Halkın Yalnızca Yüzde 4,3’ünün Bir Tarikat Ya Da Cemaatle Bağı Var

Kamuoyu araştırma şirketi Metropoll’ün yaptığı yoklamada, halkın yalnızca yüzde 4,3’ü Türkiye’de bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olduğunu belirtti. Bağlı olanların en yüksek olduğu seçmen grubu Saadet Partisi, ikinci parti ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oldu.

Metropoll’ün araştırmasında “Herhangi bir tarikat ya da cemaatle bağlantınız var mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 4,3’ü ‘evet’ yanıtını verirken, yüzde 93,5’i ‘hayır’ diye yanıtladı. Katılımcıların yüzde 2,2’i de ‘fikrim/cevabım yok’ cevabını verdi.

Araştırmanın sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaşan Metropoll Araştırma’nın kurucusu ve yöneticisi Özer Sancar “Bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olanları %4.3 olarak bulduk. Bağlı olanlar az bulunabilir ama toplumda ve kamudaki etki alanlarının çok daha geniş olduğunu biliyoruz” dedi.

Devrim Kanunları kapsamında 30 Kasım 1925’te kabul edilen ve 13 Aralık 1925’ten bu yana yürürlükte olan 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile ilgili Unvanların men ve İlgasına Dair Kanun ile “tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik,halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası” yasaklanmış durumda.

Partilere göre dağılım

Cemaat ve tarikata mensubiyetle ilgili yoklamada “Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna göre dağılımı da araştırıldı.

Buna göre Saadet Partisi’ne oy vereceğini söyleyenlerin yüzde 13,3’ü bir tarikat ya da cemaat le bağı olduğunu belirtti. Bu oranla Saadet Partisi tarikat ve cemaat mensubiyetini doğrulayan kesimin en fazla tercih ettiği parti olduğu görüldü.

İkinci sırada ise AKP yer aldı. AKP seçmeni olduğunu belirtenlerin yüzde 6,1’i bir tarikat ya da cemaatle bağı olduğunu ifade etti.

Tarikat ya da cemaatle bağı olanların yüzde 3,7’si Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP), yüzde 3,6’sı İyi Parti’ye, yüzde 3,2’si ise Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) oy vereceğini, yine yüzde 3,2’lik bir kesim de “Protesto oyu” kullanacağını belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) oy vereceğini belirtenlerin yalnızca 0,9’u bir tarikat ve cemaatle bağı varken, DEVA Partisi seçmeninin yüzde 98,2’si ‘bir tarikat ya da cemaatle bağı olmadığını’, yüzde 1,8’i ise bu konuda ‘fikrinin ya da cevabının olmadığını’ yaıtını verdi.

Hangi partiye oy vereceği konusunda “Kararsızım” diyen tarikat ve cemaat üyesi oranı ise yüzde 6,9 oldu.

Tarikat nedir?

Tarikat, veya tarik kelimesi “yol” tarikat “yollar” anlamına gelir, “Allah’a ulaştıran yol” manasında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı’ya özgün düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir.

Birçok tarikatın menşei Hicri 5./Miladi 11. asırda Abdülkadir Geylani’nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri Tarikatıdır. Ebu Salih Muhyiddin Abdülkadir Geylani, neseben hem Hasanî ve hem de Hüseynîdir. Abdulkadir Geylani’nin soyundan gelen evlat ve torunları da yaşadıkları muhitlerde “şerif”, “şurefa”, “seyyid” olarak anılmışlardır.

Tarikat, Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir. İslamiyet’te, İslamiyet’in kalbi boyutu üzerinde duran ve “kalbin fıkhı” diye nitelenen tasavvuf öğretisinin (terbiyesinin) uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir.

Türkiye’de çeşitli halk sınıfları ve tipleri arasında farklı sufi tarikatları gelişmiştir. Örneğin Bektaşi tarikatı daha çok köylülere ve askerlere hitap ederken Nakşibendi tarikatı ilahiyatçı ve bilim insanları; Mevlevi tarikatı müziği ve şiirleriyle sanatsal eğilime sahip olanları; Halveti tarikatı ise tarikat fabrikası olarak bilinen kendi içinden birçok içtihat çıkaran sultanlar, generaller, önemli hükumet adamları ve yöneticileri içinde barındırmıştır.

Cemaat nedir?

Cemaat veya Cemaat, dinde bir fikir , kitap , şeyh , imam , veli , alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslam’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır. Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.

Sosyoloji literatüründe ise cemaat kavramı, cemaatin üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye (genellikle ortak bir ideolojiye ya da bir kimlik duygusuna) dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür.

Paylaşın

Akşener’den Sert Sözler: Bunun Adı Harami Düzendir

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, esnaf ziyareti için gittiği Aksaray’da konuştu. Akşener, konuşmasında emekli maaşları, siyaset, çiftçi sıkıntıları ve gündeme değindi. Akşener, “5 maaş alan danışman var mı bu ülkede, var. 10 maaş alan var mı, var. 15 maaş alan var mı, var” ifadelerini kullandı. 

Eski Sanayi Caddesi’nde bulunan Akşener, emekli maaşlarının düşük olduğunu savundu. Akşener, “Ey emekliler, söyleye söyleye 3 bin 500 liraya getirdiler. 1500 lira emekli maaşı alanlar vardı. Sizden öğrendim. Anlata anlata bir noktaya geldi ama bizim dediğimiz şuydu; en düşük emekli maaşı, asgari ücret kadar olmalıdır. Şimdi bu arkadaşlar bunu yaptı yaptı, yapmadılar; az kaldı, biz yapacağız” diye konuştu.

Akşener,  Niğde ve Nevşehir ziyaretlerinde karşılaştığı sulama sorununu şu sözleriyle hatırlattı:

“İç Anadolu bölgesinde hepinizin derdi suyun kaybolması, elektrik pompası ile su çıkarılması, sulamanın böyle yapılması. 113 bin liralık elektrik faturası gördüm. 60 bin liralık, 52 bin liralık fatura gördüm. Üç ayda 180 bin lira para ödemek zorunda kalan bir çiftçinin elinde ne kadar para kalabilir? Bunun içine bir de mazotu, ilacı, gübreyi koyun. Geriye ne kalır?”

Harami bir düzen olduğunun altını çizen Akşener, “5 maaş alan danışman var mı bu ülkede, var. 10 maaş alan var mı, var. 15 maaş alan var mı, var. Sen susuzluk derdi çekerken 15 maaşı cebine koyan, yan gelip yatan danışmanlar varsa bu ülkede, bunun adı harami düzendir. Dolayısıyla bütün bunları konuşturmamak için oculuk-buculuk üzerinden herkesi birbirine düşürmeye çalışan o dili reddediyorum. Ayaklarınıza dolaştırılmaya çalışılan o yün yumaklarını reddediyorum” diyerek devam etti.

Siyasetçi için seçmenin velinimet olduğunu dile getiren Akşener, “Velinimetine, ‘terörist’ diyebilir mi? ‘Nankör’ diyebilir mi? Diyemez. Dolayısıyla ‘şükürsüz’ diyebilir mi? Diyemez” dedi. Akşener, şu ifadeleri kullandı:

“Acım var. Çok uzun zamandır sizin dertlerinizin konuşulmadığı, buna karşılık ‘şuculuk’, ‘buculuk’ üzerinden sürekli siyasetçilerin birbirine laf çarptırdığı ama sizin derdiniz konuşulmadığı için de her birinizin ayrı ayrı çırak çıktığı bir sistem var bu ülkede. Dolayısıyla onu değiştirmenin yolu bu. Mesela çarık- kundura- çanta dükkanı var karşımda. O dükkanın sahibinin, işletmecisinin müşterisi velinimettir.

Doğru mu? Doğru. Dolayısıyla siyasetçi için müşteri kimdir? Seçmendir. Seçmeni velinimettir. Velinimetine, ‘terörist’ diyebilir mi? ‘Nankör’ diyebilir mi? Diyemez. Dolayısıyla ‘şükürsüz’ diyebilir mi? Diyemez. Su görününce teyemmüm bozulduğuna göre demek ki yapmamız gereken şu; bu aziz millet, velinimettir. Seçmen velinimettir. Siyasetçinin görevi; ister iktidar ister muhalefet, sizin dertlerinizi dinleyip çözüm üretip o çözümler üzerinden rekabet etmektir”

‘Garibim dinozorların yolunmadık tarafı kalmamış’

Akşener, mülakat sistemini de kaldıracaklarını vurguladı. Türktelekom ile Ankapark sürecine değinen İYİ Parti lideri şunları söyledi:

“24 milyar lira, sizin cebinizden Telekom’dan alındı, Haririlerin cebine kondu. Yalan mı? Hariri kim, Sayın Erdoğan’ın aile dostu. Sizin cebinizden alındı onun cebine kondu. Reva mı, hak mı, hakikat mi bu? Haram be haram. Şimdi bu 24 milyar lirayı koyun bir kenara. Ankara’da Ankapark diye bir park yapmışlar. Garibim dinozorların yolunmadık tarafı kalmamış, çalınmadık şey kalmamış. Öyle enteresan bir şey ki, 14 milyar lira harcanmış. İkisini toplayın, 38 milyar lira. 38 milyar lira ne olurdu? Kara tren buraya gelirdi. Havalimanının yüzde 70’i bitmişti. KYK borcu olan tüm gençlerin tüm borçları silinirdi.

Nisan ayında atamadığınız gübreyi bu devlet verip, bedava bu gübreyi atabilirsiniz. Elektrik paralarında yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Mazotta yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Çiftçinin, üreticinin girdi maliyetlerinin tümünde yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Çiftçinin kendini geçindirebileceği bir gelire sahip olması sağlanabilirdi. Bütün bunlar yerine Hariri ile iki tane müteahhidin cebine 38 milyar koyan bu zihniyet harami bir zihniyettir. Bu düzeni beraber değiştireceğiz. Sizin helal oylarınızla, sandıkta, demokrasiyle değiştireceğiz.”

Akşener konuşmasının ardından esnafı ziyaret etti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: İktidara En Yakın Dönemdeyiz

CHP Yurt Dışı Örgütlenme Çalıştayı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, konuşmasında “Dünya siyaset tarihine bir şey bırakmak istiyoruz. Dünya siyaset tarihine bırakacağımız miras, özellikle gençlerin, yani ilk kez oy kullanacakların bırakacakları miras, otoriter bir yönetimi demokratik yöntemlerle değiştirmektir” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasının devamında, “Avrupa Birliği’nde öngörülen, demokratik ülkelerde öngörülen bütün demokratik kazanımların Türkiye’de de olmasını istiyoruz” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, “Herkesin düşüncesini özgürce ifade ettiği bir Türkiye istiyoruz. Hiç kimsenin inancından, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmediği bir Türkiye istiyoruz. Bunun kavgasını, mücadelesini veriyoruz. Eski, klasik söylemlerin çok dışında, uygar dünyanın bir parçası olmak için mücadele eden bir CHP var” ifadelerini kullandı.

Yurtdışında yaklaşık 4 milyon seçmen bulunduğunu aktaran CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Biz, oralardan beklediğimiz oyu alamıyoruz. Oyu alamıyorsak klasik bir söylemle ‘Efendim onlar bize oy vermiyorlar’. Hayır, bunu kabul etmiyorum. Niçin bize oy vermiyorlar? Asıl üzerinde düşüneceğimiz nokta bu” dedi.

Geçmişte CHP’de kısır çekişmeler yaşandığını belirten Kılıçdaroğlu “Bunları tamamen ayıkladık. Kısır çekişmeler yok artık. Her birimiz iktidara odaklanmış vaziyetteyiz. Her birimiz Türkiye’nin sorunlarını çok iyi biliyoruz ve bu sorunları çözmek istiyoruz. Sorunların nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Kafa yoruyoruz. Sadece parti içinde değil, akademik dünyadan, bürokratik dünyadan da yardım alıyoruz… Sivil toplum örgütleriyle tartışıyoruz. Çağdaş bir CHP; sorunları bilen, sağlıklı ve tutarlı çözümler üreten bir CHP var artık. Bunu sadece Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız değil, artık bütün dünya biliyor” diye konuştu.

CHP Yurt Dışı Örgütlenme Çalıştayı, İstanbul Maltepe Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde başladı. CHP’nin yurt dışındaki 43 birlik başkanları ile yöneticilerinin katılacağı çalıştayın açılışını Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP İstanbul Milletvekilleri Gürsel Tekin, Yunus Emre, Sezgin Tanrıkulu ve Mahmut Tanal ile Eski Kültür Bakanı ve SODEV Onursal Başkanı Ercan Karakaş’ın da yer aldığı etkinlikte CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Her birimiz tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Bugün içinde yaşadığımız şartlar, her birimizin daha fazla düşünmesini, daha fazla tartışmasını, yeni yollar, yöntemler bulma konusunda çalışmasını zorunlu kılan bir süreç. Biz dünya siyaset tarihine bir şey bırakmak istiyoruz. Dünya siyaset tarihine bırakacağımız miras, özellikle gençlerin bırakacağı bir miras.

Yani ilk kez oy kullanacakların bırakacakları miras, otoriter bir yönetimi demokratik yöntemler ile değiştirmektir. Bunu gerçekleştirmek için yola çıktık. Biz pek çok sorun yaşadık. İster Türkiye’de olsun ister yurtdışında olsun. Artık sorunlarımızdan arınmak istiyoruz. Geleceğe güvenle bakmak istiyoruz, daha güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.

Avrupa Birliği’nde (AB) öngörülen, demokratik ülkelerde öngörülen bütün demokratik kazanımların Türkiye’de de olmasını istiyoruz. Herkesin düşüncesini özgürce ifade ettiği bir Türkiye istiyoruz. Hiç kimsenin inancından, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmediği bir Türkiye istiyoruz. Bunun kavgasını veriyoruz, mücadelesini veriyoruz.

Eski klasik söylemlerin çok dışında, uygar dünyanın bir parçası olmak için mücadele eden bir CHP var. Bunun farkında olmanız lazım. Ve bizler, eleştiri yaparken arkasından mutlaka çözümü de getiren, çözümü de öneren, topluma duyuran bir partiyiz. Sorunları sadece dillendiren değil, sorunların nasıl çözüleceğini de ifade eden partiyiz. Dolayısıyla uzun yıllardır iktidar olamayan bir CHP, iktidara en yakın dönemdedir. Bunu yapacak olan, bunu sağlayacak olan sizlersiniz, bu partiye emek verenlerdir.

Yaklaşık 4 milyon seçmen, 6 milyon civarında yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız var. Biz oralardan beklediğimiz oyu alamıyoruz. Niçin bize oy vermiyorlar? Asıl üzerinde düşüneceğimiz nokta bu. Çuvaldızı önce kendimize batırmak zorundayız. Eğer biz güven vermiyorsak, niye bize oy versinler? Siyaseti bireysel çıkarlar üzerine inşa ediyorsak, niye bize oy versinler? Derdini anlatmak isteyen vatandaş derdini anlatırken lafını ağzına tıkıyorsak, niye bize oy versinler? Yaşadığı dünya kadar sorun var, çözümüyle ilgili çaba harcamıyorsak, niye bize oy versinler?

“Türkiye’de nüfusun yarısından fazlasını CHP’li büyükşehir belediye başkanları yönetiyor”

Yeni bir siyaset anlayışını aslında ülkemize getiriyoruz. Yeni siyaset anlayışının CHP’ye kapılarını araladığını da gayet iyi biliyoruz. Yerel yönetimler bunun en güzel örneğidir. Biz büyük kentleri alacağımızı söylediğimizde kimse inanmıyordu, rakiplerimiz inanmıyordu. Ama biz yeni siyaset anlayışımızla bu kapıları araladık. Bugün yeni siyaset anlayışının meyvelerini de görüyoruz. Bugün Türkiye’de nüfusun yarısından fazlasını CHP’li büyükşehir belediye başkanları yönetiyor.

Verdiğimiz mücadele, bir hak mücadelesidir, bir demokrasi mücadelesidir. Evet örgütlendik, ama halkın bölgede yaşadığınız ilde, kentte veya ülkede seçmenlerle çok sıcak ve samimi bir ilişki kurmak zorundasınız. Onların sorunlarını dinlemek, biz nasıl çözüyoruz, neyleri öneriyoruz bunu çok iyi anlatmak zorundasınız. Yurt dışından gelen kardeşlerimiz var. Oralarda çalışıyorlar, emek harcıyorlar, o ülkelerin kalkınmasında, büyümesinde katkıda bulunuyorlar. Unutmayalım, aslında çok çalışkan bir halkız biz. Yaratıcı bir zekamız var. Düz işçi olarak bizim babalarımız, dedelerimiz gitti. Ama şimdi onların üçüncü, dördüncü kuşakları üniversitede hoca, sanatçı, gazeteci, bilim insanları. Hayatın her alanına girmiş vaziyetteler.

Geçmişte CHP’de kısır çekişmeler vardı, bunları tamamen ayıkladık. Kısır çekişmeler yok artık. Her birimiz iktidara odaklanmış vaziyetteyiz. Her birimiz Türkiye’nin sorunlarını çok iyi biliyoruz. Sorunları çözmek istiyoruz, sorunların nasıl çözüleceğini biliyoruz. Sadece parti içinde değil, akademik dünyadan, bürokratik dünyadan da yardım alıyoruz. Sivil Toplum Örgütleri ile tartışıyoruz.

Çağdaş bir CHP, sorunları bilen, sağlıklı tutarlı çözümler üreten CHP var artık. Bunu sadece Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımız değil, artık bütün dünya bunu biliyor. Ülkesini seven, yurtta barışı ve dünyada barışı savunan, barışın ne kadar değerli olduğunu bilen, bütün halklarla barış içinde yaşamayı ilke edinen bir anlayışı büyütmeye çalışıyoruz. Temel görevlerimiz bu.

Yaşadığınız ülkelerde sorunlar var biliyoruz. Türkiye’de emeklilik haklarınız, diğer yasalar, sağlık hizmetlerini Türkiye’de yeteri kadar alamamak gibi pek çok sorunlarınız var. 2013-2022 ilk kez yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın kendilerini temsil etmek üzere yurt dışı seçim çevresi oluşturulması gerekir diye telaffuz eden ve kanun teklifini veren bir partiyiz.

“Kucağımızı açacağız, herkese açacağız”

Sizler CHP’yi temsil ediyorsunuz bulunduğunuz ülkelerde. Kucağınızı ne kadar büyük açarsanız, ne kadar geniş kitleleri kucaklarsanız, emin olun o kadar büyüyeceksiniz. Kucağımızı açacağız, herkese açacağız. Kimlik üzerinden siyaset yapmayacağız, inanç üzerinden siyaset yapmayacağız, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmayacağız. Eğer siyaset yapacaksak, Türkiye’yi nasıl büyütürüz, katma değeri yüksek ürünleri nasıl üretiriz… Bunları tartışmalıyız.

AB’de hangi demokratik standartlar varsa, oturalım parlamentoda hepsini yapalım. Dönüp AB’ye diyelim ki, ‘kardeşim zaten biz hepsini yaptık. Bizde düşünce özgürlüğü var. düşüncelere, insana saygı, demokrasi var. Sizin ülkenizde var olan bütün demokratik kurallar bizim ülkemizde de var.’ Onların talimatı, beklentileri değil. Biz üçüncü sınıf demokrasiyi hak eden bir ülke değiliz. Ülkemizde birinci sınıf demokrasi olmalı. İnsan hakkı olmalı, çevre hakkı olmalı. Birilerinin dayatmasıyla demokrasi değil, kendi özgür irademizle kendi ülkemize demokrasiyi getirmeliyiz. ‘Bekleyelim, bize bir fasıl açsınlar şunu yap diye, biz de onu yapalım.’ Niye kardeşim? Biz bunları yapacağız, kararlıyız.

Göreceksiniz, ilk iktidarımızda göreceksiniz, AB’nin öngördüğü kendi ülkelerinde var olan bütün demokratik kuralları ülkemize getireceğiz. Şu tarihsel gerçeği sakın unutmayın: Türkiye bütün mazlum milletlere örnek olan bir ülkedir. Milli Kurtuluş Savaşı verdikten sonra mazlum ülkelerin büyük bir kısmı kurtuluş savaşı verdi. Bu ülkelerde kurtuluş savaşı veren gençler, göğüslerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafını taşıyorlardı. Cumhuriyeti kurduktan sonra bütün mazlum ülkelerin cumhuriyet kurduğunu görüyoruz. Biz aynı zamanda, bütün mazlum ülkelere örnek olan bir ülkeyiz. Bize tarihin yüklediği böyle bir sorumluluk da var.

“Eleştiriyi sabırla dinlemeliyiz ve kendi çözümlerimizi de anlatmalıyız”

İşin özeti; hepimize çok iş düşüyor. Bana da iş düşüyor, size de iş düşüyor. Kısır tartışmalardan kesinlikle uzak duracağız. Bizi eleştirmek isteyenleri sabırla dinleyeceğiz. Birisi sizi eleştiriyorsa, size değer verdiği içindir. Eleştiriden korkmayacağız, sağlıklı eleştiri kadar değerli bir şey yoktur. Eleştiriyi sabırla dinlemeliyiz ve kendi çözümlerimizi de anlatmalıyız.

Geldiğimiz nokta şudur: Her sorunu biliyoruz ama her sorunun nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Bugün bizim çözümlerimizi iktidar olmadığımız halde iktidar sahipleri çözmek istiyorlar. Çünkü onlar çözümü bilmiyor. Neyi nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Bir sorunlar yumağı ile Türkiye karşı karşıya. İktidar çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıya. İktidara geldiğimizde, halkın iradesiyle geleceğiz, Türkiye kısa zamanda toparlanacak, bütün dünyaya örnek olacak. Her birimizin tarihi sorumluluğu var. Örgütlerinizi kurarken kadın-erkek dengesine dikkat edin, kadın kardeşlerimizin de siyaset alanını açın. Cinsiyet kotası getirdik yüzde 33, yüzde 20 de gençlik kotası getirdik. İktidar olduğumuzda bunu Siyasi Partiler Yasası’na da koyacağız. Her şeyi beraber yapacağız.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu Zulüm Bitecek, Bu İktidar Gidecek

Manisa’da konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “İktidardakiler bize sokağa çıkamayacağımızı söylediler. Ama gördüler Türkiye’nin her yerinde halkımızla dayanışmaya devam ediyoruz. Ta ki onları gönderene kadar” dedi.

Haber Merkezi / Hiç kimsenin karamsarlığa kapılmaması gerektiğin söyleyen Buldan, AKP ve MHP’yi gönderecek olan gücün HDP olduğunu ve iktidarın bunu bildiği için saldırıları artırdığını aktardı. Buldan, “Bu yüzden HDP’lilere saldırıyorlar, hasta tutukluları, serbest bırakmıyorlar. Bu politikalarla Türkiye toplumunu da rehin alıyorlar. Bu ülkede demokratik siyaseti savunanlar ilkelerinden taviz vermeyecek. Biz bu iktidarı gönderene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Önümüzde kumpas davaları çıkardılar. Kobanê ve HDP’yi kapatma davası AKP-MHP iktidarının kumpas davasıdır. Onlar sandılar bu kumpas davalarıyla HDP’yi kapatır önüne geçeriz. Ama yanıldılar işte halkımız işte HDP” diye konuştu.

AKP-MHP iktidarının halkları değil kendi iktidarlarını düşündüğünü dile getiren Buldan, her gün zam üstüne zam yapanların geleceği olmayan bir ülke yarattıklarını söyledi. Buldan, “El ele, omuz omuza vererek. Bütün  Türkiye toplumu kadını, genci, Türkü, Sünnisi, Kürdü ile farklı inanç ve kimliğiyle el ele vererek bu iktidarı, iktidardan götürmenin hesaplarını yapmak zorundayız. Başka alternatifimiz yok kazanmak zorundayız. tek alternatifimiz onları iktidardan göndermek olacak. Öyle bir farkla göndereceğiz ki onlar bile inanamayacak” diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Manisa’nın Fevzi Çakmak Mahallesi Ahmet Kaya Parkı’nda halk buluştu. Buldan’a milletvekilleri, Filiz Kerestecioğlu, Ali Kenanoğlu ile Parti Meclis üyeleri de eşlik etti.

Burada bir konuşma yapan Pervin Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Bu bir miting değil, bu bir halk buluşması ama burayı mitinge çevirdiniz. Bu ülkeyi yönetenler HDP’nin her sokağa çıkışını, her meydana inişini, her halkla buluşmasını görmezden gelebilir ama biz her türlü engellemeye rağmen, her türlü yasaklamaya rağmen halkımızla buluşmaya, sizlerle bir araya gelmeye her koşulda ve şartta devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. HDP bugün Manisa’da ise yarın Amed’de, Hakkari’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Karadeniz’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Botan’da, Serhat’ta, Amed’de olacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP sizlerle var, sizlerle daha da büyüyecek, daha da genişleyecek ve HDP artık bu ülkenin umudu, yarınları, bu ülkenin geleceği ve bu ülkede yeni bir yaşamı, adaleti, barışı, demokrasiyi tesis edene kadar yola devam edecek.

“Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir, HDP halkların umudu ve cesaretidir”

Bizler bu ülkede Kürtlere, Alevilere, kadınlara, gençlere zulmeden, Kürtleri yok sayan Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, talebini görmeyen, kadınların eşitlik talebini görmeyen ve duymayan iktidara karşı biz varız, buradayız ve çözüm biziz diyerek yollara çıktık. 3 Temmuz’da Ankara’da  büyük bir kongre gerçekleştirdik. Biz kongremizi yapmadan önce bu ülkenin Cumhurbaşkanı HDP için “artık mecalleri kalmadı, artık sokağa çıkamıyorlar, meydanlara inemiyorlar’ demişti. Ama kongremizde de gördükleri gibi sadece yurt içinden değil yurtdışından gelen konuklarla birlikte halkımızın desteği ile büyük bir kongre gerçekleştirdik ve taleplerimizi ifade ettik. HDP bu ülkeye barışı, demokrasiyi, adaleti getirecek, insan haklarını getirecek, dedik. Bunun için de şöyle bir söz kurduk; çözüm biziz dedik. Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir. Çünkü HDP bu ülkenin umudu ve cesaretidir.

“Bizimle siyaseten baş edemeyenler kumpas davalarını önümüze çıkarıyorlar”

Biz bunu yaptığımız için, halkımızla her yerde buluştuğumuz, bu ülkenin halklarına, Türkiye toplumuna adalet sözü verdiğimiz için, barış, demokrasi sözü verdiğimiz için her gün iktidarın hedefindeyiz. Bizimle sandıklarda baş edemeyenler, siyaseten baş edemeyenler, önümüze kumpas davalarıyla çıkıyorlar, saldırılarla, hakaretlerle çıkıyorlar. Her gün siyasi soykırım operasyonları ile il ve ilçe örgütlerimize yapılan saldırılarla, inkarla Kürt sorununu çözmeye çalışanlar bilsinler ki, Kürtler bu ülkede yüzyıllardır var olan ve bundan sonra var olacak olan bir halktır. Demokratik siyaseti savunan, bu ülkede yaşayan tüm kesimlerin, inançların, farklı mezheplerin, farklı dinlerin ve dillerin sorunlarını kendi sorunu gibi gündemine alan HDP’ye her gün kumpas davaları açıyorlar.

“Geçmişte bütün kumpas davalarıyla baş ettik, bu kumpaslara karşı zafer kazandık”

Şimdi karşımızda HDP kapatma davası var, aynı zamanda Kobanî Kumpas Davası var. Yine siyasi soykırım davaları var. Bu davalarla zannediyorlar ki biz HDP’yi bitiririz. Ama şunu bilsinler ki, HDP geçmişte de şimdi de gelecekte de bu tür davalarla baş etmesini bilmiş, siyasi soykırım davasını püskürtmüş, bu davalar karşısında zafer elde etmiş ve hiçbir zaman kimsenin önünde diz çökmemiş, boyun eğmemiş ve biat etmemiştir. Bundan sonra da diz çökmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz.

“Herkese zulmeden bu iktidarı göndermek için buluşuyoruz, çoğalıyoruz”

Bu ülkenin sorunları var tabi ki. Bu ülkenin sorunlarını çözmek istemeyen bir iktidar var. Bu iktidar sadece ve sadece kendi geleceğini, koltuğunu, iktidarını devam ettirmek için bu ülkede açlığı, sefaleti, yoksulluğu, haksızlığı, zulmü önüne bir siyaset ve konsept olarak koydu. Bu ülkede artık AKP ve MHP iktidarının zulmünü yaşamayan, haksızlığına maruz kalmayan tek bir insan bile kalmadı. Bu ülkede derelerimizi, ormanlarımızı, bütün alanları talan eden, imara açan, kendi 5’li çetesine peşkeş bir iktidar var. Aramızda çevreciler var, kadınlar var, gençler var, aramızda Kürtler var, muhafazakar kesimler var.

Herkesin bu ülkede bu iktidardan mutlaka ama mutlaka çektiği bir şey var. Bu iktidar bu ülkede her bir ferde, her bir vatandaşa ayrı ayrı zulüm ederken onların derdini kendine dert etmezken her gün bu zulümlerin üzerine yeni yeni zulümler eklerken, bu ülkenin halkları bu iktidarı göndermenin hesaplarını yapıyor. İşte biz bugün bunun için buradayız. Bu iktidarı hep birlikte göndermek için Türk’üyle, Kürd’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, kadınıyla, genciyle hep beraber 7’den 70’e seçim sabahına kadar durmadan çalışacağımızı, bu iktidarı bu seçimlerde mutlaka göndereceğimizi herkes bilsin.

“Bütün halkımıza sözümüzdür bu zulüm bitecek, bu iktidar gidecek”

Size söz veriyoruz sevgili halkımız; göndereceğiz, göndereceğiz, göndereceğiz. Bu zulüm bitecek. Bu ülke rahat bir nefes alacak, bu ülke baskılardan kurtulacak. Kadınlar eşit bir yaşamın inşasını gerçekleştirecek. Eşit vatandaş olarak bu ülkede yaşamayı bizimle birlikte mutlaka başaracak. Bu ülkede Aleviler eşit yurttaşlık hakkını mutlaka elde edecek. Bu ülkede Kürtler kendi anadilinde eğitim hakkı başta olmak üzere kimliğini, dilini, kültürünü özgürce kullanacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Kürt sorununu inkarla, tecritle çözemezsiniz, çözüm müzakere ve diyalogdadır”

Bu ülkenin büyük bir sorunu var. Bu sorun elbette Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmek için Kürtleri inkar etmek, dillerini yasaklamak, demokratik siyasetin dışına atmak için bu iktidar her türlü oyunu oynuyor. Kürt sorunu Kürtleri inkar ederek çözülmez, Kürtlere düşmanlık ederek çözülmez. Kürt sorunu bugün ülkenin en büyük sorunu ise mutlaka ama mutlaka diyalog ve müzakere süreciyle, konuşarak, müzakere edilerek çözülmek zorundadır. Siz bu sorunu görmezden gelirseniz bu sorun yok olmuyor.

Bu sorunu çözmek istemezseniz bu sorun yok olmuyor. Bu sorun var ve devasa bir sorun haline geldi. Bu sorunu çözmek yerine siz eğer İmralı cezaevinde sayın Öcalan’a tecrit uygularsanız bu sorunun çözümü mümkün olmaz. Biz geçmişte devam eden bir barış ve müzakere sürecinde 3 yıl içinde barışın ne kadar kıymetli olduğunu, demokrasinin, diyalog ve müzakerenin ne kadar anlamlı ve başarılı olduğunu gördük. O 3 yıllık süreç içinde hiçbir annenin gözyaşı dökmediğine, hiçbir gencimizin yaşamını yitirmediğine hep birlikte tanıklık ettik. İşte böylesi onurlu ve önemli bir süreçten sonra siz bu sorunu inkarla, tecritten görmezden gelemezsiniz.

“HDP meydanlardır, Karadeniz’dedir, Ege’dedir, Amed’de ve Serhat’tadır”

O yüzden diyoruz ki HDP Kürt sorunun çözümünde de Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık talebinde de kadınların eşit yaşam talebinde de gençlerin geleceğinde de bütün kimliklerin inançların, dillerin yaşam bulması için HDP önemli bir aktördür. Bu aktörü kapatma davasıyla korkutmaya çalışanlar şunu bilsinler ki siz HDP’yi sadece bir binadan ibaret görebilirsiniz.

Ama HDP buradadır, alanlardır, meydanlardadır, bu ülkenin her yerindedir. HDP Karadeniz’de deresi ve suyu talan edilen insanların yanındadır, HDP Ege’de ormanları yanan vatandaşların yanındadır. HDP Amed’de Botan’da Serhat’ta dili yok sayılan, inkar edilen Kürtlerin yanındadır. HDP her gün Cemevlerine saldırı yapılan Alevi yurttaşların yanındadır. Her gün sokaklarda katledilen, tecavüze uğrayan, tacize maruz kalan kadınların yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.

“Festivallerin yasaklanmasına karşı her yerde türkü söyleyin halay çekin”

Sevgili gençler size de bir sözüm var. Bu iktidar sizi bir oy deposu olarak görüyor. Z kuşağını önemsediğini ifade ediyor. Ama bunları söylerken sizin geleceğinizi çalıyorlar. KPSS sorularını çaldıkları gibi sizin geleceğinizle oynuyorlar. Buna asla müsaade etmeyeceğiz, izin vermeyeceğiz. Gençlerin geleceği bizim en önemli işlerimizdendir. Sizin yapmak istediğiniz festivallerinizi yasaklıyorlar. Bu yasaklara karşı sevgili gençler her yerde şarkılar söyleyin, türküler söyleyin her yerde halaylar çekin. Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olan gençler ve kadınlardır.

“Hasta tutsakların tahliye edilmemesi insanlık ayıbıdır: Ant olsun ki sizi göndereceğiz”

Bu ülkede adaletsizlikler var. Cezaevlerinde insanlar ölümle pençeleşiyor. Hasta tutuklular her gün ölümle yüz yüze kalırken tek bir hasta tutuklunun bile tahliye edilmemesi, başta Aysel Tuğluk olmak üzere hasta tutsakların cezaevinde tutulması insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır. Geçen gün bir tahliye gerçekleşti. Aysel Tuğluk’un hastalığını yaşayan biri. Çünkü bu Çevik Bir. Peki Çevik Bir’in hastalığı ile Aysel Tuğluk’un hastalığı arasında herhangi bir fark var mı? Hayır yok. İkisinin hastalığı aynı ancak ikisi arasında tek fark Aysel’in kadın ve Kürt olmasıdır.

İşte sizin Kürtlere de kadınlara da düşmanlığınız budur. Bunu her yerde ifşa edeceğiz. Her yerde sizin yüzünüze vuracağız. Bugün cezaevleri siyasi tutuklularla doludur. Siyaset yapan milletvekilleriyle belediye eşbaşkanlarıyla doludur. Bugün cezaevlerinde iki sefer cumhurbaşkanı adayı olan siyasetçiler vardır. Bunlarla birlikte günü dolmasına rağmen tahliye edilmeyen insanlarla doludur. Bu hukuksuzluğun, bu vicdansızlığın asla kabul edilir bir yanı yoktur. Biz biliyoruz ki bütün bunları HDP’ye ,Kürtlere, kadınlara olan düşmanlıklarından yapıyorlar. Ama ant olsun ki sizi bu iktidardan biz göndereceğiz.

“Seçime kadar durmadan ev ev, sokak sokak çalışacağız”

İşçiye de esnafa da tarlada çalışana da fabrikada çalışana da, geçim sıkıntısı, açlık yoksulluk çeken her bir insanımıza söz veriyoruz. Bugün AKP’ye oy veren insanlar da artık AKP’nin gitmesini istiyor. Çünkü onlar da biliyorlar ki AKP, bu ülkede artık umut olmaktan çıktı. Sadece ve sadece kendisini düşünen, bu ülkeyi bu kadar yoksullaştıran, insanları birbirine düşmanlaştıran tek parti AKP’dir. AKP bu yüzden artık siyasi miadını doldurdu. Bütün ittifaklarımızla beraber daha da büyüyecek ve genişleyecek olan ve seçim tarihinde Türkiye halklarının tamamını temsil edecek parti HDP’dir. Hepinize sözümüzdür değerli halkımız.

Bu ülkeye barışı getireceğiz, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını getireceğiz. Geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz. Ama şimdi çalışma zamanı. Her gün her bir insanımız tek bir kişiyi bile ikna etse seçimlere kadar milyonlar olur. AKP’yi iktidardan indirecek kadar gücümüz olur, sözümüz olur, başarımız olur, zaferimiz olur. Hepinize bir kez daha geldiğiniz için, katıldığınız için, bu güzel geceyi bizlere yaşattığınız, bu kararlı iradeyi gösterdiğiniz, bizlere moral verdiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle kadın arkadaşlarıma, barış annelerine gençlere ayrı ayrı sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Önünüzde sevgiyle, saygıyla eğiliyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Yeni Kavga: Erdoğan Kimi Seçecek?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıldan az süre kala gözler, siyasi partilerin atacağı adımlara çevrildi. Reklam kampanyaları için çalışmalara start verilirken, iktidar partisinde bu konuda da ‘tartışma’ yaşandığı öğrenildi .

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, “Merak ediyorum, AKP’nin seçim sürecindeki en üstteki reklam ajansı ne olacak? Yani, iktidar için en kritik seçimde ana stratejiyi ve görev dağılımını kim belirleyecek? Kısacası, Erdoğan yeni Erol Olçok olarak hangi ismi seçecek?” diye sorduğu yazısında şunları kaydetti:

“Ve acaba, büyük paraların döneceği bu süreçte o ajans Fahrettin Altun etkisinde mi, yoksa Hamza Dağ’ın kontrolünde mi olacak? Peki, ya AKP’nin eski tanıtımdan sorumlu ismi Mahir Ünal’ın varlığı hissedilecek mi o ajans üzerinde?

Bu sorular şu an iktidar partisinde yoğun olarak konuşuluyor, hatta kavga nedeni bile oluyor, benden söylemesi.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erol Olçok

Erol Olçok, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı’nı kurdu ve siyasal tanıtım faaliyetine Refah Partisi’nin seçim çalışmalarıyla başladı.

Ardından birçok kişisel aday kampanyası yaptı. Mehmet Ali Şahin’in 1987’deki adaylığı da bunlardan bir tanesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinde bulunduğu dönem onunla basın danışmanı olarak çalıştı. O sırada Doğru Yol Partisi’nden (DYP) teklif aldı.

Tansu Çiller’e bir sunum hazırladı. 1999 seçimlerinde DYP’nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı.

AKP’nin kuruluş çalışmaları sırasında Erdoğan’ın birlikte çalışma teklifini kabul etti. Partinin isminin bulunmasından kuruluşuna kadar birçok konuda etkin rol oynadı. İktidar partisinin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti.

15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki FETÖ yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminde Boğaziçi Köprüsü’nde 16 yaşındaki oğluyla birlikte hayatını kaybetti.

2018 seçimlerinde Erdoğan’ın, yakın arkadaşının yokluğunu fazlasıyla hissettiği konuşuluyordu.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan ‘Aday’ Çıkışı: ‘Altılı Masa’ İçinden Çıkması…

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik adaylık tartışmasıyla ilgili yaptığı açıklama, “Adayın ‘Altılı Masa’ içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

DP Lideri Uysal, gündemle ilgili sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulundu. “Biz, yeniden uçlara kaymış siyasetin merkeze geleceğiniz düşünüyoruz. ‘Ötekisini olmayan’ bir siyasi geleneğiz” diyen Uysal, Türkiye’de yoksulluğun kalıcı hale geldiğini söyledi ve “İnsanların kendi alın terinin karşılığını alabildiği bir iklimi oluşturmak gerekiyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayının kim olacağıyla ilgili tartışmaları da değerlendiren Uysal, “Adayın ‘Altılı Masa’ içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

“Cumhur İttifakının tek bir hedefi var; Sayın Erdoğan ve yakın çevresinin iktidarını devam ettirmek” diyen Uysal, “Kayıtdışına çıkmış bir devlet mekanizması var. En basiti varlık fonu aldı altında ne kime satıldı, kime verildi bu konuda sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Tahrip olmuş bir devlet yapısı var. ‘Kuvvetlerin uyumu’ diyerek bir kişi her şeyi kontrol ediyor; yürütmeyi de yasamayı da yargıyı da…” dedi.

DP Lideri Uysal, paylaşımlarını “Ümitsizliğe yer yok” diyerek bitirdi.

‘Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım’

Uysal, daha önce de yaptığı bir açıklamada, “Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan Kılıçdaroğlu isterse hakkıdır” demişti.

Paylaşın

Türkiye, Suriye Politikasını Değiştiriyor Mu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara’da düzenlenen 13. Büyükelçiler Konferansı’nın son gününde düzenlediği basın toplantısında, özellikle Suriye ile ilişkiler ve uzun süredir hazırlıkları süren yeni askeri operasyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve yeni bilgiler verdi.

Çavuşoğlu’nun açıklamaları arasında en dikkat çeken unsur Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Ekim 2021’de görüştüğünü kamuoyuna duyurması oldu.

Diplomatik kaynaklar ise son günlerde Ankara-Şam arasında siyasi diyalog kurulacağına ilişkin iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapılan açıklamanın Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirdiği anlamına gelmediğini kaydediyor. Çavuşoğlu’nun Mikdad’a, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarının Suriye’nin egemenliğine karşı olmadığı, tersine toprak bütünlüğünü koruma amaçlı olduğu mesajını verdiği belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’la 10 ay önce yaptığı görüşmeyi şu ifadelerle aktardı:

“Bağlantısızlar Toplantısı’nda, Belgrad’da ayaküstü diğer bakanlarla sohbet ederken Suriye Dışişleri Bakanıyla da ayaküstü kısa bir sohbetim oldu. O toplantı marjında, yemekten önce…

Sonuçta orada da biraz önce söylediğimi söyledim. Suriye’nin tek çıkar yolu siyasi uzlaşı. Teröristlerin temizlenmesi lazım. Kim olursa olsun, adı ne olursa olsun…Diğer taraftan muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi de söyledik.”

Çavuşoğlu bu açıklamayı, gazetecilerin, basında çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirileceğine ilişkin haberleri anımsatması üzerine yaptı.

Rusya, Ankara-Şam diyaloğu için uzun zamandır çalışıyor

Bu iddialar, Erdoğan’ın 5 Ağustos Cuma günü Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin öncesi ve sonrasında Türk ve yabancı basında çıkan haberlerde yer almış ancak Ankara tarafından doğrulanmamıştı.

Çavuşoğlu, Moskova’nın uzun zamandır Ankara ile Şam arasında diyalog kurulması için çalıştığını ancak Türkiye’nin sadece istihbarat kurumları üzerinden temas kurmayı tercih ettiğini kaydetti.

İstihbarat kurumları arasındaki temasların bir süre önce kesildiği ancak şimdi yeniden kurulduğu bilgisini de veren Çavuşoğlu, “Sonuçta bu istihbaratlar arasındaki görüşmede birçok önemli konular gündeme geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Çavuşoğlu, Şam’ın Ankara’nın “terör örgütü” olarak tanımladığı YPG’ye karşı mücadele etmesi durumunda destek verileceği mesajını da “Yanı başımızda olan bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü ve barışı bizi doğrudan etkiliyor olumlu anlamda. Tersine gelişmeler bizi ne kadar etkiledi görüyoruz. Sonuçta bölücü terör örgütlerine karşı verilecek mücadeleyi de biz her zaman destekleriz. Sonuçta bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok” sözleriyle aktardı.

‘Topraklarının her köşesine hakim bir Suriye’

Bakan Çavuşoğlu, aynı açıklamasında Suriye rejimi ile muhalefet arasında uzlaşma çağrısını yinelerken, “Muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı bir barış olmaz, bunu hep söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

Ankara’nın “PKK’nın Suriye kolu” olarak gördüğü YPG’nin amacının Suriye’yi bölmek olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, “Suriye’nin bölünmesini engellemek için Suriye’de güçlü bir yönetimin olması lazım, topraklarının her köşesine hakim olabilecek bir irade ancak birlik ve beraberlikle olur. Hep bunu söylüyoruz. Kendileriyle (Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la) o zaman, özel bir görüşme değil, ayaküstü bir sohbet olmuştu. Onun dışında herhangi bir temas olmadı” değerlendirmesini yaptı.

‘Suriye’nin egemenliğine karşı değil’

Edinilen bilgilere göre Çavuşoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile yaptığı kısa görüşmede de benzer görüşleri yineleyip, “Türkiye’nin terörle mücadelesinin Suriye’nin egemenliğine karşı bir amaç taşımadığı”, tam tersine Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü koruma hedefine uygun olduğu mesajını verdi.

Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi, Türkiye ile Suriye arasında istihbarat kurumları dışında başka herhangi bir temas kurulmuyor.

Türkiye ile Suriye arasında dışişleri bakanları düzeyinde daha önce son görüşme, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ağustos ayındaki Şam ziyareti sırasında gerçekleşmişti.

Davutoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in yanı sıra Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile de bir araya gelmişti. Görüşme sonrası Türkiye ve Suriye arasında siyasi diyalog kesilmişti.

Politika değişikliğini konuşmak için erken

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının geçen yıl görüşmesine ve istihbarat kurumlarının yeniden birlikte çalışmaya başlamasına karşın, Ankara’nın Suriye politikasında keskin bir değişime gittiği yorumları yapmak için erken olduğu görüşü öne çıkıyor.

Bunun en temel nedenleri arasında Rusya, İran, ABD ve Batı ülkelerinin açıkça karşı olduklarını açıklamasına karşın, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde belirlediği hedeflere yeni bir operasyon yapma kararlılığında olduğunu saklamaması gösteriliyor.

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da konferans için toplanan Türk büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırda oluşturulan güvenlik kuşağındaki son halkaların birleştirilerek tamamlanacağını kaydetmişti.

Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına hem Astana Süreci ortakları Rusya ve İran, hem de IŞİD’le mücadele etmesi için Suriye Demokratik Güçleri adı altında YPG ile ortaklık ilişkileri süren ABD ve önde gelen diğer Batı ülkeleri karşı çıkıyor.

Suriye yönetimi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi topraklarında devam eden operasyonlarına ve varlığına tepki gösteriyor.

Ankara ile Şam arasında siyasi bir sürecin önündeki engeller arasında Suriye içinde rejim ve muhalifler arasında uzlaşmanın henüz sağlanmamış olması, “terörle mücadele” konusunda Ankara ve Şam arasında fikir birliğinin olmaması ve Türkiye’de yaşayan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin geri dönüşüne ilişkin belirsizliğin sürmesi gibi unsurlar yer alıyor.

Türkiye, 2011’de başlayan iç savaşın ilk döneminde Esad yönetimini devirmek için Suriye muhalefetine güçlü destek sağlamış ancak Rusya’nın askeri olarak devreye girdiği 2015 sonrasında bu politikasından vazgeçmişti.

Astana Süreci’nin başladığı 2017’den bu yana “Esad gitmeli” söylemini tamamen bırakan Türkiye, artan güvenlik ve mülteci sorunu ile mücadele etmeye odaklanmıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Dikkat Çeken Yazı

Halen Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bugünlerde çokça tartışılan, ‘siyaset esnafı’ olarak da nitelenen ‘Profesyonel siyasetçi’leri yazdı.

+Gerçek için kaleme aldığı ‘Siyaset politikacılara teslim edilemez’ başlıklı yazısında Demirtaş, bazı politikacıların sıkça kullandığı “siyaset üstü yaklaşalım” ifadeleri üzerinde durdu.

Siyasetçiliği ‘meslek olarak’ görenler için “Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır” diyen Selahattin Demirtaş’ın yazısı şöyle:

‘Bu konuyu siyaset üstü, siyaset dışı şekilde ele almalıyız.’

Sanırım siz de çokça duymuşsunuzdur bu sözü. Bugünlerde daha sık kulağıma çalınmaya başlayan bu söz, bu absürt yaklaşım aslında çok şey anlatıyor. Genel başkanların, milletvekillerinin bile hoyratça kullandıkları bu sözle belki de “partiler üstü” demeye getiriyorlardır, bilemiyorum. Ancak günümüz toplumlarında herhangi bir olaya ya da olguya siyaset dışı, siyaset üstü demek ya kurnazca bir aldatmacadır ya da siyasetin ne olduğundan habersiz olmaktır.

Bir konuya “siyaset üstü yaklaşalım” demekle ne demiş oluyorlar? Yani “birbirimize ayak oyunu yapmayalım, sırf partilerimizin çıkarı için gerçekleri çarpıtmayalım, belden aşağı vurmayalım, halkı kandırıp aldatmayalım, en azından bu olayda halkın yararını esas alalım” mı diyorlar?

Evet, aynen bunu diyorlar aslında. Çünkü bu siyasetçiler için siyaset tamı tamına budur. Dürüstçe yapılan işe, toplumun sorunlarını çözmek için verilen samimi uğraşa siyaset denmiyor bunlara göre. Ve yine bu profesyonel siyasetçilere göre siyaset sadece partiler aracılığıyla yürütülen bir uzmanlık faaliyetidir. Sosyal alanda, ekonomik alanda, sivil toplumda, yargıda, üniversitede, sendikada, tarlada, fabrikada, metrobüste, camide, kışlada siyaset yokmuş gibi yanlış bir düşünceye herkes inansın istiyorlar.

Her şey siyasetin konusudur

Oysa aile ilişkileri de politiktir, kadın ile erkek ilişkileri de. İşveren ile işçi ilişkileri de politiktir, yöneten ile yönetilen, ezen ile ezilen ilişkileri de. Kasabın, manavın, fırıncının müşterisiyle alışverişi de politiktir, kiracının ev sahibiyle ilişkisi de.

Orman yangınları da politiktir, kadın cinayetleri de. Doğayla ilişkilerimiz de politiktir. Savaş da politiktir, barış da. Evlenmek de politiktir, boşanmak da. Tatil yapmak ya da yapmamak bile politikayla ilgilidir.

Yaşamda, toplumsallığın içinde olup biten her şey siyasetin konusudur. Kalabalık toplumlar halinde yaşayıp da kendi aramızdaki, egemen ile aramızdaki, diğer toplumlar ile aramızdaki sorunlara çözüm bulabilmek için binlerce yılda adım adım geliştirip bugün bir bilim dalına dönüştürdüğümüz siyaset ne yazık ki en çok kirlenen, yıpranan ve içi boşaltılan kavramlardan birine dönüştü. Öyle ki “bana siyaset yapma” şeklinde bir deyim bile olumsuz anlam yüklenerek günlük konuşma diline girmiş durumda.

Şimdi ben bu yazıyı yazdım diye tüm siyasi çarpıklıklar bir anda düzelecek değil elbette. Ne böylesi safiyane bir amacım ne de niyetim var. Çünkü siyasi partilerde siyaset o kadar profesyonelleşmiş ki, o kadar uzmanlık payesi biçilmiş ki siyasetçilere, bu yazıyı hiçbiri üstlerine alınmazlar. Alınsalar da umurlarında olmaz. Çünkü bu tür siyasetçiler için siyaset bir iştir, bir meslektir.

Duruşlarına şöyle bir baksanız acayip politiktirler. Politikanın her türlü kurnazlığını, girdisini çıktısını, getirisini götürüsünü iyi bilirler; politikanın kurdudurlar. Maşallah hepsi çok iyi politikacıdırlar; bilmedikleri, ahkâm kesmedikleri hiçbir konu yoktur. Her konunun baş uzmanıdırlar, koltuğa oturdukları gün aniden bir aydınlanma yaşarlar ki o güne kadar doğru düzgün kitap bile okumamışlardır. Ama keramet koltuktadır; oturdukları anda ekonomiden sağlığa, dış politikadan tarıma, ulaşımdan hayvancılığa, eğitime yargıya, tarihten antropolojiye, kuantum fiziğinden nükleer tıbba kadar her bilgi bir anda koltuktan vücutlarına zerk edilir.

Kerameti kendinden menkul bu siyasi tipler kendilerini hemen o anda toplumun üstünde, dev aynasında görmeye başlarlar. Ne hadlerini bilirler ne de kendilerini. Siyasetin öznesinin birey ve toplum olduğunu unutuverirler.

Kimse üstüne alınmaz

Neden böyleler, biliyor musunuz? Çünkü politiktirler ama ahlaksızdırlar. Erdemden yoksundurlar. Erdemin ne olduğuna dair en küçük bir düşünceleri bile yoktur.

Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır. Ama dediğim gibi, kimse kendi üstüne alınmaz, kesin öbür arkadaş için geçerlidir bunlar!

Pek çok şeyi seçerken çok titiz davranıyoruz. Bütün geleceğinizi teslim edeceğimiz kişileri seçerken de aynısını yapalım lütfen. En azından bir bakalım, o koltuğa layık mı değil mi.

Bundan da önemlisi, daha iyisine layık olduğunuza inanıyorsanız kendinizi siyasetin öznesi haline getirin. Her yerde örgütlenin, siyaseti asla siyasetçilere bırakmayın. Seçmeniz gerektiği yerde de çok titiz davranın ve liyakatin yanında mutlaka ahlakı da arayın.

Sorunları çözebilmenin ilk adımı budur. Yani herkes siyaset yapmalı ve siyasetin öznesi olmalıdır.

Paylaşın

11 İlin Emniyet Müdürü Ve 329 Kaymakamın Görev Yeri Değişti

11 ilin emniyet müdürü değişirken, Diyarbakır ve Giresun emniyet müdürleri merkeze çekildi. 100’den fazla kaymakamın ve birçok ilin vali yardımcılarının görev yerleri de değiştirildi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar göre 13 ile yeni emniyet müdürü atandı. Diyarbakır ve Giresun emniyet müdürleri merkeze alındı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 2022 yılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesi ile bulundukları yerlerde görev sürelerini tamamlayan, hizmet veya mazeretleri gereğince kararname kapsamına alınan 422 Mülki İdare Hizmetleri sınıfında görev yapan vali yardımcısı, kaymakam, bakanlık merkez teşkilatında görevli olanlar ile hukuk müşavirlerinin yeni görev yerleri liyakat ve kıdemleri esas alınarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile atandı.

Görev yerleri değiştirilen emniyet müdürleri şöyle;

  • Sakarya Emniyet Müdürü Fatih Kaya, Diyarbakır Emniyet Müdürü,
  • Antalya Emniyet Müdürü Mehmet Murat Ulucan, Şanlıurfa Emniyet Müdürü,
  • Şanlıurfa Emniyet Müdürü Selçuk Doğuş, Sakarya Emniyet Müdürü,
  • Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanı Orhan Çevik, Antalya Emniyet Müdürü,
  • Emniyet Genel Müdürlüğü Belge Yönetimi ve Koordinasyon Daire Başkanı Recep Güzel Yazıcı, Giresun Emniyet Müdürü
  • Vekâleten Karabük Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Kadir Yırtar, Karabük Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Hakan Sıralı, Kütahya İl Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Nevşehir İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Ali Loğoğlu, Nevşehir Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Siirt İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Hakan Yıldırımoğlu, Siirt Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Sinop İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Tarıkhan Çetiner, Sinop İl Emniyet Müdürü,
  • İstanbul Terörle Mücadeleden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Polis Başmüfettişi Kayhan Ay, Kastamonu Emniyet Müdürü olarak atandı.

Diyarbakır Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın, Polis Başmüfettişi; Giresun Emniyet Müdürü Saruhan Kızılay ise Emniyet Genel Müdürlüğü Belge Yönetimi ve Koordinasyon Daire Başkanı olarak atanarak merkeze çekildi.

329 kaymakamın görev yerleri değiştirildi”

İçişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “2022 yılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesi ile bulundukları yerlerde görev sürelerini tamamlayan ve hizmet veya mazeretleri gereğince kararname kapsamına alınan 422 Mülki İdare hizmetleri sınıfında görev yapan vali yardımcısı, kaymakam, bakanlık merkez teşkilatında görevli olanlar ile Hukuk Müşavirlerinin yeni görev yerleri liyakat ve kıdemleri esas alınarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile atanmışlardır” denildi.

Açıklamada ayrıca şöyle denildi:

“1. sınıf ilçede görev yapan 46, 2. sınıf ilçede görev yapan 37, 3. sınıf ilçede görev yapan 43, 4. sınıf ilçede görev yapan 104, 5. sınıf ilçede görev yapan 38, 6. sınıf ilçede görev yapan 61 olmak üzere toplam 329 ilçemizin Kaymakamının görev yerleri değiştirilmiştir.

İstanbul’da 12, Ankara’da 4, İzmir’de ise 10 Kaymakamın görev yerleri değiştirilirken, kayyumluk görevi de icra eden Kaymakamlardan 12’si farklı görevlere atanmış, yerlerine yeni kaymakamların ataması yapılmıştır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde atamaya tabi tüm ilçelere Kaymakam ataması gerçekleştirilirken bu bölgelerde tayine tabi olan Vali Yardımcıları, Kaymakamlar ve özellikle kayyumluk görevi icra edenler daha üst görevlerde değerlendirilmiştir. Kararname sonrası boş kalan ilçelerimize Kaymakam Vekili görevlendirilmiş olup 922 İlçemizin tamamına Kaymakam verilmesi sağlanmıştır.”

Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararnamesiyle ayrıca;

Göç İdaresi Başkanlığında boş bulunan Başkan Yardımcılığı görevine Bakanlığın İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanı Can Ozan Tuncer getirildi.

Uyum ve iletişim Genel Müdür Vekili Gökçe Ok, Yabancılar Genel Müdürü Vekili Gözde Özkorul, Uluslararası Koruma Genel Müdür Vekili Muhammet Selami Yazıcı, Düzensiz Göç ile Mücadele ve Sınır Dışı İşleri Genel Müdür Vekili Ramazan Seçilmiş ile Rehberlik ve Denetim Başkan Vekili Hacı Memet Gürlek aynı görevlere asaleten atandı.

İller idaresi Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mustafa Fırat Taşolar, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü oldu.

Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda Komutan Yardımcısı Tuğamiral Cengiz Fitoz Tümamiralliğe, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı SG Albay Ahmet Bahadır Tuğamiralliğe, Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanı SG Albay Oğuz Bavbek Tuğamiralliğe terfi ettirildi.

Rütbeleri yükseltilen üç ismin görev yerleri ise değişmedi.

Paylaşın

Yöneylem Araştırma: Muhalefet Adaylarının Hepsi Erdoğan’ı Yeniyor

Yöneylem Araştırma 27 ilde 2400 kişi ile 28 Temmuz- 1 Ağustos arasında yaptığı Temmuz 2022 araştırmasının sonuçları yayınlandı. Yüzde 95 güven aralığındaki araştırmada kararsızlar “dağıtıldıktan sonra” Cumhur İttifakı’nın 35,6’da kaldığı Millet İttifakı’nın ise 44,3’e yükseldiği görüldü.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde de seçmenle muhalefet adaylarına yöneliyor. Çalışmaya göre Millet İttifakı, kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 35.4 oranında oy alırken Cumhur İttifakı yüzde 28.4 seviyesinde kaldı. Ankette ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçiminde de seçmenin tercihinin muhalefet adayı olduğu görüldü.

Yöneylem tarafından 27 ilde 2400 katılımcı ile 28 Temmuz- 1 Ağustos tarihleri yapılan araştırmanın sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı.

MHP baraj altında

Kararsızlar ve oy kullanmayacaklar dağıtıldıktan sonra milletvekili genel seçimlerinde genel görünüm aşağıdaki tabloda görüldüğü şekilde oluştu, önemli ayrıntı Cumhur İttifakı ortaklarından MHP’nin yüzde 7 olarak belirlenen yeni seçim barajının altında kalması.

Türkiye iyi yönetilmiyor

Yöneylem’in Temmuz araştırmasında katılımcılara yönelttiği “Türkiye nasıl yönetilmektedir?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 63.7’si “kötü yönetilmektedir” yanıtını verirken yalnızca 23.1’i “iyi yönetilmektedir” yanıtını verdi.

Seçmen parlamenter sistemi istiyor 

Araştırmada katılımcılara “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mi, Parlamenter Sistem mi?” diye sorulduğunda ise Parlamenter Sistem diyenlerin oranı yüzde 66.4 seviyesinde seyretti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 28.5 oldu.

Erdoğan’ı “asla istemeyenler” yüzde 58,4

Önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olması halinde oy verir misiniz? sorusuna katılımcıların yalnızca yüzde 30.7’si “kesinlikle oy veririm” yanıtını verirken, “asla oy vermem” diyenlerin oranı ise yüzde 58.4 oldu.

Muhalefet adaylarının hepsi Erdoğan’ı yeniyor 

Yine çalışmada katılımcılara sorulan sorular arasında yer alan “Erdoğan mı, muhalefet adayı?” sorusuna muhalefet adayı diyenlerin oranı yüzde 54.3 iken Erdoğan diyenlerin oranı yalnızca 33.1 oldu..

  • Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde Erdoğan diyenlerin oranı 38.3 olurken Kemal Kılıçdaroğlu diyenlerin oranı ise yüzde 47.8 seviyesinde seyretti.
  • Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu karşısında yüzde 37.1 oranında oy alırken İmamoğlu 50.9 seviyesinde seyretti.
  • Son olarak ABB Başkanı Mansur Yavaş karşısında ise Erdoğan yüzde 31.2 oy alırken Mansur Yavaş’ın yüzde 61.5 oranında oy aldığı görüldü.

Muhalefete güven artıyor

Ekonomiyi iktidarın mı yoksa muhalefetin mi daha iyi yöneteceği yönündeki soruya katılımcılar yüzde 46.3 muhalefet yanıtını verirken iktidar diyenlerin oranı yüzde 35 oldu. Hiçbiri yanıtını verenlerin oranı ise 10.2 seviyesinde seyretti.

İktidar hiçbir alanda güven vermiyor

  • Demoktarik düzen, hak ve özgürlükler alanında muhalefetin daha iyi bir savunucu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 53.7 olurken bu oran iktidar için yüzde 32.4 oldu.
  • Yaşam tarzına saygı noktasında ise iktidar yüzde 34.1 seviyesindeyken muhalefet yüzde 53.1 oranında seçmenden karşılık buldu.
Paylaşın