DP Lideri Gültekin Uysal’dan ‘Aday’ Tarifi

DP Lideri Gültekin Uysal, 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili olarak, ‘sembolik aday, siyasetin dışında bir aday, iddiasız bir aday’ şeklinde bir gündemlerinin olmadığını belirterek, “Birincil iddiası olan, icracı olacak bir aday profilidir. Ama bunu söylerken de çok net bir gerçeklik var ki, o da başarıyı elde etmektir” dedi.

Demokrat Parti (DP)  Genel Başkanı Gültekin Uysal, Antalya Dostlar Meclisi’nin konuğu oldu. Partisinin il kongresi için geldiği Antalya’da DP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, parti üst düzey yöneticileri ve Muratpaşa Belediye Başkanı CHP’li Ümit Uysal’ın katıldığı Antalya Dostlar Meclisi’nin toplantısında Gültekin Uysal, ülke gündemi, 6’lı masa ve adaylık konularına ilişkin konuştu.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için, ‘Aday olursa destekleriz’ yönündeki açıklamaları sorulan Gültekin Uysal, şöyle konuştu:

“Bir temel prensibi, hem Kemal Bey, hem Ali Bey, hem diğer genel başkanlar ifade etti. Heyetin içerisinde siyasetin farklı sorumluluk sahalarında bulunmuş çokça insanımız, dostumuz var sizlerin arasında, gayet iyi bilirler ki birtakım kararların tabii, doğal bir zamanlaması vardır. Ne öncesi ne sonrası olmaz. O doğal zamanlamayla son bir ayda, bir haftada veya son bir günde vereceğimiz kararları bugünden veremezsiniz. Aday belirleme süreçleri de dahil. Bu noktada bir prensip kararı ifade edildi.

İsimleri tartışmaya açtığınızda, çok kolay yönetebileceğiniz süreçler değildir haklı olarak ama her siyasi parti kendi cephesinde bir değerlendirme yapıyor. Bu değerlendirmeyi yaparken de ülkenin siyasi şartlarının önümüze koyduğu kısıtlar, parametreler, ölçüler var. Onların çerçevesinde değerlendirmek mecburiyetindeyiz.”

‘İddiasız bir aday, böyle bir gündemi olamaz’

İki düzlemde bir rekabet olduğunu dile getiren Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir siyasal karakterin çok daha fazla ön plana çıktığı, siyasal kimliğin, kişiliğin ön plana çıktığı cumhurbaşkanlığı rekabeti. Aynı zamanda da partilerin hem ittifak içi hem ittifak dışı bir genel seçim rekabeti iç içe geçmiş birbirini etkileyen süreçler bunlar aynı zamanda.

Bunları atbaşı, eşgüdüm içerisinde, senkronize şekilde yürütebilmek çok kolay değil takdir ederseniz. Ama mesuliyetimiz bunları yürütmek. Bu açıdan bakınca Türkiye’nin bir ‘sembolik aday, siyasetin dışında bir aday, iddiasız bir aday’ böyle bir gündemi olamaz, ki yakınlarda Sayın Kılıçdaroğlu da bunu ifade etti.

Çünkü önümüzde bir yanda dış politikadan ekonomiye çok sıcak kriz başlıklarımız var.”

DP lideri Uysal, sadece bir iktidar değişimi değil, iktidar değişimiyle birlikte bir kurucu akılla Türkiye Cumhuriyeti devletini belki yeniden kuruyormuşçasına kodlayacak bir siyasal süreci yönetecek bir liderliğe Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu kaydetti. Gültekin Uysal, çıkartılacak adayla ilgili şunları söyledi:

“Özellikle de 20 yıllık bir tek başına iktidar döneminin akabinde yolsuzluklardan, yaşanan hukuksuzluklara, usulsüzlüklere, Türkiye’nin yaşadığı pek çok travmatik dönem var ki, bugünden seçim gününe kadar da Türkiye’nin bu manada hangi olumsuzlukları yaşayabileceği hakkında hepimizin bir öngörüsü ve değerlendirmesi var.

Bunları da üzerine koymakta fayda var. O açıdan biz de ifade ediyoruz, birincil iddiası olan, icracı olacak bir aday profilidir. Ama bunu söylerken de çok net bir gerçeklik var ki, o da başarıyı elde etmektir. Hem seçim öncesi hem seçim sonrası bu iki süreci ortak bir paydada bir algoritmayla değerlendirerek pek çok cephesinden bir tercih yapmaktır. En azami sonucu hem TBMM temsiliyetinde hem cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl üretiriz, aslında herkesin vatandaşların, siyasi partilerin, siyasi parti genel başkanlarının üzerinde durduğu mesele o.”

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Kararının Perde Arkası Ortaya Çıktı

Suudi Arabistan’ın daha önce Cemal Kaşıkçı davasının kendilerine devredilmesi talebinde bulunması sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, devirle birlikte “yargılamayı durdurma” kararı almıştı.

İstanbul 11. Ağır Ceza mahkemesi aynı zamanda Suudi Arabistan’dan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamaya devam edecekti.

Suudi Arabistan adli makamları, yaşanan ilk gelişmelerin ardından bu kez de davanın düşürülmesi amacıyla girişimde bulundu. Suudi Arabistan’ın 31 Mayıs 2022 tarihli talebinin Ankara’ya ulaşmasıyla dosyayla ilgili yeni süreç başlatıldı.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına neden olan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesiyle ilgili yargılama sürecinde yeni bir gelişme daha yaşandı.

T24’ten Tolga Şardan’ın ulaştığı belge ve bilgilere göre, Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi olayına ait yargılamanın kapatılması anlamına gelen “davanın düşürülmesi” işleminde talebin Suudi Arabistan tarafından yapıldığı ortaya çıktı.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen dava dosyasına giren yazışmalara göre, Suudi Arabistan Krallığı Başsavcısı Suud Bin Abdullah Almucib imzasıyla 31 Mayıs 2022 tarihli Ankara’ya özel yazı gönderildi.

Yazıda, Türkiye’nin 7 Nisan 2022 günlü davanın devredilmesi kararı sonrasında yapılan işlemlerin yerel makamlarca incelendiği ifade edildi. Sürecin hukuki esasının “Uluslararası Nezaket İlkesi” olarak belirtildiği yazıda, dosyanın devredilmesi sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bilgi talebine yanıt verildiği aktarıldı.

Bilindiği gibi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararını alırken, “yargılamanın durdurulması ve Suudi Arabistan’dan yanıt beklenmesi” kararını vermişti.

İstanbul mahkemesinin bu kararıyla Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı’ndan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamanın devam etmesi süreci yaşanacaktı.

Böylelikle Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, dosyanın düşürülmesini talep ettiği yeni yazısıyla aynı zamanda İstanbul’daki mahkemenin beklediği yanıtı da göndermiş oldu. Dosya, Türkiye’de tamamen kapatılmış oldu.

Riyad’dan ‘davayı düşürün yazısı

Yazıda, “Taleplere Yönelik Yanıt” başlıklı bölümde Türkiye’deki davanın düşürülmesi isteği yer aldı.

Başsavcı Almucib’in yazısında şöyle denildi:

“Suudi Arabistan Başsavcılığı, Suudi vatandaşı Cemal Bin Ahmet Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayı ile ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 190/2022 sayılı kararını ve ekinde davaya ilişkin 26 sanık hakkında Türk makamlarının elinde bulunan dosyayı incelemiştir.

Türk adli makamlarından intikal eden davaya ilişkin dosyada yer alan hususların değerlendirilmesinin ve sanıklar hakkında yapılan soruşturmaların ve verilen hükümlerin incelenmesinin ardından dosyanın yetkili mahkemeye sevki yapılmıştır. Bu bağlamda mahkeme, 411195570 sayılı ve 30.05.2022 tarihli kararını vermiştir.

Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, bahsi geçen karara istinaden ve belirtilen gerekçelerden yola çıkarak, ‘kardeş Türk adli makamlarından davanın nihai olarak düşürülmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını’ ve kararın / neticenin tarafımıza bildirilmesini talep eder.”

Riyad’dan gelen teklif yazısı, aynı gün “Çok Acele” kaydıyla Dışişleri Bakanlığı’nca “gereği yapılması” amacıyla Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

Adalet Bakanlığı ise, gelen yazıyı inceledikten sonra 15 Haziran günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yolladı. İstanbul Adliyesi’ne gelen yazı sonrasında, Kaşıkçı davasına bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı düşürme kararı aldı.

Davanın düşürülmesiyle, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ankara’ya gelişinin aynı güne rastlaması tartışmalara neden olmuştu.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri: Hukuk Yıldırma Aracı Olarak Kullanılıyor

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak üzere yıllardır mücadelelerini sürdüren Cumartesi Anneleri 901. hafta açıklamasında, geçen hafta yaşananları da hatırlatarak demokratik kamuoyuna çağrıda bulundu.

700. haftadan itibaren kendilerine yasaklanan Galatasaray Meydanı’na 900. hafta nedeniyle geçen hafta yeniden çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri’ne polis saldırısı düzenlenmiş ve birçok kişi gözaltına alınmıştı. Söz konusu saldırıların ardından ise suç duyurusunda bulunulmuş ve mücadele kararlılığı dile getirilmişti.

Sosyal medyadan yapılan 901. hafta açıklamasında, “Gözaltında kaybetmelerin tarihini Galatasaray’da yazdık” denilirken, devlet eliyle barışçıl toplanma hakkının 4 yıldır engellendiği vurgulandı.

“Hukuk bize karşı bir yıldırma aracı olarak kullanılıyor. Anayasa yok sayılarak temel hak ve özgürlüklerimizi kullanmamız engelleniyor. Yaşanan keyfiyet karşısında, hukuk fakültelerinden, bu fakültelerin insan hakları merkezlerinden, anayasa kürsülerinden ses çıkmıyor. Haklarımıza işlerlik kazandırmakla görevli barolardan, hep yanımızda olan istisnalar dışında ses çıkmıyor. Baroların üst yapılanması Türkiye Barolar Birliği’nden ses çıkmıyor” ifadelerine yer verilen açıklamada, “Yurttaşlık alanının ağır bir tahdit altında olduğu bir ülkede hukuk güvenliğinden bahsedilemez” denildi.

İktidarın baskılarına karşı mücadeleye devam edileceği vurgusu yapılan açıklamada, “901. haftamızda demokratik, özgür, eşitlikçi ve adil bir Türkiye talep eden herkesi Cumartesi Anneleri nezdinde barışçıl toplanma hakkını savunmaya davet ediyoruz. Başta barolar olmak üzere, hukuk örgütlenmelerini göreve çağırıyoruz. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ihlallerin önlenmesi amacıyla faaliyet yürüttüğü iddia edilen ulusal koruma mekanizmalarını göreve çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Cumartesi Anneleri, “Devlet şiddetinin bir yönetme biçimi olmaktan çıktığı bir Türkiye istiyoruz. Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açığa çıkartılacağı, fail ve sorumlulardan adil bir yargı önünde hesap sorulacağı, gözaltında kaybetmelerin bir daha asla yaşanmayacağı demokratik bir Türkiye istiyoruz” sözleriyle taleplerini dile getirdi.

901. hafta açıklaması

“901 haftadır tüm baskı ve engellemelere karşı hakikat ve adalet talebimizde ısrar ediyoruz” sözleriyle yapılan basın açıklamasının tamamı şöyle:

“Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen insanlarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet arayışımızın 901. haftasındayız.

İnsanlar görüşlerini ifade etmek için düzenledikleri toplanma ve gösterilerde mekân yerini ve zamanını serbestçe seçme hakkına sahiptir. Çünkü mekân seçimi, toplantı ve gösteri hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Biz, gözaltında kaybedilenlerin aileleri ve gözaltında kaybetmelere dikkat çeken insan hakları savunucuları olarak ‘Kayıplarımız nerede?’ diye sormak için Galatasaray’ı seçtik. 699 hafta boyunca oturduğumuz Galatasaray’ı kayıplar mücadelemizin bir parçasına dönüştürdük. Gözaltında kaybetmelerin tarihini Galatasaray’da yazdık.

Bu yüzden hak karşıtı, özgürlük karşıtı iktidarların düşmanca tavırları ile karşı karşıya kaldık. Şiddet ve baskı politikaları ile bizi susturmak, mücadelemizi sekteye uğratmak istediler. Ama biz her seferinde sözümüzü söylemenin bir yolunu bulduk.

Devletin barışçıl toplantıları kolaylaştırma ve koruma yükümlülüğü olmasına rağmen Beyoğlu Kaymakamlığı’nın anayasayı yok sayan, keyfi kararları ile Galatasaray’a çıkışımız yasaklanıyor. İdare, kendisini bağlayan yasalara karşı hile yaparak 4 yıldır barışçıl toplanma hakkımızı engelliyor.

Hukuk bize karşı bir yıldırma aracı olarak kullanılıyor. Anayasa yok sayılarak temel hak ve özgürlüklerimizi kullanmamız engelleniyor. Yaşanan keyfiyet karşısında, hukuk fakültelerinden, bu fakültelerin insan hakları merkezlerinden, anayasa kürsülerinden ses çıkmıyor. Haklarımıza işlerlik kazandırmakla görevli barolardan, hep yanımızda olan istisnalar dışında ses çıkmıyor. Baroların üst yapılanması Türkiye Barolar Birliği’nden ses çıkmıyor.

Unutmayalım ki barışçıl toplanma hakkı demokrasilerin ölçüsüdür. Bu hakkın engellendiği yerde hukuktan, demokrasiden söz edilemez. Yurttaşlık alanının ağır bir tahdit altında olduğu bir ülkede hukuk güvenliğinden bahsedilemez.

Biz iktidarın tüm engellemelerine karşı sözümüzü söylemeye, meşru taleplerimizde ısrar etmeye devam edeceğiz. Bunu yalnız gözaltında kaybedilen sevdiklerimize karşı duyduğumuz sorumluluğun ifadesi olarak değil, ülkemize karşı sorumluluğumuzun bir parçası olarak da yapacağız.

901. haftamızda demokratik, özgür, eşitlikçi ve adil bir Türkiye talep eden herkesi Cumartesi Anneleri nezdinde barışçıl toplanma hakkını savunmaya davet ediyoruz. Başta barolar olmak üzere, hukuk örgütlenmelerini göreve çağırıyoruz.

İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ihlallerin önlenmesi amacıyla faaliyet yürüttüğü iddia edilen ulusal koruma mekanizmalarını göreve çağırıyoruz.

Talebimiz açık ve net: Devlet şiddetinin bir yönetme biçimi olmaktan çıktığı bir Türkiye istiyoruz. Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açığa çıkartılacağı, fail ve sorumlulardan adil bir yargı önünde hesap sorulacağı, gözaltında kaybetmelerin bir daha asla yaşanmayacağı demokratik bir Türkiye istiyoruz.

Kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 202 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Liderlerden Sivas Katliamı Mesajları: Unutmayacağız

Bundan tam 29 yıl önce; 2 Temmuz 1993’te 33 aydın ve sanatçı Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında gittikleri Sivas’ta gericiler tarafından bulundukları Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmişti.

Haber Merkezi / 2 otel görevlisinin de yaşamını yitirdiği katliamın yıldönümünde siyasi parti liderleri sosyal medya hesaplarından anma mesajları yayınladı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, mesajında, “Acısını ilk günkü gibi yüreğimizde hissettiğimiz, Sivas Katliamında yitirdiğimiz canlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Aynı acıların bu topraklarda bir daha yaşanmaması için; sevgi tohumlarını ekip, birlik ve beraberliği sağlamak onlara olan borcumuzdur.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Meral Akşener: 29 yıl önce Madımak Oteli’nde, yüreğimize düşen ateşin acısı hâlâ içimizde… Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: Sivas Katliamı’nın derin yarası yine sızlıyor çünkü aradan geçen bunca yıla rağmen hakiki bir yüzleşme olmadı. Bunu sağlama ve aynı acıların bir daha asla yaşanmaması için mücadele etme sözümüzü yineliyor, yaşamını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan: Madımak Katliamı’nda aramızdan koparılan 35 canımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum. Devirleri daim olsun. Hem geçmişle yüzleşerek adaletin ve hakikatin izcileri olmak hem de yarınları saygı ve eşit vatandaşlık temelinde kurmak zorundayız. Bunu başaracağız.

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu: Madımak katliamında hayatını kaybeden canlarımızı rahmetle anıyorum. Birliğimize, kardeşliğimize kasteden tüm katliamları lanetliyorum.

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu, partisinin mesajını retweetledi; Bugün hepimizin ortak acısı Madımak’ta yaşanan vahşetin 29. yılı! Acımızı unutmamak ve yaralarımızı kardeşlik, birlik ve beraberlikle sarmak temennisiyle hayatını kaybeden 35 vatandaşımızı rahmetle anıyoruz.

 

Paylaşın

Altılı Masa, Akşener’in Ev Sahipliğinde Toplanıyor: Söylem Birliği Belirlenecek

Altı muhalefet masası, yarın İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde toplanacak. Aday açıklanması beklenmezken Erdoğan’ın ‘üçüncü kez adaylığı’ tartışmasında ‘söylem birliği’ belirlenecek.

Muhalefet partilerinin bir araya gelmesiyle kurulan altılı masa yarın altıncı kez bir araya gelecek.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu; İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde buluşacak.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre; “Üçüncü Mustafa Kemal Zirvesi” adı verilen toplantıda liderler, önceki beş buluşmadan farklı olarak saat 14.00’te, öğle yemeğinde bir araya gelecek. Bu değişikliğin, ‘toplantıların uzun sürmesi ve bildiri yayımının geç saate kalması’ nedeniyle yapıldığı öğrenildi.

Toplantıda liderlerin, Erdoğan’ın açıkladığı ‘üçüncü kez adaylığı’ ve bunun ardından kamuoyunda başlayan ‘aday olup olamayacağı tartışmalarını’ değerlendirmesi bekleniyor. Liderlerin bu konuda görüş alışverişinde bulunacağı ve bir “söylem birliği oluşturacağı” dile getiriliyor.

Aday gündemi gelecek ay

Edinilen bilgiye göre, iktidar kanadından 6’lı masaya yönelen ‘adayınızı açıklayın baskısına karşı nasıl bir tavır alınacağına’ da üçüncü Mustafa Kemal Zirvesi’nde karar verilecek. Toplantının ardından liderler bir aday açıklamayacak, aday belirleme süreci ağustos ayında Saadet Partisi’nde yapılacak zirvenin gündeminde olacak.

Paylaşın

Sivas Katliamı’nda Yaşamını Yitirenler Anıldı

Bugün 2 Temmuz 2022… Bundan tam 29 yıl önce; 2 Temmuz 1993’te 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel görevlisi, Sivas’ta bulundukları Madımak Oteli’nde gericiler tarafından yakılarak katledildi.  Türkiye tarihine kara leke olarak geçen katliam öncesi 33 aydın ve sanatçı, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında Sivas’a gitmişti. 

Etkinlikler öncesi gerici-şeriatçı güruhlar ise kentte bildiriler dağıtıp katliam çağrısında bulunuyordu. 2 Temmuz 1993 günü; çoğunluğu Alevi ve devrimci olan 51 kişilik grup, şeriatçıların katliam çağrılarının ardından Madımak Oteli’nde saldırıya uğradı. Grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de vardı…

“Laik düzen yıkılacak”, “Yaşasın şeriat” sloganları eşliğinde otele yönelen saldırganlar, güvenlik güçlerinin gözleri önünde katliamı gerçekleştirdi. Gerici grup, Madımak Oteli’ni “tekbir getirerek” ateşe verdi. Çıkarılan yangında 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel görevlisi, dumandan boğularak ve yanarak yaşamını yitirdi.

Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenler: Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Ahmet Alan, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Carina Cuanna, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Öztürk, Ahmet Özyurt, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari İnci Türk, Kenan Yılmaz.

33 aydının Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle öldürülmesi 29’uncu yılında anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi önünde toplanan kitle, Madımak Oteli önüne yürüdü. Kortejin ön saflarında, ölenlerin fotoğrafları aileleri tarafından taşındı. Aleviler Madımak Otel’i önünde katledilenleri anarak, Madımak Oteli’nin “Utanç müzesi” olması için çağrıda bulundu.

Pirha’nın haberine göre Sivas’a giriş ve çıkışlar dün geceden itibaren polis tarafından tutulmuş durumda. Şehre girişlerde kimlik kontrolü (GBT) yapılırken, anmanın yapılacağı bölgede de çok sayıda polis bulunuyor. Madımak Oteli’nin önü ise bariyerlerle çevrilmiş durumda. Alana girmek isteyenler polis kontrolünden geçirilerek içeri alındı.

Bu yıl “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “93’ten bugüne Sivas hala yanıyor” temasıyla anmalar gerçekleştiriliyor. Otel önüne doğru yürüyüşe geçen kitle sık sık “Sivas’ı unutma, unutturma”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Sivas’ı Yakanlar, AKP’yi Kuranlar”, “Madımak Oteli Müze Olacak” sloganları attı.

Yürüyüşe, katliamda ölenlerin aileleri başta olmak üzere, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD), Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkevleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Kamu Emekçileri Sendikası Federasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Ankara Dersimliler Derneği ve çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve demokrasi örgüt temsilcileri katıldı.

Karanfiller bırakıldı, semahlar dönüldü

Madımak Oteli’nin önüne gelen kalabalık karanfiller bıraktı. Otel önündeki anma katliamda hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Ardından deyişler eşliğinde semah dönüldü.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, tüm Alevi kurumları adına açıklama yaptı. Erçe konuşmasında şunları söyledi:

“Bu otel hala yanıyor ve ışık saçıyor. Devletin mahkemelerinin kararları bizim için yok hükmündedir. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Biz bitti demeden bitmez bu dava. Zaman aşımına asla uğrayamaz. Gerçek anlamda adalet sağlanana kadar mücadele edeceğiz. Tüm kesimler bir araya gelecek, kol kola gireceğiz ve böyle mücadele edeceğiz. Burada sadece 33 can yakılmadı. Laiklik, adalet, hukuk, demokrasi, her şey yakıldı.

2 Temmuz, bugünkü gibi tek adam rejimini getirmek için yapıldı. Bugünkü siyasi iktidarın yol yürüdükleri yaktı canlarımızı. Tarihiyle yüzleşmeyen toplumlar çürür. Bugün çürümüş durumdayız. Her türlü katliam yaşanıyor bugün. Tarihle yüzleşmezsek karanlığa boğulup kalırız. Çok acı çektik ama doğrularımızdan ve inancımızdan asla geri adım atmadık, atmayacağız. Yüz yıllardır katledildik. Bizden korkmuyorlar. Çoğalarak geleceğiz buraya. Ezilen sömürülen tüm kesimlerle birlik olacağız. Diyanet ve bakanlıklar gençlik kampı kuracakmış. Hadi oradan. Alevi kurumları varken sana ne oluyor? Onların kampına giden, alet olan düşkündür. Alevilerin talebi belli. 30 yıldır haykırıyoruz. Özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, biz getireceğiz. Kaç gündür anmalarımızı engellenmeye çalışıyorlar. Kahrolsun faşizm.”

Erçe’nin konuşması sırasında bir grup ülkücü, polislerin gözleri önünde kitleye küfür ve hakaretler etti.

Valilik karanfil bıraktı

Öte yandan sabah saatlerinde Vali Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Ticaret Sanayi Odası Başkanı Mustafa Eken, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hakan Demirgil, Ticaret Borsası Başkanı Abdulkadir Hastaoğlu ile çeşitli kurum ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan heyet, Valilik binasından Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürülen eski Madımak Oteli’ne yürüdü. Heyet, bina içinde 2 Temmuz 1993’te yaşamını yitirenlerin isimlerinin yer aldığı anı köşesine karanfil bıraktı.

Burada açıklama yapan Vali Yılmaz Şimşek, “Burada hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz ve onlara dualarımızı gönderiyoruz. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Baki Doğan ise, “Aradan 29 yıl geçmiş. 29 yıl önce yaşanan bu acı halen bizim yüreğimizde. Hiç sönmedi. Bu acıyı dün yaşanmış gibi hissediyoruz. Burada hayatını kaybeden tüm canlarımıza Hak’tan rahmet diliyorum ve kederli ailelerine sabırlar diliyorum” ifadelerini kullandı.

Göstericilerin ismi çıkarıldı

Bilim ve Kültür Merkezi’nde olayın ardından oluşturulan anı köşesinde, hayatını kaybeden aydın ve otel çalışanlarının yanında göstericilerden Ahmet Alan ve Hakan Türkgil’in de isminin yazılması uzun süre tepkilere neden olmuştu. Gelen tepki ve talepler doğrultusunda bu yıl bu isimlerin anı köşesinden çıkarıldığı görüldü.

Anma etkinlikleri kapsamında Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) üyeleri, eski Madımak Oteli, şimdiki Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. MESAM Başkanı Recep Ergül ve beraberindekiler içeride bulunan ve olaylarda hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazdığı köşeye karanfil bıraktı.

MESAM üyeleri, anma etkinlikleri kapsamında Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyüne giderek, olaylarda hayatını kaybeden sanatçı Muhlis Akarsu adına yaptırılan kültürevinin açılışını gerçekleştirecek.

Paylaşın

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca: Adaleti Rahat Bıraksınlar

Anayasa’ya göre mahkemelere tavsiye, telkin ve baskı yapılamayacağını, görüş ve öneride bulunulamayacağını hatırlatan Yargıtay Başkanı Akarca, “Anayasa’nın bu açık hükmü dururken buna aykırı şekilde söylem geliştiren, yerleştiren insanları bir kez daha anayasal çizgiye, hukuka uygun davranmaya davet ediyorum” dedi.

Akarca, “Mahkemelerimiz, hakimlerimiz ve savcılarımızın onurunu zedeleyecek söylemlerden herkesin kaçınması gerekir. Adaleti rahat bıraksınlar, her şey tıkır tıkır yürür, sistemi içinde yürür” ifadelerini kullandı.

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Denizli Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Bölgesel İçtihat Forumu’nun açılışında konuştu.

Yargıya yönelik eleştirilere cevap veren Akarca, “Mahkemelerimiz, hakimlerimiz ve savcılarımızın onurunu zedeleyecek söylemlerden herkesin kaçınması gerekir. Adaleti rahat bıraksınlar, her şey tıkır tıkır yürür, sistemi içinde yürür” dedi.

Akarca, “insan haklarının, hukukun, hukuki güvenliğin, barışın, refahın ve özgürlüğün en önemli teminatının iyi işleyen bir yargı sistemi olduğunu” söyledi:

“İtiraz, istinaf ve temyiz sistemi var, kanun yolu var, olağanüstü itiraz kanun yolu var, yargılamanın yenilenmesi olayı var, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e başvurma imkanı var ama daha baştan itibaren mahkemeleri baskı altına alacak söylemlerden bütün toplum kesimlerinin kaçınması gerekir.”

“Ağır saldırıları kabul edemiyoruz”

Yargı ve mahkemelerin kararlarına yönelik eleştirilerin insaf ve vicdan ölçüleri içinde bilimsel yöntemlere, evrensel ilkelere ve hukuka uygun yapılması gerektiğini” vurgulayan Akarca, yargılama süreci bitmeden getirilen eleştirilere dikkati çekti:

“Yargı süreçleri devam ederken bir mahkemenin verdiği karar ister beraat, ister mahkumiyet, ister tahliye, ister tutukluluk halinin devamı… Her ne şekilde olursa olsun daha itiraz, istinaf sistemi, temyiz yolu mümkünken başından itibaren bütün yargı mensuplarına yönelik haksız ve ağır saldırı niteliğindeki görüşleri veya ifadeleri bizim kabul etmemiz mümkün değildir.”

“Savcılarımız da insandır”

Yargı süreçleri bitmeden, kesinleşmeden bir kararın eleştirilmesi gerçekten doğru değil, mahkemelere tavsiye ve telkin niteliğini taşımaktadır ve bundan sonraki süreç de zehirlenmektedir. Sonuçta hakim ve cumhuriyet savcılarımız da insandır. Onlar da kamuoyunda oluşan havadan etkilenebilirler. O zaman adaletin gerçekleşmesi ve tecelli etmesi gerçekten zarar görebilir.”

Anayasa’ya göre mahkemelere tavsiye, telkin ve baskı yapılamayacağını, görüş ve öneride bulunulamayacağını hatırlatan Akarca, “Anayasa’nın bu açık hükmü dururken buna aykırı şekilde söylem geliştiren, yerleştiren insanları bir kez daha anayasal çizgiye, hukuka uygun davranmaya davet ediyorum” dedi.

Paylaşın

CHP’den ‘Asgari Ücret’ Tepkisi: Millet Açlığa Terk Edildi, Rezilsiniz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. CHP yöneticileri, açıklanan asgari ücrette sert tepki gösterdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise “Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı” değerlendirmesini yaptı.

CHP’lilerin sosyal medya hesaplarından verdiği tepkiler şöyle:

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak. Geliyor gelmekte olan.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede asgari ücreti 5 bin 500 TL olarak açıklamak, milyonlarca yurttaşa ‘açlığınız umurumuzda değil’ demektir.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi: Emekçileri sadece enflasyona ezdirmekle kalmayıp bir de kendileri ezdiler. Çarşı, pazara yansıyan enflasyonun yüzde 200’lere dayandığı ülkede asgari ücret, yapılan zamla açlık sınırına dahi yaklaşamıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı: Yılın başında 4 bin 253 TL yapılan asgari ücret, yeni zamla 5 bin 500 TL oldu. Açlık sınırının altında kalan asgari ücretle insanlar geçinemez. Yoksulluk sınırı ise bu ücretin kat kat üstünde. Tek bir karar ülkeyi düze çıkarır; hemen seçim.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun: Asgari ücrete yapılan sözde zamla ‘vatandaşı enflasyona ezdirmedik’ diyen, milletin aklıyla dalga geçen bu hükümet gidecek. Saraylarda, bir eli yağda, bir eli balda olan bu hükümetin üstünde, açlığa terk ettikleri milletin ahı var.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç: Erdoğan enflasyonu durdurulamadıktan sonra maaş artışları işe yaramayacaktır. Açlık sınırının altındaki 5 bin 500 TL asgari ücret, vatandaşı açlığa terk etmektir. Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü Türkiye için oyunuzu altı oka basın.”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede, 6 bin 770 TL’nin altındaki her rakam zülümdür, emek hırsızlığıdır.

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke: Aç kalmamak için en az 6 bin 400 TL gerekiyor, asgari ücret 5 bin 500 TL. Rezilsiniz! Emekçiyi ezen Saray düzenini değiştireceğiz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emek Büroları Koordinatörü Veli Ağbaba ise yapılan zamma ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yeni asgari ücret 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın ‘Hiçbir vatandaşımızı enflasyona ezdirmeme sözümüz, kararlığımız var’ dedikten sonra açıkladığı asgari ücret, açlık sınırının altında kaldı. Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı. TÜİK’in 5 aylık açıklamış olduğu enflasyon oranı yüzde 35,6. Eğer haziran enflasyonu sıfır bile çıksa zam oranı yüzde 35,6 olacakken asgari ücret zammı yüzde 30 olarak açıklandı. Erdoğan, asgari ücretliye manipülasyon kurumu TÜİK verilerinden dahi daha az zam verdi.

“Açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu”

Haziran ayı için açlık sınırını Türk-İş 6 bin 391 TL, Birleşik Kamu İş 6 bin 778 TL olarak açıkladı. Yani ortalama açlık sınırı 6 bin 585 TL. Bu zam, ortalama açlık sınırının tam bin 85 TL altında kaldı. 10 milyon asgari ücretli ve ailesine Erdoğan’ın verdiği müjde, açlık oldu. Asgari ücrete zam yapılmadı, açıklanan 5 bin 500 TL asgari ücret, 4 bin 253 TL asgari ücretin de alım gücü olarak gerisinde kaldı. Yapılan zam, asgari ücretlinin yılın geri kalan 6 ayını yine açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu.

Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. Oysa bu ifade, ‘AKP emekçilerin emeğine el koyarak büyüyor’ olarak değiştirilmeliydi.”

Paylaşın

TTB: Maymun Çiçeği Solunum Yoluyla Da Bulaşıyor

TTB, Sağlık Bakanlığı’nın olağandışı bir durum olduğunu kabul etmesi gerektiğini belirterek, enfekte hastaları izole etmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB, ayrıca, önlemlerin ivedilikle alınması ve hazırdaki önlemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini de vurguladı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye’de ilk vakası görülen maymun çiçeği virüsü ile ilgili olarak açıklama yaptı. Hastalıkla ilgili bilgi veren TTB, maymun çiçeği hastalığının halk sağlığı açısından öneminin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizdi.

Hangi yolla bulaşıyor?

“Maymun çiçeği hastalığı, maymun çiçeği virüsünün yol açtığı, hayvandan insana ve insandan insana bulaşabilen bir hastalıktır. İnsandan insana bulaş mekanizması olarak; enfeksiyöz yaralar, kabuklar ve vücut sıvıları ile yakın temas, enfeksiyöz materyalle kontamine olmuş çarşaf gibi eşyalarla temas, uzun süre yüz yüze temas (solunum salgıları ile temas veya damlacıklara maruz kalmak) ve gebeden fetüse geçiş düşünülmektedir. Hastalığın başlangıcından, yaraların kabuklanıp tamamen epitelizasyonu gerçekleşene kadar kişiler bulaşıcı kabul edilmektedir.”

Kesin tanının PCR testi ile konulduğunu belirten TTB, hastalığın kuluçka süresinin ise 4 ile 21 gün arasında değişebildiğini belirtti.

Belirtiler: Döküntüler ağrılıdır

“Sonrasında; genellikle tipik olarak 5 güne kadar sürebilen ve ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, lenf bezlerinde şişme ile kendini gösterebilen prodromal (ön belirti) dönem yaşanır. Yüzde, el ve ayak tabanlarında daha sık olmak üzere bütün vücutta görülebilen içi sıvı dolu döküntüler, genellikle ateşin ortaya çıkmasından sonra 1-4 gün içinde başlayıp 2-3 hafta boyunca devam edebilmektedir. Döküntüler genelde ağrılıdır, ancak iyileşme sürecindeki döküntüler kaşıntılı olabilir.”

Öneriler: Maskeler yayılımı önler

“Hastalığın oluşturduğu salgının kontrolünde hastaları sağlıklı bireylerden ayırma (izole etme), karantina ve sürveyans sisteminin etkin çalışması gerekmektedir. Ayrıca maskeler maymun çiçeğinin yayılmasını önleyebilir. Uzun süreli yüz yüze maruz kalma durumlarında maymun çiçeği virüsü solunum yoluyla yayılabilir. Bu nedenle enfekte hastalarla yakın temas kurması gereken kişilerin ve sağlık çalışanlarının hastalanmalarının önüne geçmek için maske yararlı olabilir. Hastalığa karşı çeşitli ilaçlar ve aşılar kullanılmaktadır. Çiçek hastalığına karşı bağışıklamanın da hastalığı engellemede veya asemptomatik (belirtisiz) geçirilmesinde etkili olduğu düşünülmektedir.”

“Bakanlık enfekte hastaları izole etmeli”

TTB son olarak şu uyarıda bulundu:

“Son elli yıldaki maymun çiçeği hastalığı sayılarına ve son iki aydaki hızlı vaka artışına baktığımızda; maymun çiçeği hastalığı, devam eden COVID-19 pandemisi ile karşılaştırılabilir bir tehdit düzeyine henüz ulaşmamıştır. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak salgının kontrol altına alınacağı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyiz.

“Sağlık Bakanlığı olağandışı bir durum olduğunu kabul edip ciddiyetle aşağıdaki önlemleri ivedilikle almalı ve hali hazırdaki önlemleri gözden geçirmelidir.

  • Zaman kaybetmeden Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Hakkında Tebliğ’de değişiklik yaparak maymun çiçeği hastalığını bildirimi zorunlu bir hastalık olarak listelemelidir.
  • Enfekte hastaları izole etmelidir.
  • Temaslı takibi ile olası yeni vakaların tespitini erken yapmalıdır.
  • Uygun enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerinin uygulanmasını sağlamalıdır.
  • Paniğe neden olmayacak biçimde sağlık çalışanları başta olmak üzere toplumun geneline yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmaları planlamalı ve yapmalıdır.
  • Riskli ve temaslı kişilere yönelik bir aşı programı planlamalı ve uygulamalıdır (Halihazırda iki farklı aşı seçeneği mevcuttur; ACAM2000 ve JYNNEOS).
  • Hastalar için ilaç teminini gerçekleştirmeli, semptomları olabileceğinden endişe duyan herkesin sağlık hizmetlerine erişebileceğini hissetmesini sağlamak için, maymun çiçeği hastalığı ve şüpheli maymun çiçeği hastalığının teşhis ve tedavisini tamamen ücretsiz yapmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Saadet Partisi, Sahada En Çok Karşılaştığı 50 Soruya Verilecek 50 Cevabı Belirledi

Saadet Partisi (SP), teşkilat mensuplarının sahada çalışma yaparken en çok karşı karşıya kaldığı 50 soruya 50 yanıt veren bir bir kitapçık hazırladı. Kitapçık İstanbul İl Başkanlığı tarafından teşkilatlarla paylaşıldı.

Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’ın haberine göre, parti içi eğitim faaliyeti olan bu kitapçıkta Saadet Partililerin en çok, “Neden Cumhur İttifakı’nda değil de Millet İttifakı’ndasınız”, “PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu”, “Yönetiminizde neden kadınlar yok”, “İttifak yaptığınız Kılıçdaroğlu Alevi değil mi”,  “IŞİD ve Taliban hakkında ne düşünüyorsunuz”, “AK Parti başörtüsü yasağını kaldırmadı mı, Ayasofya’yı cami yapmadı mı, inançlı insanların devlette yer almasını sağlamadı mı” gibi sorularla karşılaştığını tespitleri üzerine partililerin kullanacakları cevaplarla birlikte hazırlandı.

“Neden Cumhur İttifakı yerine Millet İttifakı?”

Söz konusu çalışmada, partililere sıklıkla yöneltilen “Neden Cumhur İttifakı’nda değil de Millet İttifakı’nda yer aldınız” sorusuna şu cevap veriliyor:

Saadet Partisi siyasetinde “öteki” ve “karşı mahalle” gibi kavramlara, ötekileştiren ve kutuplaştıran tutumlara yer yoktur.

Meşruiyetini anayasadan ve milletimizden alan her kişiyle ve partiyle iletişime ve işbirliği süreçlerine makul bakan bir partiyiz.

Yapmış olduklarımız işbirliklerinde ve ittifaklarda bulunduğumuzda masalarda milletimizin hayrına ve faydasına olan çalışmalara vesile olacak, zararına olan politikalara engel olacak durumumuzu esas alırız.

Bugün itibarıyla fikirlerimiz, ülkenin durumuna, siyasal sistemin değişimine dair güncel durumu tespit ve çözüm önerilerinde yakınlığımız Millet İttifakı’yla teması mümkün ve gerekli kılmaktadır. Benzer şekilde AK Parti de fikri kulvarı noktasında yakın olduğu partilerle ittifak içinde bulunmaktadır.

Seçimde en çok oy alan partinin dahi ittifak paydaşı olmak zorunda olduğu bir sistemde ‘Niçin ittifak içindesiniz’ sorusu, bu kadar yanlış bir sistem kurmak suretiyle siyasi partileri münhasır davranma imkanından yoksun bırakma tavrı nedeniyle de Cumhur İttifakı’nda neden olmadığımız sorusu anlamını yitirmektedir.

“Saadet Partisi, Cumhur İttifakı’na katılır mı?”

Parti çalışmalarında, Saadet Partililere “Son anda Cumhur İttifakı’na geçer misiniz” sorusunun da sıkça yöneltilmesi üzerine buna da bir yanıt hazırlandı:

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçiş aşamasında bugün yaşanan olumsuzlukları ısrarla dile getirmiştik. Şu an muhalefetin iktidar üzerindeki denge ve denetim hakkı ve yetkisi ortadan kalkmıştır. Bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi istemekteyiz. Çünkü bu sorun aşılmadan diğer problemlerin çözüm imkanına kavuşamayacağına inanıyoruz.

Saadet Partisi olarak partilere göre bir ittifak arayışı içinde değil, ilkelere göre bir ittifak arayışı içerisinde oluruz. İlkelerimiz hususunda uzlaşabileceğimiz hangi parti olursa olsun seçim sathı mailinde temel konular karşılıklı görüşülerek ve Saadet Partisi yetkili kurullarında değerlendirerek ittifaklara karar veririz.

“PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu?”

Seçmenden Saadet Partililere yöneltilen sorulardan biri de “PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu, değilse neden işbirliği yaptığınız söyleniyor” sorusu. Kitapçıkta, bu soruya verilmesi gereken cevabın şu olduğu belirtildi:

Saadet Partisi’nin herhangi bir terör örgütüyle, bırakın işbirliğini, isminin bile yan yana anılması mümkün değildir. Artık ortaya çıkmıştır ki iktidar, muhalefeti pervasızca siyaset yapmaktadır. Ellerindeki medya gücüyle de bunu topluma yoğun olarak empoze etmektedirler. Ama bu aleni bir iftiradır, karalamadır.

Çözüm Süreci’nde PKK’yı tek muhatap kabul edenlerin, 3-5 oy fazla almak uğruna PKK’nın elebaşını, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa halkın televizyonu olan TRT’ye çıkaranların bu iftiralarına cevap vermek Saadet Partisi adına zuldür.

“Partide kadınlara yer yok mu?”

Partinin yönetim kademelerinde neden kadınların yer almadığına ilişkin gelen sorulara verilecek cevap ise şöyle belirlendi:

Saadet Partisi, hem geçmişte hem de bugün kadınların siyasette yer alması, partinin karar süreçlerinde ve organlarında temsiline imkan-fırsat sağlanması noktasında hem öncü hem de örnek parti konumundadır.

Kadınlar partimizin en aktif üyeleri olması yanında yönetim birimlerinde üstlendikleri görevleri yüksek motivasyonla yerine getirmektedirler.

Saadet Partisi Kadın Kolları, fikri birikimi, fiili zemindeki aksiyonerliği ile hem partinin hem de siyasetin gündemine, bakışına yön verecek irade ortaya koymaktadır.

Bazı diğer sorular ve bu sorulara verilecek yanıtlar ise kendilerine şu şekilde yer buldu:

“Erdoğan, Türkiye’yi dünya ligine çıkarmadı mı? Türkiye Cumhurbaşkanı dünya liderleri arasına girmedi mi?”

Her iki sorunun da ortak ve basit bir cevabı var: “Kesinlikle hayır”.

Dünya ligine girmek ekonomi, kültür, bilim-sanat ve hukuk ile olur.

Türkiye, eğitimde 2015 PISA sınavları içinde 71 ülke içinde 51’inci, OECD ülkeleri arasında sonuncu olmuştur. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 126 ülke arasında 109’uncu olabilmiştir.

Bilim alanında Aziz Sancar dışında Nobel ödülü alan başka biri çıkamamış, Sancar da eğitimini Amerika’da görmüştür.

Ekonomide para birimimiz Bulgar levasının altına düşmüştür.

Türkiye’nin tarihi ve kadim birikiminin ürettiği güç hariç konjonktürel zeminde veri veya algı düzleminde bölgesel lider ve küresel aktör olduğunu tescilleyen tek bir vakıa ve kabul söz konusu değildir.

Benzer şekilde Erdoğan’ın dünya lideri olduğu yönündeki tekrarlar, yandaşların yanda kalma telaşının ürünüdür. Erdoğan, ilgiyle takip edilen, söylemleri merak edilen bir siyasi figürdür fakat dünya lideri konumunun çok uzağındadır.

“AK Parti, Erbakan’ın cezasını kaldırmadı mı?”

28 Şubat ortamında Rahmetli Erbakan Hocamıza yönelik mesnetsiz suçlama ve buna dayalı açılan davada verilen hapis kararı da AK Parti iktidarı döneminde verilmiştir.

Bu mantıkla, ‘Söz konusu mahkumiyet kararı da AK Parti’nin eseri’ demek gerekir. Cezanın infazının kaldırılması kararıyla minnet borcu oluşturma çabası hukuki, siyasi ve insani açıdan kabul edilemez.

“Erdoğan, 28 Şubat medyasını susturmadı mı?”

Susturulan 28 Şubat medyası değil, Erdoğan adına, Erdoğan için konuşmayı kabul etmeyen medyadır. Şüphesiz ki bunların içinde 28 Şubat döneminin vesayet destekçileri de vardır.

Fakat Erdoğan ve AK Parti’nin bu medya ve patronajıyla hesaplaşmasının nedeni millete çok şey kaybettiren 28 Şubat’ın failleri olması değil, Erdoğan’ın-AK Parti’nin kazanmasına destek vermemesi ya da rakiplerini destekleme iradesidir.

28 Şubat’ın en arsız tetikçilerinden olan Aydınlık Grubu’na yönelik herhangi bir karar alınmaması karşısında, kendisine bağlı medya üretmek, kendisine bağlı olmayanları ise çökertmek taktiğini gizlemek için 28 Şubat’çı medyaya savaş açtığı ve kazandığı algısını üretmek, “Bir taşla koca bir kuş sürüsünü vurma çabası” olarak görülmelidir.

“Camileri ahır yapan, Kur’an öğretimini yasaklayan, 28 Şubat’ı destekleyen, başörtüsü zulmü yapan, İmam-Hatip’lerin orta kısımlarını kapatan, Erbakan’ı mahkum eden, bu ülkede taş taş üstüne koymayan, önceki belediye dönemlerinde milleti çöp ve susuzluğa mahkum eden, yolsuzluklarla anılan CHP ile bir arada olmayı nasıl doğru buluyorsunuz?”

Biz, partilerle düne dair değil, güne ve geleceğe dair bir ortak bakış üretmenin derdindeyiz.

Kaldı ki CHP’ye yönelik bu ithamlar ağırlıkla en az 20 yıl öncesine aittir. Son 20 yıllık süreçte CHP’ye yönelik ortaya konan en net iddia ve tepki AK Parti’ye muhalefet etmesidir.

Kaldı ki tekrarlanan Siirt seçimleriyle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin sağlanmasının kimlerin desteğiyle gerçekleştiği halen hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Bizim CHP’yle birlikte olduğumuz söyleniyor. Neden CHP’nin bizim yanımızda, Saadet Partisi’yle birlikte olması durumu esas alınmıyor?

28 Şubat sonrası iktidara getirilen DSP-ANAP-MHP Koalisyonudur. Mesut Yılmaz, “Siyasi hayatıma da mâl olsa (İmam-Hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılmasına yol açan) 8 yıllık kesintisiz eğitim zorunluluğu sağlayacağım” demiş ve gerçekleştirmiştir.

“İttifak yaptığınız Kılıçdaroğlu Alevi değil mi?”

Bı sorunun sorulmasını da bu soruya cevap verilmesini de Anadolu irfanına, inanç dünyamıza, medeniyetimize yön veren değerlere ve ahlaki çerçeveye aykırı buluruz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun mezhebi ve meşrebiyle ilgili bir merak ya da cevap içerisinde hiç olmadık, olmayacağız.

“CHP iktidara gelirse bütün olumlu gelişmeleri tersine çevirecek, Müslümanlara yeniden zulmedecek… Hiç mi korkmuyorsunuz?”

Saadet Partisi açısından herhangi bir partinin iktidara gelmesi değil, partimizin iktidara gelmemesi bizim açımızdan korkulacak bir durumdur.

CHP’nin iktidar olması da AK Parti’nin iktidarda kalması da bizim açımızdan “iktidarda olmamak” yönüyle üzüntü gerekçesidir.

Bizim ilk hedefimiz Türkiye’yi yeniden daha dengeli ve daha denetime açık yönetim şekline sahip kılmaktır.

Denge-denetleme mekanizmasının bulunduğu ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir siyasi ortam ve idari düzende gelişen evrensel şartlarda daha önceki olumsuzlukların tekrarlanması olası değildir.

28 Şubat darbesinin siyasi aktörlerini bir sonraki seçimde sandığa gömen milletimizin varlığı en büyük teminattır.

“Kamplaşmaya karşıyız diyorsunuz. İktidara gelirseniz devleti ve kurumları solculara, Alevilere mi teslim edeceksiniz?”

Kamplaşmaya karşı olmanın ispatı ve gereği sizin gibi düşünmeyenleri, sizden farklı inanç kulvarlarında, ideoloji zemininde bulunanları görevle, makamla, yetkiyle, kadroyla ilişkilendirmek değildir.

Çatışmaya karşı olmanın ispatı birlikte yaşama hukukunu inşa etmektir. Devleti, kurumları, makamları belli bir fikrin, ideolojinin, inanç kitlesinin uhdesine teslim etmek “devleti yönetmek” değil “devletin birliğini, kudretini, milletin birlik ve kardeşliğini yok etmektir”.

Bunun en yakın örneğini 15 Temmuz’da gördük. Devletin kadrolarını zimmetlendirdiği FETÖ ve mensupları daha fazlasını talep etti. Sonuçta ülkeyi işgale hazır hâle getirmek ve darbe yaparak devleti ele geçirmek istediler. Bunun sorumlusu da suçlusu da siyasi zeminde AK Parti iktidarıdır. Milletin feraseti, cesareti ve devletin FETÖ’yle temassız unsurlarının dirayeti olmasaydı bugün FETÖ’nün yönetiminde bir devlet ve düşman ülkelerin işgalinde bir ülke söz konusu olacaktı.

Biz Saadet Partisi olarak herhangi bir yapıya teslim olmak, devleti ve iktidarı teslim etmek gibi bir hatanın, aymazlığın faili olamayız. Herhangi bir inanca, etnik kimliğe, fikri zemine, ideolojik fikre sahip kitle ve kişileri de devletin, kurumların, görevlerin dışında tutmak hukuksuzluğuna da neden olmayız.

“Saadet Partisi AK Parti’yi yoğun bir şekilde eleştirirken CHP’ye neden eleştiride bulunmuyor?”

Saadet Partisi muhalefette olan bir partidir. İktidar partisi ülkeyi yönetir. Muhalefette olan partiler iktidarın icraatlarını eleştirir. CHP bugün iktidarda değildir. Dolayısıyla onlara dönük bir icraat eleştirisi yapamaz.

“Ümmetin lideri kimdir? Lideri Erdoğan ise onunla hareket etmeniz gerekmez mi?”

İslam dünyanın bir lideri olabilmesi için önce İslam birliğinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İslam birliğinin olmadığı yerde şu veya bu isim ümmetin lideridir demek abesle iştigaldir.

Sayın Erdoğan, Cumhuriyet tarihinde seçimle gelmiş onlarca devlet yöneticisinden biridir. Bu görev yeterince sorumluluk gerektiren bir görevdir ve Sayın Erdoğan’dan beklenen ülkemizin artık tahammül edilemez hale gelmiş sorunlarına çözüm üretmesidir.

Ümmetin lideri güçlü ve tek yürek olmuş İslam birliği çatısı ve anlayışı olabilir. Şahıslar çağında değil kurumlar çağında yaşıyoruz. Ümmetin lideri de bu kurumsal yapının tepe yöneticisidir.

“AK Parti Ayasofya’yı açmadı mı? Erbakan Hoca’nın bütün ömrü bu talebi seslendirmekle geçmedi mi?”

Ayasofya’nın açılışına yön ve güç veren Milli Görüş partilerinin ve öznelerinin ortaya koyduğu kararlılıktır. Ayasofya’nın açılması “bir ayıbın, büyük bir kaybın” sona ermesini sağlamıştır. Bu memnuniyet vericidir.

Fakat milletin bütününe mutluluk üreten bu sonuç milletimiz ve tüm insanlık için insan hak ve hürriyetlerinin sağlanması, ekonomik özgürlüğün temin edilmesi hedeflerinin gerçekleştirilmemiş olmasını perdeleyen bir konuma evrilmemelidir.

“Hükümet 28 Şubatçıları yargılamadı mı, Çevik Bir’i hapse atmadı mı, apoletlerini sökmedi mi?”

Üniformalı bürokrasi 28 Şubat’ın efendisi ya da azmettiricisi değil tetikçisidir.

Medya mecrasında, iş dünyasında, siyaset kulvarında ve STK ayağında konumlanmış 28 Şubat faillerine dair eylemsizliğin gerekçesi ortaya konmalıdır.

28 Şubatçılık değil bir kısım 28 Şubatçılar yargılanmak suretiyle sürecin tamamlandığı kanaati oluşturulmasını doğru bulmuyoruz.

Paylaşın