6 Muhalefet Lideri 5. Kez Bir Araya Geliyor

Güçlendirilmiş parlamenter sistem masasında yer alan 6 muhalefet partisinin lideri, 3 Temmuz Pazar akşamı, beşinci kez bir araya gelerek, seçimlere dönük yol haritasına ilişkin alınan mesafe ve önümüzdeki sürece ilişkin yapılacak çalışmaları masaya yatıracak.

Bu çerçevede, “güçlendirilmiş parlamenter sistemin anayasası” liderlerin masasında olacak. Bu toplantıda da “aday ismi” ve “seçim ittifakı” konularında somut bir adım beklenmese de, CHP kulislerinde, “Aday ismi değil, ama eşkali belli olur” yorumu yapılıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Pazar akşamı, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde bir araya gelecek.

Anayasa çalışması ele alınacak

Toplantıda, 6 partinin temsilcilerinden oluşan ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş için gerekli anayasal ve yasal değişikliklerle ilgili çalışmayı yürüten komisyonun raporunun ele alınması planlanıyor.

Liderlerin, her toplantı sonrası açıkladığı bildiride de, yapılacak yasal ve anayasal değişikliklere ilişkin mesajların yer alacağı ifade ediliyor. Anayasa çalışmasını daha sonra belirlenen takvim çerçevesinde önümüzdeki günlerde komisyon üyelerinin ortak toplantıyla kamuoyuna açıklaması planlanıyor.

Toplantıda, parlamenter sisteme geçiş süreci ile ilgili oluşturulan komisyonun çalışma takviminin de netleştirilmesine ilişkin görüş alışverişinde bulunulacağı belirtiliyor. Dış politika, bir önceki toplantıda oluşturulan “göç komisyonu” ve ekonomideki gelişmelerin de 6 liderin masasında olması bekleniyor.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda, Türkiye’nin koşullu olarak vetosunu kaldırması konusu da liderlerin masasındaki başlıklar arasında.

CHP kulisleri: Eşkali belli olur

Kamuoyunda uzun süredir tartışılan, ‘muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı’ sorusunun, bu toplantıda da netleşmesi beklenmiyor. Ancak liderlerin, seçime “ortak adayla” mı, yoksa “ayrı ayrı adaylarla mı” gideceğine ilişkin tutum belirlenmesi konusunda adım atılabileceği belirtiliyor. Masadaki siyasi partiler, uzlaşma sağlanması halinde “ortak aday” çıkarılması konusunda hemfikir görünüyor. Ancak bu konuda mutabakata bağlanmış bir karar yok.

CHP kulislerinde, Pazar günkü toplantıda, ortak adaylık dahil, cumhurbaşkanı adaylığı konusunun masaya geleceği beklentisi dile getiriliyor. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun masaya Cumhur İttifakı ve 6 muhalefet partisinin oy oranları, cumhurbaşkanı adaylığı seçimine ilişkin simülasyonları içeren bir dosya ile geleceği belirtiliyor.

BBC Türkçe’ye konuşan CHP’li bir kaynak, “Bütün kamuoyu araştırmaları, isim kim olursa olsun muhalefetin adayının kazanacağını gösteriyor. O nedenle büyük ihtimal zaten ortak aday çıkacak. Biz bu sonuçlara göre Kemal Bey’in aday olacağını düşünüyoruz. Tabii bu toplantıdan, isim, adayın açıklanma tarihi çıkmaz, ama eşkali belli olur” görüşünü dile getirdi.

CHP kaynakları, Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde yapılacak son toplantıda da muhalefetin nasıl bir aday göstereceğinin kamuoyuna deklare edilebileceğini, ancak ismin seçim sürecine girildiğinde ilan edileceğini ifade ediyorlar.

Parlamento seçimlerine ilişkin “seçim ittifakı” konusunda ise somut bir karar alınması beklenmiyor, tıpkı aday ismi gibi bunun da seçim sürecine bırakıldığı ifade ediliyor. Ancak liderlerin, seçim işbirliği yapılması halinde ve ittifak seçeneklerine göre ne kadar milletvekili çıkarabileceklerine ilişkin saha analizlerini paylaşabileceklerine işaret ediliyor.

DEVA Partisi: Ortak iletişim stratejisi oluşturulsun

Toplantı öncesinde DEVA Partisi içinde yapılan değerlendirmelerde, parlamenter sistem, seçim güvenliği, geçiş süreci, kurumsal reformlar, ekonomi konularında hazırlanan çalışmaların, “muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı” tartışmasının gölgesinde kaldığı eleştirileri dile getirildi.

Edinilen bilgiye göre, Ali Babacan, bu çalışmaların kamuoyuna daha iyi duyurulabilmesi için 6 partinin ortak bir “iletişim stratejisi” oluşturması önerisini masaya taşıyacak. Toplantının ardından, liderler alınan kararları, ortak bildiriyle kamuoyuna açıklayacak.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD Başkanı Biden: Türkiye’ye F-16 Satmamız Gerekiyor

ABD başkanı Joe Biden, Türkiye’ye F-16 jetlerin satılabilmesi için Kongre onayını alabileceklerine inandığını söyledi. Biden, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusundaki kararını etkileyecek bir anlaşmanın da söz konusu olmadığını ifade etti.

Haber Merkez / ABD başkanı Joe Biden, Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Biden’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Türkiye’ye F-16 satmalı ve aynı zamanda ellerindeki jetleri de modernize etmeliyiz. Bunu yapmamak bizim çıkarımıza değil. F-16 satışını Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya girmesini onaylamasına bağlayan herhangi bir taviz alışverişi sözkonusu olmadı. Satış için Kongre’nin onayına ihtiyacım var ve bunu yapabileceğimi düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a NATO zirvesinde söylediğim aralık ayında söylediğimle aynı. Aralıktan beri tutumumu değiştirmediğimi kendilerine ifade ettim. Bir karşılık olmadan sadece satmamız gerektiğini söyledim.

Ukrayna’ya uzun ve orta menzilli hava savunma, topçu, karşı batarya sistemleri ve diğer silahların tedariki için 800 milyon dolarlık yeni bir paketi birkaç gün içinde açıklayacağım.

ABD’nin öncülüğünde 50’den fazla ülke, Ukrayna’ya silah tedariki için yeni sözler verdi: 600’den fazla tank, 600 binden fazla mermi, yaklaşık 140 bin tanksavar, 500’e yakın top, gelişmiş çok namlulu roketatar, gemi savar ve hava savunma sistemleri.

(Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e Washington’un Kiev’i artık destekleyemeyeceğini söyleyeceği zamanın gelip gelmeyeceği sorulduğunda…) Ukrayna’yı gerektiği sürece destekleyeceğiz.

ABD ile müttefikleri gerektiği müddetçe yüksek petrol ve gaz fiyatlarını ödeyecek. Fiyatlar neden mi yüksek? Rusya yüzünden. Sebebi Rusya, Rusya, Rusya.

(Suudi Arabistan ziyaretinde Kral ve Veliaht Prens’ten petrol üretimini artırmalarını isteyip istemeyeceği sorulduğunda) Hayır, onlardan bunu talep etmeyeceğim. Basra Körfezi’ndeki tüm ülkelere petrol üretimini artırmanın önemini işaret ettim, umuyorum ki, onlar da bunu yapmayı kendi çıkarlarına görsünler.”

Paylaşın

HDP’den 3. Yol Açıklaması: Barış Ve Demokrasi İçin Tek Çözüm Yoludur

HDP Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 3. Yol bu toprakların barış ve huzuru için gerçekçi tek yoldur. Emekten, kadından, doğadan, çoğulculuktan, inançlardan ve tüm kimliklerden yana demokratik bir değişimi ve dönüşümü, demokratik bir cumhuriyeti yaratmak gayesindedir” dedi.

Haber Merkezi / HDP’li Günay, açıklamasının devamında, “Bu amaçla tüm toplumsal ve siyasal muhalif kesimler; emek, barış ve demokrasi güçleri, aydınlar, sanatçılar, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlarla beraber yürüyor, üretiyor ve direniyoruz. İşte HDP’nin varlık gerekçesi budur!” ifadelerini kullandı.

HDP’nin “Çözüm Biziz, Sözümüz Var” sloganıyla 3 Temmuz’da gerçekleştireceği 5’inci Olağan Büyük Kongresi için hazırlıklar tamamlandı. HDP Sözcüsü Ebru Günay, kongrede HDP Eş Genel Başkanları seçimine ilişkin, “Mutabakat komisyonumuz ve parti kurullarımızdaki genel eğilim eş genel başkanlarımızın devamı yönünde. Sürpriz beklemiyoruz, HDP’de mutabakat önemli” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında kongre sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. Günay özetle şunları söyledi:

“Türkiye’nin sorunlarının bu kadar ağırlaştığı, partimize yönelik saldırıların kesintisiz devam ettiği ve iktidarın partimizi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek iktidarını ve ömrünü uzatmaya çalıştığı bir dönemde gerçekleştireceğimiz 5’inci Olağan Büyük Kongremiz Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm yollarını gösterecek.

Bir taraftan sürekli milliyetçi-şoven hamaset üzerinden savaşı/yıkımı dayatan, halkın bütçesini mermilere harcayan, kendi varlığını ülkenin bekası diye pazarlayan, çürümüş-yozlaşmış-mafyalaşmış, tehdit ve şantajlarla ayakta durmaya ant içmiş bir iktidar gerçeği var, diğer taraftan da bununla etkili bir mücadele etmede iktidarın çizdiği sınırların dışına çıkamayan, kendi gündemini yaratma cesaretini gösteremeyen bir muhalefet var. Özünde iki taraf da bir çözüm gösteremiyor.

Haliyle iki çözümsüz taraf dışında, üçüncü bir seçeneğin var olduğunu biliyor ve tüm siyasal hattımızı, mücadele mirasımızı ortaya koyup, çözüm biziz diyoruz. 3. Yol bu toprakların barış ve huzuru için gerçekçi tek yoldur. Emekten, kadından, doğadan, çoğulculuktan, inançlardan ve tüm kimliklerden yana demokratik bir değişimi ve dönüşümü, demokratik bir cumhuriyeti yaratmak gayesindedir. Bu amaçla tüm toplumsal ve siyasal muhalif kesimler; emek, barış ve demokrasi güçleri, aydınlar, sanatçılar, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlarla beraber yürüyor, üretiyor ve direniyoruz. İşte HDP’nin varlık gerekçesi budur!

“Kararlılıkla mücadele ediyoruz”

Biz bu farkındalık ve kararlılıkla mücadele ediyoruz, Türkiye halklarının demokratik geleceğini inşa etme yolunda mücadelemizi yükseltiyoruz. Sokaklarda, işyerlerinde, meydanlarda, Meclis’te, zindanlarda ve iktidarın baskısını hissettirdiği bütün alanlarda kararlılıkla mücadele ediyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılına girerken tüm toplumsal kesimler için tarihi dönemeçte olduğumuzun herkes farkında. HDP, bu kritik sürecin, bu kader anının çözüm gücüdür. HDP’nin tavrı, tutumu tüm bu siyasal ve sosyal gelişmeleri belirleyecek yegâne hakikattir.

3 Temmuz’da ki 5. Olağan Büyük Kongremiz için Hakkâri’den Edirne’ye, Ağrı’dan İzmir’e İstanbul’dan Amed’e dört bir taraftan yollarda olacağız. Akın akın Ankara’ya, kongre salonumuza yürüyeceğiz. Gençler enerjileriyle, kadınlar zılgıtlarıyla, emekçiler alın teriyle, çocuklar gülüşleriyle, kısaca rengarenk giysiler ve sözlerimizle kongre alanında olacağız. “Çözüm Biziz, Sözümüz Var” diyerek hazırlandığımız kongre sürecinde, HDP olarak 10.yılımızda daha güçlü olduğumuzu bize diz çöktürmeye çalışanlara bir kez daha göstereceğiz. HDP bu ülkenin demokratik mücadelesinin köşe taşıdır, temel direğidir, teslim alınamaz, diz çöktürülemez. 3 Temmuz da kara bulutları dağıtacağız, yeniden umudu büyüteceğiz, 8 Mart ruhunu, Newroz coşkusunu ve 1 Mayıs inadını şimdi 5. Olağan Büyük Kongremizde buluşturma zamanı diyoruz.

“HDP ve onun fikriyatında kararlıyız!”

5.Kongremiz şunu gösterecek; tek adama karşı halklar, havuz medyasına karşı özgür basın, faşizme karşı demokrasi, korkuya karşı cesaret bizimdir. Kutuplaşmaya karşı ortak yaşam, yandaşa karşı yurttaş ve tecride karşı özgürlük bizimdir. Bu kongrede neyin kararı alınacak diye merak edenlere, şimdiden söylemek isterim ki: Kentimizi ve kendimizi yönetmede, anlamlı bir yaşam isteğinde, onurlu bir barışta, ülkenin her sorununa dair çözümde, adalet ve eşitlikte, kısaca HDP ve onun fikriyatında kararlıyız! Bu kararlılığı ilmek ilmek örmenin kararlılığını göstereceğiz.

Kongremizde en büyük muhalefet partisi olarak söz kuracağız! Bu ülkenin sorunlarını gerçek anlamda çözecek tek parti olarak söz kuracağız! HDP bugün umut dolu yarınlar için, çocukların geleceği için direniyor ve her türlü baskı ve zora karşı yılmadan mücadele diyor. Bu inanç ve kararlılıkla, demokratik ve barış dolu bir gelecek inancıyla sokaklarda meydanlardayız. Tüm halklarımızı, demokrasi ve özgürlüğe inanan herkesi kongremize bir kez daha davet ediyorum, çünkü Çözüm Biziz, Sözümüz Var.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Seçim İlk Turda Biter

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, AK Parti’nin oyunun yüzde 30’un altına indiğini söyleyerek, “Seçim ilk turda biter” dedi. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Erken seçim olabilir. Bu, ya Devlet Bahçeli’nin tercihi ya da ikisinin bir araya gelip aldığı bir karar olabilir.” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BirGün’e yaptığı açıklamalarda, AK Parti’nin oylarının yüzde 30’un altına düştüğünü ifade ederek, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda sonuçlanacağını söyledi.

Altılı Masa’nın performansından memnun olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Altı liderin bir araya gelip Türkiye’nin temel sorunlarının çözülmesi konusunda ortak irade ortaya koyması ülke açısından da bizim açımızdan da çok önemli. Sağlıklı, tutarlı, kararlı, acele etmeden yolumuza devam ediyoruz. Altı lider de iyi bir şekilde çalışıyor. Komisyonlar da çalışıyor” dedi.

Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Oluşan ittifak içinde farklı düşünceler kuşkusuz var. Örneğin neoliberal politikalara karşıyız. Çünkü bu politikanın temel prensibi, “Altta kalanın canı çıksın” şeklinde. Oysa sosyal devlet altta kalanın da kurtulması demektir. Bunu da ifade ettik. CHP bu görüşünde ısrarlı. Aynı cümlelerle olmazsa bile benzer kaygılar tüm liderlerde var. Altılı masada da gelir dağılımının bozulmasının Türkiye için yarattığı riskler eleştiriliyor. Farklılıkları aşarız. Makul olan şey, herkesin kazandığı bir Türkiye’dir.”

‘Aday konuşmadık’

CHP lider, cumhurbaşkanlığı adaylığına dair henüz bir isim konuşmadıklarını söyledi:

“Şu kadarını söyleyebilirim ki Cumhurbaşkanı adayını altı lider belirleyecek. İçeriden dışarıdan bir yorum yapmak doğru olmaz. Bu soruya sadece ben muhatap olmuyorum, diğer siyasi liderler de oluyor. Kendi aramızda konuştuk, eğer öyle bir soru gelirse biz Cumhurbaşkanı adayımızın niteliklerini kamuoyuna açıklayacağımız metinler yazalım ve bunu tekrar edelim. Ben de dolayısıyla o metindeki cümleyi tekrarlayayım.

Samimiyetle söyleyeyim, aday konuşmadık. Masada takvim de konuşulmadı. Çünkü biz önce, neyi nasıl yapacağımızı ve hedeflerimizi ortaya koymalıyız. Cumhurbaşkanı adayının bu hedefleri gerçekleşmek için çaba harcayacağını taahhüt ettik. Önce bunları bir bilmeliyiz. Bunlar üzerinde bir anlaşma sağlamalıyız. Bu anlaşmayı sağladıktan sonra diğer aşamaya geçebiliriz.”

Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda biter. Sayın Temel Karamollaoğlu, “Yüzde 99,9” demiş ama yüzde 100 diyebiliriz. Umarım öyle olur. Bunun için iki adaylı bir seçim olacağını düşünüyorum. Parlamenter seçimde farklı ittifaklar olabilir. Var da zaten, HDP’nin bir ittifak arayışı, sol yapıların ittifak arayışı var. Ancak Cumhurbaşkanlığı’nın ortak bir adayının olması daha yerinde olur. Ortak adayın da demokrasiyi savunan bütün partilere güven vermesi gerekir.

‘AK Parti yüzde 30’un altında’

AK Parti oylarının yüzde 30’un altında olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Haziran sonunda tüm yoklamalarda CHP’nin AK Parti’yi geçmiş olacağını ifade etti.

Kılıçdaroğlu ayrıca erken seçim olabileceğini söyledi:

“Burada da hiçbir tereddüt yok. AKP’den ve MHP’den kopanlar CHP’ye üye oluyorsa bu önemli bir veridir. Kopuşlar başladı büyüyerek gidecek. Bizim söylediklerimiz yeteri kadar belli kesimlere ulaşmıyor bunu da kabul edelim. Televizyonlar mesela… Sürekli AKP’nin kanallarını izleyenler, dolayısıyla bir süre sonra hayatın gerçeği ile karşılaştığında onların doğru olmadığını görüyor zaten. O alanlara dönük çalışmamızı artırmalıyız. Erken seçim olabilir. Bu, ya Devlet Bahçeli’nin tercihi ya da ikisinin bir araya gelip aldığı bir karar olabilir.”

“Erdoğan yelkenleri indirdi”

Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Madrid’deki NATO zirvesinin ilk gününde Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine karşı veto tehdidini kaldırması kararıyla ilgili “Erdoğan yelkenleri indirdi” yorumunu yaptı. Kılıçdaroğlu iktidarın dış politika yönetimini şu sözlerle eleştirdi:

“(Finlandiya ve İsveç vetosundan vazgeçilmesi) Sürpriz olmadı. Ülke içinde ‘Ben başta olduğum sürece İsveç ve Finlandiya NATO’ya üye olamaz’ diye büyük laflar etti.

Dış politika ile iç politika birbirinden farklıdır. İç politikada abartılı cümleler kurabilirsiniz ama dış politika öyle değil. Ağzınızdan çıkan cümlenin bütün dünyada Türkiye’yi bağladığını ve bir ağırlığının olması gerektiğini düşünmeniz gerekiyor.

Erdoğan henüz iç politika nedir, dış politika nedir bunun ayrımına varmış değil. İçerideki bir vatandaşa hitap eder gibi konuşuyor. Yurt dışına gittiği zaman da yelkenleri indiriyor. Onlar ne derse altına imzayı basıyor.

Suudi Arabistan’a, Yunanistan’a, İsrail’e neler söylediler. Ne oldu sonra? Dışişleri Bakanlığı’nın bir diplomasi geleneği vardır. Uzun yıllar yurt dışında değişik ülkelerde deneyim kazanıp büyükelçiliğe gelen insanlar, önemli görevler yapan isimler vardı.

Dışişleri Bakanlığı’nın fonksiyonunu reddediyorsunuz. “Monşer” diyerek onları aşağıladınız. Bunların yerine rüşvetçi, partici, eski milletvekillerini büyükelçi atadınız, işleyiş bozuldu.”

Paylaşın

Erkan Baş: Dış Politika, İçerideki Rezaletin Kılıfı Haline Getiriliyor

Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesine ve Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Başkanı Erkan Baş, “İktidar, ülke içinde sıkıştığı için dış politikayı kılıf olarak kullanıyor” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, FOX TV ekranlarında İlker Karagöz’ün sunduğu “Çalar Saat” programına konuk oldu. Baş, programda Karagöz’ün sorularına yanıtlar verirken, Türkiye gündemine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 226 kabul, 117 ret oyuyla kabul edilen ek bütçe kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, “Onlar bize ek bütçe kavramını kabul ettirmeye çalışıyorlar ama ortada bir ek bütçe yok. Daha önce öngörmediğiniz birtakım sorunları çözmek için ek bütçe çıkartılabilir. Ama Türkiye’de böyle değil” dedi.

Saray’ın 2022 yılının ilk altı ayında Cumhurbaşkanlığı bütçesini tükettiğine dikkat çeken Erkan Baş, “Şimdi para kalmadı, bunu yoksul halkın sırtına nasıl yükleyebiliriz diye bakıyorlar” ifadelerini kullandı.

Ek bütçe kanun teklifinde halk yararına hiçbir şeyin olmadığını belirten TİP Genel Başkanı, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’deki iktidar şuna kara vermiş durumda: ‘Ben Türkiye’de nüfusun yüzde 99’unu oluşturan; alın teriyle yaşayan, onuruyla kazanan insanları değil, Türkiye’nin tepesindeki yüzde 1’lik kesimi mutlu ederek ekonomiyi kalkındırmak istiyorum.’

AKP’liler sürekli zenginleşmeden bahsediyor. Geride kalan altı ayda zenginleşen bir tane işçi tanıyor musunuz? ‘Ben artık daha mutluyum’ diyen bir tane genç tanıyor musunuz? Bir tane kadın ‘Ben altı ay öncesine göre daha rahatım’ diyor mu?

Türkiye’nin toplamına baktığımızda kasadaki para artıyor, büyüme dediğimiz şey bu. Fakat en tepedeki yüzde 1’lik kesim çok zengin olurken, sanki rakamlar büyümüş gibi gözüküyor. Ama aşağıdaki emeğiyle yaşayan milyonlarca insan çok daha yoksullaşıyor.”

Türkiye’nin dış politikası

Erkan Baş programında devamında İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen NATO liderleri zirvesinde Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesine ve Türkiye’nin dış politikasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Baş, “İktidar, ülke içinde sıkıştığı için dış politikayı kılıf olarak kullanıyor” dedi.

Erkan Baş, AKP’nin “kazanım” çıkışlarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Ekonomi iyi diye de yalanlar söylüyorlar ama sokağa çıktığınızda bunu yaşıyorsunuz. Türkiye’nin dünyanın en saygıdeğer ülkelerinden bir tanesi haline gelmesi sokaktaki vatandaş için ölçülebilir bir şey değil. İçeride yüksek perdeden ‘efelenmeler’ görüyoruz ama Erdoğan’ın Edirne sınırını geçtiği andan itibaren ne olduğunu hep beraber izliyoruz.

Ben mutabakat metnini Türkiye’de yorumlanış biçimiyle dünyada yorumlanış biçimine ayrı bakıyorum. Örneğin İsveç ‘Erdoğan’a teslim olmadık, istediğimizi aldık’ diyor. İktidar artık yalancı çobana döndüğü için kırk yılda bir doğru söylese de inandırıcılığını yitirmiş durumda. O yüzden iktidarın söylediklerine mesafeyle yaklaşmak lazım. Biz, Türkiye’nin uluslararası alanda çaresiz hale getirilmesi nedeniyle de iktidara karşı çıkıyoruz. Biz dünyada en fazla olanaklara sahip ülkelerden bir tanesiyiz, bu hallere düşürülmemizi kabul etmiyoruz.”

“Vatandaşın tek derdi ekonomi”

Türkiye’de milyonlarca yurttaşın tek gündeminin açlık ve yoksulluk olduğunu belirten Erkan Baş, “Vatandaş sadece ekonomiyi konuşuyor. İnsanlar dostlarıyla oturup keyif üzerine sohbet edemez hale geldi” dedi. Baş, şunları söyledi:

“Bir avuç tuzu kuru ‘abartıyorsunuz’ diyor. Yoksulluk sınırı 20 bin lirayı geçmiş… 20 bin lira maaş alan var mı? Türkiye’deki esas yıkımlardan bir tanesi bu olacak. Kendisinin rahat yaşadığını düşünen kesimler, eğitimli iş gücü olarak nitelendirebileceğimiz kesimler artık yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Asgari ücret, açlık sınırının dörtte üçü. Böyle bir ülkede başka ne konuşulabilir ki?”

“Nebati, gözlerindeki ışıltıyı sadece kendisi görüyor”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, dün gece saatlerinde Erdoğan’ın ek bütçe teklifinin görüşüldüğü Meclis Genel Kurulunda yaptığı konuşmaya ilişkin de açıklamalarda bulunurken, şu ifadeleri kullandı:

“Bütçe dediğimiz şey bir tercihtir. Ya halk için kullanırsınız ya da yandaşlara kaynak aktarmak için kullanırsınız. Bu hükümetin en temel özelliği hepsi patron. Bakan Nebati göreve geldiği ilk günlerde ‘Senin kaybedecek neyin var? Ben babadan zenginim, kaybedersem babamdan kalanları kaybederim’ diyordu. Zihniyet bu. Hayatında hiç enflasyon altında ezilmemiş Bakan Nebati, ekmek alamama derdi yaşamamış. Dün kendisine de sordum: ‘Siz hayatınızda fatura ve kira ödeyememek ne demektir yaşadınız mı?’ Yaşamadığı için onlara dünya rahat. Ben bu soruları sorarken Nebati selfie çekiyordu. Gözlerindeki ışıltıyı sadece kendisi görebiliyor.”

Paylaşın

Maymun Çiçeği Virüsü Türkiye’de de Tespit Edildi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Bir hastamızda maymun çiçeği hastalığı tespit edildi. Hasta 37 yaşında, bağışıklık sistemi yetersizliği var. Kendisi tecrit edilmiş durumda. Temaslı takibi yapıldı, başka bir vakaya rastlanmadı.” açıklamasında bulundu.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, osyal medya hesabından Türkiye’de bir hastada maymun çiçeği hastalığı tespit edildiğini ve hastanın tecrit edildiğini bildirdi. Koca’nın açıklaması şu şekilde;

“Bir hastamızda maymun çiçeği hastalığı tespit edildi. Hasta 37 yaşında, bağışıklık sistemi yetersizliği var. Kendisi tecrit edilmiş durumda. Temaslı takibi yapıldı, başka bir vakaya rastlanmadı. Bilindiği gibi bu hastalık solunum yoluyla değil yakın fiziksel temasla bulaşıyor.”

DSÖ: Nasıl bulaştığı bilinmiyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) yetkilisi Dr. İbrahim Soce Fall, virüsün endemik olduğu ülkelerde dahi henüz nasıl bulaştığının tam olarak anlaşılamadığını, bulaşma dinamikleri açısından hâlen birçok bilinmez olduğunu açıkladı.

DSÖ bulaşma şekilleri olarak şunları saydı: “Maymun çiçeği döküntüsü olan biri tarafından kullanılan giysilere, çarşaflara veya havlulara dokunmak. Döküntülere ya da kabuklarına dokunmak. Enfekte bir kişinin öksürmesine veya hapşırmasına maruz kalmak.”

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın

Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö’den Türkiye’ye İade Açıklaması: Yargıya Müdahale Edemeyiz

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, Türkiye’nin iadesini istediği kişiler hakkında yargının kararını vermiş olduğunu ve hükümetin buna müdahale edemeyeceğini söyledi.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın “33 teröristin iadesini isteyeceğiz” açıklamasının ardından bir basın toplantısında gazetecilerin bu konudaki sorularını yanıtlayan Niinistö “Sanırım bu dosyaların tamamı Finlandiya’da sonuçlanmış durumda” dedi ve ekledi:

“Verilmiş kararlar var ve bu kararlar en azından kısmen mahkemelerimiz tarafından verilmiş kararlar. Finlandiya hükümetinin hiçbir şey yapamayacağı ve mahkeme kararları varken bir şey yapmak istemeyeceği çok açık. Bu dosyaların yeniden açılması için bir neden göremiyorum.”

Dün akşam Türkiye, Finlandiya ve İsveç tarafından imzalanan üçlü muhtırada şu ifadeler yer alıyordu:

“Finlandiya ve İsveç, Avrupa İade Sözleşmesi’yle uyumlu biçimde, Türkiye tarafından sağlanan bilgi, delil ve istihbaratı dikkate alarak Türkiye’nin terör zanlılarına dair sınır dışı veya iade taleplerini ivedilikle ve bütün boyutlarıyla işleme koyacak ve Türkiye’yle iade ve güvenlik işbirliğini geliştirmek için gerekli ikili ahdî düzenlemeler yapacaklardır.”

Türkiye bu muhtırayla birlikte Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımına yeşil ışık yakmıştı.

Dün imzalanan muhtıranın ardından bugün bir açıklama yapan Adalet Bakanı Bozdağ ise Türkiye’nin iade dosyalarının ilgili ülkelerin Adalet Bakanlıkları’nda beklediğini söylemişti:

“Finlandiya’da 6 PKK’lı, 6 FETÖ’cü terörist; İsveç’te ise 10 FETÖ’cü, 11 PKK’lı teröristin dosyaları, ilgili ülkelerin Adalet Bakanlıklarında bekliyor. Şimdi bu mutabakattan sonra biz de Adalet Bakanlığı olarak bunların iadesi hususunu yeniden kendilerine yazacağız ve hatırlatacağız. Yeniden bir dosya göndermemize gerek yok. Dosyalar orada, sözlerinin gereğini yerine getirmelerini bir kez daha isteyeceğiz.”

Paylaşın

ABD’den Yeni F-16 Açıklaması: Destekliyoruz

Madrid’deki NATO zirvesinde konuşan ABD’nin Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Bakan Yardımcısı Celeste Wallender, Türkiye’nin savunma kapasitesinin geliştirilmesinin NATO’nun savunmasına da katkı sunacağını söyledi.

“ABD Türkiye’nin savaş uçağı filosunu modernize etmesini destekliyor” diyen Wallender, “Çünkü bu NATO’nun güvenliğine ve böylece Amerikan güvenliğine katkı sağlayacaktır” ifadelerini kullandı ve ekledi: Bu planlar gerekli onay mekanizmalarından geçmeye devam ediyor.

Türkiye Kasım ayında ABD’den 40 adet yeni F-16 ve mevcut F-16’lar için de 80 adet modernizayon kiti almak için başvuruda bulunmuştu.

Mart ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre üyelerine bir mektup yazarak bu satışa onay verilmesinin ABD’nin çıkarına olacağını vurgulamıştı.

Wallander’ın açıklaması Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesinden sonra geldi.

Bu görüşmelerde Türkiye’nin ABD’den F-16 alımının da pazarlığın bir parçası haline geldiği iddia edilmiş, Reuters ve AFP’ye konuşan üst düzey bir ABD yetkilisi ise “ABD Türkiye’ye hiçbir şey teklif etmedi, Türkiye de ABD’den hiçbir şey talep etmedi” demişti.

Türkiye’nin ortaklaşa üretmeyi planladığı F-35 projesinden, Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle çıkarılması, Ankara’yı hava savunmasında yeni arayışlara yönlendirmişti.

Erdoğan, Biden ile görüştü

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO zirvesi için gittiği İspanya’nın başkenti Madrid’de ABD Başkanı Joe Biden ile görüştü.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da yer aldığı basına kapalı buluşma yaklaşık bir saat sürdü. Kameraların karşısında kısa birer konuşma yapan iki lider, birbirlerine teşekkür etti.

ABD Başkanı Biden “Özellikle Finlandiya ve İsveç’in durumuyla ilgili yaptıklarınız ve Ukrayna ile Rusya’daki tahılları ülke dışına çıkarabilmek için yaptığınız inanılmaz işler nedeniyle teşekkür ediyorum” dedi ve ekledi: Gerçekten müthiş bir iş çıkarıyorsunuz, teşekkürler.

NATO Zirvesi’nin gündemi itibarıyla çok güçlü bir zirve olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “Zirvede yarın devam edecek çalışmalarımızla inanıyorum ki ülkelerimize dolu dolu dönme fırsatını bulacağız. Sizlerin özellikle ABD olarak bu işte ön alışınız, NATO’nun güçlenmesine yönelik atılacak adımlar özellikle Rusya-Ukrayna sürecine ayrı bir katkı verecektir” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle son dönemde hububat ve akaryakıt konusunda olumsuz gelişmeler yaşandığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuda denge politikasıyla süreci çözmenin gayreti içindeyiz. Temennimiz odur ki bu denge politikasıyla netice alalım. Bir an önce de hububat konusunda şu anda bunun yokluğunu çeken ülkelere açılan koridor üzerinden imkân sağlayalım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Dördüncü İttifak Siyasi Dengeleri Nasıl Etkiler?

Erken yapılmaması durumunda seçime bir yıldan az bir süre kala Cumhur İttifakı ve altılı masa hazırlıklarını sürdürürken yeni bir ittifak ihtimali de Ankara’da bir süredir konuşuluyor. Peki, bu ihtimal siyasi dengeleri nasıl etkiler? HDP’yi kilit parti konumundaki yerinden edebilir mi?

“Dördüncü İttifak” olarak adlandırılan oluşum için Ümit Özdağ’ın başkanlığındaki Zafer Partisi, Muharrem İnce’nın Memleket Partisi, Anavatan Partisi, DSP, Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi gibi partilerin, bazı bağımsız siyasetçilerin ve akademisyenlerin ismi geçiyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in oluşuma destek veren siyasetçilerden edindiği bilgiye göre şimdiye kadar yaklaşık 12 parti, kişi ya da oluşum bu ittifaka destek veriyor.

Ancak Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise dün bu iddialar üzerine bir internet sitesine “Böyle bir şey yok. İttifak hazırlığı içinde de değilim” açıklamasını yaptı. Mustafa Sarıgül de bugün Ankara’da gazetecilerle düzenlediği sohbet toplantısında sorular üzerine partiler arası görüşmelerin sürdüğünü belirterek “İttifaklar önemli ama Türkiye iki ittifaka mahkum edilemez. Bizim diğer partilerle diplomatik temaslarımız devam ediyor. Seçim süreci geldiğinde şartlara bakmak gerekir. İttifaklar önemli, ama muhalefet partileri ofsayta düşmemelidir. Zamlar konuşulmuyor. Ama bunlar konuşuluyor” yanıtı verdi.

HDP’nin kilit rolüne karşı “milliyetçi eksen” oluşturmak

Peki böyle bir ittifakın kurulması neden tercih ediliyor? Oluşumdaki siyasetçilere göre en önemli motivasyonlardan birisi cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalınması durumunda HDP’nin kilit rolüne karşılık yeni bir “milliyetçi eksen” oluşturmak.

Siyaset bilimci İbrahim Uslu kendisinin de bir süre önce yaptığı açıklamaları hatırlatarak çok sayıda bağımsız parti ve siyasetçinin içinde olacağı bu oluşumun hem teşkilatları ve adayları hem de seçmenini motive edecek biçimde bir ittifak yapısına gitmek istediğini ve böylelikle ittifak üzerinden bir heyecan yaratıp seçime “asılmak” istediklerini belirtiyor.

Uslu’ya göre bu partilerin önünde seçim için dört seçenek bulunuyor. Bunları “Cumhur İttifakı’na katılmak, Millet İttifakı’na katılmak, bağımsız girmek ve kendi ittifakını oluşturmak” olarak sıralayan Uslu, ilk üç seçeneğin çok mümkün olmadığını ve en mantıklısının dördüncü seçenek olduğunu söylüyor. “Dördüncü İttifak’ın partiler için ben bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum” diyen Uslu, bu ittifakın çimentosunun denildiği gibi “milliyetçilik” olması durumunda bunun etkili olup olmayacağı sorusuna karşılık ise şunları söylüyor:

“Milliyetçilik zaten Cumhur ve Millet ittifakları içinde yeterince temsil edilen bir ideoloji. Üçüncü bir milliyetçi kanat oluşturmak şu an için çok geçerli görünmüyor. Ama bu partilerin bağımsız olmaları nedeniyle ‘oylar boşa gitmesin, her görüş parlamentoya yansıyabilsin, demokratik çoğulculuk’ söylemleri üzerinden giderlerse bir şansları olabilir.”

Tosun: Donmuş bir seçmenden bahsediyoruz

HDP’nin olası bir ikinci turda kilit parti konumunu almaması çabasından hareket etmenin bu ittifaka oy kazandırıp kazandırmayacağına ilişkin görüşler de muhtelif.

Siyaset bilimci Tanju Tosun bunun eğer sadece HDP’nin oyun kurucu olmaması için oluşturulan bir ittifak olması durumunda, şu anda siyasi partilerin oy tabanlarının büyük ölçüde merkez partiler tarafından “dondurulmuş” durumda olduğunun dikkate alınması gerektiğini söylüyor.

“Donmuş bir seçmenden bahsediyoruz” diyen Tosun, bu seçmenlerin sadece ideolojik olarak birbirine yakın partiler arasında gidip geldiğini belirtiyor. Zafer Partisi’nin bu girişimin başını çekmesi durumunda hangi seçmen kitlesini hedefleyeceğinin önemli olacağını belirten Tosun, şöyle konuşuyor:

“Bu sadece HDP’nin kilit parti olmaması karşıtlığı üzerinden kurulan bir ittifak olarak siyasi partilerin sosyolojik tabanları, seçmenin oy verme davranışı itibariyle işlemez. Çünkü siyasi partilerin kemikleşmiş bir seçmeni de var. Geriye ne kalıyor? Muhtemelen kararsız seçmen hedeflenebilir.”

Tosun’a göre kararsız seçmenlerin oyunu alabilmek de zor olabilir ve bir parti merkezden ne kadar uzaklaşırsa kendisini kararsız görüp merkeze yoğunlaşan seçmen kitlesine cazip gelmesi de o ölçüde zor olabilir. Tosun kararsız seçmenlerin merkezde yoğunlaştığını da ifade ederek AKP MHP ve CHP’nin kendi kemik seçmenini koruduğunu belirtiyor.

Uslu: HDP’nin oyu yüzde 12 görünüyor

İbrahim Uslu’ya göre de bu yeni ittifakın HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki olası kilit rolünü yerinden etmesi pek muhtemel değil.

Uslu, yapılan anketlerde şu anda HDP’nin oyunun yüzde 12 civarında göründüğünü belirterek “HDP bu nedenle yüzde 50+1 gereken bir seçimde önemli bir aktör olarak kalacaktır. Bu ittifak kurulduğu için HDP oy kaybetmeyecek. Dolayısıyla ben bu varsayımın ya da iddianın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum” diyor.

HDP’nin sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit parti olabileceğine işaret eden Uslu, parlamento seçimlerinde ise kilit parti pozisyonunun bulunmayacağını, her ittifakın mümkün olduğu kadar çok milletvekili çıkarmak için yarışacağını kaydediyor.

Dördüncü İttifak’ın resmiyete dökülmesiyle “dördüncü ittifakın” cumhurbaşkanı adaylığı için de kendi adayını belirlemesi bekleniyor.

Paylaşın

‘Dezenformasyon Yasası’ Yine Ertelendi

AK Parti ve MHP’nin sansüre yol açacak yasa teklifi, genel kurul görüşmeleri, kamuoyundaki tepkiler ve AK Parti milletvekilleri arasında da bazı rahatsızlıklara neden olması sebebiyle ertelenmişti.

Kısa Dalga’dan Mahmut Aydın’ın haberine göre, ek bütçe nedeniyle bu haftaya kaldığı belirtilen teklifin yeni yasama dönemine ertelenmesine karar verildiği öğrenildi.

Basın yasası ile dijital medyaya dair bazı değişiklikler içeren teklifle ilgili, AK Parti ve CHP Grup Başkanvekillerinin iki gündür sürdürdükleri görüşme sonucu bu karar alındı. Teklifin ekim ayında başlayacak yeni yasama dönemine bırakılmasına karara verildi.

AK Partili kaynaklar, Meclisin 7 Temmuz’da kapanacağını belirterek gündemdeki acil yasaların öncelikle görüşüleceğini, basın yasasına zaman kalmayacağını söyledi.

Söz konusu maddeyle “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” olarak tanımlanacak suç kapsamında üç yıl hapis cezası öngörülüyor. “Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde” denilerek cezasının yarı oranında artırılmasına yönelik ibare ise eleştirilerin ardından Adalet Komisyonunda değişmişti.

Bunun haberi yapanın mı yoksa haber kaynağının mı gizlenmesi anlamına geldiğinin belirsiz olduğu eleştirileri karşısında, bilgiyi paylaşanın kimliğini gizlemesinin tarif edilmesine yönelik teknik bir düzeltme yapılmıştı.

Paylaşın