Özel’den İmamoğlu’na Yönelik Soruşturmalara Tepki: Darbe Yapılıyor

Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle: “Kartalkaya. 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiğinden beri, geçen hafta 3 demiştik, 4 hafta oldu. Tam 28 gün oldu. 28 gündür vicdanlar yanıyor, o kor hiç sönmüyor.

Biz bu işi 10 günde bitiririz diye söz veren İçişleri Bakanı’nın ağzını bıçak açmıyor. Bilirkişi heyetini genişletiyoruz deyip sulandırmaya çalışan, sonra direnci görünce yeni heyet görevlendirdik denilen bilirkişinin ise raporu hala ortada yok. Gözaltı süreleri uzatıldı. Ardından tutuklamalar, serbest bırakmalar yapıldı ama bir bilirkişi raporuna göre değil, Ankara’dan giden baskıya ve oradaki talimatlandırmaya göre yapıldı.

Turizm Bakanlığı’ndan kimseye dokunmadılar ve döndüler, AK Parti’ye yük olmayacak bir sistematiğin içine dönüştürdüler. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Dikkatle takip ediyoruz. Şunu biliyoruz, pazar günü bekleniyor. Turizm Bakanını görevden almak yerine kongre sonrası zaten geniş bir kabine değişikliğinin içinde bu işi eritip AK Parti’nin sorumluluğunu örtme maksadı açıkça görülüyor.

Hukuken sorumluluklar var, siyasi sorumlu var ama bir tane vicdani sorumlu varsa, böylesi bir dönemde bir tek kişiyi seçeceksiniz, gerisini o seçecek. Meclis olarak karışmayacaksınız. Genel soru veremeyeceksiniz, hesap soramayacaksınız. Hesabı bir kişi verecek denilen yerde, Yenidoğan Çetesini bu hale getiren, o bebeklerin hayatına sebep olan bakanı atayan da bu kültür turizmini atayan da meselenin tek sorumlusudur. O sorumlunun bir adı vardır o da Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Tabii Kültür Bakanına istifa edecek misin diyen arkadaşlarına, ‘niye edeyim ya, Sağlık Bakanı etti mi’ demişti. Seni görevden alır mı? ‘Nasıl alacak? Yenidoğan çetesinde Sağlık Bakanını aldı mı da beni alacak’ demişti.

Yüzde 70’in üzerinde memnuniyetler görülürdü. O zamanki sağlığa karşı şiddet araştırmalarında somut tespit vardı. Bunların iktidar tarafından kendi lehlerine yoğun iletişimi, sağlık alanında ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuzlukta, her şey bu kadar iyiyken niye benim başıma, yakınımın başına bu geldi diye doğrudan sağlık emekçisini hedef gösteriyor derlerdi.

Hatay’ın rezerv alan sorunu bütün farklı illerde de yaşanmaya başladı, yaşanıyor. Bu sefer de Malatya Yeşilyurt ilçesinde bir rezerv alan kriziyle karşı karşıyayız. Bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmelerin sübjektif kriterlerle, hele hele değerli yerleri, ya bu garibanların, yoksulların burada işi ne, onları alalım, şuralara taşıyalım, buraları farklı değerlendirelim yaklaşımı Hatay’da aldığı itiraz çeşitli şehirlerden yükseliyor. Bu konudaki takibimizi ve dikkatimizi sürdürdüğümüzü ifade etmek isterim.

Geriye düşmeyen, geliri gerilemeyen, fakirleşmeyen kimse kalmadı. Eskinin orta direği artık yoksul, eskinin yoksulları ise derin yoksulluğun pençeleri arasında can çekişiyorlar. Bu ekonomik buhranda emekliler, asgari ücretliler kadar mağdur olan kesimlerin başında öğrenciler de geliyor. Yapılan önemli ve bilimsel bir çalışma, Eylül 2024’te üniversite öğrencisinin aylık yaşam maliyetinin  22 bin 920 lira olduğunu gösteriyor.

Eylül’den bugüne resmi enflasyon rakamı 6 aylık işlendiğinde 25 bin liraya çıkıyor bu maliyet. Üç öğün beslenme ve barınma giderlerinin bir asgari ücreti aştığı bir ülkede yaşıyoruz. Son yıl okulunu donduran üniversite öğrencilerinin sayısı pandemide donduranların üzerine çıkmış, geride bırakmış durumda. 2023’te 74.000, 2024’te de 56.000 üniversite öğrencisi okulunu dondurdu ve geriye gitti.

Burada bir yoksulluk salgınıyla, yoksulluk pandemisiyle karşı karşıyayız. 250 bin üniversite öğrencisi haftanın 3 günü çalışayım, İŞKUR’un bulacağı işte diye başvurmuş durumda. Öğrencilerin nasıl bir yoksullukla, nasıl bir geçim sıkıntısıyla, nasıl bir barınma, nasıl bir karnını doyurma sorunuyla karşı karşıya olduğunun en net göstergesi. Ve bu öğrencilerin neredeyse tamamı KYK kredisi almak durumunda olan öğrenciler, gelir durumları o noktada olan öğrenciler.

Elbette istiyor ki yaptığı yargı tacizlerini konuşalım. Konuşacağız. İstiyor ki yaptığı haksız saldırıları, hukuksuzlukları konuşalım ve bu meseleleri konuşmayalım. Yangın konuşulmasın. Yoksulluk konuşulmasın. Yenidoğan çetesi konuşulmasın. Milletvekillerinin doktorları hedef göstermesi konuşulmasın. Öğrencinin açlığı, yoksulluğu konuşulmasın.

Ramazan geliyor Sayın Erdoğan. Ramazan’da insanların açlığı yok, tokların açların halinden anlaması için üzerlerine farz olmuş bu ibadet geliyor ve açlar, tokların kendinin halinden anlamadığını gayet iyi biliyorlar. Ramazandan önce karşılaştırmayı bu sefer Ramazan kolisi için yapalım. 20 yıl önceye gitmeyeceğiz, Sadece geçen seneye gideceğiz. Bir Ramazan kolisi, 8 temel ürün.

Ramazan’da karnı doyuracak, kursaktan geçecek, orucu tutturacak, sahurda ve iftarda lazım olan, yetmez ama olmazsa olmaz 8 temel ürün: ayçiçek yağı, bulgur, makarna, nohut, kıyma, un, pirinç ve çay. Aynı koli geçen sene 950 TL’ydi. Bu sene aynı markalar ve aynı satılan yerde 1.610 TL Artış yüzde 70. Buradan mübarek Ramazan yaklaşırken oruca niyetlenen ve alışveriş yapması gereken herkesin bu hesabı gözüne, vicdanına emanet ediyorum.

Bu yüzde 70 mi Ramazan kolisinin enflasyonu? Peki reva mı asgari ücretliye verilen zam yüzde 30. Emekliye gelince, son verdiği zam yüzde 15. Geçen Ramazan’dan beri verilen toplam zam yüzde 40’ın biraz üstünde. Tayyip Erdoğan, ben emeklimi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedim, hiçbir zaman ben asgari ücreti enflasyona ezdirmedim diyenleri milletimizin vicdanına havale ediyorum. Milletimizin vicdanına.

Biz Tayyip Erdoğan’la sürekli birbirimizi takip ediyoruz. O, sıcak salonlarda atamadıklarına kendini alkışlatıyor. O da beni takip ediyor, ‘Sayın Özel’ diyor, ‘memleket memleket gezip sarraflara girip, kuyumculara gidip altın hesabı yapıyor’ diyor. ‘Altın hesabını bırak’ diyor ve başka bir yere çağırıyor beni. Çağırdığı tarafa gitmiyorum diye çıldırıyor.

Benim Manisa hariç 54 memlekete 213 ziyaret yapmışım bir yılda. Tayyip Bey deprem bölgesinde bile tek ile gitmiş, saatler kalmış, sıcak bir salonda beşli çeteye ödül dağıtmış. Oysa ben onu ben onu konteynerlara çağırdım. Bir yılda hepiniz evine gireceksiniz dediği 670 bin kişinin sesini duymaya çağırdım. Hatay’daki 222 bin kişiden 215 bininin inin hala konteynerda olduğunu görmeye çağırdım.

Bak, son bulduğum rakam nedir? Asgari ücret ilk 1951’de belirlenmiş. 1951’den bugüne kadar, üstünden 74 sene geçmiş, asgari ücret ilk kez bu sene bir tam altın alamaz duruma gelmiş. Bu hale getiren Erdoğan’ı, ona oy veren ve bu altın hesabını herkesten iyi bilen Ayşe teyzemle Mehmet amcama şikayet ediyorum.

Bu fakirliğin, yoksulluğun temel nedeni ne diye sorarsanız dünyadaki bütün ekonomistler şöyle söyler; Ülkenin tuttuğu yol doğru değil. Birinci Cumhurbaşkanının gösterdiği yön belliyken tersi yöne giden ve gitmek için de herkesi ikna etmeye çalışan bir anlayış var. Gazinin gösterdiği yönde bağımsız yargı, güçlü parlamento, kuvvetler ayrılığı var. Hukukun, kuvvetler ayrılığının ve hukuk devletinin, demokrasinin peşinden gidenlerin 10 kat gerisindeyiz. İyi olduğumuz, gitmeye niyetlendiğimiz yerdekiler.

Hissiyatıyla uyanmalar, alarmla değil kötü haber telefonlarıyla uyanmak artık muhalefetin tümünün ana gündemi, yaşantısının bir parçası. En son 1 milyonu aşan nüfusuyla Van Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyum daha atandı. Dün bunları not almıştık. Bu sabah genel başkanlarıyla da konuştuğum EMEP’in, DİSK’in, toplumsal muhalefetin birer parçaları olan pek çok yapının çok sayıda mensubu bir gerekçeyle, yaratılmaya çalışılan bir algıyla, efendim 5 sene önce bir konferansa davetlilermiş, gitmişler, demokrasi konuşmuşlar, toplumsal muhalefeti güçlendirmeyi konuşmuşlar.

Bugün onların her birisinin kapısına polis dayandı, yeni bir operasyon başladı. Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayarken buna demokratik itirazlar şiddetle ve yeni gözaltılarla ve tutukluluklarla cezalandırılıyor ve 11 ayda 11 belediyeye kayyum atandı. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu hukuksuzluğa kime atandığı ve algı operasyonuyla nelerin söylendiğine bakmaksızın karşı çıkmaya devam ediyor.

Dün güçlü bir heyetle, kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen bir ziyareti Van’a gerçekleştirdik. Van sokaklarındaki bu demokrasi dayanışmasına CHP’nin verilen önem, duyulan güven ve geleceğe dair umut şunu gösteriyor ki adı Zafer Partisi de olsa, DEM’li belediye de olsa, CHP de olsa, Emek Partisi de olsa, yarın başka bir parti de olsa, taban tabana zıt siyasetler de olsa, bu iktidarın karşısındaki bütün muhalefete düşen şudur; kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Antep’te 11 fabrikada işçiler, yemek ücretlerinin, yol ücretlerinin ellerinden alınmasına isyan ediyor. Enflasyon karşısındaki zam talepleri ve AK Parti milletvekilinin fabrikasında ‘zenginliğimizi Allah verdi’ diyen ama çalışanına vermeyenlerin durumu ortada ve buna itiraz eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen önce gözaltına alındı, had bildirildi, akıllı ol dendi, salıverildi. Ardından dün tekrar gözaltına alındı, akıllanmıyorsun deyip hapse atıldı.

Onun isyan ettiği fabrika, AK Parti milletvekilinin fabrikası, 2023 yılında 3 milyar lira ciro yapmış. Ödediği vergi yalnızca 390 bin lira. Dönmüşler emekçinin yemeğine, yol parasına göz dikmişler. Öte yandan Türkiye’nin iki büyük fast food zincirinin 7 bin işçisi konkordato mağduru. Ancak Çalışma Bakanlığı yanlarında duracağına işçiyi yalnız bırakıyor, hak aramalarına engel oluyor. Çayırhanlı madencilerin attıkları her adıma eşlik ettik. Hakkını arayan kim varsa onun da yanında, yakınında, dimdik arkasında durmaya devam ediyoruz.

Gazetecilere, Barış Pehlivan’a, Kürşat Oğuz’a, 20 gündür tutuklu olan Suat Toktaş’a, Seda Selek’e, Serhan Asker’e, 4 yıldan 9’ar yıla kadar hapis cezaları talep edildi. Hesap ediyorlar ki Halk TV’yi susturabiliriz, özgür basını susturabiliriz, gazetecileri sindirebiliriz. Bugün de aralarında 4 gazetecinin de olduğu 52 kişi yeni bir şafak operasyonuyla sindirilmeye çalışılıyor.

Bir yandan bakıyorsunuz çok farklı siyasi partilerin genel başkanları, yöneticileri. Bakıyorsunuz, Erdoğan’ı defalarca yenmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve belediye başkanları, belediye meclis üyeleri. Bir tarafta muhalif olan tüm gazeteciler, bir tarafta sendikacılar, onun yanında TÜSİAD, onun yanında, yanında, yanında, yanında, herkes birden bu iktidarın baskısının altında ve sopasının hedefinde.

Neler oluyor diye bakan ve bu olan bitene biraz uzakta bakıp da bu yaşananları gören vatandaşlarımıza şunu söylemek isterim. Bir Afrika atasözü var, ‘Eğer ormandan aslan, zebra, ceylan, sırtlan hep birlikte aynı yöne kaçıyorlarsa orman yanıyor demektir.’ Ormanı yakıyorlar, memleketimizi yakıyorlar, hep birlikte sahip çıkmak durumundayız

HÜDA PAR hafta sonu ‘Kürt sorunu çalıştayı’ yapmış. Kürt sorununu HÜDA PAR’ın yarattığı zeminde tartışmaya kalkarsak bu parti kendini inkâr etmiş olur. O HÜDA PAR ki domuz bağcılarının partisidir, kadına karşı şiddetin vücut bulduğu partidir, ‘bekar kadınları sahiplendirmek lazım’ diyebilen bir partidir.

O HÜDA PAR bayrağa, devlete, Atatürk’e karşıdır. Demokrasiden yararlanıp demokrasiyi ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. HÜDA PAR’a sesim yok ama Recep Tayyip Erdoğan’a söyleyecek bir sözüm var: Kimler kimlerle beraber Tayyip Bey? Kimler kimlerle beraber?

Son olarak, çok kritik ama sonu güzel bir sürecin içindeyiz. Biraz önce bahsettiğim baskılar, hukuksuzluklar her birimizi bir şekilde tehdit eden kişilere, kurumlara, hatta partilere yönelik siyaset alanıyla ilgili birtakım tasarımları içeren bir sürecin içindeyiz.

Bugün bu kürsüden kayda geçirmek isterim ki Türkiye, sivil darbe dinamiğinin işlediği bir sürecin içindedir. Türkiye’de yaşanan ve yaşatılan süreç bir sivil darbe girişimidir. Darbeyi askerler yaparsa askerî darbedir, siviller yaparsa sivil darbedir ve darbe, ülkeyi yönetenlere karşı yapılır. Bütün dünya muhalefete bakar. 15 Temmuz’da ‘Cumhuriyet Halk Partisi, seçilmiş parlamentonun ve demokrasinin arkasındadır, darbecilerin karşısındadır ve bu darbeye meydan okumaktadır’ diyen kişi benim.

Bir Cumhuriyet Halk Partili de bunun dışında bir tutum ve tavır içinde olmamıştır. Sayın Erdoğan okuduğu bir şiirden dolayı siyasi yasak aldı. Biz o siyasi yasağı desteklemedik. Hatta devamında partisinin başında olup milletvekili olamadığı için Sayın Baykal Anayasa’yı değiştirip o Siirt’teki milletvekilimizi de istifa ettirtip yapılan ara seçimle Erdoğan’ı Meclis’e taşıyıp başbakan yapacak kadar, o sürece olanak sağlayacak kadar bir demokratik olgunluk ve erdem göstermiştir.

“Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor”

Şimdi Ekrem İmamoğlu kendisine karşı açılan 5 ayrı davada ışık hızıyla 2,5 yıl hapsi isteniyor. Sayın İmamoğlu’na 5 ayrı davadan 5 sefer siyasi yasak isteniyor. Ankara’da MİT eliyle tetiklenen bir süreci ifşa etmiş ve o an için o ifşanın üzerinden durdurmuştuk.

Belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz tutuklanıyor. Muhalefetin tüm muhalefet olanakları, sesini duyuracağı televizyon kanalları, haberlerini yapan gazeteciler, onlarla birlikte eylem yapan sivil toplum örgütleri baskı altına alınmaya çalışılıyor ve dört bir yandan bu giderken bu sivil darbe girişimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde.

Türkiye’nin bir sonraki cumhurbaşkanına darbe yapılıyor. Biz bu darbeye teslim olmayız. Ön seçim yapmayalım diye partimizin yönetimine , bu partiyi böldürtmeyiz. Darbeye karşı ayağa kalkan örgütümüzün alnından öpüyorum.”

 

Paylaşın

Bülent Arınç’tan AK Parti’ye “İfade Özgürlüğü Ve Eleştiri Hakkı” Uyarısı

AK Parti’nin kurucularından Bülent Arınç, partisine uyarıda bulunarak, “Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti’nin kurucularından ve eski Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç, sosyal medya hesabından dikkat çeken bir açıklama yaptı. İfade özgürlüğünün ve eleştirinin demokrasinin temel taşı olduğunu vurgulan Bülent Arınç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“‘Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir.’ Mevlânâ Fikir dünyamız durağanlıktan uzak, dinamik ve özgür olmalıdır. Her bireyin aynı şeyi düşünmesi mümkün olmadığı gibi bunun için gayret etmek, herkesi bir düşünce etrafında toplamak ve çok sesliliği yok saymak topluma bir fayda sağlamaz.

İfade özgürlüğü hem anayasada yer aldığı hem de AK Parti’nin iktidara geldiği günlerde hükümet programında ve Avrupa Birliği hedefinde kullandığı en önemli argümanlarından biriydi. Kopenhag Kriterleri içerisindeki siyasî ve hukukî kriterlerden bütün özgürlüklerin bileşkesi saydığımız ifade özgürlüğünü en başa aldık ve bu konuda yasal düzenlemeler yaptık.

Uygulamalarla toplumsal barışa hizmet edecek farklı düşünceleri, bir özgürlük alanı içerisinde bir araya getirdik ve bunda başarılı olduk. Bu bizim hem yurtiçindeki barışımıza yol açtı hem de insanların birbirlerini daha iyi anlamalarına ve birbirlerine tahammül etmesini sağladı. Ayrıca AB nezdinde ve tüm dünyada Türkiye’nin özgür bir ülke olduğunu, herkesin fikirlerini ve düşüncelerini korkmadan ifade edebildiğini ortaya koydu.

O dönemlerde bu yaptıklarımız ile %50 oy oranını yakaladık. Elbette burada hükümet olarak sağlık, ulaşım vs. gibi alanlarda yapılan yatırımlar oldukça etkili olmuştur ancak ifade özgürlüğünün toplumda doğurduğu atmosferin de etkisi azımsanmayacak durumdadır.

31 Mart Seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablonun sebepleri üzerine düşünüldüğünde yukarıda zikrettiğim dönemin aksine ifade özgürlüğü konusunda bazı kısıtlamalara gidiliğini ve bunun da toplumda rahatsızlık yarattığını düşünüyorum. Eleştiri hakkı hakaret, bühtan ve tahkir içermediği müddetçe müdahale edilemez olmalıdır.

“Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır”

Altında imzamız olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarındaki mevcut ilkeleri benimsemiş ve bu ilkeleri yasalarımıza da derc etmiştik. AİHM kararlarındaki çok önemli bir karar da şudur: Siyasetçiler herkesten çok eleştiriye açık ve tahammüllü olmalıdır, eleştiri ne kadar ağır olursa olsun, bütün bunları kabullenmeli ve bundan istifade etme yolunu seçmelidir.

Millî Görüş dönemini bilenler hatırlayacaktır, TBMM’de en sert eleştirileri yapan grup bizdik ve bu siyaset tarzı halk nazarında takdir ile karşılanmıştı. Bunun üzerine de adım adım iktidara yürüdük. Eleştiriler elbette haksız ve yersiz olabilir. Bunun karşısında yapılması gereken bu eleştirilere mümkünse somut örneklerle cevap vererek kendi fikirlerimizi ifade etmektir.

Eleştirileri çeşitli argümanlar ile susturmak ve sindirmek kısa vadede eleştirilene fayda sağlar gibi gözükse de aslında süreç içinde oldukça yıpratıcı ve zarar vericidir. Bu konu hakkında pek çok fikir adamının görüşleri aktarılabilir. Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç özellikle doğu ve batı arasındaki İslam üzerine Şah eserinde şunları aktarır:

Eleştiri, düşünmenin ruhudur. Eleştiri olmayan yerde düşünce donuklaşır. Hakikati aramak için eleştiri gereklidir. Eleştiri hakikatin güneş ışığıdır. Özgürlük insanın yanlış yapma hakkını da içerir. Ancak eleştiri olmaz ise bu yanlışlıklar düzeltilmez.

Sorgulamayan bir toplum köleleşmeye mahkumdur. Hasılı ifade özgürlüğü ve eleştiri hakkı fikir dünyamızın ve buna bağlı olarak siyasetten gündelik yaşama kadar her alanda dinamizmin ana aktörüdür. Fikirlerin özgürce tartışılmadığı – ifade edilmediği bir ortam ise durağan ve tek sesli bir ortam doğurur ki o da terakkinin önündeki en büyük engeldir.”

Paylaşın

Bakırhan, Devlet Bahçeli’ye Seslendi: Erdoğan Çözümün Neresinde?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek, “Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tuncer Bakırhan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“AKP iktidarı kaybettiği yerleri artık sandıkta alamayacağını çok iyi biliyor. Van’ı artık rüyasında bile göremeyeceğini çok iyi biliyor. Onun için kumpaslarla oyunlarla darbelerle bu iradeyi geri almaya çalışıyor. Van halkı, iradesi için günlerdir direniyor. Maalesef bir yargı var, yargı demek için bin şahit gerek.

AKP’nin özel kalem müdürü gibi çalışıyor. Polis talimatla gece yarısı evleri basıyor. Sonra kalkıp yargı kararı diyorlar. Hangi yargı kararı? Sandıkta yenemediğinizi yargı kumpasıyla pusu kurarak almaya çalışıyorsunuz. Van Büyükşehir Belediyemize bir gece yarısı çetevari bir şekilde girdiler. Sizden büyük darbeci, sizden büyük vesayetçi mi var.

Meclis Başkanı’na sesleniyorum. Senin vekilin, Şırnak halkının iradesini temsil eden Newroz Uysal’a yapılan işkenceyi kabul ediyor musun?

Van’dan Tişren’e kadar, bugünkü HDK operasyonuna kadar barış umudunu ortadan kaldırmak isteyen sabotajcı bir akıl var. Toplum 15 Şubat’ta Sayın Öcalan’dan çağrı beklerken iktidar çözümsüzlükte ısrar eden yaklaşımlarıyla topluma mesaj verdi. Bu sabah HDK’ye yapılan operasyonda en az 52 arkadaşımız gözaltına alındı.

Bu siyasi kırım operasyonu ülkenin barış, demokrasi ve çözüm arayışına yönelik topyekün bir saldırıdır. Bu baskıcı ve hukuksuz uygulamayı kınıyoruz, reddediyoruz. Her birimizin bu yolda alnımız aktır. Haklı mücadelemiz devam edecektir. Bu siyasi kırım operasyonlarının sayın Öcalan’dan gelmesi beklenen çağrının arefesinde olması, barış umuduna yönelik saldırıdır.

HDK’yi savunmaya devam edeceğiz. HDK biziz, biz HDK’yiz. Bir operasyon yapacaksanız hepimize yapın… Buradan Devlet Bahçeli’ye de sesleniyorum. Siz Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasından bahsediyorsunuz. Ama ortağınız barış umudunuz yok etmek için son hızla devam ediyor.

“Barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz”

Siz bu sürece doğum sancısı diyorsunuz. iktidarınız bu sürece ölü doğum yaptırmak için çabalıyor. Kürt Türk ittifakını savunmak hepimizin görevidir. Biz barışa, diyaloğa, müzakereye inanıyoruz. Ortağınız ve yürütme erki olan Erdoğan çözümün neresindedir? Bu soruyu biz de 85 milyon insan da merak ediyor.

Bugün Van’da kayyım atanıyor. Yarın Adana’ya İzmir’e de göz dikecekler. Bu sadece DEM Parti’ye yapılan bir şey değildir. Parti meselesi değil, demokrasi meselesidir. Birlikte mücadele etmekten başka şansımız yoktur.

Barış imkanı her konuşulduğunda ‘Kürtler AKP ile anlaşıyor diyenlere sesleniyorum’. Anlaşıyorsak Van’a neden kayyım atandı, neden Van’da gençlerimiz işkence görüyor? AKP ile anlaşan sizsiniz. 22 yıldır AKP ile mücadele eden en güçlü zemin burasıdır. Milletvekillerimiz, siyasetçilerimiz neden cezaevinde. Onlar rahat konforlu alanlarından değerlendirme yapıyorlar.

Antep’te BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklandı, kınıyoruz. Antep’te ciddi bir işçi direnişi var, biz de destekliyoruz. İşçilerin emekçilerin hakkını savunanların yeri cezaevi değildir.

Devlette bir akıl var ki barıştan, çözümden korkuyor. Kürtlerin düşman gibi gösterilmesine can atıyor. Çünkü iktidarları buna bağlıdır. Bu nedenle Kürt halkının her barış talebi kayyımlarla, gözaltılarla, tutuklamalarla sabote edilmeye çalışılıyor. Biz de sürekli güvercin tedirginliğinde yaşamaya devam ediyor.

Sayın Öcalan Kürdü bir tehdit olarak gören devlet algısının ortadan kalkması gerektiğini söylüyor. Gelin eski korkularımızı geride bırakalım diyor. Biz de bu paradigmayı destekliyoruz. Bu ülkenin ortak geleceğini, kardeşçe yaşam umudunu büyütmek istiyoruz.

Sürece ilişkin kaygıları olan muhalefete de seslenmek istiyorum; bu yeni paradigmayla güvenlik-beka uydurmaları statükocuların elinden alınacak, demokratik muhalefete geniş bir kazanım alanı açılacaktır. Onun için bu süreci desteklemek gerekiyor. Bu süreç sadece DEM Parti’nin sorumluluğunu alacak bir süreç değildir. Devletin zulmünün üzerini örten bu örtüyü almaya çalışıyor Öcalan.”

Paylaşın

10 İlde HDK Operasyonu: Siyasetçi Ve Gazeteci 60 Gözaltı Kararı

HDK’ya yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 10 ilde 60 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. HDK’dan, “Tarihten günümüze toplumsal muhalefet susmadı; eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmedi” açıklaması geldi.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 60 şüpheliye yönelik 10 ilde yapılan operasyonlarda 52 kişi gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, HDK hakkında, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan rapordaki tespitlere yer verildi.

Raporda, HDK’nın, “legal görünümlü bir cephe yapılanması ve TBMM’ye alternatif bir meclis, bileşenlerinin ise Halkların Birleşik Devrim Hareketi cephesindeki terör örgütlerinin legal uzantılı yapılanmaları olduğu, meclislerinin KCK sözleşmesiyle özdeşlik gösterdiği, PKK/KCK terör örgütünün talimatları doğrultusunda, legal görünümlü protesto yürüyüşü, basın açıklaması, miting ve benzeri eylem ve etkinlikleri düzenleyerek, toplumsal alanı örgütlediği” iddiaları yer aldı.

Başsavcılığın açıklamasında, yürütülen soruşturma kapsamında, 60 şüpheli hakkında gözaltı kararı alındığı belirtilerek, sabah saat 06.00 itibarıyla şüphelilerin yakalanması için eş zamanlı operasyon düzenlendiği aktarıldı. Açıklamada, şu ana kadar 52 şüphelinin gözaltına alındığı, diğerlerinin yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında DEM Parti, Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP), Yeşil Sol Parti ve HDK yönetici ve üyeleri ile gazeteciler ve sanatçılar bulunuyor.

HDK: Toplumsal muhalefet susmayacak

Hakların Demokratik Kongresi (HDK), operasyona ilişkin açıklama yaptı. “Toplumsal muhalefet susturulamaz, yolundan alıkonulamaz!” başlıklı açıklamada, son dönemlerde arka arkaya yapılan gözaltılar ve tutuklamalar hatırlatıldı:

“Sabahın erken saatlerinde aralarında önceki dönem Eş sözcümüz Esengül Demir’in de olduğu, birçok bileşenimizin, dost kurumların yöneticileri ve aydın, sanatçıların olduğu çok sayıda arkadaşımız gözaltına alındı. Ezilen-emekçi halklarımızın ortak geleceği için demokratik, meşru mücadele veren toplumsal muhalefet, tıpkı kent uzlaşısı ve Van kayyım darbesinde görüldüğü üzere iktidarın emrindeki yargı eliyle tasfiye edilmek isteniyor.

Hukuka takla attıran bu kumpasçı, komplocu akla bir kez daha sesleniyoruz: her türden darbeye karşı tarihten günümüze toplumsal muhalefet susmadı; eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmedi. Susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz!”

Gözaltına alınan isimler arasında eski HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, eski Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı ve Kısa Dalga yazarı Ercüment Akdeniz, EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Halkların Eşitlik ve Demokrasi (DEM) Partisi MYK üyeleri Mehmet Saltoğlu ve Semiha Şahin, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Naci Sönmez, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi Üyesi Ahmet Saymadi de yer alıyor.

Daha önce EMEP ve HDP’den belediye başkan adayı olan Mehmet Turp, Devrimci Parti üyesi Erkin Barkın Göylüler, Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) üyesi Halit Elçi, 2018’de HDK İstanbul İl Eş Sözcüsü olan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi Üyesi Atilla Özdoğan’ın da gözaltına alındığı belirtildi.

DEM Parti: Korkunun ecele faydası yok

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) gazetecilerin ve siyasetçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. DEM Parti’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye bugün de HDK’ye yönelik operasyonla güne uyandı. Aralarında MYK üyelerimiz Semiha Şahin, Mehmet Saltoğlu, HDK önceki dönem Eş Sözcüsü Esengül Demir ile bileşen parti temsilcilerinin bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Açık ki, çözüm ve barış ihtimali birilerinin uykusunu kaçırmaya başladı. Her gün çözüm ve barış isteyenlere operasyonlar düzenleniyor, her gün halk iradesine kayyım atanıyor.

Her gün halkların ittifakına, ortak mücadeleyi büyütenlere saldırılar artıyor. Topluma, halk iradesine, çözüm, demokrasi ve barış arayışlarına karşı topyekun bir saldırı sürdürülüyor. Ancak korkunun ecele faydası yok; bu topraklara barış mutlaka gelecek. Ne yaparsanız yapın, fayda etmeyecek. Halka ve onun siyasal iradesine, toplumsal muhalefete savaş açan bu zihniyet kaybedecek.”

Seyit Aslan: Tek adam iktidarı hedeflerine varamayacaktır

Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, şunları yazdı: “Bir gece yarısı operasyonu ile İstanbul İl Başkanımız, Güngören ilçe başkanımız, yönetici ve üyelerimizin de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bu hukuksuz ve keyfi tutumu kınıyoruz.

Türkiye’yi adeta açık cezaevine dönüştürmek isteyen, tek adam iktidarı hedeflerine varamayacaktır. Faşizan uygulamalarla hak alma mücadelesine, sendikal haklara saldıran, sendika başkanlarını tutuklayan, seçilmiş belediye başkanını görevden alıp kayyım atayan bu anlayışa teslim olmayacağız ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

TGS: Ev baskınları ile gözaltına alınmalarını kabul etmiyoruz

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), gazetecilerin ev baskınları ile gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Sendikanın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Bir sabaha daha gözaltılarla başladık. İstanbul merkezli bir operasyonda meslektaşlarımız Yıldız Tar, Elif Akgül ve Ercüment Akdeniz gözaltına alındı. Bu gazetecilerin adresleri belli. Karakola çağrılmak yerine ev baskınları ile gözaltına alınmalarını kabul etmiyoruz” ifadelerine yer verildi.

Halkların Demokratik Kongresi nedir?

HDK; sosyalist partiler ve sendikalar ile kadın, LGBTİ ve çevre hareketlerinin temsilcilerinin bir araya geldiği bir çatı oluşumu. Bünyesinde başta Aleviler olmak üzere çeşitli inanç topluluklarının üyeler de bulunan HDK ilk kongresini Ekim 2011’de yaptı. Organizasyonun faaliyetleri genel olarak Kürt sorunu, işçi hareketleri, kadın hakları gibi alanlara odaklanıyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Bilirkişi” Davası Açıklaması: Arkasında Erdoğan Var

Hakkında siyasi yasak ve hapis cezası istenen “bilirkişiyi ifşa” davasına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var” dedi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi ifşa” suçlamasıyla hakkında düzenlenen yeni iddianame konusundaki soruları yanıtladı.

Siyaset yasağı ve 4 yıla kadar hapsi istenen İmamoğlu ” “Bugün savcının oluşan iddianamesiyle şu anda beşinci siyaset yasağıyla ilgili iddianame oldu. 25 yılı aşan hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Beni siyaseten devre dışı bırakan kişinin adı da belli, sayın cumhurbaşkanı…” dedi.

İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci… 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianame kaleme alınacak bir şey değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Erdoğan beni hedef gösteriyor.

Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. 25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var.

Heybedeki turplardan kendisi bahsediyor, ceza almalı diyor. İnsanları tehdit ediyor. Sanatçıyı, iş insanını, siyasetçiyi… Kimse konuşmasın istiyor, böyle bir şey olabilir mi? İstediğimiz mertlik. Mertliğin yeri sandık. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır.

Mertliğin simgesi olan Kasımpaşa’nın adına yakışır şekilde davranmaya davet ediyorum sayın Cumhurbaşkanı’nı. Biz mertçe mücadeleye hazırız. Hapse atılan belediye başkanları, genel başkanlar, meclis üyelerinin tek suçu bir kişiye karşı olmak, ona karşı seçimi kazanmak, 20 yıl sonra Türkiye’de birinci parti olmak. Partiye bile göz koydular. Bütün bu süreçleri milletimizin demokrasi aşkına güveniyorum.

İmamoğlu adaylık süreci hakkındaki bir soruya da şu yanıtı verdi: “Partimizin Türkiye demokrasi tarihine geçecek büyük bir demokrasi devrimini yaptığı bir dönemdeyiz. Partimizin tariflediği süreç başlamıştır. Bu hafta cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen insanların başvuru yapması gereken bir hafta.

Milletvekillerimizin desteği süreci belirleyecektir. Benim durumum ortadadır ama milletimizin takdiri ve elbette ki parti üyelerimizin onayı, TBMM grubunda olan milletvekillerimizin tespitleri yol haritamızı çizecektir. Bu haftanın her anını her gününü takip edeceğim, istişare içinde olacağım.”

“Seni her gün sandığa davet edeceğiz”

Öte yandan Ekrem İmamoğlu, Silivri’de kent lokantalarının 17’ncisinin açılışını gerçekleştirdi. Açılış sonrası gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan İmamoğlu, Erdoğan’a “Artık yönetemiyorsun” sözleriyle seslendi.

Erdoğan’ın tek gündeminin kendisi olduğunu söyleyen İmamoğlu, ‘erken seçim’ çağrısını sürdüreceklerini şu ifadelerle aktardı: “Bu millet heyecanla hakkını alacağı sandığı bekliyor. Biz seni her gün sandığa davet edeceğiz. Niye biliyor musun?

Millet hakkını senden de alacak, yaşadığı zorlukların hesabını senden de soracak. Bunu nerede yapacak? Demokrasinin hazinesi olan sandıkta yapacak Vatandaşla sandığın arasında kimse girmez. O sandıkta hesap sorulacak. Milletimiz hesap sormaya hazır mı? Biz de bir milim geri adım atmadan tam yol ileri deyip sizin bu gücünüzle yola çıkacağız.”

Yemek dağıtımında da, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının belirlenme sürecine dikkat çeken ve gençlere ‘partiye üye olma’ çağrısı yapan İmamoğlu, şunları kaydetti:

“Özellikle sevgili gençler, önümüzdeki süreçte cumhurbaşkanı adayını belirleyecek olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin önseçiminde oy kullanmak üzere ve bu sürecin bir neferi, bir parçası olmak üzere sizleri Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye olmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Özel’den Partililere “Kılıçdaroğlu” Talimatı: Hakkında Konuşmayın

CHP Lideri Özgür Özel’in partisinin MYK toplantısında, CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında değerlendirmede bulunmadığı ve bu konuda partililere de konuşmaması yönünde bilgi verdiği öğrenildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında toplandı. Yaklaşık dört saat süren toplantının ana gündemini, belediyelere yönelik operasyonlar, ön seçim süreci, gündemdeki gelişmeler oluşturdu. ‘Şaibe’ iddialarıyla inceleme başlatılan CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı toplantının ana gündemlerinden biri oldu.

Edinilen bilgiye göre, MYK toplantısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şaibeli kurultay konusuna ilişkin bir değerlendirme yapmadı. Sadece bu konuda partililerden öneriler aldı. Özel’in Kılıçdaroğlu’na yönelik bir değerlendirmede bulunmadığı ve bu konuda partililere de konuşmaması yönünde bilgi verdiği öğrenildi. Özel, bu konuda eski genel başkanlar hakkında yorum yapmanın doğru olmayacağını belirtmişti.

Konuyla ilgili Artı Gerçek’ten Seda Taşkın‘a konuşan CHP’li bir yetkili “Partide Kemalciler, Özgürcüler polemiği oluşturup bizi tuzağa çekmeye çalışıyorlar. Karşımızda demokrasinin D’sinden anlamayan bir iktidar var. Biz onların bu oyununa gelmeyeceğiz” dedi.

Kurultayın yeniden yapılacağı ve kayyım atanacağı iddialarına ilişkin de değerlendirmede bulunan partili, bu iddialara ilişkin, “Hukukun olmadığı bir yerde her şey olabilir. CHP’nin veremeyeceği hesabı yok” açıklamasında bulundu.

Toplantının gündemlerinden birisi de 23 Mart’ta yapılacak ön seçim oldu. Edinilen bilgiye göre, CHP ön seçimde geniş bir katılım bekliyor. Bu konuda cumhurbaşkanı aday adayı olacak kişiler için de sürecin kolaylaştırılacağı belirtildi. Bu konuda milletvekillerine isteyen kişilere imza verebileceği açıklamasında bulunuldu. Aynı milletvekilinin farklı aday adaylarına oy kullanabileceği belirtildi. Görüştüğümüz partililer, cumhurbaşkanı aday adayı olma konusunda bir sınırlamanın olmayacağını belirterek, aday adaylarına gereken desteğin verileceğini de aktardı.

Edinilen bilgiye göre, ön seçim süreci tamamlandığında belirlenen isim 72 saatlik itiraz sürecin ardından meclis grubuna sunulacak. Artı Gerçek’e bilgi veren bir partili, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesiyle birlikte çalışma ofisinin kurulacağını da aktardı. Buna göre CHP Genel Merkezi idari bir ofis gibi kullanılacak ve kampanya cumhurbaşkanı adayının çalışma ofisinden yürütülecek.

50 bin kişi CHP’ye üye oldu

Bu arada Özgür Özel’in, üyelik için katılım çağrısının karşılık bulduğu belirtildi. Görüştüğümüz partililer, 50 bin kişinin çağrı üzerine katılım yaptığını söyledi. Aynı partili, ön seçimle ilgili reklam kampanyası başlayacağını da duyurdu.

Muharrem İnce’nin bir süredir CHP’ye katılması bekleniyordu. Bu konuda görüş aldığımız bir partili ise partilere yapılan ziyaretler kapsamında Memleket Partisi’ne de bir ziyaret gerçekleştirileceğini belirterek, katılma konusunun bu ziyarette gündeme geleceğini aktardı. Aynı partili, partilerine çok sayıda siyasetçinin katılma talebinin olduğunu ekledi.

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ Hakkında 4 Yıl 8 Aya Kadar Hapis Talebi

Ümit Özdağ hakkında “Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret” suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İddianamede, Erdoğan “müşteki”, Ümit Özdağ ise “şüpheli” olarak yer aldı.

İddianamede, Özdağ’ın gerçekleştirdiği söz ve beyanları ile Cumhurbaşkanına Hakaret suçunu işlediği, Cumhurbaşkanına yönelik söylediği kabul edilen ifadelerin Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını zedeleyici söz ve beyanlar olduğu belirtildi.

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ hakkında Antalya konuşması nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi.

Özdağ’ın söylediği ifadelerin TCK 299/1-2 maddesinde belirtilen “Cumhurbaşkanına hakaret” kapsamına girdiğini savunan savcılık, 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame düzenleyip Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. İddianamede ayrıca siyasi yasak da talep edildi.

Ne olmuştu?

Özdağ, Antalya İl Başkanları İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Emin olun ki son 1.000 yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi, Erdoğan’ın ve AKP’nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir. Hiçbir Haçlı Seferi, Türk Devleti’ne casusları sokamamıştır” demişti.

Erdoğan döneminde Türk milletinin geniş kesimlerinin “Allah’la aldatanlardan dolayı dinlerinden soğumaya başladığını” belirten Özdağ, Erdoğan döneminde “deist, ateist oranının yüzde 16’yı aştığını” öne sürmüştü.

Özdağ ayrıca, “Erdoğan, Türk milletinin devletini tarikat ve cemaatler arasında dağıtarak, şirk koşanları devlete ortak ederek, Türk milletinin inancına zarar vermektedir, milyonlarca sığınmacı ve kaçağı Anadolu’ya sokarak, Türk milletinin kültürünü tahrip etmektedir. Yaşanan şey aslında bir AKP faşizmidir” ifadelerini kullanmıştı.

Bu konuşmasından bir gün sonra Ankara’da gözaltına alınan ve İstanbul’a getirilen Özdağ ertesi gece yarısı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla tutuklanıp Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne konmuştu.

Özdağ’ın tutuklanmasına gerekçe suçlamayla ilgili soruşturma devam ederken bu konuşması nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlenmişti.

Paylaşın

İmamoğlu: Erdoğan’ı Mertçe Mindere, Sandığa Davet Ediyorum

Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız” dedi ve ekledi:

“Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “bilirkişiyi ifşa” suçlamasıyla hakkında düzenlenen yeni iddianameye ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Siyaset yasağı ve 4 yıla kadar hapsi istenen Ekrem İmamoğlu ” “Bugün savcının oluşan iddianamesiyle şu anda beşinci siyaset yasağıyla ilgili iddianame oldu. 25 yılı aşan hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Beni siyaseten devre dışı bırakan kişinin adı da belli, sayın cumhurbaşkanı…” dedi.

İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci… 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianame kaleme alınacak bir şey değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Erdoğan beni hedef gösteriyor.

Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. 25 yıla yakın hapis cezasıyla yargılanan ve hakkında siyasi yasak istenen ben diyorum ki bütün bunların arkasında sayın Cumhurbaşkanı var.

Heybedeki turplardan kendisi bahsediyor, ceza almalı diyor. İnsanları tehdit ediyor. Sanatçıyı, iş insanını, siyasetçiyi… Kimse konuşmasın istiyor, böyle bir şey olabilir mi? İstediğimiz mertlik. Mertliğin yeri sandık. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır. Mertliğin simgesi olan Kasımpaşa’nın adına yakışır şekilde davranmaya davet ediyorum sayın Cumhurbaşkanı’nı. Biz mertçe mücadeleye hazırız.

Hapse atılan belediye başkanları, genel başkanlar, meclis üyelerinin tek suçu bir kişiye karşı olmak, ona karşı seçimi kazanmak, 20 yıl sonra Türkiye’de birinci parti olmak. Partiye bile göz koydular. Bütün bu süreçleri milletimizin demokrasi aşkına güveniyorum.”

“TÜSİAD konuşmuş, konuşacak”

TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras, yaptığı bir konuşmada, iktidara sert eleştiriler getirmiş ve ardından bu konuşmaya soruşturma başlatılmıştı. İmamoğlu, TÜSİAD’a başlatılan soruşturmaya da tepki gösterdi.

İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu’na yapılan bu taciz, bu süreç o kurum ve kuruluşların içinde olan kişilere yapılsa, size, ailenize, kuruluşunuza yapılsa ne yapacaksınız, mutlu mu olacaksınız? Olmayacaksanız siz de ses çıkaracaksınız. O nedenle TÜSİAD konuşmuş, konuşacak. Ben olsam TÜSİAD üyelerinin yerinde konuşurum, hepsi tek tek konuşmalı” dedi ve şu vurguları yaptı:

Arkamda duyduğum en büyük gücün de 86 milyon insanımızın o duygularıdır. İddianame benim hiç umurumda değil, vız gelir tırıs gider. Bahsi geçen konudaki 4 gazeteci dostuma da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Demokrasinin olmadığı yerde sermaye de gelmez üretim de olmaz. Milletimize ve geleceğine yazık ediyorsunuz.

İmamoğlu adaylık süreci hakkındaki bir soruya da şu yanıtı verdi: “Partimizin Türkiye demokrasi tarihine geçecek büyük bir demokrasi devrimini yaptığı bir dönemdeyiz. Partimizin tariflediği süreç başlamıştır. Bu hafta cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen insanların başvuru yapması gereken bir hafta.

Milletvekillerimizin desteği süreci belirleyecektir. Benim durumum ortadadır ama milletimizin takdiri ve elbette ki parti üyelerimizin onayı, TBMM grubunda olan milletvekillerimizin tespitleri yol haritamızı çizecektir. Bu haftanın her anını her gününü takip edeceğim, istişare içinde olacağım.”

“Bu millet cesur olanı, mert olanı sever”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladıktan sonra sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da şu ifadeleri kullandı:

“Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden Açıklama: Eşitlik Temelinde Çözüm

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Bu süreçte halkımızın beklentisi ve umudu, özgürlük, barış ve eşitlik temelinde bir çözümdür” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, DEM Parti Milletvekilleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit ve Mehmet Kamaç ile Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından oluşan heyetin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temasları sürüyor.

Heyet bugün de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi. Neçirvan Barzani’nin ofisinde gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 buçuk saat sürdü. Görüşmede İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelere ilişkin bilgilendirmede bulundu, Barzani’nin sürece ilişkin görüş, öneri ve düşüncelerini aldı.

Görüşme sonrası açıklama yapan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, “Başkan Mesut Barzani ile görüşmelerimize başladık, 1 saat 45 sürdü. Heyetimiz Sayın Öcalan’ın selamlarını ve çözüme dair mesajlarını aktardı. Bugün de Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşme gerçekleştirdik. Aynı şekilde Sayın Öcalan’ın selamlarını, çözüm sürecinin gelişmesi için Sayın Öcalan Mesut Barzani’nin düşüncelerine ve Neçirvan Barzani’nin düşüncelerine önem veriyor” dedi.

Görüşmelerde Kürtlerin geleceği üzerine konuştuklarını ifade eden Bayındır konuşmasına şu şekilde devam etti: “Çözüm ve barış nasıl gelişir, Kürt aktörlerinin bu süreçteki rolleri nasıl olmalı üzerine konuştuk. Kürt halkı ve Ortadoğu halklarının Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü bekliyor. Kürt sorununu Türkiye’de çözümü pozitif olarak Ortadoğu’ya etki edecektir.

Kürt sorunu bölgesel ve ulusal bir sorun haline geldi. Dünyanın tüm güçleri Kürt sorununun çözümü için konuşuyor. En büyük rolü oynayacak olan da Kürt aktörlerdir. Sayın Öcalan çözümün gelişmesi için büyük inisiyatif alarak, Kürt sorununun şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine çekmeye çalışıyor. Bu yol haritası Ortadoğu’daki kaos ve krizi de sonlandıracaktır.

“Halkımızın beklentisi eşitlik temelinde bir çözüm”

Bu konuda Sayın Mesut Barzani büyük bir destek verdi, sürece destek vereceğini söyledi. İki gündür Erbil’deyiz, iki önemli görüşme gerçekleştirdik ve iki görüşme de iyi geçti. Bu görüşmelerin sonuçları sadece Kürt halkının geleceği için değil, Ortadoğu halklarının geleceği için de önemli olacaktır. Tüm krizlerin demokratik ve hukuk temelinde çözülmesi için de ön açıcı olacaktır. Bu süreçte halkımızın beklentisi ve umudu, özgürlük, barış ve eşitlik temelinde bir çözümdür.

Kürt aktörler, Kürt halkının tüm kurum ve kuruluşları, bu meseleye ulusal bir temelde yaklaşıyor. Bu sürece desteklerini ifade ediyor. Heyetimiz Erbil’deki ziyaretlerinin tamamlıyor ve buradan Süleymaniye’ye geçiyoruz. Bafil Talabani ve Kubat Talabani ile görüşmemiz olacak. Bu görüşmelerin ardından yazılı bir açıklama yapacaktır. İmralı Heyeti adına Erbil’de Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani ile yaptığımız görüşmeler nedeniyle teşekkür ederiz.”

Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Hakkında İstenen Toplam Hapis Cezası 23 Yılı Aştı

Bilirkişi S.B. soruşturmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep edildi.

Haber Merkezi / Ekrem İmamoğlu, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan ‘bilirkişi S.B’ soruşturması davaya dönüştü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu hakkında, “yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla iddianame hazırladı.

Savcılık, İmamoğlu’nun 27 Ocak’ta düzenlediği basın toplantısında, bilirkişi S.B.’yi soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar vermesi amacıyla alenen hedef gösterdiğini iddia etti. İmamoğlu’nun 2 yıldan 4 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep savcılık ayrıca İmamoğlu’na siyasi yasak istedi. İddianame ile ilgili sosyal medya hesaplarından açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bir kez daha Erdoğan’ı hedef aldı.

Ekrem İmamoğlu, “Hakkımda 25 yıl hapis cezası istenen davaların altında Sayın Cumhurbaşkanının imzası vardır, başkasının değil, kimseyi kandıramazsınız. Kendisini mertçe mindere, sandığa davet ediyorum. Kasımpaşalı gibi davransın, Bizans oyunlarıyla yargı aracılığıyla ayak oyunları yapmayı bıraksın. Bu millet cesur olanı, mert olanı sever” dedi.

İstanbul Güreş İhtisas Eğitim Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı Spor Tesisi Temel Atma Töreni’nde iddianameye ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Yargı sistemimize büyük bir kara leke gibi işlenen zaman dilimini yaşıyoruz. İddianameyle şu anda beşinci siyaset yasağı süreci ve 25 yılı aşan bir hapis cezasıyla yargılanan bir kişi durumundayım. Bırakın iddianameyi, kaleme bile alınacak işler değil. Beni siyasette devre dışı bırakma çabasını gösteren kişinin adı belli. Sayın Cumhurbaşkanı” diye konuştu.

Erdoğan’ın 2019 yerel seçimlerinin ardından İstanbul’daki oylamaya ilişkin olarak yaptığı, “İstanbul’da 13 bin oy farkla kimsenin ‘kazandım havasına’ girmeye hakkı yok” ifadelerini hatırlatan İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“2019’dan bu yana Cumhurbaşkanı bu hamleleri birkaç kez daha yapmıştır, denemiştir, normalleştirmişti. Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) etki altında tutmak adına ‘Sen 13 bin oyla İstanbul’da seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ diyecek kadar… Ki demokraside 1 oyla bile seçim kazanılır. O günden bugüne muhtelif konuşmalarıyla Türkiye demokrasisini zedelemiştir. Hukuk ve yargı sistemini kötü etkilemiştir.”

Yaşadığı soruşturmalardan Erdoğan’ı sorumlu tutan İmamoğlu, “Bu süreçlerin tamamının savcılığına soyunanlar kendileri. Bunu kendi diliyle ifade ediyor ama sonra da ‘Beni ilgilendirmiyor, bu yargının işi’ diyecek kadar da sürece talihsiz açıklamalar yapıyor. 25 yıla yakın hapis cezası ile yargılandığım sürece dair ve ayrıca beş kez siyasi yasak getirilmeye çalışılan kişi olarak ben diyorum ki; ‘Bütün bunların arkasında Sayın Cumhurbaşkanı var'” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın kendisini hedef gösterdiğini savunan İmamoğlu katıldığı “güreş tesisinin temel atma törenindeki” konuşmasında “mertçe güreşme” vurgusu yaptı.

“Er meydanında mertçe güreşilir. Demokrasi de öyle bir şeydir. Mertliğe davet ettim defalarca ama tercih başka. Heybeden, turplardan bahseden kendileri. Mertliğin yeri de sandık. Hukuksuzlukla düze çıkamayız. İddianameler vız gelir tırıs gider. Sandıkta oy kullanılır, millet kimi tercih ediyorsa o koltuğu alır. Biz mertçe mücadeleye hazırız.”

İmamoğlu hakkında ocak ayının sonlarında soruşturma başlatıldığı duyurulmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır” denilmişti.

“Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir” ifadeleri de yer almıştı.

Öte yandan, İmamoğlu da geçtiğimiz günlerde, Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu döneme ilişkin ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla açılan siyasi yasak ve hapis istenen davaya da atanan bilirkişi S. B. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘Görevin Kötüye Kullanılması’, ‘Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik’, ‘Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Ekrem İmamoğlu bilirkişi hakkında neler demişti?

Ekrem İmamoğlu, 27 Ocak’ta Saraçhane’deki belediye binasında gerçekleştiği basın toplantısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri ile ilgili soruşturmalarda sürekli bilirkişi olarak atanan S.A.’nın ismini açıklayarak, art niyetli olduğunu söylemişti.

2015’te Beylikdüzü Belediye Başkanlığı sırasında yapılan ihaleyle ilgili açılan davada, Danıştay’ın lehte karar vermesine rağmen ihalenin yeniden dava konusu olduğunu belirten İmamoğlu, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu bilirkişi, raporunu sundu, ihalede sorumluluğum olduğunu iddia etti. Belediye iç denetçisinin raporu hakkında işlem yapmamışım. İddianameye girdi. Bu iddia çok ciddi ve önemli. Yalnız ortada bir sorun var. Böyle bir rapor yok. 2 Şubat 2024’te, İETT hakkında yürütülen bir soruşturmaya, yine bilirkişi olarak S. Bey atandı. Geçtiğimiz Eylül ayında, asfalt firmamız İSFALT ile ilgili yürütülen bir soruşturmada da bilirkişi olarak yine S. Bey tercih edildi.

Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarının ardından, konunun İBB’ye getirilmek istendiğini belirtmiştim. İşte bilirkişi S. Bey’e verilen bu 2 dosya da aynı soruşturmada yer alıyor. 2018 yılında İSBAK şirketimizde yapılan bir ihale ile ilgiliydi. Usulsüzlük tespit ettik. Mahkemeye verdik. Mahkeme, 2023 yılında bu soruşturmada, yine ünlü bilirkişi S. Bey’i tercih etti. Sonuç ne oldu? S.Bey, ‘usulsüzlük var’ dediği dosya için, ‘kusur yok’ raporu verildi.”

“Bilirkişinin ifşa edilmesi” soruşturmasında istenen cezalar belli oldu

Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısında adı geçen bilirkişiyle bir telefon görüşmesi yapan ve bu görüşmeyi yayınlayan gazeteciler hakkında da iddianame hazırlandı. Görüşmeyi yapan gazeteci Barış Pehlivan ile Halk TV Programlar Müdürü Kürşad Oğuz’a “kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kayıt etmek”, “yargı görevini yapanı etkileme”, “kayda alınan konuşmaların basın, yayın yoluyla yayınlanması” suçlarından 6 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası istendi.

Soruşturma kapsamında tutuklanan Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş, Seda Selek ve Serhan Asker’e “kayda alınan konuşmaların basın yayın yoluyla yayınlanması” ve “yargı görevini yapanı etkileme” suçlarından 4 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Bilirkişi S.A. şikayetçi oldu

Toplantıda, Cumhurbaşkanı’nın sık sık kullandığı “Turpun büyüğü heybede” sözlerini 71 yaşındaki bilirkişi için sarf eden İmamoğlu’nun tüm ifadeleri iddianamede yer aldı. İddianamede müşteki olarak yer alan S.A. ise suçlamaları reddetti ve hiçbir zaman hukuksuz bir işe imza atmadığını söyledi.

Bilirkişi, İmamoğlu’nun açıklamaları sonrası sosyal medyada hakkında karalama kampanyaları yapıldığını söyleyerek şikayetçi oldu. Bugüne kadar 24 CHP’li belediye hakkındaki soruşturmalarda bilirkişi olarak görev yaptığını söyleyen S.A bunlardan 22’sini soruşturma dosyasına sunduğunu belirtti.

Başsavcı Akın Gürlek davasında ilk duruşma 11 Nisan’da

İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili sözleri nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame ise kabul edildi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, İmamoğlu’nun 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor. Davanın ilk duruşması 11 Nisan’da görülecek.

İddianamede, İmamoğlu “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermekle” suçlandı.

Anadolu Ajansı’na göre İmamoğlu’nun ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesi kapsamında “atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılması” talep edildi.

İmamoğlu iddianamenin tarafına ulaştırılmadan önce basına sızdırılmasına sosyal medyada tepki göstermişti: “Daha mahkemeye ve avukatlarıma gönderilmeden iktidar medyasına dağıtılan evrak paniklerinin resmidir… Erdoğan, belli ki seçimde milletin önüne mertçe çıkmak yerine, masabaşı oyunlarıyla ayakta kalacağını sanıyor. Milletimiz demokrasiye ve kendi seçme hakkına zerre itibar etmeyene artık itibar etmemektedir. Bunu da heybenize yazın.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de “Beş gün içinde iddianame yazılıyor. Koskoca Cumhuriyet Başsavcılığının başka hiç mi işi yok?” dedi.

Paylaşın