Erdoğan’a Seslenen Özel: Hizbullahçıları Değil Türkiye’nin Geleceğini Serbest Bırak

Saraçhane’deki İBB Binası’nda gündeme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’a, Hizbullahçıları değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırak çağrısında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel Saraçhane’de açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: “Bu zulme hazırlanan iktidar partisi ya da bloğu bileşenlerinin üyelerini, oy verenlerini, geçmişte onlara gönül verenleri en sıcak duygularla selamlıyoruz. Ama o Saray aklına, darbeye kalkışanlara, 15 milyon kişi tarafından püskürtülen darbecilere, ne bayramda, ne demokrasi sınırları içinde söylenecek söz bulamıyoruz.

Bu milletin bayramını zehir edenlere söylenecek uygun söz yoktur. Hak ettikleri sözler bayramlık ağzımızı açtığımızda söyleyeceğimiz sözlerdir. Hepsini bayramın sonrasına, onları rezil edeceğimiz, milletin de artık bunların yüzüne bakmayacağı bir sürece bırakıyoruz. Yalancı şahitlerle ceza peşindeler. Hak ettikleri sözleri bayram sonrası yasal düzeyde vereceğiz.

Volkan Konak’ı sahnede geçirdiği kalp kriziyle Kıbrıs’ta kaybettik. Ailesine başsağlığı diliyoruz. İlk ayağa kalkan ilk başını kaldıran kişiydi. Bayrağı ilk çekmiş sanatçıdır. Sonra hukuk adalet be demokrasi için omuz omuza veren sanatçılar, imzaları vermeye başladığında, bu metne imza koyması için kendisini arayan arkadaşına, Volkan Konak, ‘Ben o metne imzamı değil, kalbini basarım’ dedi. Acaba sanatçılardan çıt çıkacak mı derken, bu tweeti atan Konak’ı kaybettik. Acımız çok büyük. Yerini nasıl dolduracağız bilmiyoruz. Ama adını yaşatmak ve onun özlediği Türkiye’yi, gençlerle dost olan doğa ile hayvanlarla dost olan bir Türkiye’ye kavuşmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

‘Her şey çok güzel olacak Berkay’ı ziyaret ettik. Moral bulduk. Koğuşlar ağzına kadar dolu. İtirazla serbest bırakılmaları, ilk duruşmaya kadar da içeride tutulmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bayramda Hizbullahçıları yetki kullanıp serbest bırakan Erdoğan’a, Türkiye’nin geçmişini karartan canilere değil Türkiye’nin geleceği aydınlansın diyen, hiçbirinin elinde kan olmayan gençleri Silivri’de tutmanın utancını, bunun ne kadar kötülük içeren ruh halinde olduğunu kendisine hatırlatıyoruz. Hizbullah’ı değil Türkiye’nin geleceğini serbest bırakması gerektiğini söylüyoruz.

2 genç koymuşsunuz, geri kalan 47 kişi hepimizin dudaklarını uçuklatacak hükümlerle cezaevinde yatanlar. Bu olacak iş değildir. Oradaki gençleri bu psikoloji içinde tutmak doğrudan psikolojik işkencedir. Gerekli başvuruları yaptık, bir an önce sonuç alınmasını istiyoruz. Bu öğrencilere ters kelepçe takıldı, saatlerce ailelerinin bilmediği yerlerde tutuldu. 60 kişiye 4 şişe su veridi. Kötü muameleler, küfürler her bir öğrenci tarafından rapor edildi. Bunun saatlerini yerlerini biliyoruz. Rapor edilen yatırıp kafaya basmanın, surata tekme atmanın nerede kimler tarafından yapılmış olabileceğini biliyoruz.

Bundan sonra anayasaya göre kanunsuz emri uygulamayıp yazılı isteme hakkını tüm emri uygulayanlara hatırlatıyorum. Geçmişte bunlara şahit olanlar, gerçekleri kapalı zarfa yazıp emanete alsınlar, o zaman siz kurtulacaksınız, bu çetenin yaptıkları çorap söküğü gibi ortaya çıkacak. Geçmişte önemli görevler yapmış yürütmüş kişilerin yönlendirmeleriyle üstünde olduğumuzu herkes bilsin. O enseye, surata basanın günü gelince gırtlağına hukuk basacak. Suç işlemeyen korkmasın. Gördüğünüz şahitlikleri unutmadan yazın kapalı zarfa yazın. Bu soruşturma seneye değilse öbür sene var. Bunun ucunu bırakan hesabını sormayan asla ve asla biz olmayacağız.

Kötü muameleye hukuk ceza verecek. Kötü muamelenin zaman aşımı ve affı olmaz. Kazanınca geçmişi unutmayacağız. İftiraları unutmayacağız, takip edeceğiz, hesap soracağız. Suça ortak olmayın, suçu ihbar etmek için bugünden yazın. Zarfı kapatın en güvendiğinize verin.

“Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız”

Türkiye’deki 35 ili ve o geceki veriye göre 412 belediyeyi kazandığımız önemli bir başarıdır. Sandıktan gelen mesajı anladık. Partili ayırmadan hizmet ettik. İstanbul’u kaybetmenin acısı içindeler. Bir santim bile eğilmeyiz, korkmayız.

5 tane siyasi yasak istemi, 31 yıl önce verilen diplomanın iptal istemiyle, kamera şakası bile olamayacak adımları peş peşe attılar. 47 ay daha dayanamadılar. Yüzlerce polisle şafak vakti ailesiyle birlikte yaşadığı İBB’nin resmî konutunu basıp başkanımızı ve arkadaşlarını gözaltına aldılar. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır şeklinde iman ettiği gerçeklik yüzünden rakibini ekarte edip kendisini yenebilecek herkesi ekarte edip kendisini yenebilecek bir adayla yarışmak hatta katılımın yüzde 40’lara indiği göstermelik bir seçimin öz hazırlığı şeklinde bir darbe yapmaya karar verdi.

Cumhur İttifakı’ndan bir genel başkan yardımcısı, gazeteci Sinan Burhan’a, ‘İmamoğlu bayramdan önce tutuklanacak’ diye mesaj attı. Kim olduğunu biliyoruz.

İstanbul’u Maltepe’de eyleme, gücünü göstermeye davet ettik. Geçen sene televizyonlarda “İstanbul boş, mitingin iptali söz konusu” diyerek duyurdular. Bugün hep birlikte milyonlarda kişi Maltepe Meydanı’na aktı. Herkesin hedefi Maltepe Miting alanı olmuştur. Gençlerin coşkusu ve her yaştan İstanbullunun kararı İmamoğlu oldu. Çoğunluk İmamoğlu’nun arkasındadır. Arkalarında ne devlet ne millet vardır. Devletle millet yarışırsa millet kazanır. RTÜK’ten dışarıya halkın haber alma özgürlüğüne ateş açılmaktadır.

Şimdi yandaş kanallar, kendi içlerinde üstünlüğün nasıl muhalefete geçtiğini ve bunun nasıl geri alınacağını düşünüyorlar. Gelecek Cumhurbaşkanı adayına darbe girişimi milletin çıplak elleriyle püskürtülmüştür. Arkalarında kimse yoktur. Ne devlet ne de millet vardır. Devlet ve millet yarışırsa millet kazanır. Devleti bir partinin emrine verenler, partiyi devletleştiremedikleri gibi devleti de partileştiremezler. O seçimler yapılana kadar devletteki herkese devlet adamı gibi çalışmak düşer.

Bundan sonra CHP olarak attığımız her adımı bir öncekinden daha büyük kararlılıkla atacağız. Hiç kimse, şöyle bir şey düşünmesin ‘Güç ellerinde, devlet ellerinde’ 19 Mart sabahı test ettiler millet cevabı verdi. Bugün son seçimlerde ikinci turda da olsa seçilmiş olmasına rağmen, milletten aldığı yetkiye rağmen millete sırtını dönenlerin, anketlerde yerlerde sürüklenenlerin milletin gönlünde bir karşılığı yoktur.

Avrupa’da kendi evinde demokrasicilik oynayıp Türkiye’de bir otokrasicilik oynayan vatandaş bu iktidarın değişeceğini bilecek. Bugünlerde sessiz kalan tüm dostlara, içeriden dışardan şunu söylüyorum; bu zor günlerde 18 yaşındaki çocuklarımıza, peşinden koştuğunuz İmamoğlu’na bunlar yapılıyorken siz bugün hangi tutumdaydınız dönüp bunlara bakacağız. Bugünkü iktidar otokrasiye mahkum olmuş bir cunta yönetimidir. Aha orada duruyor. İsteyen ilişki kursun, isteyen oyun planını ona göre kursun.”

Paylaşın

CHP’den “Ekrem İmamoğlu Ve Erken Seçim” İçin İmza Kampanyası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim düzenlenmesi talebiyle imza kampanyası başlattı.

İmamoğlu’nun memleketi olan Trabzon’un Akçaabat İlçesi, Cevizli Köyü’nde tutuklu İBB Başkanı’nın babası Hasan İmamoğlu, oğulları Mehmet Selim ve Semih ile bayram namazı kılan Özel’in başlattığı kampanya kapsamındaki ilk imzayı 93 yaşındaki Rükiye Köroğlu attı. Ardından da CHP lideri Özel imza verdi.

Kılınan bayram namazının ardından gazetecilere açıklamada bulunan Özel, şu ifadeleri kullandı: “Tüm Türkiye’nin birleştiği, kucaklaştığı, küslüklerin unutulduğu bu bayram ülkemize büyük bir ayrılık yaşandırılıyor.

19 Mart günü başlayan bir süreçle, bu toprakların, bu memleketin oğlu Ekrem İmamoğlu, Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanı olacağına inandığımız, 15,5 milyon kişinin oy kullanarak adaylaştırdığı Ekrem İmamoğlu, kendisini sevenlerden, babasından, evlatlarından, eşinden, dostundan, köylülerinden uzak tutuluyor.

Biz de bugün onun gelemediği köyüne hep beraber geldik, namazımızı kıldık, onun hemşerileriyle bayramlaştık ve buradan bir büyük kampanyayı başlatmaya geldik.

Caminin dışına çıktığımda Rukiye Teyzem geldi, 96 yaşında. Rukiye Köroğlu. Dün akşam hiç uyumadım, sabahı bekledim. Seni görmeye, Ekrem oğlum için ilk imzayı ben vermeye geldim dedi. Bu anlamlı, bu önemli imzayı buradan ilk kez Rukiye anneden alacağız. Sonra kendi köylülerinden, Akçaabatlılardan, Trabzonlulardan, dalga dalga bütün Türkiye’ye bu imza kampanyası yayılacak.

Ekrem Başkan’ın özgürlüğü için, Türkiye’nin güzel yarınlara, aydınlık yarınlara, yoksulluğun ortadan kalkacağı, işsizliğin ortadan kalkacağı yarınlara herkesin kavuşması için adayımızı talep ettiğimiz ve önümüze sandığın gelmesini istediğimiz imza kampanyasını başlatıyoruz.”

Özgür Özel daha sonra Trabzon Meydanı’na geldi. Burada kitleye konuşan Özel’in hedefinde Erdoğan vardı. Özel, “Ekrem İmamoğlu’nun suçu Tayyip Erdoğan’ın rakibi olmaktır” dedi. “Hepimiz biliyoruz ki Ekrem İmamoğlu’nun içeriye atılmasının sebebi geçmişte Tayyip Bey’i yenmiş olması, gelecekte de onu yenecek güçte, dirayette, kararlılıkta bir aday olmasıdır.” diye konuştu.

Özel şunları söyledi: “Bakanlarının yatak odalarından ayakkabı kutularıyla paralar çıkanlar, kendi çocuğu ile sıfırlamaları konuşanlar, bir yüzükle siyasete girip bugün yedi sülalesini zenginleştirenler Ekrem İmamoğlu’na tutup da hırsız, yolsuz diyemez.

Eğer bir belediyede kent rantını, kişisel ranta çevirmek nedir diye merak eden varsa bunu en başta AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını 25 yıl yapan ve Bülent Arınç’ın deyimiyle ‘Ankara’yı parsel parsel satan’ Melih Gökçek’e sonra İstanbul’u yıllarca yönettirdiklerine soracaklar.

‘Bu kente biz ihanet ettik’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’ın Beylikdüzü’nü dört katlık imarla yemyeşil tutan Ekrem İmamoğlu’na söyleyecek tek bir sözü yoktur. Bu bayram Ankara’daki bütün bayramlaşmalardan çekildik. Bu bayram evlatlarımız hapisteyken, Ekrem İmamoğlu için ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ımız hapisteyken, binlerce öğrenci hapisteyken, gözaltındayken, mahkeme koridorlarındayken bu bayram bize bayram olarak değil hüzün olarak gelmiştir.”

Özel’e burada Erdoğan’ın affettiği 10 hükümlü arasında Hizbullahçıların olması da soruldu. “Erdoğan’ın iki Hizbullah hükümlüsünün kalan cezalarını affetmesini nasıl değerlendirdiği” sorusuna Özel, şu yanıtı verdi:

“Cumhurbaşkanının sağlık gerekçeleri ile af yetkisini kullanması Anayasa’da tanımlanan bir hak. Biz bugün Cumhurbaşkanı son günlerde yaşananları, gözü yaşlı anneleri, 16 yaşında çocukları, onları evde bekleyen küçük kardeşlerinin gözyaşlarını görür, babaların bugün bayram sofrasında evladının yerinin boş kalmasına gönüllerinin razı olmadığını görür, hiç olmazsa tutukluluklara itirazlar var bu konuda bir kendi niyetini ifade etse, dese ki ‘gençler bayramda evlerinde olsalar iyi olur’ dese onun talimatıyla iş görenler gereğini yapar diye düşünüyorduk.

Ama maalesef o günahsız, elinde kir, kan olmayan tertemiz evlatları aileleri buluşturacağına; Hizbullahçı terör örgütünün, domuz bağcıların, elinde kan olanların, kir olanların affedilmesini tercih etti bu bayram gününde. Erdoğan’a şu kadarını söylüyoruz; zulüm ile abad olunmaz. Bu kadar zulmün sonu felakettir. Bu ülkeyi bir felakete sürükleme, bu ülkenin gencecik evlatlarına zulmetmeyi bırak. İstediğin kadar kötülük yap bu iyiliğe, annelerin gözyaşlarına, küçük kardeşlerin, ninelerin dualarına yenileceksiniz, yenileceksiniz, yenileceksiniz.”

Haftada iki miting

CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ise bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilde, her çarşamba da İstanbul’un bir ilçesinde miting düzenleyeceklerini duyurdu.

“Ben milletim, milli iradeyim! Adayımı bırak, sandığı getir! Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum!” ifadelerini kullanan Özel, “Bundan sonra her hafta sonu farklı bir ilimizde, her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde gece mitinginde meydanlarda olacağız! Miletin önünde hiçbir güç duramayacak!” dedi.

Paylaşın

Babacan: Otoriterliğe Karşı Demokrasinin Yanında Durduk

Ramazan Bayramı nedeniyle parti teşkilatlarına yönelik kutlama mesajı paylaşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan “Biz, yasaklara karşı, özgürlüklerin yanında durduk. Biz, keyfiliğe karşı, hukukun yanında durduk. Biz otoriterliğe karşı, demokrasinin yanında durduk. Bugünkü önceliğimiz bu” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ramazan Bayramı nedeniyle parti teşkilatlarına yönelik kutlama mesajı paylaştı. Ali Babacan, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Demokrasimiz aldığı her darbe sonrası nasıl daha da güçlendiyse, nasıl dövülen bir demir gibi daha da mukavim hale geldiyse yine öyle olacak. Bayram sabahı çocuklarınızla, ailenizle, dostlarınızla bayramlaşırken bu söylediklerimi hatırınızdan çıkarmayın” diyen Babacan, bugünkü meselenin siyasetin yapılacağı ‘maç sahasını’ açık tutabilmek olduğunu söyledi.

Değerli arkadaşlar, biz mücadelemizi meşru demokratik siyaset zemininde veriyoruz. Ülkemizin sorunlarını çözmenin doğru yolu siyasettir diyoruz. Bunun meşru yolu da budur diyoruz. Ancak iktidar adım adım o siyaset zeminini de yok ediyor. Bizim şu an önceliğimiz, bu yasakçı zihniyetle mücadele etmek ve siyaset yapmanın o zeminini korumak…

Son bir haftadır CHP ve İBB etrafında meydana gelen gelişmelere de öncelikle bu pencereden bakmak zorundayız. Bugün meselemiz diploma meselesi veya kent uzlaşısı değil… Bugün meselemiz CHP kurultayındaki şaibeler veya Büyükşehirle ilgili yolsuzluk iddiaları da değil… Gün gelir, bu iddiaların açığa kavuşturulmasıyla ilgili de söyleyecek çok sözümüz olur merak etmeyin.

Ama arkadaşlar, bizim bugünkü meselemiz siyasetin yapılacağı ‘maç sahasını’ açık tutabilmek. Çünkü maçın oynanacağı saha kapanırsa kimin şike yaptığının, kimin doping kullandığının bir önemi kalmayacak. Mesele tam da burada… Demokrasi sahası tamamen kapanınca, oynayacak maç kalmayacak, siyaset yapacak zemin kalmayacak. İşte tam da bu sebeple geçen hafta salı gününden bu yana, bizim yanında durduğumuz ana muhalefet partisi değildi. Bizim yanında durduğumuz, Büyükşehir’in Belediye Başkanı da değildi. Biz, yasaklara karşı, özgürlüklerin yanında durduk. Biz, keyfiliğe karşı, hukukun yanında durduk. Biz otoriterliğe karşı, demokrasinin yanında durduk. Bugünkü önceliğimiz bu.

Memleketimizin içine düştüğü duruma baktığımızda, gerçekten çok duaya ihtiyaç var. Ama biliyorsunuz, önce tedbir sonra tevekkül… Evet, hep beraber ülkemiz için daha çok dua edeceğiz. Ama arkadaşlar aynı zamanda, ülkemiz için hep beraber daha çok çalışacağız, dosdoğru çalışacağız.

Bakın demokrasimiz büyük sınamalardan geçiyor. İktidarın baskı rejimi, her alanda yoğunlaşıyor. Meydanlarda seslerini duyurmaya çalışan gençler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. 260 kişi, tam 260 bugün. Gencecik çocuklar. İşleri sadece haber yapmaya çalışmak olan gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, ev hapsine tabi tutuluyor. Basın kuruluşlarına para cezası kesiliyor, günlerce kapatma cezası veriliyor. İş dünyasını temsil eden kuruluşların başkanları, asıl yatırım yapacak istihdam oluşturacak kişiler, sadece sorunları açık şekilde dillendirdikleri için, polis eşliğinde karakola ifade vermeye götürülüyor. Sivil toplumdan, sanat dünyasından muhalif görüşlü insanlar kendilerini demir parmaklıkların arkasında buluyor. Şu anda ülkemizde iki siyasi partinin genel başkanı tutuklu… Pek çok ilçe belediye başkanı tutuklu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklu…

“Her zaman doğruya doğru, yanlışa yanlış dedik”

Değerli arkadaşlar, biz her zaman doğruya doğru, yanlışa yanlış dedik. Tek başımıza da kalsak, hakkın ve adaletin yanında durduk. Bu yüzden alnımız ak, başımız dik… Çok şükür, sokağa çıktığınızda, insanlarla konuştuğunuzda biz DEVA Partisi’ndeniz, biz DEVA Partiliyiz dediğinizde hiç kimse size diyemez ki ‘Ya siz bizi aldattınız’, ‘Ya kardeşim siz şurada bir yanlış yaptınız, siz şöylesiniz böylesiniz’ diyemez, çok şükür. İşte tam da bu yüzden sevdiklerimizin yüzüne, gönül rahatlığı ile bakabiliyoruz. En önemlisi de aynadaki suretimize gönül rahatlığıyla bakabiliyoruz.Hamdolsun, Allah bozmasın, Allah utandırmasın…

Önümüzdeki haftalarda, önümüzdeki aylarda arkadaşlar yapacak çok işimiz var. İktidarın yaptıklarını da görüyorsunuz, ana muhalefetin durumunu da görüyorsunuz.  Türkiye’yi bu iki tercihten birisine mecbur bırakamayız. ‘Bu ikisinden birini seçmek zorundasınız, başka çareniz yok’ diyemeyiz. Bu bizim siyasi sorumluluğumuzdur. Milletimizin karşısına çıkmak, ‘Buradayız’ demek aynı zamanda bizim vicdani sorumluluğumuzdur. Ahlaki sorunluluğumuzdur.

DEVA Partisi’nin varlık sebebi tam da budur. İşte biz ne yapacağız arkadaşlar, milletimizin karşısına çıkacağız ve ‘Biz buradayız’ diyeceğiz ‘burada.’ Umutsuz olanların umudu olacağız. ‘Çaresizim’ diyenlere, ‘Çare biziz, millet olarak çare hepimiz’ diyeceğiz. Hep beraber DEVA Partisi’nin bu ülkeyi nasıl yöneteceğini kapı kapı anlatacağız. Sokak sokak, cadde cadde, mahalle mahalle anlatacağız. Ve unutmayalım, ilkelerimizden sapmayacağız. Konuşunca doğruyu söyleyeceğiz.Söz verince tutacağız. Emanete hıyanet etmeyeceğiz. Devletin dini adalettir diyeceğiz. İşi ehline vereceğiz. Her daim istişare ile hareket edeceğiz. Açık olacağız, şeffaf olacağız. Her zaman hesap vermeye hazır olacağız. Bunları yapacağız, korkmayacağız.

Evet, olup biten her şeye rağmen umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Rahat olacağız, ama rehavet içinde de olmayacağız. Ülkemiz bu günleri de atlatacak. Demokrasimiz aldığı her darbe sonrası nasıl daha da güçlendiyse, nasıl dövülen bir demir gibi daha da mukavim hale geldiyse yine öyle olacak. Bayram sabahı çocuklarınızla, ailenizle, dostlarınızla bayramlaşırken bu söylediklerimi hatırınızdan çıkarmayın. İçiniz çok ferah olsun.

Milletin iradesine parmak sallayıp da yenilmeyen, demokrasiye kafa tutup bozguna uğramayan kimse olmadı olmaz. Mesele sadece zaman meselesi, mesele sabır meselesi. Yeter ki biz azimli olalım, yeter ki sebat edelim, yeter ki biz çok çalışalım ama dosdoğru çalışalım. Tüm bu duygularla Ramazan Bayramınızı tekrar kutluyorum. Ailenize, dostlarınıza, akrabalarınıza, komşularınıza, sevdiklerinize selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Bayramı sevdiklerinizle birlikte, sağlık ve bereket içinde geçirmenizi temenni ediyor, nice bayramlara diyorum.”

Paylaşın

İmamoğlu, Kendisine Yönelik Aylardır Devam Eden “Yargı Tacizini” Yazdı

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart’ta gözaltına alınması ile başlayan süreci New York Times (NYT) gazetesi için kaleme aldı.

İmamoğlu’nun NYT’de yayınlanan yazı, “19 Mart sabahının erken saatlerinde, onlarca silahlı polis memuru, gözaltı kararıyla kapıma dayandı. Sahne, Türkiye’nin en büyük şehri olan İstanbul’un seçilmiş belediye başkanının değil, bir teröristin yakalanmasına benziyordu” sözleriyle başlıyor.

Daha sonra ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanlığı adaylığı için ön seçim yapmasına dört gün kala gözaltına alınmasının şaşırtıcı olmadığını belirten İmamoğlu, kendisine yönelik aylardır devam eden “yargı tacizini” anlatıyor.

Diplomasının, mezuniyetimin üzerinden 31 yıl geçtikten sonra ‘aniden iptal edildiğini’ belirten İmamoğlu, “Yetkililer, anayasanın cumhurbaşkanının yükseköğrenim diplomasına sahip olmasını şart koştuğu için, bu hamlenin beni seçim yarışından diskalifiye edeceğine inanıyor gibiydi” dedi.

“Beni sandıkta yenemeyeceğini anlayan Erdoğan, başka yöntemlere başvurdu: ana siyasi rakibini, rüşvet, yolsuzluk, suç örgütü liderliği ve yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yardım gibi temelsiz suçlamalarla tutuklatmak. Seçilmiş makamımdan da mali suçlamalar gerekçe gösterilerek uzaklaştırıldım” diyen İmamoğlu, yazısının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Yıllardır Erdoğan rejimi, demokratik denge ve denetim mekanizmalarını aşındırıyor; medyayı susturuyor, seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine atanmış bürokratlar getiriyor, yasamayı etkisiz hale getiriyor, yargıyı kontrol ediyor ve seçimleri manipüle ediyor.

Son aylarda protestocuların ve gazetecilerin kitlesel olarak tutuklanması, ürkütücü bir mesaj verdi: kimse güvende değil. Oylar iptal edilebilir ve özgürlükler bir anda elinizden alınabilir. Erdoğan yönetiminde Türkiye Cumhuriyeti, bir korku cumhuriyetine dönüşmüş durumda.”

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

İmamoğlu, “Tutuklanmam, Türkiye’nin otoriterleşmeye ve keyfi güce teslim olmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Uzun bir demokratik geleneğe sahip olan ülkemiz, geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla ilerliyor” diye ekledi.

Ekrem İmamoğlu, baskıların yalnızca “kendisiyle sınırlı kalmadığını,” gizli tanık ifadelerinden oluşan bir iddianameye dayanan geniş çaplı bir operasyonla, belediye yöneticileri ve iş dünyasından isimler de dahil olmak üzere yaklaşık 100 kişinin daha gözaltına alındığını vurguladı.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Ancak Türk halkı bu baskılara meydan okudu. Gösteri yasaklarına ve şehir girişlerine kurulan barikatlara rağmen, İstanbul’dan Erdoğan’ın kalesi olarak görülen Rize’ye kadar yüz binlerce vatandaş sokaklara döküldü. Gözaltına alındığım ilk saatlerden itibaren ve takip eden günlerde, her yaştan ve kesimden insan partime katıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde, artan baskı ve gözaltılara rağmen insanlar nöbet tuttu,” diyen İmamoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm baskılara rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi pazar günü cumhurbaşkanlığı ön seçimlerini başarıyla gerçekleştirdi. Parti’nin açıkladığı sonuçlara göre, 1,7 milyon kayıtlı üyenin de dahil olduğu 15 milyon kişi oy kullanarak beni partisinin cumhurbaşkanı adayı olarak seçti.”

Şimdiye kadar Erdoğan’ın desteklediği adaylarla üç kez yarıştığını belirten İmamoğlu, bu adaylara her seferinde kazandığının altını çizdi. 2019’da İBB başkanlığı için yarışan İmamoğlu’na kazanmasına rağmen mazbata verilmemiş, oyların bir kez daha sayılmasıyla zaferi tescillenmişti. İBB Başkanı, geçtiğimiz yıl da yerel seçimlerden zaferle çıkmıştı.

“Şimdi, beni sandıkta yenemeyeceğini anlayan Erdoğan, yargıyı kullanarak beni devre dışı bırakmaya çalışıyor. Oysa son anketlere göre, seçimler bugün yapılsa kazanma şansım oldukça yüksek,” diyen İmamoğlu şunları da sözlerine ekledi: “Artan adaletsizlikler ve kötüleşen ekonomi karşısında, Türkiye’de halkın sabrı tükendi. İnsanlar seslerini yükseltiyor ve kapsayıcılık, adalet ve daha iyi bir gelecek vaat eden bir adayın etrafında birleşiyor. Onlar susturulamaz. Ancak halk, benim tutuklanmamın Türkiye’yi daha da otoriter bir yola sürükleme girişimi olduğunu da fark etti.

Baskılara rağmen dayanışma işaretleri var. Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki sosyal demokrat liderler ve belediye başkanları—Amsterdam’dan Zagreb’e—cesaret ve ilke sahibi duruş sergileyerek bana destek verdi. Sivil toplum da geri adım atmadı. Peki, dünya genelindeki hükümetler? Onların sessizliği kulakları sağır edecek kadar yüksek.”

İmamoğlu, buna karşın, Washington’un yalnızca “son gözaltılar ve protestolarla ilgili endişelerini” dile getirdiğini, Avrupa’daki liderlerin ise birkaç istisna dışında güçlü bir tepki vermediğini söyledi.

“Şüphesiz ki, son olaylar—Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı, komşumuz Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ve Gazze’deki yıkım—Türkiye’nin stratejik önemini artırdı,” diyen İmamoğlu, ülkenin özellikle Avrupa güvenliği açısından kritik hale geldiğinin altını çizdi.

Ekrem İmamoğlu, “Ancak, jeopolitik dengeler, değerlerin, özellikle de insan haklarının aşındığını görmezden gelmemize neden olmamalı. Aksi takdirde, küresel düzene zarar verenleri meşrulaştırmış oluruz” diye ekledi.

İmamoğlu, yazısını şöyle bitirdi: “Demokrasinin kaderi; öğrenciler, işçiler, yurttaşlar, sendikalar ve seçilmiş yetkililer—kurumlar çökerken sessiz kalmayı reddedenler—tarafından belirlenecek,” diyen İmamoğlu yazısını şu ifadelerle sonlandırdı: “Ben, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında adalet ve demokrasi için mücadele eden insanlara inanıyorum.”

Ne oldu?

İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi. Bu soruşturmaların başlangıcında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Onlar da çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyükleri heybede. Telaşlarının sebebi bu,” demişti.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. İmamoğlu’nun yerine CHP’li Belediye Meclis Üyesi Nuri Aslan İBB Başkanvekili olarak seçildi.

İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanmasıyla tetiklenen kitlesel protestolar, Türkiye’de on yıldan uzun süredir görülen en büyük gösterilere dönüştü. Polis, protestolara karşı biber gazı, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su ile karşılık verdi. İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok büyük şehrinde güvenlik güçleri göstericilere sert müdahalelerde bulunuyor.

Yetkililer aralarında gazetecilerin de olduğu 1.100’den fazla kişiyi gözaltına aldı. Gazeteciler daha sonra serbest bırakıldı. Aynı zamanda sosyal medya platformu X’e yüzlerce hesap engelledi. Erdoğan ise Ankara’daki kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada protestoları ‘şiddet hareketi’ olarak nitelendirdi.

Ekonomistler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen hafta lirayı desteklemek için üç gün içinde 25 milyar dolara kadar müdahalede bulunduğunu tahmin ediyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ali Babacan’dan Mehmet Şimşek’e Çok Sert Sözler

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sert sözlerle yüklenen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Böyle ekonomi yönetimi olur mu ya? Batsın böyle ekonomi yönetimi, batsın böyle ekonomi politikası” dedi ve ekledi:

“Ekonomi insan içindir, insan onuru içindir. Kitleleri topyekûn zenginleştirmedikten sonra sadece bir avuç insana yarayan ekonomi politikasını ne yapayım Allah aşkına? TÜİK büyüme açıklıyor, yüzde 3-4. Asgari ücretliye soruyoruz: Reel olarak büyüdün mü? Maaşın enflasyondan fazla arttı mı? Hayır. Emekliye soruyoruz: Reel olarak maaşın büyüdü mü? Yine hayır. Peki bu büyüme kime yaramış? En fazla yüzde 5’lik, zaten zengin olan kesime. Zengin daha zengin oluyor. Demokrasiyle yönetilen bir ülkede bu kabul edilebilir mi? Zaten demokrasimiz aksak işlediği için, bu saçma ekonomi modeli uygulanabiliyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEV) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Özlem Gürses ile Para Politika programında gündemi değerlendirdi.

Ekonomik kayıplara yönelik göstergeler paylaşan Babacan, “Piyasaların umursayıp umursamadığını çok basit birkaç göstergeyle görüyoruz. Eğer hisse senedinin fiyatlarının ortalama göstergesi olan BIST XU100 endeksi 10 bin 800’den bu sabahtan itibaren 9 bin 600’e düştüyse, halka açık şirketlerimizin değeri 40 milyar dolar düştüyse umursamadı ne demek… Bakın halka açık olmayan şirketlerimiz var bir de borsada alınıp satılan şirketler var. Sadece hisse senedi halka açık olan şirketlerin şu son 7-8 günde değer kaybı 40 milyar dolar… Ülke bu büyük bir kadar değerini kaybetmiş durumda… Piyasalar umursamadı ne demek? Hazinenin 2 yıllık tahvilinin faizi 8 puan artmış durumda. Merkez Bankası olağanüstü faiz kararıyla gecelik borçlanma faizini yüzde 42’den yüzde 46’ya çıkarttı. İlk defa bir likidite senedi çıkarttı yüzde 60 faizle…” dedi.

Babacan, “Bunun bedelini kim ödüyor? Yüksek faizin bedelini Hazine, bütçeden ödemiyor mu? Milyonlarca insandan toplanan vergi bütçede faiz olarak ödenmiyor mu? Yüksek faizi bizim çiftçimiz ödemiyor mu? Esnafımız, KOBİ’miz ödemiyor mu, sanayicimiz ödemiyor mu? Kredi kartı olup kredi kartına borçlu yaşayan milyonlarca vatandaşımız yüksek faizin bedelini ödemiyor mu? Piyasa umursamadı ne demek? Bu tamamen bir hikâye… Bir hayal pompalamaya çalışıyorlar. Ülkenin gerçeklerinden ne kadar habersiz olduklarını da gösteriyor bu…” diye ekledi.

Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok büyük bedeller ödüyoruz çok büyük… Son olayların ben size maliyetini söyleyeyim. Kur ve faiz artışının sadece bütçeye etkisi 950 milyar bakın… Piyasalar etkilenmemiş laf… Külahımıza anlatsınlar… Sadece kur ve faiz artışının bir yıllık bütçeye etkisi 950 milyar lira. Türk lirasının bir lira değer kaybetmesi, yani kurun bir lira artmasının Türkiye’nin dış borç stoğu üzerindeki etkisi 525 milyar lira… Sadece özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar lira… Rakamlara bakın… Bütçeye 950 milyar etki…

Türkiye’nin dış borç stoğuna etkisi 525 milyar. Özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar… Bir mukayese için geçen sene çiftçiye ödenen toplam destek ne kadar 90 milyar… Tarımsal desteğin tamamı 90 milyar sadece son bir hafta içinde demokrasimize ve hukukumuza kastetmelerinin bütçeye bedeli 950 milyar… Borç stoğuna bedeli 525 milyar… Rakamlara bakın ya… Cumhurbaşkanı Yardımcısı diyor ki ‘Bu emeklilere verilen bayram ikramiyesinin maliyeti 28 buçuk milyar lira tuttu diyor, büyük para diyor… Ya siz yaptığınız yanlış bir işle 950 milyar bütçeye ek maliyet getirmişsiniz arkadaş bu mu ekonomi yönetimi, bu mu devlet yönetimi?

Çok ciddi bir bilgi asimetrisi var şu anda. Millete açıklamadıklarını, tutuyorlar bir zoom toplantısında belli sayıda yatırımcıya açıklıyorlar. Belli sayıda yatırımcıya diyorlar ki ‘Merkez Bankası şu gün, şu kadar döviz aldı, şu gün şu kadar döviz sattı.’ Böyle bir şey olur mu? Bizim hisse senedi piyasasında borsada milyonlarca küçük yatırımcımız var. Onların hiçbir şeyden haberi yok. Londra’dan, New York’tan zoom toplantısından katılan yatırımcılara özel bilgiler veriyorlar. Bu adalet midir?

“Damat gizliyordu da Sayın Şimşek neden hâlâ gizliyor?”

Eğer siz yaptığınıza güveniyorsanız Merkez Bankasının aldığını sattığını kamuoyuna açık yaparsınız. Niye gizliyorsunuz? Sayın Şimşek bunu niye gizliyor? Zamanında damat gizlemeye başladı da o gizlilik niye hâlâ devam ediyor? TÜİK’in enflasyon sepeti niye hâlâ gizli? Çünkü ayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Şeffaf olan hesap vermekten kaçmaz. Doğru iş yapan her zaman hesap vermeye hazır olur.

Demokrasimiz büyük bir saldırı altında… Hukuk ve adalet de büyük bir saldırı altında… Dolayısıyla ekonomi de şu anda büyük bir saldırı altında ve bu saldırıda kullanılan mühimmat da sis bombasıdır. Sayın Erdoğan, ekonominin ortasına bıraktığı büyük bir sis bombasıdır. Bu sis ortada olduğu sürece ekonomi canlanmaz, ekonomi hızlanmaz, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmesi mümkün olmaz. Sisi dağıtmanın yolu da nedir? Hukuktur, adalettir, şeffaflıktır ve gerçekten Türkiye’yi demokrat bir zihinle yönetmektir. Bunlar yapamadı ama inşallah gün gelecek Türkiye’de bunlar olacak ve büyük ve güzel ülkemizden, Türkiye’mizden asla umudumuzu kesmeyeceğiz. Rahat olalım ama rehavet içinde olmayalım, demokrasi mücadelesinden de asla asla vazgeçmeyelim.

Demokrasimiz büyük bir tehdit altında şu anda. Ve mesele, bak baştan da söyledim. A Partisi, B Partisi, C Partisi değil… Mesele şu anda demokrasi meselesi. Çünkü demokrasinin maç sahasını kapatmaya çalışıyor bunlar. Demokrasinin oynanacağı sahayı tamamen kapatmak istiyorlar. Şu anda bizim önceliğimiz o sahayı açık tutmak. Demokrasinin oyun sahasını açık tutmak. Orada oynayan takımların şikesi olur, doping yapanlar olur, şu olur bu olur. Hani iddialar var ya yolsuzluk iddiası var.

İşte şaibeler, kurultay şaibeleri şudur budur…. Bunlar usulünce bakılır edilir. Şu anda önemli olan iktidarın basını susturması, sivil toplumu, iş dünyasını sindirmesi, sanat camiasına, sivil topluma sürekli ayar vermesi, bütün buralardan insanları gözaltına alıp tutuklaması, ev hapsinde tutması… Bütün kesimlere ‘Konuşmayın, susun, kafamı bozmayın, yoksa kendini bulacağınız yer demir parmaklarının arkasıdır’ diyerek bir yönetme tarzı var şu anda. Bu demokrasinin sahasını tamamen kapatmaktır. Oyun sahasını tamamen kapatmaktır.

Bizim şu andaki en öncelikli mücadelemiz hep beraber parti ayrımı yapmaksızın, bu demokrasi sahasını açık tutmak ve demokrasinin maç sahasını her an aktif tutmaktır. Öncelik budur. Varsa iddialar daha sonra bakılır edilir, varsa iddialar daha sonra hukuk çerçevesinde hepsi incelenir, hatası olan varsa da gider hesabını verir. Ama bugünkü öncelik farklı.”

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: İktidar Demokrasinin Nefesini Kesmek İstiyor

RTÜK’ün muhalefete yer veren televizyon kanallarına kestiği cezaları eleştiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor” dedi ve ekledi.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya üzerinden, iktidarın uyguladığı baskıcı politikalara sert eleştirilerde bulundu. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Çaresizliklerini, sıkışmışlıklarını anlatan; ümitsizliklerini haykıran yüzlerce gencin tutuklanması, demokratik hakların yok sayılmasıdır. Türkiye’yi içine girdiği bu çıkmazdan kurtaracak kudret milletimizde vardır.

Hukuksuzluklara, baskılara geçit vermemek için gece gündüz çalışmaya; meşru siyaset zemininde demokrasi mücadelesinin neferi olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Yargı “İktidarın Sopası” Haline Geldi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar. Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyetin Avrupa temasları sürüyor. Tuncer Bakırhan, 19. Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler başlıklı konferansa katıldı. Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda ikinci gününde devam eden konferansta konuşan Bakırhan, İmralı’da yaptıkları görüşmenin detaylarını, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını anlattı.

Kürt sorununun çözümsüzlüğünün maliyetinin büyük olduğunu belirten Bakırhan, “Yaşanan bu savaş ile birlikte toplumda çok ciddi bir kutuplaşma yaşandı. Hukuk araçsallaştı ve iktidarın elindeki bir sopa haline geldi. Ekonomi ciddi bir krize girdi. Partimize dönük baskılar arttı. Barış umutları da neredeyse yok edildi. Bu süreçte tüm toplumsal kesimler arasında fay hatları oluştu ve 10 yıllık süreç içinde bu kutuplaşma çok ciddi bir artış gösterdi. Fakat Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısı çok önemli. Bu 10 yıl çok önemli tecrübeler yarattı” dedi.

Kürt sorunun küresel bir sorun haline geldiğinin altını çizen Bakırhan, “Kürt meselesi artık bölgesel ve küresel boyuta ulaşmış durumda. Sadece Kürtlerin değil diğer toplumsal yapıların da sorunları görünür hale geldi. Türkiye’nin demokratikleşmesi, ekonomik bağımsızlığı Kürt meselesinin çözümüne bağlı. Bunu bir siyasi tercih olarak değil, varoluşsal bir zorunluluk olarak görüyoruz. Geçmişten çıkarılacak dersler var. Önceki çözüm sürecini enine boyuna tartışıyoruz. Bu konuda eksik kaldığımız konulara ilişkin özeleştiri veren bir partiyiz. Tüm eksiklerine rağmen önceki çözüm süreci toplumsal güvenin, demokrasinin inşa edildiği bir süreç oldu. Ekonomik refah çok ciddi bir artış sağladı. Barış sürecinin ülkenin önünü açtığını görmüş olduk. Kürt sorununun çözümü birçok fırsatı beraberinde getiriyor” dedi.

“Türkiye’de bir de anayasa problemi var”

Kayyım politikaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyona da değinen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı: “Fakat bu meselenin önünde iç ve dış dengeler var. Son dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması hukukun zedelendiğinin hatta ortadan kaldırıldığının çok somut bir örneğidir. 16 milyonluk bir kentin belediye başkanı hukuk sopası ise terbiye edilmek isteniyor. Bildiğiniz gibi Kürtlerin kazandığı belediyelere kayyım atanıyor. Dışarıdan gelen bir memur belediyeyi gasp ederek, sosyal kültürel kurumların kapılarına kilit vuruyorlar.

Bunun dışında Türkiye’de yaygın bir sansür var. Yandaş medyanın önü açılmış, muhalif medyaya dönük bir ciddi bir baskı var. Bugün yüzlerce kişi sanal medya paylaşımları sebebiyle gözaltına alınıyor. Sanal medya hesapları, haber siteleri kapatılıyor. Herkesi hizaya çekmek isteyen bir anlayış var. Bunlarla birlikte Türkiye’de bir de anayasa problemi var. Anayasa ortak ve toplumsal değerleri esas almıyor. Merkeziyetçi anayasa gençleri, kadınları, ötekileri kapsayan bir anayasa değil.

Bu sürecin önünde engel olarak duran dış etkenler de var. Öngörülemez bir uluslararası ilişkiler sürecinden geçiyoruz. Anlık değişen kararlar, ilkesiz dış siyaset ülkeye çok ciddi etki ediyor. Bu sorun Avrupa’yı da doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi demek aynı zamanda Avrupa’yı da etkileyecektir. Ortadoğu’da Kürtlerin öncülüğünde yürütülen siyaset oldukça demokratik ve takdire şayandır. Yine işçi ve emekçiler, kadınlar, gençler, ötekilerin faydasına bir siyaset yürütüyoruz. Demokrasi ve insan hakları alanındaki duruşumuz Avrupa için de büyük bir fırsat sunuyor. Suriye’ye bakıldığında bu daha rahat görülüyor.

Orada Ezidilerin, Türkmenlerin, Kürtlerin, Arapların, kadınların, gençlerin bir arada yaşadığı bir sistem kuruldu. Demokratik bir anlayış, demokratik bir yönetim uygulanıyor. AB-Türkiye ilişkileri de çalkantılı bir süreçten geçiyor. Bölgede istikrarlı bir Türkiye, Avrupa için de önemli ve faydalı olacaktır. Türkiye’nin iç barışı doğrudan Suriye’deki gelişmeleri, Irak’taki gelişmeleri etkileyecektir. Bu da doğrudan Avrupa’ya doğru göçü azaltacaktır. Barış ve demokrasi tarihi bir kazanım olacaktır, bunun için çalışıyoruz.”

Paylaşın

Araştırma: Toplumun Yüzde 73’ü İmamoğlu Protestolarını Meşru Görüyor

KONDA’nın yaptığı araştırmaya göre; toplumun yüzde 73’ü İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından ülke genelinde başlayan protestoları meşru görüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla büyüyen protestolar ülke genelinde devam ediyor.

KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi, 24-25 Mart’ta yaptığı görüşmelerde, yurttaşlara İmamoğlu’nun tutuklanmasını ve protestolarla ilgili düşüncelerini sordu.

Elde edilen veriler, toplumun genelinde protestolara temkinli; ama olumlu bir yaklaşım olduğunu gösteriyor.

Araştırma bulgularına göre:

Yüzde 21, eylemleri haklı buluyor.
Yüzde 52, düzeni bozmadıkça eylemlere hak veriyor.
Yüzde 27, eylemler haksızdır diyor.

Eylemlere dair üç görüş

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını destekleyenler protestolara büyük oranda karşı çıkarken, tutuklamaya karşı olanlar eylemleri büyük ölçüde haklı buluyor.

İmamoğlu’nun tutuklanmasını doğru bulanların yalnızca yüzde 3’ü “Eylemler haklıdır” derken, yüzde 32’si “Düzeni bozmadıkça haklıdır” görüşünü savunuyor; yüzde 65 ise eylemleri tamamen haksız buluyor.

Tutuklamayı yanlış bulanların yüzde 43’ü eylemleri doğrudan haklı, yüzde 56’sı ise düzeni bozmadıkça haklı görüyor. Bu grupta yalnızca yüzde 2’lik bir kesim eylemleri haksız buluyor.

Tutuklama hakkında fikir beyan etmeyenler arasında ise yüzde 5 “Eylemler haklıdır”, yüzde 65 “Düzeni bozmadıkça haklıdır” derken, yüzde 30 eylemleri haksız bulduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

RTÜK’ten 4 Kanala 7 Ayrı Ceza

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ilişkin yapılan yayınlar nedeniyle Tele 1, Halk TV, NOW TV ve Sözcü TV’ye ceza verdi.

Haber Merkezi / RTÜK ayrıca gazeteci Fatih Altaylı’nın youtube kanalı ile geçtiğimiz günlerde tutuklanan yönetmen İlker Canikligil’in ortağı olduğu Flu TV’nin yayın lisansı almaması halinde bu kanallara erişim engeli getirilmesi kararı aldı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ilişkin yapılan yayınlar nedeniyle NOW TV, Tele 1, Halk TV ve Sözcü TV’ye ceza yağdırdı.

RTÜK üyesi İlhan Taşçı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, verilen cezalara ilişkin şunları kaydetti:

“RTÜK’ün bugünkü Üst Kurul Toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına uzanan süreçteki yayınlara program durdurmadan, lisans iptalinden önceki en ağır ceza olan 10 gün yayın durdurmaya uzanan tarihinin en ağır cezaları oyçokluğuyla alındı.

Sözcü TV’ye İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği savıyla 10 gün yayın durdurma cezası verildi. Kanal aynı maddeden 8/1/b ceza alması halinde lisansı iptal edilecek. Tebliğin ardından SZC TV’nin 10 gün boyunca 7/24 ekranı karartılacak. Ekrana yalnızca siyah zemin üzerine RTÜK’ün karar metni yansıtılacak.

SZC TV hakkında ayrıca CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik sözleri nedeniyle yüzde 3 idari para cezasına hükmedildi.

Halk TV’ye Gündem Özel programında, CHP Genel Başkanın Özgür Özel’in Saraçhane mitinginde Akın Gürlek ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri boykot çağrısının ekrana yansıtılması ile İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yayın yapılarak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği savıyla yüzde 5 idari para cezası ve 5 kez de program durdurmaya karar verildi. Halk TV’ye ayrıca CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın ”Elinde terazi olan bu darbecilere karşı hep birlikte direneceğiz” sözleri nedeniyle yüzde 3 idari para cezasına hükmedildi.

Tele 1’e Haber 13 programında, CHP Genel Başkanın Özgür Özel’in Saraçhane mitinginde Akın Gürlek ve Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri ile İstanbul, Ankara ve İzmir’den canlı yaparak, yorumlarda “halkın kin ve düşmanlığa teşvik” edildiği iddiasıyla yüzde 5 idari para cezası ile 5 kez de program durdurma cezası çıktı.

Tele 1’e ayrıca Sabah Pusulası programında RTÜK Başkanına yönelik değerlendirmeler nedeniyle de yüzde 3 idari para cezası kesildi.

Now TV’ye Orta Sayfa programında Ekrem İmamoğlu soruşturmasıyla ilgili işlemlerin “hukuka aykırı ve talimatlarla yapıldığı” yorumları gerekçesiyle yüzde 2 idari para cezası verildi.”

Üst Kurul toplantısından YouTube kanalı üzerinden yayın yapanlara yönelik de kararlar çıktı. Fatih Altaylı ve İlker Canikligil’in ‘Flu TV’ adlı YouTube kanallarıyla ilgili 72 saat içerisinde lisans almaları gerektiği, alınmadığı takdirde kanallarına erişim engeli istenileceği aktarıldı.

Akıllı TV’ye ise, bir yıl içerisinde ikinci kez sağlık beyanı ile ürün satışı yaptığı için 10 süreyle yayın durdurma cezası uygulandı.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Protestoları: 1.879 Gözaltı, 260 Tutuklama

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Ekrem İmamoğlu protestolarına katılan 1.879 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. İmamoğlu, geçtiğimiz çarşamba sabahı gözaltına alınmış, pazar günü ise tutuklanmıştı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından tüm yurtta başlayan protestolar dün de devam etti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, protestolara katılan 1.879 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Yerlikaya, “Bunların; 260’ı tutuklandı, 468’i hakkında adli kontrol kararı verildi, 662’sinin işlemleri devam ediyor, 489’u da serbest bırakıldı” bilgisini verdi.

Ali Yerlikaya, “silahsız ve saldırısız” gösterilerin Anayasal bir hak olduğunu belirtti ancak son protestolarda “taşlar, asitler, baltalar ve molotoflar” kullanıldığını söyledi.

Yerlikaya, “Adalet sokakta değil, mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak, adaleti linç etme kampanyalarıyla susturmaya kalkmak kimseye fayda sağlamaz” diye ekledi.

Gösteriler sırasında 150 polis memurunun yaralandığını belirten Yerlikaya, “Geçen yıl, 2024’te, Bakanlığımıza toplantı ve gösteri yürüyüşü için 903 başvuru yapıldı. Bunların 863’üne izin verildi” ifadelerini kullandı, Bakanlığın gösterilere izin verme oranının yüzde 96 olduğunu belirtti.

2019 yerel seçimlerinde seçim otobüsünün içindeki Ekrem İmamoğlu’na, “Ekrem abi, her şey çok güzel olacak” diye seslenerek, seçim kampanyasının sloganı haline gelen sözlerin sahibi 22 yaşındaki Berkay Gezgin tutuklananlar arasında yer alıyor.

Yerlikaya’nın açıklaması şöyle: “Milletimizin kardeşliğine pusu kuruldu. Polislerimize saldırıldı. Milli ve manevi aile değerlerimiz ayaklar altına alındı. Adalet sokaklarda değil mahkeme salonlarında tecelli eder. Sokağa çıkmakla kimse temize çıkamaz. Hukuku sokak eylemleriyle bastırmaya çalışmak kimseye fayda sağlamaz.

Sokak kışkırtması gerçeklerin üzerini örtemez. Bakanlık olarak toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin bize yapılan başvurularda yüzde 96’sına izin vermişiz. Son yapılan eylemlerde yapılanların özgürlükle ilgisi var mı? Sokak çağrısı yapanlar bu gerçeklerle yüzleştiğinde ne düşündüler? Boykot çağrısı yapmakla yerli ve milli markalarımızın çalışanlarını zor durumda bırakmakla amaçlanan nedir?

Bu son yapılan eylemler sonrası bin 879 şüpheli gözaltına alındı. Bunların 260’ı tutuklandı. 468’i hakkında adli kontrol verildi. 662’sinin işlemleri devam ediyor. 150 polisimiz yaralandı.”

Tutuklu yedi gazeteciye tahliye

Öte yandan Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla tetiklenen protestoları takip eden ve önceki gün tutuklanarak cezaevine gönderilen yedi gazeteci hakkında tahliye kararı verildi.

Mahkeme, yapılan itiraz üzerine AFP muhabiri Yasin Akgül, NOW Haber muhabiri Ali Onur Tosun, foto muhabiri Bülent Kılıç, muhabir Zeynep Kuray, İBB foto muhabiri Kurtuluş Arı, Bakırköy Belediyesi foto muhabiri Gökhan Kam ve muhabir Hayri Tunç’un serbest bırakılmasına hükmetti.

Tahliye kararı sonrası açıklamada bulunan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, “Tutuklanan gazeteciler tahliye edildi. Hak ihlalinin uzamaması elbette sevindirici ancak HSK tarafından da sorumlular hakkında gecikmeksizin inceleme başlatılması gerekiyor. Bu ve benzeri hukuka aykırı uygulamaların basının tamamı üzerinde bir baskı oluşturduğu unutulmamalı” dedi.

Paylaşın