Erdoğan Duyurdu: Ramazan Bayramı Tatili 9 Gün

”Emekçiler ile İftar” programında konuşan Erdoğan, bayram tatiline ilişkin “Kamu çalışanlarımız 2 Nisan Çarşamba, 3 Nisan Perşembe ve 4 Nisan Cuma günü de idari izinli sayılacak. Böylece milletimiz toplamda 9 günlük bir tatil yapma imkanına kavuşacak” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu’nda ”Emekçiler ile İftar” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Soframızı onurlandıran emekçi kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Bu gazi mekana hepiniz hoş geldiniz. Bugün aynı zamanda bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ni idrak ediyoruz.

Semadan rahmet ve bereketin yağdığı bu mübarek gecenin sizlerle birlikte tüm İslam alemi ve dünya için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ramazan Bayramınız da şimdiden mübarek olsun. Gönül coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimizi dualarınızda unutmamanızı istirham ediyorum.

Emek, alın teri ve helal kazanç değerlerimizin merkezinde yer alıyor. Göreve geldiğimiz günden beri çalışanın hakkını vermeye, adil bir çalışma iklimi oluşturmaya gayret ettik. Tüm çalışanların refah seviyelerini yükseltmek için çaba harcadık. İstihdam politikalarından fırsat eşitliğine, iş sağlığından sosyal güvenliğe çalışma hayatının tüm kesimlerini kuşatan reformlar yaptık.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde payitahtta görev yapan Hollanda Büyükelçisi, Hollanda Kralı’na bir mektup gönderiyor. Bakınız bu mektupta hangi ifadeler yer alıyor. Onlarda muhteşem bir imparatorluğun kaynakları, zafere alışkanlık, savaşma yeteneği, sıkı çalışmaya dayanıklılık, tutumluluk, düzen, disiplin ve tedbir. Bizde ise yaygın fakirlik, bazı kesimlerde lüks ve israf, tembellik ve eğitimsizlik.

Öyleyse bu durumdan nasıl bir sonuç bekleyebiliriz ki? Tarihimiz işte bu mektubun resmettiği manzarada olduğu gibi daha nice erdemlerle, güzelliklerle doludur. Bizde bu mirasa sahip çıkarak göreve geldiğimiz günden beri çalışanın hakkını vermeye, adil bir çalışma iklimi inşa etmeye gayret ettik. İşçilerimizin, memurlarımızın, sendikalarımızın ve tüm çalışanların şartlarını iyileştirmek, refah seviyelerini yükseltmek için çaba sarf ettik.

Yasa ve mevzuat değişikliklerinden sendikal haklara, istihdam politikalarından fırsat eşitliğine, iş sağlığından, sosyal güvenliğe, çalışma hayatının tüm kesimlerini kuşatan reformlar yaptık. Bilhassa son dönemde devrim niteliğinde adımlar attık. Millete kan kusturan tek parti faşizminin yasakladığı 1 Mayıs’ı emek ve dayanışma günü olarak resmi tatil ilan ettik.

Çalışanlarımızın daha emniyetli koşullarda çalışmalarını temin etmek için iş sağlığı ve güvenliği kanununu çıkardık. Sendikaların kuruluş şartlarını kolaylaştırdık. Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununu revize ederek iyileştirdik. Toplu sözleşme sistemini genişlettik. Sendikal güvenceleri ve grev hakkını biz güçlendirdik.

“Hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık”

Kamu görevlilerimize toplu sözleşme hakkı tanıdık. Ana Muhalefet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi’ne taşıyıp iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini yeniden biz yürürlüğe koyduk. Kamuda başörtüsü yasağını kaldırarak kadınların çalışma hayatındaki hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık.

Kamu çalışanlarımız artık cuma izni, hac izni gibi haklardan tam ve etkin şekilde yararlanabiliyor. Maaş artışları, disiplin affı, refakat izni, 3600 ek gösterge ve ek ödemeler gibi bu alanlarda yaptığımız düzenlemelerle memurlarımızın çalışma ve özgürlük haklarını iyileştirdik.

Kamu görevlilerimizin ücret artış oranlarını, zam ve tazminatlarını, sosyal desteklerini çalışanlarımızı enflasyona ezdirmeyecek şekilde biz düzenledik. 2025 yılı Ocak ayı itibariyle enflasyon farkıyla birlikte memur maaşlarına %11,54 oranında zam yaptık. Böylece 2002 yılında 392 lira olan en düşük memur maaşını 2025’te 43.726 liraya yükseltmiş olduk.

Bu rakamlarla birlikte 2002’den bugüne en düşük memur maaşı reel olarak %266 oranında nominal olarak ise yaklaşık 112 kat arttı. Ağustos ayı içerisinde inşallah toplu sözleşme sürecini başlatacağız. Kamu görevlilerimizin sorunlarını 23 yıldır olduğu gibi yine yapıcı bir anlayışla çözüme ulaştıracağız.

Kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolüyle ilgili talepler sendikalar tarafından bize iletildi. Sosyal diyalog anlayışı içinde kamu işçilerimizin toplu iş sözleşmelerine ilişkin olarak bu süreci de inşallah yine bu dönemde tamamlayacağız. Değerli misafirler, bir önceki yıla göre %30 artış yapılan asgari ücreti gelir vergisinden muaf tuttuk. İşverenlere sağladığımız asgari ücret desteğini sürdürüyoruz. Geçmişte ilaç ve hastane kuyruklarında ömür tüketen vatandaşlarımızın tüm sorunlarını giderdik. Sağlık ve sosyal güvenlik sistemini sorunsuz şekilde işler hale getirdik.

Kamu kurumlarındaki alt işveren işçilerine ve sözleşmeli personele kadro verdik. Geçici işçilerin tam yıl çalışabilmesinin önünü açtık. İş kur, gençlik programı ile üniversite öğrencilerimizin bilgi ve tecrübe kazanmalarını sağlayarak gelir elde etmelerini sağladık. Daha nice düzenlemeyi, yeniliği, projeyi devreye alarak çalışanlarımızı her alanda destekledik, teşvik ettik, güçlendirdik.

Sorumsuz boykot çağrıları ile işçinin ekmeği ile oynayan muhteris siyasetçilere prim vermeyeceğiz. Tüm medya gruplarını Batı’ya şikayet ediyor. Gidecek başka kapı mı bulamadınız? Şunu bilin kaybedeceksiniz. Gençleri sokağa dökmek kazandırmaz.

Biliyorsunuz, gelecek hafta tüm okullarımız ikinci ara tatillerine giriyor. Ara tatilin olduğu pazartesi ve salı günleri aynı zamanda Ramazan bayramı tatilinin ikinci ve üçüncü günlerine denk geliyor. Ailelerimiz çocuklarıyla doya doya vakit geçirsin, bayramı aileleriyle birlikte huzurla, sevinçle idrak etsin istiyoruz. Bu amaçla kamu çalışanlarımız için bayramı takip eden 3 günlük süreyi de idari izin kapsamına aldık.

Yani 2 Nisan Çarşamba, 3 Nisan Perşembe ve 4 Nisan Cuma günü de kamu çalışanlarımız idari izinli sayılacak. Böylece milletimiz toplamda 9 günlük bir tatil yapma imkanına kavuşacak.”

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara: Demokrasi Olmadan Ekonomi Olur Mu?

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Demokrasi olmadan ekonomi olur mu? Barış olmadan ekonomi olur mu? Bunları ekonomi yönetimi bilmiyor mu? Hükümet bilmiyor mu? Mehmet Şimşek bilmiyor mu?” diye sordu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuştu. Koçyiğit’in konuşması şöyle:

“Meclis’te biliyorsunuz yine bir yasayı görüşüyoruz. Bu yasanın en can alıcı maddelerinden biri de emekli ikramiyelerinin 3 bin TL’den 4 bin TL’ye çıkarılması oldu. Yani koca AKP iktidarı 22 yıllık iktidarının sonunda, günlerce yaptığı toplantıların ardından kocaman bir rakamı, tam tamına bin TL’yi emeklilere reva gördü. Gece sabahlara kadar Meclis’i çalıştırarak bu “büyük” miktarı emeklilere ulaştırmanın yolunu ve yöntemini aradı.

Biz telaffuz ederken utanıyoruz, söz kurarken utanıyoruz; emekli o parayı çekerken utanıyor, yoksul pazara giderken utanıyor. Ama ne yazık ki iktidar, yarattığı bütün bu yoksulluğun ve yıkımın karşısında utanmak bir yana, pişkin pişkin yoksulun ve emeklinin yüzüne bakarak bin TL’yi büyük bir rakammış gibi anlatmaya devam ediyor.

Neredeyse milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşamaya mecbur ve mahkum edilmiş durumda. Milyonlarca insan, asgari ücretin neredeyse yarısıyla yaşamak durumunda kalıyor. 4 milyon emekli, yaşamını çok cüzi miktarlarla idame etmeye çalışıyor. Dünya kadar uluslararası rapor, endeks var. Hepsinde Türkiye ne yazık ki en sonda. Ekonomi, toplum ve yoksullar açısından alarm veriyor. Buna rağmen, iktidar ve sermayesi ellerini ovuştura ovuştura yoksulun, emeklinin, asgari ücretlinin sırtına binmeye devam ediyor. Sadece 2 ay içinde enflasyon oranı yüzde 7,3 oranında arttı. Yani 14 bin 469 TL olan emekli maaşının yüzde 56’sı aslında 2 aylık enflasyon oranıyla zaten eridi gitti. Zaten verilen emekli maaşı da hedef enflasyon üzerinden verilmişti.

Bu da çok düşük tutulmuştu. Yüzde 15,75 üzerinden emeklilere zam yaptılar, sonra hedef enflasyonu revize ettiler ama emekli maaşlarını ve asgari ücreti revize etmek gibi bir gündemi hiç düşünmediler. Halihazırda, hedef enflasyon üzerinden büyük kayıplarla işçiler ve asgari ücretliler çalışıyor, emekliler de yaşamaya çalışıyor. Bugün milyonlarca insan, maaşları 5 kat artırılırsa ancak ve ancak yoksulluk sınırına yaklaşabilir. Neden? Çünkü bu ülkede yoksulluk sınırı 78 bin 230 TL’ye, açlık sınırı 25 bin 720 TL’ye yaklaştı. Emekli ne alıyor? Sadece 14 bin 469 TL.

Peki, bunlarla yaşamak mümkün mü? Bugün de 1000 TL verecekler. Bu gece muhtemelen sabaha karşı yasalaşacak emekli ikramiyelerindeki artış. 1000 TL ile bu ülkede iki kişi yemek yiyemiyor. 1000 TL ile pazara giden dar gelirli, pazar filesinin içine 3 parça şey koyamıyor. 1000 TL ile bir bayram alışverişi, bir tatlı alışverişi, bir şeker alışverişi yapılamıyor. Yoksul insanlar, 1000 TL’nin artık hiçbir dertlerine derman olmayacak bir miktar olduğunu çok iyi biliyor. Ama iktidar bunu pazarlamaya, anlatıp abartmaya devam ediyor.

Sadece ekonomi meselesi bununla da ilgili değil. Ülkenin içinde bulunduğu bütün antidemokratik uygulamaların, İstanbul Belediyesine yapılan operasyonun ekonomik maliyetlerine bakalım. Tüm bunları üst üste koyduğumuzda, nasıl bir girdap içerisinde olduğumuz göreceğiz. Bakın, 3 gün içinde sadece Merkez Bankasının 25 milyar dolar rezervi erimiş. Bu 25 milyar doları nasıl Merkez Bankasına koymuşlardı? Kemer sıkma politikalarıyla. İşçiye, yoksula ve emekliye vermediler ve rezervleri oradan doldurmaya çalıştılar.

Antidemokratik ve hukuksuz bir darbenin sonucunda da bu ülkenin Merkez Bankasının rezervleri dövizi bir yerde tutmak için 3 günde 25 milyar dolar eridi. Neden? Çünkü piyasaya sürekli döviz sattılar. Borsayı kesmek zorunda kaldılar. Çünkü 2 trilyon TL’lik bir borsa kaybı oldu. Uluslararası bazı yatırım kuruluşları bütün haklarından feragat ederek Türkiye piyasasından çekildiler. Bu da yetmedi; bu riskler artınca, borsa çökünce ve dolar rezervleri eriyince Sermaye Piyasası Kurulu önlem için toplantı aldı. Bankalarla toplantı aldılar, bu krizi nasıl engelleriz diye. K

rizi engellemenin yolu açık: Antidemokratik olmayın, hukuksuzluk yapmayın, darbe yapmayın, seçilmiş iradeye el koymayın, belediye başkanlarını tutuklamayın, darbe üzerine darbe yapmayın. Cumhuriyet Başsavcılarını operasyon odağı olarak bindirilmiş kıtalar gibi kullanmayın. Böylece döviz rezerviniz de artar, ekonomik kırılganlığınız da gider, refah da artar. Bir ülkede demokrasi olmadan ekonomi olur mu? Bir ülkede barış olmadan ekonomi olur mu? Bir ülkenin en temel gerekçesi iç huzur ve barış değil midir? Demokratik normların yükseltilmesi değil midir? Adaletin tesis edilmesi değil midir? Bütün bunları ekonomi yönetimi bilmiyor mu, hükümet bilmiyor mu, Mehmet Şimşek bilmiyor mu?

“Ekonomi Bakanı orada boşuna oturuyor”

Şimdi uluslararası finans kuruluşlarıyla online toplantı yapıyor Sayın Şimşek, toparlamaya çalışıyor. ‘İstanbul’un hali nedir? sorularına, yanıt yok diyor.’ Nasıl yanıt yok? Darbeci bir iktidarın ekonomi bakanısınız. Yanıt açık: Halka, hukuka, sandığa darbe yapıyorsunuz. Seçilmiş iradeyi gasp ediyorsunuz. Sandığı tanımıyorsunuz. Seçimsiz bir yönetim ve rejim ilan etmeye, sistemi buraya itmeye çalışıyorsunuz.

AKP şunu söylüyor: ‘Ben sandıktan çıkarsam sandık meşrudur, haktır. O zaman halkın iradesi tecelli etmiştir. Ama sandıktan eğer muhalefet, başka bir parti çıkarsa o sandık gayrimeşrudur. Ben ona öyle ya da böyle el koyarım. Gerekirse iftira atarım, yolsuzluk derim. Gerekirse terör ile iltisak gibi uydurma bir şey yaparım ve kayyım atarım. Kent uzlaşısını kriminalize ederim. HDK’ye, oradan KCK’ye bağlarım. Kopyala-yapıştır dosyalar yaparım. CHP’ye de DEM Parti’ye de kayyım atarım’.

Bütün bunlara Ekonomi Bakanının bir sözü yoksa biz ona söyleyelim: Orada boşuna oturuyorsun. Geldiğinden beri ne enflasyon düştü ne de ekonomik göstergeler düzeldi. Halk açlık ve yoksullukla sınanıyor. Milyonlar açlık ve yoksullukla mücadele etmeye çalışıyor. Uluslararası ekonomi kuruluşlarının peşinde gezerek bu ülkenin ekonomisinin düzeltilemeyeceğini görmek için kahin olmaya da ekonomist olmaya da yüksek tahsile de gerek yok. Gidin sokaktaki Mehmet amcaya sorun, ekonominin nasıl düzeleceğinin reçetesini söylesin. Ama bunları yapmıyorlar. Bütün bunlar umurlarında değil.

Bakın, İstanbul’daki darbeden sonra sokağa çıkan üniversitelilere, gençlere, milyonlara karşı uygulanan polis şiddetinden bunu görüyoruz. Dünden beri bunu Meclis’te ‘vandallık’ olarak tarif ediyor AKP iktidarı. Toplumun hukuka sahip çıkması, adalet talep etmesi, demokrasiye sahip çıkması, seçilmiş iradesinin arkasında durması hangi demokraside ve devlette vandallık olarak yaftalanabilir ki? Nasıl bir vandallık olabilir? Bir vandallık varsa, polisin orantısız bir şekilde halka yönelik şiddetidir.

Sokakta yürüyen kadını durdurup coplayan polis ne yapıyor? Sırtına basıp gözaltına alan polisin pozisyonu nedir? Yakın mesafede insanların gözünün içine gaz ve su sıkmak, insanları yaralamak, kolunu bacağını kırmak nedir? Orantılı mıdır bütün bunlar? Bunlar hukuk devleti ve demokrasiyle bağdaşan şeyler midir? Sokağa çıkmak, protesto etmek evrensel bir haktır. Bugün milyonlar bu evrensel hakkını, Anayasa’dan kaynaklanan hakkını kullanıyor. Demokrasi olsun diye kullanıyor. Bu ülke daha fazla karanlığa sürüklenmesin diye toplum iradesini ortaya koyuyor.

Sandığa attığı oyun gereğini yapıyor. ‘Oy attım sahip çıkıyorum’ diyor. İktidar, bu tabloyu okumak ve sokaktaki milyonların sesine kulak vermek ve antidemokratik uygulamalardan geri adım atmak yerine, bugün sokağı bilerek isteyerek terörize ediyor; sokağa çıkan insanları hedef haline getiriyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Haber takibi yapan, hakikati ve gerçeği halka ulaştırmaya çalışan 16 gazeteci tutuklandı. Gazetecilik suç olabilir mi? Mesleki faaliyetlerini yaptıkları için insanlar nasıl gözaltına alınıp tutuklanır? Bu hangi demokrasi kriteridir? Bu nasıl bir ülkedir? Artık isyan ediyoruz bunlara! Bunları anlatmak zorundayız ama artık söz gerçekten bitti.

Bu darbe sürecinin Türkiye’ye etkilerini daha konuşacağız. Türkiye iki açıdan yol ayrımındadır. Birincisi 27 Şubat’ta yapılan çağrı nedeniyle yol ayrımındadır. 27 Şubat’taki Sayın Öcalan’ın tarihi çağrısı Türkiye’ye şu soruyu soruyor: “Sen Kürt sorununun demokratik çözümünden yana mısın, demokrasiden ve birlikte yaşamdan yana mısın? Yoksa mevcut düzenin devamından mı yanasın? Çözümsüzlükte ısrar ederek iktidarda kalmaya mı çalışacaksın?” Bu soruları bugün AKP iktidarına soruyor. Diğeri İstanbul’daki darbenin kendisidir ve Türkiye’yi bir yol ayrımına getirmiştir. 16 milyonluk bir mega kentin, bir metropolün, dünya başkentlerinden birinin büyükşehir belediye başkanını tutuklamak, onun ilçe belediye başkanlarını tutuklamak bir yol ayrımıdır.

Türkiye karar vermek zorunda, iktidar karar vermek zorunda. Ya antidemokratik uygulamalarla yol almaya devam edecekler ya da gerçekten rotalarını demokrasiye dönecekler ve bu ülkeyi hep beraber düze çıkaracağız. Ama gördüğümüz, anladığımız, okuduğumuz şey iktidarın hukuksuzlukla ayakta kalmaya çalıştığıdır. Zorla ayakta kalmaya çalışıyor. Kendisine rakip olabilecek insanları, antidemokratik yargıyı araçsallaştırarak bertaraf etmeye çalışıyor. Her bir siyasetçi özneyi cezaevine koyup sesini kısarak kendisi için dikensiz gül bahçesi yaratmaya çalışıyor. Bunları kabul etmiyoruz. Bunlara karşı hep mücadele ettik, bundan sonra da edeceğiz.

“Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez”

Bu anlamıyla, çatısı altında bulunduğumuz Meclis’in özel rolüne ve önemine de dikkat çekmek istiyorum. Bugün toplumda büyük bir feryat varken, toplumda büyük bir itiraz hareketi yükselmişken, Newroz alanlarında milyonlar 27 Şubat’taki çağrının etrafında kenetlenmişken, barış ve çözüm talebini birinci elden milyonlar sahiplenmiş ve bu çağrının arkasında durmuşken; Saraçhane’den Amed Newrozuna, İstanbul Newrozundan bugün İzmir’de ve Ankara’da sokağa çıkan her bir yurttaşa kadar bu ülkenin demokratik geleceği için söz söyleyen ve alana çıkan insanların sesine Meclis gerçekten kulak kabartacak mı, yoksa antidemokratik ve toplum karşıtı yasaları çıkarmaya devam mı edecek? Bu soruları hep beraber soruyoruz.

Şunu açık ve net söyleyelim: Biz demokrasi meselesini bir bütün olarak görüyoruz. Sadece Kürt’e demokrasi gibi bir algımız yoktur. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorunu çözülemez, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez. Bunlar iç içe, birbirine bağlıdır. Kürt sorunu kendinden menkul, Türkiye’nin demokrasi sorunundan ayrı bir sorun değildir. Zaten bu ülke demokratik olmadığı için, özgürlükçü olmadığı için Kürt sorunu diye bir sorunumuz var. Bugün adım atılacaksa, bütün ülkenin demokratikleşmesi için adım atılmak zorundadır. Bu, Kürt’ü de Türk’ü de kapsayacaktır. Ülkede yaşayan 86 milyon insanı kapsayacak bir demokrasi hamlesi olmalı, olmak zorundadır.

Buradan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a da seslenmek istiyoruz. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrının ardından Meclis Başkanımız, “TBMM, Türkiye’nin bütün sorunlarının çözüm yeridir. Dolayısıyla mesele TBMM’deki siyasi partilerin ortak tavrıyla çözümlenecektir. Gerektiği zaman biz de devreye girerek bu konuyla ilgili meselenin şeffaf, açık, samimi bir şekilde yürütülmesini sağlayacağız” demişti. Soruyoruz: Meclis ne zaman bu sorumluluğu yerine getirecek? Meclis ne zaman toplumsal barış için gerçekten söz söyleyecek, demokrasi taleplerini duyacak ve bu taleplerin gereği olarak hızlı bir şekilde adım atacak? Bu tarihsel sorumluluktan ülkenin seçilmişleri ne zamana kadar kaçacak? Kafalarını kuma gömerek ne kadar yol alabilirler, bu ülkeye ne kadar yol aldırabilirler?

Ülkenin ve halkın gerçek gündemi demokratik alanın genişletilmesi, ekonomik refahın yükseltilmesi, barışın toplumsallaşmasıdır. Bütün bunlar için emek sarf eden bir Meclis pratiğini bütün Türkiye halkları görmek istiyor. Ancak 1 Ekim’den beri içinde bulunduğumuz süreçte iktidarın sürekli parmak salladığını görüyoruz. Herkese parmak sallayan, sürekli aba altından sopa gösteren, kayyım ve tutuklamalarla demokrasi alanını daraltan, antidemokratik uygulamaları son hız devam ettiren bir iktidar pratiğiyle karşı karşıyayız.

Meclis’te ne konuşuyoruz sürekli? İktidarın zorbalıklarını ve antidemokratik uygulamalarını. Biz tecrit kaldırılsın, umut hakkı tanınsın, hasta tutsaklar öncelikli olmak üzere infazda eşitlik sağlansın, TMK ve TCK’daki ayrımcı yasal maddeler hızla ayıklansın, AİHM ve AYM kararları doğrultusunda bu ülkedeki yasal mevzuat hızlı bir şekilde taransın dediğimizde karşımıza tek bir madde ve tek bir sözle çıkıyorlar: Silahlar bırakılsın.

İyi, tamam bırakılsın. Silah bırakılmasın diyen var mı? Sayın Öcalan büyük bir sorumlulukla, 40 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğumuz bu şiddet zeminini sonlandıracak çağrıyı 27 Şubat’ta yapmadı mı? Kendi örgütüne 27 Şubat’ta silah bırakma çağrısı yapmadı mı? Yaptı. Örgüt buna olumlu karşılık verdi mi? Evet. Hatta bir adım attılar ve ateşkes ilan ettiler. Peki, Meclis bugün gerçekten örgütün silah bırakması için gerekli yasal mevzuatı ve sürecin selameti için gerekli olan çerçeve yasayı konuşuyor mu? Hayır. Bu insanlar nereye silah bırakacak? Örgüt nereye ve nasıl silah bırakacak? Bunun yasal güvenceleri nedir? Böyle bir tartışma yürütüyor mu? Hayır.

Bu soruların yanıtlarını alamıyoruz. Bu sürecin selameti açısından, bu sürecin ilerletilmesi açısından Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesine ilişkin bir adım var mı? Onun da olmadığını görüyoruz. Özgür çalışma koşullarının, süreci yürütmek için örgütüyle ilişki kurup kongre yaptırabilecek koşulların sağlanmasına yönelik bir yaklaşım var mı? Hayır. Sayın Numan Kurtulmuş’a atıfla yeniden söyleyelim. ‘Hiç kimsenin süreci zehirlememesi gerektiği kanaatindeyiz. Süreci bir siyasi pazar haline getirmeden tamamlayacağız’ demişti.

Bu çok önemli. Peki, o halde soralım: Bu kadar önemli ve tarihi bir açıklama varken, bu süreci İstanbul’da kayyım ve tutuklama pratiğiyle, sokaktaki insanlara gazla ve jopla saldırma pratiğiyle kim zehirliyor. Süreç karşıtı bir iklimin oluşması, sürecin zehirlenmesi için kim çalışıyor, kim söz söylüyor, kim harekete geçmiş durumda? Bu soruları biz Sayın Kurtulmuş’a ve bütün iktidar yetkililerine sormak istiyoruz.

Bu ülkede fiili olarak Anayasa askıdadır. Anayasa fiili olarak askıda olduğu için de bugün Kürt sorununu hukuki ve siyasi zeminde konuşamıyoruz. O nedenle bir an önce hukuki ve siyasi zeminin açılması gerekiyor. Bir an önce yasal çerçevesinin ve güvencesinin Meclis tarafından oluşturulması gerekiyor. Bir an önce Meclis’in Kürt sorununun demokratik çözümü için inisiyatif alması, Meclis Başkanının rolünü oynaması gerekiyor. Bütün bunlar için de Meclis’in yeniden kurucu bir anlayışla, 21’inci yüzyılın kurucu meclisi rolüyle harekete geçmesi gerekiyor.

İstanbul Barosunun görevden alınması, İmamoğlu’nun tutuklanması, Eğitim Sen’e soruşturma açılması meselesinde Saray’ın savcısının önemli bir rolü var. Bir zamanların Zekeriya Öz’ünün taklidini yapmaktadır savcı. Onun rolünü üstlenmiştir. Bütün bunların Türkiye’de barış sürecini zehirlediğinin, barış sürecine zarar verdiğinin, barışa sabotaj olduğunun altını çizmek istiyoruz. Bugün İstanbul Adliyesinden Türkiye’nin geleceği belirlenmeye çalışılıyor, İstanbul Adliyesinde Türkiye demokrasisine pusu kuruluyor.

İstanbul Adliyesinden bütün ülkeye yayılacak bir antidemokratik rejim kalıcılaştırılmak isteniyor. Bu ülkenin geleceğini belirleyen Meclis olmalı ama ne yazık ki Saray’dan talimatla bir başsavcı her şeyi belirlemeye ve yönetmeye çalışıyor. Ülkenin demokrasisine ve barışına dinamit koyuyor. Bunu tarihe not düşelim. 19 Mart’tan başlayan bu sürecin gelişmesi ve derinleşmesi Türkiye’ye ve demokrasisine kaybettirir.

Bu sürecin karşısında da demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten yana tutumumuzu sürdürüyoruz. Sokağa çıkan milyonların haykırdığı demokrasi talebinin yanındayız. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmaması gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanında üniversiteler demokrasi için alanlara çıkmışsa umudumuz büyüktür. Demokratik bir Türkiye’yi ve cumhuriyeti elbette inşa edeceğiz. Bütün bu süreci zehirleyen antidemokratik uygulamalara rağmen biz barış ve çözüm ısrarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

İmamoğlu Protestoları Dış Basında: Erdoğan, Türkiye Demokrasisini Daraltıyor

Ekrem İmamoğlu protestoları dış basında yakından takip edilirken, The Economist, Erdoğan Türkiye’nin demokrasisini daraltıyor” başlıklı haberinde, bu durumun, ”Türkiye dışında kimsenin umurunda olmadığını” dile getirdi.

Dünya basını, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “yolsuzluk” ve “terör” suçlarından başlattığı iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alınmasının ardından başlayan protestoları, yakından takip etmeyi sürdürüyor.

BBC: ”Bin 400’den fazla gözaltının ardından binlerce kişi Türkiye’deki protestolara katıldı” başlıklı İngiltere merkezli yayın kuruluşu BBC’nin haberinde, yedi gün boyunca süren protestolarda gözaltına alınan veya tutuklanan insanların olduğu belirtilerek, ”Türkiye’de binlerce kişi yedinci gecesine giren protesto gösterilerinde şu ana kadar aralarında öğrenci, gazeteci ve avukatların da bulunduğu bin 400’den fazla kişi gözaltına alındı” denildi. Hak grupları ve Birleşmiş Milletlerin (BM), tutuklamaları ve polisin protestoculara karşı orantısız güç kullanmasını kınadığı kaydedildi.

The Guardian: The Guardian gazetesi de Türkiye’de yaşanan son gelişmelere ve medyanın tutumuna değinen ”Bu bir dezenformasyon’: Türk devlet televizyonu kitlesel sokak protestolarına yer vermekten kaçınıyor” başlıklı bir değerlendirme yazısı hazırladı. Yazıda, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan kitlesel protestoların, Türkiye’deki devlet televizyonu ve hükümet yanlısı medya kanallarında yer bulmadığından bahsedildi. ”Protesto haberleri, iyi finanse edilen hükümet yanlısı ağlar dışındaki birkaç gazete ve kanalda yer verildi” denilirken; yazıda şu ifadeler de kullanıldı:

”Bu kanallar, protestoları görmezden gelerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iftar yemeğindeki konuşmaları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in ekonomiyle ilgili çalışmalarına odaklandı. Medya gözlemcileri, Türkiye’de medya ortamının son yirmi yılda giderek kutuplaştığını ve hükümetin medya üzerindeki kontrolünün arttığını belirtiyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), protestoların canlı yayınlanmasını yasakladı ve yasaları ihlal eden yayıncıların cezalandırılacağını duyurdu. Muhalefet partileri, RTÜK’ün bu kararını eleştirerek, bağımsız medya kuruluşlarına karşı çifte standart uygulandığını savundu.”

Euronews: Avrupa’ya ilişkin yayın yapan Fransa merkezli Euronews’in haberinde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının siyasi amaçlı olduğunun düşünüldüğünü ve ülke genelindeki birçok kentte gösterilere yol açtığını belirtti. Euronews, bazı protesto ve eylemlerde, şiddet olaylarının meydana geldiğini dile getirdi. Haberde, “Hükümet, Türkiye’de yargının bağımsız ve siyasi etkilerden uzak olduğu konusunda ısrar ediyor” denildi.

The Economist: İngiltere merkezli The Economist gazetesi de “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin demokrasisini daraltıyor” başlıklı haberinde, bu durumun, ”Türkiye dışında kimsenin umurunda olmadığını” dile getirdi. Gazete, Avrupa Komisyonu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanmasına tepkisinin ”yumuşak ve yetersiz” olduğunu vurgulayarak, ”Fransa ve Almanya’dan gelen açıklamalar daha sert olsa da Avrupa, daha fazlasını yapması gerektiğini” belirtti.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

Özgür Özel Saraçhane’de Konuştu: Gözaltıyla Tutuklamayla Azalmayız Çoğalırız

İstanbul Saraçhane’de toplanan vatandaşlara hitap eden CHP Lideri Özgür Özel, “Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız” dedi.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ikinci gününde binlerce vatandaş, tutuklama kararını protesto etmek için İBB’nin bulunduğu Saraçhane’de toplandı.

Cumhuriyet Halk Partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Saraçhane’de toplanan protestoculara hitap etti. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde: “Burada yüzbinler, Türkiye’de milyonlar var. Sandık başında 15 milyon yürek var. Kendisini mücadeleye adamış bir Türkiye var.

Biz çokuz. Kalabalığız, omuz omuzayız. Ama karşımızda bir avuç insan var. Onların arkasında ne devlet var ne millet var. Bir avuç çıkar çevresine karşı omuz omuzayız.

Biz ne zenginleşelim istedik ne mal istedik. Biz üniversiteliye yurt, yenidoğmuşa kreş, insanca yaşam, eşitlik, mutluluk ve huzur istedi. ‘Her şeyi ben bilirim’ diyen kibirinden yanında durulamayan, milyonlara saldıran sinir küpüne karşı biz de ‘Birini bulalım, karşısına çıkaralım’ dedik.

Önce bütün üyelerimize sormak istedik. Sonra baktık ondan korkuyorlar. Yıllar önce aldığı diplomasına bile göz koydular. ‘Bu aday sadece CHP’nin değil hepimizin adayıdır, sandık koyalım oylayalım’ dedik.

Birileri Ekrem Başkanı Silivri’ye koyarken siz de sandığı önünüze koydunuz, onun arkasında kapı gibi durdunuz.

Dosyada kimsenin görmediği, sadece savcının bildiği iftiracı müptezellerin ifadeleri var. Ekrem Başkana iftira atıyor. Kim söylüyor? Söyleyemem. Kod adı, Çınar. Kim biliyor? Kod adı, Ladin. Kim getirdi bunları?

Ben getirdim. Allah seni kahretsin odun. Çınarla ladini getiren odunu da onu oraya getiren odunu da Allah’a havale ediyorum. Ekrem Başkan yalnızca girdiği seçimlerde Erdoğan’a yenilmemiş bir siyasetçi değil bir sonraki seçimde Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayıdır.

Eyy Erdoğan, şu kadarcık cesaretin varsa Ekrem İmamoğlu’na kurduğun kumpas davalarını TRT’den yayınla. Cesaretin var mı? O polis kardeşlerimi günde 15 saat çalıştıran ve mesaisini vermeyenler, onlara kanunsuz emir verip gençlerimizin üstüne gaz sıktırıyorlar. Polis de ne aldığı maaştan memnun, ne aldığı emirden memnun.

Ama öyle ki her iki tarafı da mağdur eden körüklüyor. Dün 80 milletvekilimiz görev yaptığı halde biz burada beklerken onlar haksız işlemlerle gençlerimize saldırdılar, hem de gözaltı işlemleri yaptılar. Dün emniyet müdürünü uyardım, Vali’yi uyardım. Şimdi Vali’ye söylüyorum; ‘Bu meydan boşalmadan, herkes evine gitmeden ben bu otobüsün üstündeyim.

Eğer bir gencime bu gece cop vurursan, plastik mermi atarsan, senin alnını karışlamayan namerttir. Yettiniz be! Ne sözünüze güveniliyor, ne yeminize güveniliyor. Eğer bu kadar halktan koptuysan sensin marjinal! Biz utancımızı kaybetmedik. Ama korkuyu unuttuk. Bu akşam bu meydanı provoke ederseniz, bu meydanın huzur içinde dağılmasına engel olursanız yarın sizi en rahatsız eden yere 500 bin kişilik çağrı yaparım.

Bugün sekiz gazeteciyi, ‘Her şey çok güzel olacak’ diyen Berkay’ı tutukladılar. Tayyip Bey’in bilmesi gereken bir şey var. Gözaltıyla, tutuklamayla azalmayız, çoğalırız. Gözaltına alınan gazeteciler, adliyeden Vatan emniyete geri götürdüler çünkü İstanbul hapisanelerinde yerleştirecek yer kalmadı. Yarın civar illere gönderilmek için planlar yapılıyor. Öğrencileri ve gazetecileri içeri ata ata hapiste yer kalmamış.

Yeni boykot listesi!

Kimlere boykot yapıyoruz söyleyelim. İktidara yalakalık bize düşmanlık yapan TRT’ye yazıklar olsun. TRT’nin düğmesini tamamen kapatıyoruz. Kanal D, CNN Türk işi gücü bırakmışlar, İstanbul’un iradesine kafa tutup ne gazetecilik ne televizyonculuk. Kanal D ve CNN Türk bizden uzak olsun.

TGRT’yi, A Haber’i, Sabah’ı, Turkuaz’ı İhlas’ı gören okuyan, izleyen, bunlardan bir şey satın alan bizden değildir. İHA ve DHA’ya a abone olan belediye başkanlarımı, tüm şirketleri uyarıyorum. Espressolab’ın önünden geçmeyelim. D&R’ı gördüğünüzde karşı kaldırıma geçin.

Bakan’ın ETS Tur’unu yerin dibine batırın.  Milli Piyango’dan uzak durun, misli.com, iddia.com bu sitelerin yanına yanaşmayın. Gençler kafayı takmış, Ülker diye bağırıyorlar.

HaberTürk ile CNN ipin üstünde yürüyorlar. Bugün grubu vermişler yarıdan fazla. İyi hal durumundan izliyoruz. Ama sınıfı geçen biri var. Demirören AVM’yi başkaları almış, İstiklal’de. Beni aradılar, ben de ‘tabelayı kaldır’ dedim. İsimleri sökmüşler, adlarını İstiklal AVM yapmışlar. Bu boykotun gücü.

Yarın bu binada sizin sayenizde bir seçim yapılacak. Tarihin en büyük açık hava halk oylamasını yapacağız. Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkmak için, canlı yayında yargılamalar talep etmek, erken seçim için bir büyük mitinge var mısınız?

Yüzde 80 oyla Maltepe seçildi. Yenikapıcılar kaybetti. Anadolu yakasına gidiyoruz, Ekrem Başkan’a sahip çıkıyoruz. Cumartesi günü saat 12’de Maltepe’de buluşuyoruz. Cumartesi günü Maltepe’de tarih yazacağız. Size inanıyorum, size güveniyorum. Bu meydan boşalana kadar buradayım.”

Paylaşın

RTÜK’ten “Muhalif Medyaya” 3 Ayda 55 Milyon Lira Ceza

RTÜK, muhalif medyaya ceza yağdırdı: 2024 yılında 84,1 milyon lira olan muhalif kanallara kesilen ceza tutarı, 2025 yılının ocak – mart döneminde 55 milyon liraya dayandı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin’in, hukuksuzluklara karşı gerçekleştirilen eylemleri yayınlayan kanallara yönelik, “tehdit” olarak nitelendirilen açıklamaları büyük tartışma yaratırken, gazetecilik örgütlerinin yanı sıra yurttaşlar da “RTÜK, sansür uyguluyor” tepkisini gösterdi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; RTÜK verileri ise “Kurul, muhalefete baskı aracı olarak çalıştırılıyor” tepkilerinin haklılığını ortaya koydu.

RTÜK verilerinde yapılan incelemeye göre, 2024 yılında NOW TV ve TELE 1’e 9’ar yaptırım, SZC TV’ye 6 ve Halk TV’ye 5 ayrı yaptırım uygulandı. Kanallara uygulanan yaptırımlar ile kesilen idari para cezası ise 84,1 milyon TL oldu.

RTÜK, eleştirel yayınlar yapan kanallara ceza yağdırmayı, 2025 yılında da sürdürdü. SZC TV’ye 8 idari para cezası, 5 kez program durdurma, NOW TV’ye 5 idari para cezası 3 program durdurma, Halk TV’ye 5 idari para cezası 3 program durdurma ve Tele 1’e 4 ayrı idari para cezası verildi. 2024’te 84,1 milyon TL olan muhalif kanallara kesilen ceza tutarı, 2025’ün henüz ocak-mart döneminde 55 milyon TL’ye dayandı.

“Ceza alan kanal tablosu hiç değişmiyor”

RTÜK’ün eleştirel yayınlar yapan kanallara yönelik yaptırımlarını gazetecilere değerlendiren RTÜK Üyesi Tuncay Keser, şunları söyledi: “RTÜK, son dönemde, sadece yalnızca dört beş kanaldan sorumlu devlet dairesi gibi hareket ediyor ve en fazla ceza alan kanal tablosu hiç değişmiyor.

Eleştirel yayınlar, farklı yorumlar sürekli cezalandırılıyor ama iktidara yakın kanallarla ilgili rapor hazırlanmadığı gibi, şikayetler de işleme alınmıyor. Bazı kanallar sahiplik yapısı değişince ceza listesinden de çıkıyor. Bunun örnekleri de var. Ama genel tablo değişmiyor.

2025 yılının ilk çeyreği bitmeden, 4 kanalın ceza sayısı neredeyse 2024 yılının tamamında verilen cezalara ulaşıyor. RTÜK’ün temel görevlerinden biri de haber alma özgürlüğünü ve düşünce çeşitliliğini korumaktır. Özerk ve tarafsız bir kuruluş olarak kurulmasının gerekçesi de budur.

Ancak son günlerde tarafsızlık bir yana, RTÜK Başkanı’nın, ‘Sayısı birkaç taneyi geçmeyen yayıncı kuruluş’ olarak tanımladığı yayıncı kuruluşlara sürekli parmak sallanıyor, gözdağı veriliyor. RTÜK Başkanının dozu sürekli artan ve lisans iptali noktasına taşınan ceza tehditlerini, basın ve ifade özgürlüğüyle bağdaştırmak mümkün değildir.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten CHP’nin Boykot Kararına Tepki

CHP’nin boykot kararına ilişkin açıklamada bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Boykot etme çağrısı yaparak, sadece kendisinin CHP Genel Başkanlığına liyakatini boykot etmiştir” dedi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel tarafından açıklanan boykot kararına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu.

Ömer Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir saldırgan gibi konuşmaya devam ederek, siyasetçi gibi konuşmaktan tamamen uzaklaşmıştır. Her konuşmasında Cumhurbaşkanımızı, partimizi ve ittifakımızı, medya kuruluşlarını, şirketleri hedef alan bu saldırgan dil sadece kendisine zarar verecektir.

Bütün vatandaşlarımız bu yıkıcı ve zorba zihniyeti tam olarak görmüştür. Özgür Özel milli şirketleri boykot etme çağrısı yaparak, sadece kendisinin CHP Genel Başkanlığına liyakatini boykot etmiştir. Özgür Özel’in medya kuruluşlarını ve şirketleri açıkça bu şekilde tehdit etmesi, siyasal zorbalıktan başka bir şey değildir.

Siyasi cümle kurma kabiliyeti olmayanların tehdit dilinden başka bir yeteneği olmadığı görülmüştür. Özgür Özel’in kendini ispat çabası içinde kullandığı bu dil siyaset rotasından tamamen çıkmıştır. CHP’nin kendi iç gündemi olan konularla ilgili Cumhurbaşkanımıza, Ak Parti’mize ve Cumhur İttifakımıza saldırması hedef saptırmaktan başka birşey değildir.

İşin siyasi açıdan esası şudur: 1.Bazı CHP’liler bazı CHP’li belediyelerin yolsuzluk yaptığını söyleyerek aylardır gündemdeki iddiaları dile getirdi. 2.Bazı CHP’liler, geçmiş kurultayda hile yapıldığını öne sürerek CHP Olağanüstü Kurultayı’nın iptali için mahkemeye başvurdu. CHP yönetimi konuyu saptırmamalı, iddia sahibi CHP’lilere cevap yetiştirmelidir.

CHP yöneticilerinin, CHP gibi köklü bir partiyi saldırgan ve zorba bir zihniyetin merkezi haline getirmesi vahimdir. Rakiplerimizin sağduyulu olmasını ve gerçek siyasetle karşımıza çıkmasını isteriz. Karşımıza zorbalık ve saldırganlık dolu sahte siyasetle çıkanlara ise gerekli cevabı ve hakettiklerini layıkıyla veririz.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu, Cezaevinden Daha Güçlü Çıkabilir

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması dış basında yakından takip edilirken, Guardian, Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden daha güçlü çıkabileceği yorumunu yaptı.

Dünya basını, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 19 Mart sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “yolsuzluk” ve “terör” suçlarından başlattığı iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alınıp, daha sonra tutuklanmasını, yakından takip etmeyi sürdürüyor.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Britanya gazetesi Guardian’ın yayımladığı analizde, İmamoğlu’nun AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sandıkta meydan okuyabilecek tek siyasetçi haline geldiği ve cezaevinden daha da güçlenerek çıkabileceği yorumu yapılıyor.

İmamoğlu’nun tutuklanmasının, memleketi Trabzon’da da tepki çektiğine ve birçok kişinin Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) düzenlediği “Adalet Nöbeti” eylemine katıldığına dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanı’nın ailesinin de Rizeli olduğuna ve seçmen tabanın Karadeniz’de güçlü olduğuna işaret edilen analizde, İmamoğlu’nun bu bölgeden aldığı destekle “Erdoğan’a rakip bir siyasetçiye dönüştüğü” ifade ediliyor.

Yazıda, 1994-1998’de İBB Başkanı olarak görev yapan Erdoğan’ı 1999’da cezaevine götüren süreç de anımsatılıyor ve İmamoğlu’nun tutuklanmasının “uzun vadede iktidar için geri tepebileceği” değerlendirmesi yapılıyor.

Londra Üniversitesi Oryantal ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan (SOAS) Ziya Meral’in şu yorumları da paylaşılıyor:

Erdoğan sık sık ‘İstanbul’u kazanan ülkeyi kazanır’ ifadesini kullanıyor ve bu, kendi siyasi kariyerinin gelişimini de yansıtıyor. Bu, İstanbul Belediye Başkanı olarak iyi bir iş çıkarabilir, insanların güvenini kazanabilir ve onlara hizmet edebilirseniz, ülke çapında bir zaferin çok daha mümkün olacağı anlamına geliyor. İmamoğlu da böyle bir özelliğe sahip.

Akademisyen, İmamoğlu’nun artık “siyasi bir kampanyanın kurbanı” olarak görülmesinin, muhalefete yakın durmayan kesimler arasından bile CHP’li siyasetçiye desteği artırabileceği değerlendirmesini yapıyor.

Amerikan gazetecilik kuruluşu Politico’nun analizinde de İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla Türkiye’nin “tam otokrasiye doğru keskin bir dönüş yaptığı” savunuluyor.

Yazıda, Erdoğan’ın “yargı ve kolluk kuvvetlerini kullanarak ana muhalefete ve destekçilerine karşı eşi benzeri görülmemiş bir saldırı başlattığı” yorumu paylaşılıyor.

İmamoğlu, çarşamba günü gözaltına alındığından beri Türkiye’nin birçok kentinde “yasaklara” rağmen kapsamlı protestolar düzenlendiği, bu desteğin 2028’de yapılması planlanan seçimlerde siyasetçinin elini güçlendirebileceği ifade ediliyor.

Yazıda, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla ilgili sözleri de anımsatılıyor. Gül, açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Vaktiyle Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve şahsıma yapılan haksızlıkları kamu vicdanının nasıl kabul etmediğini hatırlayalım. Benzer yanlışlıklar halkın iradesiyle belediye başkanı seçilmiş olan Ekrem İmamoğlu’na da yapılmamalı.

İBB soruşturmaları

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İmamoğlu ve 99 şüpheli hakkında “suç örgütü yöneticisi olmak”, “suç örgütüne üye olmak”, “irtikap”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarıyla ilgili soruşturma sürüyor.

Ayrıca İmamoğlu’nun yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın da aralarında bulunduğu 7 şüpheli hakkında “PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek” suçundan başlatılan soruşturma da devam ediyor.

İmamoğlu, “terör” soruşturmasından serbest bırakılırken, “yolsuzluk” soruşturması kapsamında pazar günü tutuklanmıştı.

Buna ek olarak Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Beylikdüzü Murat Çalık da tutuklanmış, Şişli Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

CHP gözaltıların yapıldığı 19 Mart’tan bu yana İBB binasının bulunduğu Saraçhane’de eylem düzenliyor. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın dünkü paylaşımında 1133 kişinin protestolarda gözaltına alındığı belirtilmişti.

 

Paylaşın

Özgür Özel: 19 Mart Sivil Darbe Girişimi Engellenmiştir

CHP Lideri Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi önünde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “19 Mart sivil darbe girişimi, yine milletin iradesiyle darbecilerin karşısına sokaklara milletin dökülmesiyle engellenmiştir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri Cezaevi’nde (Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu) tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüştü.

BirGün’ün aktardığına göre; CHP Lideri Özgür Özel, görüşmenin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Maalesef Silivri’deyiz, 2025 yılındayız. Cumhuriyet’in kurucu partisinin, son seçimlerin birinci partisinin, son seçimlerde ekonominin yüzde 80’ine, nüfusun yüzde 65’ine hitap eden belediyeleri kazanmış olan partinin genel başkanı, biraz önce Silivri’de dünyanın en tanınmış metropolüne üç kez artan oylarla belediye başkanı seçilmiş Ekrem İmamoğlu’nu, iki belediye başkanı Resul Emrah Şahan ve Memmet Murat Çalık’ı ve yıllardır burada hepimizin yerine esir tutulan arkadaşlar adına da Gezi tutuklularından Tayfun Kahraman’ı ziyaret ettim” dedi.

İktidara tepki gösteren Özel, şöyle devam etti: “Ben içinde bulunduğum atmosferden, Türkiye’ye yaşatılan bu durumdan Türkiye’yi yönetenler adına utanıyorum. Bükemedikleri bileği yargı eliyle kırmaya çalışıyorlar. ‘Ekrem İmamoğlu’nu yenemedik, yenemiyorum, yenemeyeceğim, o zaman ondan kurtulacağım.’ O kadar kolay sandılar. Hesap etmedikleri Saraçhane’deki milyonlar değil sadece, hesap etmedikleri geçen pazar günü bütün dünyanın ilgisini Türkiye’ye çeken 15,5 milyon insan…”

“19 Mart sivil darbe girişimi, yine milletin iradesiyle darbecilerin karşısına sokaklara milletin dökülmesiyle engellenmiştir” vurgusunu yapan Özel, şunları kaydetti: “15 Temmuz gecesi kendi yetiştirip büyüttükleri, altlarına tank verdikleri, uçaklarını havalandırttıkları bir örgüt darbeye kalkışmıştı, sandıktan çıkana sahip çıktı vatandaş. 15 Temmuz’da sokağa dökülenler öyle Recep Tayyip Erdoğan’ın kara kaşına, kara gözüne değil… Biz de çağırdık, herkes çağırdı. Biz de koştuk, Meclis’e gittik. Bu ülkede iktidarların sandıkla değişmesine, halkın iradesine sahip çıkmışlardı. Şimdi de sahip çıkılan halkın iradesinden başka birşey değildir.”

CHP’nin ön seçimine vurgu yapan Özel, iktidara da eleştirilerde bulunarak şunları söyledi: “Ben içeride dimdik, başları dik, alınları açık, kendileriyle, aileleriyle, çalışma arkadaşlarıyla gurur duyan, korkmayan, sadece korkakların korktuğu ama kendileri korkmayan üç aslanla görüştüm. Aslanlar gibiler aslanlar gibi. Bir kaygı varsa Tayyip Erdoğan’a kalmış. Bir korku varsa yüzünde görüyoruz zaten. Hasetlikten çatlayan, o kullanılan 15,5 milyon oyu kıskanan Tayyip Erdoğan’a söylüyorum.

Bundan sonra o fotoğraf tarihe kaldı. Sen zorla ‘İşe gireceğim’, ‘Ver kimliği’; tayin ister, ‘Ver kimliği’; ‘Kömür alacağım’, ‘Ver kimliği’; ‘Açım, sosyal yardım’, ‘Ver kimliği’… Kaydedip, kaydedip bitiremediğin, 23 yıl boyunca kota vere vere bütün il başkanlarına, ilçe başkanlarına, gençlik kollarına, kotalarla, ödüllerle 11,5 milyon üye yaptırdın. 15,5 milyon kişi resmi olmayan, oy kullanmazsan cezası olmayan, kaydı bile olmayan sandıklara koşa koşa gitti bu insanlar. Demokrasi devrimi, rüzgârı Ekrem Bey’in, arkadaşlarımızın arkasındadır.

Demokrasi devrimi Tayyip Bey’in anti demokratik düzenini ayaklar altına almıştır. O yaşlı teyzemin bastonu altında ezilmiştir saray rejimi. O 1,5 yaşında çocuğun 32 numara spor ayakkabısının altında ezilmiştir saray rejimi. Bu saray rejimi vicdanlara mahkûm olmuş, kendi seçmenini mahcup etmiştir. Ben hiçbir AK Partilinin, hiçbir MHP’linin bu hazımsızlığa oy vermediğini biliyorum. Bu hazımsızlığı yapanların ayıbı sırtınızda değildir.”

“Muhalefetle bayramlaştık, iktidarın yaptığı bu kumpasta ne bayramlaşacağız”

“AK Parti’ye oy vermiş seçmen… Senin de utandığını biliyorum. Bu utancı paylaşma” diyen Özel, şunları ifade etti: “Bu utancı paylaşmamak için bu bayram AK Parti’nin seçmeniyle de MHP’nin seçmeniyle de bayramlaşmaya geliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bayrama kadar 16 muhalefet partisi ile Saraçhane‘de her bir ziyaretlerinde bayramlaştı, kucaklaştı. Bu bayramda Ankara’da bayramlaşmıyoruz. Muhalefetle bayramlaştık, iktidarın yaptığı bu kumpasta ne bayramlaşacağız. Gelip de bayram şekerini bana Akın Gürlek mi tutacak? Akın Gürlek mi bayram şekerini tutacak?

Onun o olmazsa olmaz diye götürdüğü, canı ciğeri, 10’uncu Sulh Ceza’ya koyup tutuklattırdığı hâkimi kolonya mı dökecek elimize? Bu bayram milletimizle birlikte 81 il, 973 ilçe, tüm belde ve köylerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyeleri ve 15,5 milyon neferi bu bayramda bayramlaşacak. Bu bayramın Tayyip Erdoğan’a yeni bir sürprizi olacak. Durmuyoruz. Şaşırtmaya, güçlenmeye, korkutmaya devam edeceğiz. Özgür Özel Silivri’ye arkadaşlarını, yoldaşları, siyaset arkadaşlarını, belediye başkanlarını görmeye geldikçe, Tayyip Erdoğan’ın gözü ne kadar dönerse dönsün hep birlikte gönlümüzü milletimize döneceğiz. İlk fırsatta onu, bu kötülük yuvasını başımızdan def edeceğiz.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye Görüşmeler Tehlikeye Girebilir Uyarısı

Avrupa Birliği Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına atıfta bulunarak, Türkiye ile planlanan üst düzey görüşmelerin gerçekleşmesine artık kesin gözüyle bakılamayacağını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, Brüksel’de Türkiye ile yakınlaşma sürecinin sorgulanmasına yol açtı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa Birliği Komisyon Sözcüsü Guillaume Mercier, Türkiye ile iş birliğini geliştirmek amacıyla planlanan üst düzey görüşmelerin gerçekleşmesine artık kesin gözüyle bakılamayacağını belirtti. Guillaume Mercier, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in İmamoğlu’nun tutuklanmasını “son derece endişe verici” diye nitelendirdiği açıklamasına işaret etti.

AB Komisyonu Başkanı, İmamoğlu’nun tutuklanmasından birkaç gün önce yaptığı açıklamada, AB devlet ve hükümet başkanlarının 17-18 Nisan 2024’teki zirvede aldıkları karara atıfla Türkiye ile ekonomi, göç ve güvenlik konularında görüşmeler planlandığını duyurmuştu.

AB liderler zirvesinde 2024 yılında alınan kararda, Doğu Akdeniz’de istikrar ve güvenliğin önemine vurgu yapılarak Türkiye ile ilişkilerin ve iş birliğinin her iki tarafın yararına olacak şekilde “aşamalı, orantılı ve geri döndürülebilir” şekilde ilerletilmesi yer almıştı.

Ekrem İmamoğlu neden tutuklandı?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkındaki “yolsuzluk” soruşturması kapsamında tutuklandı, “terör” soruşturmasında ise serbest bırakıldı.

İmamoğlu’na yönelik ilk soruşturma “Kent uzlaşısı” adı verilen yapılanma ile ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu’nun yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ve Şişli Belediye Başkanı Resul Ekrem Şahan hakkında gözaltı karar verildi. Bu soruşturmada, sanıklara, “İBB iştiraki İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ bünyesinde terör örgütü mensupları/ sempatizanlarının işe alındığı” suçlaması yöneltildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gelen açıklamada şu suçlamalar yer alıyor: Ekrem İmamoğlu’nun kent uzlaşısı temelinde terör örgütünün Halkların Demokratik Kongresi (HDK) çatı yapılanmasıyla ittifak yapıldığına dair tespitlerin terör örgütüne müzahir medya tarafından duyuruldu.

İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Polat, Şişli Belediye Başkanı Şahan, Reform Enstitüsü Başkanı Çalışkan, PKK/KCK terör örgütünün ideolojik alan yapılanmasında faaliyet gösterdiği tespit edilen firari şüpheli A.B. ve A.B.’nin sahibi olduğu Spectrum House çalışanı H.A. ve Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Özdemir iştirak halinde “Kent Uzlaşısı” faaliyetinin içerisinde yer aldı.

İmamoğlu, diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde, belediye meclis üyesi listelerinin kendisinin onayıyla belirlenmesi de nazara alındığında terör örgütünün yönetimince de ifade edilen metropollerde etkinliğinin arttırılması amacını taşıyan kent uzlaşısı faaliyetine bilerek iştirak etmek suretiyle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledi.

İmamoğlu ve ekibine yönelik ikinci suçlamalar ise yolsuzluk iddialarıyla ilgili. Başsavcılığın açıklamasında söz konusu başlıkta şu suçlamalara yer veriliyor: İmamoğlu olmak üzere birçok kişi hakkında, iş adamlarını para vermeye zorladıkları bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağladıkları piyon kişiler üzerinden alım satımlar yaparak suçtan elde ettikleri, İmamoğlu’nun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde beraber çalıştığı kişileri, İBB’ye yerleştirdiği,

Büyükşehir Belediyesi iştirakleri olan Meyda A.ş Kültür A.ş.’nin hizmet alımı nitelikli işlerine yüksek fiyatlı teklifler vererek sonuç fiyatı kendilerinin belirlemesi suretiyle ederlerinin çok üzerinde işler aldıkları, hali hazırda faal olan bir çok iş yerinden rüşvet talep edildiği, kabul etmeyen mağdurlar hakkında Belediye Encümenlerinden aldırılan kararla zorla para alınmaya çalışıldığı, MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarından ihale alan örgüt üyelerinin belediyeden aldıkları ilk avans ödemeleri ile ya örgüt lideri İmamoğlu’na ait inşaatlara para aktardıkları iddia edildi.

Paylaşın

Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne “Konser” Soruşturması

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), belediyenin düzenlediği 33 konser hakkında, kamu zararı oluştuğu iddiasıyla soruşturma izni verildiğini, karara itiraz edeceklerini duyurdu.

Haber Merkezi / ABB’den konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak 2021-2024 yılları arasında düzenlenen bir dizi kültür ve sanat etkinlikleri bir süredir müfettişler tarafından incelemeye alınmıştı.

Müfettişler tarafından sürdürülen ve 130 konseri kapsayan hizmet alımlarına ilişkin inceleme tamamlanmıştır Söz konusu inceleme sonucunda 97 konser için herhangi bir usulsüzlük tespit edilmemiş, bu etkinliklerle ilgili soruşturma izni verilmemiştir. Ancak 33 konser hakkında, kamu zararı iddiasıyla soruşturma izni verilmesi yönünde karar alınmıştır.

Önemle belirtmek isteriz ki; bu etkinlikler daha önce Sayıştay’ın rutin denetimlerinde ve İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan teftişlerde detaylıca incelenmiş, herhangi bir olumsuz bulguya rastlanmamıştır Karara konu olan ve hakkında inceleme yapılan 9 belediye çalışanı, hukuki haklarını kullanarak Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itirazda bulunacaklardır”

Mansur Yavaş: Ülkemizde her şey olabilir

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından değerlendirmelerde bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş, “Sıra size mi gelecek?” sorusuna “Normal bir siyasi mücadele etmek yerine rakibine çelme takıyorlar. Ülkemizde her şey olabilir, her şey mümkün. Ankara Başsavcılığı’na çok sayıda dilekçe verilmiş. Bana yönelik de gayretleri olmuş…” yanıtını vermişti.

Paylaşın