Özel’den “Seçim” Çıkışı: Kimden Korktukları Belli

Erdoğan’ın “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözlerine gönderme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!'”

“İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.”

Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından tutuklanmıştı. Ardından İçişleri Bakanlığı, Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler’in görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beykoz Belediyesi’nin önünde açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarının satır başları şöyle: “Dün akşam geç saatlerde Brüksel’den döndük. Brüksel’de AB’ye tam üye olan ülkelerin, o ülkelerden siyasi akrabamız olan partilerin o ülkelerdeki başbakanları ile Cumhurbaşkanları ile bakanlarıyla ayrı ayrı görüşmeler yaptık. Toplu olarak orada bir çaba içinde olduk.

Çabamız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği çağdaş medeniyetleri yakalama, geçme idealini sürdürdüğümüz, gelişmiş dünyanın modern dünyanın demokratik dünyanın bir parçası olan Türkiye’yi hak ettiği yere yeniden cumhuriyetin ikinci yüzyılında, birinci yüzyılında Türkiye’yi kimler kurtardıysa, Cumhuriyet nasıl kurulduysa o dönemin zorlukları nasıl aşıldıysa, nasıl bilime önem verilerek ülkenin yönü çağdaşlaşmaya doğru döndürülerek yüzyıl sonra bunu başarmaya azimli olduğumuzun, Türkiye’nin demokratikleşmesini, yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tesis edip, Kopenhag kriterlerini birer birer yerine getirip Türkiye’yi güçlü, AB’nin ayrılmaz bir parçası ve tam üyesi yapma hedefimiz ile ilgili sürdürdüğümüz çalışmaları Brüksel de de devam ettirdik.

Demokrasi trenine bindik işimize gelirse ineriz diyenlerin trenden indiğini görüyoruz. Beykoz’u hedef alayım onları parçalayayım diye düşünerek belediye başkanlarımıza operasyon çektirmekteler. Beykozlular seçimde mahalleleriyle, aklı selim ile vicdanlarıyla her iki kişiden birisi Alaattin Köseler’e oy vermiştir.

Savcılara verdiğimiz dosyalarda hiç adım atılmazken, belediye başkanlarımıza gündelik meseleler üzerinden hesap sormaya, onları itibarsızlaştırmaya, CHP gibi temiz bir sayfaya yargı ile el uzatıp bizi kirletmeye çalışıyorlar.

“Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık”

1 milyon 700 bin kişi 23 Mart günü adayımız olmak isteyen Ekrem Başkan’ın arkasında durmak için yola çıktık. Kendiliğinden onu aday çıkarmadık. Bundan sonra da her zaman olacağı gibi aday kararını partinin kayıtlı tüm üyelerine emanet ettik. Adayımızın tam arkasına geçerek 1 milyon 700 kişi ‘O benim adayımdır’ diyecek ve daha çok çalışacak.

Bu Ahmet Özer’e de Rıza Başkan’a da Alaattin Başkan’a da iyi gelecek. Biz korkmadan mücadele edeceğiz. Beykoz’da da İstanbul’da da Türkiye’de de her şey çok güzel olacak.

Erdoğan kendi sözünün yankısıyla uyuyamamaktadır. Onun kendi sesi kendini çıldırtmaktadır. Lafın özü şudur. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder! İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır!’ İstanbul’u kaybettim, Türkiye’yi kaybedeceğim korkusu, İstanbul’u kazandı, Türkiye’yi kazanacak kaygısına dönüşünce Erdoğan’ı bu bulunduğu duruma sürükledi. Keşke bunun zararı kendisine olsa ama bunun zararı bir bütün ülkeye oluyor.

Bugün Erdoğan İstanbul’da özel seçtiği ilçelerde, özel seçilmiş hedeflerle yargı eliyle belediye başkanlarımıza operasyon çekilmektedir. Kurumsal hedef Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedefi kişisel hedef de Beykoz’daki her bir bireyin kendi iradesidir.”

Paylaşın

İmamoğlu, Adaylık Kampanyasını Başlattı: Milletin Hakkı Milletin Olacak

Sosyal medya hesabından cumhurbaşkanlığı adaylığını duyuran İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek” dedi ve ekledi:

“Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP önseçimi ve cumhurbaşkanı adaylığı için kampanyasına start verdi.

İmamoğlu, partisinin 23 Mart’ta yapacağı ve tek aday olarak gireceği ön seçimle ilgili sosyal medya hesabından bir video paylaştı.

Paylaşımına “Önce aday, sonra Cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ortak akıl ve uzlaşmayla Türkiye yeniden ayağa kalkacak, milletçe birliğimizi ve kardeşliğimizi yeniden kazanacağız” notunu düşen Ekrem İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, sevgili vatandaşlarım. Önce aday, sonra cumhurbaşkanı olma iddiasıyla yola çıkıyorum. Ben bir makama değil, zorlu bir mücadeleye adayım. Tek derdim, tek hayalim, bu iktidarın yerle bir ettiği devlet yapısını, ekonomiyi, demokrasiyi, hukuku, eğitimi, sağlığı yeniden inşa etmek.

Devleti bir avuç insanın değil, milletin çıkarlarının, milletin güvenliğinin bekçisi haline getirmek. Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz. Bu bozuk düzeni ancak her aşaması en geniş uzlaşmayla belirlenen, ilkeli, erdemli bir dayanışmayla değiştirebiliriz.

“Milletin hakkı milletin olacak”

Partimizin gerçekleştireceği ön seçim, ortak aklın, uzlaşma ve dayanışmanın ilk adımıdır. Ön seçimde ortaya koyacağımız irade bu bozuk düzeni değiştirmek isteyen herkese uzatılmış onurlu güçlü bir dost ile olacak.

Ön seçimde partimiz bir kurtarıcı belirlemeyecek, biz 23 Mart’ta partimizin iradesini ortaya koyacağız ve bu ülkenin tüm cumhuriyetçilerine, demokratlarına, yurtseverlerine dönüp ‘Kurtuluş yok tek başına haydi hep birlikte görev başına’ diyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi başaracak, Türkiye kazanacak. Milletin hakkı milletin olacak.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: 40 Yıllık Beladan Kurtuluyoruz

Abdullah Öcalan’ın PKK’ya kendini feshetmesi ve silah bırakma çağrısına ilişkin konuşan Erdoğan, “40 yıldır milletimizin kanını, canını ve kaynaklarını sömüren bir beladan kalıcı ve kati olarak kurtulmaya hiç olmadığı kadar yakınız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan güvenlik güçleriyle iftar programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Milli Mücadele’nin en çetin günlerinden 15 Temmuz ihanetinin püskürtülmesi ne kadar İstiklal ve istikbalimiz uğruna can veren alkanlarıyla kara toprağın sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle minnetle tazimle iade ediyorum.

Mukaddes kitabımız ve hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim bizlere şehitlerin ölmediğini yaşadıklarını bizim bunu hissedemeyeceğimizi Allah katında onların rızıklandırdıklarını bildiriyor biz de bu ilahi müjdeye inanıyor tüm kalbimizle iman ediyoruz biliyoruz ki şüheda yani şehitler peygamberlere özellikle de peygamberimize komşudur. Evliya yurdu dervişler ortağı şüheda bu aziz topraklar için bedel ödeyen gazilerimize de ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

İstiklal marşı şairimiz merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle aslında hepimiz şehit torunuz şehit ahdiyiz bu yüksek şuurla şehit ve gazilerimizin emanetlerine tam bir hürmet içinde sahip çıkıyoruz inşallah bundan sonra da onların emanetini yere düşürmeyecek uğruna can verdikleri veya bedel ödedikleri idealleri en güçlü şekilde yarınlara taşımaya gayret edeceğiz öyle diyor Akif şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda canı cananı bütün varımı alsın da Huda etmesin tek vatanımdan beni dünyada Huda.

Siz kıymetli kahramanlarımız bu ülkenin ve milletin düşmanlarının aşamadığı hiçbir zamanda aşamayacağı çeliktensiniz aşamadılar Cudi’de aşamadılar Tendürek’te aşamadılar Besler Deresi’nde aşamadılar oralarda onları illerine gömdün ve şu ana kadar o imanla o aşkla yine gömmeye devam edeceksiniz ben buna inanıyorum.

Sizler koleji ile jandarmasıyla sahil güvenliği ile güvenlik korucusuyla işte bugün burada olduğu gibi yan yana sırt sırta olduğunuz müddetçe Allah’ın izniyle kimse bizi bu topraklardan söküp atamaz. Mülkümüz canımız bayrağımız ve bütün kutsal değerlerimizi emniyet altındaysa hiç kuşkusuz bunda sizin çok büyük emeğiniz var.

Türkiye’nin güvenliği için nasıl büyük bir özveri de bulunduğunuzu gayet iyi biliyorum Rabbim hepinizden razı olsun ayağınıza taş değdirmesin kıymetli kardeşlerim üç kıtanın tam kalbinde yer alan vatanımız stratejik olarak bizlere eşsiz imkanlar sunma yanında zorluklarını da bünyesinde küresel güç rekabeti bölgemizde cereyan ettiği için Türkiye olarak biz de her türlü gelişmeden doğrudan etkileniyoruz.

Hadiseleri tribünden seyretme lüksüne sahip değiliz her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmak bölgemizdeki olayları ülkemizin izni olacak şekilde yönetmek yönlendirmek mecburiyetindeyiz hamdolsun özellikle son yıllarda bu konuda çok başarılı bir sınav verdik.

Komşumuz Suriyelileri 13 sene boyunca bedel ödeme pahasına doğru olanı ahlaki ve vicdani olanı yaptık, her türlü riski göze alarak bir utanç lekesini tarihimize bulaştırmadık hatırlayın bu süreçte çok ağır baskı gördük acımasızca eleştirildik hatta ihanetle suçlandık peki sonuçta ne oldu ırkçılık yapanlar kaybetti.

Mazlumları otobüslere doldurup terör örgütlerine ve eli kanlı zalimlere göndermek isteyenler kaybetti.8 Aralık’ta Suriye halkı 61 yıllık karanlığın ardından zalim rejimi devirdi ve özgürlüğüne kavuştu devrimden bu yana 133 bin Suriyeli misafirimiz gönüllü ve onurlu bir şekilde doğdukları topraklara geri döndü bugüne kadar Suriye’ye güvenli bir şekilde dönen kardeşlerimizin sayısı ise 873 bini buldu Suriye’de düzen ve istikrar güçlendikçe inşallah bu sayı daha da artacak daha önce de dikkat çektiğim gibi kimseyi zorlamayacağız ama dönmek isteyen kardeşlerimize de gereken kolaylığı sağlayacağız.

Gezi olaylarında, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişiminde, 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsünde ve nice hain saldırıda ülkemizdeki bazı çevrelerin nerelere savrulduğunu hiçbirimiz unutmadık, unutmuyoruz. Türkiye maruz kaldığı onca ihanete, saldırıya rağmen bugün güvenlik noktasında herhangi zafiyet yaşamıyorsa, bugün sebebi vaktinde atılan uzak görüşlü adımlarımızdır. Bu süreçte en büyük kazanımlarımızdan biri de FETÖ’nün tasfiyesidir.

FETÖ devletimizi içeriden çökerten habis ur misali ülkemiz aleyhine tetikçilik yapmıştır. Birçok ihanetin, kalleşliğin, operasyonun gerisinde bu örgüt bulunuyordu. Emniyet teşkilatımız, ordu ve jandarmamızı FETÖ’cü hainler başta olmak üzere hukuk dışı yapılardan temizledikçe hem kendimize güvenimiz attı hem de suç örgütlerine daha güçlü mücadele imkanına kavuştuk. Sınırlarımız içindeki terör tehdidi hamdolsun bitme noktasına geldi.

Bir dönem teröristlerin cirit attığı köy, mezra ve yaylalarda güven ve huzur ortamı hakim. Irak ve Suriye’de yaptığımız harekatlarla terör unsurlarını sınırlarımızdan uzaklaştırdık. Bugün terörsüz Türkiye diye tarif ettiğimizde hedefimizde pek çok taşı, mayını, engeli temizledik. Terörle mücadele eylemimiz çok sık eleştirildi; hatta sabote edilmek istendi. Asla yılgınlık göstermedik, emin adımlarla ilerledik.

Bugün terörsüz Türkiye hedefini tüm boyutlarıyla gerçekleştirme noktasında daha güçlü daha kararlı daha avantajlı bir konumdayız. 40 yıldır milletimizin kanını, canını ve kaynaklarını sömüren bir beladan kalıcı ve kati olarak kurtulmaya hiç olmadığı kadar yakınız. Milletine karşı sorumluluk dışı taşıyan siyasetçinin böylesi bir fırsata sırtını dönmesi düşünülemez. 85 milyonun tamamının hayrına olacak sonucun çıkması için en iyi şekilde değerlendirmekle mükellefiz.

“Kişisel hesaplar peşinde asla değiliz”

Kişisel hesaplar peşinde asla değiliz. Biz sadece ve sadece milletin istikbalini düşünüyoruz. Türkiye için en doğrusunu, en isabetlisini yapmanın derdindeyiz. Amacımız hiçbir güvenlik görevlisi, hiçbir evladımızın burnunun dahi kanamayacağı kalıcı bir güven iklimini içeride dışarıda tesis etmemizdir. Aklını hırsına esir etmeyen herkes şu gerçeği çok net görebiliyor; bölgemizin ve dünyanın tarihi bir yeniden yapılanma sürecinde olduğu dönemde Türkiye olarak bizim çok dikkatli davranmamız gerekiyor.

Soykırım şebekesinin yeni haritalarla bölgemizi bölge niyetlerini ilan ettiği günlerde politikalarımızı buna göre belirlememiz icap ediyor. 1 asır önce oynanan oyunun tekrarına izin verirsek ne atalarımız ne de gelecek nesiller bizi affeder. Elele, gönül gönüle verecek Siyonistlerin bölgemizde yeni ameliyatlar yapmalarına Allah’ın izniyle müsaade etmeyeceğiz.

1000 yıllık kardeşliğimizin arasına örülen terör duvarını yıkıp attığımızda demokrasi, özgürlük, refah, bölgesel kalkınmada inşallah daha hızlı yol alma imkanını elde edeceğiz. Bu yolda asayiş ve güvenlik noktasında hassasiyeti ve teyakkuzu elden bırakmayacağız. Zehir tacirlerinden çetelere kadar, kendisi devletten, hukuktan, yasalardan üstün gören kim varsa hepsiyle mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.

Sizlerden tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diye ifade ettiğimiz ilkelere sahip çıkmanızı istiyorum. Şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize Mevla’dan hayırlı ve sağlıklı ömürler niyaz ediyorum.”

Paylaşın

“Kent Uzlaşısı” Davası: 10 Kişiye 15 Yıla Kadar Hapis Talebi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında İstanbul Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları’nın da bulunduğu “Kent Uzlaşısı” davasında 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş.’nin de bulunduğu “Kent Uzlaşısı” soruşturmasında iddianamesini tamamladı.

Başsavcılık, iddianamede, 10 kişi hakkında 15 yıla kadar hapis cezası talep etti. Başsavcılık, tutuklananlar hakkında “örgüt üyesi olmak” suçundan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açıldığını ifade etti.

Ne olmuştu?

İstanbul’da 11 Şubat’ta 9 belediyeye yönelik ‘kent uzlaşısı’ soruşturması kapsamında operasyon yapılmıştı.

Operasyon kapsamında Kartal Belediye Başkan Yardımcısı C.Y., Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı L.G., Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G, Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö, Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A, Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G, Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. ve Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu öne sürülen İ.P. gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınanlar 13 Şubat’ta tutuklanmaları talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti. Nöbetçi sulh ceza hakimliği, 10 kişinin tutuklanmasına karar vermişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada ise “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” gibi iddialar öne sürülmüştü.

“Kent Uzlaşı” Nedir?

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 15 – 16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

İmamoğlu, Sandığı İşaret Etti: Halk Bunlara Hak Ettiği Dersi Verecek

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı?” dedi ve ekledi:

“Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Nefes gazetesinden Özlem Güvemli‘nin haberine göre, gazeteyi ziyaret eden İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Cumhurbaşkanı’nı halkla birlikte iftar için İstanbul’da ramazan çadırına davet etmeyi düşünür müsünüz?” sorusunu Ekrem İmamoğlu, şöyle yanıtladı:

“Ben o kadar yere davet ettim ki… Hem ülkenin bu acı sorunlarını konuşmak hem bu şehrin acı travmalarını konuşmak, bu yapılan sıkıntıları, hukuksuz uygulamaları konuşmak için Cumhurbaşkanı dese ki; ‘Ekrem İmamoğlu’nu Ankara’ya davet ediyorum’ gitmeyecek miyim? Tabii ki giderim. Sonuçta ülkenin cumhurbaşkanı. Her hususu kendisi ile paylaşırım.

Kendisiyle tanışmak ve İBB Başkanlığı yapmış birisinin İstanbul’a dair düşüncelerini tabii ki Cumhurbaşkanı olarak da almak için randevu istedim. 2019 seçiminden önce ziyaretine gitmiştim. Ondan sonra yüz yüze kendisine birkaç konuyla ilgili görüşmek istediğimi ilettim. Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu randevu için aracı oldu.

Talebimizi yenilememizi iletti, yeniledik. Çıt yok. Görüşmek istemeyen kendisi. Manşet yapacaksanız söyleyeyim; davet ediyorum kendisini. Gelsin İstanbul’un en güzel meydanında bir Ramazan çadırında halkla oturalım, iftarımızı edelim. İftardan sonra da istediği yere gidelim, çayımızı, kahvemizi içelim. Memleketin trajik sorunlarını konuşalım. Davet ediyorum.”

Hakkında açılan davalara ilişkin de konuşan İmamoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bana, ceza verilecek, siyasi yasak gelecek diye düşünecek olsam bu yola çıkmam ki. Bu yola çıkan adam bu hesabı yapar mı? Tek tedbir, milletin değişim ruhuna hizmet etmek. Ramazan’ın yüzü suyu hürmetine, Ramazan’ın o güzel manevi dünyası üzerine diyorum ki; bu memleket bunlara hak ettiği dersi verecek. Tek tedbirimiz var sandık. Sandığa gittiğimiz gün bunlara güle güle diyecekler.”

Sahte diploma iddiasıyla yapılan soruşturmaya ilişkin de konuşan İmamoğlu şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanı ile birlikte başlayan diploma tartışmasının benzeri bir tartışma değil benim yaşadığım. Benim diploma sürecimle ilgili gölgeli bir taraf yok. Benim eğitim hayatımla ilgili her şey ayan beyan ortada. Tümüyle yine iktidarın hedefi doğrultusunda rakibini bertaraf etme, rakibini yarışın dışında bırakma konusunda kendi kurguladıkları bir iddiayı yine kendi etkisi altında bulunan yargı üzerinden işi ifade vermeye kadar taşıdılar.

İfademde ‘Bu diplomanın sahteliğini bana niye soruyorsunuz’ dedim. Üniversiteye sorun. Zaten 4-5 sene önce sormuşlar, üniversite kanuni olduğunu söylemiş. Benim sorulduğundan haberim yok. Şimdi onu bile görmezden gelip YÖK üzerinden uydurma raporla eğitim yaşamımıza dair suç isnadı yapılıyor. Geçmişimi anlatmamı istedi savcı. İlkokuldan başlayarak anlattım.

Orada unuttum anlatmayı burada söyleyeyim; okuldan önce 2 yıl Kuran kursuna gitmiştim. Bakarsın buna da ‘laikliğe aykırı’ diye soruşturma açarlar. Trajikomik bir gün yaşadım. 3-4 kişi olarak avukatlarımla ifadeye geleceğimi bildirdim. Binlerce çevik kuvvet farklı yollarda güzergahlardaydı.

Bütün koridorları yine yüzlerce çevik kuvvet kalkanlarıyla kesmişler. Benden ifade alan savcıya da yazık ediyorlar. Binlerce polisi orada meşgul edenlere Allah akıl versin. Nasıl bir iddianame çıkacak merak ediyorum. Buradan çıkacak sonuçla zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim kavgam çok büyük. Benim önümde bir dava var: Bu iktidar gidecek, dertler bitecek kardeşim.”

Seçim çalışmaları

Ekrem İmamoğlu, 23 Mart’a kadar sürecek olan programını da anlattı ve “Hafta sonları 8-9 ilde buluşmalar yapacağız. Cumartesi İzmir ve Kayseri’de olacağım. Pazar günü Adana ve Diyarbakır’dayım” dedi.

Bu hafta sonu 30-40 ilin yöneticileriyle, temsilcileriyle buluşacağını söyleyen İmamoğlu “. Ben diyeceğim ki onlara; ‘her üyeyi sandığa getirin kardeşim.’ Her üyenin 1 yolu bize artı 1 oy yazacak. Benim ’23 Mart’ı göremeyeceğimi’ yazanların 23 Mart ile ilgili garantisi mi var? Onu Allah bilir. Ben inançlı bir insanım. O sandığın kurulmasını kimse engelleyemez” diye konuştu.

Paylaşın

Özel’den Avrupa Birliği’ne Göçmen Politikaları Üzerinden Eleştiri

CHP Lideri Özgür Özel, “Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalistler ve Demokratlar Grubu Toplantısı’na katıldı. Türkiye’de Avrupa Birliği’ne (AB), katılım talebinin yüksek olduğunu ifade eden Özel, AB’yi göçmen politikaları üzerinden eleştirdi.

Türkiye’nin demokrasi kültürünün birçok yeni AB üyesi ülkeden ileride olduğunu söyleyen Özel, şöyle devam etti: “Özellikle genç kesim arasında Avrupa Birliği’ne üyelik talebi yüzde 72 noktasına kadar. Ancak o Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden, Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır.”

Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle: ” Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkisini göçmen pazarlıklarına hapseden Türkiye’yi sınırının ötesinde bir göçmen deposu olarak gören bir Avrupa Birliği olmamalıdır. Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri çok boyutludur. Çok boyutlu ilişki elbette karşılıklı istikrar ve demokrasi alır. Bu ilişkinin içinde insani temaslar ve bağlar ticaret yatırım, turizm, eğitim, bölgesel güvenlik ve güvenlik ve stratejik konular bulunabilir.

Mücadelemiz, Avrupa Birliği ile örtüşmektedir. Demokrasiye, hukuka, istikrara inanan bir partiyiz. Hukuk ayakta tutan temel unsur demokrasi kültürüdür. Türkiye’nin demokrasi kültürü birçok yeni AB üyesi ülkeden daha ileridir. Ülkemizde yaşanan yargı tacizlerini, hukuksuzluklarını yakından takip ediyorsunuz. Biz bu sürece itiraz ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu

İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 23 Mayıs 2025 tarihinde 1 milyon 700 bin üyemizin doğrudan sandık başına gideceği bir ön seçim süreciyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı unvanını resmen kazanacaktır. Ön seçim sürecinin tamamlanmasıyla birlikte yapılacak ilk genel seçimlerde yarışacak isimlerin belirginleşeceği inancı içindeyiz. Seçimlere ilişkin tek belirsizlik seçim tarihidir.

Parti demokratik, barışçıl, laik, İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı bir Türkiye arzuluyor. Biz böyle bir Türkiye’nin hayallerini kuruyor, böyle bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Avrupalı siyasetçiler nasıl bir Avrupa hayal ediyorlar? Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkinin bu sıradan bağımsız olarak düşünülmeyeceği kanaatindeyim.”

Özel, Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor’la da görüştü. Görüşme parlamento binasında, basına kapalı olarak gerçekleşti.

Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Dışişleri Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başan Yardımcısı İlhan Uzgel, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü, eski Genel Sekreter Yardımcısı Şule Erten Bucak ile eski Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç eşlik etti.

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Erdoğan Bu İşin Neresinde?

Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin, “Sayın Erdoğan’ın bu işin neresinde durduğunu henüz tam anlamış değiliz” dedi.

Kürt sorununun çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu vurgulayan Babacan, İmralı heyetinin açıklamalarının ardından yaşanan tartışmalara işaret etti. Bazı televizyon kanallarının Kürtçe metnin okunmasına tahammül edemediğini belirten Babacan, siyasette ayrımcılık ve otoriterliğin giderek yaygınlaştığını öne sürdü.

Ekonomiye ilişkin sert eleştirilerde bulunan Babacan, 2018 yılında 100 liraya alınabilen Ramazan alışverişinin bugün 800 liraya ulaştığını belirtti. TÜİK’in gerçek enflasyonu gizlediğini savunan Babacan, iktidarın ekonomi yönetimini eleştirdi. 200 liralık banknotun değerinin 126 dolar eridiğini söyleyen Babacan, enflasyon karşısında vatandaşların alım gücünün düştüğünü ifade etti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Babacan’ın konuşmasında öne çıkanlar şu şekilde:

“Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir. Geçtiğimiz hafta DEM Parti İmralı heyeti tarafından yapılan açıklamayla terör örgütü PKK’ya silahları bırakma ve kendini feshetme çağrısı yapıldı. Bu açıklamanın hemen ardından da örgüt, çağrının gereklerine uyacağını söyledi.

Sözlerin tutulup tutulmayacağını yakından takip edeceğiz. Biz ilk günden bu yana şunu söyledik: Süreci ‘temkinli bir iyimserlikle ‘ takip edeceğiz dedik; gerekli gördüğümüz noktalarda da tavsiyelerimizi, uyarılarımızı yapacağız dedik ve öyle de yapıyoruz. Çünkü biliyoruz, terörü sona erdirmek sıradan bir iş değildir. Çözüm size gümüş bir tepside sunulmaz, hediye edilmez.

Çözüm, adım adım inşa edilmesi, ilmek ilmek örülmesi gereken bir süreçtir. İyi bir yol haritası gerektirir, siyasi irade gerektirir; en önemlisi de kararlılık gerektirir, kararlılık. Bakın yol haritası diyoruz, henüz bir yol haritası yok. Siyasi irade diyoruz, ülkenin Cumhurbaşkanı’ndan henüz net bir duruş görmedik.

Kararlılık diyoruz, belki Sayın Bahçeli bu işi başlattığı noktada duruyor ama Sayın Erdoğan’ın bu işin neresinde durduğunu henüz tam anlamış değiliz. Ya ileriye bakacak, hep birlikte kararlılıkla yürüyeceğiz; ya da arkamıza bakıp, yalpalayıp, bu fırsatı kaçıracağız. Ya bin yıldır beraber yaşayan insanlar olarak sarılıp helalleşeceğiz; ya da çeşit çeşit bahane üretip ayrışmaya devam edeceğiz.

Türkiye, terör sorunu yüzünden çok büyük kayıplar yaşadı, çok. Birliğimizi, beraberliğimizi kaybettik. Ülkenin büyük ekonomik potansiyelini kaybettik. Ama her şeyden önce canlarımızı kaybettik, bu vatanın evlatlarını kaybettik… On binlerce aileye ateş düştü. Artık kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye, onlarca yıldır çektiği bu sorundan kurtulmalı artık.

Suriye Kürtlerinin, özgür ve eşit bir şekilde, siyasetteki tüm renkleri ve çeşitliliği ile, Türkiye ile dostane ilişkiler içinde olmaları en büyük arzumuz. Nasıl ki ülkemizde bin yıllık Türk ve Kürt kardeşliğini esas alarak yeni bir döneme giriyorsak, tüm komşu ülkelerdeki Kürtlerle de kardeşlik hukuku içinde, beraberce var olalım istiyoruz. İşte bu sebeple, sadece Türkiye’de değil, tüm komşularımızda, Türkiye’ye doğrulma ihtimali olan silahların hepsi terk edilmeli, daha nice bin yıllar sürecek birlikteliğin üzerine gölge düşürülmemelidir.

Evet, terör ülkemiz için büyük bir sorundur. Ancak ülkemizde büyük bir hak ve özgürlük sorunu da vardır. Ülkemizde Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır, Kürt sorunu vardır. Bu sorunun çözüm zemini de bu çatının altıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bakın, İmralı heyetinin örgütün feshine yönelik çağrıyı okurken dahi bu sorun ayyuka çıktı. Televizyon kanallarında neler yaşandı, gördünüz değil mi? Çağrı metninin önce Kürtçesi okununca afalladılar. Bazıları ne yapacağını bilemedi, korkup yayını kesti; bazıları asıllarına rücu etti, yasağa sarıldı.

Bu otoriterlik virüsü, bu antidemokratiklik virüsü, bu popülizm virüsü, bu ayrımcılık virüsü siyasete yayılan bir virüs arkadaşlar. Bu virüs muhalefete de hızla yayılıyor. Tahammülsüzlüğü, yerel yönetimlerdeki icraatlardan; Arapça tabelalara yaptıkları düşmanlıktan biliyoruz. Tahammülsüzlüğü, Filistin’le dayanışma mitinginden dönene yumrukla saldıranı, savunanlardan biliyoruz; tahammülsüzlüğü, henüz ellerine geçirmedikleri sopayı her fırsatta sığınmacılara sallayanlardan biliyoruz. Bu virüsle hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor.

Çok şükür, biz bunların hepsine karşı aşılıyız. Ayrımcılıkmış, ırkçılıkmış, kutuplaştırmaymış… Bunların hepsine karşı doğuştan aşılıyız. Onun için bazı muhalefet partilerinin içinde rahat yaşayan bu zehirli ideoloji bize bulaşamıyor. İster iktidardakiler olsun ister muhalefettekiler; otoriter zihniyetin her türünü reddediyoruz. Ve bu şekilde yolumuza devam edeceğiz inşallah.

Şimdi 2018’in Haziran ayında, yani Sayın Erdoğan’ın tek yetkili Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığı günkü fiyatlara bir bakalım. Bir de önümüze fiyat gösteren yazarkasa ekranı koyalım. Ve 2018’in Haziran’ında çok değil 6 buçuk yıl önce, Ramazan’da gıda alışverişi kaç para tutuyormuş, ürünler kaç liraymış bir hatırlayalım. Evet arkadaşlar bunların hepsini topladık, yazarkasa ekranında toplamı görelim ne kadar tutmuş? 99 lira 91 kuruş… Yani yuvarlayalım 100 lira. Şimdi ben bu 200 lirayı bu alışveriş için veriyorum, karşılığında bir de 100 lira para üstü alıyorum. Bütün bu sebep 100 liraya mal oluyor. 100 lirayı aklımızda tutalım. Bütün bu alışverişin toplamı 2018’in Haziran ayında 100 lira.

Şimdi gelelim bugüne: Artık TÜİK, sepetindeki ürünlerin fiyatlarını açıklamıyor. Çünkü fiyatları bir açıklasa foya ortaya çıkacak. Fiyatları açıklarsa, gerçek enflasyonun yüzde kaç olduğunu söylemek, itiraf zorunda kalacaklar. İlk defa devletin kurumu davalık oldu ya, TÜİK şimdi davalık. Düşünebiliyor musunuz? Sen milyonlarca emeklinin maaşından çaldın, sen milyonlarca asgari ücretlinin maaşından çalıyorsun diye davalık. Asıl TÜİK’e o talimatları verene davaları açmak lazım ama o gün başka gün.

Onlar açıklamayadursun, biz şimdi bugün bir vatandaşımızın alışveriş sepetindeki gerçek fiyatlara göre şöyle tekrar yazarkasamızı okutacağız. Aynı ürünler kaç lira? Adaletli olsun diye üç marketten karışık aldık bunları tek bir marketten almadık ve nispeten fiyatların uygun olduğu marketler. yeniden bir okutalım şu fiyatları. 1 litre ayçiçek yağı: 73.50 lira. Bugünkü fiyat, gerçek fiyat. TÜİK açıklamıyor biz açıklıyoruz.

1 kilo pirinç: 50 lira. Bu da ucuzundan ha, daha pahalıları var, 50 lira. 1 paket makarna: 11,50 lira. 400 gr dana eti: 219,00 lira. 1 litre süt: 33 lira 75 kuruş. Peynir 219 lira. 1 kilo çay 134 lira. Hasan Karal bu çayı beğenmez ama biz ucuzundan aldık. Devam ediyorum. 1 kilo şeker: 44,50. Ve gelelim ramazan pidesine 2 lira olan, o gün 275 gram olan ramazan pidesinden 25 gram çaldılar, düşürdüler 250 grama bugün 20 lira arkadaşlar.

Şimdi toplayalım alışveriş sepetimizi kaç lira? 805 lira, yuvarlayalım 800 lira. Yani bunlar 6 buçuk yıl önce markete gidiyorsunuz, 200 lirayı verip 100 lira para üzeri alıyordunuz. Şimdi 200 yetmiyor bir 200 daha, bir 200 daha, bir 200 daha 800 lira alışverişle ancak marketten çıkabiliyorsunuz. Geldiğimiz nokta o. 1 pide 250 gram: 20,00 TL. Ve arkadaşlar toplam: 805,25 TL. Yuvarlayalım, tam 800 TL.”

“Ramazan sepeti 7 yılda tam 8 kat artmış”

Ramazan sepetimiz 7 yılda tam 8 kat artmış. Sayın Erdoğan’ın karnesi bu, ben enflasyon ile mücadele edeceğim diyen Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Erdoğan ne zaman ben ekonomistim demeye başladı işte enflasyon o zaman aldı başını gitti. Hesap ortada, hesaba itirazı olan varsa çıksın açıklasın. Sayın Erdoğan duymazlıktan gelmesin, bunun hesabını çıkıp grup açıklamasında versin. Bu fiyatlara ne oldu. Kimse bizim enflasyonla ilgili masalara inanmamızı beklemesin.

Eski dostumuz 200 liranın başına ne geldi. Tedavüle ilk çıktığı tarihte bu para tam 132 dolar ediyordu, bugün beş buçuk dolar ediyor. Yani bunu değeri 126 dolar düşmüş. Bu paranın değerini düşüren kim arkadaşlar ya? Herkesin cebindeki 200 liralık banknotun değerinden 126 doları çalan kim?”

Paylaşın

Davutoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, “Türkiye büyüme endeksine göre, inşaat sektörünün rantı ve finans sektörü bir araya gelerek oligarşi oluşturmuş” dedi ve ekledi:

“Sanayi sektörüne ise hiçbir şey kalmamış. Tablo bu. Bir rant ekonomisiyle karşı karşıyayız. Gelir uçurumu bu kadar büyük olduğunda, açların ahı, tokların sofrasını zehir eder demekten geri duramıyorum. Türkiye, gelir adaletinde dünyadaki en kötü dördüncü ülke.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuştu. Davutoğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şu şekilde:

TÜİK enflasyon rakamlarını açıkladı: Yıllık enflasyon yüzde 39,05, aylık enflasyon ise yüzde 2,27. Kış aylarında bir ay içinde böyle büyük zıplamalar olan başka bir dönem var mı? Aralık ayında enflasyon yüzde 1,03, Ocak ayında yüzde 5,03, Şubat ayında ise yüzde 2,27 oldu. Bunun nedeni ne? Çünkü birileri halka maaş vermek istemedi; “Halkı enflasyon karşısında ezdirmeyeceğiz” diyenler, halkı tankla ezdi.

2016 yılında 25 ila 29 lira arasında olan yardım kolilerinde kilo bazında 20 ürün vardı. 2020 yılında ise bu koli fiyatı 49 ila 60 lira arasında değişiyor ve ürün miktarı 500 grama düşmüştü. 2024 yılında ise koliler 250 ila 500 gram arasında değişiyor. Asgari ücretle 45 koli alınabiliyordu, ancak gram bazında. 2016’da ise asgari ücretle 52 kilo bazında koli alınabiliyordu. Bu yıl ise asgari ücretle gram bazında 40 koli alınabiliyor.

Dört kişilik bir ailenin Ramazan ayında gıda masrafı 23.464 TL, yani asgari ücretten 1.000 TL fazla. Çırağan Sarayı’nda bir aile iftara giderse, kişi başı 6.000 TL ödeyecek. Dört kişiyle gittiğinde toplamda 24.000 TL ödeniyor. Yani bir ailenin bir ayda yaptığı masrafı, başka bir aile tek bir yemekte harcayabiliyor. İkisi de Türkiye, ancak biri kıtlık Türkiye’si, diğeri ise mutlu azınlık Türkiye’si. İki Türkiye bir arada yaşayamaz.

Subayevleri’nde oturan Erdoğan’a, Beştepe’de oturan Erdoğan’ı şikayet ediyorum. Subayevleri’nde oturan Erdoğan, Beştepe’de oturan Erdoğan’dan hesap sorsun.

Türkiye büyüme endeksine göre, inşaat sektörünün rantı ve finans sektörü bir araya gelerek oligarşi oluşturmuş. Sanayi sektörüne ise hiçbir şey kalmamış. Tablo bu. Bir rant ekonomisiyle karşı karşıyayız. Gelir uçurumu bu kadar büyük olduğunda, açların ahı, tokların sofrasını zehir eder demekten geri duramıyorum. Türkiye, gelir adaletinde dünyadaki en kötü dördüncü ülke.

Halk, geçinemediği için büyük bir kredi borcu batağına düşmüş durumda. Son bir haftada BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) rakamlarına göre, yasal takibe düşen tüketici kredisi borcu 2 milyar 340 milyon lira. Toplam kredi kartı borcu ise 2 milyar 740 milyon lira. Vatandaş, borcu borçla kapatarak geçinmeye çalışıyor.

Çan’da bir esnafın anlattığına göre, sabahları bizimle birlikte vergi memuru geliyor ve ne alıp sattığımızı tek tek hesaplıyor. Kabataslak söylüyorum, Cengiz Holding’e 30 kere, Limak’a 19 kere, Kanyon’a ise 19 kere vergi muafiyeti verilmiş. Sayarak bitiremeyiz verilen vergi muafiyetlerini. Türkiye’nin tüm esnafının başına vergi memuru dikseniz, bu iki holdinge yapılan vergi muafiyeti ücretine bile yetmez. Ne istiyorsunuz, orta direkten? İstedikleri şu: “Biz yukarıdan hortumlayalım, gedik büyüsün, küçük yamalarla kapatmaya çalışalım.”

“Mehmet Şimşek’e sesleniyorum!”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sesleniyorum! Mehmet Bey, o vergi memurlarını çekip, holdinglere gönderin. Sen benim başbakanlık dönemimde de maliye bakanıydın. Esnaf bu halde miydi? Eski Mehmet Şimşek’e ne oldu? Çünkü talimat veriyorsunuz: “Vergi açığını kapat, ama nasıl kapatacaksın? Esnafa yüklenerek mi?” Bunları yapmanıza rağmen 2023 enflasyonu yüzde 39’du, şimdi yine yüzde 39.

Esnafı soy, zulmet ama bir adım ilerleme kaydetme. Yarın görevde olsak, imar afı değil, esnaf affı getiririm. Vergi daireleri hesabında parası olan esnafa e-haciz gönderiliyor. Esnafın birikmiş üç beş bin lirasına bloke koyduruluyor. E-haciz, rant tayfasına, yolsuzluk yapan siyaset erbabına, uyuşturucu çetelerine neden işlemiyor?

Biz, iyi niyetle, terörden arındırılmış bir Türkiye için her yol ve yöntemi değerlendiririz. Ancak Bahçeli çok kararlı, Sayın Erdoğan ise alışılmışın ötesinde sessiz ve kararsız. Ne dediğini bilmiyor. O gün eğer aranızda anlaşıp iş bölümü yaptıysanız, bu iyi. Ancak ikiniz farklı düşünüyorsanız, anlaşıp toplumun önüne tek bir projeyle çıkın. Ya da üçüncü bir yol varsa, bilek güreşi yapıyorsanız, başarı kimin hanesine yazılacak yarışında, süreçler son ana kadar başarısızlığa uğrar. Biz buna çok şahit olduk.

İmralı açıklamasında olumlu ve olumsuz yönler var. Olumlu yön şudur: 2013 yılındaki Nevruz açıklamasıyla yeni açıklamayı karşılaştırdım.

İlk olumlu yönü, 2013’te silahlı grupların Türkiye’den çıkmasını söylerken, şimdi direkt olarak örgüt tasfiyesinden bahsediyor. İkinci olarak, yeni açıklama devlet yapısını tartışmıyor; Üniter devlet yapısı içinde demokratikleşmekten bahsediyor. Olumsuz yönleri ise, üçlü bir ayak oluşmuş: AK Parti, MHP ve hatta İmralı. Barış getirecekse güzel, neticeye bakarız. Ancak ben, takvimlendirilmiş somut bir yol haritası görmeden hiçbir zaman inanmam.

Bahçeli sürekli vites yükseltirken, Erdoğan sürekli el frenini çekiyor. Erdoğan’dan, bir kere de süreç doğrudur ve hedefe ulaşacak gibi bir açıklama duymadık. Bahçeli hasta yatağında tüm DEM’lilerle görüşüyor. Peki, biz kime inanacağız?

AK Parti konuşabilir; hükümetten kimse, yani İçişleri Bakanı ya da Cumhurbaşkanı Yardımcısı, konuştu mu? 2013 yılında bütün parti seferber olmuştuk. Şimdi kamu diplomasisi yapılmıyor, halka izah edilmiyor. Sayın Erdoğan çıkıp halka detayları izah etsin, biz bunu bekliyoruz. Kaç seçim dönemini başörtüsü ve terör üzerinden istismar edeceksiniz? Çözebiliyorsanız çözün, çözemiyorsanız biz gelelim, biz çözelim.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Sert Sözler: Kafası Esen Soruşturma Açıyor

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’li belediye başkanlarına açılan soruşturmalara tepki göstererek, “Kafasına esen bir dosya koyuyor ortaya, kafasına esen dosyayı koyduktan sonra bir soruşturma açıyor, gelenek haline geldi” dedi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentte görev yapan 961 mahalle muhtarıyla bir araya geldiği iftar programında konuştu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Ramazan kartları ve desteklerinin önümüzdeki hafta muhtarlara teslim edileceği bilgisini paylaşan İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Değerli muhtarlarımız, bu güçlü işbirliğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Yetki ve sorumluluk alanlarını genişlemesi taleplerinizin önemli olduğunu da bildirmek isterim. Özellikle bütçe ve kaynak yetersizlikleri, kurumlar arası koordinasyon eksiklikleri gibi konuları da çok iyi biliyorum. Mahallelerimizdeki çözümlerle alakalı, hemşerilerimize en yakın teması olan sizlerin daha güçlü bir kimliğe, daha güçlü bir statüye, daha güçlü bir bütçe tarifine ihtiyacınız olduğunu da biliyorum.

Burada, yerel yönetimler olarak üzerimize düşen bir kısım sorumlulukları, ilçe belediye başkanı olduktan bugüne kadar en üst seviyede takip eden ve yerine getirme konusunda da cesurca adım atan bir belediye başkanınız olarak ifade edeyim ki; bu sorunların çözümü, taleplerin karşılanması konusunda karşılıklı diyalogla ve özellikle görevimizde eksik kalan tarafları da tamamlama konusunda hazır olduğumu bir kez daha hepinizin huzurunda beyan ediyorum. Bundan hiçbiriniz şüphe duymayın.”

İnsanlarımızın yaşadığı noktadan hizmet almanın kalitesini daha yukarıya taşıma noktasında, Türkiye’de, özellikle yerel yönetimlerle ilgili ciddi bir reforma ihtiyaç vardır. Bu reformun içerisinde muhtarlıkları ayrı tutamayız. Muhtarlıkların, gerçekten bu ülkenin çok özel, kendine has, kendine münhasır, kendine özel bir konumu vardır. Muhtarım bizim ruh halimizdeki yeri bir başkadır. Abidir, abladır. Muhtar, mahallenin bilenidir, mahallenin hissedenidir, mahallenin gözcüsüdür. Demokrasinin en başlangıç noktasıdır, beşiğidir. Her bir muhtar kendi hür iradesiyle aday olur, milletin huzuruna çıkar.

Millet, o kantarda seçtiğini önümüze koyar, biz de ona saygı ve hürmet duyarız. Demokrasinin başladığı yerdir. O başladığı yerde eğer siz orayı güçlendirmez, kendi haline bırakır, hatta orayı müdahale edilen alan hale getirirseniz, işte o zaman demokrasiyi çürütmeye başlarsınız. Biz, demokrasiyi çürütenlerin karşısındayız. Demokrasinin çürütülmesini değil, demokrasinin en birinci noktada, mahallelerde güçlü yeşermesini ve bu güçlü devletin, bu güçlü Türkiye Cumhuriyeti devletimizin, bu kutsal bayrağımızı daha güçlü bir devlet olması noktasındaki önemini bilen bir yerdeyiz. Bu bağlamda, bu reformun takipçisi olacağız.

“Kafasına esen bir dosya koyuyor ortaya”

Sevgili dostlarım, muhtarlar güçlenmeli. Yine geçmişte verdiği bir kısım hizmetlerin, ortak bağlantılı haliyle, devletin ilk eli gibi davranan, birtakım hususları yerinde çözen, iç huzuru sağlayan, özellikle büyük şehirlerde çok ciddi sorumluluk alacakları noktaya taşınılabilen bir hüviyetleri, bir konumları vardır. Ben, bunu yaşıyorum. Bu bağlamda bizler, Türkiye’nin geleceğinde size, o yerel demokrasinin en güçlü, en muktedir muhtarlık oluşumunu, buradan, birinci ağızdan vadediyorum. Göreceksiniz; bunu biz yapacağız. Samimi yönetimler yapar, başkası yapamaz bu işi. Başkaları sizden dosya alır, gider. Biz, dosya alıp gitmeyiz. Alır işimizi yerine getirir, sonra da ‘memnun musunuz’ diye sorarız. Ramazan ayında çok önemli konuları konuşuyoruz.

Bunlar, bizim huzurumuzun teminatı. Milletin iradesi olan muhtarlar, milletin iradesi olan belediyeler… Şimdi kafasına esen bir dosya koyuyor ortaya, kafasına esen dosyayı koyduktan sonra bir soruşturma açıyor, gelenek haline geldi, sabahın değil, gecenin dördünde, beşinde ev basılıyor, 65-70 yaşında, o mahallenin, o ilçenin has insanları… En son Beykoz’da, Alaattin Köseler Belediye Başkanımız evinden alınıyor, sonra da bir gelenekmiş gibi, bir adetmiş gibi tutuklanıyor. Neymiş? ‘Sen hapiste dur, biz seni suçlayalım, sen orada aklanmaya çalış.’ Böyle adalet olmaz. Bunun adı, net adaletsizliktir? Bunu başka bir tarifi de yoktur. Çok net söylüyorum.

Bakın sevgili dostlar; ben kafayı sinip, köşede olan biteni uzaktan izleyen, hayatım boyunca olmadım. 53 yaşındayım. Birine haksızlık, hukuksuzluk yapılsın; kapısına koşar giderim. Partisine bakmam. Bugün aynı yapılanlar, bir AK Partili belediye başkanına yapılsın, gidip mahkemesinde onun savunmasına katılmayan Ekrem İmamoğlu namerttir. Böyle bir bakış açısı olmaz. Bir başkasına yapılıyorsa hukuk, kendine yapılıyorsa hukuksuzluk. Böyle bir şey olmaz. Bakın, bu memleket bundan çekti. Böyle bir anlayışa karşıyız. Böyle yargı olmaz.

Siyasetin yargıyı istediği gibi yönlendirdiği bir alanda, memlekette huzur olmaz. Huzur olmayan yerde, sermaye olmaz. Sermayenin olmadığı yerde, üretim olmaz. Üretimin olmadığı yerde, refah olmaz, zenginlik olmaz. Ancak ve ancak yoksulluk konuşuruz. İşin başı adalettir. Devletin dini adalettir. Ne kadar kutsal bir söz değil mi? Devletin dini adalettir. O kadar güzel bir söz, o kadar kutsal bir emanet bize. İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Neymiş? ‘Benden olmayan yaşamasın. Benden olmayan bertaraf olsun.’

11 yıldır belediye başkanıyım. İddia ediyorum; 5 yıllık ilçe yönetimimde, İstanbul’da benim kadar proje üretip, açılış yapan bir başka ilçe belediye başkanı yoktur. Dönün bakın; 2014-19’a bakın. 2019’dan bugüne açılışlarımızı, törenlerimizi hepiniz biliyorsunuz, hepiniz yaşıyorsunuz. Bundan daha fazla törene, açılış var mıdır? Benim açılışıma vali gelemez. Öyle değil mi? Vali, kimin valisi? Devletin değil mi? Kaymakam gelemez. Hiç gelmedi. Niye gelemez? Cumhurbaşkanı öyle talimat verdi. Kim, kime talimat verdi? Ben kimim? Sen kimsin? Ben seni muhtar, partinden, görüşünden diye ayırt edebilir miyim yahu? Hangi yüzle ayırt edebilirim? Hanginizin gözüne başka baktım? Hanginizin gözüne başka bakarak konuştum? Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir siyaset, benim gözümde ne biliyor musun? Böyle bir siyaset, batsın. Böyle particilik batsın.

Babam bana dedi ki; ‘Bak evlat. İyi bir görev yapacaksın. Bu kutsaldır, insana hizmettir.’ 2014 31 Mart’ından iki gün sonra, Beylikdüzü’nde. Sabah namazında oraya gittik, duamızı ettik, görevimize başladık. ‘Partine layık oldum. Partinin en çalışkan belediye başkanı ol. Partin seni takdir etsin. Ama bir gün partizanlık yaparsan, sen benim evladım değilsin’ dedi bana babam. Partizanlık yapan; adı ister belediye başkanı, ister büyükşehir belediye başkanı, ister cumhurbaşkanı… Yapamaz kardeşim, yapamaz. Milletin oy verdiği insan, insan ayırt edemez. Böyle bir şey olur mu? Bu anlayışın bir an önce bu memleketin başından defolup gitmesi lazım arkadaşlar.

“Bu anlayışın memleketin ruhundan defolup gitmesi lazım”

Bu anlayışın memleketin ruhundan defolup gitmesi lazım. Bugün bunu savuşturmadığın zaman, bu memleketi her türlü tehdide, her türlü tehlikeye gebe bırakırsın. ‘Bana oy veren, vermeyen’ ne demek yahu? Bu memleketin her evladı, benim evladım. Bu memleketin her insanı, benim insanım, canım, ciğerim yahu. Her etnik kökeni… Benim Kürt vatandaşım, benim Çerkez vatandaşım, benim Laz vatandaşım, benim vatandaşım. Şu bayrağın altında yaşıyor ya, şu bayrak onun çatısı ya, şu bayrak onun kutsalı ya; bana yeter kardeşim, bana yeter. Bu cennet vatanın bölünmez bütünlüğünün bir parçası ya, 86 milyon insanı bir parçası ya; bana yeter. Particilik başka. O başka bir yerde. O, biter.

O bakımdan bunun sona ermesi lazım. Bunun sona erdiği gün var ya, ben size söyleyeyim, bu memleket, bu memleketin her ferdi, dünyanın en zengin milletlerinden biri olmaya adaydır. Dünyanın en iyi eğitimini almaya çocuklarımızın hazır olduğunu bilin. Dünyanın en güzel geleceğine yürüyen bir memleket, bir millet olduğunu bilin. Tek yapmamız gereken, bu anlayıştan, bu zihniyetten kurtulmak. ‘Ben bilirimden’ kurtulmak. ‘Ben ne dersem o olacak’tan kurtulmak… Ortak akıl, ortak akıl… Ben ne yapıyorum biliyor musun? Ben bu şehrin 961 mahalle muhtarının aklına güveniyorum kardeşim. Hepinizin aklına güveniyorum.

Hepiniz aklınızla yaşayın, hepiniz aklınızla var olun. Bu memleket adına güzel işler için her daim yanınızda olduğumu, birlikte iş üretmeye her zaman hazır olduğumuzu bilmenizi istiyorum. Ramazan, inşallah bereketiyle gelsin. Bu ekonomik dar boğazda hepimizin gönlüne ferahlık versin. Yuvamız, evlerimiz, sofralarımız bereket dolu olsun. Çocuklarımızın gözleri ışıl ışıl olsun. Gençlerimizin geleceği pırıl pırıl pırlanta gibi olsun. Hepinizin yolu bahtı açık olsun. Ayağınıza sizin de taş değmesin, bizim de taş değmesin. Hepimizin yolu açık olsun. Milletimizin yolu açık olsun.”

Paylaşın

Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun Çözümü İçin Meclis’i İşaret Etti

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Kürt Sorunu”nun çözümü için Meclis’i adres gösterdi ve “Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürdü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz” dedi.

Özgür Özel, konuşmasının devamında, “Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder. 2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

Büyük usta Edip Akbayram’ın vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Edip Akbayram yalnızca şarkılarıyla her birimizin hayatında iz bırakmış bir müzisyen, bir sanatçı değil, aynı zamanda yaşantısıyla da bizlere örnek olan bir mücadele insanıydı. Her daim işçinin, emekçinin, ezilenin hikayesini anlattı. Kendi tabiriyle ezilenlerin melodik sesiydi. Cumhuriyetin sanatçısıydı. Cesaretini halktan alıyordu. O yüzden herkesin ‘hoca efendi’ diye peşinden koştuğu zamanlarda FETÖ’nün ödülünü reddetme cesaretini gösterebilmişti.

Türküler Yanmaz albümünü Madımak’a adadı. Her dönemin insanı olmadı. Her dönem insanlıktan yana oldu. Bizler bu salonda bulunan herkes ne zaman ayağımız takılsa, sendelesek ayağa kalkarken hep onun bir şarkısıyla ayağa kalktık. Şehirleri, ilçeleri kaybettik. Büyük şehirleri kaybettik zaman zaman. Seçimleri kaybettik. Bir sonrası için inanın çocuklar dedi. İnanın motorları maviliklere süreceğiz. Güzel günler göreceğiz dedi.

Düştüğümüz yerden kalktık. Birbirimizin elinden tuttuk. Ayağa kalktık. Sonra sonra Edip ağabey haklı çıktı. Ankara’da güzel günler görmedik mi? İstanbul’da güzel günler görmedik mi? İnanın çocuklar, inanın güzel günler göreceğiz ve hep birlikte motorları maviliklere süreceğiz. Türkiye’de de güzel günler göreceğiz. Edip ağabey sana söz veriyoruz. Selam olsun sana. Güzel günler göreceğiz ve senin huzuruna bir kez de böyle geleceğiz.

Bugün ülkenin dört bir yanından gelen emekçi kadınlar aramızda. 8 Mart’ın öncesindeki salı günü göstermek için buraya koştular, geldiler. Türkiye geniş tanımlı kadın işsizliğinde yüzde 38’le tarihi zirvede. Yani bugün 100 kadından 38’i Türkiye’de işsiz. Kayıt dışı işlerde çalışan kadınların oranı ise yüzde 34. Bu tablo kadınların emeğinin sistematik olarak görmezden gelindiğinin, sömürüldüğünün, sosyal adaletin erozyona uğratıldığının en önemli kanıtı. Türkiye’de en önemli sorun kadına karşı şiddet durmuyor.

2024 yılını 445 kadın cinayeti ile kapattık. 2025’in bu kısa 2 ayında rakam 64’ü buldu bile. Kadınların maruz bırakıldığı şiddetin kaynağı sistemin ta kendisi. Ne oluyorsa bu ülkede, ne oluyorsa bu kadınlara iyi gelmiyor. Madem Meclis çatısı altındayız, buradan salondaki kadınların huzurunda Türkiye’deki tüm kadınlara bir sözümüzü bir kez daha hatırlatalım. 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da umut, CHP iktidarındadır. Bu grup İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koyana kadar mücadeleniz mücadelemizdir.

Büyük acı 40. gününde. Yüreği taş kesenlere karşı bu salon ve Kartalkaya’ya adalet isteyenler ateşi yüreklerinin altını yakan bir mumu hiç söndürmeyecek olanlardır. Biz o bir mumu Soma için de söndürmüyoruz, infilak eden havai fişek fabrikasında hayatını kaybedenler için de, Afyon için de, Çorlu tren kazası için de, Ermenek için de Sivas Madımak Oteli için de söndürmüyoruz. Nerede yüreğindeki o mum yüreğini yakmaya devam edenler varsa ahlaklı insanlar varsa iyi insanlar varsa onlara söz veriyoruz. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz, affetmeyeceğiz ve teker teker hesabını soracağız. Bir yanda rapora korsan diyen sonra mahcup olan, kendi yazılarıyla mahcup olan Adalet Bakanı koltuğunda otursun.

Bir yanda 10 güne bütün sorumlular hakim karşısına çıkacak deyip o günden beri susmuş olan İçişleri Bakanı otursun. Bir yandan bütün raporlar her şey sorumluluğunu işaret ettiği halde 78 candan sorumlu Turizm Bakanı otursun. Onları atayan her birini atayan Recep Tayyip Erdoğan’a şunu söylüyorum; bu işin siyaseti olmaz, bakan koruması olmaz, yandaş kayırması olmaz. Bu iş can meselesidir. O canların hesabı sorulmadan bu vicdanlardaki bu ateş dinmez. Bunu ya hissedeceksin ya hissedenlere saygı duyacaksın.

Bir diğer taraf yüreğimiz Madımak için yanıyor dedik. Yanmaya devam ediyor 32 yıldır. Ama maalesef 35 canımızı yakarak öldürenlere yapılan muamele vicdanları kanatmaya devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala için verdiği kararları uygulamayanlar Anayasa Mahkemesi’nin Sivas katilleri için ‘iyi halden yararlanabilirler, terör örgütü üyesi değiller’ kararı üzerine aslında insanlığa karşı bir suç olduğu için zaman aşımı olmayacağı halde bazı sanıkları zaman aşımından yararlandıranlar.

Bazılarını çok daha beter durumdaki insanlar koğuşlarında can çekişirken onlara kullandırtmadığı hakları Hayrettin Gül ve Ahmet Turan Kılıç için af yetkisi kullananlar bu sefer de bir AYM kararını araçsallaştırarak bu şubat ayı içinde 29 caniden 23’ünü serbest bıraktı. 6 suçlunun da ilerleyen günlerde tahliye edilmesi bekleniyor. Ve Erdoğan zamanaşımı kararında mikrofon tutulduğunda şunu demişti. Milletimiz için hayırlı olsun. Sayın Erdoğan her zamanki gibi safını seçmiş. Biz de safımızı belli edelim.

Erdoğan görünen o ki Kartalkaya’da da, Madımak’ta da yakanlardan yana. Biz de yananlardan tarafız. Bu büyük yürek yangınlarının bu büyük bir yürek yangınlarının emsal olmaz.

Bir başka yangın da evdeki çocuğuna ekmek götüren babanın, evladının istediğini alamayan ananın yüreğindeki yangındır. Mutfaktaki yangın, pazardaki yangın, cüzdandaki yangın. Türkiye, bu şartlar altında Ramazan ayına boynu bükük girmiştir. TÜİK şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.3 yıllık enflasyonu 39.1 ilan etti. Enflasyon yüzde 40. ENAG enflasyonu TÜİK’in tam iki katı, yüzde 80 bulmuş. Anadolu’nun dört bir yanında AK Parti’ye, MHP’ye oy veren TÜİK’in açıkladığı fiyatlara göre maaşlarına zam alanlara soruyorum; hesabı kitabı kendiniz yapın.

2,5 katına çıkmış kıyma. Erdoğan ‘kıymayı bırak’ diyor. Bir de bir yandan çıkmışlar enflasyon düşüyor diyorlar. Buradan usanmadan, bıkmadan tekrar ediyorum. Enflasyon düşmesi fiyat düşmesi demek değildir. Türkiye’deki gerçek enflasyon yüzde 80’dir. Buna inanmayan bunu yalanlamak isteyen Erdoğan o sıcak salonlardan çıkacak. Atadıklarına kendine alkışlattırdığı salon siyasetinden çıkacak sokağa, markete, bakkala, esnafa, çarşıya ve pazara gidecek. Pazarda vatandaşa soracak. Bu geçen sene kaç paraydı? Bu sene kaç para? yüzde 80’in altında çıkıyorsa Özgür Özel olarak çıkıp ondan özür dileyeceğim. Hadi bakalım pazara.

Tayyip Erdoğan’ın bu 2018’de “Verin yetkiyi bu kardeşinize, enflasyon nasıl düşecek, fiyatlar nasıl düşecek, doların beli nasıl bükülecek” dediği, geldiğinde dolar 3,6 liraydı. Şimdi 35’lerde zorla tutuyorlar. Ve tutmak için dünya kadar rezerv yakıyorlar. “1 doları 1 lira yapmak mümkün” diyordu, saçı briyantinli ekonomi danışmanı. 2018’de bir tepsi güllacın evdeki maliyeti, 25 liraymış, bugünkü maliyeti yüzde 1320 artışla 355 lira olmuş. Bu, Recep Tayyip Erdoğan’ın güllaca, Ramazan’a ve memlekete maliyetidir. Bunu sona erdireceğiz.

Tayyip beyi, siyasi hayatı boyunca, onun peşini bırakmayacak bir şey var. Ah aldı. Bülent Ecevit, 1974’te dünyaya kafa tutmuş, ‘ambargo yaparız’ demişler dinlememiş, o ambargo yüzünden tüp kuyrukları olmuş. O tüp kuyruklarının hesabını Bülent Ecevit’ten sormuştu. İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmayıp çocuklar babasız kalmasın diye çocukları şekersiz bırakan İsmet Paşa’ya şeker karnesini, ekmek karnesini sormuştu. şimdi ne ambargo var, ne İkinci Dünya, Üçüncü Dünya Savaşı var.

Ey Erdoğan, ah alırsan ahı çıkar da bu vatandaşın günahı ne? Sen bu et kuyruklarını ülkede oluşturuyorsun. Erzurum’da, Yozgat’ta, Diyarbakır’da, Bursa’da, Van’da, Sakarya’da, bu kuyrukları yapan Erdoğan eninde sonunda bu kuyrukta duranlar bir gün bir kuyruğa daha girecekler. Seçim sandığının başında kuyruğa girecekler ve bu kuyrukları bitirecekler.

Ülkedeki işsiz ordusu Kuzey Avrupa ülkelerinin nüfusuyla yarışıyor. İş aramaktan vazgeçenlerle birlikte 11 milyon işsizimiz var ve Milli Gelir 15 bin doları aştı diyor. Yalanın kuyruklu tarafı şu, ‘artık milli gelirde gelişmekte olan ülkelerden kurtulduk, gelişmiş ülkelere gittik’ diyor. Oysa milli gelirdeki Türkiye’deki görece artış gelişmekte olan ülkelerin eğrisinin tam dibinde. İskandinav ülkeleri 100 bin doları zorluyor. Avrupa Birliği ülkeleri aşağı çekenlere rağmen 50 bin doların üstünde. Türkiye’de milli gelirdeki artış dolar üzerinden hesaplandığı için kur olması gerekenin altına çekince milli gelir hesabı 12 değil 15 çıkıyor. Zenginleştiniz sevinin diyor.

TÜİK’e göre nüfusun yüzde 10’u toplam gelirin üçte birini cebine koymuş. Daha da acısı halkın yarısı en zengin yüzde 5’lik kesimden daha az milli gelirden pay alıyor. Yani toplumun yüzde 50’si ülkenin yarısı tahmin ediyorum bu salondakilerin neredeyse hepsi onların temsil edildiği kimseler toplumun yüzde 50’si en zengin yüzde 5’ten daha az alıyor milli gelirden ve buna zenginleştik sevinin diyor. Buna sadece ve sadece vergi almayıp bütçeye onlar için 701 milyar lira para koydukların her ihaleyi verdiklerin, senin beşli çeten, 40 haramilerin sevinir. Bu salonda da, sokakta da buna sevinecek kimseyi bulamazsın.

Ramazan ayında onlarca işçi kendini Çayırhan’daki madenin içine kapattılar. Sebebi bugün yapılacak ihale. 1987 yılında maden açıldı ve gayet karlı bir şekilde işletilirken bundan 20 yıl önce bu maden özelleştirildi. Altın yumurtlayan tavuğu kestiler. 20 yıl boyunca bu şirket bu madenden gayet iyi para kazandı. Kesilen altın yumurtlayan tavuk dirildi. Bizim kümese geri girdi. Artık hepimiz için yeniden yumurtlayacaktı.

Özelleştirmenin günü bitti. İşçiler 4 yıldır hallerinden memnun. Devlete buranın geçmesinin mutluluğunda geleceğe güvenle bakarken bu iktidar bir kez daha Çayırhan’ı özelleştirmeye altın yumurtlayan tavuğu kesmeye bunu kendisi borçlandığında dolarla doların enflasyonuyla faizlerle borçlanırken milletin malını birine verdiğinde bunu Türk lirası üzerinden 6 yıl faizsiz Türk lirası üzerinden 6 yıl taksitlere bölmeye niyetlendi ve 18 firma koştu, teklif aldı.

Madenciler yürüdüler. eylem yaptılar, açlık grevi yaptılar. 4 ay önce bu işi durdurdular. O gün hükümetten de birçok yetkili gidip sözler vermişti. Bugün özelleştirmenin ilk günü. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yöneticilerimizle milletvekillerimizle birlikte Çayıran işçilerine olabilecek en büyük desteği verdik. Belediye başkanlarımız hep birlikte gittiler.

Kol kola girdiler yürüdüler. Bundan sonra da Çayırhan madencilerini desteklemeye mücadelelerine omuz vermeye devam edeceğiz. Ama buradan bir kez daha rahmetle analım Deniz Baykal’ı. 1977’de anayasaya aykırı olarak peşkeş çekilen bütün madenleri özelleştirmişti. Buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasaya göre madenler milletindir. Onları işletme görevi devletindir. Özelleştirmelerin tamamı haksızdır, hukuksuzdur. Cumhuriyet Halk Partisi gelecektir. Madenler yeniden milletin olacaktır.

Bir yandan Halk TV davası görülüyor. Çok kıymetli Suat Toktaş Silivri’de bugün özgürlüğüne kavuşmasını umuyoruz. Serhan Asker’in, Kürşad Oğuz’un, Barış Pehlivan’ın, Seda Selek’in yanındayız. Suçları Ekrem başkanımızın uğradığı haksızlığa her seferinde 8000 kişi içinden çıka çıka aynı bilirkişinin çıkmasına bu bilir kişinin bu tesadüfü bu bilirkişiye sormak için haber yapmaya çalışan arkadaşlarımızı yargılıyorlar. Kuvvetli bir heyetle İstanbul’da yanlarındayız.

İstanbul Barosu dünyanın en büyük barosuna seçimle alamadılar. 2. bir baro açılması için olmadık kanun çıkarttılar. Başaramadılar. Şimdi bir terör yaftası yapıştırarak kayyum atamaya çalışıyorlar. Baronun davası var. Oradayız. Bir yandan da hem gazetecileri hem her türlü doğru bilgiyi halka sansürsüz ulaştırmaya çalışanları baskı altına almak için şimdi de meclise bir siber güvenlik kanunu getirdiler. Grubumuzun önünde şunu ifade edelim.

CHP, bu çağda bir siber güvenlik kanunu olması gerektiğini hep söyledi. Ancak bu kurumun hukuk çerçevesinde denetlenebilir, şeffaf, herkese güven veren bir kurum olmasını istedik. Ama AK Parti’nin getirdiği taslakta Siber güvenlik Kurum başkanına bunu atama yetkisini cumhurbaşkanına, bu başkana da konutta, iş yerinde kapalı alanlarda arama yapılmasının ve kopya çıkarmanın ve el koyma işlemlerinin bir savcı kararı olmadan durum acil diyerek Erdoğan’ın atadığı birinin bu kararı verebilme yetkisi veriliyor. Grubumuz buna çok esastan itiraz ediyor.

Direniyor, mücadele ediyor. Biz de bu meselenin Türkiye’de herkesi suçlu ilan etme, gazetecileri baskı altına alma, gerçekleri gizleme ve haksızca sabahın bir köründe gidip de evleri basma, arama yapma yetkisinin Cumhurbaşkanının atadığı birine bir hakime bir savcıya değil bir atanmışa verilmesini sonuna kadar eleştiriyoruz. Bunun için arkadaşlarımız ellerinden gelen mücadeleyi verecekler. Kanun çıkarsa da çıkar çıkmaz Anayasa mahkemesine götüreceğiz ve bunu denetim altına alacağız.

Kim ki bu iktidarı rahatsız ediyor karşısına yargı sopasıyla dikiliyorlar. Bugünden itibaren İstanbul’un seçilmiş 3 belediye başkanı Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın yanına maalesef Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’i de yolladılar. Alaattin Başkan’ın suçu Beykoz gibi bir ilçeyi daha önce belediye başkanlığı yaptığı bir ilçeyi bu kez AK Parti’nin elinden alıp Cumhuriyet Halk Partili bir belediye yapmak. Dün Dün Çok sayıda yerel yönetici Alaattin başkanın muhatap olduğu sorular ve verilen kararı görünce şunu söylediler.

Bu soruların sorulup da alınan cevaplarla eğer bu memlekette hukuk devleti olsa bir tane AK Partili bir tane Milliyetçi Hareket Partili belediye başkanı sokakta olamaz. Hepsi birden Silivri’de yatacak yer kalmaz. Hepsi birden Silivri’de olurlar. Alaattin başkana 65 yaşındaki başkana belediye başkanı olduğu halde kendisi sorumlu olmadığı, imzasının olmadığı, talimatının olmadığı işlerden her belediyenin iş ve işleyişinde olan hesap sorulacaksa da yapandan sorulacak olduğu ve yüzde 99’unda da normal işleyiş dışında bir şey olmadığı meselelerden Alaattin Başkanı hapse atmaya Bir algı yaratmaya niyetli olan o kötü niyet şöyle bir süreç yürüttü. Sabahın 4’ünde buraya geliyordu.

Ön seçim tanıtım toplantımıza geliyordu. Sabahın 4’ünde gittiler. Evini bastılar evinde arama yaptılar ve oradan güya delil topladılar. Ne kadar hukuksuz olduklarını söylüyoruz. Biliyoruz. Herkes biliyor ama ne kadar hukuksuz olduklarını anlatmak için çok basit bir örnek. Türk Ceza Kanunu değişirken oradaydım. 4. yargı paketi. Çok net biliyordum. Sordum hukukçu arkadaşlar elbette dediler. Tartışmıştım burayı.

Övüne övüne 4. yargı paketinde artık şafak operasyonları yok. Artık gece yarısı baskınları yok. Türkiye’de aramalar gündüz gözüyle yapılacak dediler. Dediler ki konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. Bunu yazdılar. Altına da gece vakti nedir? maddenin e fıkrasına. Gece vakti deyiminden güneşin batmasından 1 saat sonra başlayan doğmasından bir saat evvele kadar devam eden zamana gece vakti denir dediler.

Bu hesaba göre İstanbul’da gün doğumu o gün 7.34 aramanın yapıldığı saat 4 4. Avrupa’ya benziyoruz. Gece aramalarını bitiriyoruz. Kanun çıkarıyoruz diye övünen bunlar. Bu kanuna el kaldıran bunlar. Oraya o savcıyı atayan bunlar bu aramayı yapan yine bunlar. Böyle yapılan bir aramayla başlayan 4 gün boyunca 65 yaşında seçilmiş belediye başkanını nezarethanede tutan 4 günün son saatinde ifadesini alan ondan sonra götürüp adliyede tutuklayan zihniyete soruyorum. Bunu yapmakla iktidarda kalabileceğini düşünüyorsan avcunu yalarsın kardeşim, avcunu yalarsın. Diğer taraftan, diğer taraftan çıkmış her uzatılan teybe aynı cevabı veriyor Adalet Bakanı.

Türkiye hukuk devletidir. Yasalar karşısında herkes eşittir. Herkes yasaların dediğine, mahkemenin kararına uymakla yükümlüdür. Öyle mi öyle mi Adalet Bakanı. İstanbul’u AK Parti’den aldık. 37 dosya. 4 başı mamur 37 büyük yolsuzluk dosyası. Süleyman Soylu denen zat o gün İçişleri Bakanı. Geldi. 37 dosyanın 33’üne el koydu. Bu yolsuzluk dosyaları bundan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulacak. Nerede o dosyalar? Nerede o dosyalar? Birine işlem yapılmış mı birine birine? 4 başı mamur yolsuzluk dosyalarını aldı. Üstüne oturdu. Adaletin kanunu kuruttu. Şimdi de ortalıkta yok.

Bu rakam Ankara’da. Tabii Ankara’nın kimden alındığının ve hangi dönemin sorgulandığının da farkında olalım. Melih Gökçek dönemine dair tam 97 dosya. 97 büyük yolsuzluk dosyası var. Kapağını açan var mı? Hesabını soran var mı? Bu yolsuzluk dosyaları üzerinden bir kelime konuşan var mı? Bundan sonra buradan konuşacağız arkadaş. Buradan konuşacağız. Ben kendimi hakim yerine savcı yerine koyacak değilim.

Ama o makamda oturanlara soruyorum. Şöyle bir bakalım dedik. Belediyelerimiz savcılıklara ne yollamışlar? Ne işlem yapılmış? Bakın gelecek haftalarda gelecek. Bir Denizli var aman Allah’ım. Bir Balıkesir var utançtan yüzüne bakamazsın. Bu nasıl iş diye. Bir Manisa var aman aman aman. Hepsi hepsi teker teker gelecek buraya. Ama şimdi Bursa’dan başlayayım ve sadece özel kalem harcamalarından başlayayım.

Sadece depremde depremde Bursa Belediyesi’nin yaptığı işi bile takdir ettik deyince demişti ki birisi yok bozuk saat yok. Bakın bozuk saatin bozuk ahlakın bozuk vicdanın ne yaptığına bakın Bursa’nın parasıyla. Dosyadan okuyorum. Harcama kalemleri altında dönemin Büyükşehir Belediye başkanının onay imzası var. Alaattin Köseler’in dün sorulan soruların birinde onay imzası yok

Onay imzası AK Parti özel buluşma harcaması AK Parti İl Başkanlığı’na giden paketler kalemi imzalamış. AK Parti il binasında kokteyl gideri imzalamış. AK Parti temayül yoklaması masrafları imzalamış. AK Parti Ankara’nın istediği promosyonlar imzalamış. Seçim çalışması yemek gideri imzalamış. AK Parti kadın kollarına yemek imzalamış. Alinur Aktaş seçim çalışması kendi kendine imzalamış. Yetmemiş Hüda Par İl Kongresi yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Ülkü Ocakları yemek bedeli özel kalemden ödenmiş. Büyük Birlik Partisi yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Demokratik Sol Parti lansman gideri Bursa özel kalemden ödenmiş.

DSP yemek gideri Bursa özel kalemden ödenmiş. Tügva yemek bedeli Bursa özel kalemden ödenmiş. Milliyetçi Hareket Partisi Kemalpaşa ilçe örgütü harcamaları Bursa özel kalemden ödenmiş. Bursa’ya gelen 10 bakanın tek tek isim isim yazılı. Bursa’daki seçim çalışma masrafları Bursa özel kalemden imzayla resmen ödenmiş. 100 154 kalemde 154 kalemde 15,5 milyon TL’lik harcama Alinur Aktaş tarafından AKP, MHP, BBP, DSP, Hüdapar, Türkva ve kendi seçim kampanyası için 15,5 milyon lira para ödenmiş. Ey Adalet Bakanı…

Haram zıkkım olsun demekle haram zıkkım olmuyor. Senin adına bu işi yapacak biri var Bursa’da. Ey Bursa Cumhuriyet Başsavcısı. Ey harekete geçmeyen savcıları neden geçmiyorsun diye soracak Hakimler Savcılar Kurulu. Onun başkanı Adalet Bakanı. Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan. Bu sadece Bursa Büyükşehir’in belediye başkanının kendi imzasıyla oluruyla ödedikleri. Bunlara soruşturma başlatacak mısın? Yoksa bu millet gelip senin alnını mı karışlasın? Hadi bakalım.

“Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır”

CHP her daim tarihsel büyük bir tutarlılıkla Türkiye’de Eğer vatandaşları sorunum var diyorsa o sorunu görmeye kabul etmeye ve çözmeye kararlı bir partidir. Geçmişi külliyatı bundan doludur. Türkiye’de Kürtler meselem var diyorsa Kürt meselesi vardır. Tayyip Erdoğan bu sorunu çözmeye gelmiş bunu iddia etmiş sonra savrulmuş bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm meselelerin demokratik yollarla çözülmesini savunan bir parti olarak 1 Ekim tarihinde Sayın Bahçeli’nin gidip Dem grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle özenle temkinle ve kendimize yakışan tarihi sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz.

Her ne kadar Sayın Bahçeli ve Sayın Erdoğan Cumhuriyet Halk Partisi grubu tüm siyasi parti gruplarına duyduğu saygıyı deme duyduğu zaman terörist ilan edilmişse Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi sadece ve sadece milletten aldıkları temiz kağıdıyla belediye başkanı seçilen kişilere kayyım atanmasına itiraz ettiğinde de bu konuda eleştirilmişse şimdi ya da Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir belediye başkanı 10 yıl önce taziye için örgütün bir yöneticisine telefon açtığı, taziye verdiğinden dolayı o terör örgütüne mensup kabul edilip içeri atılıyorken o terör örgütünün başının gelip konuşma yapmasının o terör örgütüne bir heyet görevlendirilmesinin önünün açılmasını o heyetin her bir üyesine telefon açılması Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan yıllardır yapılan haksızlıklar üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir samimi özür.

Bir öz eleştiri bu millete sırf sizin oyunuzu alabilmek için bir partiyi ülkenin çok önemli bir seçmen grubunu şeytanlaştırarak ve onlarla insani ilişkiler sürdürülmesini bile terör örgütü mensupluğu göstererek “biz sizi kandırdık. Biz sizin duygularınızı suistimal ettik. Şimdi döndük dolaştık o elleri biz sıkıyoruz. Methiyeler düzüyoruz ” demeleri gerekse de biz bunu vatandaşlarımızın vicdanlarına onların ferasetlerine veriyoruz.

Bize yapılan haksızlık ve bugün yapılanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin her birisinin ayrı ayrı yüreğine ve vicdanına inandığım vatandaşlarımızın vicdanına emanettir. Onlara emanet ediyorum. Partime belediye başkanlarına geçmiş dönem genel başkanımıza, milletvekillerimize yapılan bu konudaki tüm iftiraları tüm hakaretleri milletimizin vicdanına emanet ediyorum.

Tayyip Erdoğan bu sorunu inkar etmiş bir siyasetçidir. Sayın Bahçeli’nin DEM grubunun elini sıkmasıyla başlayan süreci dikkatle, itinayla ve sorumluluğumuzu taşıyarak takip ediyoruz. CHP DEM Parti ile görüştüğünde terörist ilan ediliyorken, kayyım atamaya itiraz ettiğinde eleştirilmişse, CHP’nin bir belediye başkanı taziye için telefon açtığı için terör örgütü mensubu kabul edilip içeri atılırken heyet görevlendirmesinin önü açılıyorken CHP’ye bir özür bile dilemiyorlar. Bu sorunun Meclis çatısı altında çözülmesini savunuyoruz. Demokratikleşme adımları atılarak, kanunlar yapılarak çözülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Tam bir samimiyet, şeffaflık ve toplumsal mütabakatla sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. 2015’te olduğu gibi Erdoğan tarafından nasıl felakate sürüklendiğini biliyoruz. Bugün de aynı yanlış bakış açısı olduğunu ifade ediyoruz. Dolmabahçe’de masa kurulup canlı yayın hazırlıkları yapılırken Erdoğan tarafından inkar edildiğini hatırlatıyoruz. Bu süreci ‘Erdoğan doğru yönetiyor’ diyenlere hatırlatıyorum; Erdoğan’ın Dolmabahçe masasındaki tüm aktörlerle yine aynı masada olduğunu hatırlatırım.

Müzakerelerin devlet tarafından yürütüldüğünü söylediğimizde DDM (Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi)’den yalanlama yaptılar. Açık çağrı yapıyorum; Öcalan’a bir sihirli değnek değmesi ile, her şey yoluna girecek denmesiyle çözülmez, bunun gerçekliği yok. Böyle bir sorun çözülecekse demokratikleşme ile Meclis çatısı altında çözülecek. Gazeteciler, Gezi tutukluları, Kürt’ü Türk’ü yerel yönetimciler içerideyken, kayyım uygulamaları devam ediyorken bu ülkede bir çözüm mümkün olmaz. Çıkar ilişkilerine dayalı bir ilişki olursa bu işin sonunda Kürtler de Türkler de kaybeder.

2015’te doğru bir süreç yönetilseydi, o günden bu güne akan kan, gözyaşı olmazdı. Despotik bir iktidar herkesi pataklayıp hapse tıkacak, sonra da demokratikleşme konuşulacak. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, sorumluluk almalıdır. Al ver pazarlığının içinde olmadık, sonunda da olmayız. Bu yol ancak tam demokrasi ile olur. Kim Kürt sorunu çözülsün istiyorsa, bilhassa DEM Parti,  demokratikleşme paketinde yer almalıdır. Demokratikleşme paketine varız, kim geliyorsa hodri meydan.

Çağırdık baba evine gelin dedik. O sözü söylediğimden bu yana 150 bin yeni üyemizle üye sayımız 1 milyon 700 bine dayandı. Hepsine hoş geldiniz diyorum. 23 Mart’ta yapacağımız yapacağınız ön seçim bu yılın ilk sandığıdır ama son sandığı olmayacaktır diyorum. Bugüne kadar diktatörlerin nasıl gittiklerini biliyoruz. Tek adam rejimlerinin nasıl gittiğini biliyoruz. Biz ülkedeki rejime son vermek için demokrasi ve sandık dışında bir yol bilmiyoruz ve asla önermiyoruz. Ama dünyadaki baskıcı resimler 1 milyon kişinin meydana çıkmasıyla değişiyorsa, onun adına Arap baharı deniyorsa 23 Mart’taki Türkiye’nin baharında bir milyonun üzerindeki üyesinin sandığa bekliyoruz.

Bir bahar günü başlamıştık, Mart’ın sonu bahar demiştik. Şimdi 23 Mart günü Türkiye baharını başlatmak için demokratik mücadeleyle bir tek adam rejimini sona erdirecek Türkiye baharı için 1 milyon 700 bin üyesini sandık başına bekliyorum. Gelin seçin ve tarihe geçin. Güç sende. Sana inanıyoruz. Sana güveniyoruz. Her şeyin çaresi sandıktadır.”

Paylaşın