Gültan Kışanak: Altılı Masa Bileşenleri Seçime Asılmadı

14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik değerlendirmelerde bulunan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak, “HDP’nin Millet İttifakı’nın adayını destekleme kararı alması, seçimi birinci turda muhalefet adayının kazanma ihtimalini, imkânını yarattı. Ancak, süreç iyi yönetilemedi, Altılı Masa’nın bileşenleri seçime asılmadı” dedi ve ekledi:

“En basitinden, Erdoğan tamamen gerçek dışı bir video ile kampanya yürütürken, bunu durdurmak için dava açmak bile akıllarına gelmedi. HDP-YSP güçlü bir özeleştiri sürecine girdi, ama bu, cumhurbaşkanlığı seçiminin kaybedilmesinin sorumluluğunun Altılı Masa’da olduğu gerçeğini gölgelememeli. Oy verse de vermese de her halükârda Kürtleri sorumlu tutma yaklaşımı asla kabul edilemez.”

TİP’in ayrı liste ile seçime girmesini de eleştiren Gültan Kışanak, “Ayrı liste kararına demokratik Kürt siyaseti ile sol-sosyalist ve demokratik güçleri birbirinden ayrıştırma yaklaşımı içerdiği için karşı çıktım. Bu yaklaşım çift yönlü olumsuz etki yaratıyor. Bir kere, Kürtlerden, Kürt sorunundan uzak duran sol-sosyalist güçlerin iktidarın toplumsal zeminde yarattığı milliyetçilik dalgasına karşı durma direncini kırıyor. Kürtlerdeyse ittifak politikalarına güvensizliğe neden oluyor ve içe büzülmeyi getiriyor.

Maalesef yanlış ittifak taktikleriyle bir kez daha toplumsal zeminde ve siyasi söylemlerde bu hata tekrarlanmıştır. Kürt sorununu çözümsüz bırakan da demokrasi krizi yaratan da zaten bu milliyetçilik sarmalı ve ayrıştırma politikasıdır. Bu sarmalı kırma görevi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın öncelikli hedeflerinden biri olmalıydı. Öyle olduğunu da düşünüyorum. Ancak listelerde ayrışma bu hedefe zarar vermiştir.” iadelerini kullandı.

1+1 Express Dergisi’nden İrfan Aktan’ın sorularını yanıtlayan Kışanak, seçimlerin ardından tartışma konusu olan HDP’nin kendi adayını çıkarmamasının doğru olup olmadığı konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:

“HDP’nin 2019’da yerel seçimlerde izlediği ‘kaybettirme’ taktiği önemliydi, uyarı niteliğindeydi ve güçlü bir demokrasi ittifakı kurulabilmesi için fedakârlıktı. Fakat seçimden sonra bu taktiğin pratik politikası yapılmadı. HDP verdiği oylara sahip çıkamadı, CHP ve İYİ Parti bu oylar yokmuş gibi davrandı. Aradan geçen dört yıl boyunca, halka gidilse, sahada toplumsal uzlaşı, demokrasi ve barış temaları işlenseydi, bu seçim milliyetçilik yarışına dönüşmez, gerçek mânâda demokrasi ittifakı kurulabilirdi.

“Cumhurbaşkanlığı seçimi için HDP bir dizi demokratik ilke açıklayarak bekleme politikası izledi. Bu pasif tutum HDP’nin seçim sürecini iyi yönetememesine ve geç kalmasına neden oldu. HDP’nin üçüncü yol paradigması, cumhurbaşkanı adayını erkenden çıkarmasını, ancak demokratik uzlaşıya da açık olduğunu deklare etmesini gerektiriyordu.

“Altılı Masa bileşenleri seçime asılmadı”

“Ayrıca, şunun altını da çizmek gerekir: HDP’nin Millet İttifakı’nın adayını destekleme kararı alması, seçimi birinci turda muhalefet adayının kazanma ihtimalini, imkânını yarattı. Ancak, süreç iyi yönetilemedi, Altılı Masa’nın bileşenleri seçime asılmadı. En basitinden, Erdoğan tamamen gerçek dışı bir video ile kampanya yürütürken, bunu durdurmak için dava açmak bile akıllarına gelmedi. HDP-YSP güçlü bir özeleştiri sürecine girdi, ama bu, cumhurbaşkanlığı seçiminin kaybedilmesinin sorumluluğunun Altılı Masa’da olduğu gerçeğini gölgelememeli. Oy verse de vermese de her halükârda Kürtleri sorumlu tutma yaklaşımı asla kabul edilemez.”

“Yanlış ittifak taktikleriyle…”

TİP’in ayrı listeyle seçime girmesinin sonuçları sorulan Kışınak, şöyle dedi:

“Ayrı liste kararına demokratik Kürt siyaseti ile sol-sosyalist ve demokratik güçleri birbirinden ayrıştırma yaklaşımı içerdiği için karşı çıktım. Bu yaklaşım çift yönlü olumsuz etki yaratıyor. Bir kere, Kürtlerden, Kürt sorunundan uzak duran sol-sosyalist güçlerin iktidarın toplumsal zeminde yarattığı milliyetçilik dalgasına karşı durma direncini kırıyor. Kürtlerdeyse ittifak politikalarına güvensizliğe neden oluyor ve içe büzülmeyi getiriyor.

Maalesef yanlış ittifak taktikleriyle bir kez daha toplumsal zeminde ve siyasi söylemlerde bu hata tekrarlanmıştır. Kürt sorununu çözümsüz bırakan da demokrasi krizi yaratan da zaten bu milliyetçilik sarmalı ve ayrıştırma politikasıdır. Bu sarmalı kırma görevi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın öncelikli hedeflerinden biri olmalıydı. Öyle olduğunu da düşünüyorum. Ancak listelerde ayrışma bu hedefe zarar vermiştir.”

“Demokrasi ve barışı birlikte inşa etmeli”

Kışanak, “Yeşil Sol Parti’nin 14 Mayıs’ta elde ettiği sonuç, HDP paradigması üzerine de tartışma yarattı. Kimilerine göre, ‘Türkiyelileşme’ projesi yanlıştı. Selahattin Demirtaş ise ‘HDP paradigması hayati önemdedir, hata HDP çizgisinde değil, pratiktedir’ diyor. Sizin değerlendirmeniz ne yönde?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

“Ben de aynı kanaatteyim. Türkiye’nin demokratikleşme sorunları ile Kürt sorunu birbirinden bağımsız değil. Aksine, bunlar ancak birlikte çözülebilecek sorunlardır. Bu anlamda HDP demokrasi ve barışı birlikte inşa etmeyi hedefleyen önemli bir paradigmaya sahiptir. Birini önceleyip diğerini ötelemek her iki sorunu da çözümsüz bırakıyor.

Bu konuda pratik politikalarda eksiklikler yaşandığını düşünüyorum. HDP bir çatı partisi olarak kuruldu, ancak pratikte yaşanan yetersizlikler nedeniyle bir koalisyon partisi algısı yaratıyor. Bunun aşılması için ortak hedefe kenetlenen, parti içi demokrasinin tam işlediği güçlü bir örgütsel yapıya ihtiyaç var. Bir diğer konu da HDP ile HDK arasındaki iş ve rol bölüşümünün, koordinasyonun tam yerine oturmaması.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Mesajı: Tek Haneli Rakamlara Düşüreceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Bir süredir tüm dünya ile birlikte bizim de başımızı ağrıtan enflasyon meselesini tekrar tek haneli rakamlara düşüreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Seçim belirsizliğinin de ortadan kalkmasıyla artık bu konuda elimiz daha güçlü. Yeni ekonomi kadromuzun da birinci önceliğini bu meselenin çözümü oluşturuyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) 30. Olağan Genel Kurulu ve İhracatın Şampiyonları ödül töreninde konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları:

“Bugün aynı zamanda başarıyla temayül etmiş firmalarımızın ihracat şampiyonları olarak ödüllerini takdim ettik. Her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum. Emekleri ve fedakarlıkları için teşekkür ediyorum.

Tüm ihracatçılarımız ile gurur duyuyorum. Siz kardeşlerim ile iftihar ediyorum. Sizler milletimizin yüz akı övünç kaynağısınız.

Bugün dünyanın en ücra köşelerinde bile Türk Malı damgalı ürünlerimiz varsa bunda en büyük pay sahibi ihracatçılarımızdır. Türkiye’nin potansiyelini değerlendirip ekonomiye omuz verdiğiniz için hepinize minnettarlığımı ifade ediyorum.

Siyasi mücadelemiz boyunca ihracatçılarımızı hep yol ve dava, kader arkadaşlarım olarak gördüm. Hangi görevde olursak olalım sizlerin meseleleriyle yakından ilgilendik. Gönlümüzle birlikte kapımızı da sizlere ve temsilcilerinize açık tuttuk. İstişare ettik, gündemdeki konuları samimiyetle ele aldık. TİM bize taleplerini iletti, sıkıntılarını dile getirdi, ufuk ve yolu açacak öneriler sundu.

Gün oldu firmalarımızın birikmiş alacaklarının tahsilini gerçekleştirdik, gün oldu serbest ticaret anlaşmaları ile ticaretimizin önündeki engelleri kaldırdık. Gün oldu ülkemize yatırım çekmek için daha önce gidilmedik yerlere gittik. Uzak yakın demeden ter döktük, çalıştık. Bu yeni dönemde de hiç beklemeden adımlarımızı attık, süratle çalışmaya başladık.

Dünyada ancak birkaç ülkenin altından kalkabileceği bir felaketin altından kalkmak için kolları sıvadık. İş dünyamıza gereken her türlü desteği sağladık. İnşallah şehirlerimizi daha güvenli hale getireceğiz.

Asrın felaketini yaşamış olmamıza rağmen ihracatımız güçlü seyrini devam ettirdi. 2022 rekorlar yılı olarak kayıtlara geçti, savunma ihracatımız yüzde 37 artışla 4.3 milyar doları buldu. İhracat yapan firma sayımız yüzde 14 artarak 114 bin 561’e çıktı.

Bir süredir tüm dünya ile birlikte bizim de başımızı ağrıtan enflasyon meselesini tekrar tek haneli rakamlara düşüreceğiz. Seçim belirsizliğinin de ortadan kalkmasıyla artık bu konuda elimiz daha güçlü. Yeni ekonomi kadromuzun da birinci önceliğini bu meselenin çözümü oluşturuyor.

Dış ticarette en büyük sıkıntımız olan enerji yükünü; Karadeniz gazı, Gabar petrolü, Akkuyu Nükleer Santrali ve yenilenebilir kaynaklarla asgariye indireceğiz.

Olumsuz küresel ekonomik görünüme rağmen ihracatımızı bu yıl sonunda 265 milyar dolara, gelecek sene ise 285 milyar dolara ulaştırmak istiyoruz. 2028 senesi için de hedefimiz 400 milyar dolar ve üstünü yakalamaktır.

2028 ihracat hedeflerimiz kapsamında, ihracatımızdan yüzde 1.5 pay alan elektronik ihracatın payını yüzde 10’a çıkarmayı hedefliyoruz.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden” Örgüt” Maddesiyle İlgili İhlal Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçunun “kanunilik ilkesi bağdaşmadığı” ve “öngörülebilir olmadığına” hükmetti. AYM, bu yönde verilen bir cezayı daha bozdu.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin 7. fıkrasına göre örgüte yardım suçu; “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir” şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi, 2014’te katıldığı bir gösteri nedeniyle gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Ömer Mutlu’nun bireysel başvurusunda “terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçunun “kanunilik ilkesi bağdaşmadığı” ve “öngörülebilir olmadığına” hükmetti. İhlal kararı sonrası Mutlu’nun infazı durduruldu ve yeniden yargılanmasına karar verildi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Diyarbakır’da 2014 yılında tutuklanan Mutlu hakkında aynı yılın 1 Aralık’ta 6 ayrı suçlamayla iddianame hazırlandı. Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Mutlu’ya “toplantı ve yürüyüşlere silah ve benzeri aletler taşıyarak veya kendilerini tanınmayacak hale getirerek katılmaktan” 7 ay 15 gün, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten” 6 yıl 3 ay, “devletin egemenlik alametlerini alenen aşağılamaktan” 3 yıl 1 ay 15 gün, “örgüt propagandası yapmaktan” 1 yıl 3 ay ve “askeri yasak bölgelere girmekten” 13 yıl 9 ay hapis cezası verdi. “Askeri yasak bölgelere girmekten” verilen ceza Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi tarafından bozulurken, diğer suçlamalardan verilen cezalar onandı.

Mutlu’nun avukatı Bünyamin Şeker, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Hamit Yakut dosyasından “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçunda aldığı ve Meclis’ten düzenleme istediği pilot ihlal kararının ardından müvekkili hakkında verilen cezaya karşı AYM’ye başvurdu. Başvuruda, Mutlu’nun “toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkını” kullandığı ifade edildi.

AYM, Mutlu’yu haklı buldu. AYM, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçunun “kanunilik ilkesi bağdaşmadığı” ve “öngörülebilir olmadığına” hükmetti. AYM, Mutlu’nun ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarını ihlal edildiğine karar verdi.

Av. Şeker, ihlal kararı sonrası Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, yeniden yargılama ve infazın durdurulması talep edildi. Mahkeme, “iyi halli” olmadığı iddiasıyla 2 defa infazı yakılan Mutlu’nun ceza infazının durdurulmasına ve yeninden yargılanmasına karar verdi. Mutlu, kararın ardından tutuklu bulunduğu Şakran 4 Nolu T Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edildi. Mutlu’nun önümüzdeki günlerde yeniden yargılanması bekleniyor.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Galatasaray Meydanı’ndaki eylemin yasaklanmasının hak ihlali olduğu yönündeki kararına rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları, adalet arayışlarının 951. haftasında da gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kayıp yakınları ve insan hakları savunucularının isimleri şöyle: Hanife Yıldız, İkbal Eren Yarıcı, Maside Ocak, Hanım Tosun, Mikail Kırbayır, Ali Ocak, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, Cihan Kaplan, Hatice Onaran, Fırat Akdeniz, Nazım Dikbaş, İsmail Yücel, Hünkar Hüdai Yurtsever, Arda Yüksel, Meryem Bars.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na destek için bugünkü eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) İstanbul Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Cengiz Çiçek ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık katıldı.

Bianet’ten Evrim Kepenek’in aktardığına göre, gözaltılardan sonra, kendisi de Cumartesi İnsanı olan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, basın açıklaması düzenledi.

Açıklaması polis tarafından yarıda kesilen Buldan, şöyle dedi:

“951. haftasında Cumartesi İnsanları bir kez daha zorla ve şiddetle gözaltına alındılar. Bu meydanda adalet ve hakikat arayışını sürdüren Cumartesi İnsanları’nın bu meydana girmesini engelleyen zihniyeti kınadığımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Cumartesi İnsanları hak, adalet ve hakikatın ortaya çıkması için bir mücadele sürdürdüler. Ancak son zamanlarda yaptıkları tüm açıklamalara engel konuldu. Bu insanlar akşama kadar gözaltına tutuluyor.”

Öte yandan polis, Buldan’ın açıklamasını kayıt altına almak isteyen basın mensuplarını da alandan uzaklaştırmaya çalıştı ve şiddet uyguladı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Paylaşın

Diyanet, 4 Ayda Ödeneğin Yüzde 45’ini Harcadı

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023’ün ilk ayında 4 milyar 41 milyon TL harcayan başkanlık şubat, mart, nisan ve mayıs aylarında ise sırasıyla 3 milyar 62 milyon TL, 3 milyar 76 milyon TL, 3 milyar 178 milyon TL ve 3 milyar 90 milyon TL’lik harcamaya imza attı.

Başkanlığın, Ocak-Mayıs 2023 döneminde gerçekleştirdiği 16,4 milyar TL’lik harcama, toplam ödeneğin yüzde 45’ini oluşturdu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ocak-Mayıs 2023 dönemi harcaması belli oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın da aralarında yer aldığı genel bütçeli 41 kamu idaresinin 26’sından daha fazla para harcayan Diyanet’in beş aylık harcaması kayıtlara, 16 milyar 448 milyon 600 bin TL olarak geçti.

Birgün gazetesinden Mustafa Bildircin’in haberine göre, genel bütçeli 41 kamu idaresinin Ocak-Mayıs dönemi harcamalarına yönelik Hazine ve Maliye Bakanlığı raporu yayımlandı. Raporda, bütçeden 2023 yılı için 35 milyar 963 milyon 13 bin TL ödenek verilen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın harcaması da yer aldı.

Rapora göre, Diyanet İşleri Başkanlığı Ocak-Mayıs 2023 döneminde toplam 16 milyar 448 milyon 600 bin TL harcadı. Başkanlık, beş ayda yaptığı 16,4 milyar TL’lik harcama ile genel bütçeli 26 kamu idaresini geçti.

Başkanlığın Ocak-Mayıs döneminde harcaması itibarıyla geride bıraktığı kamu idarelerinden dikkati çekenler ve harcama tutarları ise şöyle sıralandı:

İçişleri Bakanlığı: 15 milyar 315 milyon TL

Dışişleri Bakanlığı: 5 milyar 600 milyon TL

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı: 8 milyar 523 milyon TL

Kültür ve Turizm Bakanlığı: 6 milyar 456 milyon TL

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı: 12 milyar 466 milyon TL

4 ayda ödeneğin yüzde 45’i harcandı

Ayrıca raporda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın harcamalarının aylara göre dağılımı da yer aldı. Buna göre, 2023’ün ilk ayında 4 milyar 41 milyon TL harcayan başkanlık şubat, mart, nisan ve mayıs aylarında ise sırasıyla 3 milyar 62 milyon TL, 3 milyar 76 milyon TL, 3 milyar 178 milyon TL ve 3 milyar 90 milyon TL’lik harcamaya imza attı.

Başkanlığın, Ocak-Mayıs 2023 döneminde gerçekleştirdiği 16,4 milyar TL’lik harcama, toplam ödeneğin yüzde 45’ini oluşturdu.

Paylaşın

NATO Üyeliği: Fransa’dan Türkiye ve Macaristan’a “İsveç” Çağrısı

Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gelecek ay yapılacak NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) zirvesi öncesi Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması yönünde Batılı ülkelerden mesajlar gelmeye devam ediyor. 

Son olarak, Türkiye ve Macaristan’a çağrıda bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusunu onaylamanın zamanı geldiğini belirtti. Colonna, “Artık daha fazla bekleyemeyiz.” diye konuştu.

NATO’nun kurulma temelleri ve gerekçelerini hep birlikte yeniden hatırlamak gerektiğini ifade eden Catherine Colonna, İsveç’in üyeliğinin yalnızca Baltık bölgesinin değil, Ukrayna’daki savaş sürdüğü sürece bütün Avrupa’nın güvenlik ve istikrarını güçlendireceğini kaydetti.

Colonna, adım atmanın herkesin çıkarına olduğunu vurgulayarak “Tersine, bu katılımı geciktirmek, nedenini anlamadığımız bir zorluk yaratacaktır.” dedi.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat kapsamında oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı Ankara’da yapılmıştı.

Toplantıya NATO heyeti başkanı olarak NATO Genel Sekreter Kabine Şefi Stian Jenssen, İsveç heyeti başkanı olarak İsveç Dışişleri Başkanlığı Devlet Sekreteri Büyükelçi Jan Knutsson ve Finalndiya heyeti başkanı olarak da Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovara katılmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan ziyareti dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada, 11-12 Temmuz’da Litvanya’nın Vilnius kentinde yapılacak NATO Liderler Zirvesi’nde çok farklı bir şey beklenmemesi gerektiği mesajı vermiş; “Her şeyden önce İsveç’in üzerine düşen görevi yerine getirmesi lazım” demişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’i İstanbul’da ağırladığını hatırlatan Erdoğan, ”Kendisine söylediğimiz şey şu oldu; ‘Eğer bizim İsveç’in beklentilerine illa cevap vermemizi bekliyorsanız, her şeyden önce İsveç bu terör örgütünün yaptıklarını bir defa yok etmesi lazım’. Bunları Stoltenberg’e ifade ederken, tam o esnada maalesef yine İsveç’te teröristler caddelerde gösteri yapıyorlardı. Biz bu tablo içerisinde bu işe olumlu yaklaşamayız” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğine henüz onay vermedi. Bir ülkenin NATO’ya katılabilmesi için oy birliği, yani mevcut 31 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Ankara, Stockholm’den terör örgütlerine yönelik daha sert tutum takınmasını isterken, İsveç’te yeni terörle mücadele yasasının 1 Haziran’da yürürlüğe girmesiyle son dönemde bazı adımlar atıldığı görülüyor.

Örneğin, bu ay başında İsveç’te bir Türk hakkında, PKK için para toplamak ve silahlı suç işlemek şüphesiyle suç duyurusunda bulunulduğu basına yansıdı.

Türkiye, Finlandiya’nın NATO üyeliğine ise Mart ayında onay vermişti. ABD’den İsveç’in de bir an önce NATO üyesi olması gerektiğine dair son mesaj dün Beyaz Saray’dan geldi.

Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean Pierre, İsveç’in Türkiye ile daha önce varılan mutabakat kapsamında yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve 1 Haziran’da yeni terörle mücadele yasasının yürürlüğe girdiğini vurgulamıştı.

İsveç’in katılımının NATO’yu daha da güçlendireceğinin bir kez daha altını çizen Beyaz Saray Sözcüsü, “İsveç’in bir an önce NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi ve bu konuda umutlu olduklarını söylemişti.

Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean Pierre, Türkiye’yi İsveç’in NATO üyeliği başvurusunu onaylamaya teşvik ettiklerini ve bunu geciktirmeden yapması gerektiği konusunda net olduklarını ifade etmişti.

İsveç’in güçlü, kabiliyetli bir savunma ortağı olduğunu ve NATO’nun değerlerini paylaşan bir ortak olarak İttifak’ı güçlendirerek Avrupa’nın da güvenliğine katkıda bulunacağını belirten Beyaz Saray sözcüsü, “İsveç’in en yakın zamanda ve gecikmeden NATO üyesi olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyu önünde açıkça konuşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray sözcüsü, konunun Temmuz’daki NATO Zirvesi’ne kadar çözülmeme ihtimalinin olup olmadığının sorulması üzerine, “Çözüleceği konusunda hala umutluyuz. Bir takvim veremem. Ancak ne kadar erken o kadar iyi. Gecikme olmadan. Bu konuda açık konuşmaya devam edeceğiz. Türkiye’ye bunu iletmeyi sürdüreceğiz. Ancak paylaşacağım bir takvim yok” demişti.

Paylaşın

Türkiye’den NATO’nun Savunma Planına Veto

Brüksel’de iki gün süren NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Savunma Bakanları toplantısına Ukrayna’nın yanısıra İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye vetosu ve Türkiye’nin bölgesel savunma planlarına yaptığı itiraz damgasını vurdu. Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin itiraz gerekçesinin, “Kıbrıs ile ilgili ifadeler” olduğunu söyledi.

İttifak çok uzun süre, Afganistan ve Irak’taki daha küçük çaplı savaşlar ile Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası Rusya’nın NATO için varoluşsal bir tehdit oluşturmaması nedeniyle böylesine kapsamlı savunma planlarına ihtiyaç duymamıştı.

İttifakın gündemindeki “bölgesel planlar” adı verilen binlerce sayfalık gizli askeri planlar, NATO’nun, Rusya’nın olası bir saldırısına nasıl yanıt vereceğine dair detayları içeriyor. Üst düzey bir Amerikalı yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bölgesel planlar bugün resmen onaylanmasa da, biz bu planların NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde hazır olacağını düşünüyoruz” dedi.

NATO’nun Vilnius’te yapılacak liderler zirvesine hazırlık amacıyla biraraya gelen NATO Savunma Bakanları’nın Brüksel’de iki gün süren toplantısı sona erdi. Ukrayna’ya verilecek güvenlik garantileri, Ukrayna’ya silah yardımı ve müttefiklerin boşalan silah stoklarını tedarik edecek üretim önlemlerinin yanısıra, Türkiye’nin İsveç’in İttifak’a katılmasını engelleyen vetosu ve bölgesel planlara yaptığı itiraz da toplantının önemli gelişmeleri arasında yer aldı.

Toplantıda Türkiye’yi yeni göreve gelen Savunma Bakanı Yaşar Güler temsil etti. Bakan Güler, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve ABD Savunma Bakanı Llyod Austin’in yanısıra, Fransız, İngiliz ve Yunan mevkidaşlarıyla da ikili görüşmeler düzenledi.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’ın aktardığına göre, savunma bakanları toplantıda, NATO’nun tamamına yakınının İsveç’in İttifak’a girişine onay verdiğini, mümkün olan en hızlı şekilde katılımının sağlanması gerektiğini dile getirdi. Savunma Bakanı Yaşar Güler de, toplantıda konuya ilişkin Türkiye’nin “çekincelerini” aktardı.

Genel Sekreter Jens Stoltenberg, basın toplantısında, “Geçen yıl Daimi Ortak Mekanizma’yı kurduk. Ankara’da önemli bir toplantı oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birkaç hafta önce İsveç konusunu görüştüm. Ankara’daki 4’lü toplantı bütün sorunları çözmedi ama ilerleme oldu. Bugünkü toplantıda hemen bütün üyeler İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda olumlu görüş belirtti. Türkiyeli temsilciler de İsveç’in taahhütlerini yerine getirme konusunda önemli aşama kaydettiğini dile getirdi” dedi.

Stoltenberg, İsveç’in bugün NATO’ya başvurduğu günden daha iyi bir konumda olduğuna vurgu yaparak, “İsveç’i tüm askeri ve sivil yapılarımıza davet ediyoruz. Elbette İsveç’e bir saldırı olursa NATO’nun yanıt vermemesi sözkonusu olamaz. Ben hala, İsveç’in bir an evvel katılması için çalışmaya yoğun şekilde devam edeceğim” dedi.

Austin’den Türkiye’ye İsveç çağrısı

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de, “Türkiye’yi İsveç’in NATO’ya girmesine izin vermeye” çağırdı. Yeni göreve gelen Türk mevkidaşı ile Brüksel’de kısa bir görüşme yapan Austin, “Bugünkü buluşmamız, kendisiyle tanışma amaçlıydı, savunma bakanı olarak atanmasını tebrik etmek için biraraya geldik. Elbette, onu İsveç’in katılım sürecini ilerletme ve onaylamaya teşvik etmek için her fırsatı değerlendiriyorum. Ama bu çok kısa bir toplantı ve bundan rapor edecek bir şey yok” dedi.

NATO kulislerinde, Ankara’dan gelen olumsuz sinyallere rağmen, Vilnius’ta yapılacak NATO zirvesinden önce “bir çözüm bulma olasılığının” hala bulunduğu belirtiliyor.

Savunma planlarına da Türkiye vetosu

NATO Savunma Bakanları toplantısı sırasında Türkiye’nin, bir başka konuya, “bölgesel savunma planlarına” da itiraz ettiği bilgisi geldi. İttifak’ın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana ilk kez hazırladığı geniş kapsamlı bölgesel savunma planları, Vilnius Zirvesi’nde liderlerin masasına gelecek en önemli konu başlıklarından birisi olacak.

Ancak diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Türkiye bu bölgesel planlarda “Kıbrıs’a ilişkin coğrafi konumlarla ilgili kullanılan bazı ifadelere” karşı çıktı. Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkeler tarafından da dile getirilen çekinceler nedeniyle, bölgesel planlar, Savunma Bakanları toplantısında resmen onaylanmadı. Karar liderler zirvesinde alınacak.

Reuters’ın haberine göre, Türkiye’nin NATO’daki diplomatik misyonu, gizli bir NATO belgesi üzerinde yorum yapmanın yanlış olduğunu belirterek, “müttefikler arasındaki olağan istişare ve değerlendirme sürecinin devam ettiğini” söyledi.

Basın toplantısında konuya ilişkin bir soruyu yanıtlayan Genel Sekreter Stoltenberg, “Bölgesel planlar Vilnius zirvesinin en önemli konularından birisi olacak. Bunları gözden geçirdik. Bu planlar bizim askeri kumandanlığımız ve onların ekipleri tarafından hazırlandı. Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez böyle planlar hazırlanıyor.

NATO’nun daha çok korunması beklenen özel bölgelerle, özel misyonlarla bağlantılı, özel güçlerin yerleştirilmesiyle ilgili planlar. Daha çok güç, daha çok kaynak içeren planlar. Dolayısıyla özel tartışmalar oluyor. Elbette bütün konular üzerinde tartışıyoruz. Elbette her konuda uzlaşma noktasında değiliz. Ancak son karar zirvede verilecek” dedi.

Paylaşın

Türkiye’de Ele Geçirilen Eroin Miktarı 22 Tonu Aştı

2021’de Avrupa Birliği (AB) üyelerinde ele geçirilen eroin miktarının 9 ton 500 kilogramla iki katından fazla artış gösterdiği, Türkiye’de ise 22 ton 20 kilogramla rekor bir miktarı bulduğu duyuruldu.

2021’de 27 AB ülkesinde yasa dışı uyuşturucu kullanımında aşırı doza bağlı toplam 6 bin 166 ölüm vakası kayıtlara geçerken, bu oranın 2020’ye göre günlük yaklaşık yüzde 17’lik artışa denk geldiği açıklandı.

Avrupa Uyuşturucu ve Bağımlılık Gözlem Merkezi (EMCDDA) tarafından yayımlanan 2023 tarihli uyuşturucu raporu, alarm verici veriler ortaya koydu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre, Avrupa’da eroin sorununun giderek büyüdüğüne dikkat çekilen raporda, 2021’de Avrupa Birliği (AB) üyelerinde ele geçirilen eroin miktarının 9 ton 500 kilogramla iki katından fazla artış gösterdiği, Türkiye’de ise 22 ton 20 kilogramla rekor bir miktarı bulduğu belirtildi.

En fazla ölüm Almanya’da

Lizbon merkezli kurumun raporuna göre, yasa dışı uyuşturucu madde kullanımı Avrupa’da en fazla Almanya’da can aldı. 2021 verilerine göre, ülkede uyuşturucu nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı bin 826’ya çıktı.

Bu rakamın 2020’ye göre 245 daha fazla ölüm anlamına geldiği belirtildi. Almanya’yı 774 ölümle İspanya takip ederken, üçüncü sırada 450 kişinin hayatını kaybettiği İsveç, dördüncü sırada da 417 uyuşturucu kaynaklı ölümün yaşandığı Fransa yer aldı.

Raporda metodolojik farklılıkların aşırı doza ilişkin verilerde ülkeler arası kıyaslamalarda dikkate alınması gerektiği notu düşüldü.

Rapora göre, 2021’de 27 AB ülkesinde yasa dışı uyuşturucu kullanımında aşırı doza bağlı toplam 6 bin 166 ölüm vakası kayıtlara geçti. Bu oranın 2020’ye göre günlük yaklaşık yüzde 17’lik artışa denk geldiğine dikkat çekildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’yla Görüşen İmamoğlu: Değişim Yönündeki Parametreleri Paylaştım

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Düşüncelerimi, değişim yönündeki parametreleri, neler olması noktasındaki aşamaları yine kendisiyle paylaştım” dedi ve ekledi:

“Çok makul, çok güzel, çok değerli hatta pozitif anlamda uzlaşı sonucuyla toparlanan bir buluşmayı yaptık kendileriyle. Tabii ki bunun bir zaman dilimi vardır. Benim bu sohbetten değişim ve dönüşüm adına aktarabileceğim şimdilik bu kadar.”

İmamoğlu, bu sürecin kıymetli olduğunu belirterek, “Ele alınması gereken ve kamuoyuna hissettirilmesi gereken tarafları oldukça fazladır. Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB’nin Londra’dan İstanbul’a getirdiği Fatih Sultan Mehmet’in madalyonunun, Panorama 1453 Tarih Müzesi’nde sergilenmeye başlamasına dair törende konuştu.

İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ile görüşmesine ilişkin, “Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” dedi.

İmamoğlu, bu konudaki sorular üzerine şu açıklamayı yaptı: “Elbette seçimi kaybettik. İki kere iki dört. Dolayısıyla Millet İttifakı olarak başta Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere hepimizin bunun içinde en önde tabii orada 6 parti var, onun lideri var, yöneticileri var ama aynı zamanda biz varız. Etkin belediye başkanları var.

Her birimiz şapkamızı önümüze koyacağız, oturacağız, düşüneceğiz. Ortak akılla, doğru kararlar alacağız. Bu doğru kararlar almanın içerisinde en önemli aktör, en önemli kurum Cumhuriyet Halk Partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, ittifaka liderlik ettiği gibi bugün de değişime ve dönüşüme liderlik etmek, öncü hareketleri, hamleleri yapmak zorundadır. Bunun da adresi Cumhuriyet Halk Partisi olduğuna göre o adresin ana noktası da elbette benim çok kıymetli Genel Başkanım Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur.”

“Değişim yönündeki parametreleri paylaştım”

İmamoğlu, bu bakımdan seçimin ilk gününden itibaren Kılıçdaroğlu ile telefonla yazışarak ve baş başa konuşarak defalarca sohbetleri ve paylaşımlarının olduğunu söyledi:

“Çarşamba günü yaptığımız buluşma da elbette ki yine benim kendilerine birtakım hatırlatmalarım, önerilerim ve yazılarım doğrultusundaki talebimden ötürü bir araya geldik. Düşüncelerimi, değişim yönündeki parametreleri, neler olması noktasındaki aşamaları yine kendisiyle paylaştım. Çok makul, çok güzel, çok değerli hatta pozitif anlamda uzlaşı sonucuyla toparlanan bir buluşmayı yaptık kendileriyle. Tabii ki bunun bir zaman dilimi vardır. Benim bu sohbetten değişim ve dönüşüm adına aktarabileceğim şimdilik bu kadar.”

İmamoğlu, bu sürecin kıymetli olduğunu belirterek, “Ele alınması gereken ve kamuoyuna hissettirilmesi gereken tarafları oldukça fazladır. Şu anda yapılan hamlelerin, toplum için yeterli gelmediğini biliyoruz. Bu yeterli gelmeyen ama yeterli olması için yapılması gerekenlerle ilgili tüm fikirlerimi, süreçleri kendisiyle paylaştım” dedi.

Parti içindeki meseleleri ve süreçleri bu seviyenin daha ötesinde paylaşmayı doğru bulmadığını belirten İmamoğlu, bu bahsedilen sorunların içerisinde kamuoyunun bilmesi gereken kısımların da olduğunu anlattı:

“O kısımlarla ilgili ve nasıl olması gerektiği konusunda Genel Başkanımızın, umuyorum ki bayram öncesi yapabileceği bazı aktarımlar sonrasında belki farklı bir ortam, farklı bir buluşma ya da bireysel olarak benim de kamuoyunu bilgilendireceğim tarafları olabilecektir. Şimdilik Sayın Genel Başkanımla çok saygın, çok özenli ve çok değerli buluşmalarımızı sonuçlandırdık.

Bu aşamadan sonra umuyorum ülkemizin önünü açacak, muhalefetin yeniden güçlenmesini sağlayacak, Cumhuriyet Halk Partisinin daha güçlü bir şekilde süreci tasarlayacağı, hem yerel yönetime, yerel yönetim seçimlerine, yerel seçimlere dönük en güçlü şekilde sadece İstanbul değil, Türkiye’nin her sathında en güçlü ve en iddialı şekilde girmesini sağlayacak.”

Paylaşın

Eski HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ: Kılıçdaroğlu’nu Desteklemek Yanlıştı

14 ve 28 Mayıs’ta gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, partisinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararının yanlış olduğunu söyledi.

Figeen Yüksekdağ, cezaevindeki bir kadın siyasetçiyi cumhurbaşkanı adayı olarak önerdiklerini ancak HDP’nin kararsızlığı nedeniyle başarısız olduklarını kaydetti. Yüksekdağ, partisinin hayal kırıklığı yaratan bir seçim sonucunun ardından düşünmesi gerektiğini belirtti.

Eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Birleşik Krallık merkezli Middle East Eye’a yazdığı mektupta, 14 ve 28 Mayıs’ta gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Sol.org’da yer alan habere göre, HDP’nin tutuklu siyasetçilerinin, kendisi de dahil olmak üzere kendi adaylarını çıkarmayı teklif ettiğini kaydeden Yüksekdağ, şöyle yazdı:

“Ben de dahil cezaevindeki HDP’li siyasetçiler, milletvekilliği seçimlerine tek listeyle girerek kendi adayımızı göstermeyi ve gücümüzü pekiştirmeyi savunduk. 2023 seçimleri HDP için benzersiz bir süreçti; kendi gücüne ve birikmiş tecrübesine odaklanmadığı için, Kılıçdaroğlu’nun yanlış tercihiyle sonuçlandı.”

Figen Yüksekdağ, cezaevindeki bir kadın siyasetçiyi cumhurbaşkanı adayı olarak önerdiklerini ancak HDP’nin kararsızlığı nedeniyle başarısız olduklarını kaydetti. Yüksekdağ, partisinin hayal kırıklığı yaratan bir seçim sonucunun ardından düşünmesi gerektiğini belirtti.

Figen Yüksekdağ kimdir?

Figen Yüksekdağ, çiftçilikle uğraşan bir ailenin 10 çocuğundan dokuzuncusu olarak 9 Kasım 1971 tarihinde Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Lise çağlarında sosyalist hareketle ilgilenmeye başladı ve İşçinin Yolu dergi çevresine katıldı. 18 yaşında bir sokak gösterisinde tutuklandı ve gözaltında kaldı. Sonrasında öğrenci evlerinde kaldı. 8 ay sonra İstanbul’a gelerek Özgür Gençlik grubuna katıldı.

Atılım gazetesinde birlikte çalıştığı Sedat Şenoğlu ile, Şenoğlu cezaevindeyken evlendi. Uzun yıllar kadın haklarıyla ilgili konularla ilgilendi. Atılım gazetesinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı ve Sosyalist Kadın dergisinin editörlüğünü yaptı. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) genel başkanlığını da yapan Yüksekdağ, Haziran 2014’te HDP II. Olağan Kongresi sonunda partinin eşbaşkanı olarak seçildi.

Haziran 2015’teki ve akabinde gerçekleştirilen Kasım 2015’teki milletvekili genel seçimlerinde Van milletvekili seçildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü terör soruşturması kapsamında, daha önce çağrılmasına rağmen ifadeye gitmediği gerekçesiyle 4 Kasım 2016’da Ankara’daki evinde gözaltına alınan ve Diyarbakır’a gönderilen Yüksekdağ, burada çıkarıldığı 2. Sulh Ceza Hakimliği’nce aynı gün tutuklandı ve Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası gerekçesiyle 21 Şubat 2017 tarihinde milletvekilliği düşürüldü, 9 Mart 2017’de ise siyasî partiler kanununun “terör eyleminden mahkûm olanların siyasi partilere üye olamayacaklarına” dair hükmü gereği parti üyeliği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düşürüldü. HDP milletvekilleri, Yüksekdağ’ın parti üyeliği ve eş genel başkanlık görevinin düşürülmesi kararını tanımadıklarını açıkladılar.

Yüksekdağ, “terör örgütü yöneticiliği”, “terör örgütü propagandası”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarından dolayı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu olarak yargılanmaya devam etmektedir.

Paylaşın