CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu’nun Önündeki Üç Seçenek

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, Fikret Bila, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önündeki 3 seçeneği yazdı.

halktv.com.tr yazarı Fikret Bila, “CHP ne yapmalı?” başlıklı yazısında “İmamoğlu cephesinde de karar vermek kolay değil” dedi ve seçenekleri şu şekilde sıraladı: “İmamoğlu’nun önünde üç seçenek var:

Kılıçdaroğlu ve genel merkezin önerisini kabul ederek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yeniden aday olmak.

İmamoğlu aday olur ve yeniden İstanbul Belediye Başkanı seçilirse Erdoğan’ı üçüncü kez yenmiş bir siyasetçi olarak güçlenir. CHP’ye genel başkan seçilmesi olasılığı çok güçlenir. Ancak seçimi kaybederse bu durum İmamoğlu’nun genel başkanlık iddiasını da çok zayıflatır. İstanbul’da seçimi kaybetmiş bir isim olarak liderlik iddiası büyük ölçüde düşer.

İmamoğlu’nun önündeki ikinci seçenek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmayıp genel başkanlığa aday olduğunu açıklamak ve kurultay da aday olmaktır.

Böyle bir karar Kılıçdaroğlu’na şimdiden rakip olarak ortaya çıkmak anlamına gelir.

İmamoğlu böyle bir karar alır ve kurultayda kaybederse hem İstanbul belediye başkanlığından hem CHP genel başkanlığından olur ve siyasi hayatı büyük sıkıntıya girer. Türkiye’de partilerin yapısı, delege belirleme süreçleri nedeniyle genel başkanlara karşı kurultay kazanmak çok zordur.”

“Emanetçi bir genel başkan”

“Üçüncü seçenek ise emanetçi bir genel başkan seçtirmek için çaba göstermektir. Partisi Meclis dışında kalınca Deniz Baykal’ın CHP genel başkanlığından çekilmesi ve yerine ’emanetçi’ başkanlar seçtirmesi gibi.

Ancak İmamoğlu’nun bu seçeneği hayata geçirmesi pek olanaklı değil. Bunun için Kılıçdaroğlu’yla böyle bir uzlaşmaya varması gerekir. Bugüne kadar yaptığı açıklamalardan Kılıçdaroğlu’nun böyle bir niyet taşımadığı da anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu’nun sözleri kurultayda yeniden genel başkanlığa aday olmaya hazırlandığını gösteriyor.

Kılıçdaroğlu’nun da İmamoğlu’nun da başka isimlerin de CHP genel başkanlığına aday olmaları elbette doğal, demokratik bir haktır. Önemli olan yeni bir seçim yenilgisi alan CHP’nin bu süreçten nasıl çıkacağıdır.

CHP bu kurultaydan parçalanarak çıkar ve bu durum yeni bir parti oluşumuyla sonuçlanırsa bu durum iktidarın işini kolaylaştırır. Bu nedenle CHP’nin bu kurultaydan bölünmeden çıkması gerekir.

Kaybeden aday veya adayların da partide kalması ve partinin başarısı için çalışması, iddialarını CHP içinde sürdürmeleri gerekir. Aksi bir durum sadece CHP’de değil Türkiye’de değişim umudunu da bitirir.”

Paylaşın

DP’li Enginyurt’tan Dikkat Çeken Yorum: İttifak Olmasa Da CHP Aynı Oyu Alırdı

CHP’ni oy oranına ilişkin tartışmalarla ilgili konuşan DP Milletvekili Enginyurt, “CHP 2018’de yüzde 22 almış, o günden bu güne 4,5 milyon genç seçmen gelmiş. Buna rağmen CHP’nin aldığı yüzde 25 oyda benim oyum yüzde 7-8 demek abeste iştigaldir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “CHP, ittifak yapsa da yapmasa da yüzde 25 alırdı. CHP, kendi oyunu almıştır. Herkes aklını başına alıp teşekkür etmeli, şükran duymalı.”

Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili Cemal Enginyurt, sosyal medya üzerinden yayınlanan CHP’ni oy oranına ilişkin tartışmalarla ilgili konuştu. Yüzde 25’in CHP’nin kendi oyu olduğunu belirten Enginyurt, “39 milletvekilinin CHP’ye borcu var” dedi.

İsim vermeden CHP’nin oylarının yüzde 7-8’lik kısmının diğer partilerden geldiğini savunan Temel Karamollaoğlu’nu ve “Kimseye borcumuz yok” diyen Ali Babacan’ı isim vermeden eleştiren Cemal Enginyurt şunları söyledi:

“CHP 2018’de yüzde 22 almış, o günden bu güne 4,5 milyon genç seçmen gelmiş. Buna rağmen CHP’nin aldığı yüzde 25 oyda benim oyum yüzde 7-8 demek abeste iştigaldir. CHP, ittifak yapsa da yapmasa da yüzde 25 alırdı. CHP, kendi oyunu almıştır. Herkes aklını başına alıp teşekkür etmeli, şükran duymalı.”

Cemal Enginyurt kimdi?

9 Nisan 1965 yılında Kırşehir’de dünyaya gelen Cemal Enginyurt, ilk, orta ve lise öğrenimini Ordu’da tamamlamış, lisans öğrenimini Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin İktisat Bölümü’nde bitirmiştir.

Enginyurt, henüz lise 1 öğrencisi iken 12 Eylül 1980 darbesiyle 3 yıl hapiste kaldı. 1986 yılında Ordu Bizim Ocak temsilciliğini kurarak, 12 Eylül sonrası İlk Ülkü Ocakları faaliyetini başlattı.

1994 yılında MHP’den Ordu il başkanı seçildi. 1999 yılında MHP’nin Ordu ilinde seçilen ilk milletvekili oldu. 2012 yılında MHP Ordu İl Başkanlığı görevine tekrar seçildi ve bu görevi 2014 yılına kadar sürdürdü.

Haziran 2015 genel seçimlerinde MHP’den Ordu 1. sıra milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 2018 genel seçimlerinde yeniden TBMM’ye girdi.

19 Temmuz 2020’de Cemal Enginyurt, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin fındık fiyatı açıklaması üzerinden AKP’yi eleştirmiş, AKP tarafının MHP’yi yok saydığını savunmuştu.

Cemal Enginyurt yaptığı açıklamalarda “Biz her söze başladığımızda ‘Sayın Cumhurbaşkanı’ diye başlıyoruz. Ama bu arkadaşlar bizi yok sayıyorlar. Her yerde yok sayıyorlar. Belediyelerde, sokakta, siyasette yok sayıyorlar. En son bugün tarım bakanı… Biz anlatamıyor muyuz projeleri? Muhalefet mi ettik size?” açıklamalarında bulunmuştu.

Cemal Enginyurt’un bu açıklamalarından sonra 21 Temmuz 2020’de MHP üyeliğinden kesin çıkarma talebi ile tedbirli olarak disiplin kuruluna sevk edilmiştir. 30 Temmuz 2020’de ise Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Disiplin Kurulu toplantı yapmıştır.

Toplantı sonrasında kurul başkanı MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün Cemal Enginyurt hakkında yaptığı açıklamada parti üyeliğinden kesin olarak çıkarılmasına karar verilmiştir.

18 Aralık 2020 tarihinde Gültekin Uysal’ın daveti üzerine Ankara’da düzenlenen törenle Demokrat Parti’ye katıldı rozetini Gültekin Uysal’dan aldı. Aynı partide teşkilatlardan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevine getirildi.

Paylaşın

Türkiye Kara Parayla Mücadelede Sınıfta Kaldı: Gri Listenden Çıkamadı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kara Paranın Aklanmasında Uluslararası Mali Eylem Görev Grubu’nun Türkiye hakkında belirlediği 7 eksikliğin ikiye indirildiğini, kara ve para ve terörün finansmanıyla mücadelesinin kararlılıkla sürdüğünü söylüyor ve şu taahhütte bulunuyor:

“En kısa sürede bu eksiklikleri de tamamlayarak Türkiye’nin gri listeden çıkarılması sağlanacaktır.”

T24 yazarı Çiğdem Toker, Türkiye’nin taahhüt ettiği ödevlerini tamamlanmadığı için gri listeden çıkamadığını belirterek, Mehmet Şimşek’in konuya ilişkin açıklamalarını değerlendirdi, Toker konuya ilişkin şunları yazdı:

“Şimşek, FATF’in, Türkiye hakkında belirlediği 7 eksikliğin ikiye indirildiğini, kara ve para ve terörün finansmanıyla mücadelesinin kararlılıkla sürdüğünü söylüyor ve şu taahhütte bulunuyor: ‘En kısa sürede bu eksiklikleri de tamamlayarak Türkiye’nin gri listeden çıkarılması sağlanacaktır.’

Bir bakanın, ülkesi için zor bir duruma ilişkin gelişmede öncelikle olumlu yönü görüp kamuoyuna göstermesi normaldir… Şimşek’in açıklamasına göre FATF yakında bir rapor yayımlayacak ve bu raporda Türkiye’nin standartlara uyum konusunda en başarılı ülkeler arasına girdiği ortaya koyulacakmış. Bu kısım biraz ilginç tabii. Hayır, Şimşek henüz yayımlanmamış bir raporda ne yazacağını önceden bildiği için değil! Konumu gereği bu mümkün olabiliyor demek ki.

Bu bilgide ilginç olan FATF’in geçen hafta güncel halini duyurduğu “gri liste”de Türkiye’ye atfen açıklanan iki eksikliğin epeyce önemli olması. Yani bu iki önemli eksikliğe rağmen Türkiye çok başarılı bulunacaksa ne mutlu bize…”

Toker, Türkiye’nin taahhüt ettiği ve tamamlaması gereken iki eksikliğin ise şunlar olduğunu yazdı: Türkiye’nin kara para aklanmasıyla ilgili daha karmaşık soruşturma ve kovuşturmaları üstlenmesi gerekiyor.

Türkiye’nin terörizm davalarında daha fazla mali soruşturma yürütmesi gerekiyor. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler’in belirlediği gruplarla ilgili terörün finansmanı soruşturmalarına ve kovuşturmalarına öncelik vermesi gerekiyor.

Paylaşın

“CHP’nin Hedefi Batı Tipi Sosyal Demokrat Çizgi” İddiası

Sözcü yazarı Aytunç Erkin, “CHP Genel Merkezi, Alman Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını inceliyor ve Batı tipi “sosyal demokrat” çizgiyi yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istiyor” iddiasında bulundu.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları sürüyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tartışmanın ‘kişiler üzerinden yürümemesi gerektiğini’ dile getirirken, partinin yeni dönemde izleyeceği ideoloji, ilke ve söylem de masaya yatırıldı.

Kılıçdaroğlu’nun ‘değişim’ yorumunu köşesine taşıyan Sözcü yazarı Aytunç Erkin, CHP’nin Almanya’daki Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını incelediğini ve ”Batı tipi ‘sosyal demokrat’ çizgiyi” yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istediğini aktardı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın Temmuz 2022’de, CHP’deki tarihsel kopuşu değerlendirdiği açıklamalarını hatırlatan Erkin, yazısında şu ifadelere yer verdi:

”Şimdi gelelim Kılıçdaroğlu’nun röportajında kurduğu “Çünkü kimi değişimler vardır ki kurumları daha iyiye götürmeyebilir; kimi değişimler kurumları eskisinden daha geriye düşürebilir” cümlenin şifrelerine. Haftalardır CHP Genel Merkezi’ni de “değişim” isteyen kadroları da dinliyorum, konuşuyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Öğrendiklerimi de sizlerle paylaşıyorum. CHP liderinin “eskisinden daha geriye düşmek” tespitinin arkasında yatan şu (Bu da yorum değil, bilgi): “Şimdi İmamoğlu lider olursa nasıl bir Kürt politikası izleyecek? Bugüne kadar kurduğumuz ilişkiler ne olacak? Ya da diğer kesimlerle olan ilişkileri nereye götürecekler?”

Kılıçdaroğlu’nun Serbestiyet röportajını bu bilgiler ışığında okudum: “CHP, farklı sosyal, siyasal, kültürel vb. kesimlerle önyargısız bir araya gelebilmenin hem adresi hem de öncüsü olmuştur. Bu bir değişim sürecinin sonucudur ve sadece CHP değil, CHP’nin uzattığı eli havada bırakmayan herkes, tüm kesimler, kurumlar değişmiştir. Güzel olan budur. Üstelik bu karşılıklı değişim süreci sadece siyaset alanında da yaşanmadı. Özetle, CHP önümüzdeki dönemin değişimini, bu temel felsefenin üzerinden sürdürecektir.”

Uzatmaya gerek yok! Bir bilgi daha verelim: CHP Genel Merkezi, Alman Sosyal Demokrat Parti’nin çalışmalarını inceliyor ve Batı tipi “sosyal demokrat” çizgiyi yeni dönemde kitlelerle buluşturmak istiyor.

Bu durumu da en önce gören isimlerden biri TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan oldu: “Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel referansları bugün tamamen ortadan kalkmış durumda. Ülkenin en eski siyasi oluşumlarından birinden söz ediyoruz. Bu oluşum, temsil ettiği sınıfın çıkarları ve tarihsel evrimi doğrultusunda, kuruluşuna yol açan 1919-1923 uğrağıyla bağını büyük ölçüde kesti.

İlginç olan CHP’nin aynı sınıfın çıkarlarını daha muhafazakar bir çizgide temsil eden siyasi hareketlerin baskısıyla kendi geçmişinin daha yakın kesitlerinden de kopması. Örnek olsun, bugün AKP, Menderes ve Özal geleneğini hiç sıkılmaksızın sahiplenirken, CHP sonu gelmeyen bir helalleşme süreci yaşamakta, İsmet İnönü ve 27 Mayıs gibi kendi tarihinin demirbaşlarını gözden çıkarmaktadır. CHP’nin dünü kalmamıştır. Bugünüyse Millet İttifakı’dır!

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: CHP, Genel Başkanını Kurultaylarında Seçer

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası “Değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de Genel Başkan Kılıçdaroğlu, “CHP, hiç kimseye altın tabak içinde Genel Başkanlığı sunmaz. Bu davranış CHP’nin geleneğinde yoktur. CHP kurultaylarında genel başkanların yaşından ziyade birikimine, çalışkanlığına, halkla ilişkilerine vs. bakılır. Ekrem Bey de dahil olmak üzere elbette her CHP’li, CHP’ye Genel Başkan adayı olabilir” dedi.

2024 yılında yapılacak olan belediye seçimlerine ilişkin ise CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “2024 yerel seçimlerinde iddialıyız ve yeni büyükşehir belediyelerini alacağız. Belediyecilik konusunda başkanlarımızın çok başarılı sınavlar verdiğini kamuoyu da biliyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Serbestiyet yazarlarının sorularını yanıtladı.

Hilal Köylü’nün, “CHP’nin ne zaman genç bir genel başkanı olabileceği konusunda bir tahmin yapabilir misiniz? Ekrem İmamoğlu’nu CHP genel başkanlığı için yeterli görmüyor musunuz? Emekliliğinize dair ne tür planlar yapıyorsunuz?” sorusunu yanıtlayan Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

CHP, genel başkanını kurultaylarında seçer… Adaylar çıkar ve yarışırlar… CHP, hiç kimseye altın tabak içinde Genel Başkanlığı sunmaz. Bu davranış CHP’nin geleneğinde yoktur. CHP Kurultaylarında Genel Başkanların yaşından ziyade birikimine, çalışkanlığına, halkla ilişkilerine vs. bakılır. Ekrem Bey de dahil olmak üzere elbette her CHP’li, CHP’ye Genel Başkan adayı olabilir.  Bunda hiçbir tereddüdüm yok…

Yerel seçimler

Güzin Sarıoğlu ise, “2024 yerel seçimleri için CHP’nin özellikle büyükşehirler için en iyi ve en kötü senaryoları nasıl acaba?” diye sordu. CHP lideri bu soruya şu yanıtı verdi:

2024 yerel seçimlerinde iddialıyız ve yeni büyükşehir belediyelerini alacağız. Belediyecilik konusunda başkanlarımızın çok başarılı sınavlar verdiğini kamuoyu da biliyor.

HDP

Kılıçdaroğlu, Alper Görmüş’ün “Başta İstanbul olmak üzere muhalefetin birçok büyükşehri kazanmasının ancak Kürt oylarıyla mümkün olduğunu biliyoruz. Böyle bir gerçek ortadayken ve HDP’nin bu defa kendi adaylarıyla yarışacağı aşağı yukarı belli olmuşken Mart ayındaki yerel seçimlerde HDP’ye karşı politikanız ne olacak?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:

Yerel seçimlerin milletvekili seçimlerinden ayrı dinamikleri var.  Bu seçimlerde aday çok önemli. Halkın beğendiği, güven verdiği adaya farklı partilerden yurttaşlar da oy vermektedir. Yeşil Sol Parti demokrasiye inanmış, saygı duyduğumuz bir parti. Biz, çıkaracağımız ve yeniden aday göstereceğimiz adaylarla, toplumun tüm kesimlerinin, geçmişte hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun herkesin oyuna talip olacağız.

31 Mart 2019 seçimlerinde izlediğimiz politika buydu. Geldiğimiz nokta itibariyle, kazandığı tarih itibariyle seçmen memnuniyetini kaybeden neredeyse tek bir belediye başkanımız yok. Tüm belediye başkanlarımız kazandıklarından çok daha yüksek bir oranla seçmenin desteğini almış durumda.

Değişim tartışmaları

Kılıçdaroğlu, Etyen Mahçupyan’ın “CHP’nin değişmesi gerektiği hem parti içi ve çevrelerinde, hem kamuoyunda tartışılıyor. CHP’nin değişimi sonucunda ortaya çıkacak olan “Yeni CHP’nin”nin sizce eskisine kıyasla ideolojik yaklaşım, ilkeler ve söylem açısından farklılığı ne olacak? Ya da ne olmalı?” sorusunu da şöyle yanıtlandırdı:

Değişmeyen tek şey, değişimin kendisi; her şey her zaman değişiyor. Haliyle değişime dair bu temel gerçeklik herkes, her şey, her kurum için geçerli. Bu bağlamda CHP’nin yaklaşık 100 yıllık tarihi de büyük değişimlerin tarihidir. Son dönemde ortaya çıkan değişim tartışmalarına da bu çerçevede bakıyorum. Ancak bu değişim tartışmalarını kişiler üzerinden sürdürmek de doğru değil.

Bu düşüncem kişilerin önemsiz olduğu anlamına gelmemeli. Kişiler elbette değişimin öncülüğünü yapar. Ancak kişilerden daha önemli olan, değişimin felsefesi ve amacıdır. “Değişim” tartışmalarını bu çerçevede ele almalı ve sürdürmeliyiz. Değişim tartışmasının öncüleri olan bizler, değişimin felsefesini ve amacını ortaya koymalıyız. Çünkü kimi değişimler vardır ki kurumları daha iyiye götürmeyebilir; kimi değişimler kurumları eskisinden daha geriye düşürebilir. Değişim tartışmalarına ve bu tartışmaların olası sonuçlarına bu çerçevede bakıyorum.

CHP, farklı sosyal, siyasal, kültürel vb. kesimlerle önyargısız bir araya gelebilmenin hem adresi hem de öncüsü olmuştur. Bu bir değişim sürecinin sonucudur ve sadece CHP değil, CHP’nin uzattığı eli havada bırakmayan herkes, tüm kesimler, kurumlar değişmiştir. Güzel olan budur. Üstelik bu karşılıklı değişim süreci sadece siyaset alanında da yaşanmadı.

Yaşamın her alanında kimseyi ötekileştirmeden; herkesin derdini çözmeyi ve herkesin mutluluğunu paylaşmayı amaçlayan, samimi ve içten bir yaklaşımın ortaya konulmuş olması çok değerli, kıymetlidir. Yaşamın her alanında ve herkes için hakkın, hukukun ve adaletin hâkim kılınması için çaba harcanması kıymetlidir. Özetle, CHP önümüzdeki dönemin değişimini, bu temel felsefenin üzerinden sürdürecektir.

Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtların tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Uyuşturucu Kullanımının Önüne Geçilemiyor: Kullanım Yaşı 8’e Kadar Düştü

CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, “Raporlara baktığımız zaman uyuşturucu kullanımının 8 yaşına kadar indiğini görüyoruz. Çocuklarda bağımlılık haline geliyor. Uyuşturucu ve türevi maddelerin kullanımı nedeniyle Avrupa’da 18 yaş altı ölümlerde birinci sırada Türkiye var. Üzüntü verici bir durum.” dedi.

Türkiye’de metamfetamin ve bonzai kullanımının son beş yılda 15 kat arttığına dikkat çeken Halıcı, “Bu ikisinin çok yoğun şekilde kullanıldığını ve arttığını görüyoruz. Çok daha ciddiyetle yaklaşmamız lazım bu konuya. Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bu konu”  ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız, devletin özellikle lise dönemindeki gençlerin bilinçlendirilmesi çalışması yanında ailelerin de bu konuya önem vermesi ve ergenlik çağındaki çocuklarıyla çok yakından ilgilenmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’de uyuşturucu kullanımının önüne geçilemiyor. Gerekli önemlerin alınamaması tepkilere yol açarken internet üzerinden uyuşturucu satışlarına da devam ediliyor. Son dönemde yapılan araştırmalarda da metamfetamin kulanımının arttığı görülüyor.

Uyuşturucu kullanımının artması ve kullanım yaşının ilkokul çağındaki çocuklara kadar düşmesi uzmanları harekete geçirdi. CHP’li Halıcı, konuya ilişkin Bakan Koca’ya soru önergesi verdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya uyuşturucu kullanımına ilişkin geçen günlerde soru önergesi veren CHP Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı, Cumhuriyet‘ten Rengin Temoçin’e yaptığı açıklamalarda “Türkiye’nin birçok yerinde uyuşturucu kullanımı olduğunu ve ailelerin bundan mustarip olduğunu gördük. Dolayısıyla bu önergeyi vermek istedik takip de edeceğiz” diye konuştu.

Yeteri kadar önlem alınmadığını söyleyen Halıcı şunları söyledi: Raporlara baktığımız zaman uyuşturucu kullanımının 8 yaşına kadar indiğini görüyoruz. Çocuklarda bağımlılık haline geliyor. Uyuşturucu ve türevi maddelerin kullanımı nedeniyle Avrupa’da 18 yaş altı ölümlerde birinci sırada Türkiye var. Üzüntü verici bir durum.

Türkiye’de metamfetamin ve bonzai kullanımının son beş yılda 15 kat arttığına dikkat çeken Halıcı, “Bu ikisinin çok yoğun şekilde kullanıldığını ve arttığını görüyoruz. Çok daha ciddiyetle yaklaşmamız lazım bu konuya. Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bu konu” ifadelerini kullandı.

“20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası”

Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız, dikkati hukuki süreçlere çekerek “Ülkemizde uyuşturucu madde ticareti suçlarının cezaları oldukça yüksektir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal, ithal ve ihracının cezası 20 yıldan 30 yıla kadar hapis cezasıdır” diye konuştu.

Ülke içerisinde uyuşturucu madde ticaretinin cezasının en az on yıl olduğunu hatırlatan Yıldız şunları söyledi: “Bu ceza uyuşturucu maddenin niteliğine, örneğin eroin olması, uyuşturucu maddenin satıldığı yere, örneğin okula yakın olmasına göre 30 yıla kadar çıkabilmektedir. Uyuşturucu madde kullanmanın cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak ilk seferinde kişi cezalandırılmamakta ve soruşturma evresinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmektedir.”

Yıldız, devletin özellikle lise dönemindeki gençlerin bilinçlendirilmesi çalışması yanında ailelerin de bu konuya önem vermesi ve ergenlik çağındaki çocuklarıyla çok yakından ilgilenmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Türkiye, Küresel Barış Endeksi’nde 147. Sırada

Türkiye, Küresel Barış Endeksi’nde 163 ülke arasında 147’nci oldu. Türkiye bu basamağı İran’la paylaştı. Listede Türkiye ve İran’ın hemen altındaki basamakta Kuzey Kore yer aldı. Türkiye, 36 ülkenin bulunduğu Avrupa kategorisinde ise en son sırada yer aldı.

En barışçıl ülke bu yıl da İzlanda oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Danimarka, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Singapur, Portekiz, Slovenya, Japonya ve İsviçre izledi. Almanya listenin 15’inci sırasında yer aldı. Listenin son sırasında Afganistan bulunuyor. Yemen endeks kapsamındaki 163 ülke arasında 162’nci, Suriye ise 161’inci oldu.

Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) 2023 Küresel Barış Endeksi’ni açıkladı.

Endekse göre, Türkiye 163 ülke arasında 147’nci oldu. Türkiye bu basamağı İran’la paylaştı. Listede Türkiye ve İran’ın hemen altındaki basamakta Kuzey Kore yer aldı. Türkiye, 36 ülkenin bulunduğu Avrupa kategorisinde ise en son sırada yer aldı.

“En barışçıl/huzurlu” ülkenin İzlanda olarak belirlendiği endeks, 23 gösterge üzerinden oluşturuluyor. Bu göstergeler arasında; yurt içi ya da yurt dışındaki çatışmalardaki ölümler, cinayet oranı, silahlanma seviyesi, silah ihracatı, terör, siyasi istikrar ve mahkûm sayısı gibi faktörler yer alıyor.

Endeksle birlikte yayımlanan raporda; ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin yanı sıra artık Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi bölgesel aktörlerin de kendi yakın çevrelerinin dışında da rol oynamak için giderek daha istekli bir hâl aldıkları ifade edildi.

Raporda, Türkiye gibi ülkelerin kendi bölgelerindeki politikalarından ise “Birçok orta seviyedeki güç, bölgesindeki çatışmalara giderek daha fazla müdahil oluyor. Bu trendin önümüzdeki 10 yılda da sürmesi muhtemel. Türkiye, yükselen orta güçteki ülkelere iyi bir örnek. Sadece Suriye ve Dağlık Karabağ’daki çatışmalarda olduğu gibi yakın çevresinde değil, Somali ve Libya gibi daha uzak yerlerde de nüfuzunu artırma çabasında” diye bahsedildi.

Raporda ayrıca kendisini “drone süper gücü” olarak ön plana çıkaran Türkiye’nin Etiyopya, Ukrayna ve Mali dâhil 20’den fazla ülkeye insansız hava aracı (İHA) ihraç ettiğine dikkat çekildi.

Türkiye’nin son birkaç yılda başta İHA olmak üzere askeri teknoloji ihracatı bakımından en aktif ülkelerden biri olmasının, endekste silah ihracatı kriteri bakımından olumsuz bir etki yarattığına vurgu yapıldı.

Türkiye’nin silah ihracatının 2022 yılında yüzde 72,7 büyüdüğü belirtilen raporda, “Avrupa, Ortadoğu ve Kafkaslar’ın kesiştiği stratejik konumu, Türkiye’yi bölgedeki etkili bir güç yapıyor” denildi.

Endeks kapsamında silahlı çatışmaların ekonomik maliyetleri de hesaplanıyor. Söz konusu maliyetler 2022’de 17,5 trilyon dolara ulaştı. Bu, ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılalarının toplamının yüzde 13’üne tekabül ediyor. Kişi başına düşen pay ise 2 bin 200 dolar görülüyor.

Türkiye, “şiddetin ekonomik maliyeti” bakımından 224,8 milyar dolar ile 132’nci sırada yer aldı. Bu meblağ, bir önceki yıl 128,2 milyar dolardı.

Raporda, Türkiye’de “şiddetin ekonomik maliyetinin” gayrisafi yurt içi hasıladaki payı yüzde 5 olurken kişi başına 2 bin 634 dolar düştüğü belirtildi.

Dünyanın üst üste dokuz yıldır daha az barışçıl bir hâl aldığını gösteren endekse göre, 2022’de dünya genelindeki çatışmalarda ölenlerin sayısı 238 bini geçti. IEP, bunun Ruanda soykırımının yaşandığı 1994 yılından beri kaydedilen en yüksek sayı olduğunu belirtti.

Son sırada Afganistan var

Endekse göre, en barışçıl ülke bu yıl da İzlanda oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Danimarka, İrlanda, Yeni Zelanda, Avusturya, Singapur, Portekiz, Slovenya, Japonya ve İsviçre izledi. Almanya listenin 15’inci sırasında yer aldı. Listenin son sırasında Afganistan bulunuyor. Yemen endeks kapsamındaki 163 ülke arasında 162’nci, Suriye ise 161’inci oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Gelecek, DEVA Ve Saadet Partisi TBMM’de Grup Kurabilecek Mi?

14 Mayıs’ta yapılan seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden TBMM’ye giren Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi arasındaki “birleşme” ve “grup kurma” çalışmalarından olumlu sonuç alınamadı.

DW Türkçe’nin Kıvanç El’in edindiği bilgiye göre, özellikle DEVA Partisi ile bazı gerginlik ve uyuşmazlıklar yaşansa  da yeni formüller ile “Meclis’te ortak grup kurma” seçeneği tamamen masadan kalkmış değil.

14 Mayıs milletvekili genel seçimlerinde DEVA Partisi 15, Gelecek ve Saadet partileri de 10’ar olmak üzere üç parti toplam 35 milletvekili elde etti. DEVA ve Gelecek Partisi seçimlerin ardından “birleşme”, Saadet, DEVA ve Gelecek partileri de “Meclis’te ortak grup kurmak” için görüşmelere başlamıştı. Bu görüşmelerde yol alınamadı. Konuyu yetkili kurullarında değerlendiren partilerden DEVA ve Saadet masadaki formüllere sıcak yaklaşmadı. Ancak, tüm kapılar kapanmış değil. Üç yeni formül üzerinden yaz aylarında görüşmeler devam edecek.

Partiler hangi konuda anlaşamadı?

Seçimlerin ardından Gelecek Partisi’nin önerileri çerçevesinde DEVA ile “birleşme” gündemli görüşmeler başladı. Bu görüşmelerde iki partinin “yeni bir parti adı altında birleşmesi,” “eş başkanlık,” “genel başkanvekilliği” gibi formüller gündeme getirildi. Ancak yol alınamadı. DEVA Partisi’nden geçen Pazar günü yapılan yazılı açıklamada, “Gelecek Partisi ile birleşme” modelinin “parti yönetiminde çift başlılık ve mesaj karmaşasına yol açacağı ve sürdürülebilir olmayacağı gerekçeleriyle uygun bulunmamıştır” denildi.

Birleşmenin yanı sıra DEVA, Gelecek ve Saadet partileri ayrıca Meclis’te grup kurulması için de görüşmelere başladı. Edinilen bilgiye göre Saadet Partisi, Meclis’te grup kurmanın kendi partilerinde birleşerek olmasını istedi. Bu öneri kabul edilmedi. Ardından “Üç partinin yedişer milletvekili vereceği bir çatı partisi kurulması” önerisi gündeme getirildi. Meclis’te üç liderin de grup toplantılarında dönüşümlü konuşması gibi formüller ele alındı.

DEVA Partisi ise “dönüşümlü başkanlık,” “sırayla başkanlık” gibi formüllerin “halkta kafa karışıklığı oluşturacağını” ve “söylem birliği problemi yaratacağını” belirterek formüllere karşı çıktı. Ayrıca yedişer milletvekilinin “çatı parti”ye verilmesi durumunda kalan vekillerle partilerin zayıf kalacağı fikri hem DEVA hem de Saadet Partisi kurullarında dillendirildi.

Meclis’te grup kurulma çalışmalarına dair DEVA’dan yapılan değerlendirmede, “Söz konusu modelin vatandaşlarımızca doğal karşılanmayacağı, zihin karmaşasına yol açacağı, yönetişim sorunları çıkaracağı ve partilerin kendi öz kimliklerinin gelişimini engelleyeceği yönündeki görüşler ağırlık kazanmıştır” sözleriyle masadaki formüllere kapı kapatıldı.

Parti Sözcüsü İdris Şahin, “Halkta karşılığı olmayan suni seçenekler, suni birliktelikler yerine daha sağlıklı formülleri her zaman konuşmaya hazırız” dedi. Kapıyı kapatmadıklarını ve Ekim ayına kadar hatta Ekim ayından sonraya kadar da süreleri olduğunu belirten Şahin, “Seçmenlerin de kabullenebileceği formülleri değerlendireceklerini” kaydetti.

Hangi formüller masada?

Saadet, DEVA ve Gelecek partilerinin kurmaylarından edinilen bilgiye göre masada hâlâ tüm partilerin tartışmasına açılacak üç formül bulunuyor.

Bunlardan ilkine göre 10 milletvekili olan Saadet Partisi’ne DEVA ve Gelecek Partisi’nden 5’er milletvekili verilmesi. Bu durumda Saadet Partisi grubu oluşturulacak, Genel Başkan Temel Karamollaoğlu olacak ve konuşmaları da bu partinin Genel Başkanı yapacak. “Dönüşümlü konuşma” gibi “kafa karıştıran” ve “söylem problemleri yaratan” modeller uygulanmayacak.  Buradaki amaç “liderlerin konuşmasından” öte Meclis’te yasama faaliyetlerinde grup kurmanın avantajlarının kullanılması olacak. Saadet Partisi adı altında grup kurulması halinde grup hakları üç partiye eşit dağıtılacak.

Diğer ikinci formül ise en çok, yani 15 milletvekili olan DEVA Partisi’ne “ittifak ortakları” olarak görülen; Gelecek, Saadet, CHP, İYİ Parti gibi partilerden yapılacak görüşmeler ile milletvekili transferi ile grup kurulması olacak. Burada grup DEVA Partisi çatısı altında oluşacak ancak haklar destek veren partilere eşit bölüştürülecek. CHP ve İYİ Parti’den destek gelmeyip sadece Gelecek ve Saadet partilerinden destek gelebileceği de belirtiliyor.

DEVA Partisi’nin hiç yer almadığı üçüncü formül ise Saadet ve Gelecek Partisi arasında dillendiriliyor. Bu formüle göre de 10’ar vekili olan iki parti ortak Meclis grubu oluşturulacak. Çatı partisi ise Saadet Partisi olacak.

Birleşme mümkün mü?

Meclis’te grup kurmanın yanı sıra bir diğer önemli gündem ise DEVA ve Gelecek partilerinin birleşmesi. Gelecek Partisi’nin önerdiği gibi “genel başkanvekili” veya “eş başkanlık” gibi modellerle birleşmeye DEVA sıcak bakmıyor. Ancak 81 ilde örgütlü olan ve daha geniş bir örgüt ağı olan DEVA Partisi ve Ali Babacan’ın liderliği altında birleşmeye sıcak bakılıyor. Bu noktada Gelecek Partisi’nden geçecek kurmaylara partide önemli görevler verileceği ancak liderliğin tek olacağı, diğer türlü “eş başkanlık” gibi modellerin halkta karşılığı olmadığı ve “çok başlılığa” yol açtığı savunuluyor.

Seçimler sürecinde fazla dillendirilmese de DEVA ile Gelecek partilerinin kurmayları arasında uzun süredir gerginlik olduğu biliniyor. Her iki parti tabanı da yöneticileri de geçmişte AKP tabanında yer alan isimlerden oluşuyor.

Meclis’te grup kurmanın faydası ne?

Meclis’te partilerin grup kurması için 20 milletvekilinin bir araya gelmesi gerekiyor. Bu durumda sandalye dağılımına göre tüm komisyonlarda üyelik, Meclis yönetiminde temsil edilme hakkı elde ediliyor. Bu durumda 20 kişilik grup kurulması durumunda “TBMM idare amiri,” “katip üye” gibi haklar da kurulan gruba veriliyor. Ayrıca grup başkanvekilleri belirlenerek yasama faaliyetlerinde gruplar adına Meclis Genel Kurulu’nda söz alınabiliyor. Yine Meclis genel kurulunda “araştırma önergeleri” verilebiliyor. Grubu olmayan partilerin milletvekillerinin yasama faaliyetlerine katılımı grubu olanlara göre oldukça zor.

Paylaşın

AİHM’den Türkiye Hakkında Bir Hak İhlali Kararı Daha!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de boşanan kadınların hamile olmadıklarını gösteren bir rapor sunmadıkları takdirde yeniden evlenebilmek için 300 gün beklemelerini zorunlu kılan kanun hükmünü hak ihlali olarak değerlendirildi.

Nurcan Bayraktar’a karşı Türkiye davasındaki kararda, bu uygulamanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “özel hayata saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinin ve “evlenme hakkı” başlıklı 12’nci maddeyle bağlantı olarak da “ayrımcılığın engellenmesi” başlıklı 14’üncü maddenin ihlal edildiğini belirtti.

Dava, Türkiye’de Ocak 2014’te boşandıktan sonra aynı yıl 300 günlük bekleme süresinin tıbbi rapor olmaksızın kısaltılması için mahkemeye giden ancak yargıdan olumsuz yanıt alan Nurcan Bayraktar’ın iç hukuk yolunun tükenmesinin ardından Haziran 2020’de AİHM’ye bireysel başvuruda bulunması üzerine Strazburg merkezli uluslararası mahkemeye taşınmıştı.

Türkiye’de yasalar kadınların eski eşlerinden farklı biriyle evlenmek için boşanmalarının kesinleşmesinden sonra asgari 300 gün beklemelerini şart koşuyor. İddet süresi olarak da adlandırılan bu süreyi beklemek istemeyen kadınların hamile olmadıklarını tıbbi testlerle ispatlamaları gerekiyor.

Türk Medeni Kanunu’nun 132. Maddesinde iddet süresinin çerçevesi şöyle çiziliyor: Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.

AİHM, hak ihlali tespit ettiği davada, mahkemeye başvuran Nurcan Bayraktar adlı şikayetçiye 300 gün bekleme zorunluluğu getirilmesi ve bu kişiden tıbbi rapor istenmesinin hiçbir zorunlu toplumsal gereksinime hizmet etmediğine hükmetti.

Söz konusu uygulamanın “hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olmasının yanı sıra yeterli ve uygun sebeplerle de gerekçelendirilmediğini” belirten AİHM, “başvuru sahibinin özel hayatına saygı hakkına müdahaleyle sonuçlanan” bu eylemin “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” hükmüne vardı.

“İhlalin tespit edilmesinin tek başına yeterli adil tazmin oluşturduğuna” hükmeden AİHM, başvuru sahibine herhangi bir tazminat ödenmesine gerek görmedi. Ancak AİHM, Türkiye’yi Bayraktar’ın 564 euroluk mahkeme masraflarını ödemeye mahkûm etti.

Mahkeme ayrıca, bu uygulamanın doğrudan bir cinsiyet ayrımcılığı anlamana geldiğini ve doğacak çocuğun babasının kim olduğu üzerindeki belirsizliği önlemek amacıyla alınan bir tedbir olduğu savının bu ayrımcılığı haklı gösteremeyeceğine hükmetti.

Davacının cinsiyeti nedeniyle gördüğü muamelenin gerekli olmadığı ve hiçbir gerekçeyle haklı gösterilemeyeceği ifade edildi.

Ayrıca “soy kütüğünde karışıklık olmasını” önlemek gibi bir amacın, yani biyolojik babanın kim olduğunu tespit etme niyetinin, modern toplumda yeri olmadığı belirtildi. AİHM’in ön kararının ardından tarafların nihai bir karar alınmasını talep etmek için üç ay süreleri bulunuyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kurban Bayramı” Mesajı: Türkiye Yüzyılı Menziline Mutlaka Varacağız

Kurban Bayramı nedeniyle bir mesaj yayımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin aynı zamanda hizmetlerle, eserlerle, yatırımlarla ve reformlarla dolu dolu geçireceği altın değerinde bir beş sene daha kazandığını belirten, “Biz de milletimizin güvenine layık olabilmek adına, kabinemiz ve ittifak ortaklarımızla birlikte omuz omuza çalışacağız. 29 Mayıs sabahı itibarıyla inşasına başladığımız Türkiye Yüzyılımızı, bir hayal olmaktan çıkarıp, Allah’ın izniyle, gerçeğe dönüştüreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Amacımız; milletimizin istiklal ve istikbal mücadelesinde Cumhuriyetimizin yeni yüzyılını, her açıdan yeni bir dönemin, yepyeni bir şahlanışın, yeni bir toplumsal mutabakatın miladı hâline dönüştürmektir. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yaptık, kadromuzu oluşturduk, hedeflerimizi belirledik. İnşallah milletimizin çizdiği istikamette yürüyerek Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı nedeniyle video mesaj yayımladı. Erdoğan, mesajında, tüm vatandaşların Kurban Bayramı’nı tebrik etti.

“Rabbimize, bizleri bir Kurban Bayramı’na daha sağlıkla, huzurla ve afiyetle ulaştırdığı için sonsuz hamdediyoruz. Kurban Bayramı’nın; ailelerimize, milletimize, İslam âlemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Bayramlar; millet olarak birliğimizi, beraberliğimizi, ezeli ve ebedi kardeşliğimizi hatırladığımız mübarek günlerdir. Kurban Bayramı, özellikle kurban ibadetiyle paylaşma ve dayanışmanın adeta zirveye çıktığı bereketli bir zamandır.”

6 Şubat depremleri sebebiyle yüreklerin yandığı bu aylarda, Kurban Bayramı’nın, vatandaşlar arasında kardeşlik iklimini daha da güçlendireceğine inandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu vesileyle bir kez daha asrın felaketinde hayatını kaybeden 50 bini aşkın canımızı rahmetle yâd ediyor, ailelerine sabr-ı cemil niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Depremin yaralarını sarmak ve depremzedeleri en kısa sürede yeni yuvalarına kavuşturmak için çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geride bıraktığımız seçim döneminde de bu hassasiyetimizi koruduk. Deprem bölgesindeki kardeşlerimizi sık sık ziyaret etmek suretiyle hem acılarını paylaştık hem de sahada yürütülen çalışmaları bizzat takip ettik. İnşa ve ihya faaliyetlerimiz tüm hızıyla devam ediyor. Deprem konutlarının ilk bölümünün teslimatına inşallah ekim, kasım ayları itibarıyla peyderpey başlıyoruz. Milletimize söz verdiğimiz şekilde, 319 bini ilk bir sene içerisinde olmak üzere, toplam 650 bin deprem konutunu tamamlamakta kararlıyız” şeklinde konuştu.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin geride bırakılmasıyla birlikte, artık ülkenin sorunlarına daha fazla yoğunlaşma imkânına kavuştuklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Bundan sonra tüm enerjimizi ve vaktimizi Türkiye’yi büyütmeye, milletimizin taleplerini karşılamaya hasredeceğiz. Buradan bir kez daha verdikleri güçlü destekle ‘iki bayram arasında bizlere iki demokrasi bayramı yaşatan’ aziz milletimin tüm fertlerine, yurt dışındaki gurbetçi kardeşlerimize şükranlarımı sunuyorum. Türkiye, son asrın en kritik seçimlerinden birini demokrasi şöleni içerisinde, yüzde 90’a varan rekor katılım oranıyla, bütün dünyada gıptayla izlenen bir atmosferde, hamdolsun, başarıyla gerçekleştirmiştir. Seçimlerin kazananı; tartışmasız bir şekilde 85 milyon vatandaşıyla tüm Türkiye’dir.”

“Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız”

Türkiye’nin aynı zamanda hizmetlerle, eserlerle, yatırımlarla ve reformlarla dolu dolu geçireceği altın değerinde bir beş sene daha kazandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de milletimizin güvenine layık olabilmek adına, kabinemiz ve ittifak ortaklarımızla birlikte omuz omuza çalışacağız. 29 Mayıs sabahı itibarıyla inşasına başladığımız Türkiye Yüzyılımızı, bir hayal olmaktan çıkarıp, Allah’ın izniyle, gerçeğe dönüştüreceğiz.

Amacımız; milletimizin istiklal ve istikbal mücadelesinde Cumhuriyetimizin yeni yüzyılını, her açıdan yeni bir dönemin, yepyeni bir şahlanışın, yeni bir toplumsal mutabakatın miladı hâline dönüştürmektir. Bununla ilgili hazırlıklarımızı yaptık, kadromuzu oluşturduk, hedeflerimizi belirledik. İnşallah milletimizin çizdiği istikamette yürüyerek Türkiye Yüzyılı menziline mutlaka varacağız” şeklinde konuştu.

Son 21 yıldır olduğu gibi gelecek beş sene boyunca da yine aşkla çalışacaklarını, eser ve hizmet siyasetinden asla taviz vermeyeceklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajını şu cümlelerle tamamladı: “Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Hac farizasını yerine getirme niyetiyle şu an kutsal topraklarda bulunan kardeşlerimizin ibadetlerinin kabul olmasını Rabbim’den niyaz ediyorum. Kurban Bayramı ziyaretleri ve tatil amacıyla yollara çıkan tüm vatandaşlarımızdan, trafik kurallarına titizlikle riayet etmelerini istiyorum. Kurban Bayramı’nın hepimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor; sizleri bir kez daha muhabbetle selamlıyorum. Bayramınız mübarek olsun.”

Paylaşın