CHP’de Kurultay Takvimi Başladı: Genel Merkez Çoğunluğu Kaybetmek İstemiyor

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, olağan kurultay süreci de mahalle delegeleri seçimleri ile bugün başlıyor.

İlçe, İl ve Genel Merkez delegelerinin belirlenmesi için ilk adım olan mahalle delegelerinin belirlenmesi sürecini parti içi muhalefet sıkı takıp ediyor. Parti içi muhalefetin önemli oranda desteğini alan Ekrem İmamoğlu ekibin mahalle delegelerinin belirlenme sürecini yakından takip ettiği biliniyor.

Muhalefet ilk adımda üstünlüğü ele geçirip sonraki süreçlerde belirleyici olmak istiyor. Muhalefet kadar CHP Genel Merkez yönetimi de mahalle delegeliğinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor. Bunun için Genel Merkez’i destekleyen il başkanlarından da sürecin sıkı takip edilmesi ve fire verilememesi istediği öğrenildi.

CHP’de seçim yenilgisi sonrasında yenilenen MYK’sı ilk toplantısında olağan kurultay süreci için takvim oluşturmuştu. Hazırlanan takvime göre ilk olarak CHP üyelerinin listeleri adres kayıt sistemine göre yeniden düzenlendi.

Listeler muhtarlık esasına göre tanzim edildi. Üye listeleri daha sonra ilçe başkanlıklarında askıya çıktı ve listelere itiraz süreci sona erdi. İtirazların arıdan CHP üyeleri bugünden itibaren mahalle delegelerini belirlemek için sandık başına gitmeye başlıyor.

Mahalle delegeleri kurultay yarışının ilk ayağı

Seçimlerden sonra CHP içerisinde başlayan yenilenme söylemi sonrasında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığına karşı çıkan parti içi muhalefet olağanüstü kurultay için hazırlık yapmış ama tüzük gereği olağan kurultay sürecinin başlatılması ile bu ihtimal rafa kaldırılmıştır.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre; Şimdi kurultayda muhalefet delege üstünlüğünü ele geçirmek istiyor. Mahalle delegelerinin belirlenmesi için bugünden itibaren mahallelerde sandıklar kurulacak. CHP üyeleri mahalle delegelerini belirlemek için oy verecek.

Mahalle delegeliği için yakın markaj

İlçe, İl ve Genel Merkez delegelerinin belirlenmesi için ilk adım olan mahalle delegelerinin belirlenmesi sürecini parti içi muhalefet sıkı takıp ediyor. Parti içi muhalefetin önemli oranda desteğini alan Ekrem İmamoğlu ekibin mahalle delegelerinin belirlenme sürecini yakından takip ettiği biliniyor. Muhalefet ilk adımda üstünlüğü ele geçirip sonraki süreçlerde belirleyici olmak istiyor.

Genel Merkez’de çoğunluğu kaybetmek istemiyor

Muhalefet kadar CHP Genel Merkez yönetimi de mahalle delegeliğinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor. Bunun için Genel Merkez’i destekleyen il başkanlarından da sürecin sıkı takip edilmesi ve fire verilememesi istediği öğrenildi.

En büyük mücadele İstanbul’da

Delege yarışının en yoğun yaşanacağı illerin başında İstanbul geliyor. Genel Merkez’e karşı muhalefet bayrağı açan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu kendi şehrinde üstünlüğü kaybetmek istemiyor.

İmamoğlu ile arası açık olan CHP’nin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da yine delege üstünlüğünü elde etmek istiyor. CHP Genel Kurultayı’nda İstanbul örgütünün 196 delegesi bulunuyor. Bu sayı genel başkanlık yarışında da büyük etkisi sağlıyor.

Belediye Başkanları da devrede

CHP Genel Merkezi ve parti içi muhalefet kadar CHP’li belediye başkanları da kurultay sürecinde kendilerine yakın isimlerin delege listelerine girmelerini için uğraşıyor. Belediye Başkanları delege listelerinde kendileri yakın isimleri yazdırarak, yerel seçimde yeniden adaylık süreçlerini garantiye almak istiyor.

Paylaşın

Eski İYİ Partili Çıray’dan Meral Akşener’e Sert Sözler

İYİ Parti’den istifa eden Aytun Çıray, Meral Akşener’in kurultaydaki sözlerine ilişkin, “Çocukken torunlarından biri çok bağırıp çağırdığında anneannem ‘Suç bastırıyor’ derdi. İçinde vizyon ve misyon olmayan Kurultay konuşması ciddiye alınmaz. Zaten delege de ona, yakın çevresinin üzerini çizerek cevap verdi. Düşünebiliyor musunuz; grubunda alevi olmayan, vali büyükelçi ve sürekli anayasa tartışılacak bir ülkede yetkin anayasacı olmayan parti Türkiye’yi yönetmeye tali olabilir mi? Meral Hanım siyasi canlı bomba gibi davrandı” ifadelerini kullandı.

Akşener’in 15 milletvekili için ‘Hayatımın en büyük pişmanlığı’ sözlerini de eleştiren Çıray, “Aslında hayatımın en büyük mutluluğu demeliydi; çünkü ’15 milletvekili olayı’ gerek kendisinin liderliği gerekse İYİ Parti için siyasi partiler tarihimizde benzeri görülmemiş bir imkan kapısı açmıştı. Ama Sevgili Balbay’ın deyişiyle siyasi tarihimizin ‘en büyük insan öğütücüsü’ olunca olağanüstü fırsatlar bozuk para gibi harcanıyor” dedi ve ekledi:

“ize de eşine rastlanmamış bu başarısızlığı perdelemek ve örtmek için bir dramayı abartılı mimikler ve vücut dili eşliğinde, esasen ‘kuyruk siyaseti’ gibi liderlik kapasitenizin sorgulanmasına yol açacak ibarelerle acıklı bir liderlik parodisi sahnelemek kalıyor… Hem yıllar öncesine dayalı var olduğunu zannettiğim dostluğumuz nedeni ile kendisi adına, hem de herkesin emeği olan İYİ Parti adına çok üzüldüm.”

Cumhuriyet’ten İklim Öngel’e konuşan Aytun Çıray, CHP’den ayrılarak İYİ Parti’nin kuruluşu sürecinde yer almasını anlattı. 7 Haziran-1 Kasım seçimlerini hatırlatan Çıray, “İşte bu süreçte AKP’nin boşalttığı yerde yeni bir merkez parti ihtiyacı iyice belirginleşti. Siyasi yelpazedeki boşluk Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dikkatinden kaçmıyordu. Bu düşüncemi Sayın Akşener ile 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasındaki dönemde paylaştım” dedi. Çıray, şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz o arada bir de kalkışma oldu. Ardından Sayın Akşener ve bir grup arkadaşı MHP’de olağanüstü kurultayı toplamak istediler, başaramadılar. Öyle olunca yeni bir parti kurmanın şartları oluştu. Hatta kendini dayattı. Çünkü; MHP’nin de AKP’nin yanında yer alması ile birlikte CHP adeta kuşatılmıştı. Bunu 16 Nisan 2017 anayasa referandumunda herkes gözlemledi. Artık tarihsel ve dayatılan konjonktür gibi nedenlerle CHP’nin tek başına bu kurguyu bozması adeta imkânsızdı. “O halde efendim” dedim Sayın Kılıçdaroğlu’na “Demirel’in dediği gibi ‘halin icabını’ yapmama, Sayın Akşener öncülüğünde yeni kurulacak partiye destek vererek onu MHP küskünleri partisi görüntüsünden çıkarmaya katkı vermeme izin verir misiniz?” Verdi. Bu her babayiğidin yapabileceği bir şey değildir. Eleştiriye açıktır ve cesaret ister.”

Kılıçdaroğlu’nun “hayır” demesi durumunda “asla gidemezdim” diyen Çıray, “Öylesi kendi ahlâk anlayışıma ve CHP’ye ihanet olurdu. İzni için kendisine Türkiye adına minnettarım. Sonuç itibarı ile İYİ Parti bir fonksiyon icra etti. Büyük şehirlerin alınmasında en büyük faktör olan psikolojik bariyeri kırdı. Detaylar bir kitap çalışmasının konusudur. Sorunuza cevap vermeden önce bunları niye anlattım? Birincisi; son zamanlarda Kemal Bey’e eleştiri dozunu aşan yorumlar nedeniyle, ikincisi ülkesi yerine kendi çıkarlarını düşünen bir siyasinin yeni kurulacak ve ne olacağı belli olmayan bir partiye gitmek yerine idare-i maslahatçı bir tutum ile davranabileceğini anlatmak için. Çünkü o sırada ne CHP’nin Sayın Genel Başkanı ile ne de saygıdeğer CHP tabanı ile en ufak bir sorunum yokken ülke çıkarı için bir yola çıktım” diye konuştu.

“O kurultay bir tasfiye operasyonuydu”

Yİ Parti’de kırılma noktasının 2020 Eylül’ünde yapılan Kurultay olduğunu söyleyen Çıray, şunları söyledi: “Sayın Akşener, kendi önerisi olan bir GİK listesine sözde destek istedi. Ardından pusulalar yayılarak Sayın Akşener’in listesinden oy verilmemesi gerekenler telkin edildi. Oylama başlamadan bu konuda kendisini uyarmama rağmen müdahale etmedi. Özellikle ben ve Ümit Özdağ hedeflenmiştik. Niye? Bu sorunun cevabı sadece bizim için değil bence Türk siyasetinin yönü için de önemli. Niye? Ertesi günü bu konuda kendisi ile görüştüm. ‘Haberim yok’ dedi. Ama o Kurultay İYİ Parti’ye çok zarar verdi. Evet o Kurultay bir tasfiye operasyonuydu. Ama niye? Bir lider partiyi birlikte kurduğu ana ekibini niye sürekli tasfiye eder.”

“Seçim arifesindeki istifanızın ardından size ‘adaylık sıranızı beğenmediğiniz’ yönündeki eleştiriler yönetildi” sorusuna ise Çıray, “Böyle derdi olan bir siyasetçi niye CHP gibi kurumsal bir partiyi bırakıp, ne olacağı belli olmayan bir maceraya girsin? Ayrıca Sayın Akşener beni kendisine başdanışman olarak atarken, ‘Sana 1999’dan bir borcumuz var, bu defa seçilme garantin benim’ demişti. Ayrıca neden Gaziantep, Kocaeli, Sakarya ve Muğla gibi illerde temayül yapılmadı? Yahu İdris Naim Şahin gibi yargılanması gereken biri veya sosyal medyadaki küfürlerini okurken utanılan diğeri bu partinin hangi kurucusundan, neferinden daha önde gelebilir? Niye?” diye yanıt verdi.

Çıray, istifa kararını ise şöyle anlattı: “FETÖ’yü yıllarca devlet adına takip etmiş olan bir ilahiyatçıdan aldığım mesaj ve ömrünü devletin istihbaratına adamış bir Polis Müdürü de etkili oldu. FETÖ’den yargılanması gerekenlere ve birtakım tufeylilere listelerde yer verileceğini öğrenmem kararımı kesinleştirdi. Başka çok güçlü siyasi gerekçeler de var tabii… İlahiyatçı bana gönderdiği haberde ‘Siz listelerde olmayacaksınız, FETÖ öyle istiyor’ dedi.

Polis müdürü ise bilinen biri. Bir tweet attı ve ‘Ben siyasi mesaj atmıyorum ama ilk kez yazıyorum, bu kişiler aday gösteriliyor’ dedi. Ben FETÖ komisyon üyesiyken söz ettiğim eski emniyet genel müdür muavini komisyona geldi ve kendisini dinledik. ‘İdris Naim Şahin’in atadığı emniyet müdürlerinin 74’ü FETÖ’cü çıktı’ diye anlattı. Düşünebiliyor musunuz? Bunun üzerine soruyorum, ‘Nasıl olur da yargılanmaz bu adam’. Kendisi siyasete karışmak istemediği için isim söylemiyorum.”

Yeni bir parti kurma düşüncesi olmadığını ancak merkezde boşluğun doldurulamadığını söyleyen Çıray, “Mahalli seçimler turnusol kâğıdı olacak” dedi.

“Siyasi canlı bomba gibi davrandı”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, kurultaydaki konuşmasında “hesaplaşacağız” demişti. Akşener’in bu sözlerini yorumlayan Çıray, “Çocukken torunlarından biri çok bağırıp çağırdığında anneannem ‘Suç bastırıyor’ derdi. İçinde vizyon ve misyon olmayan Kurultay konuşması ciddiye alınmaz. Zaten delege de ona, yakın çevresinin üzerini çizerek cevap verdi. Düşünebiliyor musunuz; grubunda alevi olmayan, vali büyükelçi ve sürekli anayasa tartışılacak bir ülkede yetkin anayasacı olmayan parti Türkiye’yi yönetmeye tali olabilir mi? Meral Hanım siyasi canlı bomba gibi davrandı” dedi.

Akşener’in 15 milletvekili için ‘Hayatımın en büyük pişmanlığı’ sözlerini de eleştiren Çıray, “Aslında hayatımın en büyük mutluluğu demeliydi; çünkü ’15 milletvekili olayı’ gerek kendisinin liderliği gerekse İYİ Parti için siyasi partiler tarihimizde benzeri görülmemiş bir imkan kapısı açmıştı. Ama Sevgili Balbay’ın deyişiyle siyasi tarihimizin ‘en büyük insan öğütücüsü’ olunca olağanüstü fırsatlar bozuk para gibi harcanıyor.

Size de eşine rastlanmamış bu başarısızlığı perdelemek ve örtmek için bir dramayı abartılı mimikler ve vücut dili eşliğinde, esasen ‘kuyruk siyaseti’ gibi liderlik kapasitenizin sorgulanmasına yol açacak ibarelerle acıklı bir liderlik parodisi sahnelemek kalıyor… Hem yıllar öncesine dayalı var olduğunu zannettiğim dostluğumuz nedeni ile kendisi adına, hem de herkesin emeği olan İYİ Parti adına çok üzüldüm” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Zafer Partisi’nden CHP’ye Yeşil Işık

31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde nasıl şekilleneceği siyaset kulislerinde konuşulmaya başlandı. 28 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’nu destekleyen Zafer Partisi, yerel seçimlerde de ‘CHP ile işbirliğine’ yeşil ışık yaktı.

Zafer Partili yetkililer, yerel seçimler sürecinde salt CHP ile değil diğer partiler ile olası bir işbirliği için partinin taviz vermeyeceği ilkeleri şöyle sıralıyor:

“Her şey olabilir ancak burada önemli olan şey, ilkeleri korumak ve o ilkelerden taviz vermemek. Biz, bazı ilkelerden asla taviz vermeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyiz. Atatürk çizgisindeki milliyetçilikten taviz vermeyiz. Vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyiz.

Tarikat ve cemaatlere karşı olduğumuzu zaten defalarca kamuoyu ile de paylaştık. Anayasanın ilk 4 maddesini kesinlikle tartışmaya açtırmayız. Bu ilkeler çerçevesinde, bu ilkelerden taviz vermeden bizimle işbirliği içinde olmak istenirse, tabii ki olabilir. Şu an bunları söylemek için erken ama ilkeler ön koşulumuz.”

Zafer Partisi, 14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde ATA İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’ı destekleme kararı almıştı. Ancak seçimlerin ikinci tura kalmasının ardından ittifakın ortak adayı Oğan, 28 Mayıs’taki seçimlerde ise Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısında Cumhur İttifakı’nın ortak adayı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklamıştı. Zafer Partisi ise ikinci turda Kılıçdaroğlu’na destek vereceklerini duyurmuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan itibaren CHP ile Zafer Partisi arasında gelişen diyaloğun, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde nasıl şekilleneceği siyaset kulislerinde konuşulmaya başlandı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, HDP’nin de her ilde kendi adayı ile yerel seçimlere katılacağını açıklamasının ardından Zafer Partisi’nin “CHP ile bir işbirliği yapıp yapmayacağı” tartışılmaya başlandı.

Zafer Partisi yetkilileri, Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde gelişen sürecin “CHP ile yerel seçimlerde olası bir işbirliğine dönüşme evresine yeşil ışık yaktı.” Ancak Zafer Partisi, CHP ile olası bir işbirliği için kırmızı çizgilere işaret ediyor.

‘Cemaatlere karşıyız’

Zafer Partili yetkililer, yerel seçimler sürecinde salt CHP ile değil diğer partiler ile olası bir işbirliği için partinin taviz vermeyeceği ilkeleri şöyle sıralıyor:

“Her şey olabilir ancak burada önemli olan şey, ilkeleri korumak ve o ilkelerden taviz vermemek. Biz, bazı ilkelerden asla taviz vermeyiz. Atatürk’ten taviz vermeyiz. Atatürk çizgisindeki milliyetçilikten taviz vermeyiz. Vatanın bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyiz.

Tarikat ve cemaatlere karşı olduğumuzu zaten defalarca kamuoyu ile de paylaştık. Anayasanın ilk 4 maddesini kesinlikle tartışmaya açtırmayız. Bu ilkeler çerçevesinde, bu ilkelerden taviz vermeden bizimle işbirliği içinde olmak istenirse, tabii ki olabilir. Şu an bunları söylemek için erken ama ilkeler ön koşulumuz.”

Paylaşın

HDP’de “Yerel seçimler” İçin Kritik Tarih Ekim

Meclis çalışmalarını Yeşil Sol Parti (YSP) atında yapan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 2024’te yapılacak yerel seçimlere ilişkin alacağı karar, siyasetin önemli gündem başlıkları arasındaki yerini koruyor.

HDP Eş Genel Başkan Pervin Buldan, yerel seçimlerde, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” açıklaması da, siyaset kulisleri hareketlendirmiş durumda.

Partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenilirken, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim sürecinin noktalanmasının ardından hedefine ulaşamadığını açıklayan, ardından özeleştiri sürecine giren HDP’de kongre takvimi işletiliyor.

Başta eş genel başkanlar olmak üzere parti yönetiminin büyük oranda değişeceği HDP’de daha sonra yerel seçimler için aday belirleme çalışmaları hız kazanacak.

Birgün’de yer alan habere göre; Partinin kongreden sonra 81 ildeki adaylarını belirleyeceği ancak bazı büyükşehirler için son kararın kongre sonrası verebileceği iddia edildi. Ancak parti yönetimi, bu durumu düşük bir ihtimal olarak değerlendiriyor.

Seçimlerdeki başarısızlığı kabul eden isimler arasında yer alan ve tabanın sesinin yeterince dinlenmediğini kaydeden HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, yerel seçimler hakkında yaptığı açıklamada, “İktidar bir kez daha devletin bütün imkanlarını kullanmaya çalışacak.

Biz de, bütün illerimizde büyükşehirler başta olmak üzere her yerde adaylarımızı çıkararak bu mücadelenin içerisinde varlığımızı ve mücadelemizi bir kez daha ispat etmek üzere, bu seçimlerde iyi bir çalışma temposuyla büyük bir başarı elde etmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Pervin Buldan’ın bu açıklaması, özellikle Millet İttifakı tarafından yönetilen belediyelerin iktidar tarafından kazanılabileceği yorumlarına neden oldu.

Büyük kongre için çalışmalarını yürüten HDP ise “tabanın sesine kulak verecek.” Edinilen bilgiye göre özellikle cumhurbaşkanı adayı belirlemeyen ve bu nedenle oy kaybına uğradığı öne sürülen partide, bu kez adaylar kesin olarak belirlenecek. Bu kararda özellikle son yerel seçimden sonra HDP’li belediyelere atanan kayyumlara sessiz kalan Millet İttifakı’nın rolü olduğu da bildirildi.

Kapatma davası

HDP’nin bir diğer önemli gündem maddesi, yeni parti. Seçimlere Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi çatısı altında giren parti yönetimi, kongre sürecine kadar HDP ile mi yola devam edeceklerini yoksa ismini değiştirerek Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’ne mi geçiş yapacaklarını belirleyecek. Kapatma davası nedeniyle HDP’nin geri planda kalabileceği ifade edildi.

Paylaşın

Buldan’ın “Yerel Seçimler” Açıklaması Siyaset Kulislerini Hareketlendirdi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Pervin Buldan, 2024’te yapılacak yerel seçimlerde, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” açıklamasının ardından, siyaset kulisleri hareketlendi.

Partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenilirken, parti kaynakları, tutumun kurultayın tamamlanmasının ardından netleşeceğini, partinin birinci gündeminin yerel seçimler olmadığını kaydediyor.

2019’daki durumun ise istisna olduğunu kaydeden parti yöneticileri, “Yerel yönetimlerde AKP’nin kaybetmesi ve kayyum siyasetine son verilmesi gibi ikili bir politika izledik. Bazı büyükşehirlerde aday göstermedik” yorumunu yaparken parti yönetimi ve örgütleriyle yapılan toplantılarda bir eğilimin oluştuğu ancak tartışma sürecinin henüz bitmediği aktarılıyor.

Meclis çalışmalarını Yeşil Sol’da yapacak HDP’den yerel seçimlere ilişkin gelen açıklamalar siyaset kulislerini hareketlendirdi.

Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş’ın, özellikle 2019’da aday çıkarılmayan büyükşehirlerde aday çıkarılabileceği yönündeki açıklamasının ardından kurultayda görevi bırakacak olan Eş Genel Başkan Pervin Buldan, “büyükşehirler başta olmak üzere bütün illerde aday çıkaracaklarını” duyurdu. 2019’daki seçimlerde muhalefetin kazanmasında kritik rol oynayan partilerden olan HDP’den gelen bu açıklamalar da tartışma yarattı.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın aktardığına göre, partide, yerel seçimlere yönelik özel gündemli görüşmelerin yapılmadığı, “her ilde aday çıkarılması yönünde bir parti kararı bulunmadığı” öğrenildi. Parti kaynakları, tutumun kurultayın tamamlanmasının ardından netleşeceğini, partinin birinci gündeminin yerel seçimler olmadığını kaydediyor. Bu konuda halihazırda yorum yapmanın “erken olacağı” belirtiliyor.

Buldan’ın açıklamasına yönelik de “Her siyasi partinin aday göstermesi, olağan olanıdır, beklenenidir. Genel başkanın da söylediği şey bu. Alınan karar, bir görüşme yok. Bunun değişmesi istisnai durum, değişmemesi olağandır. Şu an için gündemimizde başka bir seçenek yok” değerlendirmesi yapılıyor.

“Tartışma süreci henüz bitmedi”

2019’daki durumun ise istisna olduğunu kaydeden parti yöneticileri, “Yerel yönetimlerde AKP’nin kaybetmesi ve kayyum siyasetine son verilmesi gibi ikili bir politika izledik. Bazı büyükşehirlerde aday göstermedik” yorumunu yaparken parti yönetimi ve örgütleriyle yapılan toplantılarda bir eğilimin oluştuğu ancak tartışma sürecinin henüz bitmediği aktarılıyor. Partinin görüşünün konferanslar ve büyük kurultayda şekillenmesi, kurultay sürecinin ardından yeni politikalarının ve kadrolarının şekillenmesiyle birlikte önceliğin yerel seçimlere verilmesi bekleniyor.

Paylaşın

Saadet, Gelecek ve DEVA Partisi’nden Erdoğan’ın “Yerel Seçimler” Planına Karşı Hamle

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, 2024’te yapılacak olan yerel seçimlerde, başta Ankara, İstanbul, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerde “muhalefetin bölünmüş yapısından faydalanmayı” hedefliyor.

Erdoğan’ın yerel seçimlerin “1994 yılındaki yerel seçimler gibi milat olacağını” söylemi AK Partinin büyükşehirleri geri almak için “muhalefeti bölme” stratejisi olarak yorumlanırken, DEVA Partisi, Gelecek ve Saadet Partisi, Erdoğan’ın yerel seçimler planına yanıt verdi.

1994 yerel seçimlerinde hem merkez sağ blok hem de sol partiler ayrı adaylarla seçime gitmişti. Anavatan Partisi’nin İlhan Kesici’yi, SHP Zülfü Livaneli’yi, DYP’nin Bedrettin Dalan’ı, DSP’nin Necdet Özkan’ı, MHP’nin Ahmet Vefik Alp’i ve CHP’nin Ertuğrul Günay’ı aday gösterdiği seçimlerde, Refah Partisi’nin adayı olan Erdoğan, “aradan sıyrılarak” İBB’nin başkanı seçilmişti. RP, 1994’teki seçimlerde yüzde 25.19, ANAP yüzde 22.14, SHP ise yüzde 20.3 oy almıştı.

Üç parti de yerel seçimlerde 14 ve 28 Mayıs genel seçimlerinde olduğu gibi “bir ittifakın oluşmayabileceğini” belirtirken büyükşehirler, iller, ilçeler ve beldeler özelinde muhalefet cephesinin “işbirliği ve dirsek teması modelinin devreye girebileceğini” vurguluyor. Aksi takdirde, Erdoğan’ın söz ettiği 1994 seçimlerinin bir benzerinin 2024’teki seçimlerde de yaşanabileceğine dikkat çekiliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu; DEVA, Gelecek ve SP temsilcilerine “partilerinin yerel seçimlere ilişkin yaklaşımlarını” sordu. Açıklamalar şöyle:

Gelecek Partisi Sivil Toplum ve Halkla İlişkiler Başkanı Selçuk Özdağ: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 6 siyasi parti, yüzde 50+1 koşulu olduğu için bir araya geldi. Yerel seçimlerde ise en çok oyu alan kişi, belediye başkanı seçilecek. Bazı il, ilçe ve beldelerde partiler, bazılarında şahıslar, bazılarında ise hem parti hem de şahıslar güçlüdür. Muhalefet, ilçe ilçe, il il, belde belde şimdiden hazırlığını yapmalı. Bloklar doğru kurulmalı. Erdoğan, şunu söylüyor; ‘Muhalefet parçalansın, yerel seçimlerde blokları doğru kurmasın.

Ben buradan çıkarım; bunların iç kavgalarından yararlanırım.’ Muhalefet partileri özeleştirilerini hızlıca yapmalı, hesaplaşmasını ise seçim sonrasına bırakmalı. ‘Erdoğan’ın oyununa’ gelinmemeli. Biz bölünmeyeceğiz, kavga etmeyeceğiz. Gelecek Partisi olarak muhalefetin işbirliğinden yanayız. Muhalefet eğer 2019’da kazandığı belediyelere yenilerini ekleyemezse Türkiye’de bir daha muhalefet diye bir şey kalmaz. Konya, Balıkesir, Amasya, Samsun, Zonguldak gibi illeri de almalıyız.

“Anlayış birliği sürüyor”

Saadet Partisi Sözcüsü Birol Aydın: Bir bütün olmasa bile muhalefet çeşitli yerlerde, çeşitli büyükşehir, il, ilçe ya da beldelerde seçim işbirliği ve teması halinde seçime girecektir. Her ne kadar Millet İttifakı’nın ittifak hali 28 Mayıs itibarıyla bitmiş olsa da Türkiye’nin ortak sorunlarına ilişkin anlayış birliği devam etmektedir. Bu durumun yerel seçimlerde nereye evrileceğini söylemek şimdiden mümkün değil ama anlayış birliği devam ediyor.

“Ayrı hareket zarar”

DEVA Partisi Seçim İşleri Başkanı İdris Şahin: Erdoğan’ın 1994 seçimleri hususu doğru. Muhalefetteki dağınık görüntü devam eder ve her parti yerel seçimlerde, özellikle büyükşehirlerde ayrı ayrı seçimlere girmeye karar verirse büyük ihtimalle büyükşehirlerin, 2019’da CHP’nin kazandığı yerlerin çoğunluğunun kaybedilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınır.

Her il, ilçe, büyükşehir, belde seçimleri ayrı ayrı değerlendirilmeli, ayrı birliktelikler kurulmalı. Birlik ve beraberlik olmaz ise Erdoğan’ın dediğinin çıkma ihtimali kuvvetle muhtemel. Biz, yerel seçimlerde yetkili kurullarımızdan çıkacak kararlar doğrultusunda hareket edeceğiz. Muhalefetin ayrı ayrı hareket etmesinin Türkiye demokrasisine son derece zarar verebileceğini düşünüyoruz.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İlk Gündem Tüzük Düzenlemesi

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerinde beklenen sonucu elde edemeyen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) ‘değişim’ tartışmaları devam ederken, bayram tatilinin sona ermesinin ardından, partide yeni bir tüzük için taslak oluşturacağı bildirildi.

CHP Tüzük Komisyonu’nun önündeki ilk madde, aday belirleme süreci hakkında olacak. Milletvekili ve belediye başkanı seçim sürecinden önce adayların ön seçimle belirlenmesi, Tüzük’te kesin hükme bağlanacak. Genel Başkana her adaylık için sınırlı bir kontenjan ayrılması da gündemde.

Milletvekillerinin yedi döneme kadar üst üste Meclis’te yer almasına tepki gösteren partililerin bir diğer talebinin “dönem sınırı” olduğu öğrenildi. Bu talebin kabul edilmesi durumunda kişiler yalnızca belirlenen dönem kadar milletvekilliği yapabilecekler. Milletvekilliğine devam etmek isteyenler yeniden aday olmak için “bağımsız” ya da başka parti adayı olması gerekecek.

Kongreler sürecini başlatan ve değişim için ilk olarak tüzük düzenlemesine gitme kararı alan CHP, bayram sonrası üyelerden gelen önerileri ele alacak. CHP Tüzük Komisyonu’nun ön seçim, adaylıklarda dönem sınırı ve Parti Meclisi’nin yapısı, sayısı ve seçim yöntemine ilişkin değişiklikleri ele alacağı bildiriliyor.

BirGün‘de yer alan habere göre, CHP’de bayram tatilinin sona ermesinin ardından kurultaya yönelik çalışmalar hız kazanacak. Kongreler sürecini başlatan, ardından büyük kurultayda yeni Tüzük ile yola devam etme kararı alan, bu kapsamda bir de heyet oluşturan CHP yönetimi, taslak çalışmayı kısa sürede istiyor.

CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeynel Emre başkanlığındaki Tüzük Komisyonu, bayram sona erene kadar partililerden önerileri almaya devam ediyor. Komisyonun bir süre daha bu önerileri alacağı, daha sonra iç çalışma ile yeni Tüzük için taslak oluşturacağı da bildirildi.

Habere göre, CHP Tüzük Komisyonu’nun önündeki ilk madde, aday belirleme süreci hakkında olacak. Milletvekili ve belediye başkanı seçim sürecinden önce adayların ön seçimle belirlenmesi, Tüzük’te kesin hükme bağlanacak. Genel Başkana her adaylık için sınırlı bir kontenjan ayrılması da gündemde.

Milletvekillerinin yedi döneme kadar üst üste Meclis’te yer almasına tepki gösteren partililerin bir diğer talebinin “dönem sınırı” olduğu öğrenildi. Bu talebin kabul edilmesi durumunda kişiler yalnızca belirlenen dönem kadar milletvekilliği yapabilecekler. Milletvekilliğine devam etmek isteyenler yeniden aday olmak için “bağımsız” ya da başka parti adayı olması gerekecek.

PM’nin yapısı

Parti Meclisi ise üyelerin hedefindeki bir diğer birim. Parti üyelerinin önemli bir bölümünün PM’nin yapısı, üye sayısı ve seçim yöntemine tepkili oldukları öğrenildi. Özellikle kurultayda seçim günü dolaşan listelere tepki gösteren üyelerin, daha demokratik ve müdahaleye kapalı sistem talebinde bulunduğu, PM üyelerinin sayısının artırılabileceği dile getirildi. Liste savaşlarının yasaklanması gibi hususlar da gündemde.

CHP’de Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olmanın tek yolunun PM’ye girmek olduğunu anımsatan partililerin, genel başkan yardımcılarının belirlendiği PM’nin sadece genel başkanın talep ettiği isimlerden oluşmaması gerektiğini vurguladığı aktarıldı. Bazı üyelerin bu nedenle özellikle kurultay günü dolaşıma sokulan “genel başkanın listesi” uygulamasının son bulması görüşünde oldukları öğrenildi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Erdoğan’ın Seçim Planı Belli Oldu

AK Parti, 2024’te yapılacak olan yerel seçimlerde, başta Ankara, İstanbul, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerde “muhalefetin bölünmüş yapısından faydalanmayı” hedefliyor. Erdoğan’ın yerel seçimlerin “1994 yılındaki yerel seçimler gibi milat olacağını” söylemi AK Partinin büyükşehirleri geri almak için “muhalefeti bölme” stratejisi olarak yorumlandı.

1994 yerel seçimlerinde hem merkez sağ blok hem de sol partiler ayrı adaylarla seçime gitmişti. Anavatan Partisi’nin İlhan Kesici’yi, SHP Zülfü Livaneli’yi, DYP’nin Bedrettin Dalan’ı, DSP’nin Necdet Özkan’ı, MHP’nin Ahmet Vefik Alp’i ve CHP’nin Ertuğrul Günay’ı aday gösterdiği seçimlerde, Refah Partisi’nin adayı olan Erdoğan, “aradan sıyrılarak” İBB’nin başkanı seçilmişti. RP, 1994’teki seçimlerde yüzde 25.19, ANAP yüzde 22.14, SHP ise yüzde 20.3 oy almıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Partinin önceki günkü İstanbul il teşkilatının bayramlaşma törenine canlı yayınla katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerin “1994 yılındaki yerel seçimler gibi milat olacağını” söyledi. Erdoğan, “1994 ruhunu tekrar dirilterek şehirlerimizin üzerine karabasan misali çöken Fetret Devri’ne hep birlikte son vereceğiz. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, başta olmak üzere hizmetsizlik girdabında sürüklenen tüm şehirlerimizi gerçek belediyecilikle tanıştıracağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Erdoğan’ın bu sözleri 2024’teki yerel seçimlerde “Cumhur İttifakı’nın uygulayacağı” strateji olarak yorumlandı. Buna göre AK Parti Ankara, İstanbul, Adana, Mersin gibi büyükşehirlerde “muhalefetin bölünmüş yapısından faydalanmayı” hedefliyor. Cumhur İttifakı kanadı, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimleri sonrasında başta CHP’deki “değişim” tartışmaları olmak üzere İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, partisinin olağan kurultayında CHP’ye yönelik söylemlerinin “yerel seçimler sürecinde muhalefetteki bölünmenin derinleşeceğinin sinyallerini verdiğini” düşünüyor.

Bu süreçte 6’lı masada yer alan muhalefetin “yerel seçimlere az bir süre kala genel seçimlerdeki gibi tam bir bütünlük halinde yeniden bir araya gelemeyeceği” kaydediliyor. 6’lı masayı oluşturan her bir partinin “yerel seçimlerde en az birkaç belediye başkanlığı alabilmek için kendi içlerinde kıyasıya bir yarışa gireceği” kaydediliyor.

Özellikle Akşener’in kurultaydaki sözleri sonrasında “CHP ile ittifak yoluna gitse bile bu kez kendi partisinin belirleyeceği adayları CHP’ye dayatmak isteyeceği, CHP’nin de pek çok il için buna karşı çıkacağı” hesaplanıyor. Öte yandan genel seçimler sonrasında HDP’nin de 2024 seçimlerine “bu kez kendi adaylarıyla katılacağı” değerlendirmeleri yapılıyor. Bu durumdan kaynaklı olarak Erdoğan’ın “1994 yılındaki yerel seçimlere göndermede bulunduğuna” dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İBB başkanı seçildiği 1994 yerel seçimlerinde hem merkez sağ blok hem de sol partiler ayrı adaylarla seçime gitmişti. Anavatan Partisi’nin İlhan Kesici’yi, SHP Zülfü Livaneli’yi, DYP’nin Bedrettin Dalan’ı, DSP’nin Necdet Özkan’ı, MHP’nin Ahmet Vefik Alp’i ve CHP’nin Ertuğrul Günay’ı aday gösterdiği seçimlerde, Refah Partisi’nin adayı olan Erdoğan, “aradan sıyrılarak” İBB’nin başkanı seçilmişti. RP, 1994’teki seçimlerde yüzde 25.19, ANAP yüzde 22.14, SHP ise yüzde 20.3 oy almıştı.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Galatasaray Meydanı’ndaki eylemin yasaklanmasının hak ihlali olduğu yönündeki kararına rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları, adalet arayışlarının 953. haftasında da engellendi ve gözaltına alındılar.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Kolluk güçleri ve mülki amirler, 953’üncü haftamızda da Anayasal suç işlemeye devam etti. İstiklal Caddesine dahi çıkmamıza izin verilmeden AYM kararı bir kez daha ihlal edilerek gözaltına alındık” denildi.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 953. hafta eyleminde gözaltına alınan kayıp yakınları ve hak savunucularının isimleri şöyle:

Hanife Yıldız, Mikail Kırbayır, Ali Ocak, Besna Tosun, Sebla Arcan, Eren Keskin, Gülseren Yoleri, Leman Yurtsever, Arat Dink, Hatice Korkmaz, Oya Ersoy, İsmail Yücel, Gülendam Özdemir, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Kemal Bulut, Hatice Onaran, Meryem Bars, Pelin Laçin, Hüseyin Aygül, Zehra Demir, Kenan Yıldızerler.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Paylaşın

Pervin Buldan’dan “Yerel Seçimler” Açıklaması: Her Yerde Aday Çıkaracağız

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Eylülde gerçekleştireceğimiz kongreden sonra yeni bir seçim süreci başlatacağız.  Yerel seçimler elbette ki hepimiz açısından önemli. İktidar bir kez daha devletin bütün imkanlarını kullanmaya çalışacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz de bütün illerimizde büyükşehirler başta olmak üzere her yerde adaylarımızı çıkaracağız. Bu seçimlerde iyi bir çalışma temposuyla büyük bir başarı elde etmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Van’da bayram ziyaretlerine devam etti. Erciş ilçesinde bayramlaş programına katılan Buldan, bayramın barış ve özgürlük getirmesi temennisinde bulundu.

Buldan, 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçim sonuçlarına değindi ve “2023 seçimleri önümüzde büyük bir fırsattı. Bu fırsatı değerlendirmek üzere büyük bir çalışma yürüttük ancak karşımızdaki AKP-MHP iktidarı devletin bütün olanakları ve imkânlarını kullanarak iktidar oldular. Devletin bütün imkânlarını diyoruz, çünkü seçim çalışmalarında bunu gördük. Devletin medyasını, paralarını, yargısını, ordusunu ve bütün kaynaklarını kullandılar” dedi.

Seçimden sonra yaşanan eksiklikleri toplantılarında ele aldıklarını dile getiren Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Yeni kararlar aldık. Bu kararlarla birlikte kongreye gideceğimizi ifade ettik. Kongrede, yeni bir planlama ve yeni bir anlayışla yeni yüzlerle, yeni canlarla bu süreci karşılamak ve bir değişim ve dönüşüm için bir süreç başlayacak.

Muhtemelen eylül ayı gibi kongremizi gerçekleştirip, HDP ile mi yola devam edeceğiz, Yeşil Sol’la mı devam edeceğiz, Yeşil Sol’un ismi mi değişecek? Bütün bunlar şu an tartışma konusu. Bir komisyon kurduk. Bu komisyonumuz çalışmalarını sürdürüyor.

“Yeni bir seçim süreci başlatacağız”

Eylülde gerçekleştireceğimiz kongreden sonra yeni bir seçim süreci başlatacağız.  Yerel seçimler elbette ki hepimiz açısından önemli. İktidar bir kez daha devletin bütün imkanlarını kullanmaya çalışacak. Biz de bütün illerimizde büyükşehirler başta olmak üzere her yerde adaylarımızı çıkaracağız. Bu seçimlerde iyi bir çalışma temposuyla büyük bir başarı elde etmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

“Bir kez daha Kürtlerin inkar edildiği, yok sayıldığı, her türlü zorbalığın yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Önemli bir seçim sürecini yaşadık; ancak seçimdeki baskıların zorlukların, anti-demokratik uygulamaların bir kez daha AKP ve onun ortağının kazanmasına vesile olduğunu gördük.

“Bu ülkeyi AKP’nin karanlık zihniyetine asla teslim etmeyeceğiz”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Van’da katıldığı bayramlaşma töreninde ise şunları ifade etmişti:

Biz mücadeleyi sürdürürken, bu ülkede bütün zorluklara ve baskılara karşı mücadele ederken Kürt halkı başta olmak üzere, ezilen, sömürülen, inkar edilen bütün halkların barış ve özgürlükler içerisinde yaşamasını umut ederken AKP ve MHP ittifakının bir kez daha bu seçimleri kazandığını söylemeyeceğiz. Çünkü bu seçimler, demokratik bir ortamda yapılmadı. AKP’nin devletin bütün imkanlarını kullanarak kazandığı bir seçim olarak tarihe geçti.

Biz buradayız, yerimizdeyiz, halkımızla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. AKP iktidarının baskılarını, zorbalığını, inkaranı bir kez daha yok etmek için, bunu bertaraf etmek için bu mücadeleyi büyüteceğiz. Seçimlerin üzerinden bir buçuk ay gibi bir zaman geçmesine rağmen AKP seçimlerden sonra ilk günden itibaren aynı anlayış ve zihniyetle bu ülkeyi yönetmeye devam ediyor. Bu, 5 yıllık süre içerisinde aynı anlayışı sürdüreceğinin göstergesidir.

Bu ülkede tecridin, şiddetin var olduğunu söyleyenlere karşı gözdağı vermek, korku imparatorluğunu yaratmak bizi yolumuzdan alıkoymayacaktır. Bir gazetecinin “ülkede tecrit var” demesi nedeniyle tutuklanması bir kez daha bizlere  tecridin bu ülkede ne kadar yaygın olduğunu göstermiştir. Sadece İmralı’da değil; bugün ülkenin her tarafında, her karış toprağında her insana uygulanan bir tecritten bahsediyoruz. Elbette en ağırını, en insafsızını Sayın Öcalan’a karşı uyguluyorlar.

Bugün bu ülkede tecridin var olduğunu söyleyenlere karşı tutuklama ve zorbalıkla gözdağı vermeye çalışanlar şunu bilsin ki; biz bu ülkede tecridin son bulması için elbette mücadele edeceğiz. Bu ülkeyi AKP’nin karanlık zihniyetine asla teslim etmeyeceğiz.

Bütün halkımız şunu bilsin ki, AKP hükümeti iktidarda olduğu sürece bizler mücadeleyi daha da büyütmek zorundayız. Bu mücadelenin sonuna kadar savunucusu olmak zorundayız. Türküyle Kürdüyle, Ermenisiyle, Süryaniyle, Alevisiyle, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle bu ülkede yaşayan her bir insanımızla bu mücadeleye omuz vermek zorundayız. Bu ülkedeki karanlıkları, zorlukları, hukuksuzlukları yeneceğimiz günler gelecektir.

Ben bir kez daha bütün halkımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Bugün Van’da halkımızla ile bayramlaşmaktan büyük bir onur duyuyorum. Bayram boyunca bayramdan sonra da bütün ilçelerimizde halkımızla bir araya geleceğiz. Bayramlaşma programlarımızı sürdüreceğiz. Buraya geldiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, bir kez daha bayramınızı kutluyorum.”

Paylaşın