İYİ Parti Lideri Akşener: PKK’lıysam Beni Tutuklayın Şerefsizler

Afyonkarahisar’da halka hitap eden İYİ Parti Lideri Akşener, “14 Mayıs’ta İYİ Parti’ye oy verirseniz, 13. Cumhurbaşkanı olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçerseniz Türkiye’ye bu bir darbe olacakmış, biz HDP, PKK, şununla bununla haşır neşir olacakmışız… Yalnız ben şimdi, çok enteresan… Yahu ben ne şanssız insanım; bu ülkenin en uzun sınır dışı harekatının altında imzası olan tek içişleri bakanıyım, PKK ile mücadelede o imzayı atan benim.” dedi ve ekledi:

“Afyon’da PKK’lıyım, Diyarbakır’da faili meçhulcüyüm. Ya arkadaşlar kafayı mı yediniz? Benim dokunulmazlığım yok, eğer ben PKK’lıysam derhal beni tutuklayın şerefsizler, derhal tutuklayın ne işe yarıyorsunuz. Bir PKK’lıya, bir teröriste, bir haine nasıl tahammül ediyorsunuz? Tutuklayın beni, doğruysa. Ya da iftira etmeyin iftira! PKK kanlı bir terör örgütüdür, onunla mücadele etmek herkesin boynunun borcudur, etmeyen haindir! PKK ile barışmaya çalışan hain oğlu haindir.”

İYİ Parti lideri Meral Akşener, seçim çalışmaları kapsamında Afyonkarahisar’da vatandaşlara hitap etti. Akşener, 14 Mayıs seçimlerini siyasi darbe girişimi olarak niteleyen İçişleri Bakanı ve AKP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Süleyman Soylu’ya sert sözlerle yanıt verdi:

“‘214 Mayıs’ta bunlar kazanırsa bu bir darbedir.’ Bu o kadar ayıp bir şey ki, millet iradesine darbe demek kadar ayıp, ahlaksız bir söz olamaz. Demokrasi şudur; bu millet ister birilerini seçer… Muhterem, 21 yıldır bu millet seni seçti. Biz de sana amenna dedik milletimizin kararına uyduk. Çünkü millet bir karar verir. Yahu arkadaş bu kadar basit bu iş. Ama yetkiye, güce doymadınız, hırsızlığa, haksızlığa doymadınız. Onun için de milletin iradesinden kaçıyorsunuz.

Bu ülkenin en uzun sınır dışı harekâtının altında imzanı olan tek İçişleri Bakanıyım. PKK ile olan mücadelede o imzayı atan benim. Yahu, Afyon’da PKK’lıyım, Diyarbakır’da faili meçhulcüyüm. Arkadaşlar kafayı mı yediniz? Her yerde aynı adamlar farklı şeyleri söylüyor. Eğer ben PKK’lıysam benim dokunulmazlığım yok. Ben PKK’lıysam derhal beni tutuklayın şerefsizler.

Ne işe yarıyorsunuz? Bir teröriste, bir haine nasıl tahammül ediyorsunuz? Tutuklayın beni. Ya da iftira etmeyin. PKK kanlı bir terör örgütüdür, onunla mücadele etmek herkesin boynunun borcudur. PKK ile barışmaya çalışan hain oğlu haindir. Bana laf eden çakallar, sağ elinizde Hizbullah var sizin. Gaffar Okkan’ın katilleriyle berabersiniz. Kime laf ediyorsunuz?”

Paylaşın

“İçişleri Bakanlığı, YSK’ya Paralel Seçim Takip Sistemi Kurmuş” İddiası

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, seçim güvenliğine ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Milletvekili Muharrem Erkek, seçimler için İçişleri Bakanlığı’nda paralel bir yapı kurulduğunu tespit ettiklerini söyledi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İçişleri Bakanlığı tüm valiliklere yazdığı yazıyla bir seçim takip modülü oluşturulmasını talep ediyor. Nüfusu 20 bine kadar olan ilçelerde en az 3, 20-100 bin arası olanlarda en az 5, 100 bin üstü olanlarda en az 10 personel görevlendirilecek.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, seçim gündemine dair CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Erkek’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Öyle bir tablo ile karşılaştık ki, bunu ilk kez bir seçimde yaşıyoruz. İçişleri Bakanlığı’nda paralel bir yapı kurulduğunu tespit ettik. İçişleri Bakanlığı, YSK’ya paralel bir seçim takip sistemi kurmuş.

İçişleri Bakanlığı tüm valiliklere yazdığı yazıyla bir seçim takip modülü oluşturulmasını talep ediyor. Nüfusu 20 bine kadar olan ilçelerde en az 3, 20-100 bin arası olanlarda en az 5, 100 bin üstü olanlarda en az 10 personel görevlendirilecek.

İçişleri Bakanı bir suç işleri bakanı gibi davranmaya devam ediyor. YSK karşısında İçişleri Bakanlığı’nı, ilçe seçim kurullarının karşısına da kaymakamlıkları koyup paralel bir yapı kurmuş.

Görevlileri uyarıyoruz; bu kanunsuz emre uymayın, bu suça ortak olmayın. Soylu 14 Mayıs için Batı’nın siyasi darbesi demişti, gerçekten artık akıllarını kaybettiler. Halkın üstünde hiçbir güç yoktur. 15 Temmuz’un finansörü dedikleri BAE’ye koşa koşa nasıl gittiklerini biliyoruz.

İçişleri Bakanlığı, YSK’ya paralel bir seçim takip sistemini neden kurmuş? İşte gerçek beka sorunu budur.”

Paylaşın

The Times’dan Dikkat Çeken “Kemal Kılıçdaroğlu” Analizi

Dünya basını, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Birleşik Krallık’ın en önemli yayın kuruluşlarından The Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin bir analiz yayınladı. The Times gazetesi Nevşehir Hacıbektaş’a giderek nabız yokladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlığıyla geçtiğimiz hafta paylaştığı videonun ardından Hacıbektaş’a giden Hannah Lucinda Smith, “Kılıçdaroğlu bir tabuyu yıktı” diye yazdı.

“Sünni seçmen artık Erdoğan’ı daha seküler bir vizyon sunan rakibi karşısında kurtarmaya yetmeyecektir” ifadelerine yer verilen analizde, şöyle devam edildi: “Kılıçdaroğlu, sosyal medya videosunda bu konuyu gündeme getirdi. Ana akım medya bunu görmezden gelirken, video Twitter’da 30 milyon görüntülendi.”

“Son 20 yılda Erdoğan, kendisini Anadolu toplumunun dokusuna yerleştirmek için tarikatları ve refah bölüşümünü kullandı” denilen “Rakip hacı, Erdoğan’ın muhafazakarlar üzerindeki hakimiyetini azaltıyor” başlıklı analizde, ‘Alevi mahallelerin ihmal edildiği’ belirtildi: “Yardımlar, AK Parti’ye oy veren, büyük ölçüde nüfusun muhafazakar Sünni olduğu bölgelere yönlendiriliyor. Muhalefete oy verme eğilimindeki Alevi mahalleleri ihmal ediliyor.”

‘Zorlu  bir mücadele ile karşı karşıya olduklarını’ söyleyen CHP Nevşehir İl Başkanı Tayfun Ceyhan, “Vatandaş korkuyor, çok korkuyor. Sokağa çıktığımızda bizimle konuşmaya çekiniyorlar” dedi ve şöyle devam etti: “İşlerini kaybedeceklerini veya bulamayacaklarını düşünüyorlar. İnsanların hapse girdiğini görüyorlar. Gazeteciler, politikacılar… Son on yıldır bu tek parti devletine dönüşüyor.”

Gazeteye konuşan Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Nezir Akyesilmen de, Erdoğan’ın ‘Sünni seçmene güvendiğini’ söyledi: “Birçoğunu kamuda üst düzey pozisyonlara yerleştiriyor. Ve bu döngü tekerrür ediyor.”

Adana Üniversitesi’nden Volkan Ertit ise şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren daha dindar bir nesil ve toplum yetiştirmek için aktif bir politika izledi. Bu politikalardan bazıları kesinlikle ona oy veren dini grupları memnun etmek içindi. Ancak geldiğimiz noktada yeni neslin Erdoğan’ın istediği gibi dönüşmediğini düşünüyorum.”

“Tek liderle yirmi yıl çok fazla” diyen Hacıbektaş’ta çalışan bir taksici, “Ekonomi kötü. Yeni fikirleri olan birine ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan’dan “Kadın Hakları” Vurgusu

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Turan, “Türkiye’de kadın hakları dendiğin akla maalesef kadın cinayetleri ve kadına yönelik erkek şiddeti geliyor. Şiddete sıfır tolerans ilkesiyle 6284 sayılı yasamızı tavizsiz uygulamalıyız. İstanbul Sözleşmesi’ne de en kısa sürede dönmeyi diliyoruz” dedi ve ekledi:

“Kadın – erkek eşitsizliğinin giderilememsinin bir nedeni siyasette kadın temsilinin çok düşük olması. Türkiye’de kadınlar seçme ve seçilme hakkının birçok gelişmiş ülkeden önce almış olsa da günümüzde kadınların Meclis’te temsil oranı şu anda 118’inci sıradayız. Dünya ortalamasının altına seyrediyoruz.”

Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin (TÜAD) 26’ncı Araştırma Zirvesi, bugün İstanbul’daki Hilton Bosphorus’ta düzenlendi.

Kısa Dalga’nın aktardığına göre, ‘Geleceği İnşa Etmek’ başlıklı oturumda konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından ülke olarak seferberliğe gidilerek güzel bir dayanışma örneği sergilendiğini ifade etti.

Turan, ‘parlak geleceğe’ ulaşırken refahın bireylerle paylaşması gerektiğini belirterek 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve kurucuların ‘yeniden biz olma’ hikayesi yazdığını dile getirdi.

“Parlak bir geleceğe hiçbir bireyi geride bırakmadan ulaşamaz mıyız?” diye soran TÜSİAD başkanı, “İkinci Yüzyıl’da refahın dağıldığı, insani kalkınmanın sağlandığı bir ülke hayal ediyoruz” dedi.

Turan, “Milletimizin bugün mutlu olmasının yolu, kalkınmayla beraber, ekonomik gelişmeler, toplumsal adaletten uluslararası toplumun saygın bir üyesi olmaktan ve insanlığı tehdit altına bırakan küresel ısınmaylam mücadele etmekten geçiyor” ifadesini kullandı.

Turan, günümüzde kalkınmanın esas sürükleyicisini yer altı kaynakları veya binalar olmadığını, bunların bir anda nasıl yok olabileceğinin görüldüğünü belirterek kalkınmanın kurumlar üzerine inşa edilmesinin gerektiğini dile getirdi.

TÜSİAD başkanı, dünya ticaretinde yüksek teknolojili ürün ve hizmetlerin payı artarken, düşük ücret, düşük beceri ve düşük tekonolojiyle üretilen ürünlerin payının azaldığını belirterek “Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatındaki payı 2013’ten beri azalıyor. Yüzde 3 seviyelerini aşamıyor” dedi.

Turan, şunları kaydetti: “Türkiye’de kadın hakları dendiğin akla maalesef kadın cinayetleri ve kadına yönelik erkek şiddeti geliyor. Şiddete sıfır tolerans ilkesiyle 6284 sayılı yasamızı tavizsiz uygulamalıyız. İstanbul Sözleşmesi’ne de en kısa sürede dönmeyi diliyoruz.

Kadın – erkek eşitsizliğinin giderilememsinin bir nedeni siyasette kadın temsilinin çok düşük olması. Türkiye’de kadınlar seçme ve seçilme hakkının birçok gelişmiş ülkeden önce almış olsa da günümüzde kadınların Meclis’te temsil oranı şu anda 118’inci sıradayız. Dünya ortalamasının altına seyrediyoruz.”

Paylaşın

YSK, Seçim Günü Uygulanacak Yasakları Duyurdu

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) da, seçim günü uygulanacak yasakları açıkladı.

Haber Merkezi / YSK’nın yaptığı açıklamaya göre, 14 Mayıs’ta saat 18.00’e kadar herhangi bir yayın organından seçim sonucuna yönelik tahmin içeren yorumlar yapılamayacak.

Yayın yasağı, saat 21.00’e kadar sürecek. Öte yandan seçim günü içki satışı yapılamayacak.

Karar şöyle:

298 sayılı Kanun’un 80’inci maddesi gereğince;

a) Oy verme günü saat 18.00’e kadar radyolar ve her türlü yayın organları tarafından seçimler ve seçim sonuçları ile ilgili haber, tahmin ve yorum yapılmasının yasak olduğuna,

b) Saat 18.00 ile 21.00 arasında radyolarda ve her türlü yayın organlarında ancak Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçimlerle ilgili olarak verilecek haber ve tebliğlerin yayınlanabileceğine,

c) Saat 21.00’den sonra bütün yayınların serbest olduğuna, ancak Yüksek Seçim Kurulunca gerek görülmesi halinde saat 21.00’den önce de yayınların serbest bırakılmasına karar verilebileceğine, 4- Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması halinde aynı hükümlerin 28 Mayıs 2023 tarihinde de uygulanacağına,

5- Karar örneğinin; a) Adalet Bakanlığına, b) İçişleri Bakanlığına, c) Seçime katılma yeterliliği tespit ve ilân edilen siyasi parti genel başkanlıklarına,

ç) “Sonuç” bölümünün, Yüksek Seçim Kurulu duyurusu olarak ilân edilmek üzere Türkiye Radyo Televizyon Kurumuna, T.C. YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 2023/94 3 gönderilmesine,

d) Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce Kurulumuzun www.ysk.gov.tr adresinde yayınlanmasına,

e) Seçim Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile il ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilmesine,

f) Resmî Gazete’de yayımlanmasına, 11.03.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu: Yüzde 60 Oyla Seçileceğim

Kemal Kılıçdaroğlu, “14 Mayıs günü yüzde 60 oyla 13. Cumhurbaşkanı seçileceğim. Bu iş ikinci tura kalmaz, ilk turda biter” dedi. Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın TBMM’de de çoğunluğu elde edeceğini söyledi ve 15 Mayıs sabahından itibaren bürokraside düzenlemeler yapılacağını belirtti ve ekledi:

“Rüşvetçiler, kirli işlere aracılık edenler, devletin değil sarayın memuru olanlar görevden alınacak. Rüşvetçiden Büyükelçi olmaz. Büyükelçi, iktidar propagandası da yapamaz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü’ye konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“14 Mayıs seçimi ikinci tura kalmaz, ilk turda biter. İlk turda yüzde 60 oyla Türkiye Cumhuriyetinin 13. Cumhurbaşkanı seçileceğim. Gençlere güveniyorum. Seçimin kaderini onlar belirleyecek. 5 milyon 300 bini aşkın genç ilk kez sandığa gidip oy kullanacak. Bu gençler mevcut düzenden memnun değil.

Parlamentoda çoğunluğu alacağız ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi de getireceğiz. Bugünkü ucube sistem ile TBMM’nin işlevi yok edildi, milletvekilleri siyaset bile yapamıyor, halkın taleplerini gündeme getiremiyor, atanmış bakanlar telefonlarına çıkmıyor.

Görevden alınacaklar

Bugün devlet kadrolarında partili bürokratlar var. Her alana siyaseti bulaştırdılar. Biz göreve geldikten sonra öncelikle rüşvetçiler, kirli işlere aracılık edenler, devletin değil de sarayın memuru olanlar görevden alınacak. Özel bir liste hazırlamadık ama rüşvetçiden büyükelçi olur mu? Devleti temsil etmesi gereken büyükelçi, iktidar propagandası yapar mı?

Prag Büyükelçisi Egemen Bağış ve Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu ile çalışmayız. Devleti için çalışan namuslu bürokratlar ise başımızın tacıdır. Öyle bürokratlar var ki bu iktidarın verdiği kanunsuz emirleri yapmadılar ve görevden alındılar, onları değerlendireceğiz.

Enkaz devralacağız

15 Mayıs sabahı nasıl bir yük alacağımızın farkındayız… Ekonominin de çıkmaz içinde olduğunu biliyoruz. İktidarda kalmak için Türkiye’yi, insanımızı, geleceğimizi feda ediyorlar. Merkez Bankası Saray’ın kasası oldu. Düzlüğe çıkmak için bizim bir yıla ihtiyacımız var.

Demokratik yollarla bunları gönderip, her kuruşun hesabını topluma veren anlayışı egemen kılacağız. Bu seçimde demokrasi oylanacak: Bu ülkede demokrasi olsun mu olmasın mı? Mutlaka sandığa gidin, oy kullanın. Vicdanının sesini dinleyerek oy kullanın.”

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Memleket Partisi’nde Bir İstifa Daha: Millet İttifakı Desteklenmeli

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, Memleket Partisi kurucu üyelerinden Ahmet Meşe partisinden istifa etti.

İstifa duyurusunu sosyal medya hesabı üzerinden yapan Ahmet Meşe, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde bu gerçekten hareketle, farklı görüşlerdeki siyasi partilerin ve kişilerin bir araya geldiği Millet İttifakının desteklenmesi gerektiği inancındayım” ifadelerini kullandı.

Meşe’nin açıklaması şöyle:

“Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm bileşenlerinin yeniden işlediği bir Türkiye inşa etmek en büyük hedefimizdir.

14 Mayıs seçimi, evlatlarımızın geleceğinin belirleneceği, parlamenter rejimin yeniden şekilleneceği, insan onuruna yakışır hukuk ve ekonomik düzene geçişin sağlanacağı kısacası Türkiye’nin geleceğinin oylanacağı tarihi bir seçim olacağından; bu seçimde tek yürek olunmasının, birlik ve beraberlik içinde hareket edilmesinin büyük önem arz ettiği bir gerçektir.

Bu nedenle Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde bu gerçekten hareketle, farklı görüşlerdeki siyasi partilerin ve kişilerin bir araya geldiği Millet İttifakının desteklenmesi gerektiği inancındayım.

Bu gerekçelerle Parti Meclis üyesi olduğum Memleket Partisinden istifa ettiğimi belirtir, Sayın Muharrem İnce ve çalışma arkadaşlarıma yaklaşık iki yıldır bana göstermiş oldukları ilgiden dolayı teşekkür ederim”

Paylaşın

Akşener’den Seçim Yorumu: Birinci Turda Bitecek Gibi

İYİ Parti Lideri Akşener, katıldığı bir televizyon programında, “Ben sayın Oğan’ı tanırım. Onun MHP Genel Başkan olmak hedefi var. Sayın İnce’yi Millet İttifakı’na buyur gelin deseler memnun olurum demiştim. Hala aynı yerde duruyorum. Sayın Kılıçdaroğlu sayın Erdoğan’ın rekabetinin ikinci tura kalmasına sebep olur mu bilemiyorum. Herhalde haftaya netleşir” dedi ve ekledi:

“Sonuç ne olursa olsun haklarıdır, saygı duymak gerekir. Bizi partimizin adayı sayın Kılıçdaroğlu olduğu için, ekstradan çalışıp eksilecek oylarını İYİ Parti üzerinden tamamlamaya çalışıyoruz. Birinci turda alınacak gibi görünüyor, bu iki aday arkadaşımızdan bağımsız olarak söylüyorum bunu.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk’te yayınlanan Teke Tek programında Fatih Altaylı’ya açıklamalar yaptı. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

Ciddi bir sendeleme oldu. Fakat yapılan işin Akşener’in şahsıyla ilgili olmadığını, İYİ Parti’nin tüzel kişiliğine dair oy için bile durum olmadığını insanlar anladı. Şu anda sayın İmamoğlu, sayın Yavaş, ben, sayın Kılıçdaroğlu ve diğer arkadaşlar çalışınca, bu seçimi kazanmaya dair endişelerin giderilmesinin sağlandığını sahada görüyor ve inanıyorum.

Anketlerde de yükselmeler var. En düşük oyumuzun yüzde 15 olacağına dair bir kanaat var. Bizim veri işleme departmanın başında Birol Aydemir var. Hiçbir anket şirketini suçlayamam. Hepsini saygıyla karşılıyorum. Üç kağıt vardır, yoktur bilemem. Bunların ortalamasından böyle bir simülasyon yaptı Birol Bey. En kibar halimle anket yapanların işin stratejisine soyunmasını doğru bulmuyorum.

Anlaşılan o ki, benim yapmaya çalıştığımı, arkadaşlarımızın yapmaya çalıştığını vatandaşlarımız anladı. Şimdi birinci turda kazanmak konuşuluyor. Birinci turda alacağız biz. Halkın feraseti bazılarından üzgün. İkide bir ‘Meral hanım çalışacak mı?’ diye saçma sorular oluyor. Şu anda 22 noktayı tamamladım. İzmir’deki miting muhteşemdi. Bizim yaptığımız mitinglerde de Kemal Bey’in adını andığımda alkış kopuyor.

Siyasete DYP’de başladım. Siyasi terbiyemi DYP’de aldım. Siyasi duruş denen ideolojik diyebileceğim tutum gençliğimden, ailemden kaynaklanır. Kendimi Türk milliyetçisi olarak tarifleyen insanım. DYP’de şöyle bir durum vardı. Annemin ailesi DP’nin tam göbeğindedir. İslamcı kesim, o gelenekten gelenler çok fazla bu işin içinde değillerdi.

Din üzerinden kavgayı DP-CHP yapmıştır. Biraz eşraf olmanın getirdiği üstencilik vardı. Ondan gelen çekingenlik vardı. Kemal Bey’in şahsına dair samimi bir biçimde insanları kamplaştırmadan kucaklamaya yönelik durumu var. Sayın Erdoğan ve arkadaşların çılgın konuşmaları karşılığında ekonominin berbat oluşu, evlerde açlığın konuşuluyor olması ve kadınların sahaya inmiş olması. Gittiğim yerlerde kadınlara bakın. Evde ceremeyi çeken kadınlar olduğu için. Sınıfsal olarak her bir sınıfın, her yaşın, her inancın kadını var. Tülbentlisi var. İpeklisi, şalvarlısı, pardösülüsü. yeleklisi var.

“Erdoğan zamanında eşimi aldattığım ima edildi”

Benim ağrıma gitmesi de o kadar değil. 2015 yılında bir şey fark ettim. Korunaklı bir ailede büyümüşüm. Evin en küçüğüm. Korunaklı kız çocuğu olarak büyüdüm. Bir yanlışlıkla karşılaşmadım. O dönemin siyasetinde de, harıl harıl medya ile işadalarımla, 28 Şubat’ta kavga ettik. Hiç kimsenin aklına cinsiyetim üzerinden söz söylemek gelmedi. 5 vakit namaz kıldığı her seferinde altı çizilen sayın Erdoğan zamanında eşimi aldattığım ima edildi. Fosforlu dendi, evim basıldı. MHP’nin önemli siyasetçilerinden bir tanesi, ki abimin arkadaşıydı. Bizler için nesebi gayri sahih dedi. Analarımızın ve bizim babalarımızın başkası olduğu. Bu şahsa annem, 84 yaşındaki annem kahve pişirip vermiştir. Bu arkadaş mahkemede beraat etti. En son ahaber’de gene cinsiyetim üzerinden yine cümle kuruldu.

Bu meğerse bütün kadınlara yapılan bir işmiş bu dönemde. Azmasının sebebi sayın Erdoğan’ın bu konuda çok rahat olması. Bütün kadınlara sürtük dedi. Çürük dedi. Çürüğün sokaktaki anlamını bilmez miyim? Bu mücadeleyi çok sert verdim. Sürekli mahkemeye gittim, hepsi beraat etti. Cinsiyetiniz üzerinden koca soru işareti oluşup, gülerek yapılan tarif. Benim abim kanserdi o zaman, vallahi öldürürdü. Ama kıpırdamıyordu. Eşiniz, oğlunuz var. Düşünüyorsunuz bunların arkadaşları ne der? Benim gibi korunaklı bir ailenin kızıyım.

Nasıl bir şey? Kadınlar çok şeye maruz kalıyor ama kocasına söyleyemiyor katil olmasın diye. Çok eziliyoruz Fatih Bey. İster ekonomik durumu iyi olsun, ister fakir olsun. İster tahsilli, ister tahsilsiz olsun. Allah şahidimdir, bu seçimin alınmasına bu derece kelle koyma sebebi biraz da budur. 67 yaşındayım. Bir babaanneye, evli barklı kadına bunlar rahat rahat söylenebiliyorsa. İsmail Kahraman bana ‘Meral Kılıçdaroğlu’ dedi. Varın tahmin edin. İsmail Kahraman denen şahsa çok itibar ederdik. Hepsini mahkemeye verdik, hepsi beraat ederdi. Ekstradan destek istiyorum. Sayın Erdoğan bunlara göz yumarsa. Balık baştan kokarmış. Sayın Erdoğan, benim abime ‘Nihat abi’ derdi. Akciğer kanseriydi. Kıpırdayamayan bir insandı. Bu ülkede hukuk, guguk olmaması lazımdı.

Talep eden problemin oluşmasını engelleyemeye çalışır. Hem sayın Oğan’a hem sayın İnce’ye bağıranlar ona cinsiyet üzerinden tek kelime etmiyorlar. En azından eylem ve söylemler üzerinden manevi sopa yiyor. Ben hep cinsiyet üzerinden yedim. Ne sayın İnce ne de Oğan’ın hakarete uğramaları kesinlikle doğru değil. Ben sayın Oğan’ı tanırım. Onun MHP Genel Başkan olmak hedefi var. Sayın İnce’yi Millet İttifakı’na buyur gelin deseler memnun olurum demiştim. Hala aynı yerde duruyorum. Sayın Kılıçdaroğlu sayın Erdoğan’ın rekabetinin ikinci tura kalmasına sebep olur mu bilemiyorum. Herhalde haftaya netleşir. Sonuç ne olursa olsun haklarıdır, saygı duymak gerekir. Bizi partimizin adayı sayın Kılıçdaroğlu olduğu için, ekstradan çalışıp eksilecek oylarını İYİ Parti üzerinden tamamlamaya çalışıyoruz. Birinci turda alınacak gibi görünüyor, bu iki aday arkadaşımızdan bağımsız olarak söylüyorum bunu.

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Bize Neden Düşman?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın neden kendisine ve HDP’ye düşmanca tutum takındığını açıkladı.

Haber Merkezi / Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yayınladığı “Erdoğan bize neden düşman?” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan’ın “Selo”ya daha doğrusu Hdp’ye ve Kürtlere bu kadar kindar, öfkeli, düşmanca davranmasının, beni nefret objesine dönüştürme çabasıyla oy toplamak istemesinde bir tuhaflık yok mu sizce de?

Benim gerçekten “terörist”, “katil” olduğumu mu düşünüyor? Hayır, elbette bunun doğru olmadığını kendisi de biliyor.

Aslında Erdoğan’ın gerçek katillerle hiçbir sorunu yok. Mesela İdlib’de 34 Türk askerini katleden Putin’in ayağına gidip kapısında dakikalarca ayakta beklemekten gocunmamıştır. “Terör devleti” dediği İsrail hükümetiyle, Cemal Kaşıkçı’nın katili Suudi prensiyle ve daha nice katillerle el sıkışıp sarmaş dolaş olmaktan, onlara “dostum” diye hitap etmekten zerrece utanmamıştır.

Peki sıra “Kürt Selo”ya gelince niye hem iftira atıp hem de düşmanca davranarak kitlesini kışkırtıyor?

Anlatmaya çalışayım.

2014 yılının ortaları olmalı, Çözüm Süreci devam ederken heyet olarak bir İmralı ziyaretimizde, Abdullah Öcalan ile görüşeceğimiz odaya götürülmeyi beklerken Cezaevi Müdürü bizi alıp cezaevinin içinde başka bir yere götürdü. “Görüşme yeri değişti herhalde” diye düşündük. Bizi önce, Öcalan’ın uzun yıllar tutulduğu daracık hücreye götürdü. Öcalan hücrede değildi. Beş dakika kadar hücreyi inceledik. Müdür “Öcalan artık burada kalmayacak” dedi ve hemen yan taraftaki başka bir yere götürdü.

Normal apartman dairelerinin ahşap görünümlü çelik kapısı gibi bir kapıyı açtı ve “Yeni yeri burası” dedi. Yan yana üç hücre birleştirilmiş ve kendilerince üç odalı lüks bir daire (!) yapılmıştı.

İlk odada normal ahşap bir karyola ve yatak, 1.003 tane kitabın olduğu bir kitaplık (tüm kitaplar numaralıydı ve sırayla dizilmişti), büyük ekran bir led televizyon ile plastik masa ve sandalye vardı.

İkinci odada altı kişilik bir toplantı masası, bir bilgisayar masası ve küçük ekran bir led televizyon vardı.

Üçüncü oda ise yerden tavana fayanslı, ayaklı lavabosu ve duşakabiniyle geniş bir banyoydu. Müdür, banyoya bir küvet de koyacaklarını söyledi. Koydular mı bilemiyorum.

Biz İmralı Cezaevinin içinde yapılan bu evi (!) dolaşırken Öcalan’ı da getirdiler. Kendisi de orayı ilk defa görüyordu. İlk tepkisi “Aylardır çıkan gürültünün nedeni bu muydu?” oldu. Müdür gülerek “Evet, artık burada kalacaksın” dedi. Öcalan şöyle üstünkörü etrafa bakıp “Beni stadyum kadar geniş bir yere de koysanız, hücrede de tutsanız benim için fark etmez, böyle şeylere gerek yok. Eğer göz boyamak için yapıyorsanız yanlış işler yapmayın. Önemli olan çözüme, barışa ve demokratikleşmeye odaklanmaktır” dedi. Müdür, Öcalan’ın bu tavrına şaşırdı ve onca emeğin boşa gitmesine de biraz üzüldü. Öcalan orada kaldı mı yoksa Çözüm Süreci Erdoğan tarafından bitirilince tekrar hücreye mi alındı, bunu da bilmiyoruz.

Cezaevinin üst katında da büyük bir toplantı odası yapıldı, çay kahve makinası gibi gereçler konuldu.

Orada da Öcalan, akil insanlar heyetiyle görüşme yapacaktı. O odayı ben görmedim ama heyetimizin diğer üyeleri sonraki ziyaretlerde gezdiler. O aşamada artık akil insanlar İmralı’ya gidecek, Çözüm Süreci tüm detaylarıyla kamuoyuna mal edilecek ve sonrasında süreç TBMM çatısı altında devam edecekti.

Şimdi, bunları neden anlattım?

Öcalan son görüşmelerimizden birinde bana dönüp “Sizler seçilmiş insanlarsınız, halkın iradesini temsil ediyorsunuz ve dışarıdasınız. Bense burada bir adada kıt imkanlarla barış için çabalıyorum, elimden geleni yapıyorum. Bu konuda samimiyim, ciddiyim. Ama eğer hükümetin beni, sizi, halkı kandırmaya çalıştığını, sürece samimiyetsiz yaklaşıp kendi çıkarları için kullandığını anlarsanız sorumluluk sizdedir. Bana ulaşılamıyorsa bunların halkı kandırmasına izin verilmemeli” dedi.

Çünkü Öcalan’ın, Erdoğan ve AKP hükümetinin niyeti konusunda ciddi endişesi, şüpheleri vardı ve şüphelerinde haksız değildi. Kendisine cezaevi içinde ‘ev’ gibi ortam sağlanması şüphelerini daha da artırıyordu. Ve evet, bu konuda hiçbirimiz yanılmadık maalesef.

28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de açıklanan mutabakattan sonra Erdoğan tam üç defa Çözüm Sürecini bitirdiğini söyledi. Nasıl mı?

14 Mart’ta “Kürt sorunu diye bir şey yok”, [1] 15 Mart’ta “Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok”, [2] 17 Mart’ta “Türkiye’nin Kürt sorunu yoktur” [3] diyerek.

Şimdi soruyorum; olmayan bir sorun için Çözüm Süreci yürütülür mü? Erdoğan “Sorun yoksa Çözüm Süreci de yoktur” diye düşünüyor ve işte bu sözleriyle de Çözüm Sürecini bitirdiğini açıkça belirtiyordu.

Sonra neler olduğuna da kısaca bakalım.

20 Mart’ta Erdoğan, kelime kelime bildiği ve oturma düzenine kadar müdahale ettiği o mutabakatı inkar etti “Böyle bir şeyden doğrusu benim haberim yok” dedi. [4]

Aynı konuşmasında, isim isim bildiği akil insanlar heyetini inkar etti ve haberinin olmadığını söyledi. Akil insanlar heyeti için “Bir grubun oraya gönderilmesi neyi değiştirecek ki?” dedi. [5]

Dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç çıkıp “Cumhurbaşkanımız her şeyi çok iyi bilmektedir. Bu olaylardan haberdar olmaması mümkün değildir” diyecek kadar ortam gerildi. [6]

Erdoğan’ın derdi silahların bırakılması değil, seçim öncesinde bunun açıklanmasıydı sadece.

Haziran’da seçim vardı ve Erdoğan’ın tek derdi “başkan” olmaktı. Öcalan’dan “Silahları bıraktık” açıklamasını seçim öncesi alıp bunu oya dönüştürmeyi ve 400 milletvekilliği kazanarak Anayasa’yı tek başına değiştirip “başkan” olmak istiyordu. Bu olmayınca da Kürt sorunu yoktur demeye başladı, her detayını bildiği Dolmabahçe Mutabakatını inkar etti, kendisinin bizzat yer almasını istediği kişilerden de oluşan akil insanlar heyetini yok saydı.

Öcalan ise daha önce üstünde uzlaşılan takvime göre hareket edilmesinde ısrarcıydı. “Seçimden önce bu açıklama yapılmayacaksa ve seçimde benim işime yaramayacaksa ben ne yapayım böyle Çözüm Sürecini” diye düşünen Erdoğan, Çözüm Sürecini bitirip seçim kampanyasını başlattı.

5 Nisan’daki son görüşmenin ardından Öcalan ile tüm görüşmeleri askıya aldı. Biz ondan önceki üç hafta içinde tam 12 defa Erdoğan’la görüşmeye, onu ikna etmeye çalıştık. Bakanlarla, Hakan Fidan’la defalarca görüşüp onlara “Erdoğan’ı ya siz ikna edin ya da bizi görüştürün” dedik ancak Erdoğan kararını vermişti. Yılların emeğini, barış umutlarını, her şeyi “başkan” olmak için heba etmeyi göze almıştı ve oy yoksa barış da yok demişti.

İşte o günlerde “Madem öyle, biz de seni başkan yaptırmayacağız” dedim. Bu sloganın değerli Osman Kavala ile uzaktan yakından ilgisi yok. Partimizin o dönemdeki resmi politikasının, ruhunun rafine edilmiş hali olarak bize aittir. Ve o ruhla seçimde barajı aşıp AKP’den Meclis çoğunluğunu aldık. Yani Erdoğan 400 isterken 300 vekilinin de altına düştü. Sonrası 7 Haziran 2015 ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan dehşeti ve bugüne nasıl gelindiğini hep birlikte acı şekilde yaşadık, yaşıyoruz.

Yani Erdoğan’ın saray ve saltanat oyunlarına kanmayıp planlarını bozduğumuz için bize bu kadar düşmanca davranıyor. Vatansever veya milliyetçi olduğu için ya da barış istediği için değil.

Tüm halka bir çağrıyla bitirmek istiyorum. Değerli kardeşlerim, merak etmeyin. Barışı, huzuru mutlaka sağlayacağız, birlikte bir arada, kardeşçe yaşayacağız. Buna bugüne kadar engel olan kişi Erdoğan’dır.

14 Mayıs’ta sandığa gidin ve bunca zulmü yaşatan, kendi sarayı ve koltuğu için ülkeyi yangın yerine çeviren bu şahsa hak ettiği demokrasi dersini verin. Oyunuzu değişim için kullanın.

Mesele benim hapisten çıkıp çıkmamam değil, ben halkım için 100 yıl da kalırım hapiste ama Erdoğan’ın derdi Selo değil, koltuk. Yeterince açık değil mi?

Selahattin Demirtaş

Edirne Cezaevi”

Paylaşın

BBP Lideri Destici: Kılıçdaroğlu Tehlikeli Bir Rakip

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlanacağını öne süren BBP Lideri Destici, Kemal Kılıçdaroğlu için ise, “Kılıçdaroğlu zor bir rakip değil ama tehlikeli bir rakip” ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR’a ilişkinde konuşan Mustafa Destici, “HÜDA PAR hiçbir şekilde ittifak içerisinde değil. Bir önceki seçimde de aday çıkarmayıp desteklediler. Ama o zaman gündeme gelmedi” dedi.

Cumhur İttifakı üyesi Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, TGRT Haber’de gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda Recep Tayyip Erdoğan’ın zaferiyle sonuçlanacağını öne süren Destici, Kemal Kılıçdaroğlu için ise, “Kılıçdaroğlu zor bir rakip değil ama tehlikeli bir rakip” ifadelerini kullandı.

“Deprem bölgesinde Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan önde çıkacak göreceksiniz. Birinci turda bu iş bitecek” diyen Destici özetle şunları söyledi:

“(BBP için) Ben 5 ila 10 arası oy bekliyorum. Ama asla 3’ün altında beklemiyoruz. 20 milletvekili de çıkaracağımıza inanıyorum.

Cumhur İttifakı olarak bu durumda da Meclis çoğunluğunu elde edeceğimizi düşünüyorum. Ama ortak liste olsaydı 360’ı geçebilirdi.

Anket ortalamasında CHP’nin oy oranının 26’larda olduğunu görüyoruz. İYİ Parti’nin baraj altında kalacağına yüzde 100 inanıyorum.

Kılıçdaroğlu zor bir rakip değil ama tehlikeli bir rakip. Milli güvenlik bakımından zor. PKK ile kol kola yürüyor. Avrupa ile kol kola yürüyor. İngiltere’de mafyalar ile kol kola yürüyor. Kılıçdaroğlu, ABD ile ortaklık yapacağını söylüyor.

HÜDA PAR hiçbir şekilde ittifak içerisinde değil. Bir önceki seçimde de aday çıkarmayıp desteklediler. Ama o zaman gündeme gelmedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun döneminde terörle mücadelede büyük kazanımlar yaşandı. Soylu Cumhuriyet tarihinin en başarılı içişleri bakanı.”

Paylaşın