Seçmen Somut Çözüm Bekliyor!

Önümüzdeki seçimlere yönelik araştırma şirketleri tarafından kamuoyu yoklamaları sürüyor. Aksoy Araştırma gerçekleştirdiği son anket sonuçlarını sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı. Sonuçlara göre Cumhur İttifakı içerisinde bulunan AK Parti ve MHP içerisinde erimenin devam ediyor.

AK Partinin oyu yüzde 29,7 olarak verilirken MHP’nin oyu ise 7,8 ile baraj sınırında kalmaya devam ediyor. Millet İttifakı’nda ise CHP yüzde 28,8 ile AK Partinin hemen ardında bulunuyor. İYİ Parti’nin oyu yüzde 14 çıkarken DEVA Partisi yüzde 2,5, Gelecek Partisi yüzde 1,3 ve Saadet Partisi yüzde 0,9 bandında seyrediyor. HDP’nin oyu ise yüzde 10 olarak anket sonuçlarına yansıdı.

Aksoy Araştırma’nın şu ana kadar seçimlere yönelik gerçekleştirdiği anketlerde AK Partinin ilk defa yüzde 30’un altına düştüğü ve CHP ile aradaki farkın azalmaya devam ettiği görüldü.

Aksoy Araştırma’nın kurucusu Ertan Aksoy son gerçekleştirdikleri anket sonuçlarını BirGün’den Umut Serdaroğlu’na değerlendirdi.

AK Partinin oylarının kış aylarına kadar aynı düzlemde devam edeceğini aktaran Aksoy, “Kış mevsiminde AK Parti’de yeni bir gerileme bekliyoruz. Şu anda hayat pahalılığı AK Partinin çok fazla oy kaybetmesinde büyük etken ancak kış aylarında ekonomik kriz yaşanmazken bile hayat daha pahalı oluyor. Böylesine bir ekonomik kriz varken belki de en zor kışlardan birini geçireceğiz. Bu durum mutlaka iktidara da yansır” dedi.

Kış döneminde MHP’de de büyük bir düşüş yaşanabileceğini belirten Aksoy, “Kış mevsimi geçtikten sonra MHP ciddi olasılıkla baraj altında kalacaktır ancak MHP ideoloji partisi olduğu için bu seçmeninde olumsuz bir etki yaratmayacaktır. Ancak HDP’nin yüzde 10 seviyesinde bir oyla meclise girmesi bir nebze de olsa MHP seçmeninde huzursuzluk yaratabilir. Öte yandan seçime ne zaman gidileceğine dair belirsizlik de sürüyor. Yasal düzenleme öncesinde seçime gidilirse MHP baraj sorunu yaşamayacaktır” şeklinde konuştu.

AK Parti’den ayrılan seçmenlerin oy vereceği partilere değinen Aksoy, “İlk akla gelen partilerden biri İYİ Parti. Ancak ölçümlerimize göre az farkla da olsa AK Parti’den ayrılan seçmenlerin CHP’ye daha fazla yöneldiğini gösteriyor. Hemen arkasından ise İYİ Parti geliyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde olası bütün adayların Erdoğan’ın önünde olduğunu söyleyen Aksoy, “Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş uzun zamandır Erdoğan’ın karşısına çıkacak olası adaylar olarak belirtiliyor ve üçü de aday olarak seçime girdiği bütün senaryolarda Erdoğan’ın önünde yer alıyor. Diğer ihtimallere göre aday olma olasılığı daha fazla olan Kemal Bey’in şu anda yürüttüğü siyaset Erdoğan’ın gerilim yaratan ayrımcı ve kimlik siyasetinden çok daha farklı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın yaptığı hamaset siyasetine somut sorunlara somut çözümler getirerek karşılık veriyor” dedi.

İki ismin Cumhurbaşkanlığı yarışında Kılıçdaroğlu’nun kazanacağını dile getiren Aksoy, “Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın aksine çözümlere yönelik hamaset siyaseti izlemiyor. Bu da Kılıçdaroğlu’na yönelik desteği artırıyor. Örneğin KYK hamlesine baktığımızda toplumun yüzde 61’i Kılıçdaroğlu’nun söylemi sayesinde faizlerin silindiğini düşünüyor” ifadelerini kullandı.

Helalleşme söyleminin yerine somut fikirlerin topluma daha fazla etki ettiğinin altını çizen Aksoy, “Helalleşme aslında gerilim siyasetine yönelik yapılan kapsayıcı bir politika. Ancak son zamanlarda somut fikirlerin helalleşmeden daha fazla etki ettiğini düşünüyorum” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun Roboski ziyareti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte, 2011’de TSK’ye ait uçaklarla yapılan bombardımanda 34 kişinin katledildiği Roboski’ye bugün ziyaret gerçekleştiriyor. Kılıçdaroğlu, geçen aylarda Roboski katliamında yakınlarını kaybeden ailelerle telefonda görüşmüş; ‘Helalleşmemiz lazım’ diyerek mezarlık ziyaretinde bulunmuştu. Kılıçdaroğlu, “İki değerli arkadaşımız orada, Roboski’de yaşanan olayı, yaşanan dramı TBMM’de dile getirdiler. Dolayısıyla kamuoyunun bu konuda dikkatini çektiler. Her zaman her yerde onların hakkını hukukunu savunmak görevimizdir. Bütün annelere mutlu bir yıl diliyorum, mutsuz olmasınlar. Evlat acısını biliyorum, evlatların geri gelmesi de mümkün değil ama onlarla helalleşmemiz lazım” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

KPSS’nin İptali İçin Dava Açıldı

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yer alan soruların Yediiklim Yayınları’na ait deneme sınavlarında yer alan soruların bir kısmıyla aynı çıkması üzerine Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan açıklamada herhangi bir sorun olmadığı iddia edilmişti.

Kamuoyunda oluşan tepkinin ardından ÖSYM Başkanı Halis Aygün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevden alınırken, Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Başkanı Yunus Arıncı ise şaibeyi kabul etmişti.

Şırnak Barosu da KPSS’nin iptali için Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Dava dilekçesinde, “Soruların bir şekilde sızdırıldığı iddiasını somut olarak temellendirmektedir. Soruların sızdırılma ihtimali yıllarca emek verip ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite bitirdikten sonra devlet kadrolarına atanma umudu oluşan adaylarda derin bir adaletsizlik ve umutsuzluk yaratmıştır” denildi.

Yaşanan durumun telafisi imkansız mağduriyetler yaratabilecek büyüklükte olduğu belirtilen başvuruda, “Sınav sorularının sızdırılmamış ihtimali olsa tüm adayların tek bir yayınevinden çalışması mümkün olmayacağı için bir yayınevinden alınan soruların sınavda sorulmasının sınava giren adaylar arasında haksız rekabete yol açacağı açıktır. Bir devlet kurumu olan ÖSYM Başkanlığı’na olan güvenin kırılması halinde her yıl yapılan onlarca sınavın da şaibe altına gireceği açıktır. İşbu nedenlerle gerek adayların mağduriyetine yol açmaması gerekse de ÖSYM Başkanlığı’na olan güvenin zedelenmemesi için yürütmenin durdurulması ile birlikte işlemin iptali gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) geçtiğimiz pazar günü iki oturumda gerçekleştirildi. Sınavın ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atıldı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etti.

Bu iddialar üzerine önce Eğitim Gücü Sendikası; ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulundu.

ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Prof. Dr. İlhan: Kovid 19’da Günlük Vaka 50 Bin

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı Covid-19 tablosundaki rakamlara göre günlük vaka sayısının ortalama 50 bin civarında olduğunu, günlük 22 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi.

İlhan, 18-24 Temmuz haftasında 365 bin 424 kişinin koronavirüs testinin pozitif çıktığını, 157 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı.

İlhan, “Bakıldığında dünyada koronavirüs vakalarında bir artış var. Yeni vakaların öldürücü olmadığını, daha çok grip-nezle gibi gittiğine şehit oluyoruz; ama ister istemez vaka sayısındaki artış ile beraber risk grubundaki vatandaşlarımızın etkilenme oranı artıyor. Risk grubunda olan vatandaşlarımızın koronavirüsü ağır geçirme, hastanede tedavi görme, yoğun bakımda olma ve vefat etme ihtimalleri maalesef daha da yüksek oluyor” dedi.

Maske uyarısı

DHA’nın aktardığı habere göre, “Son 1 haftada günlük yaklaşık 50 bin vakamız olduğunu söylemek mümkün” diyen İlhan, “Vefat sayısında da geçen haftaya göre yaklaşık yarı yarıya bir artış var. Günlük vefat sayısı da ortalama 22 olarak geçen hafta seyretmiş Bakanlık verilerine baktığımızda. Vefatlara baktığımızda maalesef kronik hastalığı olan, ileri yaştaki vatandaşların olduğuna şahit oluyoruz. Tabii bu rakamlar azımsanacak rakamlar değil. Bu yüzden mutlaka bireysel önlemelere çok dikkat etmemiz gerekiyor. Maskemizi kalabalık olan yerlerde takmamız, ortamın havalandırılmasına mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. İlhan, maskenin bazı alanlarda tekrar zorunlu hale getirilip getirilmeyeceğine ilişkin, “Sağlık kuruluşlarında maske takma halihazırda zorunlu. Bunun dışındaki diğer toplu alanlar, toplu taşımalar, uçaklar çok kalabalık AVM’lerde ise şu an böyle bir yaklaşım söz konusu değil. Vatandaşların bu tip yerlerde kendilerini korumak için kendi inisiyatiflerinde maske takmaları en doğru yaklaşım olacaktır” dedi.

“Güz dönemi risk daha fazla”

Prof. Dr. İlhan, bayram sonrasında vakaların iki katına kadar çıkabileceğini söylediklerini ve bunun gerçekleştiğine dikkat çekerek,şöyle devam etti:

“İnsanların bir arada olmak için çoğunlukla memleketlerine gittiği, tatil beldelerine gittiği, hareketliliğin çok olduğu zamanlar her ne kadar hava sıcak olduğu için insanlar dışarıda olmayı tercih etse de tabii bireysel dikkatsizlikler maalesef vakaların bu şekilde artmasına sebep oluyor. Bunların üzerine bulaştırıcılığı çok yüksek olan Omicron’un alt varyantlarını eklemek gerek. Böyle olduğu zaman şu an biz eğer kişisel önlemlerimizi arttırmaz, dikkat etmezsek, vakaların ne zaman aşağıya düşeceğinin tek yanıtı Omicron varyantının bulaştırıcılığı daha az bir varyanta dönüşmesine bağlı gibi görünüyor.

Bireysel önlemlere dikkat edilmediği sürece, varyant da devam etiği sürece vakalar bir süre daha böyle gidecek diye söylemek mümkün. Belki biraz daha ilerleyen günlerde biraz daha düşebilir bayramın etkisi; ama güz dönemi geldiğinde, okullar açıldığında, insanlar işlerine gittiğinde, cam, pencere daha fazla kapanmaya başladığında riskin daha fazla artabileceğini söylemek gerekiyor.”

Paylaşın

TBB’den KPSS Açıklaması: İddialar Titizlikle İncelenmektedir

TBB, KPSS sınavındaki soruların Yediiklim Yayınları’nın denemelerinde yer aldığının ortaya çıkması üzerine açıklama yaptı ve konunun hukuki boyutunun takip edileceğini kaydetti. Ayrıca, dava açmaya hazırlananlara da “dava açma süresi”ne dikkat edilmesi uyarısında bulunuldu.

Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) yer alan soruların bir kısmının Yediiklim Yayınları’nın deneme sınavlarındaki sorular ile aynı çıkması üzerine kamuoyunda oluşan tepkinin ardından Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) açıklama yapmış ve ortaya konan kanıtları reddetmişti. Ardından, ÖSYM Başkanı Halis Aygün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevden alınmıştı.

TBB’den çağrı

Dün yaşanan gelişmeler üzerine Türkiye Barolar Birliği (TBB) de “KPSS sınav sorularıyla ilgili iddilar TBB tarafından titizlikle incelenmektedir” diyerek konuya ilişkin bir açıklama yaptı. “KPSS sınav sorularının bir kısmının bir yayınevi tarafından yayımlanan kitapçıktaki sorularla ve cevap şıkları ile aynı olduğu yönündeki ciddi iddialar ve bulgular kamuoyu gündemindedir” ifadelerine yer verilen açıklamada, “Birçok gencimizin geleceğini ilgilendiren bu iddialara ilişkin gerçeğin ortaya çıkartılması için öncelikle ilgili kurumları kamu vicdanını tatmin edecek şekilde etkili ve şeffaf bir soruşturma süreci yürütmeye davet ediyoruz” talebi dile getirildi.

Konunun TBB tarafından da takip edileceği belirtilerek, “Ayrıca söz konusu iddialar Türkiye Barolar Birliği tarafından titizlikle incelenmekte olup, iptal davası ve savcılık suç duyuruları dahil olmak üzere kurumsal olarak izlenebilecek hukuki yollar değerlendirilmektedir” denildi.

‘Dava açma süresi’ uyarısı

TBB açıklamasında, dava açma düşüncesinde olan yurttaşlara da hatırlatmada bulunulurken, “Merkezi sınavların iptaline dair dava açma sürelerinin kısalığı göz önünde bulundurularak, bu aşamada bir hak kaybı yaşanılmaması bakımından, sınava giren yurttaşlarımızdan sınavın iptali için dava açmak isteyenlerin İYUK 20/B maddesinde özel olarak belirtilen dava açma süresine dikkat etmeleri gerektiği hususunu kamuoyunun dikkatine sunarız” ifadeleri kullanıldı.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) geçtiğimiz pazar günü iki oturumda gerçekleştirildi. Sınavın ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atıldı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etti.

Bu iddialar üzerine önce Eğitim Gücü Sendikası; ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulundu. ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Devlet Denetleme Kurulu: KPSS’de Problemli Durum Var

Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS), sorulan soruların Yediiklim Yayınları’nın deneme sınavlarından aynen alındığı iddiasıyla ilgili bugün (3 Ağustos) Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi’ne (ÖSYM) gidecek.

NTV’de yer alan habere göre, DDK Başkanı Yunus Arıncı ise müfettişlerin gideceğini duyuran Arıncı, “DDK müfettişleri bugün KPSS ile ilgili ÖSYM’ye gidecek. Problemli bir durum var gibi… KPSS raporu Cumhurbaşkanı’na takdim edilecek” dedi.

İddiaların araştırılması sürecinde ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün ise görevden alınmıştı.

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) geçtiğimiz pazar günü iki oturumda gerçekleştirildi. Sınavın ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atıldı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etti.

Bu iddialar üzerine önce Eğitim Gücü Sendikası; ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulundu.

ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

CHP’li Antmen: KPSS Sorularının 1000 Dolara Satıldığı Doğru Mu?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Alpay Antmen, Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) sorulan soruların Yediiklim Yayınları’nın deneme sınavlarından alındığı iddialarını Meclis’e taşıdı.

Bianet’te yer alan habere göre, Antmen, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği önergede “2022 KPSS sorularının internette 1000 dolar karşılığında satıldığı doğru mudur?” diye sordu.

Alpay Antmen’in önergesinde yer alan sorular şu şekilde;

  • KPSS 2022 sorularının bir yayınevi ve hazırlık kursuna daha önceden verildiği iddiaları doğru mudur? Doğruysa bu konu hakkında soruşturma ne zaman başlatılacaktır? Milyonlarca insanın hayatını etkileyecek olan ve 2010’da FETÖ eliyle çalınmış KPSS soruları skandalının aynısı olan bu durumda bakanlık olarak ne yapacaksınız?
  • Soruları servis edenler kimlerdir? Bu kişiler hakkında soruşturma, idari ve hukuki süreç başlatılmış mıdır? Bu soruların güvenliği neden sağlanamamıştır?
  • Şu ana kadar bahsi geçen yayınevi ve hazırlık kurslarının sorularından kaçı 2022 KPSS soruları ile aynıdır? Kaçı ise benzer sorulardır?
  • 2022 KPSS sorularının derin, karanlık internette sınavdan 1 ay önce 1000 Dolar karşılığında satıldığı iddiaları doğru mudur? Doğruysa şu ana kadar kaç kişinin bu soruları satın aldığı belirlenmiştir? Konuyla ilgili bir araştırma yapılacak mıdır?
  • Başka herhangi bir yayınevi, kurs ve internet sitesinde KPSS sorularının aynıları veya benzerlerine rastlanmış mıdır? Varsa bunlar hangileridir? Konuyla ilgili detaylı bir araştırma ve tarama yapılmakta mıdır?

Ne olmuştu?

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) geçtiğimiz pazar günü iki oturumda gerçekleştirildi. Sınavın ardından KPSS cevap anahtarı, ÖSYM’nin internet sitesi üzerinden yayımlanırken sosyal medyada soruların sızdırılmasıyla ilgili iddia ortaya atıldı.

Cevap anahtarının yayımlanmasının ardından Twitter’da , sosyal medya kullanıcıları, öğrenciler ve sendikacılar soruların daha önce özel bir kurumun YouTube sayfasından paylaşıldığını, hatta WhatsApp gruplarından dağıtıldığını iddia etti.

Bu iddialar üzerine önce Eğitim Gücü Sendikası; ÖSYM ve YÖK hakkında suç duyurusunda bulundu.

ÖSYM’den yapılan açıklamada ise; iddiaların asılsız olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2022 KPSS Lisans oturumundaki bazı sorulara ilişkin iddialarla ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme talimatı vermişti ve birkaç saat sonra Resmi Gazete’de Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararla ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün görevden alınmıştı.

Sorular ile ilgili iddialar üzerine Yediiklim Yayınevi yetkilileri ise  tüm soruların iddia edildiği gibi aynı olmadığını “Bir iki soru aynı diye algı yapmaya gerek yok” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ceplerini Dolduruyorlar, O Ceplerin Hepsini Dikeceğim

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) tatile girmesinin ardından, grup toplantılarını her hafta bir ilde yapma kararı alan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP9 Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk durağı Erzurum oldu.

Milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, Erzurum’un sürekli kan kaybettiğini 81 il içinde gelişmişlik sıralamasında 62. Sırada yer aldığını belirterek, iktidar olduklarında kentin, bölgenin hayvancılık ve tarım merkezi olmasına dönük projesini açıkladı.

Çiftçilerin bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine olan kredi faizlerini sıfırlayacaklarını belirten Kılıçdaroğlu, iktidarın canlı hayvandan, buğday, arpaya kadar her şeyi ithal ettiğini belirterek, “Komisyon da alıyorlar, cephelerini de dolduruyorlar. O ceplerin hepsini dikeceğim” dedi.

Proje ile bölgede 750 bin kişiye istihdam olanağı sağlayacaklarını belirten Kılıçdaroğlu, iktidara yakın müteahhitleri hedef alarak, “Eğer büyüyeceksek hep beraber büyüyeceğiz, Erzurum da, Kars da, Van da büyüyecek. Her yerin ekonomik durumuna göre coğrafi koşullarına göre öngörülen yatırımları yapacaksınız. Bu 5 yıl içinde 1 milyar dolarlık yatırım demektir. 1 milyar lira Türkiye Cumhuriyeti için büyük para değil. 5’li çetenin bir köprüsüne 35 milyar dolar garanti veriyorlar. Ben o paraların tamamını söke söke alacağım, Yok öyle Londra’daki mahkemelere gidecekler, mahkeme görülecek. Mahkemeyi ister Londra’ya ister Papua Yeni Gine’ye götür, ben o paraları söke söke alacağım.” ifadelerini kullandı.

İktidar olduklarında bütün haksızlıkların önüne geçeceklerini ve haksızlık yapanların “burnundan fitil fitil getireceğini” belirten Kılıçdaroğlu, bir kez daha partisine katılım çağrısı yaparak, “Gelir dağılımında hak hukuk adalet istiyorsanız, bize katılacaksınız,. Canlı hayvan eti ithal eden bir iktidardan kurtulmak istiyoruz, kendimiz üretelim, kendimiz işleyelim, diyorsanız. Bize katılacaksınız. 5’li çetelere devletin geliri peşkeş çekildi dönemi bitsin, diyorsanız bize katılacaksınız. Ey Bay Kemal bu 128 milyar doları hortumlayanlardan hesap sor diyorsanız bize katılacaksınız, EYT’liyseniz bu sorun çözülsün diyorsanız bize katılacaksınız.” dedi.

Erzurum’daki toplantıdan son derece memnun kaldığını belirten Kılıçdaroğlu’nu konuşmasından satırbaşları şöyle:

“TBMM tatile girdi ama ülkenin dertleri devam ediyor. Dertler; artarak devam ediyor, azalarak değil. Ve tarihin bize yüklediği bir sorumluluk var. Bu ülkenin kuruluşunda harcımız var. Bu ülkenin kuruluşunda; şehitlerin kanları var, gazilerimiz var, atalarımız var, babalarımız var. ‘Meclis tatile girdi, oturalım, Türkiye’nin sorunlarını seyredelim’ böyle bir düşüncemiz yok. O zaman karar aldık. Bir şey yapmamız lazım, bir yerden başlamamız lazım. Nereden başlayalım? Hepimizin aklına bir tek kent geldi. Erzurum’dan başlayalım. Erzurum tarihi şehir mi? Tarihi şehir. Kadım şehir mi? Kadim şehir. Dadaşların kenti. Bu kadim şehrimiz Milli Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç noktası mıydı? Evet, başlangıç noktasıydı. Mustafa Kemal Atatürk Erzurum milletvekili miydi? Evet, Erzurum, milletvekiliydi. Erzurum’un hem bizim tarihimizde hem CHP tarihinde özel bir yeri var.

“İğneyi önce kendimize batıracağız”

Peki şu soru şu, madem bu kadar önemli, madem tarihsel açıdan bu kadar derinlikli olan bir kent, neden CHP’ye sempati göstermedi, neden bir tek milletvekili bile uzun süredir CHP’den çıkarmadı? Önemli bir soru. Bu sorunun cevabını sizleri ben vereyim. Bu işin sorumlusu bu işin kabahati; Erzurumlular değil, CHP’de. İğneyi önce kendimize batıracağız. Gelmedik, sofranıza oturmadık, çayınızı kahvenizi içmedik. Ankara’da tumturaklı nutuklar attık. ‘Erzurumlu bize oy verecek.’ Niye oy versin kardeşim? Yani oturur derdini dinle. Bunları yapmadık. O nedenle Erzurum’a aynı zamanda Erzurumlular ile kucaklaşmaya ve helalleşmeye geldik. Bunu da bütün Erzurumluların bilmesini isterim.

Cumhuriyetin ilk kez dile getirildiği bir kentimiz. Durumumuz pek parlak değil yani Türkiye’nin durumu pek parlak değil. Yeni bir mücadeleyi başlatmak zorundayız. Neden yeni bir mücadele? Bu da önemli bir soru. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti asla bir kişiye teslim edilmedi. Bir kişiye bir devletin teslim edilmesi o devlet için bir felakettir. Örnek. Çanakkale’nin her karışında binlerce şehidimizin, gazimizin acısı gözyaşı kanı var değil mi? Çanakkale’yi, bu ülkenin vatandaşları geçilmez kıldılar. Milli irade uydu. Ama ne oldu? Sonra bir dönem dönüştü, bir dönem değişti. Bir kişi çıktın dedi ki, ‘o gemileri serbest bırakın gelsinler.’ 1918.

O mücadeleyi verdiğimiz, ‘Çanakkale geçilmez’ dediğimiz Çanakkale’den; o savaştığımız bütün gemiler, yol gemilerin içindeki askerler, yani düşman askerleri, Çanakkaye’ye geldiler. Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirlediler. Bir kişinin iradesi ve hani biz Çanakkale Savaşı vermiştik, hani Çanakkale geçilmezdi, hani gazilerimiz, şehitlerimiz vardı. Dönemin padişahı dedi ki, ‘bırakın Çanakkale Savaşını herkes gelsin’ ve geldiler ve Dolmabahçe önünde demirlediler. O zaman Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk geldi, Haydarpaşa’ya indi. Şunu söyledi. ‘Geldikleri gibi gideceklerdir.’ Erzurum’a geldi. Erzurum sıradan bir kongre değildir. Erzurum Kongresi, milli iradenin ilk kez çok açık ve net bir şekilde telaffuz edildiğini kongredir.

Milli iradeye dayanan bir millet meclisinin meydana getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükümetin kurulmasını kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdi. Manda ve himayenin kabul edilmeyeceğini karar altına aldı. Manda ve himaye kabul edilemez. Biz hiçbir bayrağın altında bizim bayrağımızı dışında hiçbir bayrağın altındaki duramayız. Mandayı ve himaye kabul edemeyiz. Şunu söylüyor, Gazi Mustafa Kemal, ‘Kuvayi Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır.’ Şimdi milli iradenin bir kişiye teslim edildiğini görüyoruz. Ağır mücadeleler verdik milli irade için. Parlamento toplandı, daha dün olağanüstü toplantıya çağırdı. Sağlık çalışanlarının sorunlarını çözmek için oturduk.

Bütün sağlık çalışanlarının dernekleriyle konuştuk, sağlıkta şiddetin nasıl engelleriz diye. Onların görüşlerini aldık. Grup başkanvekillerimiz, parlamentoyu davet etti. Gelin sorunu çözelim. Neden? Sorunların çözüm adresi TBMM. Sakın unutmayın. O sıradan bir meclis değildir. Milli Kurtuluş savaşını yöneten bir meclis. Gelmediler katılmadılar. Niye gelmiyorsunuz? Sorun var, çözülmesi gerekiyor mu? Çözülmesi gerekiyor. Çözüm adresi neresi? TBMM. Niye gelmiyorsun? O zaman gelmediniz ama gün olacak, hepsi gelecekler. Gün olacak bu Meclis’in önünde kayıtsız şartsız hakimiyetin millette olduğu çok güçlü bir şekilde seslendirecek. Bunu Millet İttifakı olarak yapacağız. Millet ittifakı olarak yapacağız.

Her kesimin sorunları var. Bir sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Evde sorun var. Bu sorunları aşmak zorundayız.  Aile olarak, birey olarak bir de Türkiye olarak yaşadığımız sorunlar var. Bütün komşularımızla kavgalıyız. Niye kavgalıyız? Ömrü savaş meydanlarında geçen bir kişi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk barışın ne kadar değerli olduğunu görmüş. Bütün hayatı savaş meydanlarında geçmiş. ‘Barıştan daha değerli bir şey yoktur’ demiş. Bütün komşularımıza niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle?

Erzurumlu kardeşlerim unutmayın. Suriye’de namaz kalacaklardı değil mi? Ne oldu? Onlar Suriye’ye gitmeden. 3 milyon 600 bin Suriyeli geldi. Niçin kardeşim? Neden oldu bu? Erzurumlu kardeşim bunu sorgulayacak. Bugün sokakta esnaf gezisi yaparken ‘Suriyelileri gönderecek misiniz’ dedi. Hiç kimse endişe etmesin hiç kimse. Hiç kimseyi ırkçılık yapmadan, kimsenin onuruyla oynamadan, onları kendi ülkelerine Allah nasip ederse, sizlerin takdiriyle davul zurnayla göndereceğiz. Davulla zurnayla göndereceğiz.

14 bin taşeron işçiye sesleniyorum. Meraklanmayın. Bu kardeşiniz, yani birilerinin deyimiyle bu ‘Bay Kemal’, sizin hakkınızı teslim edeceğim.

Bakın, Erzurumlu kardeşlerim. 30 Eylül 2017, devleti yöneten kişi televizyonda konuşuyor diyor ki ‘Erzurum neden ülkemizin ilk 10 şehrine girmez’ diyor. Güzel bir laf değil mi? Doğunun Paris’i olarak biliniyordu. Rahmetli babam Patnos’ta görev yaparken, ben üniversiteye giderken; gelir önce Erzurum’da bir gece yatardık. Sonra buradan trenle veya otobüsle Ankara’ya giderdim. Erzurum bütün doğunun özlemle görmek istediği bir kenttir. Mağazaları bütün doğuda güneydoğuda konuşulurdu. Erzurum’un misafirperverliğini hepimiz biliriz. Tarımın hayvancılığın başkenti olarak bilinirdi. İş adamları buralarda büyüyemiyorlar, gelişemiyor.

Burada altyapı yetersizliği. İnterneti olmayan binlerce çocuk var. Erzurum, kişi başına gelirde sürekli kan kaybediyor. Sürekli gelir düşüyor sürekli. Bakın bu konuda da vereyim. 2018’de 5.655 dolardan 5.176 dolara düşmüş durumda. Kan kaybediyor Erzurum. 19 yılda yüzde 64 daraldı Erzurum. Tarla alanı söylüyorum, 668 bin tondan 308 bin tona düştü ekilen. Tarlalardan elde edilenden yüzde 28 azalma görüyoruz. Son bir yılda kredi borcu yaklaşık 7.4 milyar arttı. Yaklaşık 19 milyardan 26 milyara çıktı. Gelir düzeyi düşük, ciddi bir yoksulluk var. Sağlık, sosyal güvenlik primlerinin ödemiyorlar. Her dört gençten birisi de işsiz.

Şeker fabrikamız vardı. Özelleştirildi. Önce söz verdiler dediler ki ‘hiçbir işçinin işine son verilmeyecek’ sonra o işçilerin işine son verdiler. Şu anda çok dar bir kadro şeker fabrikasında çalışıyor. Erzurum ve Erzincan şeker fabrikaları birini alana diğerini diğeri bedava kampanyası ile elimizden kaydı gitti diyorlar. 34 yıl sonra Türkiye, şeker ithal etmek zorunda kaldı. Bu fabrikalar buradayken, şeker pancarı ekilirken, işçiler çalışırken; neden bu hale getirdiniz? Neden oradaki işçilerin işine son verdiniz?

“Kredilerin faizlerini ilk bir haftada sıfırlayacağız”

Allah nasip eder iktidara geldiğimizde göreceksiniz. Çiftçilerin, tarım kredi kooperatiflerinden veya bankalardan çektikleri kredilerin faizlerini ilk bir haftada sıfırlayacağız. Tarımın önemini bilmezler. Biz biliriz. Onlar tarımın stratejik sektör olduğunu bilmezler. Biz biliriz. Neden? Çünkü araban olmayabilir, mobilyan olmayabilir, buzdolabın olmayabilir ama sen eşin çoluğun çocuğun günde iki sefer ya ekmek yemek zorundasın.

Canlı hayvandan ete kadar dışarıdan getiriyorlar. Buğdaydan arpaya kadar dışarıdan getiriyorlar. Yulafta mısıra kadar dışarıdan getiriyorlar. Türkiye’de toprak mı yok, çiftçi mi yok, üreten mi yok? Hepsi var dışarıdan getiriyorlar, komisyonu alıyorlar, defterleri dolduruyorlar. Bu milletin alın teriyle çiftçinin, emekçinin alın terini birilerine çaldırmayacağım. Herkesin aklına hukukunu teslim edeceğiz. Kim yönetiyorsa kim alın teri döküyorsa, oy versin veya vermesin, başımın üstünde yeri vardır.

Hiçbir çiftçi zarar etmeyecek. Geçmişte hatırlarsınız değil mi? Toprak Mahsulleri Ofisi’nin üstüne yazardı, ‘ofis çiftçinin kara gün dostudur.’ Şimdi nerede onlar? Yine öyle yapacağız. O ofisler çiftçinin kara gün dostu olacak. Hiçbir çiftçi eksikliğinden ötürü zarar görmeyecek. 21. maddesi var Tarım Kanunu diyor ki, ‘her yıl milli gelirinin yüzde 1’i oranında çiftçiye destek.’ Hiç verilmedi. Çiftçinin bu AK Parti hükümetlerinden 273 milyar lira alacağı var.

Ben biliyorum beşi çeteleri, hiç meraktan mı onu da halledeceğim. Çiftçinin üretim araçları ve hayvanları asla haczedilemeyecek, kanun çıkaracağız. Ne demek? Traktörü haczedilir mi? Çiftçi tarlayı nasıl sürecek? Çiftçiye traktör de kullanmak üzere mazot vereceğiz. ÖTV ve KDV olmayacak. Mazot pahalı olabilir sen arabanı kullanmazsın, belediye otobüsüne binersin veya taksiye binersin veya yürüyerek gidersin. Traktörü ne yapacağız? Tarlayı sürmesi lazım. Çiftçinin ucuz kredi artı mazot alması lazım ve ona düşük bedelle mazotu vereceğiz. Yine köylerde kırsalda nasıl öğretmen varsa; nasıl köyün imamı varsa ziraat mühendisi de olacak, veterineri de olacak, ziraat teknisyeni de olacak. Bunların tamamı kamu görevlisi olacak ve size hizmet edecek.  Sosyal güvenlik primlerini devlet ödeyecek. Onlar bu işten yararlanacaktır.

“Ortak projeler ve ortak hedeflere kilitlenmesi lazım”

Erzurum için ne yapacağız? Bu bölge için ne yapacağız? Havza bazlı planlama yapmamız lazım. Erzurum coğrafi olarak da tarihi olarak da çok önemli bir yerde. İl toprak büyüklüğü açısından Türkiye’de dokuzuncu büyük il. Dolayısıyla bu bölgenin özel ekonomi bölgesi olarak ilan edilmesi lazım. Ortak projeler ve ortak hedeflere kilitlenmesi lazım. Erzurum dışında Kars, Iğdır, Ağrı, Tunceli, Bitlis, Van, Muş ve Bingöl’ün bu bölgede havza bazlı tarım ve hayvancılığın merkezi olması lazım. Bu bölge, özel yatırım alanlarıyla özel yatırım alanlarıyla teşvik edilmesi lazım. Küçük ve büyükbaş hayvan ücretsiz olarak dağıtılacak her yıl. Tarım ve hayvancılığın gelişmesi için et işleme tesisleri, deri işleme tesisleri, yem fabrikaları, tarım aletleri, tarımsal ürün paketleme tesisleri, tarım ilaçları, karbon sıvı gübre ve tekstil üretimi de bu bölgede olacak. Bu dediğim 9 ilde bunların tamamı olacak ve merkezi de.

Hedef, 30 milyar dolarlık Ortadoğu et borsasının ana merkezi olmak. 30 milyar bir merkez olacak burası şimdi. Erzurum da büyüyecek. Kars da büyüyecek, Van da büyüyecek. 85 milyonun hakkını hukukunu koruyacağız. Her yerin ekonomik durumuna göre coğrafi koşullarına göre öngörülen yatırımları yapacaksınız.

Bu söylediğim beş yıl içinde 1 milyar dolarlık yatırım demektir. Bu bölgeye yapılacak 1 milyar dolarlık yatırım demektir. Diyeceksiniz ki ya ‘1 milyar doları nereden bulacağız?’ Türkiye Cumhuriyeti Devleti için 1 milyar dolarlık para, çok büyük bir para değil. Beşli çetelerin bir köprüsüne kaç lira garanti veriyorlar biliyor musunuz? 35 milyar dolar bir köprü. Ben o paraların tamamını söke söke alacağım siz meraklanmayın. Londra’daki mahkemelere gidecekler. Orada davalar görülecek. Ya mahkemeyi ister Londra’ya götürür ister Papua Yeni Gine’ye götür ister Kongo’ya götür, ister Japonya’ya götür. Ben o paraları söke söke alacağım sizden bu milletin hakkını hukukunu alacağım.

“Bunlar beşli çeteye hizmet ediyorlar”

Sizin meşhur bir barajımız vardı. Alvar barajı. ‘Yapacağız, yapacağız.’ Yapamadılar, yapamazlar. Bunlar beşli çeteye hizmet ediyorlar. Bu kardeşiniz ise halka hizmet edecek, beşli çeteye değil. Beşli çeteye aracı koyuyor ‘acaba Bay Kemal bizim ile görüşür mü?’ Yemezler. Görüşmem ben milletimle görüşürüz, halkımla görüşürüm.

Bütçenin altı ayı, yani şimdiki bütçenin ilk altı ayından rakamlar. Tarımsal destekler için verdikleri para 21 milyar lira. Esnaf ve çiftçilere kredi toplam 29 milyar lira. Tefecilere, 134 milyar lira. Diyor ya ‘ben faize karşıyım.’  Faize karşı değil, bakmayın siz öyle. Faize karşı değilim, faizcilere hizmet eden bir siyasal iktidar var. Desinler ki çıksın ‘Bay Kemal doğruyu söylemiyor, Bay Kemal 134 milyar dedi bu rakam yanlıştır.’ 134 milyar değil, şu kadar liradır desin. Diyebilir mi? Diyemez efendim diyemez. Kime hizmet ediyorsun sen çiftçiye mi, esnafa mı, emekliye mi, apartman görevlisinin işçiye mi işsize mi? Tefecilere hizmet ediyorlar. Allah’tan korkan adam, fakiri fukarayı düşünür. Allah’tan korkan adan, sizi düşünür ya. 21. yüzyıl Türkiye’sinde çocuk yatağa aç giriyor, anne işsiz, baba işsiz, çocuk işsiz, evlat işsiz böyle bir tablo olur mu ya? Öğrenci internete ulaşamıyor. İnternet nedir Allah aşkına ya? Eğitim sistemi iflas etmiş zaten.

Hiç kimse endişe etmesin. Bütün haksızlıkların önüne geçeceğim. Hiç endişe etmeyin. Haksızlık yapanların burnundan fitil fitil getireceğim. Bu Bay Kemal kardeşimiz fitil fitil getirecek. Hiç endişe etmeyin.

“Hak, hukuk, adalet istiyorsanız bize katılacaksınız”

Bunları yapmamı istiyor musunuz? O zaman bu memlekette, adliyede, gelir dağılımında; hak, hukuk, adalet istiyorsanız bize katılacaksınız. Hiç bu işin lafı yok. Bize katılacaksınız. Hayvan yemini bile ithal eden, canlı hayvanı eti bile ithal ede bir iktidardan kurtulmak istiyoruz, kendimiz üretelim, kendi hayvanınızı kendimiz üretelim, kendi toprağımızı, kendimizi işleyelim alın terimizle kazanalım diyorsanız; bize katılacaksınız. Çiftçilerin, esnafın tarım kredi kooperatifinden veya bankalardan aldıkları kredilerin faizleri silinsin diyorsanız bize katılacaksınız. Beşli çetelere, devletin geliri peşkeş çekildi. Beşli çetelerin dönemi bitsin, memlekette hak hukuk olsun, hiçbir çocuk yatağa aç girmesin diyorsanız bize katılacaksınız. Bu işin şakası yok. 128 milyar doları götürdüler.

128 milyar dolar nereye gitti ey Bay Kemal hortumlayanlardan hesap sor diyorsanız bize katılacaksın. Emeklilikte yaşa takılanlar, bu sorun çözülsün diyorsanız bize katılacaksınız. Ataması yapılmayan öğretmenler, ataması yapılmayan sağlıkçılar, hak ve hukuk içinde yapılmasını istiyorsanız bize katılacaksınız. Askeri öğrenciler hapishanelerde sürüm sürüm sürünüyor, haksızlık diz boyu ama uyuşturucu baronuysa dışarıda. Adaleti sağlamak istiyorsanız ve uyuşturucu belasından bu ülke kurtulsun istiyorsanız bize katılacaksınız Emeklilere öyle 1100 lira değil, uyduruk para değil birer maaş ikramiye ödensin diyorsanız bize katılacaksınız.

Herkesin yaşam tarzına, kimliğine, inancına saygılıyım. Bir çocuk yatağa aç giriyorsa, gözüme uyku girmemeli. Bunu yapacağız. Kimse unutmasın. Geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

Hekimler Göçü Temmuz Ayında Rekor Kırdı

Sağlıkta şiddet, mobbing, uzun nöbetler ve çalışma saatleri gibi ‘insani olmayan koşullar’ yüzünden Türkiye’den ayrılan hekim sayısındaki artış durdurulamıyor. Hekimler göçü temmuz ayında rekor kırdı.

Independent Türkçe’de yer alan habere göre temmuz ayında, görevini yurtdışında sürdürmek için Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) “İyi Hal” (Good Standing) belgesi alan hekim sayısı, 231’le tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Bu hekimlerin 131’ini uzmanlar oluşturdu.

En çok hangi ülkeler tercih ediliyor?

Hekimler göçünde Almanya ilk sırada yer alırken onu Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada takip etti.

Hekimler göçünde geçen ay iç hastalıkları ile çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümleri 12’şer hekimle ilk sırada yer aldı.

Kadın hastalıkları ve doğum 11 hekimle üçüncü sırada, acil tıp ise 9 hekimle dördüncü sırada yer buldu.

“Hekimler göçü”nde en çok hangi illerden yurtdışına talep var?

Yurtdışında görev yapmak için gerekli olan belgenin talep edildiği kentlere bakıldığında ise İstanbul 95 hekimle başı çekti.

Bu durumun ana nedeninin İstanbul’daki hayat pahalılığı ve özellikle kiralardaki artış oranı olduğu ifade edildi.

Yaşam maliyetinin nispeten ucuz olduğu kentlere gitmek istemeyenlerin batı ülkelerini tercih ettiği belirtildi.

Listede Ankara 23 hekimle ikinci sırada yer alırken, onu 15 hekimle İzmir izledi.

Bursa 7, Adana ve Antalya ise 6’şar hekimle sıralamadaki yerini aldı.

Diyarbakır ve Kocaeli’den 5’er, Hatay ve Osmaniye’den ise 4’er hekim TTB’den “İyi Hal” belgesi talep etti.

Yılın ilk 7 ayında 747’si uzman bin 396 hekim yurtdışı belgesini aldı

Temmuz ayının verileri de eklendiğinde yılın ilk 7 ayında yurtdışında çalışmak için gerekli belgeyi alan hekim sayısı toplamda bin 396’ya yükseldi.

Bu hekimlerin 747’sini uzmanlar oluşturdu.

“İyi Hal” belgesi alan hekim sayısı ocak ayında 197, şubatta 157, martta 213, nisanda 214, mayısta 161, haziranda ise 229’du.

Bu yıl 2 bin civarında hekimin yurtdışının yolunu tutması bekleniyordu ancak ilk yedi aydaki veriler bu sayının çok daha yükseleceğine işaret etti.

Paylaşın

Türkiye’de 5 Kişide ‘Maymun Çiçeği’ Tespit Edildi

Kabine Toplantısı sonrasında gazetecilere açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de 5 maymun çiçeği vakasının tespit edildiğini, bunların 4’ünün tedavisinin tamamlandığını açıkladı.

Endemik bir virüsün neden olduğu nadir hastalıklardan biri olarak bilinen maymun çiçeği, Kongo ve Batı Afrika türü olmak üzere 2’ye ayrılıyor.

Genellikle hayvandan insana ve nadiren insandan insana yakın temasla bulaşan virüs, vücutta yüksek ateş ve kaşıntılı kabarcıklara yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü, 23 Temmuz’da başta Avrupa olmak üzere dünyada yayılmayı sürdüren maymun çiçeği salgınını Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu (PHEIC) ilan etmişti.

Maymun çiçeği hastalığı nedir?

Maymun çiçeği, 1980’li yıllarda tamamen ortadan kalkan çiçek hastalığının bir çeşit akraba virüsü.

ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi’ne (CDC) göre, hastalık 1958’de maymun kolonilerinde keşfedildi. İnsana bulaşan ilk vaka 1970 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DRC) rapor edildi.

O tarihten bu yana Benin, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon, Fildişi Sahili, Liberya, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Güney Sudan’ın da içinde bulunduğu 11 Afrika ülkesinde bu virüs görüldü.

Belirtileri ne?

Ateş, döküntü, şiddetli baş ağrısı, sırt ağrısı, kas ağrıları, halsizlik ve şişmiş lenf düğümleri, maymun çiçeği ile ilişkili en yaygın belirtiler.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, maymun çiçeği olan hastalarda ateşin başlamasından sonraki 1 ila 3 gün içinde deri döküntüleri görülüyor. Döküntüler daha çok yüzde yoğunlaşırken, yüze ilave olarak, avuç içi ve ayak tabanları, ağız mukozasını, cinsel organları da etkiliyor.

Maymun çiçeğinin kuluçka süresi genellikle 6 ila 13 gün olarak bilinse de DSÖ’ye göre bu süre 5 ila 21 gün arasında değişebiliyor.

Tedavisi var mı?

DSÖ’ye göre, şu anda maymun çiçeği için önerilen özel bir tedavi yok.

Çiçek hastalığına karşı aşılamanın hastalığı önlemede yaklaşık yüzde 85 oranında etkili olduğu ileri sürüldü.

2003 yılında ABD’de yaşanan yayılmada, 47 kişi hayatını kaybetmişti.

Maymun çiçeği virüsü taşıyan kişilerin çoğu hastalığı hafif atlatsa bile DSÖ’ye göre, bu virüsten ölüm oranı yüzde 11 civarında. Çocuklar ve gençlerde ölüm oranı daha fazla olabiliyor.

Paylaşın

Abdullah Gül’den Ekonomi Üzerinden İktidara Eleştiriler

AK Partinin kurucularından, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “En çok hayret ettiğim şey enflasyonun bu kadar hafife alınması. Enflasyonla çok kararlı, rasyonel, güçlü bir şekilde mücadele etmek için artık son vakit” dedi.

Karar gazetesinden Mehmet Ocaktan’a konuşan Gül, “Enflasyonun ne olduğunu, enflasyonun nasıl büyük bir bela, kötülük, ahlaksızlık, hastalık olduğu ve bir kamu hırsızlığı olduğu gerçekten idrak edilmezse enflasyonla amansızca bir mücadele içerisine girilemez” ifadelerini kullandı.

“Bunun farkında olunmadığını gördüğünü” söyleyen Gül, “iktidar için bir seçim mağlubiyeti söz konusu olursa bunun en büyük sebebinin enflasyonu hafife almak olacağını” vurguladı.

Gül, bundan 2 ay kadar önce açıklanan son milli gelir tabloları, ücret, maaş ve sabit gelirlilerin toplam milli gelirdeki paylarının ne kadar ciddi bir şekilde düştüğünü gösterdiğini” söylerken, “Bunun ötesinde karların, rantların, faizlerin, bunların da nasıl arttığını. Bu çok dehşet verici bir şey. Bu orta sınıfın nasıl gerilediğini, bu gelir dağılımının nasıl bozulduğunu, tablolarla, matematiksel şekilde ortaya koyuyor. Bunun bütün müsebbibi enflasyon” diye devam etti.

Abdullah Gül, “özellikle dini değerleri önemseyen iktidarların ekonomi politikalarında sadece faizi düşük seviyede tutmak amacıyla değil, diğer kötülüklerden de halkı koruyabilmeleri için enflasyonu birinci öncelik olarak gözaltında tutmaları gerektiğini” vurguladı.

Gül “Dünyada enflasyonun % 6-7 olduğu ülkelerde olağanüstü seferberlik varken Türkiye’nin daha büyük bir mücadele içerisine girmesi gerektiğine inanıyorum. Birinci şart bununla mücadele edecek kadronun, yani ekonomi ve finanstan sorumlu kadroların içeride ve dışarıda kredibilitesinin, güveninin oluşturulması lazım” “dedi.

‘Ağbal ve Elvan dönemi büyük fırsat kaçtı’

Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı, Lütfi Elvan’da Hazine ve Maliye Bakanı olduğu dönem “büyük bir fırsatın kaçırıldığını” vurgulayan Gül “Arkadaşların cumhurbaşkanına sadakatinde bir tereddüt söz konusu değildi. Ama yaptıkları şey rasyonel, test edilmiş, dünyada benzer krizlerde denenmiş ve netice alınmış politikaları kararlılıkla uygulamalarıydı. Bunun neticesi olarak da güven oluşmaya başlamıştı. O hafta Naci Bey’in görevden alınması büyük bir talihsizlik oldu” diye devam etti.

Birinci mesele inandırıcı ve güven verici bir kadronun göreve getirilmesi, ikinci mesele ise tabii ki o ekibin kapsamlı enflasyonla mücadele programını açıklaması ve bunun uygulanacağına dair siyasi iradenin ortaya konmasıdır” diyen Abdullah Gül şöyle devam etti

“Bazen üzülerek görüyorum, hükümetteki bazı arkadaşlar, bize ezberletilen politikalarla Türkiye fasit daireden çıkamaz, zincirlerini kırıp şahlanamaz gibi açıklamalar yapıyorlar, çok yetkili makamlardaki kişiler, çok şaşırıyorum doğrusu. Çarpan cetveli de bize ezberletilmiş ona bakarsanız. Bu tip retorikler bizi felakete götürür. Seçimlere bir sene kalmışken son fırsat, enflasyonla mücadele açısından büyük bir hamle yapmak lazım.”

‘Merkez Bankası bağımsız olmalı’

Abdullah Gül “Merkez Bankası enflasyonla mücadele konusunda hükümete yardımcı oluyor mu?” sorusunu da şöyle yanıtladı.

“Çok üzücü ki tam tersine, yasayla birinci görevi ülkede finans istikrarını sağlamak olan banka, sanki böyle bir yasal sorumluluğu yokmuş gibi davranıyor. Finans istikrarı enflasyonun en düşük seviyede tutulması demek. Yani ekonomik faaliyetlerde karar alınırken enflasyonun dikkate alınmayacak kadar düşük seviyede olması demek. Merkez Bankası esas sorumluluğunu unutmadan büyüme ve istihdam politikalarına destek verirse o zaman hükümete yardımcı olur ve başarısına katkı sağlayabilir. Doğrusunun yapılabilmesi için siyasi direktiflerden Merkez Bankası’nın bağımsız olması gerekir. Güven ve inandırıcılığın kaybedilmesindeki en büyük faktör bu.”

‘Helal olsun’ dedirtecek ekip kurmak

Abdullah Gül, “Erdoğan’ın yerinde olsa ne yapacağı sorusunu ise “Benim yapacağım iş, finans ve iş çevrelerinin, herkesin ‘Helal olsun çok doğru insanları buldu ve göreve getirdi’ diyebileceği bir ekibi kurmak olur ve bu ekibin de kararlı şekilde çalışması için müsaade eder, yetkiyi veririm” diye yanıtladı.

“Siz bunu deklare edin, inanın enflasyon bugünden düşmeye başlar” diyen Abdullah Gül “Gelecek yılki seçim için popülist politikalar yapılır, yanlış harcamalar içerisine girilir ve ekonomik göstergeler açık gizli çok daha negatif durumlara gelirse, Türkiye’nin gelecek nesillerini etkileyecek bir durum ortaya çıkar. Kim iktidar olursa olsun Türkiye dünyadan daha da kopar ve geriye düşer. Toparlanması da daha zor ve maliyetli olur. Türkiye kaybeder, gelecek nesiller, hepimiz kaybederiz” ifadelerini kullandı.

‘Din herhangi bir şekilde araç olmamalı’

Abdullah Gül, din-siyaset ilişkisi konusundaki soruya da “Kendinizi bir dinin temsilcisi veya partinizi bir din partisi gibi sunmaya başlarsanız bütün bu yanlışlıklar, noksanlıklar sonunda dine atfedilir. Bu çok tehlikeli bir durum. Bu dinin anlatılmasına da, tebliğine de en büyük zararı veren büyük bir sorumsuzluk olur.” dedi.

Din özgürlüğünün önünde hangi engeller varsa kaldırılması gerektiğin söyleyen Gül “Bunun ötesinde dinin herhangi bir şekilde araçsallaştırılmasına asla fırsat vermemek gerekir” dedi.

Paylaşın