NYT’den Dikkat Çeken “Hafize Gaye Erkan” Analizi

Mehmet Şimşek’in yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve getirilmesinin ardından, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) başına Hafize Gaye Erkan getirildi.

Şimşek, ekonomide rasyonel politikalara dönme sinyali verirken, ekonomi yönetimindeki bu değişikliler uluslararası basında yer bulmaya devam ediyor… Son olarak ABD merkezli New York Times gazetesinde Merkez Bankası’nın (TCMB) başına atanan Hafize Gaye Erkan’la ilgili bir köşe yazısı yayımlandı.

Peter Coy imzasını taşıyan, “Türkiye ekonomisini kurtarmakla görevli kadın” başlıklı yazıda Erkan’ın kariyeri ve Türkiye ekonomisine ilişkin detaylar yer aldı.

Erkan’ın TCMB Başkanlığı’na atanmasıyla ilgili “cam uçurum” benzetmesinin yapıldığı yazıda, “Bütün umut kaybolduğunda, işleri bir kadına devret (ve suçu da). Cam uçurum kavramı üzerine yapılan çalışmalar şirketlerin, işler kötü gittiğinde üst düzey yöneticilik ve direktörlük pozisyonlarına kadınları getirdiğini gösteriyor. Batan Twitter’ın yeni yöneticisi Linda Yaccarino bu tanıma uyuyordu. Şimdi de eski Wall Street bankacısı Hafize Gaye Erkan, Türkiye’nin yeni merkez bankası başkanı oldu. Bu görev cam uçurumların da uçurumu demek” ifadeleri kullanıldı.

Yazıda, bu göreve getirilen ilk kadın olması ve Türkiye’nin diplomaside hayati önem taşıyan bir ülke olması gibi nedenlerle Erkan’ın TCMB’deki görev süresi boyunca yakından takip edileceği ifade edildi.

Türkiye’deki ekonomik durumla ilgili değerlendirmeler yapılan yazıda şu ifadelere yer verildi:

Türkiye, gayrı safi yurtiçi hasılası 1 trilyon dolara yaklaşan dünyanın en büyük 19. ekonomisi. Türkiye gibi büyük bir ülkede yaşanan kur krizini çözmek IMF için kolay olmaz. Türkiye’nin para almak için IMF’nin koşullarını kabul edip etmeyeceği de belirsiz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir süredir uyguladığı faiz politikasının bir illüzyon olduğuna dikkat çekilen yazıda, “Düşük faiz oranlarının enflasyonu artırdığına dair kanıtlara rağmen Erkan’dan öncekilere faizleri düşük tutması için baskı yaptı. Erkan’ın selefi Şahap Kavcıoğlu, Mart 2021’de göreve geldikten sonra merkez bankasının politika faizini yüzde 19’dan yüzde 8,5’a kadar indirdi. Sonuçlar beklendiği gibi oldu. Resmi rakamlara göre tüketici fiyatları mayısta bir önceki yıla yüzde 39,6 arttı” dendi.

Hem ekonomik büyümeyi devam ettirmek hem de Türk lirasını güçlü tutmak isteyen Erdoğan’ın ekonomistler için şaşırtıcı hamleler yaptığı belirtilen yazıda, “Para birimini güçlü tutmanın yollarından biri faiz artırmaktır ama bu da büyümeyi düşürür. Erdoğan bunun yerine merkez bankasının yerel bankalardan ve diğer hükümetlerden döviz borçlanmasını sağladı. Sonra da bu değerli döviz rezervlerini, liranın değerini yüksek tutmak için döviz piyasasında lira almaya harcadı” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye’nin liranın değerini artırmak için milyarlarca dolar harcamasının “beyhude bir çaba” olarak tanımlandığı yazıda, “Türkiye neredeyse dövizsiz kaldı. Aslında bir manada tamamen dövizsiz kaldı. Çünkü sahip oldukları dövizi borç aldılar ve bu borç er ya da geç sahibine dönmek zorunda. Türkiye’nin merkez bankası yerel bankalara borçlu olduğu garip bir durumda kaldı” değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye’nin bir “rota düzeltmesi” yapmaması durumunda döviz rezervlerinin yaz aylarını çıkaramayacağı belirtilen yazıda, “Bu rota düzeltmesi büyük oranda iki kişinin ellerinde olacak: Hafize Gaye Erkan ve Mehmet Şimşek. İkisi de Türkiye dışında saygınlar ve ne yapılması gerektiğini biliyorlar. Buradaki soru Erdoğan’ın müdahale edip etmeyeceği” dendi.

Erkan’ın kariyeriyle ilgili detayların da yer aldığı yazıda, “Goldman Sachs’ta çalıştı ve ardından 2014’te First Republic Bank’a katıldı. 2021’in ilk 6 ayında bankanın eş CEO’su oldu. First Republic faiz oranı risklerini kötü yönettiği için battı ve geçen ay JPMorgan Chase’e satıldı. Erkan, bankanın çöküş nedeni olan hızlı mevduat büyümesinin peşinde olduğu dönemde bankaya liderlik etti ancak kişisel olarak ne kadar sorumluluk taşıdığını bilmiyorum” ifadeleri kullanıldı.

TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın Mehmet Şimşek’in korumasına ihtiyaç duyacağının belirtildiği yazıda, “Eğer o ve Şimşek bir şekilde başarırsa, Erdoğan kendi dik kafalılığından onu kurtardıkları için son derece minnettar hissetmeli” ifadeleri kullanıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’i Genel Başkanlık İçin Destekleyebilir” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’i genel başkanlık konusunda destekleyebileceği konuşuluyor. Özel, değişim vurgusu yaparak, “Sorumluluk almaktan kaçmayacağım” demişti.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, parti içindeki isimler, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’den gelen adaylık çıkışını “Tartışmalar bir süre daha devam edecektir. Şu anda herkes iddiasını ortaya koyuyor” diyerek yorumluyor.

“Çatışarak değil, uzlaşarak bir değişim olmalı” diyen kaynaklar, “Yerel seçimde CHP bölünmüş, parçalanmış ve birbirine kırılmış bir halde olmamalı. Uzlaşarak bir değişimin gerçekleşmesi düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Özgür Bey de aday olursa genel başkanla çatışarak aday olmaz. Desteğini arzu eder. Yaptığı açıklamalarından da bu anlaşılıyor. Ona saygılı bir çerçevede süreci götürür. Sert bir süreç götürmez” değerlendirmesini yapıyor.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun yaptığı “bayrak değişimi” ve “Değişime el veririm” açıklamalarına gönderme yapan parti içi isimler, “Kılıçdaroğlu’nun el verebileceği ismin Özel olabileceğini” söylüyor.

Kaynaklar İmamoğlu için ise “Delege siyasi yasak riskinden çekinecektir. Ayrıca kimse İstanbul’da belediye başkanlığının bırakılmasını istemiyor” yorumunu yapıyor.

“‘İlla ben Genel Başkan olayım’ diye bir hırsı yok”

Öte yandan Gazeteci Kübra Par, Özel ile CHP Genel Başkanlığı’na adaylığına ilişkin konuştuğunu belirtti. Özel’in açıklamasına ilişkin izlenimlerini de aktaran Par, “İlla ben Genel Başkan olayım” diye bir hırsı yok. Ancak seçimden ve yarıştan da kaçmıyor” dedi. Par’ın izlenimleri şöyle:

“Benim edindiğim izlenim; Özgür Özel adaylık açıklamasını salt Kılıçdaroğlu’na bayrak açmak için yapmış değil. Fakat bu bir danışıklı dövüş de değil. ‘İlla ben Genel Başkan olayım’ diye bir hırsı yok. Ancak seçimden ve yarıştan da kaçmıyor. Kılıçdaroğlu’nun daha fazla yıpranmadan, bir abi formülüyle bu sürece öncülük etmesinin, parti içi uzlaşıyla yeni bir genel başkan belirlenmesinin daha doğru olacağına inanıyor.

Zaten Özgür Özel CHP Grup Başkanı sıfatıyla hali hazırda Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile yakın olarak çalışıyor. Hatta yarın Meclis’te CHP’nin kapalı grup toplantısını yönetecek. Bu CHP tarihinde bir ilk çünkü Özgür Özel CHP’nin Genel Başkan olmayan ilk Grup Başkanı.

Bir başka ifadeyle, CHP Grup Başkanı’nın Genel Başkan olmadığı bir dönem hiç olmadı. Ayrıca çok partili dönemde CHP Genel Başkanı’nın milletvekili olmadığı bir dönem de olmamıştı. Kapalı grubun ardından Kemal Kılıçdaroğlu Açık Grup Toplantısı’nda konuşacak. Bakalım değişim taleplerine ilişkin bir yorum yapacak mı…”

Paylaşın

İYİ Parti’de Peş Peşe İstifalar: Para Ve Menfaate…

Partisinden istifa eden İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali, “İddiamızdan vurulduk, milletimizin ümitlerini suya düşürdük” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük.”

İYİ Parti 27. Dönem İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve İYİ Parti’nin kurucularından 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ahat Andican’ın ardından İYİ Parti’de üst düzey bir isim daha istifa etti.

İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali partisinden istifa etti.

Küçükali, sosyal hesabından yaptığı açıklamada, “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük” ifadelerini kullandı.

Küçükali, istifa açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Sadakatin yerine liyakati, dar ekipçilik yerine toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı, seçmenin bir kısmı yerine milletin tümüne hizmet etmeyi kendimize yol olarak belirlemiştik.

Ülkemizin kuruluş ilkelerine bağlı, milli ülkülerden taviz vermeyen, yüzyılların birikimi demokratik değerlere bağlı, kalkınmacı, toplumcu değerler bütünü çerçevesinde büyük Türkiye idealine tereddütsüz bir yürüyüşe çıkmıştık.

Geride kalan iki genel seçim, bir yerel seçim ve kongreler sürecinde üzülerek günü kurtarmaya yönelik hamlelerin iddialarımızı akamete uğrattığını gördük.”

Andican ve Çıray

Dün partisinden istifa eden İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahat Andican, “Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkanı kalmamış durumdadır” demişti.

Ahat Andican, “‘Partisiz muhalefet’ saflarına katılmış bulunuyorum. Bugünden sonra sade bir vatandaş olarak bulabildiğim her mecrada yukarıda tanımladığım zihniyete karşı mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray da, geçen hafta partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. Çıray, “Kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Yunanistan’a Mesaj: Ege Denizi Barış Denizi Olsun

KKTC’de konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirterek, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan sözlerini, “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin” şeklinde sürdürdü.

Recep Tayyip Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk resmi yurt dışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ortak basın toplantısı düzenledi.

Görüşmede Kıbrıs meselesini ele aldıklarını ve Doğu Akdeniz’e ilişkin güncel durumu değerlendirdiklerini ifade eden Erdoğan, Kıbrıs meselesinde Türk tarafının her zaman yapıcı ve sonuç odaklı bir tutumu benimsediğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ada’nın kadim ve asli unsuru özellikle Kıbrıs Türklerinin haklı talepleri açık ve nettir. Kıbrıs Türkü, asla azınlık olmamıştır olmayacaktır” diye konuştu.

“Kıbrıs Türklerinin gayretlerine rağmen yarım asırdan fazla bir sürenin Rum tarafının uzlaşmaz ve maksimalist yaklaşımları nedeniyle heba edildiğini” belirten Erdoğan, “Kimsenin bir 50 sene daha kaybetmeye tahammülü yoktur. Kıbrıs Türklerinin müktesep hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi bizler için olmazsa olmazdır.

Müzakere masasına geri dönülecekse bunun yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasından geçmektedir. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın Cenevre’deki son gayri resmi toplantıda ortaya koyduğu, bizim de desteklediğimiz gerçekçi ve sonuç odaklı vizyon esasen bundan ibarettir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin de garantör ülke olarak her zaman diyalogdan yana olduğunun altını çizen Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarlarını savunmaya devam edeceklerini de vurguladı.

Cumhurbaşkanı, “Anlamsız silahlanma faaliyetlerine girişenler, bu teşebbüslerin getireceği riskleri iyice hesaplamalıdır. Adadaki kardeşlerimizin huzur ve güvenliği, bizim huzur ve güvenliğimiz demektir” diye konuştu.

Erdoğan, Yunanistan’la ikili ilişkilere ilişkin de olumlu mesajlar verdi. Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin.”

Paylaşın

CHP’li Faik Öztrak: Kongreler Sürecimiz Kurultay’la Taçlanacak

MYK toplantısının ardından gündeme dair açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası gündemine dair açıklamalarda bulundu. Öztrak, açıklamasında şunları söyledi:

“Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Hafta sonu önemli kayıplarımız oldu. Irak’ın kuzeyinde, hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki Mehmetçiğimiz, Piyade Uzman Çavuş Cem Ahmet Kaya ve Piyade Uzman Çavuş Halil Şahin’in şehadet haberleriyle yüreklerimiz dağlandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Yine hafta sonunda, Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin Ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada beş emekçimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz. Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Ama bakıldığında bu, MKE fabrikalarında yaşanan ilk patlama, ilk can kaybı değil.

Patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var. Hükümetin verdiği modernizasyon sözünün tam anlamıyla tutulmadığına, patlama yerinde görev yapan personelin de yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var. Bir Grup Başkanvekilimiz, bir Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler, bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler. Bu elim olayla ilgili araştırma ve soruşturma süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Yine bu hafta sonu, Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden, dünyaca ünlü keman sanatçısı, Sayın Suna Kan’ı da yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

“Cari açık 58 milyar dolar”

Siyasetimizin unutulmaz isimlerinden rahmetli Osman Bölükbaşı “Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı. Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi. Sarayın kibir hastalığıyla malul başı, kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı. Hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı. Paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı. Bugün yine Ödemeler Dengesi verileri açıklandı. Cari açık 58 milyar doları bulmuş. Bu yıllık olarak son 11 yılın en yüksek cari açığı. Yine dört aylık cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 30 milyar dolara ulaşmış.

Daha da vahimi bu açığın 22 milyar 445 milyon doları Merkez Bankasının döviz rezervleri satılarak kapatılmış. İşte Saray’ın sözde Türkiye Modeli’nin “Cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası bir kere daha iflas etmiş. Saray son dönemde işlerin çığırından çıktığını gördükçe, bir yandan, ihracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı. Merkez Bankası’nın rezervlerini Banka’nın arka kapısından sattı. Diğer yandan, “Liralaşma” diyerek, hem döviz rezervlerini kuruttu, hem de ekonomiyi dolara endeksledi. Ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı ve ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.

“Toplumun temelini altüst etmek için, ulusal parayı yoldan çıkartmaktan daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor, ünlü ekonomist Keynes. Bu Hükümet de tam olarak bunu yaptı. Saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana, yediği hurmaların faturası, seçimden sonra önüne geldi. Ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği Erdoğan, çareyi geçmişte görevden aldığı, bir de üstüne Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, Mehmet Şimşek’i yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirmekte buldu.

Onun ilk işi ise, Sarayın Kibirlisinin seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını akıl dışı ilan etmek oldu. Ama Erdoğan, oyun içinde ikide birde kural değiştirerek, saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek, ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki, şimdi yeni atadığı Hazine ve Maliye Bakanı, Saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye geri dönsün diye, Türkçe yerine, İngilizce sosyal medya mesajlarıyla yabancı yatırımcılara garanti vermek zorunda kaldı. Bir başka ifadeyle Müslüman mahallesinde salyangoz satmak zorunda kaldı.

Piyasalar önce, “Erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü. Seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen, Kredi Temerrüt Risk primi bir miktar düştü. Merkez Bankası’nın rezervleri eksideyken, hala döviz sattığı, seçimden önce Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını, Erdoğan’ın vesayetine teslim eden, eski Merkez Bankası Başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de, BDDK Başkanı olarak yer aldığı görülünce, Türkiye’nin risk primleri yeniden yükseldi 500 baz puanın üzerine çıktı. Döviz piyasalarında Mayıs’tan bu yana süren, hararet düşmedi, daha da arttı.

“Ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor”

Hazine ve Maliye Bakanı sosyal medyadan, şeffaflık, tutarlılık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik sözleri veriyor. Bu sözlerin inandırıcı olabilmesi için önce Merkez Bankası’nın arka kapısından 2018 seçimlerinde satılan, 128 milyar doların, ardından bu seçimlere kadar da bir o kadar daha satılan döviz rezervlerinin, kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının, ortaya konması mutlaka gerekiyor. Sır gibi saklanan “Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında, Merkez Bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin, bu uygulamanın Bankaya ne kadara mal olduğunun, bu çerçevede ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor.

“Hesap verebilirlik” deniyorsa, Banka’nın zarardaki bilançosunun, muhasebe kuralları değiştirilerek, bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin ve bu yapılan uygulamaların uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına ne kadar uygun olup olmadığının açıklanması gerekiyor. Yine bu suretle elde edilen kârların, Hazine yerine AFAD’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların, nasıl kullanıldığının bu millete anlatılması gerekiyor. Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı ihracat bedellerinin tutarlarının, Banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının, bundan yararlanan şirketlerinde mutlaka açıklanması gerekiyor.

Yine son dönemde, Rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını, Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren, BOTAŞ’ın güncel bilançosunun biran önce kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Son olarak da, TÜİK’in TÜFE, büyüme ve işsizlik verileri konusunda güvenilirliğini yeniden kazanması için gerekli geriye dönük teknik araştırmanın başlatıldığının da kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Bunlar olmadan, İngilizce sosyal medya mesajlarında kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye ne kadar paralasanız boş… Hepsi lafı güzaf…

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı, “Aman ha, benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek, Saraydaki çakma ekonomistin, bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı önlem almaya çalışsa da durum ortada… Şu an Saray yönetimindeki görüntü tam bir didişme, tam bir yönetim zafiyeti… Bakan güven sağlamak için yurt dışından, Merkez Bankası’nın başına ithal başkan getiriyor.

Saray da, yeni Bakana direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için sözünden çıkmayan mevcut bakanın görevden aldığı eski Merkez Bankası Başkanını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun başına getiriyor. Erdoğan, bu atamayla Bakanına ve çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanına, “Arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı, ancak ve ancak benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor. “Bağımsızlık dediysek, o kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajını veriyor.

Daha önce devlet yönetiminde, birçok istikrar programının yapılmasında ve yönetiminde yer almış, ülkenin en büyük krizlerinden birinde, ekonomiyi yeniden toparlamak için, Hazine Müsteşarlığı görevine atanmış bir kişi olarak söylüyorum. Saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça, güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça ve Erdoğan’ın da ekonomi yönetimine müdahaleleri devam ettikçe, ekonomide yeniden güven sağlamanın, milletimize maliyeti her gün biraz daha artacaktır.

İşlerin dengeye gelebilmesi için daha sıkı bir para politikası, yani daha yüksek faiz, daha değersiz Türk lirası gerekecektir. İşlerin dengelenebilmesi için yine daha sıkı bir maliye politikası, yani daha düşük memur maaşı, daha düşük emekli, dul, yetim aylığı, daha düşük yatırım, daha yüksek vergiler gerekecektir. Bunun sonucunda da, daha fazla durgunluk, daha fazla işsizlik olacaktır. Ve ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse korkarım bu yönetim ekonomiyi, IMF kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.

“Rasyonel mi olsun, irrasyonel mi olsun, Mehmet gelsin, Hafize gelsin, Şahap da şurada onları kontrol etsin” derken, Saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide, paramızın pul olması, dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değeri eriyor. 1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı. Oysa 14 Mayıs’tan önce yani seçimin ilk turundan önce 1 dolar 19 lira 58 kuruştu. Seçimin ilk turundan bu yana geçen bir ayda, bir dolar almak için artık 4 lira 7 kuruş daha fazla ödemek zorundayız.

Döviz bitti. TL pul oldu, olmaya da devam ediyor. Tabi zam yağmurları da hızlanıyor. 1 kiloluk Tiryaki çayının fiyatı seçimden önce 96 liraydı, şimdi 138 liraya çıktı. Kahveciler isyan ediyor, vatandaş isyan ediyor. Benzinin litresine 2 lira 70 kuruş, mazotun litresine 1 lira 40 kuruş, LPG’ye de 68 kuruş zam geldi. Sigaraya zam, alkollü içeceklere zam, ithal ürünlerin tamamına zam… Ekmeğin fiyatının fırınlara un desteğinin bitmesiyle 6 liradan 10 liraya çıkacağı konuşuluyor. Makarnadan her türlü unlu mamule ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor. Evet fiyat artıyor, ekmeğin fiyatı artıyor da bunun buğday üreticisi çiftçiye bir faydası var mı? Ne gezer?

Seçimden önce biz, “Buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” derken bir maliyet hesabı yapıyorduk. Seçim bitti, Saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı. Geçen yıla göre artış sadece yüzde 24. Bu çiftçinin maliyetlerini karşılamaya yetmiyor. Diyarbakırlı buğday üreticisi tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken “Bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor. Bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek? Gelecek yıl tarlasını nasıl ekecek? Bu zamlarla bu millet nasıl çay içecek? Nasıl işine gidecek? Çoluğuna çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek? Evine nasıl ekmek götürecek? Paramız pul olmaya devam ettikçe, her şeye zam geliyor iğneden ipliğe. Milletimizin cüzdanını, milletimizin tenceresini zamlar boşaltıyor.

“Erasmus’un dediği gibi ‘İnsanların hiç yaşamadan öldüğü’ bir yere çevirdi”

İnsanlar evinin kirasını ödeyip öyle ya da böyle karnının gurultusunu kesebiliyorsa, kendini yaşadım sanıyor. Artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın bir araba alabilmeyi hayal etmesi çok zor. Ev almak ise artık hayallere bile girmiyor. Ev almayı geçtik, kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile artık çok zor. Bakınız, son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası Tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya çıkmış. İstanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya çıkmış.

Ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya, Diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya çıkmış. Samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya, Sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırlamış. Yaşamak sabah işe gidip, akşamın geç saatinde eve dönmek, evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değildir. Bu yaşamak değildir. Bu ülkeyi yöneten hükümet dünyanın en verimli topraklarına sahip, jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle kendi vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla refah sağlayabilecek bu ülkeyi, Erasmus’un dediği gibi “İnsanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.

Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor. Asgari ücret, 10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında. Önceki dönemin Çalışma Bakanı, Mayıs ayı başında, “500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti. Ama 500 dolarlık asgari ücret bile açlık sınırının zar zor üstüne çıkıyor.

İŞKUR’un açıkladığı kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra yeniden yükselmeye başladı ve Mayıs’ta 63 bin kişi arttı. TÜİK’in Nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı. Gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi artmış. Ve 23 ay sonra ilk defa Türkiye’de işsiz sayısı yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıkmış. Bu, dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla. Ve ben buradan söylüyorum, önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da, uygulanmasa da işsiz sayıları hızla artacaktır. Nitekim sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor. Son 6 ayın 4’ünde sanayi üretimi gerilemiş. Yine Nisan ayı verilerine göre, sanayi üretimi yüzde 1,2 düşmüş.

Ama paramızın değer yitirmesinin, milletimizin sırtına bindirdiği yük, bunlarla da sınırlı değil. Seçimin başından bu yana paramızın değer kaybetmesi sonucunda Türkiye’nin dış borçlarının Türk Lirası karşılığı da olağanüstü seviyelere taşındı. Türkiye’nin, net dış borcu 235 milyar dolar. Seçimin başından bu yana Türk Lirası’nın değer kaybı, Türkiye’nin Net Dış Borcunun Türk Lirası karşılığını tam 957 milyar TL artırmış. Hazine son dönemde yurt içinden de dövizle borçlandı. Hatırlayacaksınız “İlk günahı” işledi.

Bugün Hazine’nin iç borcunun dörtte biri yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden. Paranın değer kaybetmesi sonucunda, buradan da hazinenin üzerine yani milletimizin üzerine 116 milyar liralık bir kur farkı yükü geliyor. Bir de Kur Korumalı Mevduatlar var… Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre 2 Haziran 2023 itibariyle, Kur Korumalı Mevduatta biriken para toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira. Yani 2 Haziran’daki kurla 121 milyar dolar. Seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle, buradan da 500 milyar liralık bir yük geliyor. Bunun üçte birlik kısmını, bankaların faiz olarak ödeyeceğini varsayarsak, Hazine ve Merkez Bankası’na, yani yine milletin sırtına binecek yük, 300-350 milyar TL arasında olacak.

Bir de, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarlanan, Kamu Özel İşbirliği Projeleri var. Bu projeler yüzünden milletimizin, geçmediği yollar, köprüler, uçmadığı hava alanları için, 2023-2025 döneminde bütçeden 15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş. Bu durgunluk devam ederse bu çok daha yüksek noktalara çıkar. Seçimden bu yana TL’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelecek ek yük de, 63 milyar TL. Şimdi tüm bu kalemleri topladığımızda, seçimin ilk turundan bu yana, paramızın değer kaybetmesi sonucunda, devletin yükümlülükleri nedeniyle, milletimizin sırtına yüklenen fatura, 1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.

Önümüzdeki günlerde TL’nin değer kaybını yavaşlatmak için, ister istemez Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kalacak. Burada da bir sorun var. Buradan da devletin hazinenin bir yük gelecek. Çünkü bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar bankacılık sisteminde, sistemik bir zafiyete neden olmaması için hazine tarafından daha yüksek faizli kâğıtlarla değiştirilmesi gerekecek. Söylediğim gibi buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek. Tabi bunlar bu hesaba dahil değil.

Şimdi bu “1 trilyon 400 milyar liralık fatura” ağzımızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da, bu parayla neler yapılabileceklere baktığımızda işin vahameti daha iyi anlaşılıyor. Neleri kaybettiğimizi, hangi imkanları yitirdiğimizi görüyoruz. Döviz kurlarındaki son bir aylık artışın milletimizin sırtına yüklediği bu faturayla 3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu, üstüne 3 tane Atatürk Barajı, üstüne 3 tane Avrasya Tüneli, onun da üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet, 3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. Bütün bunları yaptıktan sonra da elimizde 4 milyar dolar para kalırdı. İşte “Faiz sebep, enflasyon sonuç, Türkiye ekonomi modeli, liralaşma” safsatalarıyla, ekonomiyi harap eden, ekonomiyi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin verdiği zararın boyutu bu.

Şunu hiç unutmamak gerekir: “Güven ruh gibidir, bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.” Doğru program, doğru kadro ve buna güç veren siyasi irade, güven veren politikaların üçlü sacayağıdır. Bunlardan biri bile olmazsa o yapı milletin üzerine yıkılır. Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal Merkez Bankası Başkanı getirmek, yine millet ittifakının Ortak Politikalar Mutabakat Metninden, kes-yapıştır yapmak bu yönetimi güvenilir hale getirmez. Ekonomideki oyuncular artık “Huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar.

Erdoğan’ın yegâne amacının, Londra ve New York’taki sıcak paracıları Türkiye’ye getirmek, Mart 2024’teki yerel seçimlere kadar döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar. Erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi? İstikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı? Yoksa yine, sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu, Yeni Bakan’ın üstüne atacak mı? Kendi de “Allah affetsin, millet affetsin” deyip masadan kalkacak mı? Bütün bunların sonucunda da ülkeyi IMF kapısına düşürecek mi?

Görünen o ki Erdoğan ekonomide, oyun alanı kalmadığının hala farkında değil. Piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor. Ülkede her iki seçmenden birinin kendisine karşı olduğunu da fark etmiyor. Genel Başkanımız, bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı. Bunu yaparken de hiçbir zaman vatandaşımızı suçlamadı. Kendimizi eleştirdi. Ama Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye bakılırsa, Saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor. İşini yapacağına, seçimde attığı iftiralardan, yaptırdığı sahte videolardan, milletin vergileriyle çalışanlarına maaş veren TRT’yi Saray’ın borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor. Hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye, bu ülkenin en köklü partisine hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.

Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.

Soru-Cevap bölümü

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ardından CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’de değişim sinyali vermişti. Hatta Genel Başkanlıkta dahil üzerime düşen sorumluluğu yapmaya hazırım dedi. Sizin değişim talepleri ve iki ismin adaylık çıkışıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olur?

Biraz önce izah etmeye çalıştım. CHP’de değişimin nasıl gerçekleşeceği bellidir. Yani bu partinin 100 yıllık geçmişine, güçlü kurumsal yapısına ve meri mevzuata göre bu süreç gerçekleşir. Genel Başkanımız kendi iradesi dahilinde gerçekleştireceği değişimi yapmış MYK’sını değiştirmiştir. Yeni MYK da ilk toplantısında kongre takvimini başlatarak örgütlerde değişimin önünü açmıştır. Bundan sonraki süreci üyeler, ilçe, il ve kurultay delegeleri belirleyecektir. Kurultay iradesinin en sağlıklı biçimde oluşması için de, herkes elinden geleni yapmalıdır, yapacaktır.

Faik Bey, belki biz anlamakta güçlük çekiyoruz ama Kurultay süreci başlatılmış olsa da değişim süreci anlamında bugünkü MYK’da mesela konuştunuz mu Özgür Özel’in çıkışını? Değişim süreci anlamında Kemal Kılıçdaroğlu bir geçiş süreci öngörüyor mu? Liderliği, MYK yönetimi ve Parti Meclisi’nin değişimi açısından. Bu kurultayı yerel seçimler öncesinde yapacak mısınız? Yoksa ertelemeyi mi öngörüyorsunuz?

Şimdi tabi estağfurullah anlamadığınız konusunda en ufak bir düşüncem yok. Hatta zaman zaman sorularınızla da bakıyorum durumun yorumunu da yapıyorsunuz. Ama benim söyleyeceklerim şu Yıldız Hanım. Yani biraz önce izah ettim CHP’de değişimin nasıl işlediğini ve tabi ki MYK’mızla da bu konuları tartışıyoruz.

Şimdi yerel seçimlere doğru gittiğimiz süreçte özellikle iktidar cephesinden yoğun bir hazırlık mesajı gelmeye başladı. Hatta sloganlar, işte olası adaylarla ilgili beklentiler ortaya çıktı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kapı kapı gezileceğini söylemiş. Peki CHP’de bu yerel seçime giden süreçte çalışmalar nasıl gidiyor? Çünkü bir kurultay takvimi var. Acaba kurultay takvimi çalışmaların birazcık daha cumhur ittifakına göre daha yavaş ilerlemesini mi sağlayacak? Yoksa kurultay süreciyle birlikte yerel seçime giden süreçte düzgün bir şekilde işleyebilecek mi?

Şimdi tabi bu kongreler takviminin başlamasıyla birlikte bir yenilenme, tazelenme sürecine de partimizde şahit olacağız. Bu, yerel yönetim seçimlerine, enerjinin bu noktaya doğru yönlendirilmesinde de önemli katkılarda bulunacak. Sizin söylediğinizin aksine enerjinin tek bir yerde kalmasına neden olmayacak. Açıkça şunu ifade edeyim. CHP olarak biz bu seçimlerde mevcut yönetimi tarihi bir yenilgiye uğratma konusunda kararlıyız. Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Onlar bir takım hazırlıklarını yaptıklarını söylüyorlar. Biz daha fazlasını yapıyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, kendilerine kırsalda az oy çıktığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kabahati kendinde aramak yerine hala seçmeni suçlaması siyasetin değil psikolojinin konusu yanıtını vermişti. Buna değerlendirmenizi rica edeceğim. Bir de asgari ücret komisyonu yarın toplanıyor. CHP’nin asgari ücretle ilgili bir teklifi var mı?

Şimdi açıkçası psikolojinin konusu olan bizim ya da Genel Başkanımızın söylemediği, yapmadığı bir şeyi söylemiş gibi göstermek. Genel Başkanımız bu bölgelerde alınan oyların daha düşük olmasını buralarda yeterli çalışma yapmamamıza bağladı. Ama şu anda bakıyorum bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkmış bizim tam tersini söylediğimizi iddia ediyor. Zaten bugüne kadar siyaseti hep böyle yaptı. Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Ama karşı tarafın da yaşadığı psikolojik sıkıntıları, özellikle Genel Başkanımızın bu seçimlerde almış olduğu 25 milyon oyun karşı tarafın üzerinde yarattığı baskıyı gayet net bir biçimde görüyoruz, izliyoruz. İşte bu desteğin üzerine biz önümüzdeki seçimleri bina etmek istiyoruz.

Asgari ücret konusuna gelince. Hatırlayacaksınız Mayıs ayında Çalışma Bakanı asgari ücretin 500 dolarlar civarında olması gerektiğini ifade etmişti. Şu anda asgari ücret görüşmeleri başladı. Bakalım bu işin nereye doğru gittiğini görelim o noktadan itibaren bizde asgari ücretle ilgili beklentilerimizi açıklamaya başlayacağız.

Paylaşın

YSP’li Beştaş’tan İstanbul, Ankara Ve İzmir Açıklaması: Aday Çıkarabiliriz

2024 yılında yapılacak yerel seçimlere ilişkin açıklama yapan YSP’li Meral Danış Beştaş, HDP’nin üç büyükşehirde (Ankara, İzmir ve İstanbul) aday çıkarabileceğini söyledi.

Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile bir araya gelmemesine yönelik eleştiride bulunan Beştaş, “Masada olmamamıza rağmen Kılıçdaroğlu‘na oy verelim dedik. Ancak yüzde 1’lik partilere bakanlık verirken, partimize karşı uzak durdu.

Bu durum halkımızda ciddi tepkiye yol açtı. Vatandaş bizi eleştiriyor. Kürt illerinde Kılıçdaroğlu rekor oy aldı. Biz olmasak Kılıçdaroğlu bölge illerinde o şekilde karşılanır mıydı? Bunlara karşı bir hakkı teslim etmek lazım” dedi.

TİP hakkında da konuşan Beştaş, “Aynı eleştiriyi TİP’e de yöneltiyoruz. Erkan Baş ‘Biz Kürtlerlerle yan yana durmazsak daha fazla oy alırdık’ diyor. Bir nevi Kürtlere veba muamelesi yapılıyor.

Bu tavrı doğru bulmuyoruz. Şu an Emek ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinin toplantıları sürüyor. Toplantı sonrası herkes kendi partisi açısından değerlendirmelerini yapacak” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti (YSP) Erzurum Milletvekili ve Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, seçim sürecine ve 2024 yılında yapılacak yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Halk TV’de Sansürsüz adlı programına katılan Beştaş seçim sürecinde Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile bir araya gelmemesine yönelik eleştiride bulundu.

Beştaş, “Masada olmamamıza rağmen Kılıçdaroğlu‘na oy verelim dedik. Ancak yüzde 1’lik partilere bakanlık verirken, partimize karşı uzak durdu. Bu durum halkımızda ciddi tepkiye yol açtı. Vatandaş bizi eleştiriyor. Kürt illerinde Kılıçdaroğlu rekor oy aldı. Biz olmasak Kılıçdaroğlu bölge illerinde o şekilde karşılanır mıydı? Bunlara karşı bir hakkı teslim etmek lazım” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) hakkında da konuşan Beştaş, “Aynı eleştiriyi TİP’e de yöneltiyoruz. Erkan Baş ‘Biz Kürtlerlerle yan yana durmazsak daha fazla oy alırdık’ diyor. Bir nevi Kürtlere veba muamelesi yapılıyor. Bu tavrı doğru bulmuyoruz. Şu an Emek ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinin toplantıları sürüyor. Toplantı sonrası herkes kendi partisi açısından değerlendirmelerini yapacak” ifadelerini kullandı.

“Aday çıkarabiliriz”

Beştaş, HDP’nin üç büyükşehirde (Ankara, İzmir ve İstanbul) aday çıkarıp çıkarmayacağı sorusuna da şu yanıtı verdi: Tabii ki çıkarabilir. Bu en doğal hakkımız. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmadığımız için muazzam bir eleştiri var.

Paylaşın

CHP’li Özgür Özel’den Değişim Çıkışı: Cesaretli, Kararlı Ve Vefalı Olmalı

Seçimlerin ardından CHP’de hareketlilik devam ediyor… Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanı Özgür Özel, “Değişim cesaretli, kararlı ve vefalı olmalı. Kemal Kılıçdaroğlu incitilmemeli” dedi.

Özgür Özel, “Hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Hiçbir şey olmamış gibi davranırsak seçmen hepimizi siler atar. Hepimizin birbirimizle hukuku, birbirimize borcu var. Ancak en büyük borç vatana olan borç” ifadelerini kullandı.

14 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanı seçiminde adayların salt çoğunluğu alamaması nedeniyle Türkiye, yeni cumhurbaşkanını belirlemek için 28 Mayıs’ta tekrar sandık başına gitti.

Türk siyasi tarihinde ilk kez yaşanan cumhurbaşkanı seçimi ikinci turunda Cumhurbaşkanı adayları Recep Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu, 60 milyonu aşkın seçmenin oyunu almak için yarıştı.

Resmi sonuçlara göre Cumhur İttifakı adayı Erdoğan, Türkiye’nin 13. cumhurbaşkanı seçildi.

Erdoğan’ın seçimi kazanmasının ardından eleştiri oklarının bir bölümü muhalefete ve Kemal Kılıçdaroğlu’na çevrildi. Özellikle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı ‘değişim’ çağrısı, muhalefet kanadında yeni bir tartışma başlattı.

İmamoğlu, son olarak “CHP Genel Başkanlığı’na aday mısınız?” sorusuna, “Benim aday olduğum tek şey var; ülkemizde aynen İstanbul’da olduğu gibi büyük bir değişim” yanıtını vermişti.

Son değişim çağrısı da Özgür Özel’den

CHP’deki ‘değişim’ çağrıları sürerken; benzer bir çıkış da CHP Grup Başkanı Özgür Özel’den geldi.

Halk TV’den İsmail Küçükkaya’ya konuşan Özel, “Değişim cesaretli, kararlı ve vefalı olmalı. Kemal Kılıçdaroğlu incitilmemeli” dedi.

Küçükkaya’nın aktardığına göre Özel, “Hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Hiçbir şey olmamış gibi davranırsak seçmen hepimizi siler atar. Hepimizin birbirimizle hukuku, birbirimize borcu var. Ancak en büyük borç vatana olan borç” dedi.

Özel’in “Üzerime düşen sorumluluğu yapmaya hazırım” dediğini aktaran Küçükkaya, Özel ile olan diyaloğunu” ‘Genel Başkanlık da dahil mi?’ dedim, ‘Genel Başkanlık da dahil’ dedi” sözleriyle anlattı.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Depremi: ‘Partisiz Muhalefet’ Saflarına Katıldım

Partisinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyuran İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahat Andican, “Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkanı kalmamış durumdadır” dedi.

Haber Merkezi / Ahat Andican, “‘Partisiz muhalefet’ saflarına katılmış bulunuyorum. Bugünden sonra sade bir vatandaş olarak bulabildiğim her mecrada yukarıda tanımladığım zihniyete karşı mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullandı.

Seçimlerin ardından İYİ Parti’de yaşanan hareketlilik devam ediyor… İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray’ın ardından; İYİ Parti’nin kurucularından ve İstanbul Milletvekili Ahat Andican da partisinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

İYİ Parti’ye gerektiği şekilde hizmet ettiğine inandığını, bu konudaki takdirin millette olduğunu ifade eden Andican, “Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkanı kalmamış durumdadır” dedi.

Sosyal medyadan yaptığı açıklamada iktidarı da eleştiren Andican, “Oy için devletin tüm kurum ve kaynaklarını insafsızca kullanmaktan, din suistimali yapmaktan, vatandaşlık satmaktan, cumhuriyet düşmanlarını meclise taşımaktan, yalan sloganlar ve montaj videolarla halkı aldatmaktan çekinmeyen bu zihniyet küçük bir farkla da olsa seçimleri kazanmıştır ve iktidarını sürdürmektedir. Dolayısıyla mücadele devam etmelidir” ifadelerini kullandı.

“Partisiz Muhalefet” saflarına katıldığını belirten Andican, “Bugünden sonra sade bir vatandaş olarak bulabildiğim her mecrada yukarıda tanımladığım zihniyete karşı mücadeleyi sürdüreceğim” dedi.

İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray da, geçen hafta partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. Çıray, “Kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Abdul Ahat Andican kimdir?

Özbekistanlı göçmen bir ailenin çocuğu olarak 1951 yılında Afganistan’ın Kunduz şehrinde dünyaya geldi. Babasının adı Hacı Yoldaş, annesinin adı Bibi Hacire’dir. Ailesiyle birlikte 1953 yılında Türkiye’ye göç etti ve ailesi Akşehir’e yerleşti.

İlk ve orta öğrenimini Akşehir’de tamamladıktan sonra 1968 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girdi ve 1974 yılında doktor oldu. Askerlik görevini bitirdikten sonra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’na asistan olarak girdi. 1980 yılında Genel Cerrahi Uzmanı, 1984 yılında Doçent ve 1991 yılında profesör olarak akademik kariyerini sürdürdü.

Aynı Fakültede Genel Cerrahi Uzmanlığı yaptı. 1984 yılında Ahat Andican ve arkadaşlarının çalışmalarıyla ile 12 Eylül darbesi sonrasında kapatılan Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Yardım Derneği yeniden kuruldu, dernek başkanlığına Ahat Andican seçildi. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanlığı ve Öğretim Üyeliği yaptı. 2003-2016 yılları arasında Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliği yaptı.

20. ve 21. dönemde Anavatan Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 55. Hükûmet’te Devlet Bakanlığı ve Hükûmet Sözcülüğü yaptı. Haziran 2015 Türkiye genel seçimlerinde MHP’den İstanbul 2. bölge milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. İYİ Parti’ye katıldı. 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan genel seçimlerde İstanbul milletvekili seçildi.

8 Temmuz 2018 tarihinde TBMM İYİ Parti Grup Başkanı seçildi ve 8 Kasım 2018 tarihinde grup başkanlığı görevinden istifa etti. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde İYİ Parti’den İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye girdi. İstanbul Başakşehir’de adını taşıyan bir ortaokul bulunmaktadır. Abdul Ahat Andican, evli ve 2 çocuk babasıdır.

Paylaşın

“Erdoğan, 2 Hamle İle AK Parti’de Çok Ciddi Tasfiye Yaptı” İddiası

Gazeteci Sedat Bozkurt; Süleyman Soylu, Hulusi Akar ve Binali Yıldırım’ın, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tasfiye edildiğini öne sürdü:

Hakan Fidan ve İbrahim Kalın ile ABD’ye önemli mesaj verildiğini iddia eden Bozkurt, “Erdoğan deneme yanılma yöntemiyle bir kez daha kendisine diplomatik hat belirledi. Atandığı bakanlarla batıya yönelme niyetini ortaya koyuyor. Sadece Şimşek ile batının finans çevrelerine mesaj yok, Fidan ve İbrahim Kalın ile bizzat ABD’ye çok çok önemli mesaj var ve bu alınmış gözüküyor.” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Sedat Bozkurt’un Kısa Dalga’da yayımlanan “Erdoğan’ın ‘İnce’ siyaseti” başlıklı yazısında öne çıkanlar şöyle:

“Tartışma hep özneleri yeni bakan olan isimler üzerinden yürüdü. Ama bu yeni kurgunun bir de arka planı bulunduğunu unutmayın. Erdoğan 2 hamle ile partisinde çok ciddi bir tasfiye yaptı. Bunu çok ince yaptığını söylemek lazım. Aralarında sıkıntı olduğu bilinen Süleyman Soylu ile Hulusi Akar’ı bakanlıktan uzaklaştırmak için bakanların ikisi hariç hepsini TBMM’ye taşıdı ve orada bıraktı. Turizm ve sağlık bakanlarına da aday olmayacakları, siyaseti bırakmayı düşündüklerine ilişkin açıklama bizzat Erdoğan tarafından yaptırıldı. Çünkü onlarla çalışmak istiyordu. Mevlüt Çavuşoğlu ile de çalışmak istiyordu ama bu nedenle istisna yaratmamalıydı. Hakan Fidan’a da makam bulması lazımdı. Muhtemelen Çavuşoğlu Antalya’dan belediye başkan adayı olacak.

Bu yönteme muhatap olan Soylu da Akar da hayli kızgın. Akar’ın bu kızgın hali devir teslim töreninde de görüntülere yansıdı. Akar kızgınlığını tepki haline getirecek ve TBMM’de hiçbir görevi kabul etmeyecek. TBMM çalışmalarına da çok katılmayı, grup toplantılarına bile gelmeyi düşünmüyor. Çünkü meseleyi anladı, bu tasfiyeydi. Soylu politik profili daha yüksek bir isim. Daha politik davranacaktır. TBMM’de olmasa bile belediye başkan adaylığı beklentisi muhtemelen vardır. Gösterilir mi? Bu biraz muallak ve ihtiyaca bağlı Erdoğan siyasetinin bu gibi kararları.

Hakan Fidan bakan oldu. Başbakan olduğu zaman 15 Temmuz’da yaşadığı sıkıntı nedeniyle onu MİT Müsteşarlığı görevinden almak isteyen Binali Yıldırım parti tüzüğündeki 3 dönem kuralı, kendisinin yoğun talebine karşın esnetilmedi ve aday gösterilmedi, cumhurbaşkanlığı yardımcılığı görevine de getirilmedi beklentisi olmasına karşın. Buna çok bozuldu. Politik hamleleri anlayacak deneyime sahip olduğu için uzun zamandır uygulamada olan tasfiyenin yeni bir aşamasında olduğunu hemen anladı. Onunla birlikte pek çok önemli isim de tasfiye planının içindeydi.

Ortalıkta gözükmediği için tartışmaların merkezinde olan Berat Albayrak da damatlık hukuka karşın tasfiye edilenler listesinde. Önceki bakanlardan Mehmet Muş, Nurettin Nebati ve Fatih Sönmez Albayrak kontenjanından bakandı. Şimdi Albayrak kontenjanından bakan koltuğuna oturan hiç kimse yok. Enerji bakanlığı için Albayrak tarafından bir talep iletildiği ama kabul edilmediğine ilişkin bir bilgi de ortalıkta dolaşıyor. Ve ekonominin direksiyonunda bir dönem yanına Erdoğan’ı da alarak mücadele ederek tasfiye ettiği anlayışın en katı savunucusu oturuyor. Ve şimdi Erdoğan onun yanında.

‘Fidan ve Kalın ile bizzat ABD’ye çok çok önemli mesaj var’

Erdoğan deneme yanılma yöntemiyle bir kez daha kendisine diplomatik hat belirledi. Atandığı bakanlarla batıya yönelme niyetini ortaya koyuyor. Sadece Şimşek ile batının finans çevrelerine mesaj yok, Fidan ve İbrahim Kalın ile bizzat ABD’ye çok çok önemli mesaj var ve bu alınmış gözüküyor.

Seçimler döneminde dillerden düşmeyen ‘yükselen Türk milliyetçiliği’ söylemine karşın bakanların tamamı muhafazakâr. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’i bilmiyoruz. Ziyaret edeceği yazarlar aracılığıyla Hulusi Akar’da olduğu gibi belki bunu öğrenebiliriz.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Değişim Konusunda Fikrim Net, Kararlıyım

Haliç Su Sporları Merkezi açılışı sonrası gazetecilere açıklamalarda bulunan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Değişim konusundaki fikrimde net olarak kararlıyım” dedi.

“Asla kişilere bağlı bir düzene değil, kalıcı bir demokrasi düzeninin bu ülkede var olması için, bunun partimizde de var olması yönünde kararlıyım” diyen İmamoğlu, İstanbul’da değişim nasıl çok güzel bir sonuç verdiyse eminim ki siyasetteki bu anlamda değişim, hele muhalefette ve kendi partimden başlayan bu kıvılcımın Türkiye’ye çok iyi geleceğini çok iyi görüyorum” ifadelerini kullandı.

“CHP Genel Başkanlığı’na aday mısınız?” sorusuna ise İmamoğlu, “Benim aday olduğum tek şey var; ülkemizde aynen İstanbul’da olduğu gibi büyük bir değişim” şeklinde yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Seçimleri’nde Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adayı olarak gösterilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu Haliç Su Sporları Merkezi’nin açılışı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Değişim şarttır. Değişim usulleriyle, sisteme topuklumu katışıyla, bir takım hatalardan geri dönmekle mümkün olabilir. Onun yerine doğruları koyarak mümkün olabilir. Bunun parti içinde tatbiki tartışılması en doğrusu.

Elbette çok geniş fikirlerim var. Gereken kısmını kamuoyuyla, gerekli olan kısmını partimin yöneticileriyle, kişileriyle paylaştım, paylaşmaya da devam edeceğim. Bu değişim noktasındaki fikrimde net olarak kararlıyım.

Menzile yürüme hususunda net olarak kararlıyım. Asla kişilere bağlı bir düzenin değil, kalıcı bir demokrasi düzeninin bu ülkede var olması için, bunun partimizde de var olması yönünde kararlıyım.

Yani İstanbul’da değişim nasıl çok güzel bir sonuç verdiyse, eminim ki siyasetteki bu anlamdaki değişim, hele hele muhalefette ve kendi partimden başlayan bu kıvılcımın Türkiye’de çok iyi geleceğini şimdiden görüyorum. Bu heyecanla, bu gururla, bu ideallerle yol yürümeye kararlı bir Ekrem İmamoğlu var.

Eminim ki, Ekrem İmamoğlu gibi düşünen milyonlarca insan İstanbul’da var. On milyonlarca insan Türkiye’mizde var, yüzbinlerce insan üye partimde var. Bunu kovalayacağız ve sonuçta değişim başarasını mutlaka elde edeceğiz. Bu başarı bize yerel seçimlerde de, ondan sonraki genel seçimlerde de tahminimizin çok üstünde, çok daha güzel, çok daha kararlı, çok daha tutarlı, kalıcı başarıları getirecektir.”

Paylaşın