Türkiye’nin Yarısı Mutsuz: En Önemli Sorun Hayat Pahalılığı

TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı, 2023 yılında yüzde 52,7 iken 2024 yılında 3,1 puan azalarak yüzde 49,6 oldu.

Haber Merkezi / Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2023 yılında yüzde 13,7 iken 2024 yılında 0,8 puan artarak yüzde 14,5 oldu.

Ülkenin en önemli sorunu incelendiğinde; 2024 yılında hayat pahalılığı yüzde 29,2 ile ilk sırada yer alırken yüzde 15,7 ile eğitim ikinci sırada ve yoksulluk yüzde 14,0 ile üçüncü sırada yer aldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yaşam Memnuniyeti Araştırması 2024 sonuçlarını açıkladı. Buna göre; mutlu olduğunu beyan edenlerin oranı, 2023 yılında yüzde 52,7 iken 2024 yılında 3,1 puan azalarak yüzde 49,6 oldu. Mutsuz olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise 2023 yılında yüzde 13,7 iken 2024 yılında 0,8 puan artarak yüzde 14,5 oldu.

Mutlu olduğunu beyan eden erkeklerin oranı, 2023 yılında yüzde 50,3 iken 2024 yılında yüzde 46,9 oldu. Kadınlarda ise bu oran, 2023 yılında yüzde 55,1 iken 2024 yılında yüzde 52,3 oldu.

Evli bireylerin, evli olmayanlara göre daha mutlu olduğu görüldü. Mutlu olduğunu belirten evli bireylerin oranı, 2024 yılında yüzde 52,5 iken evli olmayanlarda bu oran, yüzde 44,0 oldu. Evli olanların mutluluk düzeyi cinsiyete göre incelendiğinde; evli erkeklerin yüzde 49,5’inin, evli kadınların ise yüzde 55,4’ünün mutlu olduğu gözlendi.

Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyi incelendiğinde 25-34 yaş grubunda 2023 yılında yüzde 50,7 iken 2024 yılında 0,3 puan artış ile yüzde 51,0 oldu.

Mutluluk oranı 25-34 yaş grubu haricinde diğer tüm gruplarda azaldı. Mutluluk oranının en fazla azaldığı yaş grubu 7,1 puan azalış ile 45-54 yaş grubunda oldu.  Bu yaş grubunda 2023 yılında yüzde 53,6 olan mutluluk oranı 2024 yılında yüzde 46,5 oldu.

Mutluluk oranı 55-64 yaş grubunda bir önceki yıla göre 2,2 puan azalarak yüzde 47,5 olarak tahmin edildi. 65 ve daha yukarı yaştaki bireylerde ise 2023 yılında yüzde 56,0 iken 2024 yılında 1,9 puan azalarak yüzde 54,1 oldu.

Bireylerin mutluluk kaynağı olan kişiler incelendiğinde; en çok ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı, 2024 yılında yüzde 72,9 olurken bunu sırasıyla; yüzde 13,2 ile çocukları, yüzde 4,2 ile kendisi, yüzde 3,4 ile eşi, yüzde 3,0 ile annesi/babası ve yüzde 1,9 ile torunları takip etti.

Bireylerin mutluluk kaynağı olan değerler incelendiğinde; kendilerini en çok sağlıklı olmanın mutlu ettiğini ifade edenlerin oranı, 2024 yılında yüzde 68,3 olurken bunu sırasıyla; yüzde 14,4 ile sevgi, yüzde 8,9 ile başarı, yüzde 6,4 ile para ve yüzde 1,8 ile iş takip etti.

Her 100 kişiden 64’ü geleceğinden umutlu

Kendi geleceklerinden umutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı, 2024 yılında yüzde 64,3 oldu. Erkeklerin geleceklerinden umutlu olma oranı yüzde 63,6 iken kadınlarda bu oran yüzde 64,9 oldu.

Bireylerin  hayatlarını bir bütün olarak düşündüklerinde hissettikleri yaşam memnuniyet düzeyini hesaplamak amacı ile; hiç memnun olmayanlar için “0”, çok memnun olanlar için “10” arasında bir değer alınarak ortalama hesaplandı.

Bireylerin ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 2023 ve 2024 yıllarında 5,7 olarak hesaplandı. Erkeklerde 2023 yılında 5,6 olan ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 0,1 puan artış ile 5,7 olurken kadınlarda 2023 yılında 5,8 olan ortalama yaşam memnuniyet düzeyi 0,1 azalış ile 2024 yılında 5,7 oldu.

Kamu hizmetlerinden memnuniyet düzeyleri incelendiğinde; 2024 yılında asayiş hizmetlerinden memnun olduğunu beyan edenlerin oranı yüzde 72,1 olurken bunu sırasıyla yüzde 67,4 ile ulaştırma, yüzde 63,2 ile sağlık, yüzde 58,8 ile Sosyal Güvenlik Kurumu, yüzde 55,9 ile adli ve yüzde 53,5 ile eğitim hizmetlerinden memnuniyet takip etti.

Ülkenin en önemli sorunu incelendiğinde; 2024 yılında hayat pahalılığı %29,2 ile ilk sırada yer alırken yüzde 15,7 ile eğitim ikinci sırada ve yoksulluk yüzde 14,0 ile üçüncü sırada yer aldı.

Paylaşın

DEM Partili Belediye Başkanı’na “Cumhurbaşkanı’na Hakaret”ten Gözaltı

31 Mart Yerel Seçimleri’nde DEM Parti’den Tatvan Belediye Başkanı seçilen Mümin Erol, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” gerekçesiyle gözaltına alındı. Erol’un ifade işlemleri devam ediyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tatvan Belediyesi Eş Başkanı Mümin Erol “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle gözaltına alındı. Belediye binasında gözaltına alınan Mümin Erol’un emniyetteki ifade işlemleri sürüyor.

Öte yandan 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AK Parti’den DEM Parti’ye geçen Tatvan Belediyesi’nin Eş Başkanı Mümin Erol, mazbatasını aldıktan sonra göreve başladığı gün AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını makam odasından kaldırmıştı.

Söz konusu olaya ilişkin görüntüler daha sonra bazı haber sitelerinde ve sosyal medya hesaplarında yayınlanmıştı. Bunun üzerine Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı, Erol hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan resen soruşturma başlatmıştı.

Mümin Erol, soruşturma kapsamında verdiği ifadenin ardından yaptığı basın açıklamasında “Tek amacınız kayyum atamak olduğunu emin olun biliyoruz. Ama her şeye rağmen bizler kanunlara bağlı olmaya devam edeceğiz. Sizlere rağmen suç işlemeyeceğiz. Tatvanlılara hizmet etmeye devam edeceğiz” demişti.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Bu Sömürge Hukuku Değilse Nedir?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Van Büyükşehir Belediyesine atanan kayyıma ilişkin, “Fazla söze gerek yok. Alınan önlemlere bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kenti der misiniz? Bu işgal değil de nedir? Bu sömürge hukuku değilse nedir?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Van’da kayyum atamaları ve İmralı sürecine ilişkin açıklama yaptı.

Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:  “Gelê Wanê mêvanên delal hûn bixêr hatin li ser çavan li ser saran hatin. Değerli basın emekçileri hepinizi saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz. Fazla söze gerek yok. Allah aşkına şu an alınan önlemlere, TOMA’lara, Türkiye’nin dört bir yanından buraya yığdırılan kolluğa bakılırsa bu ülkede demokrasi var der misiniz? Van bu ülkenin bir kentidir der misiniz? Bu bir işgal değil de nedir Allah aşkına! Böyle bir görüntü Türkiye’nin başka bir yerinde var mı? Bu sömürge hukuku değil de nedir? Gençlerin işkence ile gözümüzün önünde gözaltına alındığı, insanların bizimle buluşmasının engellendiği, Van halkıyla bizim aramıza bariyer, kalkan koymaya çalışan bu aklı kınıyorum.

Bu akıl yüzyıldır bu topraklarda hüküm sürüyor. Eğer yüzyıldır uyguladığınız inkarcı politikalar, red ve bastırma politikaları sonuç alsaydı, Bekir Kaya olur muydu, Nazmi Gür olur muydu, Abdullah Zeydan olur muydu, Neslihan Başkanımız olur muydu? Allah aşkına bu tekçi politikalarınızdan artık vazgeçin. Van halkı 14-14 yaparak size en büyük cevabı verdi. Van halkı “Bekir Kaya’yı alırsınız, belediyeyi gasp edersiniz ama ben de sandıkta hesabı 14-0 ile sorarım” dedi. Sizler buradan ders çıkarmak yerine 3 dönemdir Kürt halkının iradesine kayyım atayarak bu halkı durduracağınızı, kıracağınızı, davasından, kimliğinden vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Büyük yanılırsınız.

Van halkıyla aramıza bariyer koyarak Van halkının kimliğinden vazgeçeceğini mi düşünüyorsunuz? Yanılırsınız. Bu Van öyle bir Van’dır ki haksızlığa, adaletsizliğe, onursuzluğa asla izin vermez. Bu Van yiğitlerin kentidir, barış annelerinin, onurluca mücadele eden yılmayan kadınların kentidir. Bu Van umudun, özgürlüğün, demokrasinin peşinde koşan gençlerin kentidir. Van yenilmez, pes etmez, Van gaspçı, hırsız kayyımlara asla onay vermez. Sizlerin Antep’ten, Gümüşhane’den, Kars’tan, Ardahan’dan buraya yığdığınız bu kolluk ve kayyımınız geçicidir.

Ama bin yıllardır burada yaşayan onurlu Van halkı kalıcıdır. Sizler gideceksiniz, yolsuzluk, hırsızlık yapan kayyımlarınız gidecek. Van halkının onurlu iradesi bir gün mutlaka burada tekrar iktidar olacaktır. Tekrar yerel yönetimleri alacaktır. Sizler gidicisiniz. Onun için zulüm yaparak vazgeçireceğinizi, kayyım atayarak bir daha yerel yönetimlerde halkın kendi iradesine sahip çıkmayacağını düşünüyorsanız yanılırsınız. 14-0 Van halkının onurudur. Bizler de onurlu Van halkının 14-0’ına sahip çıkacağız. 14-0 bizim için bir künye, sizin de alnınıza yazılmış kara bir lekedir. Ama lekeden utanır mısınız onu bilmem.

Ne demek istiyorsunuz siz şimdi? Kürtler siyaset yapamaz, Kürtler seçemez mi diyorsunuz? Kürtler belediye alamaz mı diyorsunuz? Dünyanın neresinde bir halkın iradesine 3 dönemdir kayyım atanıyor, gasp ediliyor? Hem de nasıl bir gasp. Allah aşkına gecenin 2’sinde 3’ünde sanki yabancı bir devletin bir kentini işgal ediyormuş gibi plastik mermilerle, joplarla, gazlarla onuruna sahip çıkan halkı yerlerde sürükleyerek döverek gözaltına alarak vazgeçiremezsiniz.

Eş Başkanımızın gözünü morartabilirsiniz ama direncini, onurunu, bağlılığını asla geri çeviremezsiniz. Bu morarmış göz sizin için büyük bir kötülük bizim için onurdur. Halkımız için dövülürüz de, sürükleniriz de, cezaevleri de yatarız, işkence de görürüz ama Bekir Kaya gibi Nazmi Gür gibi asla pes etmeyiz, asla eğilmeyiz, asla yorulmayız. Bu halkın davası onurlu bir davadır. Bu onurlu davanın demokratik bir barış ve eşit haklarla sonuçlanması için de mücadele etmeye, kazanmaya, halkın iradesine onuruna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yargı kumpasıyla bizi vazgeçireceğimizi mi sanıyorsunuz?

Bütün Türkiye bütün dünya duysun. Abdullah Zeydan ne yapmış, hırsızlık yapmamış yolsuzluk yapmamış. Bir savcı beyefendi talimat üzerine suç icat etmiş. Bilirkişi ne demiş, bilirkişi demiş ki kardeşim böyle bir suç işlenmedi. O gün orada önlem alan jandarma ne demiş, demiş ki hayır bahsedilen şahıs suç mahalline gitmemiş. Peki utanmazlar sizin kendi kurumlarınız bir suç yok, bir suç oluşmamış demesine rağmen talimatla Abdullah Zeydan’a kayyım atayarak vazgeçireceğinizi mi düşünüyorsunuz? Sayın Öcalan ısrarla inatla 26 yıldır meselenin çatışma ve şiddet zemininden siyasal zemine geçmek için direniyor, uğraşıyor.

Yakın zamanda da bir yol haritası açıklayacak. Siz ne yapıyorsunuz? Siz çözüm istiyor musunuz, siz Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesinden yana mısınız? Siz bu irade gaspıyla nasıl çözeceksiniz? Siz bu Kürt düşmanlığı ile nasıl barışa ulaşacaksınız? Abdullah Öcalan çözüm için uğraşırken beyefendiler kayyım atıyor, yolsuzluk için hırsızlık için Kürt halkının iradesini gasp etmek için. Yok öyle yağma yok! Van sizi kabul etmez. Van bu kötülüğü unutmaz, Van bu onursuzluğa geçit vermez. Aklınızı başınıza toplayın, insan olun. Mert olun. Barış mı istiyorsunuz, çözüm mü istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı istiyorsunuz, Kürt düşmanlığı mı yapacaksınız açık söyleyin bilelim. Ben açık söylüyorum. Bu el barış istiyor, bu el çözüm istiyor.

Bu el istiyor ki Kürt halkı kendi iradesini seçsin, kendi iradesi ile yönetilsin. Bu el diyor ki şiddet ve çatışma yerine demokratik zeminde sorunları müzakereyle, diyalogla çözelim diyor. Siz ne diyorsunuz? Allah aşkına kayyım atayarak, tutuklayarak, yargı sopasıyla muhalifleri, Kürtleri terbiye ederek mi çözeceksiniz? Ayıptır. Antidemokratik ülkeler, otoriter rejimler, diktatörler teker teker çöküyor, dersler alın Ortadoğu’dan. Türkiye’nin kurtuluşu kayyımda, gaspta, irade hırsızlığında değil; Türkiye’nin geleceği demokratik bir zeminde birlikte bu ülkedeki bütün renklerin başta Kürtler olmak üzere kardeşçe eşit bir şekilde yaşamasındadır.

Değerli halkımız, onurlu Van halkı, çok sayıda kurumumuz da var. Merak etmeyin. O belediye hep bizim olacak. O kayyım gidecek. O hırsızlık yapanlar gidecek. Yargıya talimat verenler gidecek. Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu halkları bu ülkeyi yönetecek hem de adil bir şekilde hem de kimsenin iradesini hapsetmeden, gasp etmeden yolsuzluk ve hırsızlık yapmadan. Ayıptır! Gerçi kime diyorum ki, kim utanacak ki? 2 dönem belediyeleri soydunuz, soğana çevirdiniz. Benim de belediye eş başkanlığı yaptığım Siirt’te trilyonlarca lirayla gasp ettiğiniz belediyeyi 500 milyon borçlandırdınız.

Van’ı milyonlarca lirayla borçlandırdınız. Utanmaz herifler. Van’ın hangi sokağında , hangi kahvesinde, hangi berberinde “kayyım nedir” diye sorarsanız hırsızlık, yolsuzluk, usülsüzlüktür der. Utanın biraz. Bu halkın iradesine saygı duyun. Kürt halkına düşmanlık etmeyin. En önemlisi son sözüm, karar verin. Demokratik çözüm mü, müzakere mi, diyalog mu, Kürt düşmanlığı mı? Buyurun bunun cevabını siz verin. Onurlu Van halkı hepinizin mücadelesi ve davası önünde saygıyla eğiliyorum. Burada bugün bariyerle olmasa yüzbinlere bizi karşılayacağınızı iradenize sahip çıkacağınızı da biliyorum. O günler de gelecek.”

“Diyalog süreci devam ederken iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez”

Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, kurum temsilcileri Van halkıyla dayanışmak için İstanbul’dan Ankara’dan gelen değerli kurum temsilcileri hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz baş göz üstüne geldiniz. Hepimiz Van halkının yüreğine sığınarak buradayız. Bu faşist, otoriter rejimin baskılarına direnen Van halkının yanına geldik. 31 Mart’ta bir tarih yazdı Van halkı, sizleri kutluyoruz gurur ve onur duyuyoruz sizinle. Sizler 31 Mart’ta bu haksızlığa dur dediğiniz için bugün rövanş almak istediler.

Eş Başkanımız söyledi ceza verdikleri Abdullah Zeydan hem bilirkişi raporuna hem de jandarmanın ifadelerine rağmen, suçsuz olduğu ispatlandığı halde kararın bu şekilde çıkması rövanşist bir yaklaşımdır. Van halkından öç almak isteyen bir yaklaşımdır. Van’ın 14-0’lık başarısını hazmedemeyen bu iktidarın uygulamasıdır. Abdullah Zeydan, Neslihan Şedal seçilen bütün seçilmişlerimiz Kürt halkının ve Türkiye halklarının onurudur, öyle kalmaya da devam edecek.

Van belediyesi en çalışkan, en sevilen, en başarılı belediyelerimizden biridir. Biz bu sevgi selini 31 Mart’ta gördük, bu sevgi selini günlerdir kar ve kış demeden havanın eksi derecelerde olduğu Van’da belediyede nöbet tutan halkımızda gördük. Binlerce teşekkürler sevgili Van halkı. Belediyeye giriş fotoğrafları, o videolar. İçişleri Bakanı da Adalet Bakanı da sarayda oturan Erdoğan da iyi izlesin o videoları. Hani protesto ediyorlar ya sözüm ona yalandan, İsrail Filistinlilere nasıl davranıyorsa o belediyeye sabaha karşı girişleri aynı fotoğraftır. Adeta başka bir ülkeyi işgale gider gibi Van’ı işgal etmiş durumdalar. Karşımızda kurulan bariyelerleri çift kat kuruyorlar. Halkla buluşmamızı engellemek için. Siz nerede hangi kafayı yaşıyorsunuz? Van halkı zaten burayı 14-0 yaparak sizin kayyımcı anlayışınıza defolun gidin, sizi istemiyoruz demiştir.

Biz bu faşizan uygulamaların 1980’de Fatsa’da Terzi Fikri’ye nasıl yapıldığını biliyoruz. 1980’de Kenan Paşa’nın askeri postallarla Türkiye’de darbe yaptığını hatırlayalım. Aynı darbeyi şimdi saray, polis ve kolluk kuvvetiyle yapmıştır. O dönem geçici olan kayyımlar 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu ülkede kalıcı bir rejim haline getirilmiştir. Bu şahlıktır, padişahlıktır, faşizmdir, otoriterliktir ve biz halk olarak bunu asla kabul etmeyeceğiz. İstanbul’dan İzmir’den Çukurova’dan Ankara’dan lütfen hepiniz dönün ve Van’a kulak verin. Bugün sadece Kürtlerin seçtiği belediyelere değil, sadece Kürt halkının ittifak kurduğu belediyelere değil aynı zamanda kent uzlaşısı ile seçilmişlere dönük de operasyonlar hız kesmiyor.

Bugün bu iktidarın etekleri o kadar tutuşmuş ki, iktidarı kaybetme korkusu onlara o kadar sinmiş ki İstanbul’da kent uzlaşısı yapılmış yerlere de operasyonlar gerçekleştirdiler ve birkaç gün önce çok sayıda insanı tutukladılar. Bu faşizan ve otoriter uygulamalar devam ettikçe bizler halkımızla beraber Kürtler Türkler Araplar, bu ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlarla beraber çok daha büyük kent uzlaşıları kuracağız. Çok daha büyük demokrasi mücadelesi yürüteceğiz. Bu ülkede tesis edilmek istenen istibdad rejime, otoriter rejime karşı en geniş yelpazedeki demokrasi mücadelemizi sergilemeye devam edeceğiz.

Şu bilinsin ki bir yandan diyalog süreci devam ederken bu iktidarın kayyım atamaları asla kabul edilemez. Van halkının şunu iyi bildiğini biliyorum. 15 Şubat Sayın Abdullah Öcalan’ın komployla Türkiye’ye getirildiği gün. Böylesi tarihi bir günde bilerek, isteyerek ve planlayarak Van Büyükşehir Belediyemize kayyımı aynı gün atadılar. Bundan dolayı da sizleri kınıyoruz kınıyoruz kınıyoruz. Şu bilinsin ki onlar istedikleri kadar havadan, karadan saldırsınlar, tepemizde uçaklar uçursunlar. Kürt halkının, demokrasi güçlerinin iradelerine ipotek koymaya çalışsalar da bizler barış demekten vazgeçmeyeceğiz.

Barış için, demokrasi için ne bedel ödememiz gerekiyorsa zaten ödüyoruz, ödemeye de devam edeceğiz. Bizim için belediyeler dört duvar değildir. Bizim için belediyeler sokaktır, halktır. Bizim için belediyeler kadınlardır, gençlerdir, barış anneleridir. Biz hırsızlar tarafından çalınmış olan belediyelerin o dört duvarının içine hiçbir zaman sıkışmadık, sıkışmayacağız. Şu şöyle bilinsin, biz dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz, onurumuz olan seçilmişlere sahip çıkmaya devam edeceğiz. Mücadelemize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den TÜSİAD’a Sert Sözler

MHP Lideri Devlet Bahçeli, iktidarın politikalarını eleştiren TÜSİAD’a ilişkin yaptığı açıklamasında, “TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kurulduğu 1971 yılından bu yana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir.”

Bahçeli, açıklamasının devamında, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Genel Kurul Toplantısı’ndaki iktidara yönelik eleştirilerin yapıldığı açıklamalara tepki gösterdi. MHP’nin sosyal medya hesabından paylaşılan Bahçeli’nin açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:

“Geçtiğimiz günlerde TÜSİAD Genel Kurulu toplanmış, bu kapsamda mezkur derneğin başkanıyla yüksek istişare konseyi başkanının sıralı ve sivri eleştirileri ülke gündemini fazlasıyla meşgul etmiştir. TÜSİAD’ın vesayetçi sancıları tekrar nüksetmiştir.

Kurulduğu 1971 yılından buyana siyaseti yönlendirmeye, millet iradesini tariz, tahkir ve tahrip etmeye dayalı bir strateji izleyen TÜSİAD’ın hükümetlere doğrudan ve gazete manşetleriyle meydan okuduğu karanlık dönemler hala unutulmamıştır. Türkiye’de demokratik standartlar son derece yüksektir. Bu kapsamda demokrasi sisteminin köklü tecrübe ve uygulamalarının yanı sıra kurumsal ve kuramsal mahiyette işlerliği ve işlevselliği de geniş kabul gören aleni bir gerçektir.

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukukun üstünlüğü hâkimdir. Bunun tam tersini pişkince iddia ve ifade edenler üstünlerin ve seçkinlerin hukukuna özlem duyan bir avuç elit ve kaymak tabakadan başkası değildir. Türk yargısının takdir ve tasarruflarını eleştirmek haksızlık ve hazımsızlık olmakla birlikte uyumsuz ve uzlaşmaz bir muhalefet dilinin saplantılı tezahürüdür.

TÜSİAD’ın iç ve dış çıkar gruplarına sözcülük yaparak Türk milletin seçim ve tercihleri etrafında kuşku oluşturma gayret ve gayesi art niyetlilik, siparişi alınmış planlı siyaset mühendisliğidir.

Muhalefet partilerinde, özellikle CHP’yi rehin almış Cumhurbaşkanı adayının kim olacağıyla ilgili sıcak ve sıkıcı tartışmalar her gün yeni bir boyut kazanmaktadır. Ayrıca tavşan aday pazarı da açılmış, müzakere ve münakaşalar çıta yükseltmiştir. CHP ve diğer muhalefet partilerinin TÜSİAD Başkanı’nın melez ve mesnetsiz acıkmalarına verdiği destek de açıktır.

“TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır”

Asıl iş ve iştigal alanlarından taşarak Türkiye’ye karşı beşinci kol faaliyetine heveslenen; üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve büyüme konusunda geniş çaplı bir vizyon ortay koymaktan mahrum olan TÜSİAD’ın, zımnen ve özneyi gizleyerek Cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarına katılma iştahı ise gözden kaçmayacak ölçüde ortadadır. TÜSİAD muhalefet cenahını konsolide etme arayışındadır.

O halde CHP’nin bir yandan tavşan adayları gündemde tutarken diğer tarafta yedek kulübesinde beklettiği TÜSİAD Başkanı’nı Cumhurbaşkanı adayı olarak tespit ve değerlendirmesi siyasi ve ideolojik ahlaklarıyla tutarlılık gösterecektir. Hiç kimse boşa sallayıp dolu tutmanın çabasında olmamalıdır.

TÜSİAD’ın; hükümeti devirme, değilse bile yıpratma; dahası muhalefete ön açma operasyonunun çatı kuruluşu haline dönüşmesi hukuksuz, anti demokratik ve gayri ahlaki bir savrulmadır. Üstelik sorunları tarif ederek bununla mündemiç sözde çözümleri paylaşan TÜSİAD yöneticilerinin ezberleri tekrarlamaktan öte sunumları inandırıcı ve ikna edici bir muhtevadan tamamen yoksundur. Saman altından su yürütme dönemi kapanmıştır.

Türkiye’de sistemin iflas ettiğini söylemek, ekonomik bir vizyon ortaya koymak yerine siyasi hedef takibine tevessül etmek baştan ayağa tutarsızlık ve şark kurnazlığıdır. Nitekim kurnazlığa gerek yoktur, buna aldanacak ve kanacak bir vicdan sahibi asla olmayacaktır. Son söz olarak diyeceğim şudur:

CHP’nin ve yanında-yöresinde yuvalanan marjinal muhalefet partilerin potansiyel Cumhurbaşkanı adaylarının eşkali belli olmaya başlamış, robot resmi de çizilmiştir. TÜSİAD Başkanı kendine güveniyorsa ve cesareti varsa sadece gizli kapaklı diyalogları ve al-ver süreçlerini ilan ve ifşa ederek ne kadar şeffaf ve demokrat olduğunu ispat edebilecektir.”

Paylaşın

2024’te Türkiye’de 2 Bin 370 Kişi Silahlı Şiddet Olayında Hayatını Kaybetti

Bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığı Türkiye’de 2024 yılı içerisinde 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı.

Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

Umut Vakfı’nın 2024 Türkiye Silahlı Şiddet Raporuna göre geçen yıl ülke genelinde basına yansıyan 3 bin 801 silahlı şiddet olayında 2 bin 370 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 829 kişi yaralandı.

3 bin 801 vakanın 3 bin 194’ünde ateşli silahlar, 607’sinde ise çoğunluğu bıçak olmak üzere paladan baltaya kesici aletler kullanıldı.

Veriler, bireysel silahlanmanın ve şiddetin giderek arttığını gösteriyor. Keza 2023’te 3 bin 773 şiddet olayında 2 bin 318 kişi ölmüş 3 bin 820 kişi de yaralanmıştı.

2024’le birlikte son 11 yılda 37 bin 998 olay yansıdı. Bu olaylarda 23 bin 804 kişi öldürülürken 35 bin 36 kişi de yaralandı.

Umut Vakfı’nın bölgesel verilerine göre Marmara, Güneydoğu ve İç Anadolu bölgelerinde şiddet olaylarında artış gözlemlendi. Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu’da ise bazı düşüşler yaşandı.

Şiddet olayının en çok yaşandığı bölge: Marmara

Bölgeler bazında en çok şiddet olayının yaşandığı bölge; 1145 olayla Marmara oldu. Marmara’yı bu yıl 631 olayla Güneydoğu Anadolu, 500 olayla Karadeniz, 499 olayla İç Anadolu, 413 olayla Ege, 399 olayla Akdeniz, 214 olayla da Doğu Anadolu Bölgesi izledi.

Bir öncesi yıl Karadeniz Bölgesi 555 olayla bölgeler arasında ikinci sıradaydı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 545 basına yansıyan olayla üçüncü sırada onu takip ediyordu.

Marmara’daki 1145 silahlı şiddet olayında 609 yurttaş yaşamını yitirirken 1140 kişi yaralandı. Bu 1145 olayın 545’i İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul ayrıca Türkiye genelinde en çok şiddet olayının yaşandığı il oldu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Özgür Özel: Erdoğan, Elindeki Kiri Bize Bulaştırmaya Çalışıyor

Manisa’da katıldığı bir etkinlikte konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan ve ekibi elindeki kiri, karayı bize bulaştırmaya çalışıyor. Bu oyuna gelmeyiz. Cumhuriyet Halk Partililer kendilerini bilirler, bizleri bilirler. Bütün Türkiye onları bilir. CHP dürüstlüğün, namusluluğun, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın partisidir” dedi ve ekledi:

“Verilmeyecek en ufak bir hesabımız, Tayyip Erdoğan’ın çirkeflikleriyle, elindeki karayla bizi çekmeye çalıştığı çukurla, o kirli çukurla hiçbirimizin işi yoktur. ‘Yok benim işim var, Tayyip Erdoğan’ın peşine gideceğim, onun pisliğine bulaşayım’ diyenler onun yanına gidebilirler. Biz biriz ve beraberiz. Hep birlikte durmamız gereken yerdeyiz.”

Özgür Özel, konuşmasının devamında, “Buradan bu çirkin saldırılara üzülen herkese söylüyorum. Kimse üzülmesin. Niye korkuyorlar? Bütün ilçeleri neredeyse kaybettikleri gibi Türkiye’yi de kaybedeceklerini biliyorlar. Biliyorlar ki millet kimi göndereceğine de karar vermiş, kimi getireceğine karar vermiş. Bu süreci hep beraber kararlılıkla, omuz omuza, alnımız açık, başımız dik ve gururla ilerletmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da Türkiye’nin UNESCO Jeoparklar Ağı denetiminden geçen ilk jeoparkı Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı Ziyaretçi Karşılama Merkezi açılış törenine katıldı. Törende konuşan Özgür Özel, şunları söyledi:

“Kula – Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın yeterince tanıtılırsa Türkiye’ye en çok döviz getiren, ziyaret edilen, turist çeken yerlerden biri haline gelecek. Türkiye’de bir tane var. Dünyada bu jeopark turizmi, bunlara olan ilgi çok yüksek. Bunların meraklısının ekonomik düzeyi de çok yüksek. Ben bugün Kula’da esnaflarımızla sohbet imkanı buldum. Kula’ya yapılacak en büyük iyilik burayı tanıtmak diyorlar. Bu jeoparkın alacağı ziyaretler, yerli, yabancı ziyaretler Kula’mıza da, Salihli’mize de çok önemli ve çok geliştirilebilir bir imkan yaratıyor turizm açısından. Ben Türkiye’nin neresinde tanıtımına katkı sağlayabileceğim turist getirebilecek bir zenginliğimiz varsa onu zaten görünür kılmaya çalışıyorum.

Dünyanın en eski festivallerinden bir tanesi Mesir Festivali burada. En eski halk ilacı, tıbbi, tarihi, mistik değeri var. Kültürel değeri var. Ve hak ettiğinin çok altında turist geliyor. İspanya’da boğalar kovalıyor insanları. Milyonlar gidip oraya milyarlar bırakıyor. Burada yüz binlerce kişinin ellerini şifaya açtığı 41 çeşit Spil Dağı’nda endemik yetişen bitkisel ürün, baharattan mütevellit mucizevi bir karışım ama dünyaya anlatmamışız. Ben bana gelen bütün büyükelçilere mesir macunu verip götürüyorum.

Dünyanın neresine gitsem mesir macunu hediye ediyorum. Almanya Büyükelçimiz teşekkür etti. En zor gün hiç konuşamayacağım bir yerde bütün gün toplantıyı ‘mesir macunu’ kurtardı dedi. Mesir Festivallerinde yurt dışından yapıları burada ağırlayabileceğimiz dünya fitoterapi kongrelerini, bitkilerle tedavi kongrelerini, eczacılık kongrelerini, tıp kongrelerini yapabileceğimiz, dünyadaki sosyal demokratların, siyasi akrabalarımızın önemli toplantılarını, Mesir Haftası’nda gelip buralarda yapabileceğimiz, misafir edebileceğimiz birtakım işleri hayata geçirmek durumundayız.

“Erdoğan’ın kavgacı siyasetine sırt dönüyoruz”

Biz burada bir cesaret göstermenin, dik durmanın, dirençli olmanın, mücadele etmenin önemini biliyoruz. Ama bir yandan iktidar insanların yokluğu, yoksulluğu, işsizliği, çaresizliği konuşulmasın diye başka şeyler konuşturmak, gerginlikler yaratmak, kavgalar çıkarmak istiyor. Biz onlarla mücadele edeceğimiz zeminde, hukuk devrinde mücadele ediyoruz. Siyasi zeminle mücadele ediyoruz. Ama onlar gibi değil, onlar gibi sırtımızı sizlere, emeklilere, asgari ücretlilere yoksullara dönmüyoruz. Biz sırtımızı Recep Tayyip Erdoğan’ın kavgacı siyasetine dönüyoruz.

Yüzümüzü emekliye, esnafa, çiftçiye, memura, işsize ve gençlere dönüyoruz. Onlar için bir şeyler yapmaya uğraşıyoruz. Bunun adı Büyükşehirde Ferdi Başkanın yaptığı işler oluyor. Bunun adı Kula’da belediyemizin yaptığı işler oluyor. Bir taraftan ekonomi takımımız bütün Türkiye’yi geziyor. Bir büyük ekonomik kaostan, sıkıntıdan, krizden Türkiye’yi nasıl çıkaracağımızın reçetesini iş dünyasına anlatıyor. Bir yandan esnaf masamız, esnafları geziyor. Tarım Komisyonumuz tarımın sorunlarını görünür kılıp CHP’nin çözüm önerilerini sunuyor tartışıyor.

CHP önce 81 ilde, sonra 973 ilçede şimdi tekrar dönüp 81 ilde il danışma kurullarını yaparak parti programını hazırlıyor. Bunu 973 ilçede çalışıyoruz. Aynı zamanda akademisyenlerle, aynı zamanda kıdemli, deneyimli siyasetçilerle, aynı zamanda sivil toplumla, sendikalarla, aynı zamanda dünyaya bakan dört farklı ekiple çok daha çağı yakalayan, kolay okunan, iyi anlatılabilecek insanların dertlerine çareyi bulduğu, kendini o partinin programında bulduğu, o programın da bir iktidar programı olmasına kredi açacakları bir muhteşem çalışmanın içinde parti.

“Büyük bir ittifakın bileşenleriyiz”

CHP baba evine çağrı yapıyor. O baba evinin kapısı Kula’da açık, adı Kula ilçe Başkanlığı. Manisa’da açık. İlçe başkanlıklarımız, il başkanlıklarımız 81 ilde, 973 ilçede pazar dahil akşam 21.00’e kadar baba evinin kapısı adayımızı belirleyeceğimiz seçimde oy kullanmak isteyecek herkesi üye kaydetmek üzere açıktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevene, baba evinde yer var. Biz artık siyasette bir büyük ittifakın bileşenleriyiz; Türkiye ittifakının.

Şimdi birileri bizim belediye, büyükşehir ve genel olarak Türkiye’de elde ettiğimiz bu büyük zaferi görmezden gelmek için ve yine adım adım ilerlediğimiz, 2025’te yapılması için büyük bir mücadele verdiğimiz, vereceğimiz erken seçimde ‘Yok 2025 de kaçtı…’ Nerede yakalayıp da o sandığı koyarsak o seçimi kazanacağımızı bildikleri için CHP’nin aday belirleme sürecini, 1 milyon 600 bin üyeye ve bütün Türkiye’ye davette bulunduğu süreci kirletmeye, değersizleştirmeye, çeşitli tartışmalarla o sürecin ne kadar önemli olduğunu görünür kıldırmamaya çalışıyorlar.

Onun için partimiz çirkin bir saldırının altında. Hepinizin gözünün önünde olmuş kurultayımıza, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bu kadar şeffaf, bu kadar açık, yarışmacı ama birbirine saygılı herkesin gözünün önünde olmuş kurultayımıza kendilerince kara çalmak için o kendi kirli ellerini partimize uzatmaya çalışıyorlar. Bir meczuba bir dilekçe verdirmişler bir yıldır dosya açıkta duruyor. Bir tane kanıt yok, evrak yok, şahit yok. Şimdi gizli tanıklar icat etmeye çalışıyorlar. Bir tane somut bir şey ortada yok.

Ama Tayyip Erdoğan bana üç ayda bir ‘Efendim şaibeli kurultay, cevap ver…’ Sustuk, vermedik, vermedik. Çünkü bizi o septik çukuruna çekmeye çalışıyor. Bizi oraya çekip o tartışmalarla değersizleştirmeye çalışıyor. Biz bu oyuna gelmedik. Gelenler oldu ve devamında kendi yandaş basınlarından bize manşetlerle iftiralar, hakaretler etmeye çalışıyorlar. Bu parti Tayyip Bey’in patron parası ile alıp rezidanslarda oturup, avukat bürolarında konuşup kurduğu, gelip de yasakları artırdığı, burasına kadar yolsuzluğa batırdığı, memlekette her işin bir partiye üyelik yetmez, o partinin her türlü gönlünü yapmak, her iş adamının yaka silktiği kadar bu memlekette yapılan her ihaleye ortak olmak gibi pratiklerinin olduğunu Kula’daki AK Partililer ve MHP’liler de biliyor.

Bütün Türkiye biliyor. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş bir parti. CHP, bugün Manisa’da yüzde 60 oy alıyorsa, kadrolarının bu israf düzenini bitirip, hizmeti getireceğine olan inancından. Babasını, dedesini, dayısını, anasını herkesin tanıdığı pırıl pırıl bir adayın ne yapacağını bildiğinden. Her taziyesine, her düğününe, her yemeğine, her acısına, her sevincine koşan kadroların asla çıkar ilişkileri içinde olmadığını bildiğinden. Bu partinin evlatlarının temiz olduğundan emin olduğundan yüzde 60’larla, Kula gibi bir yerde yüzde 50’lerle seçimler kazanabilmişiz.

Buradan bütün Türkiye’ye söylemek isteriz ki, Tayyip Erdoğan ve ekibi elindeki kiri, karayı bize bulaştırmaya çalışıyor. Bu oyuna gelmeyiz. Cumhuriyet Halk Partililer kendilerini bilirler, bizleri bilirler. Bütün Türkiye onları bilir. CHP dürüstlüğün, namusluluğun, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın partisidir. Verilmeyecek en ufak bir hesabımız, Tayyip Erdoğan’ın çirkeflikleriyle, elindeki karayla bizi çekmeye çalıştığı çukurla, o kirli çukurla hiçbirimizin işi yoktur. ‘Yok benim işim var, Tayyip Erdoğan’ın peşine gideceğim, onun pisliğine bulaşayım’ diyenler onun yanına gidebilirler.

Biz biriz ve beraberiz. Hep birlikte durmamız gereken yerdeyiz. Buradan bu çirkin saldırılara üzülen herkese söylüyorum. Kimse üzülmesin. Niye korkuyorlar? Bütün ilçeleri neredeyse kaybettikleri gibi Türkiye’yi de kaybedeceklerini biliyorlar. Biliyorlar ki millet kimi göndereceğine de karar vermiş, kimi getireceğine karar vermiş. Bu süreci hep beraber kararlılıkla, omuz omuza, alnımız açık, başımız dik ve gururla ilerletmeye devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları nasıl Samsun’a çıktılar da Anadolu’yu karış karış gezdilerse, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu örgütledilerse CHP’li kadrolar, aynı kararlılık ve aynı cesaretle önce bu ülkeyi bir kez daha kurtarıp, ondan sonra demokrasiyi bir kez daha kurmaya kararlıdırlar.

Bu işin sonunda biz kazanacağız. Kulalı yoksullar kazanacak, Salihli’deki emekçiler kazanacak, Sarıgöl’deki çiftçiler kazanacak, Alaşehir’in esnafı kazanacak. Mağdurlar kazanacak. Türkiye’nin emeklisi, emekçisi, yoksulu birlikte kazanacak. Bu zengin severler gidecek, yoksulları sevenler, onları da artık yoksulluktan kurtarmaya and içenler gelecek. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Bunun için üstümüze düşen neyse onu kararlılıkla yapmaya bundan devam edeceğiz.

Dün memnuniyet anketleri sunuldu ve Türkiye’de yüzde 58 CHP’li belediyelerin memnuniyet oranı. Yüzde 65 ile Ferdi Zeyrek Türkiye’nin en başarılı üçüncü belediye başkanı. Manisa’daki belediyelerimizden seçildiği günden geride olan bir tane belediyemiz yok hamdolsun. Bugün seçim olsa en az oyunu artıran dört puan artırmış. Toplamda bugün seçim olsa yüzde 58 ile aldığımız Manisa’da yüzde 66’lar görünüyor. ‘Bu pazar günü milletvekili seçimi olsa’ sorusunun Manisa’daki cevabı son seçimlerin 16-17 puan ilerisinde.

Yani bugün dört milletvekiliyiz. Kaybedince üzülmüştük. birlikte olunca çok memnun olduk ama yapılan anketler, Manisa’nin sonuçları beş milletvekilinin geldiğini, altıncısının kapıda olduğunu gösteriyor. CHP iktidara yürüyor. Bundan sonra memlekete emek vermeye devam edeceğiz. Kibirsiz, halkın içinde, sizin gibi yaşayan, sizinle birlikte olan kadrolarımız bu memleketi kardeşçe, hemşehri olarak sarmaya, sarmalamaya, sizinle birlikte olmaya devam edecek.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Üçlü Zirve: “Mansur Yavaş’a Meclis Başkanlığı Teklif Edildi” İddiası

9 Şubat’ta Ankara’da bir araya gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ABB Başkanı Mansur Yavaş görüşmesinde, Yavaş’a TBMM Başkanlığı teklif edildiği öne sürüldü.

TBMM Başkanlığı döneminde, parlamenter sisteme dönüş sürecini yürütmesi ve anayasa değişikliğine öncülük yapması istenen Mansur Yavaş’ın bu öneriye net bir cevap vermediği iddia edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, 9 Şubat’ta Ankara’da bir araya geldi.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın‘ın CHP kaynaklarından edindiği bilgilere göre, görüşmede, Mansur Yavaş’a Meclis Başkanlığı teklif edilerek, parlamenter sisteme dönüş sürecini yürütmesi ve anayasa değişikliğine öncülük yapması istendi. Yavaş ise bu öneriye net bir cevap vermedi.

Ne olmuştu?

CHP’den yapılan açıklamaya göre, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile bir araya geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ev sahipliğinde gerçekleşen görüşme 2,5 saat sürdü.

Görüşme sonrasında Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ile sosyal medya hesabından bir fotoğrafını paylaşan Özel, “Birlikteyiz Hep birlikte olacağız Hep beraber kazanacağız Türkiye kazanacak…” ifadelerini kullandı.

Yapılan üçlü görüşmenin ardından Yavaş’ın aday olmayacağı kulislere yansıdı. Adaylığına kesin gözüyle bakılan İmamoğlu için bugün CHP’li il başkanları ‘aday ol’ çağrısı yaptı. CHP tarafından açıklanan takvime göre cumhurbaşkanı aday adayları 21 Şubat’a kadar başvuru sürecini tamamlayacak. Ön seçim 23 Mart’ta yapılacak.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan: Suçlamaları Kabul Etmiyoruz

TÜSİAD YİK Başkanı Mehmet Ömer Arif Aras hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin konuşan TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamalarını kabul etmiyoruz” dedi.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, derneğin genel kurulunda yapılan açıklamaların ardından gelen tepkilere yanıt vererek, yanlış anlamaları gidermek adına kapsamlı bir açıklama hazırlığında olduklarını da duyurdu.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, derneğin 13 Şubat’ta gerçekleştirilen genel kurul toplantısındaki açıklamaların ardından gelen tepkilere ilişkin Sözcü’den Saygı Öztürk‘e değerlendirmelerde bulundu.

Orhan Turan, “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgi yayma suçlamalarını kabul etmiyoruz” dedi. Turan, derneğin genel kurulunda yapılan açıklamaların ardından gelen tepkilere yanıt vererek, yanlış anlamaları gidermek adına kapsamlı bir açıklama hazırlığında olduklarını da duyurdu.

TÜSİAD Genel Kurul toplantısında konuşan TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hakkında, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma” suçlarından soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, açıklamasında, TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras’ın konuşmasındaki, “bir kısım soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili yargıyı telkin ve yönlendirme ile gerçeğe aykırı, kamu barışını bozmaya elverişli nitelikli sözleri” nedeniyle soruşturmanın açıldığını bildirmişti.

YİK Başkanı Ömer Mehmet Ömer Arif Aras ne demişti?

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras, İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirmişti.

“Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetmişti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekmiş, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” demişti.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıralamıştı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları vermişti:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş,

liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etmişti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuşmuştu.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Kayyım Atanmasına Tepki; Erken Seçim Çağrısı

Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınması ve yerine kayyım atanmasına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Çare, erken seçim sandığını milletimizin önüne koymak” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın görevden alınması ve yerine kayyım atanmasına tepki gösterdi.

Van ile birlikte 11 ayda 11 seçilmiş belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığını hatırlatan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bekir Kaya ve Bedia Özgökçe Ertan’dan sonra 3’üncü kez üst üste Van halkının iradesi çiğnenmiş, Abdullah Zeydan, seçimleri kazandığı kente hizmet etmekten hukuksuzca alıkonmuştur” ifadesini kullandı.

Özel, “Bir kez daha hatırlatırız ki, İçişleri Bakanlığı’na kayyum atama yetkisi veren düzenlemenin kaldırılmasını öngören yasa teklifimiz TBMM’de beklemektedir. Çare, erken seçim sandığını milletimizin önüne koymak, yürütme yetkilerini kullanan ancak milletimizin gözünden düşmüş, demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri ayaklar altına alan bu iktidarı sandıkta yenmektir” dedi.

Manisa’nın Ahmetli ilçesinde halka seslenen Özgür Özel’in gündeminde yine Van Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyım vardı. Özel, Erdoğan’ın okuduğu şiir nedeniyle hapse girmesini nedeniyle 2002 seçimlerinde uygulanan seçim yasağını hatırlattı.

Deniz Baykal’ın çabalarıyla Anayasa’nın değiştirildiğini ve Erdoğan’ın başbakan olduğunu belirterek “Bugün geldiğimiz noktada Erdoğan, gücünü seçimden alan Erdoğan, adil seçimlerle yönetime geldiğini unutmuş” dedi. Özel şöyle devam etti:

Akıl almaz yanlış işlere girdiler. 31 Mart’ta millet karar verdi. Türkiye’nin 65’ini bize verdi. Ekonominin yüzde 80’i CHP’li belediyelerde. Millet ne dediyse o olması lazım ama bu arkadaş buna hazmedemedi.

Erdoğan’a bunu sorsun birisi. Sen Siirt’teki şiirden yasaklı oldun. CHP kaldırdı, birlikte kaldırdık yasağı Meclis’te. Siirtli milletvekilleri istifa ettirildi. Siirt’ten milletvekili oldun. Geçtiğimiz aylarda Siirtlilerin seçtiği belediye başkanına kayyım atadı. ‘Siz bilmezsiniz. Beni seçerken doğru yapıyordunuz.’

Bugün Van’daki belediyeye kayyım atıyor. Kardeşim suçu varsa belediye meclisi başkanı kendi içinden seçer. Ceza konuşulduğu anda mahkeme kararını bekleseniz, kesinleşse, kesinleşince belediye meclisinden seçseniz bir şey olmaz.

Benim İstanbul’daki belediyeme kayyım atadı. Beşiktaş Belediye Başkanımı içeri attı. Ovacık Belediye Başkanı’na kayyım atadı. Hazmedemiyor ve sürekli belediye meclis üyelerini alıyor tutukluyor. Kardeşim daha bir yıl olmuş, temiz kağıdı vermişsin bu insanlara. Aday olabilir mi? Olur. Suçu var mı? Yok. Benim teminatım devlet ya. Devlete soruyorum aday gösterirken. Temiz kağıdını devletten almış, dokuz ay sonra hazımsızlık yapıyor.

Patron millettir. Millet seçince kendini patron görüp milleti küçük görenlere bunun hesabını soracağız. Erdoğan’a buradan sesleniyorum. Millet kim seçtiyse baş tacı. Bunu yaparsan bindiğin dalı kesersin… Gazeteci arkadaşlar diyorlar ki ‘Ne düşünüyorsunuz?’ Ne düşüneceğim? Milletin seçtiği yönetir. Katlanacaksın. Suçu varsa ayırırsın, belediye meclisinin içinden seçtirirsin ama böyle hazımsızlık doğru bir mesele değildir.”

Abdullah Zeydan, açık ara farkla kazanmıştı

Zeydan, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimleri, Vanlıların yüzde 55’inin oyunu alarak kazanmıştı. AKP’nin adayı Abdulahat Arvas ise oyların yüzde 27’sini alarak ikinci sırada gelmişti. Van’ın tüm ilçelerinde de ipi DEM Parti göğüslemişti.

Abdullah Zeydan, Hakkari milletvekili olduğu sırada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 2016’da yapılan operasyonlar kapsamında tutuklanmıştı. Hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açılan Zeydan’a yöneltilen suçlamalara, 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki bir eyleme katılması, “yasaklı bölgeye girmesi” ve bir konuşmasında sarf ettiği “PKK sizi tükürüğünde boğar” ifadeleri gerekçe gösteriliyor.

AK Parti’nin kaybettiği yerel seçimlerin ardından, Türkiye’nin güneydoğusundaki birçok belediyeye kayyum atanmış bulunuyor. Şu ana kadar sırasıyla Hakkari, İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Şanlıurfa Halfeti, Tunceli, Ovacık, Van Bahçesaray, Mersin Akdeniz ve Siirt’e kayyum atandı.

Son 10 yıl içinde toplamda 150 belediyeye kayyum atandı. Kayyum atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyum düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyum uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyum olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Kayyım Tepkisi: Süreci Dinamitlemeyi Mi Hedefliyorsunuz?

Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atanmasına tepki gösteren DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, “Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz. Siz bugün Van’a kayyum atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde, bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz?” dedi.

Tülay Hatimoğulları, “Bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar. İktidar ve Erdoğan, barışı, bu diyalog sürecini sabote ededursun biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler” ifadelerini kullandı.

Ankara’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, kayyum atamasına tepki gösterdi. DEM Parti Meclis Grubu, Van’a gitme kararıyla yola çıkarken Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları ve Bakırhan şunları söyledi:

Tülay Hatimoğulları: “Yine sabaha karşı bir operasyonla, bir siyasi darbeyle uyandık. Gün geçmiyor ki bu topraklarda devletin ve iktidarın şiddetiyle karşılaşmayalım. Bugün de sabaha karşı Van Büyükşehir Belediyemize kayyım atandı. Bugün günlerden 15 Şubat. 15 Şubat, Sayın Öcalan’ın uluslararası bir komployla Türkiye’ye getirildiği gündür.

Basın emekçileri bize sürekli olarak, Sayın Öcalan’dan beklenen açıklamanın acaba böylesi sembolik bir günde, yani 15 Şubat’ta mı gerçekleşeceğini soruyordu. Biz de ‘Hazırlıklar yetişirse olabilir ama kuvvetle muhtemel hazırlıklar yetişmeyecek ve sonrasına bırakılacak’ diyorduk. İşte, böylesine sembolik günde ve Van gibi halkın direnişinde sembolleşen bir ilimizin büyükşehir belediyesine kayyım atandı.

Bugüne kadar AKP’nin, Saray’ın nasıl çalıştığını çok iyi biliyoruz. Bu sembolik günlere nasıl önem atfettiklerini çok iyi biliyoruz. Buradan Saray’a ve doğrudan Erdoğan’a soruyoruz: Siz bugün Van’a kayyım atayarak ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz bugün Van’a kayyım atayarak var olan diyalog sürecini dinamitlemeyi mi hedefliyorsunuz? Barış sürecinin konuşulduğu ve toplumun umutlandığı bir dönemde bu diyalog sürecini darbelemeyi mi hedefliyorsunuz? Bu soruları Erdoğan’ın cevaplaması gerekiyor.

Bakın, Erdoğan ayağının tozuyla yurt dışından geliyor ve kayyım atanıyor. Kayyımın elbette evvelden planlandığını, geçtiğimiz kayyım atamalarından çok iyi biliyoruz. Siirt Belediyesine kayyım olarak atanan şahsın günler öncesinden kendi ismini tabelaya yazdırarak cebinde taşıdığını biliyoruz. Erdoğan’ın da yurt dışından döner dönmez, ayağının tozuyla ‘Var olan planı uygulayın’ diyerek talimat verdiğini çok iyi biliyoruz.

Değerli Türkiye halkları, sizler de çok iyi takip ettiniz. 31 Mart’ta Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Sevgili Abdullah Zeydan’a mazbatanın verilip verilmemesiyle ilgili tartışmalar yürüdü ve Van halkı tarihi bir direnişe imza attı. Van halkının o direnişi sadece Türkiye’de konuşulmadı. Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında konuşuldu. Bugün 15 Şubat hedeflenerek, 14’te 14 kazandığımız Van’da Büyükşehir Belediyemize yönelik bu adımın atılmasının rövanşist bir tutum olduğunun altını çizmek isterim.

Evet, bu iktidar, Kürt halkından ve Van direnişinden rövanş almaya çalıştığı için bugün kayyım atanmıştır. Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Abdullah Zeydan’a 3 yıl 9 ay ceza verildiğinde, hemen ertesi gün Van’a gittim. Van’ın o güçlü direnişine, o güçlü sahiplenişine ve eş başkanlarına gösterdiği sevgiye ve dayanışmaya bizzat tanıklık ettim. Bütün Türkiye de buna tanıklık ediyor. Havanın soğuk olmasına rağmen insanlar ateşler yakarak iradesine sahip çıktı, çıkmaya da devam ediyor. Atanan kayyımlar, bizim ve halkın nezdinde yok hükmündedir.

Bu bir komplodur, kumpastır. Sevgili Abdullah Zeydan ile ilgili karar verildiği günde bilirkişi raporu mahkeme heyetine sunuldu. Bilirkişi raporu Abdullah Zeydan’ın lehinedir. Aynı şekilde, askerlerden dinlenen tanıklar da mahkemeye verdikleri resmi ifadelerde, Abdullah Zeydan’ın o bölgeye girmediğini belirtmiştir. Bu ifadeler mahkeme tutanaklarında mevcuttur. Buna rağmen, beraatle sonuçlanması gereken bu kararın cezayla sonuçlanması kayyımın yolunu döşemek içindir. Bunları asla kabul etmiyoruz.

Bugün sadece Van’a değil, aynı zamanda İstanbul’a; sadece Kürt belediyelerine değil, aynı zamanda kent uzlaşısıyla seçilen İstanbul’daki belediyelere dönük yapılan saldırılar ortadadır. Kent uzlaşısına yönelik operasyonla göz altına alınan belediye meclis üyeleri ve belediye başkan yardımcılarının hepsi tutuklandı. Uzlaşıya ceza veren, uzlaşıyı yargılayan bir iktidar barış hakkında ne düşünüyor? Bu, bütün toplumu kaygılanmıştır.

Bugün dünyanın hiçbir yerinde uzlaşı dava konusu edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliği dava edilmemiştir. Türk-Kürt kardeşliğini 1 Ekim’den bu yana Sayın Devlet Bahçeli yaptığı her açıklamada ifade etti. Bu saiklerle de değerlendirdiğimizde Devlet Bahçeli hakkında da dava açmaları gerekiyor. Çünkü başsavcı, gözaltına alma gerekçesinde kent uzlaşısını örgütsel bir suç, Kürt-Türk kardeşliğini ifade etmeyi örgütsel bir suç olarak göstermiştir. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz.

İrademizi gasp edenler, irademize çetevari biçimde çökenler bilsinler ki, İstanbul’dan Van’a, Edirne’den Hakkari’ye tüm kentlerdeki toplumsal dinamiklerle uzlaşılarımız çok daha etkili ve sonuç alıcı bir şekilde neticelenecektir. İktidar bunu böyle bilsin, böyle okusun. Kayyım atamalarını, gözaltı ve tutuklamaları, sabaha karşı Van Belediyesini korsanca basıp orada insanlara şiddet uygulayarak gözaltına almalarını, bize bu kadar yoğun bir şiddet uygulamalarını ‘Nasılsa bir süreç devam ediyor, bu normaldir’ diye algılayacağımızı zannediyorlarsa çok yanılıyorlar.

Bizler barış için on yıllardır bu topraklarda mücadele ediyoruz. Bizler Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için yıllardır bu topraklarda en ağır bedeli ödeyen siyasi hareketiz. Bileşenlerimizle, dost kurumlarımızla, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleriyle birlikte yıllardır barış diyoruz. Onlar barışı sabote ede dursun, iktidar ve Erdoğan barışı, bu diyalog sürecini sabote ede dursun; biz barış demekten, barış için bedel ödemekten ve mücadele etmekten bir adım bile geri adım atmayacağız. Bunu böyle bilsinler.

Bu dönemde bize diz çöktüreceklerini zannedenlere, Kürt halkı üzerinde uyguladıkları Çöktürme Planının çöktüğünü bir kez daha hatırlatmak isterim. Bugün biz bu sürecin barışla taçlanması için elimizden gelen her türlü çabayı sergilemekteyiz. Erdoğan, AKP ve iktidar bunun tam tersini yapmaktadır. Türkiye’deki bütün muhalif kesimler ve toplumsal dinamikler bu diyalog sürecinin barışla taçlanmasını beklemektedir.

Burada oyunu bozan ve diyalogu dinamitleyen bu iktidarın kayyım atamalarıdır, tutuklamalarıdır, baskılarıdır. Bunları asla kabul etmediğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz. Onlar ne yaparsa yapsın, biz barışın mücadelesini vermekten vazgeçmeyeceğiz. Aynı zamanda bu genişletilmiş baskı aygıtlarına karşı demokratik zeminde en güçlü şekilde mücadelemizi vereceğiz. Buradan Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, haktan ve adaletten yana olan tüm kesimlere seslenmek istiyorum. Kent uzlaşısı operasyonuna karşı duran herkese sesleniyorum.

Bu baskılara karşı demokratik zemindeki mücadelemizi her yerde ve alanda daha güçlü bir şekilde sürdürmenin zamanıdır. İstanbul’dan Van’a kadar faşizme karşı ortak demokratik mücadeleyi yürütme çağrısını buradan yineliyoruz. Kayyımlara ve bu baskılara karşı direnmeye, mücadelemizi meydanlarda ve demokratik zeminde sürdürmeye devam edeceğiz. Açıklamamız sona erdikten sonra Tuncer Başkan ve MYK üyelerimizle Van’a geçeceğiz. Bir açıklama da orada gerçekleştireceğiz.

Van halkıyla, bütün Türkiye halklarıyla bu faşizan uygulamaları protesto etmeye devam edeceğiz. Kayyım gasptır, darbedir; kayyım 12 Eylül’den daha beter bir darbedir. Bunları asla kabul etmiyoruz. Biz bu darbeci anlayışa karşı tüm gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz. Çağrımız da baskı altında olan, bu haksızlıklara karşı olan bütün kesimleredir. Gelin, hep birlikte bu otoriter rejimin uygulamalarına dur diyelim ve mücadelemizi büyütelim.”

“Erdoğan’ın yurt dışındaki demokrasi nutuklarına kim inanır? “

Tuncer Bakırhan: “Bugün 15 Şubat. 15 Şubat, uluslararası komplonun yapıldığı gündü. Bu komplo Kürt’ün Türk’e, Türk’ün Kürt’e kırdırtılmaya çalışıldığı bir planlamanın sonucuydu. Sayın Öcalan 26 yıldır bunu teşhir etti. Demokratik bir cumhuriyet için, Kürtlerin, Türklerin ve diğer halkların eşitçe ve kardeşçe bir arada yaşayacakları bir zemin için 26 yıldır direniyor. Sayın Öcalan demokratik bir çağrıya hazırlanıyorken, büyük bir hazırlık yapıyorken, tam da uluslararası komployla getirildiği günün yıldönümünde Van Belediyesine kayyım atanıyor.

Şimdi bunun art niyetli olmadığını söyleyebilecek kimse var mı? Komplonun yıldönümünde, 14-0 yapan bir kentimizin belediyesi gasp edilmiştir. İki dönemdir atanan kayyımcı anlayışı reddederek üçüncü dönemde de açık arayla bütün belediyeleri alan Van’da belediyemiz gasp edilmiştir. Gasp edilme sebebi de Sayın Zeydan’ın çatışma süren bir bölgeye, çatışmaları engellemek için gittiği iddiasına dayanan bir soruşturma. Bilirkişi raporunda zaten o bölgeye kimsenin gitmediği söyleniyor. Öyle bir görüntü de yok.

Orada güvenlik önlemi alan jandarmanın raporunda da kimseyi o alana bırakmadıkları söyleniyor. Ancak bilirkişi raporuna ve jandarmaya rağmen yargı ceza verdi. Türkiye yargısı emin olun ki tek partili dönemleri aratan bir noktadadır: Savcı hazırlıyor, polis tutukluyor, hakim ceza veriyor ve İçişleri Bakanı talimatıyla halkın iradesine kayyım atanıyor. Bunu kabul etmek, buna itiraz etmemek bizim kitabımızda yazmaz. Bizim mücadele geleneğimiz gaspa ve anti demokratik uygulamalara karşı mücadele eden bir gelenektir.

Sandıkta yenişemeyeceksin, Van halkı 14’te 14 yaparak kayyımcı politikalarına büyük bir ders verecek. Sen de hiç olmamış bir şeyi yargı eliyle bir suçmuş gibi gösterip ceza vereceksin. Korsanvari bir şekilde, çetevari bir şekilde gece saat 02:00’de gaz bombaları ve plastik mermilerle Van Belediyesini basacaksın. Gazetecileri, orada iradesine sahip çıkan halkı gözaltına alacaksın, ters kelepçe vuracaksın. Emin olun ki bu kötülüğü, bu düşmanlığı kimse unutmaz.

Bu kötülük ve düşmanlık yargının verdiği kumpas bir kararla örtülemez. 14’te 14 yapan onurlu Van halkı kendi iradesine sahip çıkacaktır. Yeri ve zamanı geldiği zaman sandıkta yine kendi iradesine sahip çıkacaktır. Sabah akşam terör diyorlar. Buradan sormak istiyorum: Sandıkta iradesini seçen halkın, kendi iradesine sahip çıkması mı terördür? Yoksa çetevari bir şekilde, sanki başka bir ülkenin toprağını işgal eder gibi toplarla ve tüfeklerle belediyeye girip halkın iradesini gasp etmek mi terördür?

Terör diyenler önce bunun cevabını versin. İnsan biraz utanır! Bir taraftan bir tartışma süreci devam ediyor, diğer taraftan bunu fırsat bilip halkın iradesi gasp edilmeye çalışılıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Van’dan İstanbul’a kadar örülmeye çalışılan bütün kumpaslara karşı direneceğiz, mücadele edeceğiz. Bu anti demokratik uygulamalara karşı kent uzlaşısını sokakta da caddede de örgütleyerek bu gaspın karşısında durmaya devam edeceğiz.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan 3 günlük yurt dışı gezisinde çözüm ve demokrasi nutukları atıyordu. Ancak tam da Türkiye’ye indiği saatlerde ayağının tozuyla kayyım atandı. Kim inanır dışarıdaki nutuklara? İnsanlar, Van halkının iradesine atanan kayyımlara bakarak sizin notunuzu verir. Sizi samimiyete davet ediyoruz. Amacınız nedir? Siz Kürt sorunu deyince ne anlıyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz? Gerçekten bir çözümden mi yanasınız, bu tartışmaların bir çözüme evrilmesinden mi yanasınız? Yoksa bunları da gerekçe yaparak halkların iradesini gasp etmeye mi çalışıyorsunuz?

Biraz net olun, mertçe cevabını verin. Biz bir kez daha mertçe çözümden, barıştan, demokrasiden ve müzakereden yana olduğumuzu söylüyoruz. Şimdi soruyoruz iktidara, yürütme erkine: Siz neden yanasınız, ne istiyorsunuz? Bu gaspçı anlayışınızı nereye kadar devam ettireceksiniz? Bir taraftan bu gaspçı ve çetevari yaklaşım, diğer taraftan çözüm olmaz. Sizi aklı selime davet ediyorum, halkın iradesine saygı göstermeye davet ediyorum, Van halkının iradesine saygı göstermeye davet ediyorum.

Türkiye’yi bir kayyım rejimiyle yönetmeye çalışıyorlar. Demokrasiden korkan, sandıktan korkan, halkın iradesinden korkan ve Türkiye halklarının rızasını artık alamayacağını anlayan bu sistem bu kayyımcı anlayışla yol yürüyemez, bir yere gidemez. Bu yol, yol değil. Bu yol, sandıkta halkın iradesine çarpar, Van’da olduğu gibi 14’te 14 olur. Tabela partisi olursunuz. Birazdan Van’a geçeceğiz ve iradesine sahip çıkan halkımızla birlikte olacağız. Onlar gibi mücadele edeceğiz, direneceğiz. Bu gaspı, bu siyasi darbeyi kabul etmeyeceğiz. İktidarı bu gaspçı anlayıştan vazgeçirene kadar da mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz.”

Soru: Geçen günlerde Öcalan’ın bir mektubunun Kandil’e ulaştığı iddiaları gündeme geldi. Bir mektup gönderildi mi ve bu mektup nasıl gönderildi?

Hatimoğulları: Biz de Sayın Öcalan’ın örgütünün yapmış olduğu açıklamaları basından izledik. Kendilerine bir mesajın ulaştığını kamuoyuyla paylaştılar. Mektubun heyetimiz üzerinden gittiği de bilinen bir şey. Sanırım bu kadar bilgi yeter. Uçakla mı gitti, kuşlar mı götürdü o kadarını bilmiyorum tabii ki.

Paylaşın