Erdoğan’dan Partisine Uyarı: Mum Gibi Eriyip Giden…

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız” dedi ve ekledi:

“Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz. Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Geçen hafta çarşamba günü TBMM’nin 105. Kuruluş Yıl Dönümü ile Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladık. Emek vermiş, ter dökmüş, millet için mücadele etmiş tüm milletvekilleri adına şükranlarımı sunuyorum. Cumhuriyetimizin banisi, Meclisimizin ilk başkanı Gazi Mustafa Kemal’in yanı sıra Kurtuluş Savaşı’mızı sevk ve idare eden tüm vekillerimizi rahmetle yad ediyorum.

27 Nisan Pazar günü ise milli iradeye yapılan hadsizliğin 18. seneidevriyesiydi. Türk demokrasisine cesaretle sahip çıktı. O gün aslında tarihin akışını da değiştirdik. 7 Şubat MİT krizi, Gezi olayları, 17-25 Aralık’ın 15 Temmuz’un başarısız olmasının gerisinde 27 Nisan gecesi aldığımız yürekli tavır vardır. AK Parti milletin kurduğu, büyüttüğü partidir. AK Parti’nin bir sahibi varsa o da milletimizin ta kendisidir.

Kabahati asla millette aramayacak hep kendimize bakacağız. Neyi eksik neyi yanlış yaptığımıza, neyi yarım yamalak yaptığımıza odaklanacağız. Milletimizle daha güçlü şekilde kucaklaşacağız. Allah korusun aksi takdirde Türk siyasi hayatında sayısız örneği olan mum gibi eriyip giden partilerden biri haline dönüşürüz.

Pekleşe pekleşe yolumuza devam ettik ve ediyoruz. 15 yıl önce 2023 vizyonu dedik ve bu hedefe ulaştık. Şimdi de 2053 diyoruz. Görüyorsunuz 2025’i neredeyse yarıladık. 23 yıllık iktidarımızdan ilhamla, cesaretle geleceğe çok daha güvenle, umutla, heyecanla bakıyoruz. Günlük olayların hercümerci sizi aldatmasın. Sel gider kum kalır. Aslolan milletimizle aramızdaki bağdır. Aslolan necip milletimizin hayır duasıdır. Her zaman bileğimizin gücüne, döktüğümüz alın terine güvendik. 86 milyonun tamamına ulaşmanın derdini ve gayesini taşıyacağız. Armut piş ağzıma düş anlayışının bizim tasavvurumuzda yeri yoktur.

Biz sürüklenen değil, inşa eden, kuran, yönlendiren taraftayız, hep öyle kalacağız. Siyasi beleşçilik ülkemizdeki muhalefetin işidir. Bunlar ülkeleri, milletleri, şehirleri için hiçbir vizyonları olmadığı halde her seçimde iktidara gelme hevesine kapılırlar. Son örneğini 2023 seçimlerinin ardından gördüğümüz üzere, sandıkta seçmenden tokadı yiyince milleti aşağılamaya başlarlar. Türk demokrasisinin kalitesini düşüren temel sorunlardan biri, daha önce de söylediğim gibi toksik muhalefet anlayışıdır. CHP, Meclis’teki sandalye sayısına göre ülkenin en büyük muhalefet partisidir.

Toplumun siyaset kurumuna güveninin artırılmasından en az iktidar partisi en az bizim kadar onlar da sorumlu ama CHP’nin başındaki zat FETÖ’cülerin üfürükleri ile siyaset yaptığını sanıyor. Milli Eğitim Bakanımıza, Hazine ve Maliye Bakanımıza, İçişleri Bakanımıza, yargı mensuplarımıza, emniyet güçlerimize saldırarak ucuz yollardan gündeme gelmeye çalışıyor. Kendi partisini ahtapot gibi saran rüşvetçileri demokrasi kahramanı ilan ediyor. Yalancı medya kuruluşlarına salya sümük ağlayarak partisini ve ülkesini de utandırıyor. Ettiği lafların içi tamamen boş. Nezaket deseniz hak getire. Üslup deseniz neye benzetsek ona haksızlık edeceğimiz derecede berbat.

Sayın Özel, aklına her estiğinde kendince bize meydan okuyor. İnsan önce bir aynaya bakar. Kendini bir ölçer, tartar. Senin siyaset seviyen bırakınız bizi herhangi bir şehrimizin bir mahallesindeki parti temsilcilerimizin bile fersah fersah gerisinde. Bir de kalkmış bu perişan haliyle cumhurbaşkanlığı adaylığı peşinde koşmaya başlamış. Önceki genel başkan da cumhurbaşkanı olacaktı, şaibeli şekilde tarih oldu. Bunun nefesi 2028’e kadar yetecek mi? Hep birlikte izleyip göreceğiz.

“Şeffaf olacaklardı rantçı oldular”

CHP Genel Başkanı önce bir mahalle temsilcimizin siyaset kalibresine çıksın, ondan sonra ne diyor diye kulak kabartırız. Girdiği bu yanlış yolda ısrar ederse kendisini muhatap almayız. ‘İzahı olmayanın mizahı olur’ diye meşhur bir söz var. CHP’de olup bitenleri başka türlü anlamlandırmak mümkün değil. Girdikleri her işte güya şeffaf olacaklardı ama gördük ki rantçı olmuşlar.

AK Parti açısından seçim her gün seher vakti ile başlayan asla bitmeyecek olan bir imtihandır. Biz maraton koşucusuyuz. Sizlerden her şeyinizi buna göre ayarlamanızı istiyorum. Sizlerden günün her saati sokakta, iş yerlerinde, evlerde, insanın bulunduğu her yerde AK Parti’nin rüzgarını hissettirmenizi bekliyorum.

Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, sahtekarlığın partisi pırtısı kimliği olmaz. İster İstanbul’da ister başka yerde olsun ortada bir deli dumrul düzeni varsa yargıdan buna göz yummasını kimse bekleyemez. Bu milletin hakkını, hukukunu, çıkarlarını savunmak hepimizin görevidir. Her kim haramilik yapıyorsa, kimliğine bakmadan hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hesap sorulmasını sağlamak boynumuzun borcudur.

Devletin ve milletin bekası için üstlendiğimiz sorumluluklar, kendi kısır siyasetlerini karıştıranlara laf yetiştirerek kaybedecek vaktimiz yok. Onların yapmadıkları görevleri de gerketiğinde biz omuzlayıp, icraate dönüştürüyoruz. Kentsel dönüşüm konusunda benzer bir hazırlık içindeyiz. İstanbullu vatandaşlarımızın canlarını, mallarını kifayetsiz muhterislerin kaprislerine, bir İstanbullu olarak bırakamayız. İstanbul’un üzerine karabasan gibi çöken beceriksizliğin devam etmesine asla gönlümüz razı değil.

Yarısı Bizden Kampanyası ile vatandaşımıza 700 bin lira hibe, 700 bin lira faizsiz kredi, 100 bin lira faizsiz kredi sağladık. Yarısı Bizden kampanyasındaki destek tutarlarını artırıyoruz. Hibemizi 875 bin liraya, kredi tutarımızı 875 bin liraya, taşınma desteğini 125 bin liraya çıkarıyoruz. İş yerleri için hibe desteğini 437 bin 500 liraya, kredi desteğini de 437 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Taşınma yardımı iste 125 bin lirayı buluyor.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidara Kanal İstanbul’a İlişkin Altı Soru

Yeni Yol Grubu’nda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirterek, iktidara 6 soru yöneltti.

Davutoğlu, sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını, Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuştu. Davutoğlu, konuşmasında hem İstanbul’un karşı karşıya olduğu risklere hem de iktidarın Kanal İstanbul ısrarına sert sözlerle tepki gösterdi.  23 Nisan’da meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki Marmara Depremi’ni bir ‘uyarı’ olarak niteleyen Davutoğlu, “Kanal İstanbul, kalan İstanbul’u da yok edecek” dedi.

Konuşmasına, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlayamayan emekçilere destek mesajı vererek başlayan Davutoğlu, özellikle Altındağ Belediyesi işçilerinin karşılaştığı baskı ve hak ihlallerini örnek gösterdi. Enflasyonun işçi ve emekli gelirlerini ciddi biçimde erittiğine dikkat çeken Davutoğlu, “4492 TL’lik kayıpla karşı karşıya kalan kamu işçileri ve 134.2 milyar TL toplam gelir kaybı yaşayan çalışan kesim için ne bayram kaldı ne huzur” dedi.

Davutoğlu, konuşmasının büyük bölümünü İstanbul ve Kanal İstanbul projesine ayırdı. 23 Nisan 2025’te Marmara Denizi’nde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremi “ilahi bir uyarı” olarak nitelendiren Davutoğlu, bu sarsıntının İstanbul’un sessiz çığlığı olduğunu söyledi: “Geçen hafta İstanbul bir kez daha feryat etti. Dedi ki: ‘Beni hırpaladınız, daha fazla yormayın! Benim doğama vurduğunuz her darbe, sizin de sonunuzu getirir.’”

Davutoğlu, 1999 depreminin ardından rahmetli Mimar Turgut Cansever’in öncülüğünde oluşturulan bir uzmanlar grubuyla İstanbul için bir eylem planı hazırladıklarını hatırlattı. “Bugün o raporun yeniden değerlendirilmesi bir zorunluluktur” diyen Davutoğlu, İstanbul’un plansız nüfus artışı ve kent estetiğinden yoksun yerleşimlerle dayanılmaz bir yük altında olduğunu vurguladı.

Kanal İstanbul’a ilişkin 6 kritik soru

Başbakanlığı döneminde Kanal İstanbul projesiyle ilgili aldığı brifinglerin ardından ciddi endişeler taşıdığını belirten Davutoğlu, iktidara şu 6 soruyu yöneltti:

İstanbul’un ada haline gelmesi durumunda savaş, deprem veya terör riskine karşı nasıl korunacağı stratejik olarak analiz edildi mi?
Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’nden doğan haklarımızı nasıl etkileyecek?
Tatlı su kaynakları olan Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Barajı ve Terkos’un akıbeti ne olacak?
Zaten kirlenen Marmara Denizi, kanal inşası sonrası nasıl korunacak?
Kuzey ormanlarının ekosistemi nasıl korunacak?
Yeni yerleşim alanlarının yaratacağı nüfus baskısı İstanbul’u nasıl etkileyecek?

Davutoğlu, bu sorulara tatmin edici yanıtlar alamadığını belirttiği konuşmasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un İstanbul’u koruyacağı yönündeki inancının da yanıltıcı olduğunu ifade etti.

Davutoğlu, bu konuyu 2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunduğu 27 sayfalık raporda da gündeme getirdiğini, İstanbul’un adaya dönüşmesiyle birlikte savaş ve afet senaryolarında ağır güvenlik zaafları doğabileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.

“Bir savaşta Boğaz ve Kanal üzerindeki köprüler tahrip edilirse, 16 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul, kara bağlantısı kopmuş bir ada olur” diyen Davutoğlu, benzer bir felaketin büyük bir depremde de yaşanabileceği uyarısını yineledi.

Erdoğan’ın son günlerdeki “yapı stokunu birlikte dönüştürelim” çağrısını olumlu bulduğunu belirten Davutoğlu, bu çağrının gereğinin yapılabilmesi için tüm kesimleri kapsayan toplumsal bir mutabakat önerdi.
“Gelin, iktidarlar değişse bile korunacak bir ‘İstanbul Yasası’ çıkaralım” çağrısında bulunan Davutoğlu, imar rantlarının kamusallaştırılacağı yeni bir “İmar Yasası” ile hem şehirlerin korunabileceğini hem de kaynak yaratılabileceğini ifade etti.

Davutoğlu, konuşmasını İstanbul’un sadece bir şehir değil, bir medeniyet sembolü olduğunun altını çizerek tamamladı: “İstanbul’a hükmetmeye kalkmayalım! İstanbul’un önünde diz çökelim ve ders alalım! Mekânları ve şehirleri cansız varlıklar olarak görmeyelim; onlar gönül kulakları açık olanlara konuşur. İstanbul anlayana en büyük Hoca’dır.”

Gelecek Partisi lideri, Kanal İstanbul’a karşı “Kalan İstanbul’u da yok etmesine izin vermeyeceğiz” diyerek uyarısını yineledi.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nün Yıllık Raporunda Türkiye’ye Eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü’nün “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” raporunda, Türkiye’deki hak ihlallerine işaret edilerek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirtildi.

Uluslararası Af Örgütü, 150 ülkeyi kapsayan, bölgesel ve küresel analizler içeren “2024-25 Dünya İnsan Haklarının Durumu” adlı raporuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Aynalı Geçit’te basın toplantısı düzenlendi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Toplantının açılış konuşmasını yaşan Af Örgütü Kampanyalar Koordinatörü Deniz Akdeniz Bellovaçıklı, “Bu yıl ki rapor bize küreselde mevcut insan haklarını şekillendiren birkaç eğilimi de gösterdi. Bunlarda silahlı çatışmalar bağlamında işlenen insancıl hukuk ihlalleri, muhalefetin bastırılması, ayrımcılık, ekonomik ve iklim eşitsizliği, son olarak da teknolojinin insan haklarının ihlallerinin amacıyla kötüye kullanılması oldu. Tüm bunları beraber değerlendirdiğimizde dünyada farklı kıtalara yayılan ve artarak devam eden otoriter uygulamaları da düşündüğümüzde, 2025 ve devamı için de oldukça kötüye giden ve gerileşen ihlallerin olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Rapordaki küresel hak ihlallerinin analizini yapan Af Örgütü Türkiye Direktörü Ruhat Sena Akşener, oluşturdukları yıllık raporlarının dünyadaki pek çok insan hakları ihlallerini açıkladıkları bir rapor olduğunu kaydetti. 2024 yılının otoriterleşmenin arttığı bir yıl olduğunu ifade eden Ruhat Sena Akşener, 2025’te de bu otoriterleşmenin artabileceğini söyledi.

Devletler içinde ve aralarındaki yoksulluğun, eşitsizliğin, enflasyonun 2024 yılına damgasını vurduğunu belirten Ruhat Sena Akşener, “2024’e damgasını üretilmiş yoksulluk vurdu bizim açımızdan. Bunun sonucu olarak da 110 milyon kişi yerinden edildi. Düşük gelirli ülkelerde borç ödemeleri son 30 yılın en yüksek seviyesi oldu. Bu yüzden sağlık ve eğitim hizmetleri birçok ülkede ciddi şekilde daraldı. Gazze, Haiti ve Sudan’da bu nedenle kıtlık ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Ruhat Sena Akşener, Güney Afrika’da nüfusun yüzde 17’sinin yani 68 milyon kişinin yardıma ihtiyaç statüsünde olduğunu kaydetti. Ruhat Sena Akşener, “Raporumuzda yer alan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu körfez ülkelerinde düşük ücretli göçmen işçilerin aşırı derecede sömürüye, ayrımcılığa, yetersiz barınmaya, fiziksel ve ruhsal istismara, sağlık hizmetlere erişememeye maruz kalması göze çarpıyor. Durumdan en çok etkilenenler de çoğunluğu kadınlar” diye konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Batılı devletlerin sessizliğinin uluslararası insan haklarını ve barışçıl söylemlerinin arttırdığına dikkati çeken Ruhat Sena Akşener, “Biz bunu birtakım olgulara dayandırıyoruz, raporumuzda. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık ve birçok AB devletinin İsrail’in askeri harekatına kamuoyunda açık şekilde destek veriyor olmasıdır. ABD’nin, İsrail’in uluslararası mahkeme kararlarını reddetmesine de dayanıyor. Dolayısıyla aslında Gazze, Ukrayna, Myanmar, Afganistan gibi yerlerde savaş ortamından mağdur olanların aslında uluslararası insan haklarına karşı tepkisiz olmasının bedeli olarak görebiliriz. Burada çok yoğun ihlaller görüyoruz” şeklinde konuştu.

Ruhat Sena Akşener, Trump’ın hak karşıtı bir strateji sürdürdüğünü kaydederek, “Trump etkisinin dünyadaki devletleri otoriterleşme açısından etkiliyor. Çünkü onlara ilham kaynağı oluyor. Böyle bir gücü var ne yazık ki. Örneği göçmenlerin dev hapishanelere göndermesi, ırkçılık eğilimleri, öğrencilere yönelik baskılar diğer devletleri de etkileyecektir. Gazze’yi ele geçirme ve Filistinlileri yerinden etmeye ilişkin sözleri çok ortamı gerginleştirdi. Tüm bunlara rağmen insanlar susmadı. Filistinliler için mesela birçok kişi ayağa kalktı. Uluslararası insan haklarının yanında olmak gerekiyor. Hala mücadele edenler var. Artık kaybedecek zamanımız yok” diye belirtti.

Türkiye’ye yönelik eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Begüm Başdaş ise Türkiye’deki hak ihlallerine işaret ederek, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirterek, buna örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Osman Kavala’ya ilişkin kararının yerine getirilmemesini gösterdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Selahattin Demirtaş il Figen Yüksekdağ, Can Atalay’a ilişkin de AİHM kararlarının uygulanmadığın vurgulayan Begüm Başdaş, ayrıca Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının da uygulanmadığını söyledi.

Begüm Başdaş, sözlerini şöyle sürdü: “Türkiye’de ifade özgürlüğü çok kısıtlanıyor. Özellikle LGBTİ’ler kısıtlanıyor. Yine Açık Radyo’nun kapatılması ifade özgürlüğünü sınırlayıcıdır. Türkiye’de son zamanlarda barışçıl toplanma özgürlüğünü çok konuşuyoruz. Barışçıl toplanma özgürlüğü onlar nerede isterse orada en uygun yerde toplanma hakkına sahipler. Bu konuda bölge ve AYM kararları mevcut. DEM Parti belediye başkanının memnu haklarının alınması üzerine Van’da çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Yine Van Belediye Başkanının görevden alınması da aynı protestolar meydana geldi. Ancak protestoların engellendiğini gördük. AYM kararların rağmen geçen sene de Taksim’e çıkmak isteyenler şiddete maruz kaldı. Cumartesi Anneleri de çalıştığımız bir konu. Onların haftalık protestoları da kısıtlandı. Katılımcı sayıları 10 kişi ile sınırlandı ve eylemlerini öyle yapıyorlar. 2024’te bininci hafta sadece herkese açıldı. Fakat halen tamamen açılmadığını görüyoruz.”

Filistin İçin Bin Genç üyelerinin de şiddete maruz kaldıklarını aktaran Begüm Başdaş, “Yine Türkiye tarafından Kuzey ve Doğu Suriye’de iki gazetecinin öldürülmesi üzerine açıklama yapan 7 gazeteci ve 2 kişi ‘örgüt propagandası yapmak’ iddiasıyla tutuklandı ve ardından serbest bırakıldı ancak yargılamaları devam ediyor. Yine Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER) kapandı, Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM) yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları, Mehmet Şimşek’e Seslendi: Dalga Mı Geçiyorsun?

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Çok büyük bir ekonomik buhranın ve sefaletin içindeyiz. Türkiye’de 3.6 milyon kişi aşırı yoksulluk koşullarda yaşamaktadır, buna yaşamak denirse tabi” dedi ve ekledi:

“Bakan Şimşek diyor ki evet enflasyon var; ama bunun nedeni yurttaş dayanıklı eşya alıyormuş. İnsanın aklıyla dalga geçmek buna denir. Bakan Şimşek sana sesleniyorum; insanların aklıyla dalga mı geçiyorsun? Buna bir bilim insanı olarak sen inanıyor musun? Toplumu yanıltan açıklamalar yapmayın bari.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumuna değinen Tülay Hatimoğuları, şu ifadeleri kullandı: “Bizler umudumuzu yitirmedik, yitirmeyeceğiz. Sadece bir yazar, bir siyasetçi değil. Onun hayat hikayesi bu ülkenin acılarla, umutlarla, mücadelelerle dolu hikayesinin bir parçasıdır. Ondandır bu yürek çarpıntısı ve sessizce bekleyişimiz. En umutsuz anlarda bile umut olmayı bilmiştir. Biz de onun gibi umut etmeye devam edeceğiz.

Barış sürecinde attığı her adım, söylediği her söz bu ülkenin geleceğine olan inancını gösterdiyse biz de inancımızı onun gibi asla kaybetmeyeceğiz. Seni bekliyoruz hepimiz. Arkadaşların, yoldaşların, halk, bu parlamento, bu kent, bu ülke, bu toplum seni bekliyor. Sevgili Sırrı başkan aramıza geri gel diyoruz. Barışın aktörü olarak bugüne kadar verdiği bütün mücadeleleri başarıya ulaştırmaya ramak kalmışken; bir kez daha diyoruz ki aramıza geri dön ve yarım bıraktığın işi gel hep birlikte tamamlayalım.”

İstanbul’da meydana gelen depremlere değinen Tülay Hatimoğulları, Bu depremde bir kez daha gördük ki milyonlar olarak depreme karşı korumasızız. İstanbul milyonların yaşadığı bir kent. Neredeyse Türkiye’nin çeyreği. Büyük bir deprem riski taşıyor ama belediye başkanı şu an tutuklu, belediye yönetimi tutuklu, çoğu kişi görevinden alınmış, İstanbul belediyelerinin bazılarına kayyım atanmış ve İstanbul depremi bu şekilde karşıladı. Kentin yönetim iradesini siyasi operasyonlarla felç eden iktidar, İstanbulluları bir çaresizlik içinde izleme moduna sokmuştur” dedi ve ekledi:

“Felaket kapıdayken hala önlem alınmıyor. İstanbul 2 büyük tehdit ile karşı karşıyadır. Biri depremin kendisi, biri de rant anlayışıdır. Milyonların hayatı kader denilerek geçiştirilemez. Deprem doğanın gerçeğidir ama ihmalkarlık açık bir cinayettir. Deprem ile ilgili ihmaller ve rant uğruna alınmayan ihmaller halkı adeta ölüme terk etmek demektir. İstanbul’da toplanma alanlarını yok edenler, imar rantına göz yumanlar bu felaketin apaçık ortaklarıdır. Yıllardır mega projelerle, AVM’lerle, gökdelenlerle İstanbul büyük bir felaketin eşiğine sürüklendi.

Oysa herkes çok iyi bilir ki, İstanbul’un güvenliği demek Türkiye’nin güvenliği demektir. Bilimle, ortak akılla hareket etmek, insan hayatını her şeyin önüne koymak zorundayız. Milyonlar büyük bir felaketi kıl payı atlattı ama iktidarın aklı fikri hala Kanal İstanbul’da. Kanal İstanbul projesi, İstanbul’u ateşe atmak demektir. Bu kürsülerden çok dillendirdik. Bu depremi yaşamışlar olarak bir kez daha dinlendiriyoruz; Kanal İstanbul projesinden derhal ama derhal vazgeçin. Güvenli konutlar, sağlam alt yapılar yerine hâlâ rant peşindeler.

Hatay’da depremin üzerinden 2 yıl geçti. Ama milyonlar hala konteynerde yaşamak zorunda. İktidar rant için depremzedeye bir müşteri olarak davranmaya devam ediyor. İstanbul’da yaşanan bir depremde Hatay’dan Maraş’tan hatırlayacağız; orada bile Türkiye çok büyük bir etki yaşadı. Türkiye bu enkazın altında kalır. Tehlike geçmedi, devam ediyor ve önlem alınmak zorunda.”

“İnsanların aklıyla dalga mı geçiyorsun?”

Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Merkezi hükümete düşen görev, yerel yönetimleri kayyımcı ya da fiili kayyım anlayışıyla yıpratmak, gözaltına alıp tutuklamak değil; tam tersine yerel yönetimlerle koordineli bir şekilde bu süreci yürütmektir. Bu zorunludur, başka çare yok. Bakın, biz bu konuyu konuşurken aklıma Van Büyükşehir Belediyemizin bir icraatı geldi. Açılışına ben de katılmıştım AKOM’un. Afet Koordinasyon Merkezi.

Açılışı Van Belediyemiz gerçekleştirirken inanın belediye eşbaşkanlarımız da AKOM’un personeli de oradaki kadrolar da bayramlık çocuklar gibi sevinçliydi. Çünkü sadece Van’a değil, deprem bölgesi olan bütün o muhite hizmet edecek büyüklükte ve ölçekte bir kurumu oluşturmuşlar ve halkın hizmetine sunmuşlardı. Ama bu iktidar ne yaptı? Bu kadar çalışkan olan belediye eşbaşkanlarımızı görevden alarak yerlerine kayyım atadı.

Oysa onlar, bu ve benzeri daha fazla projeye imza atmak, kente ve halka hizmet etmek için seçildiler. Buradan bir kez daha bu iktidara sesleniyoruz: Bütün kayyım atamalarından derhal vazgeçin. Seçilmiş belediye eşbaşkanlarımızı ve belediye başkanlarını acilen görevlerine iade edin. Başta doğal afetler olmak üzere kent hizmetlerinde merkezi hükümet koordineli bir biçimde çalışmalarını sürdürmelidir. Belediyelerimizden elinizi çekin.

Buradan İstanbul için de şunları söylemek isterim. Mega projeler derhal bırakılmalıdır. Anında tıkanan trafiğe mutlaka çözüm üretilmelidir. Çalışmayan GSM operatörlerine, toplanma alanlarına derhal çözüm üretilmelidir. Birkaç gün önce yaşadığımız 6,2’lik depremde bu sorunların bizleri nasıl zora soktuğunu bir kez daha deneyimledik.

Biz İstanbul’a baktığımızda tarihi, insanı, capcanlı bir yaşamı görüyoruz. Bu rantçı anlayış ise sadece rant ve dolar görüyor. Değerli İstanbullu yurttaşlarımız; biz İstanbul’u ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Depremi yaşamış değerli yurttaşlarımızın sesi olmaya, haklı talepleriniz için sizlerle birlikte yol yürümeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Asla yalnız değilsiniz, DEM Parti olarak her daim yanınızda olacağız.

1 Mayıs arifesinde bu grup toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Bugün aramızda baretli işçi kardeşlerim var, birçok iş kolundan işçi kardeşlerim var. Bir kez daha hepinize hoş geldiniz diyorum. Bizler de DEM Parti olarak, “Emeğin Özgürlüğü ve Demokratik Toplum İçin 1 Mayıs’a” şiarıyla Türkiye’nin her yerinde alanlarda, meydanlarda olacağız. Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.

Bu çağrı; ekmek barış ve demokrasiyi büyütme çağrısıdır. Barış, emekçiler için ekmek kadar hayatidir. Barış dönemlerinde ekmek mücadelesi daha etkili ve sonuç alıcı olur. Demokratik toplum, işçinin ve ezilenlerin yaşam güvencesidir. Emek barışla nefes alır, barış da emekle. Barış olmadan refah olmaz. Kaynaklar savaşa değil insanca yaşama akmalıdır. Örgütlü emek barışla güçlenmelidir.

Bu yıl hem Kürt illerinde hem de batıda güçlü bir 1 Mayıs için hep birlikte hazırlanıyoruz. Biz biliyoruz ki Kürt halkının özgürlük mücadelesi, işçilerin emek mücadelesi içindir. İşçilerin birliği, halkların kardeşliği sadece bir temenni değildir. Türk işçinin Kürt işçi kardeşiyle kaderinin aynı olduğunu fark edip elini tutmasıdır. Kürt annenin Türk anneye, ‘Acımız aynı, o halde barış için el ele verelim’ demesi ve el ele tutuşmasıdır.

İşte o zaman işçiler birlik, halklar kardeş olur. Ekmek, barış ve özgürlük için tüm emekçileri ve halkları 1 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz. Zamlara, hayat pahalılığına, yoksulluğa, savaşa ve sömürüye karşı hep beraber alanlarda olacağız. 8 Mart’ın cesareti ve Newroz’un coşkusuyla 1 Mayıs’ta emeğin özgürlüğü için alanlarda olacağız. 1 Mayıs’ta atılan her slogan zulme karşı bir çığlık olacaktır. Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği! Yaşasın 1 Mayıs, biji yek gulan!

Değerli Türkiye yurttaşları, bugün sermayenin yüzlerce yıldır topluma karşı sürdürdüğü savaşın en zorba dönemlerinden birini yaşıyoruz. 2025 yılı 1 Mayıs’ı işçiler ve ezilenler tarafından karanlığın en zifiri olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Sistem, sadece bir kar aracı değil büyük bir ölüm makinası gibi çalışıyor. Şu fotoğrafa hep beraber bakalım. Bu 16 yaşındaki Diyar Kişoğlu’nun fotoğrafı. Bu genç Van’dan kalkıp Maraş’a çalışmaya gidiyor.

Geçtiğimiz gün bu genç işçi şantiyesinin yatakhanesinde yaşamına son veriyor. Bu fotoğrafa da hep beraber iyi bakalım. Bu fotoğraf ise 14 yaşındaki Abdurrahman’ın fotoğrafı. Yine geçtiğimiz aylarda Niğde’nin Bor ilçesindeki Organize Sanayi Bölgesinde kolunu makinaya kaptırıyor ve hayatını kaybediyor. 14 yaşında bir çocuk işçi. Afganistanlı göçmen işçi Vezir Muhammed Nurtani. Muhammed, Zonguldak’ta ruhsatsız bir maden ocağında çalışırken hayatını kaybediyor.

Delilleri ortadan kaldırmak için bedeni ateşe veriliyor. Bu olayla ilgili yargılananlar ne yazık ki adaletsiz bir yargılama sonucu yine cezasız kalıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Muhammed, 3 çocuk babası ve onunla ilgili var olan tek şey bu fotoğraf. Geriye ona dair hiçbir şey kalmamış. Onun eşi, ‘Benim çocuklarım çocuk değil mi, eşim eş değil mi?’ diyor. Ne yazık ki Türkiye’de iktidarın işçilere reva gördüğü yaşam budur.

Sadece son 3 ayda 450’ye yakın işçi iş cinayetlerinde katledilmiştir. Son 20 yılda, yani AKP’nin ‘refah dönemi’ diye ifade ettiği dönemde 35 bine yakın işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmiştir. Ama bizler bu konuda asla sessiz kalmadık, kalmayacağız. Yapabileceğimiz çok şey var. Abdullah için, 13-14 yaşında çalışan çocuklar için yapabileceğimiz çok şey var. Bunun için daha çok örgütlenmeliyiz, daha çok mücadele etmek zorundayız. Dünyayı var eden siz işçilersiniz.

Siz bir gün, sadece bir gün çalışmayın, bütün hayat durur. İşte işçinin ve emekçinin gücü budur. Bu güce sahip olan işçiler ve emekçiler elbette ki en iyi yaşam hakkını, bu koşulların sağlanmasını hak etmektedir. Bunu talep etmek onların en doğal hakkıdır. Sonuna kadar da bu haklarının yanındayız. Sadece kol işçileri değil birçok hizmet sektöründeki işçiler; kamu emekçileri, temizlik işçileri, moto kuryeler, çağrı merkezi çalışanları, dijital platformlarda çalışanlar, part-time çalışanlar ve burada sayamadığım yüzlerce iş kolundaki emekçi kardeşlerimiz kapitalizmin çarkının içinde ezim ezim ezilmektedir. Yeni teknoloji dünyasında iş ve emek anlayışı hızla dönüşürken, milyonlarca işçiyi yani insanı ucuz ve atılabilir olarak görüyorlar.

7/24 çalıştırmak artık hayatın temel mottosu olarak sunulmaktadır bu sistem tarafından. İşçi ve emekçilerin yaşamını tehdit eden, hakkını gasp eden kapitalizme karşı hep birlikte mücadele etmeye ve geleceğimizi savunmaya devam edeceğiz. Bu sebeple emeğimiz ve yaşamlarımız için, çocuklar ve gençler için 1 Mayıs alanlarında buluşalım. Alın terimize, yaşamlarımıza, emeğimize, ekmeğimize, tenceremizde kaynayan yemeğimize sahip çıkmak için 1 Mayıs’ta alanları ve meydanları hıncahınç doldurmaya var mısınız?

Sadece işçiler, emekçiler, emekliler değil; gençler, işsizler, esnaf olarak hepimiz çok büyük bir ekonomik buhranın ve sefaletin içindeyiz. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını bile artık karşılayamaz durumda. Türkiye’de 3,6 milyon kişi aşırı yoksulluk koşullarında yaşamaktadır. Buna yaşamak denirse tabii. İnsanlar en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Gerçek tablo bunun çok daha ötesidir. O kadar vahim ki insanlar artık sevdiklerine mezar taşı bile koyamaz hale geldi. Mermer çok pahalanmış, taş pahalanmış.

Artık mezar taşı olarak plastik bir levha koymayı zorunlu hale getirdi bu sistem. 22,5 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi getirdiği nokta budur! Hepimiz ay sonunu getirmek için borcu borçla çeviriyoruz. Artık ekmeği bile kredi kartıyla alıyoruz. Bireysel kredi kartı borçluluğu tarihin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. 2 trilyon 500 milyar lira insanların kredi kartı borcu var. Evet, AKP rekor kırıyor ama yoksullukta, açlıkta, sefalette, kredi kartı borçlarında rekor kırıyor. Bakan Şimşek enflasyonun olduğunu kabul ediyor, artık inkar edemiyor.

Çünkü yurttaş gidip dayanıklı tüketim ürünleri alıyormuş, buzdolabı ve çamaşır makinesi falan alıyormuş! Allah aşkına, buna güler misin ağlar mısın? İnsanın aklıyla alay etmek tam da buna denir. Bakan Şimşek, buradan sana seslenmek istiyorum. Sen insanların aklıyla alay mı ediyorsun? İnsanlar, bırakın buzdolabı ve çamaşır makinesi almayı, ekmek bile alamıyor. Enflasyonun nedeni yurttaşın kendisi mi? Buna bir bilim insanı olarak sen inanıyor musun gerçekten? Toplumu yanıltan açıklamalar yapmayın bari.

Biz 7/24 demokratik toplum, demokratikleşme diyoruz, değil mi? Bakın, ekonomide adaletin kapısını açacağı için de demokratik toplum diyoruz. Demokratik bir toplumda halk, enflasyonun sebebi olarak suçlanmaz; sefalet olmaz. Böyle bir vergi soygunu asla olmaz. Demokratik bir toplumda milyonlarca insan üç beş tefecinin, faizcinin eline düşmez. Bakın, yaşadığımız bu sistemin adı düpedüz sömürü düzenidir. Bu düzene halk artık yeter diyor.

Bizler de halkın sesi olarak, açlık çeken milyonlar adına buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Artık yeter, artık yeter, artık yeter! 16 milyona yakın yurttaşımız açlık sınırının altında olan asgari ücrete mahkum. Asgari ücret bir insani sorundur. İktidar bu durumu görmezden gelemez, gelmemeli. Yılın ikinci yarısında asgari ücret yeniden yapılandırılmalıdır. Memur ve emekli maaşlarına zam yapılmalıdır.

Asgari ücretle çalışanlar için elektrik, su ve doğalgaz kullanımı asgari ihtiyaçlar sınırına kadar ücretsiz bir biçimde karşılanmalıdır. Çiftçilerin borç yükü hafifletilmelidir. Yakın zamanda zirai don faciasıyla çiftçiler dibin dibini görmüş durumda. Çok büyük zarar ettiler. Öncelikle bu çiftçilerimizi unutmamak lazım. Onların bütün mağduriyetleri giderilmelidir. Uygun kredi ve destek sağlanmalıdır.

Ayrıca tarım işçileri için güvenceli ve insanca yaşam hakkı sağlanmalıdır. Ev içi emek sosyal güvenceye kavuşturulmalı, kadın yoksulluğu son bulmalıdır. Geliri olmayan kişilere belli şartlar altında temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Biz güvencesiz çalışmanın sona ermesi, kadınların iş yaşamında eşit ve güvenli koşullarda çalışabilmesi, çocuk işçiliğinin ve iş cinayetlerinin son bulması için mücadele ediyoruz.

Bugün yine bir şafak operasyonuna uyandık. İşçinin, emekçinin, esnafın, çiftçinin, yoksulun ve bugün burada bulunan pek çok iş kolundan değerli işçi ve emekçi kardeşlerimizin hakkını savunan çok sayıdaki solcu, sosyalist, devrimci yoldaşımız, arkadaşımız bu sabah gözaltına alındı. Bu gözaltılar bizleri yıldıramaz. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır. 1 Mayıs’a dönük gerçekleştirilmiş olan bu operasyonları asla kabul etmiyoruz. Buradan gözaltındaki gençlerle dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.

Değerli kardeşlerim; şairin dediği gibi çalışan biz, yaratan biz, biz açız. Sömüreni sırtımızda taşırız. Neden böyle öfkemizi içimizde saklarız? Haklı biziz, güçlü biziz. Bunu anlamalıyız. Evet biz bunu anlıyoruz. Haklı olan biziz, güçlü olan biziz. Daha çok örgütlenerek bu mücadeleyi zafere ulaştıracak olanlar da biziz. Gelin o halde hep beraber adaleti, barışı, ekmeğin ve emeğin hakkını hep birlikte tesis edeceğimiz demokratik bir cumhuriyeti hep beraber kuralım. Haklılığımızı ve gücümüzü demokratik cumhuriyetle birlikte gelin bütün dünyaya hep beraber gösterelim.

Sevgili kadınlar; haklarımıza, yaşamlarımıza, bedenlerimize yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Gün geçmiyor ki absürt bir uygulamayla karşı karşıya kalmayalım. Sağlık Bakanlığı eliyle uygulamaya konulan Normal Doğum Eylem Planı ve 19 Nisan’da yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik ile hayata geçirilmek istenen de tam da böyle absürt bir uygulamadır. Kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracağına kadınlar kendileri karar verir.

Kadınlar nasıl doğum yapacaklarını siyasi iktidarla müzakere etmez. Doktoruyla oturur konuşur ve birlikte karar verir. İktidara düşense bu kararlara saygı duymak ve kadın sağlığını koruyacak politikaları hayata geçirmektir. Geçtiğimiz hafta sonu Van’da toplanan 58 kadın örgütünün yeniden gündeme taşıdığı Rojin Kabaiş’in akıbeti nedir, Gülistan Doku nerede sorularının yanıtını bekliyoruz. İktidara düşen görev bu sorulara yanıt vermektir, şiddetle etkin bir biçimde mücadele etmektir.

Ayrıca farklı cinsiyet kimliklerine ve cinsel yönelimlere karşı nefret suçlarını körükleyen kanun teklifinin sunulması yine bu erkek aklın, eril anlayışın eseridir. Dayatılan erkek egemen politikalara biz kadınlar ‘Eh ne yapalım boynumuz kıldan incedir, bu devran böyle gelmiş böyle gider’ demedik, demeyeceğiz. Elinizi bedenimizden, emeğimizden, kimliğimizden derhal çekin! Bizler ‘Jin Jiyan Azadi’ şiarıyla mücadele eden kadınlarız ve öyle olmaya devam edeceğiz.

Halklarımızın barış ve demokratik çözüm talebi inanılmaz derecede hızlı büyüyor. Bu bize çok büyük umut veriyor. Barış arayışımızı çok yönlü bir mücadeleyle sürdürüyoruz. Sadece siyasi temaslarla sınırlı kalmadık; haklarımızla doğrudan buluşarak barış talebini büyütüyoruz, sokağın ve toplumun her kesimine taşıyoruz. 10 Nisan’dan bu yana her yerde ev ziyaretleri, mahalle toplantıları yapıyoruz. Kent kent ziyaretleri sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz. Ev ev gezerek halkın beklentilerini, önerilerini ve eleştirilerini alıyoruz.

Ayrıca süreç hakkında değerli halklarımızı bilgilendiriyoruz. Eş Genel Başkanlar olarak yazdığımız mektup halklarımızla paylaşılıyor. Hedefimiz 3 milyon hane. Ziyaret ettiğimiz her ev, barış ve demokratik toplum mücadelesini büyütüyor. Barışı, milyonları içerecek şekilde toplumsallaştırmanın imkanında görüyoruz. Gittiğimiz her evde, çaldığımız her kapıda, yaptığımız her toplantıda barış için dualar ve temenniler alıyoruz.

Gülizar Yaşar, bir Kürt kadın, Barış Annesi. Çatışmalı süreçte abisi, kızı ve oğlu dahil 19 yakınını kaybetmiş bir Kürt anne. Hem Türk hem Kürt annelere seslenerek, “Herkes bu sürece sahip çıkmalıdır. Sahip çıkmalıdır ki ne bir Türk annenin gözyaşı aksın, ne bir Kürt annenin gözyaşı aksın” diyor. Bizler de buradan Gülizar annemize diyoruz ki senin bu haklı talebinin, bütün ödenmiş bedellerle beraber bu haklı talebinin yanındayız.

Başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere herkese de sesleniyoruz: Elinizi taşın altına koyun. Toplumun taleplerine kulak verin. Bu toplum artık barış istiyor, onurlu bir yaşam istiyor. Bir tek yolumuz var, bir tek yolumuz. Gülizar annenin ve burada ismini sayamadığım birçok Türk, Kürt ve Arap annenin haykırışı. Ya barış ya barış ya barış! Başka seçeneğimiz yoktur.

27 Nisan’da Qamişlo’da Kürtler, Suriye ve Ortadoğu’nun halkları için de çok önemli olan Kürt Ulusal Konferansını gerçekleştirdi. Bu konferans demokratik bir geleceğin umudunu büyütmüştür. Kürt halkı ve bölgedeki tüm halkların ortak eşit yaşamını esas alan bu çalışma bizler için sonsuz değerdedir. Konferansta alınan kararların başta Kürt halkı olmak üzere, Suriye ve Ortadoğu haklarına barışı getirmesini ve hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Buradan bütün halklarımızı saygıyla ve sevgiyle selamlıyoruz.

Barış ve demokratik toplum ancak herkesin siyasi iradesine saygı duyulmasıyla gerçekleşir. İstanbul’dan Van’a, Şişli’den Halfeti’ye halk iradesini yargı darbeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmak barış sürecine çok büyük zararlar vermektedir. Demokratik geleceğin umudunu baltalamaktadır. Çözüm en geniş mutabakata dayanarak sürdürülmelidir. Ana muhalefet başta olmak üzere muhalefet bu mutabakat sürecinin dışında tutulmamalıdır.

Bu sürecin dışında tutulması hedeflenir ve benzer adımlar atılırsa ne yazık ki bu süreçler akamete uğrar. Tarihte böyle örnekleri çok gördük. Barışla ortaya çıkacak demokratikleşmeyi yok saymak, siyasi rekabeti galip gelme üzerinden ele almak bu sürece büyük kaybettirir. Siyaset yapma hakkının da barışın da güvencesi hukuka dönmektir, hukuku işletmektir, demokratikleşmektir.

Gelin, barışı hukukla kuralım ve demokrasiyle görkemli hale getirip bu ülkenin geleceğine hep beraber armağan edelim. Geçtiğimiz hafta heyetimiz Adalet Bakanı ve heyetiyle çok önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeden sonra her bir vekil arkadaşımız, grup başkan vekillerimiz, eş genel başkanlar olarak bizler her gün onlarca telefon aldık. Acaba yargı paketinde ne olacak? Acaba çocuklarımızı kapsayacak mı? Bu sorularla çok karşılaşıyoruz. Toplumun beklentisi bu anlamıyla artık çok büyük.

Heyetimiz bu görüşmede, barış ve çözüm zemininin oluşması için partimizin önerilerini ve halkın beklentilerini net bir şekilde ifade etti. Başta Sayın Abdullah Öcalan’ın iletişim ve çalışma özgürlüğü olmak üzere atılması gereken adımlarla ilgili top artık iktidarın sahasındadır. Sorumluluk artık onlardadır. Bu sorumluluğa göre hareket etmelerini bekliyoruz. Demokratik çözüm için siyasi irade göstermek kaçınılmazdır. Bu siyasi iradeyi göstermek cesaret işidir, demokratikleşmeye olan bağlılığın göstergesidir.

Bu kapsamda, iktidarı halkın barış çağrılarına kulak vermeye, çözüm için somut ve güven verici irade ortaya koymaya davet ediyoruz. DEM Parti olarak, barış ve çözüm süreci için topyekün bir seferberlik içindeyiz. Binlerce arkadaşımız Türkiye’nin dört bir yanında gece gündüz demeden 1 Ekim’den bu yana barışla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. Emek vermekteyiz DEM Parti olarak. Çünkü biz barışa inanıyoruz. Çünkü biz barışın bu coğrafyaya gelmesi gerektiğine yürekten inanıyoruz.

Çekilen acıların, akan gözyaşlarının ve şimdiye kadar akmış olan kanın son bulması için; demokratik bir zeminde herkesin kendini ifade edebildiği eşit, özgür ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmek için hepimizin yüreği 7/24 atmaya devam ediyor. DEM Parti olarak, bütün görev ve sorumluluklarımızı fazlasıyla yerine getirmeye çalışıyoruz. Aynı şeyi Türkiye’deki bütün siyasi öznelerden, toplumun en geniş kesiminden, en geniş yelpazesinden de bekliyoruz. Sözlerimi Melih Cevdet Anday’ın dizesiyle bitirmek istiyorum:

Ne güzel demiş değil mi? Savaştan ve şiddetten bu kadar muzdarip olan bir toplum ve halklar olarak, işte bu çabalarımız ve emeklerimizle -tıpkı Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi- barışla tesis edilmiş bir dünyayı, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu hep birlikte inşa edeceğiz. Barışa olan inancımla hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

Ümit Özdağ’ın Davası 10 Eylül’e Ertelendi

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği iddiasıyla 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ’ın davası 10 Eylül’e ertelendi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü.

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesince görülen duruşma katılımın yoğun olması sebebiyle İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin salonuna alındı. Duruşmada, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamasıyla tutuklu bulunan Özdağ ile avukatları hazır bulundu.

Duruşmayı izleyenler arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Zafer Partisi Başkanvekili Ali Şehirlioğlu, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın yanı sıra Ankara’da silahlı bir saldırıda öldürülen Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş de vardı.

Duruşma, Ümit Özdağ’ın savunması ile başladı. Özdağ, savunmasında sözlerinin “siyasi parti genel başkanları arasında gerçekleşen bir polemikten öte bir nitelik” ve “en ufak bir hakaret niteliği” taşımadığını öne sürdü.

“Cumhurbaşkanının ne zaman siyasi parti genel başkanı, ne zaman cumhurbaşkanı olduğuna kendisinin karar verdiği bir ortamda, demokratik siyaset ortadan kalkmaktadır” dedi. Sözlerinin “düşünce hürriyeti kapsamındaki siyasi eleştiriler olduğunu” ifade eden Özdağ, beraatını istedi.

Zafer Partisi lideri, Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile ilgili, savcılık tarafından daha sonra hazırlanan iddianamede, suç unsuru olduğu iddia edilen konuşmada hangi ifadelerin ve neden hakaret olduğunun ifade edilmediğini belirtti.

Özdağ, Antalya’daki konuşması gerekçesiyle Ankara’da, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla gözaltına alındığını vurguladı.

Ümit Özdağ ne demişti?

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Antalya’da partisinin İl Başkanları İstişare Toplantısı’nda “Erdoğan’ın FETÖ’yü Türk Devleti’ne soktuğunu, Türk Devleti’ni FETÖ’ye teslim ettiğini, FETÖ’ye paralel devlet kurdurduğunu” söyledi.

Özdağ bunun ardından şöyle dedi: “Hiçbir Haçlı Seferi Türk milletini deist, ateist, hristiyan yapamamıştır. Erdoğan döneminde Türk milletinin geniş kesimleri Allah’la aldatanlardan dolayı dinlerinden soğumaya başladılar ve Erdoğan döneminde deist, ateist oranı yüzde 16’yı aştı.

Erdoğan bilmelidir ki Cumhuriyeti kuran kadrolar Türk milletinin inancına, tarihine ve kültürüne saldırmamış aksine Atatürk ve silah arkadaşları Türk milletinin inancını, tarihini ve kültürünü korumuş ve geliştirmiştir. Türk milletinin inancına, kültürüne ve tarihine saldıran, tarihi fesli bir deliden öğrenen Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisidir.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Özdağ’ın bu sözlerle, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçunu işlediği belirtildi. İddianamede Özdağ hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası isteniyor.

Öte yandan Özdağ, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve aşağılama” suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, bu suçtan hazırladığı iddianamede ise 7 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasısı isteniyor. Özdağ’ın bu davasının duruşması da 11 Haziran 2025 saat 10.30’da İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Paylaşın

Araştırma: Pazar Ve Marketteki Her Üç Üründen Biri Zehirli

Sahte ürünler, taklit gıdalar ve zararlı kimyasal maddeler, tüketicilerin sağlığını tehdit etmeye devam ediyor. İstanbul’da pazar ve marketlerde satılan ürünlerin yüzde 61’inde birden fazla pestisit, yüzde 43’ünde ise PFAS kalıntısı tespit edildi.

Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, Tarım ve Orman Bakanlığı’na düzenli olarak pestisit analizlerinin açıklanması çağrısında bulundu. Özyer, “Çocukların sağlıklı ve temiz gıdaya ulaşma hakkı korunmalıdır” dedi.

Gıda güvenliği, son yıllarda en çok tartışılan konulardan biri haline geldi. Sahte ürünler, taklit gıdalar ve zararlı kimyasal maddeler, tüketicilerin sağlığını tehdit ediyor. Greenpeace Türkiye’nin yeni araştırması, pazarlarda ve marketlerde satılan gıda ürünlerinde bulunan kimyasal kalıntıların büyüyen tehlikesine dikkat çekiyor.

İstanbul’daki 155 gıda örneği üzerinde yapılan analizlerde, ürünlerin yüzde 61’inde birden fazla pestisit, yüzde 43’ünde ise PFAS kalıntısı tespit edildi.

Greenpeace Türkiye, beş büyük market zincirinden ve çeşitli semt pazarlarından 155 sebze ve meyve örneği topladı. Araştırmanın bulguları şöyle:

Örneklerin yüzde 61’inde birden fazla pestisit kalıntısı bulundu.
Yüzde 43’ünde PFAS maddelerine rastlandı.
Ürünlerin yüzde 31,6’sı Türk Gıda Kodeksi’ne uygun çıkmadı.
50 üründe ruhsatsız pestisit kullanımı belirlendi.
Salamura yaprak, sivri biber, ıspanak ve armut gibi ürünlerde yasaklı ve limit üstü pestisit kullanımı dikkat çekti.

Gıda mühendisi Dr. Bülent Şık’ın raporuna göre, pestisitler çocukların bağışıklık, sinir ve hormonal sistemleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabiliyor. Gelişim dönemindeki çocuklar, bu maddelere maruz kaldıklarında beyin gelişim bozuklukları ve daha pek çok sağlık sorunu yaşayabiliyor. Ayrıca, PFAS maddelerinin kanser, tiroit hastalıkları, karaciğer hasarı ve doğurganlık problemleri gibi birçok ciddi hastalıkla ilişkilendirildiği biliniyor.

Araştırmaya göre, pestisit ve PFAS kalıntıları en çok şu ürünlerde tespit edildi:

Salamura yaprak (Yüzde 80)
Yeşil sivri biber (Yüzde 70)
Ispanak (Yüzde 67)
Kıvırcık marul (Yüzde 40)
Armut (Yüzde 40)
Üzüm (Yüzde 40)

Golden ve Starking elma (Yüzde 30)
Dolmalık biber, patlıcan (Yüzde 20)
Domates (Yüzde 13)
Portakal (Yüzde 10)
Hıyar (Yüzde 7)

Bu ürünlerdeki kimyasal kalıntılar, hem miktar hem de içerik açısından yasal sınırların üzerinde çıktı.

Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrı

Greenpeace Türkiye Direktörü Berkan Özyer, Tarım ve Orman Bakanlığı’na düzenli olarak pestisit analizlerinin açıklanması çağrısında bulundu. Özyer, “Çocukların sağlıklı ve temiz gıdaya ulaşma hakkı korunmalıdır” dedi.

PFAS: Çevrede ve insan vücudunda uzun süre kalan, kanser ve diğer ciddi hastalıklarla ilişkili olan “sonsuz kimyasallar” grubuna aittir. Pestisit: Tarımda zararlıları öldürmek veya kontrol altına almak amacıyla kullanılan kimyasallardır. Uzun süre maruz kalmak, kansere, hormonal bozukluklara ve sinir sistemi hasarına yol açabilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan “İstanbul” Açıklaması: Siyasi Çıkar Hesaplarına Feda Edilemez

Kabine toplantısının ardından konuşan Erdoğan, deprem çalışmaları ve afet yönetimi konularında muhalefeti eleştirerek, “İstanbul sizin ikbal heveslerinize kurban edilecek şehir değildir” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“17 Nisan tarihinde tarım alanında ülkemizin en stratejik projelerinden Silvan Sulama Kanalı’nın kazısını canlı bağlantıyla başlattık. Silvan Tüneli bölgenin kaderini değiştirecek muhteşem eserdir. 11,2 metre kazı çapıyla ülkemizin en büyük sulama tüneli olacaktır.

2 bin 94 komando uzman erbaşımızın mezuniyet ve brove takma heyecanına şahit olduk. Gerek yurt için gerek yurt dışında fedakârca görev yapan peygamber ocağının her bir mensubuna teşekkür ediyor, Mehmetçiklerimizin tek tek gözlerinden öpüyorum.

Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destek tüm dünyanın malumudur. Düne kadar Filistin direnişine terörizm diyenlerin hükümetimizin Filistin politikasına yönelttiklerinin hiçbir kıymeti olamaz. Gazzeli mazlumların şanlı mücadelesi yolsuzluk iddialarına alet edilemeyecek kadar temiz bir mücadeledir.

Tıpkı Doğu Kudüs ve Batı Şeria gibi Gazze de Filistin halkınındır. Filistin halkı teslim olmayacağını, vatanlarını terk etmeyeceğini, zalime boyun eğmeyeceğini tüm imkansızlık ve barbarlıklara rağmen defalarca göstermiştir. 18 aydır Gazze son yüzyılın en acımasız katliamların yanı sıra destansı direnişe sahne olmaktadır.

İnsanları aç, susuz, ilaçsız bırakarak varılabilecek hiçbir yer olmadığı artık görülmelidir. Biz bunu istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. Ne söylüyorsak da bölgemizdeki tüm halkların huzuru, güvenliği ve barış için bir arada yaşaması için söylüyoruz.

3. Uluslararası Yeditepe Bienali’nin açılışını gerçekleştirdik. KADEM’in 5. Olağan Genel Kurulu kadın hakları ve aile kurumuna verdiğimiz önemin altının çizilmesine vesile oldu. 400 yataklı Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanemizin yatak kapasitesini 900’e yükseltmiş oluyoruz. Planlama aşamasında olan 16 bin yatak kapasiteli 23 sağlık tesisini de yakın zamanda İstanbul’a kazandırmayı hedefliyoruz.

Ülkemiz genelinde 37 bin 417 yataklı 25 şehir hastanemizi tamamlayarak hizmete açtık. İhale, proje ve arsa sürecindekiler bittiğinde yaklaşık 60 bin yatak kapasiteli 45 şehir hastanemizi milletimizin hizmetine vermiş olacağız. Bu süreçte aynı zamanda geçmişin hatalı politikaların yol açtığı sıkıntıları telafi edecek adımları atıyor, projeleri hayata geçiriyoruz.

“Nüfus meselesi giderek beka sorununa dönüşmektedir”

Türkiye nüfus artış hızı bakımından kritik bir kavşağa gelmiştir. Muhalefet buna önem vermiyor olabilir, absürd argümanlarla bunu sulandırmak istiyor da olabilir. Nüfus meselesi giderek beka sorununa dönüşmektedir. 1,51’e gerileyen doğurganlık hızımız tehdit ve tehlikeyi açıkça ortaya koymaktadır. Hiçbir hükümet buna kayıtsız kalamaz, bu tehlikeye gözlerini kapatamaz.

Türkiye’yi parmakla gösterilen konuma taşıdığımız alanlardan biri de uydu teknolojileridir. 31 yıl önce TÜRKSAT 1B ile başlayan uzay maceramız TÜRKSAT 6A ile farklı bir yere çıktı. Yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranına sahip TÜRKSAT 6A’nın hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Türkiye olarak bölgemizde ve ötesinde yeni çatışmalar istemediğimizi her fırsatta vurguluyoruz. Pakistan-Hindistan arasında tırmanan gerilimin daha vahim boyutlara evrilmeden bir an önce düşürülmesini arzu ediyoruz. 23 Nisan’da çevrimiçi olarak gerçekleştirilen İklim ve Adil Geçiş liderler toplantısına iştirak ettik. Aynı gün yüzlerce çocuğu TRT 47. Uluslararası Çocuk Şenliği vesilesiyle külliyemizde misafir etmenin bahtiyarlığını yaşadık.

UEFA Londra ve Brüksel’den sonra ilk kez Türkiye’de temsilcilik açmış oldu. 2026 UEFA Avrupa Ligi, 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi finalleri ile Avrupa Futbol Şampiyonası’na hazırlık süreçlerimizin çok daha kolay yürütüleceğine inanıyorum. Finale yükselen Trabzonspor U19 takımımıza bu akşam Barselona U19 takımıyla oynayacağı karşılaşmada başarılar diliyorum.

Çok sayıda vefat yaralının olduğu patlama ile ilgili İran halkının acısını yürekten paylaşıyor kendilerine geçmiş olsun diyorum. İnşallah yarın Türkiye-İtalya 4. Hükümetlerarası Zirve Toplantısı için İtalya’ya gideceğiz. Hafta sonu da gerek tamamlanan eserlerin açılışını yapmak, TEKNOFEST’te gençlerimizin heyecanını paylaşmak üzere KKTC’de olacağız.

23 Nisan’da İstanbul’da yaşanan deprem hepimizi derinden etkiledi ve endişelendirdi. Depremin sarstığı tüm vatandaşlarıma bir kere daha geçmiş olsun diyorum. Hamdolsun herhangi can kaybımız veya deprem kaynaklı yaralanan hiçbir kardeşimiz olmadı. Sadece panikten kaynaklanan kardeşlerimiz hafif yaralandı. Yerin yaklaşık 7 kilometre altında meydana gelen deprem 13 saniye sürmüştü. Ardından 5,9 şiddetinde toplam 487 artçı sarsıntı yaşanmıştır. Dün de Elazığ’da 4,9 büyüklüğünde depremle sarsıldı. Elazığlı kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Samsun’un Canik ilçesinde meydana gelen heyelanda vefat eden iki evladımıza ve babalarına Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. AFAD’ın 148 araç ve 650 personelinin yanı sıra diğer birimlerimizden 373 araç seferber edildi. Toplamda 11 bin 481 arama kurtarma personeli ve 903 araç hazır duruma getirildi. Ülkemiz genelindeki 27 bölge deposu ile 54 cep depomuzu ihtiyaçlar için hazır tuttuk.

Kızılayımız 2 bin 925 gönüllü görevlendirdi. 350 noktada vatandaşlarımıza sıcak çorba ve kumanya dağıtımı yaptı. 3’ü Baykkar, 1’i jandarma 2’si Emniyetimize ait 3 hava aracı gözlem yapmak üzere havalanmıştır.

İlk saatlerde oluşan aşırı yoğunluk haricinde iletişimde herhangi bir aksaklık tespit edilmemiştir. 13 ilçe belediyemizin yanı sıra Sakarya, Konya ve Kocaeli Büyükşehir belediyelerimiz de İstanbul halkının yanında oldu. Her türlü engelleme girişimine rağmen 1,2 milyon insanımıza bu süreçte temas ettik.

Millet bahçelerimiz de deprem akşamı yaşadıkları şok sebebiyle evlerine girmekten çekinmekten vatandaşlarımıza hizmet vermiştir. Çevre Bakanlığımız vatandaşlarımızdan gelen ihbarlara göre hasar tespit çalışmalarına süratle başladı.

Buna göre 1903 bina 28 bin 254 bağımsız bölümün az hasarlı olduğu tespit edildi. Elhamdüllillah incelemesi yapılan diğer binalarda bir sıkıntıya rastlanmadı. Diğer bakanlıklarımız da aynı şekilde seferberlik ruhuyla İstanbullu vatandaşlarımıza destek olmuşlardır.

Muhalefetin ciddi paralar harcayarak reklamını yaptığı projelerin vatandaşın en çok ihtiyaç duyduğu gün sınıfta kaldığını hepimiz gördük. Bugüne kadar sabırla vakarla hareket ettik. Hiç kimseyle polemiğe girmemeye özen gösterdik. Çarşambadan beri öyle iftiralara maruz kaldık ki inanın bunlara sessiz kalmak mümkün olmuyor. Biz sükut ettikçe muhataplarımız pervasız ve sorumsuz bir dil kullanıyor.

Deprem çalışmalarımızı diline dolayan ana muhalefet partisinin genel başkanı İstanbul’un yolunu ancak 5 gün sonra hatırlayabilmiştir. İstanbullular depremin şokunu atlatmaya çalışırken sayın genel başkan miting yaptı. İstanbul’un derdiyle dertlendiğini gösterecek hiçbir adım atmadı.

Yolsuzluk soruşturmasında ortaya çıkan yeni skandallar üzerine bant çekmek için İstanbul’a geldi. Bu milletin gündeminden tamamen kopmak demektir. Tüm dostane uyarılarımıza rağmen, milletimizi rencide eden hatalardan ders alınmıyor. Bundan ülkemiz adına üzüntü duyduğumuzu söylemek istiyorum. Bunları milletimizin gördüğünü ve not ettiğine inanıyorum.

Kağıthane’deki Has Bahçe sosyal tesislerde kalan vatandaşlarımızla bir araya geldik, geçmiş olsun dileklerimizi kendilerine ilettik. Son 23 yılda şehirlerimizi depremlere hazırlama konusunda büyük mücadele içinde olduk. İlçe belediyelerimizin ve TOKİ’mizin nasıl çaba içinde olduğu herkesin malumudur.

Kentsel dönüşüm çalışmalarımızın Çarşamba günü partimizin grup toplantısında detaylarıyla milletimizle paylaşacağım. Şayet bu konuda muhalefetin ve marjinal çevrelerin baskılarına teslim olsaydık çok daha acı verici hadiselerle karşılaşırdık. Biz milletimizin güvenliği ve huzuru için ne yapmamız gerekiyorsa onu hayata geçirmekte kararlı davrandık.

“Bugün bir kez daha herkese elimizi uzatıyoruz”

Dar gelirli vatandaşlarımızın konut hayalini karartmak için çabalayanlara buradan sesleniyorum; hiç kusura bakmayın İstanbul sizin ikbal heveslerinize kurban edilecek şehir değildir. İstanbul’un ihmali, gevşekliği, umursamazlığı bilhassa kentsel dönüşüm projelerinde marjinal çevrelerin kaprislerin lüksü yoktur. Hangi konumda olursak olalım vazifemiz afet kapımızı çalmadan şehrimizi bir an önce depreme hazır hale getirmektir.

Enerjimizi birbirimizi yıpratmak için değil eksikliklerimizi süratle gidermek için kullanmalıyız. Bugün bir kez daha herkese elimizi uzatıyoruz. Gelin hep beraber omuz omuza verelim, kentlerimizi depreme dirençli hale getirmek için beraberce çalışalım. Doğal afetlere hazırlıklı ilgili konuları gündelik siyasetin, geçici tartışmaların dışında tutalım.

Muhalefetten aklı selim, basiretle ülkenin, milletin, İstanbulluların çıkarlarını önceleyen davranış bekliyoruz. İnşallah çarşamba günü 1381 engelli öğretmenimizin atamasını gerçekleştireceğiz. Toplantımızın ve aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Paylaşın

NYT’den Dikkat Çeken Analiz: Erdoğan, Otokrasiye İlerliyor

New York Times gazetesi, Ekrem İmamoğlu’nun da 23 Mart’ta tutuklanmasına neden olan soruşturmalar işaret ederek, Erdoğan’ın mevkisinden aldığı güçle otokrasiye ilerlediğini yazdı.

Dünyanın önde gelen gazetelerinden New York Times (NYT) bugün yazı işleri kurulu imzasıyla, “Türkiye’de otokrasiye direnen halk, sessizlikten fazlasını hak ediyor” başlıklı bir yazı yayımladı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da 23 Mart’ta tutuklanmasına neden olan soruşturmalar işaret edilerek “Bu tutuklamalar Türkiye’yi Rusya’nın son 20 yılda yürüdüğü yola sokuyor yani demokratik yollarla seçilen bir lider, mevkisinden aldığı güçle otokrasiye ilerliyor” dendi.

Washington’ın, Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği sürece demokrat olmayan yönetimlerle de anlaşabildiği hatırlatıldı. Erdoğan’ın, NATO’nun ikinci en büyük ordusuna sahip Türkiye’nin jeostratejik önemi sayesinde demokrasiden uzaklaşmayı sağlayacak hamleleri yapabildiği savunuldu:

Erdoğan, gücünü artıracak şekilde Anayasa’yı değiştirdi, mahkemeleri kendi kontrolüne aldı, seçimleri manipüle etti, öğretim üyelerini tasfiye etti, medya kuruluşlarını kapattı ve gazetecilerle protestocuları tutukladı. Geçen ay demokrasiye yönelik saldırılarını yeni bir seviyeye taşıdı. Yönetimine yönelik memnuniyetsizliğin artmasıyla birlikte sıradaki cumhurbaşkanlığı seçimindeki en muhtemel rakibini gözaltına aldı.

İmamoğlu’nun Silivri’den NYT’ye yazdığı makalede “Bu, sadece demokrasinin yavaş yavaş erozyona uğraması değil. Bu, kasıtlı olarak cumhuriyetimizin kurumsal temellerinin yıkılmasıdır” dediği anımsatıldı. Dünya liderlerinin İBB Başkanı’nın tutuklanarak görevden uzaklaştırmasına verdiği tepkilerin zayıf olduğu vurgulanarak “Türkiye halkını desteklemek ve Erdoğan’ı baskı altına almak için daha fazlasını yapabilirler” dendi.

Anketler ve belediyecilikteki başarıları anlatılan İmamoğlu ve CHP’nin sosyal demokrasi ve laiklikten yana olduğu bildirildi. İmamoğlu’nun hem 7 Ekim 2023’teki saldırılardan dolayı Hamas’ı hem de Gazze savaşında sivilleri öldüren İsrail’i kınadığı, Erdoğan’ınsa Hamas’ı övdüğü hatırlatıldı.

71 yaşındaki cumhurbaşkanı muhafazakar ve dindar çizgisiyle rakibinden ayrışsa da İmamoğlu’nun Erdoğan’ın ilk günlerini hatırlattığı değerlendirmesi yapıldı:

“İktidardaki ilk yıllarında Erdoğan, geniş bir siyasi koalisyon oluşturdu, ordudaki subayları sivil kontrol altına aldı, ekonomiyi büyüttü, ılımlı bir İslamcılığı teşvik etti, Kürt azınlıkla uzun süredir devam eden çatışmayı çözmeye çalıştı, komşusu ve uzun süredir rakibi olan Yunanistan’la ilişkileri normalleştirdi. Onun bu yaklaşımı, George W. Bush ve Barack Obama’yı onunla ilişki geliştirmeye itti. Ancak zamanla Erdoğan daha aşırılıkçı, daha yoz ve gücünü pekiştirmeye daha fazla odaklanmış bir hale geldi.”

İmamoğlu’nun tutuklanmasının Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı koltuğunu terk etmeye niyeti olmadığını gösteren bir işaret olduğu iddia edildi. Trump’ın ABD Başkanlığı’na dönmesinden yalnızca iki ay sonra İBB Başkanı’na yönelik operasyonun gerçekleştirildiğinin altı çizildi.

Özellikle Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye baskı uygulaması gerektiği, şu ifadelerle savunuldu: “Türkiye’nin İslamcı aşırıcılığa kayması, terörü destekleyen ve İsrail’i tehdit eden bir başka ülke haline gelebileceğini gösteriyor. İstikrarsızlık için en belirgin potansiyeli, Türkiye’nin güneyindeki komşusu, Beşar Esad’ın diktatörlüğünden kurtulmaya çalışan Suriye taşıyor.

Avrupa’da Putin’in hırslarından ve Macaristan’da otoriterliğin yükselişinden kaygı duyan siyasi liderler, Türkiye’nin demokrasinin zayıflamasına dair bir başka örnek sunmasından da endişelenmelidir. Avrupa’nın Erdoğan’ı etkileyecek kozları var: Almanya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı ve diğer bazı Batı Avrupa ülkeleri de çok geride değil.”

Yazının son paragrafı da şöyle: “İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yüzbinlerce Türk, son yılların en büyük protestolarında sokakları doldurdu. Bunu yapmak cesaret gerektiriyordu. Yetkililer buna, birçoğu düzmece davalarla karşı karşıya olan yüzlerce protestocuyu tutuklayarak karşılık verdi. Onların cesareti küresel sessizlikten daha fazlasını hak ediyor.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, En Çok Savunma Harcaması Yapan 17. Ülke

2024 yılında en çok savunma harcaması yapan beş ülke ABD, Çin, Rusya, Almanya ve Hindistan olurken, Türkiye, listede 17. sıraya yükseldi. Türkiye, 2023 yılında en çok savunma harcaması yapan 19. ülkeydi.

İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2024 yılı raporu, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkenin savunmaya daha fazla harcama yaptığını ortaya koydu.

Rapora göre Türkiye, 2024 yılında dünyada en çok savunma harcaması yapan 17’nci ülke oldu. 2023 yılında yayımlanan rapordaki aynı listede 19’uncu sırada yer alan Türkiye, böylece küresel bazda iki sıra yükselmiş oldu. SIPRI verilerine göre, savunma harcamaları 2024 yılında 25 milyar ABD Doları seviyesinde seyreden Ankara’nın savunmaya harcadığı para, 2023’ten 2024’te yüzde 12 seviyesinde artış gösterdi.

NATO’nun ABD’den sonra ikinci en büyük ordusuna sahip olan Türkiye, 2024 yılında Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının (GSYİH) yüzde 1,9’luk kısmını savunmaya harcayarak NATO’nun yüzde 2 hedefine yaklaştı. Dünya çapında yapılan savunma harcamaları içerisinde Türkiye’nin payı yüzde 1 oldu. ABD’nin yüzde 37’lik pay ile açık ara ilk sırada olduğu sıralamada, Çin yüzde 12 ve Rusya yüzde 5,5’lik paya sahip.

Türkiye’nin 2015 ile 2024 yılları arasındaki süreçte yaptığı savunma harcamaları ise yüzde 110 seviyesinde arttı. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, ABD’nin harcamaları aynı zaman diliminde yüzde 19, Çin’in yüzde 59, Rusya’nın yüzde 100, Almanya’nın yüzde 89 ve Hindistan’ın yüzde 42 seviyesinde arttı. Söz konusu sıralamada Ukrayna yüzde bin 251 ile açık ara başı çekerken, İsrail’in harcamalarının son on yılda yüzde 135 ve Polonya’nın ise yüzde 159 arttığı dikkat çekti.

Dünya genelindeki askeri harcamalar 2024 yılında 2,7 trilyon ABD dolarına ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Bu, 2023 yılına göre yüzde 9,4’lük bir artış anlamına geliyor. Söz konusu veriler, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana askeri harcamalarda yıllık bazda ilk kez bu denli büyük bir artış yaşandığını gözler önüne seriyor.

ABD, Çin ve Rusya ilk üç sırada

Dünyada 100’den fazla ülke 2024’te önceki yıla kıyasla savunma bütçesini artırdı. 2024 sıralamasında ABD, Çin ve Rusya ilk üç sırada yer aldı. ABD, 2024’te savunma bütçesini daha da artırarak 997 milyar dolara çıkardı. Bu bütçenin önemli bir kısmı, Rusya ve Çin karşısında stratejik üstünlüğü sürdürmek amacıyla askeri kabiliyetlerin ve nükleer silahların modernizasyonuna ayrıldı.

Dördüncü sıradaki Almanya’yı sırasıyla Hindistan, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Ukrayna, Fransa ve Japonya takip etti. İlk 10’un ardından ise Güney Kore, İsrail, Polonya, İtalya, Avustralya, Kanada ve Türkiye gelirken, Türkiye’nin ardından İspanya, Hollanda ve Cezayir de en fazla savunma harcaması yapan ilk 20 ülke arasında yer aldı.
Avrupa sıralamasında Almanya başı çekti. Almanya’nın askeri harcamaları 2024 yılında üst üste üçüncü kez artarak 88,5 milyar dolara ulaştı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 28’lik bir artış anlamına geliyor. Böylece Almanya, dünyada en fazla askeri harcama yapan ülkeler sıralamasında dördüncü sıraya yükseldi. Almanya 2023 yılında yedinci sıradaydı.

SIPRI araştırmacısı Lorenzo Scarazzato, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Almanya, yeniden birleşmeden bu yana Batı Avrupa’da en yüksek askeri harcama yapan ülke konumuna geldi” dedi. Bu gelişmenin arka planında, 2022 yılında Alman ordusunun modernizasyonu için mecliste kabul edilen 100 milyar euroluk özel fonun yattığı düşünülüyor. Söz konusu artış eğiliminin süreceğini öngören Scarazzato, “Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde alınan son siyasi kararlar, kıtanın yüksek ve artan askeri harcamaların damga vurduğu bir döneme girdiğine işaret ediyor. Bu durumun öngörülebilir gelecekte de devam etmesi bekleniyor” dedi.

Almanya’nın yanı sıra diğer Avrupa ülkeleri de askeri harcamalarını önemli ölçüde artırdı. Polonya, 2024’te savunmaya yüzde 31 daha fazla kaynak aktararak GSYİH’sının yüzde 4,2’sini bu alana yatırmış oldu. Bu oran, Avrupalı NATO müttefikleri arasında rekor niteliğinde. NATO’ya 2024 yılında katılan İsveç’in ise geçen yıl askeri harcamalarını yüzde 34 oranında artırdığı dikkat çekti.

Avrupa ülkeleri yalnızca kendi ordularına değil, aynı zamanda Ukrayna’ya yapılan askeri yardımlara da büyük bütçeler ayırdığı için Avrupa’daki artışın temel nedeni Ukrayna. Ülkeye toplam 60 milyar dolar yardım yapılırken bu tutarın büyük kısmı ABD tarafından sağlandı. Almanya da 7,7 milyar dolar değerindeki yardımla Rusya’ya karşı Ukrayna’nın kendini savunmasına destek verdi.

GSYİH’sinin yüzde 34’ünü savunmaya ayıran Ukrayna da en fazla askeri harcama yapan ülke oldu. Ukrayna devletinin elde ettiği vergi gelirlerinin tamamını savunmaya harcadığını ortaya koyan rapora göre, sosyal ve ekonomik harcamalar ise dış yardımlarla finanse edildi. Rusya’nın savunma bütçesi ise yüzde 38 dolayında artarak 149 milyar dolara ulaştı.

Çin, 2024’te savunma harcamalarını 314 milyar dolara çıkararak 2035 yılına kadar kapsamlı modernizasyon hedefini sürdürdü. Yeni nesil hayalet savaş uçakları, insansız hava araçları ve deniz araçları gibi teknolojilere yatırım yapan Çin, nükleer cephaneliğini de hızla büyütüyor. Öte yandan ABD’nin müttefiği Japonya’nın 2024 yılı savunma bütçesi yüzde 21 artarak 55,3 milyar dolara çıktı.

Bölgesel verileri değerlendiren SIPRI uzmanı Nan Tian’a göre, Asya-Pasifik bölgesindeki büyük savunma şirketleri, ileri düzey askeri teknolojilere giderek daha fazla yatırım yapıyor. Tian, bu durumun bölgeyi “tehlikeli bir silahlanma sarmalına sürükleme riski taşıdığı” uyarısında bulunuyor. Çin ve Kuzey Kore’nin askeri hamleleri ve söylemleri, komşu ülkelerde tehdit algısını artırıyor.

Türkiye’yi yakından ilgilendiren Ortadoğu’da ise en dikkat çekici artış İsrail’de yaşandı. İsrail, 2024 yılında askeri harcamalarını yüzde 65 seviyesinde artırarak 46,5 milyar dolara çıkardı. Bu artışın nedeni olarak, Gazze Şeridi’nde devam eden savaş ve Lübnan’da Hizbullah ile yaşanan gerilim gösteriliyor. Aynı şekilde Lübnan da yaşadığı tüm siyasi ve ekonomik istikrarsızlığa rağmen, savunma bütçesini yüzde 58 seviyesinde artırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş: Kürt Meselesi Diyalogla Çözülür

HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Kürt meselesi diyalogla çözülür. Kürt meselesi e siyaset kanallarının açılmasıyla çözülür. Kürt meselesi özgür ifadeyle çözülür” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin’de “Barış ve Demokratik Toplumu Konuşuyoruz” etkinliği düzenledi. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen etkinliğe sivil toplum örgütleri temsilcileri ve yurttaşlar katıldı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, Perihan Koca, Ali Bozan ve Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Milletvekili Mehmet Emin Ekmen’in de yer aldığı etkinlikte konuşan Meral Danış Beştaş, demokratik toplumu inşa etmek için mücadele yürüttüklerini söyledi.

Sık sık “Kürtler ne istiyor?” sorusunun sorulduğuna işaret eden Meral Danış Beştaş, “Kürt olmak istiyoruz. Kürt olamıyoruz. Yani kendimizi, kimliğimizi tanımlayarak, onu savunarak yaşam bulamıyoruz. Kürtler bu topraklarda, kendi ortak vatanlarında özgürce yaşamak istiyor. Kendi kimliğiyle yaşamak istiyor, diliyle yaşamak istiyor. Ve kültürünü de, dilini de, kimliğini de yaşamsal anlamda önemsiyor” dedi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun barışçıl çözümü için verdiği çabaya işaret eden Meral Danış Beştaş, “Kürt meselesi diyalogla çözülür. Kürt meselesi e siyaset kanallarının açılmasıyla çözülür. Kürt meselesi özgür ifadeyle çözülür” ifadelerini kullandı.

“Süreci baştan beri destekliyoruz”

Meral Danış Beştaş, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na” dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı: “DEM Parti olarak da silahların bırakılması, fesih ya da diğer meselelerle muhatap değiliz. Yani biz demokratik siyaset alanında muhatabız. Sonuçta Öcalan kendi örgütüne silah bırakma çağrısı yapıyor. O mesele çözülmeli, ama bize ilgili olduğumuz taraf şu: biz bu süreci baştan beri destekliyoruz. Silah dışı yöntemlerle, şiddet dışı yöntemlerle çözümü zaten savunuyoruz.

Parlamentoda, siyaset alanında Türkiye’nin üçüncü büyük grubu olarak zaten mücadele ediyoruz. Ama bu çağrının gereklerinin de yapılması gerekiyor. Yani o zemin nasıl hazırlanacak? İşte gereklilik derken bu iktidar grubunda ve MHP’de hani şart yok gibi açıklığa var. Bazı şeyleri şart diye ifade etmek gerekmiyor. Gereklilikler vardır. Yani hayatın her alanında bir meselede çözüm istiyorsanız, hakikaten çözüm istiyorsanız, o çözüme hizmet edecek adımların atılması gerekiyor. Yani nedir? Mesela çok tartışılan bir mesele var.

İşte silahlar gerçekten nereye bırakılacak? Nereye gidecekler? Bunun yasal zemini ne? Yani operasyonlar devam ediyor. Gerçekten o kongre yapılabilecek mi? Ya o kongrenin yapılabilmesinin zeminini nasıl oluşturacaklar? Bu konuda bizlerin de açıklaması var, Ortadoğu’da da dünyada da birçok açıklama var. Henüz net yanıt verilmese de bu kongrenin de kongrede gereğinin yapılmasını umuyor ve bekliyoruz.”

Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin sürdüğünü ifade eden Meral Danış Beştaş, “Bu süreci çözebilecek siyasi aktör tecrit altında. Bu durumda süreç sağlıklı yürüyemez. Özgür bir ortamda fikirlerini doğru bir şekilde aktarabilir. Her anlamda bir meselenin çözülmesi istenirken bu kadar dar bir bakış açısı kabul edilemez. En önemli nokta özgür çalışma koşullarıdır” şeklinde konuştu.

Sürecin muhataplığının sadede iktidar partisiyle sınırlı olmadığına işaret eden Meral Danış Beştaş, “Sadece siyasi partiler de değil, tüm demokratik güçlerin dahil olması gereken bir mesele. Toplumun rızası önemli. Yıllardır öyle bir algı ve propaganda yapıldı ki ırkçı bir zihniyet yaratıldı. Demokratik ulus perspektifi ile yaklaşıyoruz bu meseleye. Türkiye’nin dört bir yanında ortak yaşamı savunuyoruz. Bu mücadelenin sonunda hepimiz kazanacağız. Kürt meselenin çözümü iç siyasi kavgaların üzerindedir. Bizim gündemimizde bu çağrının büyük bir olanak ve hep birlikte bunun gereklerini savunarak barışı örgütleyelim. Barışı tesis etmek için hepimize çok büyük görevler düşüyor” diye belirtti.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın