Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Baskın Seçim’ Açıklaması

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, teşkilat olarak seçime hazır olduklarını belirterek, “Biz zayıf da olsa baskın seçim ihtimalini görüyoruz. Yani bu hükümet eylül ayında karar alıp, kasım ayında bir seçime gidebilir. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var ama zayıf ihtimal” dedi.

Ali Babacan, Denizli’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin seçimden sonra nasıl yönetileceğinin altyapısını hazırladıklarını belirten Babacan, “Bunun için çeşitli eylem planları hazırladık. 6’lı masaya da katkı veren bir siyasi partiyiz. Allah kısmet ederse seçimlerden sonra nitelikli çoğunluğu Meclis’te sağlayarak anayasa değişiklikleriyle beraber ülkeyi güçlenmiş parlamenter sisteme geçirmek için çaba göstereceğiz, katkı vereceğiz. Parti genel başkanı olarak Türkiye’nin yönetiminin tümüne talibiz, dolayısıyla sağlığı da eğitimi de hukuku da çalışıyoruz. Türkiye’nin bütün sorularının çözümüne talibiz. Başbakan yardımcısı ve bakan olarak görev yaptığımız zamanlarda sorumluluk alanlarımda gereğini fazlasıyla yaptım. Bütün veriler, tarih ortada, her şey ortada, bugün de ülkenin yönetimine talibiz. Ve bütün sorunların çözümünü 90 günde, 180 günde 360 günde nasıl gerçekleştireceğimize dair eylem planlarımızda açık bir şekilde taahhüt ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘200 bin sandığa bir partinin tek başına sahip olması mümkün olmuyor’

Babacan, 6’lı masada yapılan görüşmelerde parlamenter sistemi bitirdiklerini, seçim güvenliği mekanizması kurduklarını belirterek, “Seçim güvenliği önemli, o daimi bir komisyon olacak. Resmi kesinleşmiş sonuçlar açıklanana kadar komisyon çalışacak. 200 bin sandığa bir partinin tek başına sahip olması mümkün olmuyor. Bunu iktidar parti de muhalefet de yapamadı. Ancak 6 parti kaynaklarını bir havuza koyarak, insan kaynağını, avukat kaynağını ve teknik kaynaklarını bir havuza koyunca, beraberce kullanınca bu sağlanabiliyor. Bunun simülasyonlarını da yaptık. Önemli bir iş birliği alanıydı, iş birliği alanlarını önümüzdeki dönemde artırmayı umut ediyoruz” dedi.

6’lı masada seçimlere yaklaşınca ortak aday belirleme hedefi olduğunu ifade eden Babacan, “Biz parlamenter sistemi hedef olarak koyduk. Önemli bir hedef, ilk seçimlerde parlamenter sisteme geçilinceye kadar ki o geçiş dönemde ülke nasıl yönetilecek? Biz parti olarak bunu çalışıyoruz. Çalışmamız hemen hemen bitti. Çalışma bittikten sonra diğer partilerle konuşmaya başlayacağız. O konuda da bir mutabakat, bir uzlaşı arayışımız olacak. Çünkü ilk seçilecek cumhurbaşkanı ve Meclis mevcut sisteme göre seçilecek. Seçilecek cumhurbaşkanı ‘Kardeşim tamam ben yetkiyi aldım, biraz da ben kafama göre ülkeyi yöneteyim’ mi diyecek, yoksa katılımcılık anlayışıyla ve yetki devri esasına göre mi ülke yönetilecek? Bunların hepsinin çalışılması gerekiyor. Geçiş döneminde ülkenin yönetim mekanizmasını tanımlamak gerekiyor. Bunda da partiler arası mutabakatı biz sağlayalım. Tabii, ortak aday konusu var. Seçimlere yaklaşınca ortak adayı belirleme hedefimiz var. Öncelikli yapılacak işleri, geçiş döneminde ülkenin nasıl yönetileceğini çalışalım. İsim konusunda çalışmamız sonra başlayacak” dedi.

‘Kuvvetli ihtimal seçimin zamanında yapılması’

Bir basın mensubunun seçimle ilgili sorusunu da yanıtlayan Babacan, “Biz baskın seçim ihtimalini zayıf da olsa görüyoruz. Yani bu hükümet eylül ayında karar alıp, kasım ayında bir seçime gidebilir. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var ama zayıf ihtimal. Biz bütün teşkilatlarımıza söyledik. ‘Hazır olun’ dedik. ‘Böyle bir şey olabilir’ dedik. Ama daha kuvvetli ihtimal seçimin zamanında yapılması” diye konuştu.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’ye İlk Sınır Dışı

İsveç devlet televizyonu SVT, Türkiye ile İsveç arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Türkiye’ye ilk sınır dışı işleminin gerçekleşeceğini duyurdu. 30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Reuters’a yazılı bir mesaj gönderen İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson da “Bu rutin bir işlem. Söz konuşu kişi bir Türk vatandaşı ve Türkiye’de 2013-16 yıllarında işlenen dolandırıcılık suçlarından hüküm giymiş” dedi ve ekledi:

“Yüksek Mahkeme durumu inceledi ve iadesine herhangi bir engel olmadığına karar verdi.”

30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Şahıs İsveç’te gözaltına alındığında ise “Hristiyanlığa geçtiğim, Kürt olduğum ve askerlik yapmayı reddettiğim için cezalandırıldım” demişti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile imzalanan mutabakat zaptından sonra, PKK’lı olduğunu öne sürdüğü kişilerin hâlâ iade edilmemiş olmasını eleştiriyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki kuzey ülkesinin bu konuda adım atmaması durumunda NATO üyeliklerinin TBMM tarafından onaylanmayacağını söylemişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, üç ülkeden temsilcilerin bu ay bir araya gelerek mutabakat zaptı sonrasında iletilen taleplerin durumunu inceleyeceğini açıklamıştı.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Haftalık basın toplantısında gündemi değerlendiren SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Bu kötü ekonomik gidişat ve kriz karşısında ülkede Merkez Bankası var ama bu Merkez Bankası’nın ciddi bir para politikası yok çünkü kasasında parası yok. Hep söylediğimiz kasanın dibi değilmiş. Üstüne ne koyarsanız koyun, para tutmuyor, artıyor” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuşmasını, “Bu ülkede fiyat istikrarını gözetleyen bir komite var. Ama fiyat istikrarı kesinlikle yok. İstatistik kurumumuz var ama güvenirliği yok. En üzücüsü ise ülkemizde bir iktidar var ama iktidara güven yok artık” cümleleriyle sürdürdü.

Karamollaoğlu, konuşmasının devamında, “Belki buna üzücü dedim bir bakıma da seçimlerin yaklaşması sebebiyle ümit verici bir tespittir bu. Krizlerin sebebi olan iktidarın bu krizleri çözeceğine ilişkin artık hiç kimsede güven kalmadı desek yanlış söylemiş olmayız. Bu yoklar için tek tesellimiz önümüzde bir sandığın var olmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İktidarın bugüne kadar hiçbir öngörüsünün tutmadığını belirten Karamollaoğlu, “Şimdilerde seçimlerden birkaç ay öncesini işaret etmesi ise bilindik AK Parti taktiğinden başka bir şey değildir. Hayal sat, oy al. Fakat bu taktikle başarılı olamayacaklarını kendileri de anlamaya başladılar zannediyorum. Milletimizi hayal kırıklığına uğratan bu iktidarın kepenk kapatma zamanı çoktan gelmiştir kanaatindeyiz” şeklinde konuştu.

AK Parti’nin 2022 için verdiği vaatleri yerine getirmediğini ve 2021 öncesini aratır hale geldiğini belirten Karamollaoğlu, 2023 hedeflerinin de birer iddia ve boş vaat olmaktan öteye geçemeyeceğini söyledi.

AK Parti’nin 2023 yılında ayakta kalabilmek için İsrail’e sarıldığını belirten Karamollaoğlu, “2023, 20 yıllık AKP iktidarının bitiş çizgisine zar zor attığı bir yıl olarak hatırlanacak. AKP, 2023’te ayakta kalabilmek için İsrail’le normalleşme adı altında sunduğu anormal süreç malumdur. Katil İsrail alçakça saldırılarına hala devam ediyor.  Son saldırılarda sivil ve masum insanları, hatta 5 yaşındaki çocukları dahi katlettiler. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. AKP iktidarına sormak istiyorum: Bu alçaklarla mı, katillerle mi normalleşeceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Üreticilerin bize yansıtmadığı maliyetler var. Bu maliyetler önümüzdeki dönemde raflardaki fiyatlara yansıyacaktır. Yani fiyatlar artacaktır. Enflasyonun düşmesini bekliyor iktidar. Ama bu bize düşmek bir yana artmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar hiçbir öngörüsü tutmayan iktidarın şimdilerde seçimlerden birkaç ay öncesini işaret etmesi ise bilindik AK Parti taktiğinden başka bir şey değildir. Hayal sat, oy al. Fakat bu taktikle başarılı olamayacaklarını kendileri de anlamaya başladılar zannediyorum. Milletimizi hayal kırıklığına uğratan bu iktidarın kepenk kapatma zamanı çoktan gelmiştir kanaatindeyiz.

Vatandaşın iktidara olan güveninin azaldığını belirterek seçimleri işaret eden Karamollaoğlu, “Bu kötü ekonomik gidişat ve kriz karşısında ülkede Merkez Bankası var ama bu Merkez Bankası’nın ciddi bir para politikası yok çünkü kasasında parası yok. Hep söylediğimiz kasanın dibi değilmiş. Üstüne ne koyarsanız koyun, para tutmuyor, artıyor. Bu ülkede fiyat istikrarını gözetleyen bir komite var. Ama fiyat istikrarı kesinlikle yok. İstatistik kurumumuz var ama güvenirliği yok. En üzücüsü ise ülkemizde bir iktidar var ama iktidara güven yok artık. Belki buna üzücü dedim bir bakıma da seçimlerin yaklaşması sebebiyle ümit verici bir tespittir bu. Krizlerin sebebi olan iktidarın bu krizleri çözeceğine ilişkin artık hiç kimsede güven kalmadı desek yanlış söylemiş olmayız. Bu yoklar için tek tesellimiz önümüzde bir sandığın var olmasıdır.”

Paylaşın

Kamunun Parası Kiraya Akıyor!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından 2018-2022 döneminde kiralanan ya da satın alınan taşınmazların maliyeti dudak uçuklattı. Bakanlığa bağlı kuruluşların kira için on milyonlarca lira harcadığı ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’nin kağıt üzerinde kaldığını ortaya koyan verilere göre, MTA’nın iki binası için 653 bin TL, TEİAŞ’ın iki binası için 807 bin TL, EPDK’nin bir binası için 10,1 milyon TL kira ödemesi yapıldı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın CHP Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin soru önergesine verdiği yanıt da kamuda tasarrufun lafta kaldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bakanlığa bağlı birimlerin lojman, irtibat bürosu, idari ve hizmet binası olarak kullanmak üzere kiraladığı taşınmazlara beş yılda on milyonlarca lira para döktüğü belirlendi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez imzasıyla hazırlanan yanıtta, idareye bağlı müdürlüklerin kiracısı olduğu taşınmazlar için 2018-2022 döneminde ödediği kira miktarı şöyle sıralandı:

  • Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün, iki adet binası için toplam 653 bin 656 TL,
  • TEİAŞ Genel Müdürlüğü’nün, iki adet binası için toplam 807 bin 191 TL,
  • EPDK’nin, bir adet binası için 10 milyon 125 bin 539 TL,
  • BOTAŞ’ın, 10 adet lojman ve irtibat bürosu için 2 milyon 273 bin TL kira ödemesi yapılmıştır.

Yanıtta öte yandan, Nükleer Düzenleme Kurumu’nun devraldığı binalar için harcanan para da paylaşıldı. Fahiş harcamaya ortaya koyan yanıtta, “Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından mülkiyeti Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne ait taşınmaz ve üzerindeki binalar 165 milyon 22 bin TL, mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait iki taşınmaz 3 milyon 298 bin TL bedelle devralınmıştır” denildi.

“Vatandaşın parası çar çur ediliyor”

Tasarruf tedbirlerinin lafta kaldığının altını çizen CHP’li Abdurrahman Tutdere, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ anlayışı devletin tüm kurum ve kuruluşlarına sirayet etmiş durumda” dedi.

Kurumlar tasarruf etmek bir yana harcamalarına son sürat devam ettirdiğini ifade eden Tutdere, şunları kaydetti:

“Erdoğan, 1 Ağustos’ta gerçekleşen kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, ‘Vatandaşımızdan dışa bağımlı olduğumuz enerji kaynaklarını tasarruflu kullanmalarını bekliyoruz’ ifadelerini kullanarak vatandaşları yine tasarruf yapmaya davet etti. Fakat enerjiden sorumlu bakanlık ise tasarruf yapmak bir yana vatandaşlarımızın parasını adeta çarçur etmeye devam etmiş. Erdoğan’ın söylediği gibi, ‘Bir tarafta açlığın, diğer tarafta lüksün hüküm sürdüğü bu düzen artık devam edemez’… Vatandaşlarımız açlıktan ve yoksulluktan kıvranırken kamu kaynaklarını talan edenlerin kamuyu tasarrufa çağırması asla kabul edilemez.”

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Akşener, Niğde’den Seslendi: Haram, Zıkkım Olsun

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, esnaf ziyareti için gittiği Niğde’nin Yeşilgölcük beldesinde kendisini bekleyen vatandaşlara seslendi. Akşener, insanları birbirine düşürmekten haz alanların attığı yün yumaklarını ortadan kaldırmak ve vatandaşın dertlerini öğrenip bunlar üzerinden çözüm üretmek için tam iki buçuk yıldır gezdiklerini söyledi.

Yeni bir siyaset anlayışını inşa ettiklerini, seçmenin artık velinimet olduğunu kaydeden Akşener, vatandaşların çırak çıkarıldıklarını anladığını belirtti.

“5-10-11 maaş alan danışmanlar varken, senin çocuğun üniversite mezunu olarak iş bulamıyorsa, 92-86 puanla atanamıyorsa bu işte bir dümen vardır demektir” diyen Akşener, “Bu dümen, bu harami düzenin inşa ettiği bir düzen. Bu dümeni de bu harami düzeni de birlikte yıkacağız inşallah. Helal oylarınızla, demokrasiyle, sandıkta bunların tamamını attaya göndereceğiz inşallah” dedi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Akşener şöyle devam etti:

“İki rakam vereceğim. Bakın hangi dümenler neticesinde ne haldesiniz. 24 milyar lira, Türk Telekom’dan alındı, Hariri’nin cebine kondu. Hariri, Sayın Erdoğan’ın aile dostu, onu üzmek ayıp olur. Sizi üzdüler, 24 milyar lira Hariri’nin cebine kondu. Ankara’da Ankapark var. Çarpışan otomobillerin çarpışamadığı bir park. Tam 801 milyon dolar harcanmış. Türk parası ile 14 milyar lira. Topla ikisini, 38 milyar lira. Birilerinin cebine girmiş, kimin cebinden çıkmış, hepimizin cebinden çıkmış”

Bu para ile yapılabilecekleri sıralayan Akşener, çiftçi olduğunu söyleyen bir vatandaşın uzattığı elektrik faturasını paylaştı. 60 bin liralık faturayı gören Akşener, “Bunu gördükten sonra zaten konuşmanın anlamı yok. Nasıl ödeyeceksin kardeşim” dedi.

Türk Telekom’un devri ile Ankapark sürecine yeniden değinen Akşener, “Bir ayda 60 bin ama 38 milyar lira gitti. Hepimizin cebinden gitti. Elbet haram zıkkım olsun, zehir zıkkım olsun ama artık ‘dur’ deme vakti geldi de geçti bile. Bundan sonra ‘kaşının altına neden gözün var’ diyenlere hadi oradan diyeceksiniz. 5-10-11 maaş alan danışmanlar, yan gelip yatan danışmanlar, saraylarda oturanlar, 500 milyon dolarlık uçaklarla uçanlar, bir ayda 60 bin lira elektrik faturası gelen bir çiftçi… İşte sözün bittiği yer. O 38 milyar lira ile bunlar olmayabilirdi ama bir Haririler iki tane de müteahhit cebini doldurdu gitti” şeklinde konuştu.

“Haram, zıkkım olsun”

Akşener şunları ekledi:

“Bu harami düzeni bozmak için bir kere herkes oy kullanacak. Bu harami düzeni beraber yıkacağız ama en önemlisi muhteremlere diyeceksiniz ki; ‘Bize üstten bakamazsınız. Ayağımıza geleceksiniz. Karşımızda resmi tazim duracaksınız ve biz sizi tartacağız. Ben asılım aziz Türk milletiyim. Sen vekilsin.’ Seçmenin velinimet olduğu gün bu harami düzen ortadan kalkacaktır. Yazık. Çiftçinin gözyaşı, emeklinin gözyaşı, gencin gözyaşı ve cepleri doldurulan haramiler. Haram olsun, zıkkım olsun.”

Paylaşın

Vladimir Putin, AK Parti’yi Zafere Taşır Mı?

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir yandan Ukrayna tahıl koridoru için aracı olurken diğer yandan Vladimir Putin’le Soçi’de mutabakat arayışlarını değerlendirdi.

Rusya ile ticari ilişkilerin gelişmesi, Kaşıkçı dosyasının Suudi Arabistan’a verilmesi, Akkuyu nükleer santralinde tüm kontrolün Ruslara geçmesi gibi gelişmelerin Türkiye’ye kaynak aktarımı ile bağlantısına değinen Kahveci, Erdoğan’ın seçim kazanmak için attığı bu adımlar karşısında “insan hayret ediyor” diye yazdı.

İbrahim Kahveci’nin Putin AK Parti’ye zafere taşır mı? başlıklı yazısı şöyle:

“Şimdi sormamız gereken soru şu: Acaba oyun kurucu bir rolde miyiz yoksa parasızlıktan oyun mu oynuyoruz?

Soçi zirvesi sonrası tartışmalar daha da artıyor. Ukrayna’ya saldıran işgalci Putin ile anlaşıp yaptırımlar mı deliniyor?

Yoksa bir tarafta Ukrayna ile diğer tarafta Rusya ile çıkarlarımızı korumak için mi çalışılıyor?

Mesela iki ülke ile Türkiye masasında yapılan ‘Tahıl Koridoru’ anlaşması küresel gıda tedarikinde önemli bir adımdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir bakıma küresel gıda krizine önemli bir katkı sunmuş oldu.

Lakin ‘Tahıl Koridoru’ anlaşması doğrudan Türkiye için bir gıda ucuzluğu anlamına gelmiyor. Gelen gemiler Boğazlardan geçip gidiyor…

***

Tahıl Koridoru anlaşması ile oluşan küresel sempati Soçi Zirvesinde varılan mutabakatları da hoş gördürür mü?

Çin ve İran’ın bile temkinli yaklaştığı Rusya ile ticarette bu kadar geniş açılımlarımız bizim için ne ifade ediyor?

Uğur Gürses T24’deki yazısında Merkez Bankası rezervlerinin 26 Temmuz-05 Ağustos arasında 98 milyar 984 milyon dolardan 110 milyar 340 milyon dolara yükselişine dikkat çekiyor. Ortada 11 milyar 356 milyon dolarlık bir rezerv artışı gerçeği var.

Bu paranın nereden gelmiş olabileceği konusunda da tek adres olarak Rusya’ya işaret ediyor.

***

Mersin Akkuyu Nükleer Santralinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin yüzde 49 hissedarlığı yıllar geçmesine rağmen gerçekleşmiyor. Hatta Rusya tarafı inşaat aşamasındaki Türk şirketinin de işine son verdi.

Basında yer alan haberlere göre Rusya Akkuyu bahanesi ile Türkiye’ye 15 milyar dolar gibi bir kaynak aktaracakmış.

Şimdi durduk yere bu paranın gelmesi ne ifade ediyor?

***

Daha düne kadar şer güç dediğimiz birçok ülke ile sıcak ilişkiler kurmaya başladık. Bu konuda en somut örnek BAE ve S. Arabistan gösterilebilir.

15 Temmuz’un finansörü dediğimiz BAE ve Cemal Kaşıkçı’yı ülkemizde katleden S. Arabistan… Bu can bu bedende olduğu sürece dediğimiz S Arabistan ile karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdik.

Hatta yetmedi Kaşıkçı davasını da bir bakıma egemenlik hakkımızdan feragat ederek S Arabistan’a devretmiş olduk.

Gelen haberlere göre SWAP da gelecekmiş.

Sanırım Rusya’dan gelen dövizler gibi…

***

15 Temmuz 2016 hain FETÖ darbe girişimi ardından ilk hamlelerimizden olan “Varlık Barışı” işinde yeni düzenlemeler dün aklımıza geldi.

İnsan hayret ediyor tabii…

Hayret edecek o kadar çok şey var ki aslında… Mesela 2018-2020 döneminde Çin’den 40 milyar dolar gelecek beklentisi ile Uygur Türklerine karşı tavrımız da hayret verici… Ya da bu can bu bedende dedikten sonra S. Arabistan ile Kaşıkçı dosyasına da hayret edebiliriz.

***

Şimdi sormamız gereken soru şu: Acaba oyun kurucu bir rolde miyiz yoksa parasızlıktan oyun mu oynuyoruz?

Rusya ilişkileri de bu çerçevede mi gelişiyor?

***

Döviz durumumuz belli. Ne olduğu belli olmayan bir para politikası düşüncesi ile ülkede ne kadar döviz varsa satıldı. Aslında kasada döviz falan yok. Olanlar tefeci parası gibi düşüneceğimiz swaplar. Bir de milletin bankalardaki dövizinin yüzde 25’i olan karşılık parası.

Sadece swaplar düşülse eksi bakiyedeyiz ama öyle az bir eksi de değil bu.

Dolar son bir yılda 8 liradan 18 liraya geldi. KKM’ye rağmen döviz durmuyor.

KKM ise ayrı bir bela… Sadece bu yıl bu gidişle KKM’ye en az 200 milyar lira ödemede bulunacağız.

Merkez Bankası tarafını da işin içine aldığımızda bu tutar 300 milyar lirayı da geçebilir.

Kısaca acil ama çok acil dövize ihtiyacımız var. Bu ihtiyacımız da öyle az bir döviz değil. En azından seçimleri çıkartmak için 40-50 milyar dolar kaynak bulmamız gerekiyor.

Acaba İşgalci Putin ile giriştiğimiz bu hamleler önümüzdeki seçimde AK Parti’yi kurtarmaya yetecek mi?

Gerçekten çok enteresan bir süreç yaşıyoruz. İzleyip göreceğiz…”

Paylaşın

Ali Babacan: Bu Ülke Böyle Bir Yönetime Layık Değil

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Uşak’ta partisinin il başkanlığının açılışına katıldı. Burada gündeme dair açıklamalarda bulunan Babacan’ın gündeminde ekonomi ve dış politika vardı.

Türkiye’nin itibarının ancak dış politikada sağlam bir çizgide durmak ve ekonomik güç ile mümkün olabileceğine dikkat çeken Babacan, iktidara, “Sen kimseye sormadan bu ülkenin bizim dönemde birikmiş olan döviz rezervini arka kapıdan gizli saklı boşalt, ondan sonra 3-5 milyar dolar için milletin ayağına git. Yazık günah. Niye bunu gizli saklı yapıyorsun? Niye açık açık yapmıyorsun?” sorularını yöneltti.

“Babacan, son birkaç gündür Rusya’dan 2 milyar dolar gelip gelmediğine ilişkin tartışmaların yürütüldüğüne de dikkat çekerek, “Ülke bunun tartışmasını yaşıyor. İnanın, hicap duyuyorum. Zamanında Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı yapmış, 11 yıl ekonomisinin başında olan bir kardeşiniz olarak hicap duyuyorum. Rusya’dan gelecek 2 milyar dolara kaldıysa bu ülke yazıklar olsun. Biz buna layık değiliz. Bu ülke böyle bir yönetime layık değil” ifadelerine yer verdi.

DEVA Partisi iktidarında Türkiye’de yeniden güveni tesis edeceklerini, en geç altı ayda kriz ortamını sona erdireceklerine de vurgu yapan Babacan, şunları söyledi: “Bu hükûmet maalesef bizim zamanında tek haneye indirdiğimiz enflasyonu tekrar azdırdı. Enflasyonu tek haneye indirip arkadan da altı sıfır atmıştık. Bu hükûmet bir sıfırı ekledi.

2001-2002 krizini biz kadromuzla beraber çözdük. 2008-2009 krizi çıktı, bana ‘tekrar ekibinle beraber ekonomiye geç’ dediler. Döndük, 6 ayda o krizi çözdük. Eğer seçime kadar bu ülkeyi daha da batırmazlarsa, şartlar bu şekilde devam ederse seçimden sonra evelallah 6 ayda biz bu krizi çözeriz.”

‘Ailem beni okutamayacak’

Üniversite sınav sonuçlarının açıklandığını hatırlatarak, ekonomik sorunlar yaşayan ailelerin varlığına dikkat çeken Babacan, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Gittiğim çoğu vilayette gençlerimiz şunu söylüyor: ‘Benim puanım yetti, iyi bir üniversiteye aslında kaydolabilirim. Ama ailemin imkânı yok. Maddi imkânlarımız müsait değil. Üniversitede iyi bir bölümü tutturduğum halde ailem beni okutamayacak çünkü tutturduğum üniversite başka şehirde. Orada hayat pahalı’ diyor. Şu krizin, şu siyasi ve ekonomik krizin en büyük ceremesini özellikle de gençlerimiz yaşıyor. Gençler için ayrıca bilgisayar, akıllı telefon, oyun konsolu… Bunların hepsinde vergileri indiriyoruz. Devlet vergiyi sürümden kazanacak. Vergi oranları düşecek, alışveriş çoğalacak.”

Paylaşın

Davutoğlu: Altılı Masadan Ortak Aday Çıkmazsa İyi Olmaz

Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Altılı masadan ortak aday çıkmazsa bunun iktidarın işine geleceğine ve ittifakın toplumdaki algısına belki zarar vereceğine katılıyorum. Ama biz bu masa için çok uğraştık ve ortak aday çıkmazsa da dağılmayız. Dağılmasını da ben hiç istemem” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, KARAR TV’de Taha Akyol ve Elif Çakır ile “Gündem Özel” programında gündemi değerlendirdi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylık talebiyle kendilerine gelmediğini belirten Davutoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasıyla ilgili kendisinin bize söylediği bir şey yok, konuşulmadı. Bizim konuşmalarımızı dinlerseniz, hepimizin kendi partimizin iddiasına güvendiğini görürsünüz. İddialı konuşmak ayrı şey, Cumhurbaşkanı adayı olmak ayrı şey. Hepimizle ilgili bu konuşuluyor” diye konuştu.

Kendisine de aday olması yönünde mesajlar geldiğini aktaran Davutoğlu, “Günü geldiğinde konuşulur her şey. Şunu belirtmek isterim tabi, Erdoğan’ın o gücünü kullanacak kimseyi seçmeyeceğiz. Bir kişi gelecek ve herkesi kurtaracak diye bir şey yok. Bu milleti hep beraber kurtaracağız ve tek bir kişiye öyle bir güç vermeyeceğiz. Geçiş sürecinde de aşırı bir güç kullanımı felaket getirir. Şu anda Cumhurbaşkanı kararnamesi var mesela, öyle değil, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gibi bir şey yapılabilir. Örneğin başbakanlık döneminde olduğu gibi, tüm üyeler imzalayacak, 6 liderin imzası olacak” ifadelerini kullandı.

“Ortak aday çıkmazsa iyi olmaz”

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Altılı masadan ortak aday çıkmazsa bunun iktidarın işine geleceğine ve ittifakın toplumdaki algısına belki zarar vereceğine katılıyorum. Ama biz bu masa için çok uğraştık ve ortak aday çıkmazsa da dağılmayız. Dağılmasını da ben hiç istemem.”

Paylaşın