Cumartesi Anneleri’nin Eylemi 30. Yılında: Adalet İstiyoruz

Cumartesi Anneleri / İnsanları adına basın açıklamasını okuyan kayıp yakını İkbal Eren, “30 yıldır haykırıyoruz: İnkâra son verin, kayıplarımızın akıbetlerini açıklayın. Biliyoruz ki: Cezasızlık son bulmadan adalet sağlanamaz. Adalet sağlanmadan barıştan söz edilemez” dedi.

Cumartesi Anneleri/İnsanları gözaltında kaybedilen ve katledilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle eylemlerinin 1053’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, eylemlerinin bu haftasında 6 Mayıs 1995 yılında Mardin’in Midyat ilçesinde gözaltında kaybettirilen Mehmet Sait Zengin’in akıbetini sordu.

Basın açıklamasını okuyan kayıp yakınlarından İkbal Eren, 27 Mayıs 1995’ten beri gözaltında kaybettiklerini unutturmamak için Galatasaray Meydanı’nda seslerini yükselttiklerini ifade etti. 30 yıldır bu meydandan haykırdıklarını dile getiren İkbal Eren, “Devletin inkâr ve cezasızlık politikalarıyla üzerine karanlık bir perde çektiği gözaltında kaybetme vakalarını görünür kılmak ve adalete erişmek için 30 yıldır mücadele ediyoruz. 30 yıldır haykırıyoruz: İnkâra son verin, kayıplarımızın akıbetlerini açıklayın. Biliyoruz ki: Cezasızlık son bulmadan adalet sağlanamaz. Adalet sağlanmadan barıştan söz edilemez” dedi.

“Barışı istiyoruz, kayıplarımızı da. Barışı istiyoruz, hakikati de. Barışı istiyoruz, adaleti de. Barışı istiyoruz, demokrasiyi de” diyen İkbal Eren, bu haftaki eylemde Zengin Ailesi’nin sesi olmak için toplandıklarını ifade etti.
İkbal Eren, “36 yaşındaki Mehmet Sait Zengin, Midyat’ta yaşayan bir esnaftı. HADEP üyesiydi. Güvenlik güçlerinin tehditleri altında yaşayan Zengin, sürekli olarak takip ediliyor, gözaltına alınıyor ve işkenceye maruz kalıyordu. 1995 yılının Nisan ayında, dükkânına gelen polisler tarafından gözaltına alındı. 14 gün boyunca işkence gördü ve ardından serbest bırakıldı. Ancak serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra, 6 Mayıs 1995 tarihinde, Mardin’den geldiklerini söyleyen sivil kıyafetli iki polis tarafından evinden gözaltına alındı ve beyaz bir Toros ile götürüldü” dedi.

Mehmet Sait Zengin’in ailesi, can güvenliğinden endişe duyarak Midyat Karakolu’na başvurduğunu belirten İkbal Eren, “Yetkililer, ‘Bizde yok ama Mardin’e götürülmüş olabilir’ yanıtını verdi. Bunun üzerine aile Mardin’e gitti. Karakola başvuran kardeşi, ‘Onu ararsan sen de bu yolda gidersin’ diyerek tehdit edildi. Ailenin başvuruları sonuçsuz kaldı. Dört çocuk babası Mehmet Sait Zengin’den bir daha haber alınamadı” ifadelerini kullandı.

“Kaç yıl geçerse geçsin…”

30 yıldır ailesinin “Mehmet Sait Zengin’e ne oldu?” sorusunun yanıtsız bırakıldığını ifade eden İkbal Eren, sözlerine şöyle devam etti: “İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesi’nin çabalarıyla yeniden canlandırılan dosya, Midyat Savcılığı’nın raflarında beklemeye terk edildi. Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Sait Zengin için, tüm kayıplarımız için adalet talep etmekten; devletin evrensel hukuk normlarına uygun hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Açıklamanın ardından Cumartesi Annelerinden Hanife Yıldız, gözaltında katledilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın, gönderdiği mesajı iletti. Hanife Yıldız, “Emine Anamıza gittim. Bundan 30 yıl önce hepimizin sesini duyuran anne, buradaki herkese selamlarını iletti. 30 yıl kolay geçmiyor. Anneler ne evlatlarının akıbetini öğrendi ne de adalete eriştiler. Hepsi yürekleri yaralı gitti” dedi.

Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakılmasının ardından son buldu.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

DEM Parti’den CHP’li Belediyelere Yönelik Operasyonlara Tepki

DEM Parti, CHP’li belediyelere yönelik yeni operasyonlara tepki gösterdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Siyasi hesaplaşmaların yargı yoluyla çözülmeye çalışılması ve seçilmiş temsilcilere yönelik bu uygulamalar kabul edilemez” dedi.

Haber Merkezi / DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, “Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik eğitim sürdürülüyor, bu tür operasyonlar yapılıyor, toplumsal barışı zedeleniyor. Siyasi meselelerin çözüm yolu, müzakere ve diyalogdur; Demokratik siyaseti dışlayan onun müdahalesinin karşısında olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile partinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere yönelik yeni operasyonlara tepki gösterdi.

Tuncer Bakırhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerine, Adana’da Seyhan ve Ceyhan belediye başkanlarına yönelik operasyonlar kınılmıyor, bu müdahaleleri kabul edilemiyor. Demokrasinin temel politikalarından biri, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeye saygıdır.

Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik eğitim sürdürülüyor, bu tür operasyonlar yapılıyor, toplumsal barışı zedeleniyor. Siyasi meselelerin çözüm yolu, müzakere ve diyalogdur; Demokratik siyaseti dışlayan onun müdahalesinin karşısında olmaya devam ediyor.”

Hatimoğulları ise sosyal medya hesabı üzerinden şu paylaşımı yaptı: “İBB’ye yönelik operasyon ve İstanbul İlçe belediye başkanları ile Seyhan ve Ceyhan belediye başkanlarının toplanmalarını kınıyoruz. Siyasi hesaplaşmaların yargı yoluyla çözülmeye çalışılması ve seçilmiş temsilcilere yönelik bu uygulamalar kabul edilemez.

Halkın sandıkta verdiği kararlara saygı ölçüsü, kişinin gücünün yeteneği elzemdir. Toplumsal barış ve güçlü bir demokrasi için, İstanbul’dan Van’a, Mardin’den Adana’ya kadar halkın iradesine saygı gösterilmeli ve bu siyasilerden vazgeçilmelidir.”

DEM Parti’den açıklama

DEM Parti MYK tarafından yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: “İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik 19 Mart tarihinde başlatılan yargı müdahalesi genişleyerek devam ediyor. Bu operasyonlar ne yazık ki ileri sürülen iddiaların kapsamını fazlasıyla aşarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik bir tür kuşatmaya dönüştürülmüştür.

Yargı süreci muhalif belediyeleri etkisizleştirmeyi, belediye hizmetlerini aksatmayı, halkın hizmet almasını engellemeyi hedefler hale gelmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile çok sayıda alt kademe belediye başkanının, neredeyse tüm bürokratların ve şirket yöneticilerinin gözaltına alınıp tutuklanması ve belediye şirketlerine kayyım atanması başka şekilde açıklanamaz. Bu gelişmeler, belediye hizmeti alan milyonlarca vatandaşı mağdur etmekte ve muhalefetin yönetimde olduğu belediyelerde halkı adeta cezalandırmaktadır.

Çağrıldıklarında ifade verebilecek insanların, hukuki açıdan meşruiyeti olmayan bir yöntemle ve bir itirafçının beyanlarına dayanılarak bu şekilde gözaltı ve tutuklamaya maruz bırakılması, hukuk ve demokrasiye yönelik ağır bir ihlaldir. Atılan adımlar, içinden geçtiğimiz tarihi dönemin hassasiyetine aykırı bir şekilde, demokratik siyaset alanını da daraltmaktadır.

Elbette partimiz, yerel yönetimler başta olmak üzere siyasetin rant, yolsuzluk ve rüşvetten arındırılmasını ve temiz siyaseti savunmaktadır. Ancak bu yöndeki iddialarla yapılanların sadece muhalefet belediyeleriyle sınırlı tutulması, iktidar belediyelerindeki yolsuzluk ve rüşvet iddialarına ise koruma kalkanı oluşturulması söz konusu bu iddiaları da çürütmektedir. Muhalefete yönelik bir siyasi operasyona dönüştüğüne dair Türkiye’nin tamamında ciddi kaygılar oluşturmaktadır.

Kutuplaşmayı artıracak, hukuk ve demokrasi inancını tamamen ortadan kaldıracak, barış ve demokratik toplum özlemini zedeleyecek bu operasyonlara son verilmelidir. Hukuk herkes için ve tarafsız şekilde uygulanmalıdır. Belediyeler halkındır, yerel demokrasinin bel kemiğidir. Belediyeler üzerindeki yargı kıskacı ve kuşatması kaldırılmalıdır.”

Paylaşın

Avrupa Parlamentosu’ndan “İmamoğlu” Açıklaması: Katılım Sürecini Olumsuz Etkiledi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin konuşan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sanchez Amor, İmamoğlu’nun tutukluluğunun Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) katılım sürecini sekteye uğrattığını söyledi.

Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmadan önce tutuklandığına dikkat çeken Amor, Türkiye’ye yönelik “AB üyesi olmak istiyorsunuz ama muhalefetin önde gelen kişilerinden birini tutukluyorsunuz” eleştirisinde bulundu. Avrupa’nın Türkiye’nin özellikle güvenlik alanında çok önemli bir ortak olduğunun bilincinde olduğunu belirten Amor, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’le de görüştüklerini ve bu temasları “olumlu değerlendirdiklerini” söyledi.

Enerji, ticaret, göç konularının ele alınacağı ortamın da yaratıldığını ifade eden Amor, “Ancak ele alacağımız bir başka konu hukuki güvenlik. Şimşek, yabancılardan yatırım talep ediyor doğal olarak. Ancak bağımsız yargınız yoksa yatırımcılar çekinir. İş adamlarını gözaltına almak doğru değil, rahatsızlık yaratan bir durum” diye konuştu.

AP Türkiye Daimi Raportörü, gelecekte AB’ye katılım sürecinin canlandırılması için terör konusunda atılan adımları ise “destekleyici” olarak nitelendirdi. Amor, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak İmamoğlu’nun tutuklanması şu an bu süreci sekteye uğratan en önemli şey. Bu bir süreç, iyileşme ve gelişmenin hemen olmasını beklemiyoruz. İnfaz paketinden söz edersek, bu adımın bir haftada ülkeyi değiştirmesini bekleyemeyiz.”

İspanyol raportör, “Umut var diye düşünüyorum. Eksik de olsa yapılanlar, atılan adımlar var. Bu sürecin başlamış olması mükemmel bir haber. Barışçıl bir toplum olması ve şiddetin ortadan kalkması, siyasi idare ve istikrar, demokrasi alanına da etki edecektir” değerlendirmesinde bulundu.

Amor, İmamoğlu’yla görüşme isteğini de dile getirerek, “İmamoğlu’nu ziyaret etmek, görüşmek isterim ama kendisiyle belediyede görüşmek isterim” diye konuştu.

AB’ye katılım sürecinin yeniden başlaması için bazı adımların atılmasının elzem olduğuna dikkat çeken Amor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını talep ettiklerini hatırlattı. Sanchez, “Savcıların siyasi bir gündem için kullanılmamasını görmek istiyoruz ama korkarım ki son gelişmeler buna hizmet etmiyor. Avrupa’nın bunu gördüğünü anlamıyor musunuz? İmamoğlu’nun evine bu kadar polis göndererek o kişinin imajını değiştirmek istiyorsunuz. O kadar polisin gecenin bir yarısı silahlarla orada olması normal değil. Belki de siz bunun içinde olduğunuz için normalleştiriyorsunuz. Dışardan bakınca bunlar çılgınca şeyler” diye konuştu.

Amor “14 yaşındaki bir kız çocuğunun terörizmden yargılanması çok anlaşılmaz. Bu da katılım sürecinin başlaması ve devam etmesini engelliyor. Bu süreç ölmedi ama ilerleme de olmuyor” ifadelerini kullanarak, son aylarda özgürlük ve haklar konusunda “ortamın daha da kötüleştiğine” dikkat çekti.

“Sizde rektörler bile Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Bizim ülkemizde iktidardaki isimler dahi yargılanabiliyor” diyen Amor, İmamoğlu’nun aynı gün terörizm ve yolsuzlukla suçlandığını hatırlattı. Raportör, “Ona olanların adaletle bir ilgisi yok. Gözaltı süreci de kabul edilebilir değildi. 15 yıl önce çok daha kapsayıcı bir ülkeydiniz. Katılım sürecine dönmek için tekrar bunun olması gerekiyor” diye konuştu.

Türkiye’nin Suriye politikasına övgü

Amor, diğer yandan Türkiye’nin Suriye ve göç konusundaki tutumundan övgüyle söz etti. AB Raportörü, “Ülkeniz Suriye ile ilgili mükemmel bir iş çıkardı. Tüm uluslararası ortakların rol oynaması önemli ancak sizin hükümetiniz iyi iş çıkardı” diye konuştu. Suriyeli yetkililere bir fırsat verilmesi gerektiğini belirten Amor, “AB ile Türkiye bu konuda iş birliği yapıyor. Sadece yaptırımları kaldırmak yetmez. Yeni iktidara bir şans vermek gerekiyor. Orada gerçek bir düzen, yeniden inşa gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin Suriye’den gelen göç ile ilgili duruşu insani ve etik değerlerle uyumlu oldu” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

DEM Partili Temelli’den “Yeni Anayasa” Açıklaması: Mutabakat Sağlanmalı

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Yeni Anayasa” tartışmalarına ilişkin, “Askerlerin, darbecilerin yaptığı anayasaların yerine; halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak sivil bir anayasa yapalım dedik. Ama nasıl yapılır, kim yapar, hangi yöntemle yapar; bu konularda mutabakat sağlanmalı” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları ve Grup Başkanvekillerinden oluşan heyet, dün (28 Mayıs) AK Parti heyetiyle Meclis’te görüştü.

Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren görüşmenin ardından açıklama yapan DEM Parti, görüşmede Türkiye ve bölgedeki gelişmelere dair kapsamlı bir fikir alışverişinde bulunulduğunu ifade etti. Açıklamada, Meclis’e sunulması beklenen İnfaz Paketi’nin de görüşmede gündeme geldiği belirtilerek, görüşmenin ayrıntılarına ilişkin kapsamlı açıklamanın ilerleyen günlerde yapılacağı belirtildi.

Görüşmeye ilişkin AK Partili Efkan Âlâ ve Abdullah Güler de kısa açıklamalarda bulundu; ancak içerikle ilgili ayrıntı paylaşmadılar.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, görüşmenin içeriği, İnfaz Yasası’nda yapılacak düzenlemelerin kapsamı ve anayasa tartışmalarına ilişkin bianet’ten Tuğçe Yılmaz‘ın sorularını yanıtladı.

AKP ile dün iki saati aşan görüşmenizden sonra “Beklenen infaz düzenlenmesini henüz göremeyeceğiz” dediniz. İktidar neden beklenen adımı atmadı?

Bu konuda uzun süredir yoğun bir çaba içindeyiz. Toplumun 10. Yargı Paketi’yle ilgili ciddi beklentileri vardı. Görüşmede bu beklentileri ve önerilerimizi aktardık. Aynı zamanda siyasetin önünü açacak bir adım olarak bu paketin önemini vurguladık. Ancak geldiğimiz noktada, İnfaz Yasası’yla ilgili beklenen kapsamlı düzenlemenin pakette yer almadığını gördük. Sadece hasta tutuklular, hamile kadınlar ve çocuklu anneleri kapsayan çok bir düzenleme söz konusu. Bu, infazın çok sınırlı bir alanda ele alındığını ve beklediğimiz genişlikte bir düzenleme olmadığını gösteriyor.

Kapsamlı bir düzenleme yapılmamasına dair açıklamaları ne oldu?

Konuyu çok yönlü değerlendirdiklerini, heyetlerinin bu konuda çalışmalar yürüttüğünü ve ciddi risklerin söz konusu olabileceğini belirttiler. Toplumun hassasiyetlerine; özellikle kadın cinayetlerine, kadınlara yönelik nitelikli cinsel saldırı gibi meselelere dikkat çektiler. Ve Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarının da dikkate alınması gerektiğini ifade ettiler.

Tüm bunların ışığında, daha fazla ve etraflıca çalışmaları gerektiğini; ancak infaz düzenlemelerini ilerleyen paketlerde mutlaka hayata geçireceklerini belirttiler. Ancak kaçınılmaz olarak bu, bir gecikme anlamına geliyor. Bu yüzden kapsamlı düzenlemeler için Meclis’in yeniden açılacağı sonbahar ayları işaret ediliyor. Yani düzenlemenin dört ay daha beklemesi söz konusu. Bu durum da elbette toplumda bir hayal kırıklığı yaratıyor. Çünkü özellikle cezaevlerinde on binlerce mahpus umutla bu düzenlemeyi bekliyor.

Bu süreçte size herhangi bir taahhütte bulunuldu mu?

Siyasette ve diplomaside kesin taahhütlerden söz etmek mümkün değil. Görüşmelerde sadece fikirler ve beklentiler ifade edilir. Şimdilik bu düzenlemelerin sonbaharda geleceği yönünde bir eğilim olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu adımı atarlar mı, atmazlar mı bilemeyiz. Daha önce de adım atılacağı söylenmişti; ama atılmadı. Bu nedenle toplum olarak da bu konudaki mücadeleyi sürdürmemiz elzem.

İnfaz Yasası’nın düzenlemesinin ertelenmesi, yürüttüğünüz barış ve demokratikleşme sürecini etkiler mi?

Barış ve demokratik toplum süreci, çok boyutlu bir mücadele alanı. İnfaz Yasası gibi düzenlemeler sürece olumlu katkı sunabilir, toplumsal anlamda güveni artırır, siyasal sürecin önünü açar. Bugün oluşan bu belirsizlik toplumsal barış konusunda ciddi bir güvensizlik yaratıyor ve söz konusu gecikmelerin telafisi için güçlü adımlar atılması gerekiyor.

Ancak Yargı Paketi ile ilgili vaatlerin çoğu, barış ve demokratik toplum süreciyle doğrudan ilişkili değil; adli suçluları ilgilendiren düzenlemeler ağırlıktaydı. Bizim yaklaşımımız elbette ki şu: Toplumun farklı kesimlerinin güven duymasını sağlamak, siyasetin temel sorumluluğudur. Hele ki böyle kritik dönemlerde bu sorumluluk daha da büyüyor. Görüşmelerde de bunu açıkça ifade ettik. “Atılacak güçlü bir adım, sürecin diğer aşamalarına da pozitif katkı sağlar,” dedik. Ama elbette ki süreç, kendi güzergâhında ilerlemeye devam edecek. Umudumuz bu yönde.

Anladığımız kadarıyla bir tür “gedik açmaya” çalıştınız; ama size bunun için erken olduğu mu söylendi?

Biz buna gedik açmak demiyoruz. Toplumda güveni ve umudu büyütecek adımlar atmak diyoruz. Süreci desteklemek diyoruz.

Yargı Paketi’ne dair en önemli talebiniz neydi?

Kapsamlı bir çalışma yaptık ve talepleri öncelik sırasına koymadık. Ama elbette ki vicdani açıdan hasta tutuklular meselesi başta geliyor. İnfaz düzenlemeleri konusunda ciddi bir dosya hazırladık ve bunu Adalet Bakanlığı’na ileterek “İnfaz Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması gereken çok sayıda düzenleme var. Bunlara bir yerden başlamak gerek,” dedik. Onlar da bize “Haklısınız; ama hepsini bir anda yapmak mümkün değil, aşama aşama ilerleyeceğiz,” dediler. Öncelikle pandemi döneminden kalan mağduriyetlerin giderileceğini söylediler; ama bu adımı da atmadılar.

Tartışmaların bir ayağı da anayasa. Buradaki talebiniz nedir?

Biz 2020 yılında da anayasa tartışmalarına dair bir strateji geliştirdik. Maddelere değil, sürece odaklandık. “Anayasa nasıl yapılmalı?” sorusunu merkeze aldık. Askerlerin, darbecilerin yaptığı anayasaların yerine; halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak sivil bir anayasa yapalım dedik. Ama nasıl yapılır, kim yapar, hangi yöntemle yapar; bu konularda mutabakat sağlanmalı. Yargı paketleri de bu yönde bir “yol temizliği” görevi görebilir.

Bu tartışmada hem partiniz hem de Abdullah Öcalan, özellikle 1921 Anayasası’nı işaret ediyor. Bunun nedeni nedir?

1921 Anayasası, tıpkı Türkiye gibi, çoğulcu bir anayasa. Bu gerçek, yasalarımıza ve anayasamıza mutlaka yansıtılmalı. Toplumsal mutabakat, sağlıklı bir toplum yapısı ve barış ancak buna uygun bir anayasa ile sağlanabilir. 1921 Anayasası, bu yönüyle önemli bir örnek. O dönemin Meclis’i de, Büyük Savaş sonrası toplanan kongreler de çoğulcu karakteriyle öne çıkar. Tarihe dönüp baktığımızda, bugün yaşadığımız siyasi krizlerin çoğunun o çoğulcu çizgiden sapılmış olmasından kaynaklandığını görürüz.

Sayın Öcalan’ın yaptığı vurgu, tam da bu çoğulcu yapıyı işaret etmesi bakımından kıymetlidir. Türkiye bu eksende bir anayasa tartışması yürütmelidir.

Paylaşın

Bahçeli’den “İBB Operasyonları”na Destek

MHP Lideri Devlet Bahçeli, İstanbul’un derin bir yolsuzluk ve rüşvet sarmalına mahkûm edildiğini belirterek, bu durumun “milli yürekleri acıtan büyük bir yara” olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul’un Fethi’nin 572’nci yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Devlet Bahçeli açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Parlak ufkuna kara perdelerin çekilmek istendiği, tarihin gerisine düşmesi için sinsi çabaların gözlemlendiği İstanbul’un 572’inci fetih yıldönümünü haklı bir gurur ile kutluyoruz. İstanbul, Türk-İslam medeniyetinin ve Türkiye’nin baş tacı, gönül tahtı, iftihar tablosudur.

Maalesef fethin ruh ve şuurunu isabetle anlayamamış, iradeyle kavrayamamış siyasi ve ideolojik yıkım müellifleri 572 yıl önceki muhteşem zaferden adeta rövanş almak amacıyla kuyruğa girmişlerdir. Ancak tüm menfur çabalar boşunadır. Dünyaya açılan tarih, kültür ve kardeşlik penceresi olan İstanbul’un derin ve çetin mahiyetli hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk sarmalına mahkum edilmesi milli yürekleri acıtan büyük bir yara olarak karşımızdadır.

Fethin akıl, ahlak ve manevi mirasıyla taban tabana çelişen bugünkü ıstıraplı dönemin geride kalması, kahırdan lütufların doğması inanıyorum ki mukadderdir. İstanbul’a vurulan zincirler 572 yıl evvel nasıl kırılmışsa bugünkü habis kuşatma da aynı şekilde kırılacaktır.

Emin ve ehil ellerden mahrum kalan İstanbul’un fetih emanetine sarılarak zorlu etapları birer birer aşacağından, milli birlik, dayanışma ve kardeşliğimizin asırlara sari çınarı olacağından hiç kuşkum yoktur. Elbette her fetih bir stratejinin mahsulüdür. Her fetih kapsamlı bir hazırlığın, sağlam bir iradenin, inanmış kalplerin, hedefine kilitlenmiş bir cesaretin mükâfatıdır. Anadolu Hisarı’nın karşısına inşa edilen Rumeli Hisarı gıpta edilen sezgi ve zekanın marifetidir.

Karadan çekile çekile Haliç’ten denize indirilen gemiler göz kamaştıran bir vizyonun tecelli etmiş muhayyilesidir. Denizin üzerinden dev gibi giden yuvarlak topların yapımı tavsamayan, tehir edilmeyen bir çalışmanın mukavemetidir. O güne kadar hiçbir gücün aşamadığı 6,5 km uzunluğunda, 30 metre yüksekliğindeki surlara Ulubatlı Hasan olup Üç Hilali dikmek medyunu şükran olduğumuz bir inanmışlığın maharetidir.

Sabır, dua, kahramanlık ve usta planlamayla 53 gün sonra alınan İstanbul, Türk milletinin kalpgahı yapmaya ant içmiş bir milliyetperverliğin muvaffakiyetidir. İstanbul’un fethi, sefer bizden, zafer Allah’tan diyen inanmış yüreklerin muteber ve müstesna bir mecmuudur.

Yeniçerisinden hakanına, elleri havada dua eden isimsiz neferlerinden devrin ilim irfan pınarı Aksemsettin’e kadar fetih; bir destanın, bir dirilişin, efendimizin övgüsüne layık olmayı hedeflemiş bir kararlılığın şeref menkıbesidir. İstanbul’un fethiyle doğu ile batı arasındaki denge bozulmuştur. İstanbul’un fethiyle hak nail, haram zail olmuştur.

“İstanbul’u adaletle tanıştırıp…”

İnsanlığın kader haritası, tarihsel akışın ana rotası değişmiştir. Fatih Sultan Mehmed sadece kılıçla, sadece topla, sadece yaklaşık 70 bini bulan kahraman askeriyle değil; sabrıyla, sağduyusuyla, taşıdığı emsalsiz misyonuyla, sahip olduğu derin fikir, yüksek ahlak, alim vasfı, tutkulu hükümdarlık özelliğiyle İstanbul’u Türk milletiyle buluşturmuştur. Fetih tarihin bir anında donmuş, durmuş, duraklamış bir hal değildir.

Fetih dinamiktir, süreçtir, süreklilik içinde, tarihsel mizan ve milletin müdavim ve müdahalesiyle canlıdır, sonsuza kadar da öyle kalacaktır. İstanbul’u adaletle tanıştırıp, Türk milletiyle kucaklaştıran kutlu ecdadımızı hürmetle, minnetle, özlemle yad ediyorum. İstanbul’un fethinin 572’inci yıldönümünde, Türk milleti için canlarını feda eden aziz şehitlerimize, büyük hünkârımız Fatih Sultan Mehmet Han başta olmak üzere kahraman neferlerine Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum.”

Paylaşın

19 Bin 800 Mahkuma Tahliye Yolda!

“Kurban Bayramı” öncesinde yasalaşması planlanan yeni infaz düzenlemesiyle, yaklaşık 19 bin 800 hükümlünün denetimli serbestlikle tahliye edilmesi hedefleniyor.

İnfaz paketi düzenlemesi AK Parti tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunuldu.

Kurban Bayramı öncesinde kanunlaştırılması beklenen teklife dair AK Parti ile DEM Parti görüşmesinin ardından belli maddelerin dışında “Değişiklikler sonbahara bırakıldı” açıklaması yapılmıştı. DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Gelecek teklifte sadece hasta tutuklular olacak. Kamuoyunun beklediği bazı infaz yasası değişiklikleri maalesef olmadı. İktidar, etki analizi yapılmadığını ve bu nedenle değişikliklerin sonbahara bırakıldığını söyledi” demişti.

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, AK Parti Grup Başkanlığı fuaye alanında kanun teklifine dair basın toplantısı düzenledi. “10 farklı kanunda değişiklik veya düzenleme içeren yürürlük ve yürütme maddeleriyle birlikte toplamda 30 maddeden oluşan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun Teklifimiz ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifimizi şu anda Meclis Başkanlığımıza arz etmiş bulunuyoruz” dedi.

Teklifin Adalet Komisyonu Başkanlığına havale edileceğini aktaran Güler, “Komisyon çalışmalarının planlaması, biraz sonra milletvekillerimiz tarafından, Adalet Komisyonu Başkanımız tarafından gerçekleştirilecek” bilgisini paylaştı.

Güler, teklifin hazırlığında Samsun Milletvekil Orhan Kırcalı, Uşak Milletvekili Fahrettin Tuğrul ve Kastamonu Milletvekili Halil Uluğay’in “ciddi mesaileri” bulunduğunu belirtti. “Bugün itibarıyla 10. Yargı Paketi’ni sunmuş bulunuyoruz” diyen Güler, “Önümüzdeki günlerde de inşallah farklı paketleri yine sizlerle paylaşacağız” ifadelerini kullandı.

Güler, “Bu kanun teklifiyle doğrudan insan hayatına dokunan düzenlemelerin yanında suç ve ceza adaletinin sağlanmasıyla beraber özellikle mahkum ıslahı noktasında iyi hal durumunun güçlendirilmesi ve mahkumun cezaevi koşulları içerisindeki disiplin kurallarına, oradaki mesleki eğitimlere uyumu ve koşullu salıverilme hükümleri kapsamı içerisinde idari ve gözlem kurulları kapsamındaki olumlu süreci desteklemek istiyoruz” diye konuştu.

Basınla paylaşılan bilgi notuna göre paketteki 30 madde şöyle:

Madde 1: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun ek 1. maddesinde değişiklik yapılarak, istinaf ve temyiz sınırlarında esas alınacak tarih, hüküm tarihi yerine davanın açıldığı veya şikayet başvurusunun yapıldığı tarih olarak düzenlenmektedir. Bu değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin iptali doğrultusunda yapılmaktadır.

Madde 2: 1512 Sayılı Noterlik Kanunu’nun 125. maddesi, disiplin cezalarının belirlenmesinde ölçülülük ve hukuki güvence ilkelerine uyum sağlanması amacıyla yeniden düzenlenmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptali doğrultusunda hazırlanan yeni metinle, eylem-ceza ilişkisi netleştirilmektedir.

Madde 3: Noterlik Kanunu’nun 126. maddesi yeniden yazılarak disiplinsizlik halleri ve bunlara karşı uygulanacak disiplin cezaları açıkça belirlenmiştir. Cezalar; uyarma, kınama, para cezası, geçici görevden uzaklaştırma ve meslekten çıkarma şeklinde sistematik olarak tanımlanmıştır. Bu madde de Anayasa Mahkemesi’nin iptali doğrultusunda düzenlenmektedir.

Madde 4: Noterlik Kanunu’nun 127. maddesi tamamen yenilenerek, bir üst veya alt derece disiplin cezası verilmesi şartları ve zamanaşımı süreleri belirlenmektedir. Aynı nitelikteki tekrar fiillerde daha ağır, olumlu sicil hâllerinde daha hafif ceza verilmesi öngörülmektedir.

Madde 5: Noterlik Kanunu’nun 157. maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Disiplin hükümlerinin 125 ve 126. maddelerde yeniden düzenlenmiş olması nedeniyle bu maddenin uygulanabilirliği kalmamıştır.

Madde 6: Noterlik Kanunu’nun 159. maddesinde yer alan “(B) bendi” ifadesi, yeni sistemle uyumlu olarak “ikinci fıkrasının (l) bendi” şeklinde değiştirilmiştir.

Madde 7: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda değişiklik yapılarak, istinaf ve temyiz sınırlarının belirlenmesinde karar tarihi yerine dava tarihinin esas alınması öngörülmektedir. Bu düzenleme de Anayasa Mahkemesi’nin iptali doğrultusunda yapılmaktadır.

Madde 8: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinde, suça teşebbüs halinde verilecek süreli hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılmaktadır. Ağırlaştırılmış müebbet yerine 14–21 yıl, müebbet yerine 10–18 yıl hapis cezası getirilmektedir. Bu düzenleme, diğer maddelerdeki ceza artışlarıyla orantılıdır.

Madde 9: Kasten yaralama suçunun temel cezası 1 yıl 6 aydan başlamak üzere artırılmaktadır. Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek fiillerde ve kadına karşı işlenmesi halinde alt sınır yükseltilmektedir.

Madde 10: Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında ceza sınırları yükseltilmekte; mağdurun zarar görme derecesine göre alt sınırlar 4–6 yıl, ölüm halinde 10–14 yıl veya 14–18 yıl olarak yeniden düzenlenmektedir.

Madde 11: Tehdit suçunun cezaları caydırıcılığın güçlendirilmesi amacıyla artırılmaktadır. Malvarlığına yönelik tehditlerde hapis cezasının alt sınırı bir aydan iki aya çıkarılmakta, nitelikli tehdit hallerinde (silahla, örgüt gücüyle vb.) cezanın üst sınırı 7 yıla çıkarılmaktadır.

Madde 12: Genel güvenliği kasten tehlikeye sokan fiillere yönelik cezaların artırılması öngörülmekte olup bu kapsamda kamu düzenine yönelik tehdit oluşturan eylemlerle daha etkin mücadele etmek üzere ses ve gaz fişeği atabilenler dahil (kurusıkı tabanca) edilerek ayrıca toplu bulunulan yerlerde bu fiilin gerçekleştirilmesi halinde ceza ağırlaştırılacak şekilde düzenlenmiştir.

Madde 13: 5237 sayılı Kanunun 179. maddesinde yapılan değişiklikle, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun cezası artırılmaktadır. Özellikle alkol veya uyuşturucu etkisiyle araç kullananlara yönelik cezalar ağırlaştırılmış, caydırıcılığın artırılması hedeflenmiştir.

Madde 14: 5237 sayılı Kanunun 223. maddesinde yapılan değişiklikle, yol kesme ve ulaşım araçlarının hareketini engelleme fiilleri daha etkin şekilde cezalandırılacaktır. Cebir ve tehdit suçun unsuru olmaktan çıkarılarak, hukuka aykırı her türlü yol kesme, araç durdurma, kaçırma veya alıkoyma eylemleri bu madde kapsamında suç sayılacaktır. Suç işlenirken başka bir suç da işlenirse, faile her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilecektir.

Madde 15: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinde yapılan değişiklikle, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun toplu alanlarda işlenmesi hâli seri muhakeme usulü kapsamı dışına çıkarılarak bu nitelikli fiillere daha ciddi ve caydırıcı şekilde müdahale edilmesi lanmaktadır.

Madde 16: 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanununun 11. maddesinde yapılan değişiklikle, çocuk hükümlülerin cezalarının önce çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında infazına başlanması, ardından çocuk eğitimevlerine gönderilmeleri öngörülerek infaz sürecinde çocuklara uygun bir geçiş süreci sağlanmaktadır.

Madde 17: 5275 sayılı Kanunun 15. maddesinde yapılan düzenlemeyle, çocuk hükümlülerin cezalarına çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması ve iyi hâl değerlendirmesi sonucuna göre çocuk eğitimevine geçişleri sağlanmaktadır.

Kasıtlı suçlarda 3 yıl, taksirli suçlarda 5 yıl veya daha az ceza alan çocuklar doğrudan eğitimevlerinde kalabilecektir. Uygun şartları taşıyan bazı çocuk tutuklular da eğitimevlerinde barındırılabilecek, ancak güvenlik riski taşıyanlar hariç tutulacaktır.

Madde 18: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 105/A maddesinde yapılan değişiklikle, denetimli serbestlikten yararlanmak isteyen hükümlülerin, koşullu salıverilme tarihine kadar olan sürenin en az onda birini ceza infaz kurumunda geçirmesi zorunlu hale getirilmiş ve bu sürenin beş günden az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeyle, hükümlülerin cezaevinde belirli bir süre kalması sağlanarak cezanın caydırıcılığı ve infazın etkinliği artırılmak istenmektedir.

Madde 19: 5275 sayılı Kanunun 108. maddesinde yapılan değişiklikle, ikinci defa tekerrür hükümleri uygulanan hükümlülere koşullu salıverilme imkânı tanınmaktadır. Süreli hapis cezaları için koşullu salıverilme oranı dörtte üç olarak uygulanacaktır. Hükümlünün salıverilmeden yararlanabilmesi, 89. maddeye göre yapılacak iyi hâl değerlendirmesine bağlıdır. Bu değerlendirmede; hükümlünün kurallara uyumu, yükümlülüklerini yerine getirme düzeyi, eğitim ve iyileştirme programlarına katılımı ile sosyal davranışları dikkate alınacaktır.

Madde 20: 5275 sayılı Kanunun 110. maddesinde yapılan değişiklikle, geceleyin ve hafta sonu infaz sınırı kasten işlenen suçlarda 3 yıl, taksirli suçlarda 5 yıl olarak belirlenmiştir. Hafta sonu infazı, cezaevinin uygun görmesi halinde hafta içi de uygulanabilecektir. Ayrıca, konutta infazın kapsamı genişletilmiş ve özel infaz usulüne tabi hükümlülerin denetimli serbestlikten yararlanmasına imkân tanınmıştır. Düzenleme özellikle kadınlar ve çocuklar lehine geliştirilmiştir.

Madde 21: 5275 sayılı Kanunun geçici 10. maddesinin sekizinci fıkrasında yapılan değişiklikle, ikinci defa tekerrür hükümleri uygulanan hükümlülere koşullu salıverilme imkânı tanıyan 108. madde değişikliğine uyum sağlanmaktadır.

Madde 22: 5275 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeyle, 105/A maddesinde yapılan değişikliğin, yani denetimli serbestlikten yararlanmak için cezaevinde en az onda bir süre kalma şartının, bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlenen suçlara uygulanmayacağı düzenlenmektedir.

Madde 23: 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanununun 2. maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda “içeriğin çıkarılması” tanımı güncellenmiş ve artık içeriklerin internet ortamından çıkarılması şeklinde tanımlanması öngörülmüştür.

Ayrıca, “uyarı yöntemi” tanımı netleştirilerek, ihlalin ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda BTK veya ilgili kişilerce doğrudan içerik veya yer sağlayıcıya bildirim yapılabileceği düzenlenmiştir.

Madde 24: 5651 sayılı Kanunun 8. maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda “içeriğin çıkarılması” kavramı yeniden tanımlanarak, içeriklerin internet ortamından çıkarılması şeklinde düzenlenmiştir.

Ayrıca, iptal kararındaki ilgili gerekçeler dikkate alınarak maddenin dördüncü, dokuzuncu ve on birinci fıkralarında da değişiklik yapılmaktadır.

Madde 25: 5651 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 9. maddesi, iptal Kararı doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir. Kişilik haklarının ihlali iddiasıyla sulh ceza hâkimliğine başvuru imkânı tanınmakta; ihlalin ilk bakışta anlaşılması hâlinde 24 saat içinde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı verilebileceği kabul edilmektedir. Kararlara itiraz yolu açık tutulmakta, hâkim veya merciin tarafları dinlemesi mümkün kılınmaktadır.

Madde 26: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 27. maddesinde yapılan değişiklikle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına uyum sağlanmaktadır. Düzenlemeyle, iş sözleşmesinde hukuk seçimi yapılmış olsa dahi, hâkimin takdiriyle sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olan hukukun uygulanabilmesine imkân tanınmaktadır. Ancak çalışma süresi, tatil, izin gibi işin yapıldığı sırada uygulanmak zorunda olan hususlarda işin yapıldığı yer hukuku geçerli olacaktır.

Madde 27: 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 28. maddesinde yapılan değişiklikle, Yargıtay ve Danıştay’dan Kurul üyeliğine seçilenlerin, yüksek mahkemeye döndüklerinde Kurulda geçirdikleri sürenin görev süresinden sayılmaması düzenlenmektedir. Ayrıca, görev süresi sona eren Kurul üyelerinden adli yargıdan gelenlerin Yargıtay’a, idari yargıdan gelenlerin ise Danıştay’a boş kadro şartı aranmaksızın atanması ve boş kadro yoksa ilk boşalan kadroya öncelikli olarak yerleştirilmeleri hükme bağlanmaktadır. Amaç, Kurul üyeliği görevinin önemine uygun bir statü güvenliği sağlamaktır.

Madde 28: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1. maddesi Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir. Yapılan değişiklikle, istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru ile temyiz incelemesinde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırların belirlenmesinde, hükmün verildiği tarih yerine davanın açıldığı tarih esas alınacaktır. Islahla miktar artırımı durumlarında da açılış tarihi dikkate alınacaktır.

Madde 29: Yürürlük maddesidir.

Madde 30: Yürütme maddesidir.

Paylaşın

Zirai Donun Maliyeti 21 Milyar Lira

TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Bekir Engürülü, “Zirai don nedeniyle 21 milyar liralık bir hasar olduğunu gördük. Bunun içinde şubat ve mart ayındaki zirai donlar da var” dedi ve ekledi:

“Bunların 1,11 milyarını ödedik, 20 milyar liralık süreç de devam ediyor. Hasar tespitlerinin kesimlerini bitirmeye bağlı olarak da ödemeye devam edeceğiz. En çok etkilenen ürünlere baktığımız zaman üzümü görüyoruz. Bu rakamlar kesin rakamlar değil. Kesin rakamlar hasar tespiti kesinleştiği zaman ortaya çıkacak.”

Nisan ayındaki zirai donun sonuçlarının araştırılması, üreticilerin uğradığı zararın tespiti ve yaşanabilecek benzer olayların etkilerinin en aza indirilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, dün (28 Mayıs) toplandı.

Toplantıda, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarım Sigortaları ve Doğal Afetler Daire Başkanı Kamil Özdemir ile TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Bekir Engürülü ile Ziraat Odaları Birliği Teknik Hizmetler Kurulu Başkanvekili Mevlüt Gümüş milletvekillerine sunum yaptı.

Korkmaz, komisyonun bu hafta sonu Malatya, Adıyaman, Maraş, Adana, Mersin, Niğde ve Kayseri’de saha incelemeleri yapacağını söyledi. Saha inceleme ziyaretlerinin ardından gözlemlere dayalı bir ön rapor hazırlayacaklarını belirtti.

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Tarım Sigortaları ve Doğal Afetler Daire Başkanı Kamil Özdemir, zirai donun ardından bakanlığın ve TARSİM ekiplerinin hasar tespit çalışmalarıyla ilgili bir takvim oluşturduğunu dile getirerek, takvimin sorunsuz işlediğini söyledi. Özdemir, ilçe müdürlüklerinin parsel bazındaki çalışmalarını da bu ay sonuna kadar tamamlayacağını ifade etti.

Özdemir, ağaçlarda verim kayıplarının yaşanmaması için de uzman ekiplerin sahada olduğunu, üreticiyi bilgilendirme çalışması yaptığını söyledi. İl ve ilçe müdürlüklerinden gelen hasar tespit neticelerine göre üreticilerin zararının tazmini noktasında da çalışmaların sürdüğünü dile getirdi.

TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Bekir Engürülü, zirai dondan etkilenen illere giderek hasarla ilgili raporlamayı yaptıklarını, kendilerine gelen 108 bin ihbarın ön tespitlerini bitirdiklerini bildirdi.

Bianet’in aktardığına göre; Engürülü, şöyle devam etti: “Zirai don nedeniyle 21 milyar liralık bir hasar olduğunu gördük. Bunun içinde şubat ve mart ayındaki zirai donlar da var. Bunların 1,11 milyarını ödedik, 20 milyar liralık süreç de devam ediyor. Hasar tespitlerinin kesimlerini bitirmeye bağlı olarak da ödemeye devam edeceğiz. En çok etkilenen ürünlere baktığımız zaman üzümü görüyoruz. Bu rakamlar kesin rakamlar değil. Kesin rakamlar hasar tespiti kesinleştiği zaman ortaya çıkacak.

Üzümde 11 milyar lira, kayısıda 3 milyar lira, fındıkta 2,7 milyar lira, elmada 2,1 milyar lira, nektarinde 913 milyon lira, şeftalide 552 milyon lira gibi bir hasar var. İllerimiz içinde de ön tespitlere göre Manisa’dan başlamak üzere Malatya, Ordu, Giresun, Mersin, Konya, Niğde, Karaman, Düzce, Kayseri, Adana şeklinde hasarlardaki ödeyeceğimiz miktarlarda bu rakamları söyleyebiliyoruz.”

TARSİM zirai don prim fiyatının yüksek olduğu yönünde eleştiriler olduğunu belirten Engürülü, zirai don prim fiyatının yüksek olmadığını söyledi. Kayısıda yapılan her 100 poliçeden 81’ine her yıl hasar ödediklerini dile getiren Engürülü, “Üreticimiz hasar görme olasılığı en yüksek olan yerleri sigorta yaptırıyor. En yüksek hasar olma olasılığına bağlı ödeme de yaptığımız zaman sigortacılığın temel mantığında hasar prim dengesi yükseliyor. Hasar prim dengesinin yükselmesine bağlı olarak da prim fiyatının yükselmesi söz konusu oluyor.” dedi.

Çiftçinin nerede zarar olacağını bildiğini belirten Engürülü, üreticinin sadece o yerler için sigorta yaptırdığını ifade etti. Engürülü, bunun TARSİM’in en büyük handikabı olduğunu söyledi.

Ziraat Odaları Birliği Teknik Hizmetler Kurulu Başkanvekili Mevlüt Gümüş de Karadeniz’de fındık alanlarında, rakımın 400 metre ve üzerinde olduğu yerlerde çok büyük zarar meydana geldiğini söyledi. Kayısıda da zirai don zararının boyutunun büyük olduğunu dile getiren Gümüş, Çukurova’nın da zirai dondan nasibini aldığını belirtti.

Paylaşın

DEM Parti’den AK Parti’ye “Süreç” Ziyareti

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) PKK’nın fesih ve silah bırakma kararının ardından siyasi parti turlarına devam ediyor. Heyet, son olarak AK Parti ile görüştü.

Haber Merkezi / DEM Parti heyetinde Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile TBMM Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ile Sezai Temelli yer aldı.

DEM Parti heyetini, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, Abdullah Güler ve Özlem Zengin ile AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik karşıladı.

Görüşme sonrası Efkan Ala ve Abdullah Güler açıklamalara bulundu. Güler, “Çok samimi, dostane paylaşımlarımız oldu. Karşılıklı fikir alışverişlerimiz oldu. Her konu başlığında fikirlerimizi paylaştık. Onların önerileri oldu. Bizim farklı değerlendirmelerimiz oldu” dedi. Güler, Mecliste kurulması planlanan komisyona ilişkin de görüştüklerini söyledi.

Daha sonra konuşan Ala ise “Kapsamlı bir değerlendirme yapıldı sürece ilişkin. Süreç öngörüldüğü gibi devam ediyor. Herhangi bir aksama, duraksama yok. Herkesin bu sonucu ‘terörüz Türkiye’ sonucu elde etmek için herkes elinden gelen katkıyı bulunmasını sağlamak lazım” dedi.

Görüşme sonrası DEM Parti’den yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Görüşmede, Türkiye ve bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin kapsamlı bir fikir alışverişi yapıldı.

Bu çerçevede, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ndan sonra yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin demokratikleşme süreci, DEM Parti İmralı Heyetinin Sayın Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşme ve PKK’nin 12 Mayıs’ta açıkladığı kongre kararları ile sonrasındaki gelişmeler ele alındı.

Sürecin sağlıklı ilerlemesi için atılması gereken adımlar ve Meclisin üstleneceği rolün de konuşulduğu görüşmede, kurulacak komisyona dair karşılıklı değerlendirmeler yapıldı.

Görüşmede, özellikle infaz paketi, hasta tutsaklara ilişkin düzenlemeler ve bu düzenlemelerin bayram öncesi yasalaşması konusundaki toplumun ve partimizin beklentileri net bir şekilde ifade edildi. Siyasi parti ziyaretlerimiz şimdilik sona erdi. Detaylı bilgilendirme ve değerlendirmeler önümüzdeki günlerde yeniden yapılacaktır.”

DEM Parti heyeti, dün MHP’yi TBMM’de ziyaret etmiş, görüşme yaklaşık 40 dakika sürmüştü. DEM Parti heyetini MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli kapıda karşılamış, görüşmenin ardından yine kapıdan uğurlamıştı.

DEM Parti heyetini, geçtiğimiz hafta muhalefet partilerini ziyaret etmişti.

Paylaşın

Babacan’dan “Anayasa” Açıklaması: Bir Kez Delinirse Çok Şey Olur

Yeni Yol Grubu toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup toplantısında iktidarı hedef alan sert açıklamalarda bulundu. Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyaset demokrasiyi güçlendirmek için yapılır. Milleti dinlemez, halkın sorunlarına çözüm üretmezseniz, halkçı değil rantçı olursunuz” sözlerine atıfta bulunarak, “Bu sözleri söyleyen sanki yargıyı siyasallaştıran, adaleti çizgisine çeken, halkı değil menfaat gruplarını önceleyen bir iktidarın başı değilmiş gibi konuşuyor” dedi.

Babacan, iktidarın ekonomi yönetimini de hedef aldı. Enflasyon ve faiz oranlarına dikkat çekerek, “Halkçılık adil olmaktır, şeffaf olmaktır, hesap verebilmektir. Rantçılık ise enflasyonu patlatmak, faizi yüzde 50’ye çıkartmak, kur korumalı mevduatla millete yük bindirmektir. Şimdi kim halkçı, kim rantçı siz karar verin” ifadelerini kullandı.

“Anayasa bir kez delinirse çok şey olur”

Hakimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde Anayasa’nın ihlal edildiğini savunan Babacan, Karma Komisyon’un kura usulünü hiçe saydığını belirtti. Bu durumu ünlü “kırık cam” teorisiyle açıklayan Babacan, “Küçük bir hukuksuzluk, büyük bir çürümeye yol açar. Anayasa bir kez delinirse çok şey olur. Bu ülkede artık hiçbir şey dikiş tutmaz” dedi.

Bağımlılıklarla ilgili çarpıcı veriler de paylaşan Babacan, sigara tüketiminin 2022’de 116 milyardan 2024’te 150 milyara çıktığını söyledi. Sanal kumarın ülke çapında yaygınlaştığını, bazı şebekelere devlet eliyle lisans verildiğini vurgulayan Babacan, “13 milyar liralık işlem hacmi olan bir şebekeye 8 yıl boyunca göz yumuldu. Sayın Erdoğan, bu kişilere lisansı siz verdiniz. Neden beklediniz? Neden müdahale etmediniz?” diye sordu.

Bursa’da bağımlılıkla mücadele eden bir derneği ziyaret ettiğini aktaran Babacan, “O kurumda 300 genç tedavi görüyor ama başvuru bekleyen 8 bin genç var. Bu 2025’in aile yılı olarak ilan edildiği ülkede yaşanıyor. Huzur yok, bereket yok; kumar var, sigara var, uyuşturucu var” dedi. Anayasa’nın 58. maddesini hatırlatan Babacan, devletin gençleri koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ifade etti.

Babacan konuşmasının sonunda, gençleri hedef alan bağımlılık ekonomisine karşı sert çıktı: “Uyuşturucuyu taşıyan gemiler, sanal kumarı yöneten şebekeler, göz yumanlar… Hepinize sesleniyorum: Daha doymadınız mı? Üç-beş kişi dolar çuvalını doldursun diye milyonlarca gencin hayatı mahvediliyor. Karşınızda biz varız. Bu kürsülerde, bu sıralarda susmayacağız.”

Paylaşın

Türkiye Genelinde Dört Binden Fazla Otel Mühürlendi

Yaz sezonu öncesi ülke genelinde dört binden fazla otel “turizm işletme belgesi” bulunmadığı gerekçesiyle mühürlendi. Bakanlıktan onay alınmadan faaliyette bulunan tesislerin kapatılması yasal zorunluluk olarak uygulanırken, otel işletmecileri ise durumun yönetilemez hale geldiğini savunuyor.

Turizm sezonunun başlamasına sayılı günler kala, Türkiye genelinde binlerce otel belge yetersizliği nedeniyle faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı. Kartalkaya’daki 78 kişinin yaşamını yitirdiği otel yangınının ardından artan denetimlerle birlikte, özellikle “turizm işletme belgesi” bulunmayan tesisler tek tek mühürlenmeye başlandı. Resmi kaynaklara göre, şu ana kadar 4 bini aşkın otelin faaliyetleri durduruldu.

Kartalkaya’da yaşanan ve ülke genelinde büyük yankı uyandıran trajik yangın felaketi, otellerdeki güvenlik önlemleri ve yasal belgelerin yeniden gözden geçirilmesine neden oldu. Özellikle yangın güvenliği ve ruhsatlandırma süreçlerine ilişkin eksikliklerin kamuoyunda tartışılmasının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler harekete geçti.

Denetimlerde, birçok otelin yalnızca belediyeden alınan ruhsatla faaliyet gösterdiği, ancak zorunlu olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınması gereken “turizm işletme belgesi”ne sahip olmadığı ortaya çıktı.

BirGün gazetesinin haberine göre, yaz sezonu öncesi ülke genelinde 4 binden fazla otel “turizm işletme belgesi” bulunmadığı gerekçesiyle mühürlendi. Bakanlıktan onay alınmadan faaliyette bulunan tesislerin kapatılması yasal zorunluluk olarak uygulanırken, otel işletmecileri ise durumun yönetilemez hale geldiğini savunuyor.

Sektör temsilcilerine göre, yaşanan yoğunluk ve personel eksikliği nedeniyle bakanlık gerekli işlemleri zamanında yetiştiremiyor. Bu nedenle birçok tesisin belge başvurusu yapılmasına rağmen değerlendirilemediği ve sezon başlamadan faaliyet izni alınamadığı ifade ediliyor.

Anayasa Mahkemesi’nin, yalnızca “turizm işletme belgesi” eksikliği nedeniyle otellerin kapatılmasına ilişkin yasal düzenlemeyi daha önce iptal etmesine rağmen, uygulamada bu kararın tam olarak hayata geçirilmediği öne sürülüyor. Mühürleme işlemlerinin AYM kararına rağmen devam etmesi, sektörde hukuki tartışmaları da beraberinde getiriyor.

“Bu sezon şimdiden kaybedildi”

Bodrum Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (BOYD) Onursal Kurucu Başkanı Serdar Karcılıoğlu, yaşanan gelişmeleri değerlendirirken sektör adına ciddi kaygılarını dile getirdi.

Karcılıoğlu, “Şu an mühürlenen 4 bin otelin ancak 200’ü belgeyi alır da açılabilir. Diğerleri ya kaçak olarak hizmet verecek ya da kapalı kalacak. Bu da sadece işletmeleri değil, turisti ve vatandaşları da mağdur edecek. Bakanlık hâlâ ‘çalışma yapıyoruz’ diyor ama bu sezon da şimdiden kaybedildi” ifadelerini kullandı.

Paylaşın