Akın Birdal’dan “Süreç” Açıklaması: İktidar İpe Un Seriyor

Abdullah Öcalan’ın çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, “Ne yazık ki iktidar ipe un seriyor, güven verici bir adım atılmıyor” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıyı ve sonrasındaki gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Uğurcan Boztaş’a değerlendirdi.

Birdal, resmi ideolojinin demokratik niteliğe kavuşmadığını belirterek, yüzyılı aşkın süredir tekçi anlayışın devam ettiğini ve bu süre içerinde bir yüzleşmenin halen yapılamadığını ifade etti. Birdal, “’Barış gelecekse de biz getiririz’ diyorlar. 1951’de Türkiye Komünist Partisi (TKP) büyük tevkikat olduğu zaman bilinen yazarlar, şairler, siyasetçiler gözaltına alındı ve tutuklandı. Ankara’da işkencede sorgulanırlarken Ankara Valisi Nevzat Tandoğan sorgu yerine geliyor ve ‘size ne oluyor, komünizm de gelecekse biz getiririz’ diyor. Aynen şimdi böyle bir anlayışla karşı karşıyayız. Barış gelecekse ve Kürt sorununu çözülecekse ‘biz getiririz, biz çözeriz’ diyorlar. Oysa bu iki yanlıdır. Kiminle barışacaksınız? Bu bağlamda daha bu anlayışa gelinemedi” dedi.

Belirsizliklerin umutsuzluğa yol açtığına vurgu yapan Birdal, “Bu işin hala muhatabı yaratılamadı. 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısının 4 muhatabı vardı. Birincisi PKK, ikincisi iktidar, üçüncüsü Meclis ve dördüncüsü de toplumsal ve siyasal muhalefettir. Birinci muhatap olan PKK hemen karşılık verdi. Silahlar sustu. Ama ne yazık ki diğer yandan silahlar susmadı. Yine kongre ne zaman, nerede ve nasıl toplanacak? Abdullah Öcalan’ın sürece dahil edilmesinin önemi büyüktür. Burada da artık tecrit kapısı açılmalı. Kuşkusuz koşulların yaratılması gerekiyor. Yani tecrit kaldırılmalı, koşullar oluşturulmalıdır. İletişim sağlanmalı. Ailesi ve avukatları sistematik olarak her hafta görüşebilmeli. Ancak avukatların başvurusu yanıtsız bırakılıyor. Örneğin gazeteciler gidip görüşebilmeli. Ne yazık ki iktidar ipe un seriyor, güven verici bir adım atılmıyor” diye belirtti.

“Bu süreci konuşmadan, tartışmadan nasıl barışa evireceğiz?”

Herkesin barışa ihtiyacı olduğunu vurgulayan Birdal, toplumun tüm kesimlerinin barışı kendi gündemine alması gerektiğini söyledi. Öncelikle bu sürecin konuşulabilir ve tartışılabilir kılınması gerektiğini belirten Birdal, “Bunun için ‘Terörle Mücadele Yasası’ ve ‘Türk Ceza Yasası’ndaki konuşmayı, tartışmayı ve yazmayı engelleyen bütün yasaların temizlenmesi gerekiyor. Bu süreci konuşmadan, tartışmadan nasıl barışa evireceğiz? Yani o yüzleşmeden, sorgulamadan nasıl kalıcı ve onurlu barışa varacağız. Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışını 1049’uncu haftası da geride kaldı. Yani bazı düzenlemeler yasal çalışmaları gerektiriyor ve yeni yasaların yapılması gerek. Cumartesi Anneleri’nin hakikat ve adalet arayışında Galatasaray Meydanı polis ablukasında. Bir telefonla bu bariyerler kaldırılıp, anneler, hak savunucuları karanfilleri lisenin önüne bırakabilirler. Amed’de, Hakkari’de, Batman’da yine kayıplar bulunsun, failleri yargılansın talebi var. Ama bunlara da muhatap yok. Bu adımlar atılabilir” diye konuştu.

Toplumdaki tüm kesimlerin temsiliyetinin olacağı bir ‘Barış Konferansı’nın düzenlenmesi gerektiğini aktaran Birdal, kolektif iradeyle İmralı Adası’na gidilecek bir heyetin belirlenebileceğine de değindi. Dünyadaki barış süreçlerinde uluslararası gözlemcilerin rolüne değinen Birdal, “İrlanda, İspanya, Güney Afrika, Kolombiya örneklerinde silahlar en son bırakılmıştır ve üçüncü göz dediğimiz uluslararası silahsızlanma komisyonu oluşturulmuştur. Silahsızlanma onların gözetiminde ve denetiminde olmuştur. Ama bizde hemen arabayı atın önüne koyarak, ‘Silahları bırakın’ diyorlar. Peki, nerede bırakılacak? Kime bırakılacak? Kim alacak bu silahları ve bırakan güçlerin güvencesi ne olacak? Üçüncü gözler nerede? Silahlar bırakılması konusunda açıklamalarda, bu koşullarda silahlar bırakılmasının söz konusu olmadığı söyleniyor” diye belirtti.

Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerindeki siyasetçilerin ve gazetecilerin derhal serbest bırakılması gerektiğinin altını çizen Birdal, infaz yakmaların derhal durdurulması ve İdare Gözlem Kurulu’nun (İGK) lağvedilmesi gerektiğini söyledi. Barış ve demokrasinin olması için Meclis’te bir komisyonun kurulması gerektiğini kaydeden Birdal, yaşanan gelişmelerin fırsat olduğunu söyledi.

Birdal, “Bu sadece hak savunucuları ve Kürt halkı ile barış savunucularının duyumsadığı bir fırsat değildir. Bu siyasi iktidar için de bir fırsattır. Bence bu süreci sonlandırırsak siyasi iktidar da çalışan ve yoksullaşan emekçilerin de birtakım görece de olsa sorunlarına çözüm getirebilir. Çünkü şu anda savunma ve güvenlik harcamalarına ayrılan para emeklilere ve çalışanlara ayırsalar bu herkesin işine yarar. Herkes barış için ‘bugün ben ne yaptım?’ diye kendi kendine sormalı. Kant’ın (Immanuel Kant) dediği gibi ‘Ben ne yapabilirim, biz ne yapabiliriz?’ sorusunu sormalı. Eşitlik ve özgürlük temelinde bu süreci ilerletmeliyiz” dedi.

Paylaşın

Özgür Özel’den “Saldırı” Yorumu: Kesinlikle Planlı

CHP lideri Özgür Özel, Sırrı Süreyya Önder için düzenlenen anma törenine kendisine yönelik saldırıya ilişkin, “Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli” dedi.

Özgür Özel ayrıca, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanvekili ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder için İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen törenden çıkışında uğradığı saldırıya ilişkin Halk TV’den İsmail Saymaz‘a konuştu.

Saldırının anlık gelişmediğini ifade eden Özgür Özel, İsmail Saymaz’a şunları söyledi: “Birincisi, iki saat önce orada adam. Ben uzatılan mikrofonlara konuştuğum sırada orada. Ve bana vurduğu yerde… Planlamış. Hatta belki denk getirse o sırada vuracak. Geleceğimi biliyor. Beni husumet içinde dinliyor, kötü kötü bakarak. Hazırlıklar yapmış. Eliyle koluyla açma-germe hareketleri; müsabakaya hazırlanıyormuş gibi.”

AKM’deki anmada DEM Parti eş başkanlarıyla birlikte tabut başına çağrıldığını, 15-16 dakika orada kaldıktan sonra çıkışa yöneldiğini belirten Özgür Özel, “Bizim ekip dedi ki, ‘Aracımızı otoparka almadılar, girdiğimiz kapıdan çıkacağız.’ Dedim ki, ‘Niye almasınlar.’ Emniyet Müdür Yardımcısı bizim korumalara kızarak bizi otoparka sokmuyor” dedi. Aynı kişinin, AKP’li yetkililerin araçlarının otoparka alındığı halde kendilerinin dışarı yönlendirildiğini belirten sürücüye de tepki gösterdiğini anlattı.

“Adam tam orada bekliyor. Hiçbir kurumu, hiçbir partiyi suçlamıyorum. Ama önceden planlı bir iş olduğu çok belli. Adamın hazırlığından, bulunduğu yerden… Yüzü bana dönük. Sırtını verip yol verirmiş gibi dönüyor. Golf sopasıyla vuracakmış gibi sağa doğru kaykılıyor. Hızla gelip vurmaya çalışıyor. Gelişini gördüm. Refleksle kafamı çektim.”

Saldırıyla ilgili açıkça bir kişiye dikkat çeken CHP Lideri Özel, “Şüpheyle yaklaştığım bir kişi var: O emniyet müdür yardımcısı bizi zorla oradan geçirtti. Aracı niye almasın? Her milletvekilinin aracı her resmî kurumun otoparkına girer. 13 yıldır milletvekiliyim, giremediğim bir otopark yok” dedi.

Özel, soruşturma açılması gerektiğini vurgulayarak, “Eğer bu yapılmazsa yük devletin sırtına kalır. Bu yapılırsa, varsa bir hatası, bir bağlantısı ortaya çıkar” dedi.

Saldırganın yönlendirilmiş olduğunu düşündüğünü söyleyen Özgür Özel, “Ben bu adama baktığımda böyle bir akıl, böyle bir plan; mümkün değil, mutlaka yönlendirildi” ifadelerini kullandı. Olayın rastlantı değil, “azmettirme” olduğunu belirten CHP lideri, saldırganın ifadesindeki “Sokak çağrılarına sinirlendim” sözlerinin bir mesaj taşıdığını savundu:

“Bu mektup böyle okunur. ‘Sokaktan çekilin, miting yapmayın, yeni dönem yaptığınız muhalefeti, attığınız adımları gözden geçirin, yoksa…’ Üç nokta koydular.”

“Koruma zafiyeti varsa bana ait”

Kendisine yönelik koruma düzenine dair eleştirileri de değerlendiren Özel, “O zafiyet bana ait” diyerek şu açıklamayı yaptı: “Önümden giden, herkese dikkatli bakan iri yarı korumalar özellikle cenazelerde, yaslarda, başka parti üyeleriyle temasa ederken yanlış anlaşılabiliyor. O yüzden ‘Bu öndeki yürümesin’ dedim. Ortaya ne çıktıysa, zafiyet görüntüsü adına, benim talimatımla çıktı.”

Erdoğan’ın kendisini telefonla arayarak “Geçmiş olsun, üzüldük, arkadaşlar gereken her şeyi yapacak” dediğini aktaran CHP Lideri Özgür Özel, “İçişleri Bakanı biraz önce bilgi vermişti, teşekkür ederim” dediğini belirtti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamasında ismini anmamasına da değinen Özel, “Hiç yapılmasa daha iyiymiş. Türkiye’nin kurucu partisinin, ‘geçmiş olsun’ dediğin kişinin adını anmamak, oradaki üslup siyasi nezakete uygun değil” yorumunda bulundu.

Paylaşın

AK Parti’de “Ekrem İmamoğlu” Çatlağı

İBB’ye yönelik operasyonunun ekonomik krizi tırmandırdığını ve bu durumun faturasının AK Parti’ye kesileceğinin altını çizen bir grup partili, İmamoğlu’ndan “kahraman” yaratıldığını kaydediyor.

Muhalefete savaş açmanın AK Parti’nin oy oranını daha da düşüreceğini kaydeden partililer, AK Parti’nin ana hedefinin “kopan seçmeni geri döndürmek” olduğunu ifade ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve ardından tüm yurda yayılan protestolar, siyaset gündemindeki yerini koruyor.

CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan da katıldığı bir televizyon programında 16 AK Partili milletvekilinin toplantı yaparak İmamoğlu’na ve muhalefete yönelik operasyondan rahatsızlığını ifade ettiğini öne sürdü.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın ulaştığı AK Partili kaynaklar ise toplantıyı yalanladı. Ancak parti yönetiminde İmamoğlu operasyonuna ilişkin eleştirilerin yüksek sesle dile getirildiği kaydedildi. Parti kaynakları, olayların dış politikaya ve ekonomiye olumsuz yansıdığını belirtiyor.

Bu durumun da seçmen kaybettirdiğine işaret eden kaynaklar, “Seçmen yerel seçimlerde bize bir uyarı verdi. Bu uyarıya yönelik özeleştirimizi yapıp, partide değişikliğe gitmeliydik. Ancak parti yönetiminde yapılan değişiklik hayal kırıklığı yarattı. Muhalefetle uğraşmakla bu iş olmaz” yorumunu yapıyor.

Operasyonunun ekonomik krizi tırmandırdığının ve bu durumun faturasının AK Parti’ye kesileceğinin altını çizen kurmaylar, İmamoğlu’ndan “kahraman” yaratıldığını da kaydediyor.

Muhalefete savaş açmanın AK Parti’nin oy oranını daha da düşüreceğini kaydeden parti kaynakları, AK Parti’nin ana hedefinin “kopan seçmeni geri döndürmek” olduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Şimşek’ten “Enflasyon” Yorumu: Düşmesini Bekliyoruz

Enflasyon verilerini değerlendiren Mehmet Şimşek, “Yıllık enflasyon aşağı yönlü seyrediyor. Son dönemde yaşanan iç ve dış şoklara rağmen bu düşüşün devam etmesi olumlu. Bundan sonraki süreçte de enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 37,86, aylık yüzde 3,00 arttı.

TÜFE’deki değişim 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,00 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 13,36 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,86 artış ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 48,73 artış olarak gerçekleşti.

En yüksek ağırlığa sahip 3 ana harcama grubunun yıllık değişimleri; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 36,09 artış, ulaştırmada yüzde 22,76 artış ve konutta yüzde 74,07 artış oldu. İlgili ana grupların yıllık değişime olan etkileri ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 9,21, ulaştırmada yüzde 3,84 ve konutta yüzde 9,98 oldu.

Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı Nisan ayı verilerine göre ise, tüketici fiyat endeksi aylık yüzde 4,46, yıllık yüzde 73,88 olarak gerçekleşti.

ENAG hesaplamasına göre alt gruplarda en yüksek enflasyon yüzde 9,67 ile haberleşme grubunda gerçekleşti. Bu grubu, yüzde 9,51 ile çeşitli mal ve hizmetler grubu izledi. Lokanta ve oteller grubunda ise enflasyon oranı yüzde 7,68 olarak gerçekleşti.

“Enflasyonu yüksek tutan ana unsur hizmet enflasyonudur”

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranlarına ilişkin TGRT Haber’e açıklamalarda bulundu. Şimşek’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Hayat pahalılığıyla mücadele en önemli gündemimiz. Amacımız, enflasyonu planlı bir şekilde aşağı çekmek. Bu programa başlarken bir yıllık bir plan öngörmüştük. Buna para politikasının yeniden inşası da dahildi. Yıllık enflasyon aşağı yönlü seyrediyor. Son dönemde yaşanan iç ve dış şoklara rağmen bu düşüşün devam etmesi olumlu. Bundan sonraki süreçte de enflasyonun düşmeye devam etmesini bekliyoruz.

Bunun ilk nedeni, para politikasının gecikmeli etkisinin artık net bir şekilde görülmeye başlamasıdır. Bu yıl, hem maliye politikası hem gelirler politikası daha gerçekçi bir çerçeveye oturacak. Arz yönlü gelişmelerimiz de sürüyor. Sadece para ve maliye politikalarıyla değil, aynı zamanda arz yönlü dezenflasyonist çabalarla da süreci destekliyoruz.

Geçen yıl enflasyon yaklaşık yüzde 44’e geriledi. Bu yılki hedefimiz ise “yirmili rakamlar.” Tahmin aralığımız yüzde 19 ile 29 arasında. Bu hedefe ulaşacağımıza inanıyoruz. Şu anda yıllık enflasyon yaklaşık yüzde 37,9 civarında. Temel mallarda enflasyon ciddi şekilde düştü. Gıda enflasyonu yüzde 36 civarında. Mal enflasyonuna baktığımızda yüzde 31 seviyelerine inmiş durumdayız.

Özellikle kira ve eğitim kalemleri bu alanı yukarı çekiyor. Bu yıl, hizmet enflasyonu yüzde 90’ın altında seyrediyor. Temmuz ayından sonra bir normalleşme bekliyoruz. Yıl sonunda yıllık enflasyonun yüzde 30’un altına ineceğini öngörüyoruz.

Para politikası sıkı, gelirler politikası arz yönlü destek veriyor. 2023’e kıyasla bu yıl sonunda konut arzında ciddi bir artış bekliyoruz. Deprem konutları, yerinde dönüşüm ve kentsel dönüşüm için önemli kaynakları devreye aldık.

Yönetilen fiyatlarda da Merkez Bankası’nın orijinal hedeflerine sadık kalıyoruz. Birçok alanda hedefin altında fiyat belirledik. Bu kalemlerde de enflasyonun düşeceğini öngörüyoruz. İçeride ve dışarıda yaşanan son şoklara rağmen enflasyon programını önceliklendirdik. Çünkü en önemli meselemiz, hayat pahalılığıyla mücadeledir. Bu konuda kararlıyız. İlk yıl bir geçiş süreciydi, bu yıl sonuç almaya başladık. Önümüzdeki yıl daha güçlü sonuçlar bekliyoruz.

Yapıcı eleştiriler bizim için çok değerli. Ancak toplumda ciddi bir kutuplaşma var ve değerlendirmeler bazen siyasi bakış açısıyla yapılıyor. Bu çerçevede söyleyecek çok bir şey yok. Programın hedefi enflasyonu düşürmekti ve bu gerçekleşmeye başladı. Gerçek hayatta mucize yok. Kararlı ve sürekli sonuç üreten bir programın uygulanması gerekiyor. Sonuç geliyor mu? Evet, enflasyon düşüş eğiliminde.

İkinci hedefimiz cari açığı sürdürülebilir bir patikaya çekmekti, bunu başardık. Dış kaynağa erişim konusunda da olumlu gelişmeler yaşandı. Kur Korumalı Mevduat’tan çıkış hedefimiz vardı, bu stokta da azalma var. Tüm bu alanlarda ilerleme var ve sonuç alınıyor. Elbette arzu ettiğimiz hızda mı ilerliyoruz, bu tartışılır. Yapıcı eleştirileri dikkate alıyor, yol gösterici olarak değerlendiriyoruz. Ancak kötümserlik pompalayan çevrelere söyleyecek bir şeyimiz yok.

Biz, enflasyonun Merkez Bankası’nın tahmin aralığında kalacağına inanıyoruz. Bu değerlendirmeler, son gelişmeler dikkate alınarak yapılıyor. Elbette enflasyonu yukarı çeken faktörler de var, ancak genel eğilim aşağı yönlü.

Beklentilerde sınırlı bir kötüleşme var. Bu önemli bir konu. Beklentiler enflasyonu belirleyici. İkincisi, lirada sınırlı da olsa değer kaybı var. Özellikle 19 Mart sonrası süreçte. Bu iki faktör, enflasyonu yukarı iten faktörler. Aşağı çeken faktörler de var, az önce bahsettiğim sıkı finansal koşullar ve bunun iç talebi sınırlamasından bahsettik.

Ama bir faktör de var ki, petrol fiyatları. Petrol fiyatları 60 dolar civarında. Bizim orta vadeli programda varsaydığımız petrol fiyatı 84 dolar civarı. Burada petrol fiyatında önemli ve yeni bir düşüş var. Daha güçlü şekilde yansıyacak. Bu petrol fiyatları bu seviyede devam ederse, enflasyonu en az 1,2 puan aşağı çeker. Beklentilerde 1 puan civarı kötüleşme var. Bu çerçevede ikisi birbirini telafi edecek.

Çıktı açıları bu anlamda enflasyonu destekleyici patikaya girmiş olacak. Geçtiğimiz iki yılda bunu yaşadık. Firmaların keyfi fiyat artışlarını da gördük. Bu fiyat artışlarını bu dönemde yapamayacaklar. Çünkü talep güçlüyken bunu yapmak kolay, ama bugünkü koşullarda yaparsanız, talep sınırlı olduğu için firmaların fiyatlama gücü eskisi gibi olmayacak. Bu yaşadığımız iki şoka rağmen bu sene enflasyonun Merkez Bankası beklentileri arasında kalacağına inanıyoruz.

19 Mart günü dahil olmak üzere ilk 3 gün çok ciddi çıkış oldu ülkeden, ama bir sonraki pazartesi durulmuştu. Hatta girişler başlamıştı. Fakat daha sonra ABD merkezli ticaret savaşları üzerinden küresel belirsizlik ortaya çıkması, riskli alanlardan kaçışı tetikledi. Herkes nakite dönmeye çalıştı, dünya için konuşuyorum. Bu da Türkiye’yi etkiledi. Hem iç hem de dış faktörler bu durumu etkiledi. Eğer bizim program başarılı olmasaydı, Türkiye bu iki şoku böyle sınırlı şekilde atlatabilir miydi?

İki yıldır bunu bir koro halinde ifade eden kesim var. Madem böyle, bu iki büyük şoku üst üste nasıl atlatabildik? Programa etkisi oldukça sınırlı olduğu görüldü. Bu gelişmelerin tabii ki etkisi olacak, ama biz kararlı bir şekilde programı uygulamaya devam edeceğiz.

Tam aksine, programı korumak için bu tedbirler alınıyor. Merkez Bankası’nın yaptığı şey, enflasyon tahmin aralığında tutmak için bu adımlar atılıyor. Hayat pahalılığı ile mücadele için kararlıyız. Bütçede daha iyi bir performans görmek isterim. Hükümetimizin en büyük önceliklerinden biri deprem yaralarını sarmaktır. Bu sene bütçede milli gelirde bir artış olacak. Harcama kesintileri üzerinde çalışıyoruz. Tasarruf paketi uyguluyoruz. Mevcut kaynakların daha üretken alanlara nasıl aktarılacağını masaya yatırmış durumdayız. Özellikle cari harcamalarda, acaba daha verimli alanlara nasıl kaynak aktarırız, bunu çalışıyoruz.

Gelir ayağı bizim kontrolümüzde değil, önemli ölçüde tüketime bağlı. İthalat etkili, tüketim etkili. Bizim için önemli olan harcamaların kontrol altına alınması. Dezenflasyon açısından önemli olan harcamaların aşağı yönlü tutulması.

Cari açık son gelişmelerle birlikte cari açıkta artışı sınırlayacak. Dış talep yavaşlaması ihracatı etkileyecek ama iç talepteki yavaşlama ithalatı etkileyecek. Petrol fiyatındaki düşüş, cari açığı büyük oranda aşağı çekecek. Birincisi, cari açık Şubat itibarıyla 12,8 milyar dolar. Milli gelirin yüzde 1’i civarında, son derece makul bir rakam.

Altın hariç, Mayıs 2023’te cari açığımız vardı. Şubat’ta altın hariç cari açığımız yok. Altın hariç cari fazlamız var. Bu da resmi altın. Mücevher adı altında altın ithalatı yapıldığını da biliyoruz.

Bütçe açığını yüzde 3’lere çekmeyi hedefliyoruz. Program olmasa, neden bizim kredi notumuzu arttırsınlar? Geçen yıl dünyada kredi notu iki kez artan tek ülke Türkiye’ydi. Aldığımız tedbirler sayesinde, normal şartlar altında bir ülke bu türden şoklar yaşasa kredi notu olumsuz gelişirdi. Şu anda bu olasılığın düşük olduğu kanısındayım. Merkez Bankası’nın doğru adımları ve kurduğumuz iletişim, bu programın en üst düzeyde Cumhurbaşkanımız tarafından sahiplenilmesi çok önemli.

Türkiye, gri listede değil, bu program sayesinde. KKM de 20 milyar doların altına düştü. Bu yılın ortalarında bu koşullu yükümlülüğü bitireceğiz. Önceliklendirdiğimiz kesimler var. Üretim, en kritik bileşen. Cumhurbaşkanımız yatırım, istihdam, üretim diyor. Bu zincirin belli halkaları var. Çiftçilerimiz için 2025 bütçesinden destek için 706 milyar liralık milli gelirin yüzde 1,15’i kadar tarım desteği veriyoruz.

Hazine, faiz ne olursa olsun, faizin yüzde 70’ini ödüyor. Çiftçinin ödediği faizin yüzde 70’ini hazine ödüyor. Geçen yıl Mart itibarıyla kredilerden yararlanan çiftçi sayımız 1,2 milyon. Esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50’sini hazine ödüyor. Bundan yararlanan esnaf sayısı ise 2024’te 800 bin esnaftı. Bu krediler hazine destekli. Kullanılan faizin yarısı ne olursa olsun, yarısını hazine ödüyor.”

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder Son Yolculuğuna Uğurlandı

Geçirdiği kalp rahatsızlığının ardından hayatını kaybeden için DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder için Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenen anma töreni düzenlendi.

Törene, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, İstanbul Valisi Davut Gül, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, DEM Parti’li Ahmet Türk, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Nuri Aslan, çeşitli partilerden çok sayıda milletvekili, sanatçılar ve yurttaşlar katıldı.

Törene Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ve bazı belediye başkanlarının ve sendikaların arasında bulunduğu pek çok isim ve kurum da çelenk gönderdi.

“Öyle iyi, öyle benzersizdin ki…”

Anma töreninde ilk konuşmayı Önder’in kızı Ceren Önder Kandemir yaptı. Babasına yazdığı mektubu okuyan Ceren Önder Kandemir şunları kaydetti: “Kendimi bildim bileli seni kaybetmekten korktum. Bu benim tek kabusum, zaafım, burnumdaki sızı, yutağımdaki yumru, karın ağrımdı. Öyle iyi, öyle benzersizdin ki, ‘bu adam bana sadece ölerek acı çektirebilir’ derdim.

Artık dinlen turna kuşum. Biz iyi olacağız. Çocuklara hep seni anlatacağız. Şakaların ağzımızda eğreti dursa bile taklit etmeye çalışacağız. İçimde tam tarif edemediğim bir huzur var şimdi.Artık mücadele etmek zorunda olmadığını bilmenin huzuru.”

Ceren Önder Kandemir’in ardından Önder’in kardeşi Ali Önder söz aldı. Sözlerine abisinin deyişi ile ‘Merhaba yoldaşlar’ diyerek başlayan Önder, Sırrı Süreyya Önder’in siyasete giriş sürecini anlattı.

Ali Önder, “Evet, malı ve mülkü yok ama arkada dağlar gibi sizleri bize bıraktı. Bir muradı vardı o da barış. Gözünde kalacağını düşünmüyorum, sizleri gördükten sonra bunun bir şekilde hayata geçeceğine inancım sonsuz” diye konuştu. “Kendisi şu an burada olsaydı sizlere şöyle veda ederdi” diyen Ali Önder sözlerini şöyle sonlandırdı: “Sevene de sövene de selam olsun”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında “Her düşünceden, fikirden, dilden insanın barış elçisi olan sevgili Sırrı Süreyya Önder’i sonsuzluğa uğurlayacağız. Türkiye’de bütün halklar bir şifa nöbetindeydi. Kimi hastanede, kimi evinde ama herkesin duası Önder’in bu hastalığı atlatması ve aramızda olmasıydı, ne yazık ki olmadı. Senin hayat hikayen bu coğrafyada yaşayan işçilerin, emekçilerin, kadınların hikayesiydi. İşte ondan bu kadar derindir yürek acısı. Bu topraklarda bedel ödeyen herkese sözümüz, bu sefer barış mutlaka olacak. Güle güle değerli yoldaşımız, seni asla unutmayacağız” dedi.

“O güzel yüreğini özleyeceğiz”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, törende şunları söyledi: “Sırrı barış mücadelesi yürütüyordu ama artık barışın simgesidir. Sırrı başkan gibi bir söz ustasında konuşmak çok zor, affınıza sığınıyorum. Yetiştiğin toprak ve anlattığın hikayeler kadar köklüydü mücadelen. Sen bir tek insan acı çekmesin diye kendini barışa adadın. Barışa ulaşmak için adaları, dağları, kentleri aştın. Sana söz Sırrı, barış kazanacak. Sen şimdi gözlerini kapattın ama biz bu ülke insanına senin gözlerinden bakacağız. Uğurlar olsun yoldaşım. Sana söz biz bu ülkeyi yarım bırakmayacağız.”

Ardından oyuncu ve senarist Levent Kazak konuştu: “Tarihi ne kadar iyi bildiğini, Türkçeyi ne kadar iyi kullandığını, barışa olan inancını, kendine yetmeyen kalbini herkesle nasıl paylaştığını, mizahı birleştirici bir güç olarka nasıl kullandığını herşeyi tek tek anlatılacaklar. Ölümlerde bırakılan şeyler olur, arkada. Çok zor biliyorum ama. Bitirilmemiş davalar olur, sözümüz var olur. Senaryoları, hikayeleri, çekmek istediği filmler yarım kaldı, yapacak bir şey yok. Alışacağız, dolduramayacağız yerini. Çok özleyeceğiz, hayatımıza kattığı tüm güzellikler için ona teşekkür edeceğiz.”

Son konuşmayı yapan ve sözlerine “Sana güle güle diyemeceğim Sırrı. Sen benim yoldaşım, yol arkadaşım, sırdaşım, kardeşim, her şeyimdin Sırrı” diyerek başlayan DEM Parti Milletvekili ve İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, şunları söyledi:

“Birlikte baş koyduğumuz yolda beni, bizleri yalnız bıraktın. Kürtlerin kadim dostu Sırrı, sana veda etmek çok zor. Sen Türktün, Kürttün, Aleviydin. Sen yanı başımızdaki Gezi Parkı’nda ağaçtın, güldün, çiçektin. Sen kalbi atan herkese candın yoldaştın. Sen toplumsal barışı sağladın, her kültürü bir araya getirdin, gözün arkada kalmasın. Rahat uyu Sırrı. Bize bıraktığın emaneti, hayallerini gerçekleştireceğiz. Senin güzel gözlerinden, yaralı yüreğinden öpüyorum.”

Tören bittikten sonra Ceren Kandemir, “Babama 18 gün boyunca bu çok sevdiği şarkıyı dinlettim. Şimdi de dinleyeceğini biliyorum” diyerek  telefonundan Allı Turnam’ı açtı, kürsüye koydu. Tüm salon şarkıya eşlik etti.

Sırrı Süreyya Önder’in naaşı Levent’teki Barbaros Camii’nde kılınacak cenaze namazı sonrası Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Paylaşın

Babacan’dan “Telef” Yorumu: Erdoğan’ın Zihin Dünyasının Dışa Vurumu

Erdoğan’ın “Bakalım Cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li telef olup gidecek” sözlerini yorumlayan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın zihin dünyasının dışa vurumu olduğunu söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tele1 TV’de Zeynel Lüle ile “Liderler Söz Bizde” programına katıldı. Ali Babacan, gündeme ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

Kanal İstanbul: Bütün vatandaşlarımızın kolayca anlayabileceği bir soru. Bu soruya Sayın Erdoğan’ın ben cevap vermesini istiyorum. Kanal İstanbul yapıldığında İstanbul’un Avrupa yakası bir ada haline gelecek. Çünkü bir tarafında Boğaz ve basit bir tarafında Kanal ortaya çıktı bir ada. Ve bu ada sınırlı sayıda köprüyle ana karaya bağlı hale gelecek. Allah korusun bir savaş anında, bir deprem anında bu adadan tahliye gerekecek ya da bu adaya yardımların ulaşması gerekecek.

Sadece sınırlı sayıda köprüyle bağlı olan bir adaya siz bu yardımlara nasıl ulaşacaksınız? Bu tahliyeyi nasıl sağlayacaksınız? Bunun bakın cevabı yok. Kimse konuşmuyor bunu. Bununla ilgili acaba gerçekten Silahlı Kuvvetlerden, Genelkurmay’dan böyle bağımsız ama tam iyi çalışılmış bir rapor istendi mi istenmedi mi? Acaba onların görüşü nasıl? Bir şey olmaz İstanbul’un biz bir şekilde güvenliğini sağlarız diyorlar mı? Yoksa acaba onların da endişeleri var mı? Mesela bunları soruyorum.

Bunları bilmek vatandaş olarak benim hakkım. İstanbul’da yaşayan herkesin hakkı. Mesela deprem anında yaşadık değil mi? İstanbul trafiği birdenbire kilitlendi. Birdenbire. Boğazın olduğu bir şehirde bu şehri rahatlatmak ancak ne olur? Köprünün olmadığı alanlardan çevreye doğru kayışlar da olur ya da dışarıdan buraya yardımların, desteklerin gelmesi de olur. Ama siz bu tarafa da bir kanalı çekince İstanbul’un Avrupa Yakası oluyor bir kapalı yer. En büyük tehlike bu şu anda.

Taksim Meydanı: 1 Mayıs dünyanın her yerinde çalışanların bayramı olarak kutlanır. Ancak Türkiye’de maalesef her 1 Mayıs gerginliklerin, çatışmaların ve çalışanlarla işçilerimizin temsilcileriyle güvenlik güçlerinin karşı karşıya geldiği bir gün olur. Ve bu Taksim inadı her neyse ben çözebilmiş değilim açıkçası. Bu Taksim inadı niçin? İlla ülkede bir gerginlik mi üretmek gerekiyor? İlla karşıtlık mı üretmek gerekiyor?

Şu anda Sayın Erdoğan Türkiye’yi tamamen karşıtlıklar üzerinden yönetiyor. Kutuplaştırarak yönetiyor. Benimle misin? Karşımda mısın? Sürekli bir düşman üreten, sürekli bir karşı taraf üreten bir siyaset uyguluyor maalesef. Buna siyaset bilimciler korku siyaseti diyor. Biliyorsunuz çözüm üreten, ülke için faydalı işler yapan iktidarlar umut siyaseti, ilerlemeyle ilgili siyaset üretir. Güzel şeyler yaparlar, ülkenin sorunlarını çözerler, ülkeyi ilerletirler. Ve insanlar umutla ülke daha ileri gitsin diye o siyasi partiyi destekler. Ama artık umut üretemeyince, çözüm üretemeyince bazen iktidarlar korku siyaseti tarafına düşerler.

Gerçekten siyasi nezakete hiçbir şekilde sığmayacak ve bir Cumhurbaşkanı’nın üslubuna hiç yakışmayacak bir ifadedir telef. Çünkü telef ifadesi ne için kullanılır onu herhalde konunun muhatapları iyi bilir. Dolayısıyla siyasi rakiplerine Cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen ya da o niyetle yola çıkanları kaybettiklerinde bunlar telef oldu diye adlandırmak aslında kendi zihin dünyasında kendisi haricindeki herkesi nasıl bir sınıfa koyduğu nasıl değerlendirdiğini de bir bakıma dışa vurma… Böyle değerlendirmek lazım.

2023 Hedefleri: Bu ülkeyi seven, bu ülke için canla başla çalışmaya hazır milyonlar insan var. Dürüst ve ehil insanlar var. Bu ülkenin yönetiminde yer alabilecek… Ve bu ilelebet gitmez. Hiçbir zulüm sonsuz olmamıştır. Hiçbir baskı rejimi sonsuza kadar yaşamamıştır. Bizim coğrafyada çok kötü örnekleri var. Bu baskı ve zulüm rejimlerinin sonunun nasıl olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla iktidarın da bu baskı inadından vazgeçmesi Türkiye’yi demokratik dönüşüme hazırlaması lazım. İnsanların gözüne baka baka ‘2023 hedeflerini tutturduk, şimdi 2053’ diyor.

2023 hedeflerine çalışan benim. Benim başkanlığımda bir heyetle çalıştık biz bunu. Yıl 2011. 2011 Türkiye’nin gerçekten zirvede dolaştığı yıllar. Dedik ki ‘Eğer bu ülke milli gelirini 8 yılda 3 bin 500 dolardan 12 bin dolara çıkarttıysa neredeyse 3,5 katına çıkarttıysa artık bu 12 bin 500 dolarlık milli gelirini 10 sene sonra 2’ye katlar dedik. Bunun arkasında bir makro ekonomik model var. Çok ciddi tahmin modelleri var. Yani binlerce sayfalık analizler falan var. Hani bakkal hesabı diyelim. Basit hesap, manav hesabı…

Yani 10 yılda kabaca söylüyorum. 10 yılda Türkiye’nin milli geliri 3,5 katına çıkmış. Geri kalan 10 yılda da 2 katına çıkar diyoruz sadece. 12 bin 500, 25 bin olur diyoruz. Öbür tarafta ihracat. İhracat 36 milyar dolardan 132 milyar dolara çıkmış sadece 6 yılda. 36’dan 132’ye çıkmış. 4’e katlamış yani. Bakın unutmayalım. Geçen seneki ihracat artışı yüzde 3, evvelki seneki ihracat artışı 0,007, yüzde 1 bile değil. İhracat yerinde sayıyor aslında.

Tutuyor 2023 hedeflerine ulaştık diyor. 2023 hedefimiz bizim 500 milyar dolardı. 2023’teki ihracat 255 milyar dolar. Nasıl tutturduk dersiniz? İnsanların gözünün içine baka baka bu yapılmaz, bu kadar aldatılmaz yani. Onun için ben gerçekten çok rahatsızlık hissettim ve hemen bu açıklamaları yaptım. Bu kadar aldatarak yönetmek çok kötü bir şey.

TRT milletin varlığıdır. TRT yıllarca, kurulduğundan sonra sonra, yıllarca olduğu gibi, adil bir yayıncılık politikası izlemek zorundadır. Çünkü devletin kanalıdır. Milletin kanalıdır. Sayın Erdoğan’ın şahsi kanalı değildir. Yandaşlarının kanalı değildir. Dolayısıyla TRT olsun Anadolu Ajansı olsun, bu tür kuruluşların adil bir yayıncılık ilkesi izlemesi lazım. Bu kul hakkıdır, hak gaspıdır.

Ben DEVA Partisi’nin Genel Başkanı olarak eğer Genel Merkezimizde büyük binamızda beş yıldır elektrik parası ödüyorsak ve buradan da TRT’ye pay ödüyorsak, TRT beni bir kere bile yayına davet etmediyse, doğru düzgün haberlerimizi yayınlamıyorsa benim hakkım var ve ben bu hakkımı helal etmiyorum. Hadi bakalım uğraşsınlar. Nasıl çözeceklerini düşünsünler ben hakkımı helal etmiyorum diye. DEVA Partisi’ne oy veren ya da AK Parti, Erdoğan dışında başkalarına oy veren insanlar ‘Ben de hakkımı helal etmiyorum’ derse Sayın Erdoğan ne yapacak?

Sanal Kumar: Bakın 2025 yılını aile yılı diye açıkladılar değil mi? 2025 yılı. Fakat şu anda bu sanal kumar ve sanal bahis çok büyük aile facialarına sebep oluyor. Bak bununla ilgili biz bunu epeydir gündeme getiriyoruz. Ve sosyal medyada insanlar başlarına gelenleri yazıyor. Neler neler yani.

Bakın şöyle arkadaşlarımız sosyal medyadan bazı kesitler oluşturdu. Herhalde şöyle tutarsam daha iyi görünür. Diyor ki ‘Bak 15 günlük evliliğim bitti’ diyor. Bir başka örnek. ‘Bir tanıdığım bu illet yüzünden 34 yaşında canına kıydı’ diyor. ‘7 aylık bebeği öksüz kaldı’ diyor. Burada ‘Az önce 700 bin lira içeri giren arkadaşımızın annesi cinnet getiriyor’ diyor. ‘Bakın babam 5 milyon lira kaybetti’ diyor. Bunlardan yüzlerce binlerce örnek var.

Ve şu anda bizim de bir avukat arkadaşımızın takip ettiği bir dava var. Bu sanal kumarla ilgili davadaki rakam 270 milyar TL. Yani tek bir kuruluşun oynattığı sanal kumardan ciro 270 milyar TL. Yani bugünkü dolar kuru hesapladığınızda 6-7 milyar dolardan bahsediyoruz. 1500 tane sanık var. Bunların çoğu üniversite öğrencisi. Çünkü üniversite öğrencilerin banka hesaplarını kiralıyorlar. Öğrencinin parası yok. Biri geliyor diyor ki ya sen banka hesabının şifresini bana ver diyor.

Sana da ben ayda şu kadar para vereyim diyor. Ama o banka hesabını biraz bize lazım diyor. Tek bir üniversite öğrencisi bankası hesabından geçen rakam 100 milyon lira, 200 milyon lira. Bunların hepsi şu anda davalık. Parayı kazanan 3-5 kişi var. Bir avuç insan var. Hem o kumarı oynayanlar mağdur oluyor. Çünkü kumarda unutmayalım hep kasa kazanır. Oynatan kazanır. Toplamda oynayanlar zarar eder. Oynayanlar içerisinde birinden toplayıp birine verirsiniz ama asıl parayı oynatan kazanır.

Seçim İttifakı: 2023 seçimlerinde bu 6 partinin bir araya geldiği bir modelle seçime girdik. Ama şunu gördük ki normal şartlarda bize DEVA’ya oy verebilecek vatandaşlarımızın bir kısmı Altılı Masa’da olduğumuz için bize destek vermedi. Seçim sonrasındaki analizlerde de gördük. Her çarşıya pazara çıktığımızda da karşılaşıyoruz.

Şu var AK Parti’den soğuyan bir zamanlar Sayın Erdoğan’a gönül vermişken artık ondan soğuyan seçmenin birdenbire ana muhalefete doğru desteğini kaydırması, birdenbire CHP’ye desteğini kaydırması çok olası görünmüyor. 2023’te biz denedik ama bu olmadı. Dolayısıyla biz bu önümüzdeki seçime ayrı bir kulvarda yürüyeceğiz.

DEVA Partisi’nin 2. Olağan Büyük Kongresi’nde, 12 Ekim Kongresi’nde ben bunu açıkladım aslında. Dedim ki ‘Biz bu ülkeyi iki kutuplu siyasete hapsetmeyeceğiz. Vatandaşlarımız sadece bu iki tercihten birisini seçmek zorundasın’ ikilemine mahkûm etmeyeceğiz. Bir üçüncü yol açacağız. Özellikle AK Parti’ye ve Erdoğan’a destek veren seçmenlerin rahatlıkla gelebileceği…

Hani şu vardı ya ‘Elim altına gitmedi.’ ‘Altı okun altına elim gitmiyor’ diyen seçmenler var. Dolayısıyla bu aslında ne olacak? Muhalefetin toplam desteğini arttıracak bir model olacak. Yani eğer muhalefetin toplam desteğini arttırmasını istiyorsak, gerçekten iktidar değişikliği istiyorsak bu önümüzdeki seçimlerde bu modelin daha doğru bir model olduğunu biz düşünüyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı Görmek İsteyenlerin Oranı Yüzde 19

Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı ankete göre; Erdoğan’ı cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler oranı, şubat ayında yüzde 17 iken şimdi yüzde 19’a çıktı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki “Cumhurbaşkanlığı hevesi yolunda daha kaç CHP’li siyaset girdabında telef olup gidecek?” sözleri tepkilere neden oldu.

Gazeteci Ertuğrul Özkök “Aynı saatlerde önüme gelen ankete bakarsanız durum pek öyle görünmüyor” diyerek Erdoğan’ı kızdıracak anketin sonuçlarını yazdı. Ertuğrul Özkök, Panorama’nın yalnızca aboneleriyle paylaştığı anketin sonuçlarından bazı bölümleri bugünkü yazısında paylaştı.

Şubat ayında Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenlerin oranı yüzde 15’ten yüzde 24’e yükseldi. Aynı dönemde Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyenler de yüzde 17’den yüzde 19’a çıkmış.

19 Mart’taki gözaltı ardından tutuklama Ekrem İmamoğlu’na 8 puandan çok getirirken, Erdoğan’a da 2 puan getirmiş. Şubat ayı anketinde AK Parti ve CHP oyları yüzde 24 düzeyindeyken şubattan nisana geçen sürede CHP oyları 6 puan artarak yüzde 30’un üzerine çıkmış. AK Parti ise oylarını üç puan artırdı.

Özkök sonuçlara dair, “19 Mart depremi en çok İmamoğlu ve CHP’ye yaramış. Ama AK Parti’nin durumunu da konsolide etmiş. Anlayacağınız şu aşamada kutuplaşma CHP ve AK Parti’ye yarıyor…” yorumunu yaptı.

2023’te oy kullanmayan ve 2028’de kullanacak olan gençler arasında CHP’nin oyu 1’e 3 farkı açmış durumda. Yeni seçmenin yüzde 20’si AK Parti derken yüzde 60’ı CHP diyor.

Ankete göre AK Parti düşük gelirlilerden de oy almaya başladı. Özkök’e konuşan Panaroma Araştırma şirketi Genel Müdürü Osman Sert, şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti ve CHP arasındaki oylar, döneme ve siyasal gelişmelere göre yükselip alçalabiliyor. Ama bunun dışında her iki partinin oy tabanında da yapısal değişimler görülmeye başlandı. Eskiden eğitim seviyesi yükselirken CHP’nin oyu artar gelir seviyesi düştükçe AK Parti’nin oyu artardı. Son dönemde bu ezber ciddi anlamda bozulmuş durumda.”

Paylaşın

İktidar, Kanal İstanbul’dan Vazgeçmiyor: Kesinlikle Yapacağız

İktidar, muhalefetin rant ve talan projesi olarak tanımladığı ve ülke ekonomisine büyük bir yük getireceğini ifade ettiği “Kanal İstanbul” projesinden vazgeçmiyor. 

Haber Merkezi / Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un ‘gündemimizde yok’ açıklamasının üzerinden 24 saat geçmeden, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “Çok net bir irademiz var. Biz Kanal İstanbul’u yapacağız. Bunu ne zaman yapmalıyız, bu konuyu istişare ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Abdulkadir Uraloğlu, Karayolları Genel Müdürlüğü Hafif Seviye Kentsel Arama Kurtarma Ekibi “Karakurt” Tanıtım ve Araç Dağıtım Töreni’nin ardından Kanal İstanbul ile ilgili bir soruya “İlgili kurumlarımız, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız başta olmak üzere, değerli bakanımız başta olmak üzere biz ilgili kurumlarla beraber bu süreci istişare ediyoruz ve buna göre de zaman zaman kamuoyuna belli açıklamalarda bulunuyoruz” şeklinde yanıt verdi.

Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanımız ile ziyaret ettik. Ziyaret ettiğimiz yer Başakşehir Nakkaş Otoyol Projesi’nin Kanal İstanbul üzerindeki önemli bir yapısıdır. Altta Kanal İstanbul yapılacakmış gibi projelendirilmiş ve inşaatına da devam ediyoruz.”

“Biz Kanal İstanbul’un yapılmasıyla ilgili çok net bir şekilde söylemek istiyorum; çok net bir irademiz var, Kanal İstanbul’u kesinlikle yapacağız” diyen Abdulkadir Uraloğlu, şunları söyledi: “Yalnız Kanal İstanbul’u ne zaman yapacağız, ne zaman yapmalıyız bunu istişare ediyoruz hem bakanımızla (Murat Kurum), hem de sayın Cumhurbaşkanımıza arz ediyoruz.

Ciddi bir projeden bahsediyoruz 15-20 milyar dolarlık. Dolayısıyla doğru zamanda, doğru kredi ya da finans imkanlarıyla beraber Kanal İstanbul’u yapacağız. Bundan vazgeçmiş değiliz.”

Uraloğlu’nun açıklamaları, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “Kanal İstanbul gündemimizde yok” ifadelerinden bir gün sonra geldi. Kurum, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) grup toplantısında gazetecilere yaptığı açıklamada, Kanal İstanbul projesinin gündemlerinde olmadığına dikkat çekmişti.

Kurum, gazetecilerin İstanbul’un su havzalarından Sazlıdere’de yapılan konutlara ilişkin “Kanal İstanbul ile bir bağlantısı nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Kanal İstanbul ile ilgili bir konu şu anda gündemimizde yok. Olmadığını daha önce de söylemiştik.”

Kanal İstanbul, İstanbul Boğazı’na alternatif bir su yolu oluşturmayı amaçlayan ve kamuoyunda uzun süredir tartışılan bir mega proje. İlk kez 2011 yılında o dönem başbakan olan Erdoğan tarafından ‘çılgın proje’ olarak duyurulan Kanal İstanbul, çevresel etkileri, ekonomik maliyeti ve şehir planlamasına olası zararları nedeniyle özellikle muhalefet partileri ve uzmanlar tarafından sert şekilde eleştiriliyor.

Paylaşın

İstanbul 1 Mayıs’ı: En Az 400 Gözaltı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Taksim Meydanı kararına rağmen 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü meydanda kutlamak isteyen 400 kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM), Taksim Meydanı’nın emekçiler için “sembolik” anlamı olduğunu belirterek, burada yapılacak 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanmasının hak ihlali olduğuna hükmetmişti.

İstanbul’da sendikalar, meslek örgütleri ve siyasi partiler 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü olağanüstü önlemler altında kutluyor.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) 1 Mayıs kutlamasını Kadıköy İskele’de, Türk-İş, Kartal Meydanı’nda gerçekleştirecek. Bazı sosyalist partiler, sendikalar ve gençlik grupları ise Taksim Meydanı’na yürüyüş çağrısında bulundu.

Ancak Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına bu yıl da izin verilmedi, Taksim civarında da önlemler artırıldı. Meydan ve çevresi dünden itibaren bariyerlerle çevrilirken, Gezi Parkı’na girişler engellendi. Bölgede çok sayıda TOMA, çevik kuvvet aracı ve polis konuşlandırıldı.

Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, aldıkları ihbarları esas alarak, 400 kişinin gözaltına alındığını paylaştı. Gözaltına alınanlar arasında en az beş avukat olduğunu bildirdi.

Dernek, bünyesinde kurulan “kriz masası” ile eylemcilere hukuki destek sağlıyor.

Uluslararası Af Örgütü’nden yasağı kaldırma çağrısı

Uluslararası Af Örgütü, hükümete gösteri yasağını kaldırma çağrısı yaptı. Örgütün Avrupa sorumlusu Dinushika Dissanayake “Taksim Meydanı’ndaki 1 Mayıs kutlamalarına yönelik kısıtlamalar tamamen sahte güvenlik ve kamu düzeni gerekçelerine dayanıyor” dedi.

Öte yandan önceki yıllarda olduğu gibi sendika yöneticilerinin küçük bir grupla, 1 Mayıs 1977’de hayatını kaybedenleri anmak için Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk bırakmasına izin verildi.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri, Gümüşsuyu’ndan anıta “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganıyla kısa bir yürüyüş gerçekleştirdi.

Anıtın önünde “1 Mayıs şehitleri ölümsüzdür”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Kayyımlar gidecek biz kalacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atılırken, heyet adına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu bir konuşma yaptı.

“1 Mayıs, ablukanın gölgesinde yaşanıyor”

DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, 1 Mayıs’ın Türkiye’de işçilerin ve emekçilerin son derece olumsuz bir süreçten geçtiği bir dönemde gerçekleştiğini belirtti.

İstanbul’da ise büyük bir yasak ve ablukanın gölgesinde 1 Mayıs’ı yaşadıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Bugün burada, 1 Mayıs Meydanı’mız Taksim bir kez daha yasaklı. Gördüğünüz gibi meydan yine barikatlarla abluka altına alınmış durumda. Sadece Taksim değil, bugün tüm İstanbul ablukada” dedi.

Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyanın her yerinde işçiler ve emekçiler 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda kutlarken, Türkiye’de Taksim yıllardır yasaklı. Yıllardır 1 Mayıs’ı ve Taksim Meydanı’nı özgürleştirmek için mücadele ediyoruz. 2010, 2011 ve 2012’de bu meydanda, tam burada, dünyanın en büyük 1 Mayıslarını gerçekleştirdik. Ancak 2013’ten bu yana Taksim yeniden yasaklı.

“Aslında bu barikatlar çok şeyi anlatıyor. Bu barikatlar, ülkeyi yöneten siyasi iktidarın zihniyetini gösteriyor. Milyonlarca işçiyi ve emekçiyi asgari ücrete, sendikasızlığa mahkûm etmeyi anlatıyor.

“Türkiye’yi bir asgari ücretliler ülkesi, çalışmak zorunda kalan emekliler ülkesi, patronundan daha fazla vergi veren işçiler ülkesi hâline getirmeyi anlatıyor. Ülkemizi; kadınların her gün şiddet ve ayrımcılıkla yüz yüze kaldığı, gençlerimizin geleceğinin karartıldığı, çocuklarımızın okullara aç gittiği, siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler, sendikacıların hapse atıldığı bir ülke haline getirenler, istiyorlar ki susalım, hiçbir şeye itiraz etmeyelim, onların verdiğiyle yetinelim.”

Anayasa Mahkemesi’nin Taksim Meydanı kararını hatırlatan Çerkezoğlu, “Hem hukuksal hem tarihsel olarak Taksim Meydanı, 1 Mayıs meydanı olmasına rağmen hala yasaklı ve hala bu yasakçı zihniyet devam ediyor” dedi.

Çerkezoğlu, iktidara seslenerek şunları kaydetti: “Taksim yasağından vazgeçin. Bu barikatları kaldırın, Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs’a ve işçi sınıfına açın. Baskıyı, zulmü, yasakları kendi iktidarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki, bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten halktan daha büyük bir güç yoktur. Mutlaka ama mutlaka bu ablukayı dağıtacağız. Taksim Meydanı’nı da 1 Mayıs’ı da özgürleştireceğiz.”

Olağanüstü önlemler

1 Mayıs kutlamaları nedeniyle kentte olağanüstü önlemler alındı. İstanbul Valiliği’nin 1 Mayıs nedeniyle aldığı önlemler saat 05.00 itibarıyla devreye girdi.

Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Fatih, Kadıköy ve Kartal ilçelerinde onlarca cadde, bulvar ve sokak ulaşıma kapatıldı. Kent genelinde trafikte büyük bir sakinlik gözlenirken, kapanan yollarla bağlantılı yollarda trafik yoğunluğu yaşanıyor.

İstiklal Caddesi’ndeki nostaljik tramvay dahil çok sayıda hat ve istasyonda seferler durduruldu. Vezneciler, Haliç, Taksim, Şişhane, Osmanbey, Mecidiyeköy, Gayrettepe durakları, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı Metro hattının Gayrettepe metro durağı, İstoç-Yıldız metro hattının Kağıthane-Yıldız arası tüm metro durakları, Zincirlikuyu, Mecidiyeköy, Çağlayan metrobüs durakları kapatıldı. Taksim, Tarlabaşı, Ömer Hayyam ve Tepebaşı gibi önemli İETT durakları da hizmet dışı. En yakın durakta inen yurttaşlar yürüyerek varış noktalarına yürüyerek ulaşmaya çalıştı.

Paylaşın

Suriye’de Aleviler Silah Zoruyla Evlerinden Atılıyor

Suriye’de geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın kapsayıcı bir yönetim sözü vermesine rağmen, ülkede yaşayan Aleviler silah zoruyla evlerinden tahliye edildiklerini ifade ediyorlar.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Reuters’ın haberinde, Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) aralıkta yönetimi ele geçirmesinden bu yana yüzlerce Alevinin, güvenlik güçleri tarafından Şam’daki evlerinden zorla çıkarıldığı savunuluyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla konuşan iki hükümet yetkilisi, Şam’da çoğunluğu Alevi olmak üzere binlerce kişinin evlerinden atıldığını belirtiyor.

Yetkililer, bu kişilerin çoğunun kamudaki görevleri dolayısıyla devlet tarafından tahsis edilen konutlarda oturduğunu, artık çalışmadıkları için buralarda kalma haklarını kaybettiğini söylüyor.

Şam’ın bir banliyösünde yaşayan ve adının gizli tutulmasını isteyen Alevi bir belediye başkanı, martta 2 bin aileden 250’sinin tahliye edildiğini belirtiyor.

Belediye başkanı, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından HTŞ tarafından kurulan Genel Güvenlik Servisi’nden (GSS) bir yetkiliyle yaptığı görüşmeyi de anlatıyor. Telefon görüşmesinde, GSS yetkilisinin belediye başkanından bir aile için boş ev bulmasını talep ettiği, kiralık daire olmadığı yanıtını alınca da ona Alevilerden birini evden çıkarmasını söylediği savunuluyor.

Üç üst düzey GSS yetkilisi, Esad rejimiyle bağlantılı olduğu düşünülen kişilere ait mülkleri yönetmek için iki komite kurulduğunu belirtiyor. Komitelerden birinin el koyma işlemlerini, diğerininse şikayetleri değerlendirmeyi üstlendiği aktarılıyor.

Haberde, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara’nın, tahliyelerden ne ölçüde haberdar olduğuna ya da komiteleri denetleyip denetlemediğine ilişkin net bilgi bulunmadığı yazılıyor.

Şam’ın Alevi mahallelerinden Dahyet el-Esad’da yaşayan 4 çocuk annesi Üm Hüseyin, ocak ayında evine gelen maskeli ve silahlı iki kişinin GSS mensubu olduğunu söylediğini ve mülkü boşaltmaları için kendilerine sadece iki dakika süre tanındığını öne sürüyor.

“Bu evde 22 yıldır yaşıyoruz, tüm birikimimizi buraya yatırdık. Başka yerde kiraya çıkamayız” diyen Hüseyin, ertesi gün dükkanlarına da aynı kişilerce el konduğunu savunuyor.

Alevi Suriyelilerden Refa Mahmud da 20 Şubat’ta 7 silahlı kişinin evine gelerek, 15 yıl önce satın aldıkları mülkü boşaltmamaları halinde kendisini ve ailesini öldürmekle tehdit ettiğini ileri sürüyor.

Reuters, düzenlenen baskınlarda Alevi vatandaşların herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın zorla evlerinden çıkarıldığını yazıyor.

Suriye’de Alevi nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus’ta martta çatışmalar yaşanmıştı. Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600’den fazlasının sivillerden oluştuğu aktarılmıştı.

Şara, iddiaları reddederek saldırıları Esad rejimi destekçilerinin düzenlediğini ileri sürmüş, olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve tüm sorumluların cezalandırılacağını duyurmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın