatırlatıyoruz: Ne yaparsanız yapın, “Evlatlarımız nerede” diye haykırmaktan asla ama asla vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, “Evlatlarımızı kaybedenler cezasızlık zırhıyla korunanlar, bağımsız bir yargı önünde hesap versin!” Ne yaparsanız yapın Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz. Ne yaparsanız yapın, insanlığın vicdanında Galatasaray bizimdir.”

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Erdoğan – Selman Görüşmesine İlişkin Dikkat Çeken Yazı

ABD’de devlete bağlı yayın organı Voice of America, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz Al Saud arasındaki görüşmeyle ilgili dikkat çeken bir yazı yayımlandı.

İlişkilerin yıllardır kopma noktasında olduğu Ankara-Riyad hattında yaşanan yakınlaşma, uluslararası basında da yakından takip ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nisan ayında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyarette Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşmesinden sonra çarşamba günü de Prens Selman Ankara’ya geldi. Erdoğan’ın muhalif Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’da öldürülmesinin ardından sert eleştiriler yönelttiği Selman ile görüşmesi ve iki ismin görüntüleri uluslararası kamuoyunda da gündem oldu.

Sözcü’nün aktardığına göre ABD’de devlete bağlı yayın organı Voice of America, Prens Selman’ın Ankara ziyaretiyle ilgili dikkat çeken bir yazı yayınladı. Yazıda, görüşmede verilen olumlu mesajlara ve Ankara-Riyad hattındaki yakınlaşmaya rağmen iki ülke arasında güvensizliğin devam ettiği ifade edildi.

Dorian Jones imzalı yazıda, Erdoğan ve Selman arasında yıllardır süren gerilimin ardından Türk yetkililerin Suudi prensin ziyaretini “ilişkilerde yeni bir dönem” olarak sunduğu belirtildi. Yazıda, ünlü ekonomist Timothy Ash’in “Erdoğan’ın diplomatik U dönüşü ekonomik gerekliliklerin bir sonucu” değerlendirmesine de yer verildi.

Türkiye’de gelecek yıl düzenlenecek seçimlere dikkat çeken Ash, “Türkiye’deki makroekonomik durum epey zorlu. TL’de değer kaybı sürüyor, bu nedenle Erdoğan’ın gerçekten de paraya ihtiyacı var. Seçim öncesinde biraz istikrar sağlamak için dövize ihtiyaç duyuyor” dedi.

‘Suudi Arabistan, İran’a karşı Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor’

Öte yandan Voice of America’ya konuşan uzmanlar, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında son dönemde dikkat çeken yakınlaşmaya rağmen ikili ilişkilerde karşılıklı güvensizliğin ve şüphelerin sürdüğünü ifade etti. Uzmanlara göre, Ankara-Riyad hattındaki yakınlaşmanın bir nedeni de İran’la ilgili endişelerin yanı sıra güvenlik ve savunma konuları.

Londra merkezli Energy Club’un başkanı Mehmet Öğütçü, “Suudiler, İran’a karşı Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. ABD’nin önceliğinin Çin’i kontrol etmek olduğunu biliyorlar. Bu nedenle Türkiye göz ardı edemeyecekleri bir ülke. Ama bu karşılıklı bir alışveriş. Bu nedenle ekonomi, siyaset ve güvenlik alanındaki çıkarlar da sürece dahil” diye konuştu.

Yazıda, Prens Selman’ın seçim öncesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ekonomik destek olmakta isteksiz olabileceği de ifade edildi.

Paylaşın

TİHV Ve İHD: İşkence Hiç Görülmemiş Boyuta Ulaştı

İHD ve TİHV, “sokak ve açık alanlarda ve resmi olmayan gözaltı yerlerinde yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta vardığı” açıklamasında bulundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV),  26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ne ilişkin açıklama yaptı.

Ortak açıklamada, Türkiye’nin BM “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’sinde imzası bulunduğu hatırlatıldı ancak işkencenin hâlâ Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “sokak ve açık alanlarda ve resmi olmayan gözaltı yerlerinde ve gözaltı dışındaki ortamlarda yaşanan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının önceki dönemlerde görülmeyen bir boyuta vardığı” belirtildi.

Verilere göre;

  • 2021 yılında 984, 2022 yılının ilk 5 ayında ise 380 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle TİHV’e başvurdu.
  • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre, geçtiğimiz yıl resmi gözaltı yerlerinde 531 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.
  • TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin tespitlerine göre 2021 yılında resmi gözaltı yerlerinde en az 142 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı.
  • Bu sayı 2022 yılının ilk beş ayında en az 215 kişi. 2021 yılında İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre 2 kişi gözaltında şüpheli şekilde yaşamını yitirdi, 1 kişi yaralandı.

İşkenceye karşı sözleşmenin yükümlülükleri hatırlatılan açıklamada öneriler şöyle:

  • İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden önce sıradan bir kural haline getirilmeye çalışılan cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
  • Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli, uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
  • Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
  • Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
  • Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun tümüyle bağımsız yeni bir ulusal önleme mekanizması oluşturulmalıdır.
  • Kolluk Gözetim Komisyonu tarafsız ve bağımsız hale getirilmelidir.
  • İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.
  • İşkenceye ilişkin iddialar hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.
  • Hapishaneler insan hakları ve hukuk örgütlerinin denetimine açılmalıdır.
  • CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.

Birleşmiş Milletler (BM), “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme”nin yürürlüğe girdiği 26 Haziran gününü, 1997 yılında İşkence Görenlerle Dayanışma Günü olarak kabul etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın