Türkiye’de Doğan Sığınmacı Bebek Sayısı Yarım Milyonu Geçti

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros, Türkiye’de ikamet eden sığınmacıların dünyaya getirdikleri bebeklere ilişkin yaptığı açıklamada, sayının yarım milyonu aştığını söyledi.

Düzensiz göçle etkin mücadele yapıldığını öne süren Tarık Toros, “1 Kasım itibarıyla bütün büyük şehirlerimizde, 30 tane büyükşehrimizde mobil göç noktalarımızın tamamıyla yani 155 tane araçla, kolluk birimlerimizle birlikte bu faaliyeti hem yasal kalış hakkı olmayan düzensiz göçmenler açısından hem de Suriyelilerin kayıtlı oldukları vilayetlerine gönderilmeleri açısından ciddi bir kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

Göçmenleri geldikleri ülkeye geri göndermek için imzalanan geri kabul anlaşmaları hakkında da bilgi veren Toros, “Kaynak ülkelerle geri kabul anlaşmalarını yapıyoruz, toplam 16 ülkeyle geri kabul anlaşmamız var” dedi.

TBMM’nin yeni döneminde ilk toplantısını yapan Göç ve Uyum Alt Komisyonu’nda, düzensiz göçmenler ve geçici koruma altındaki sığınmacılar gündeme geldi. Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros, milletvekillerine “düzensiz göçle mücadele” konusunda sunum yaptı.

Türkiye’de ikamet eden sığınmacıların dünyaya getirdikleri bebeklere değinen Toros, sayının yarım milyonu aştığını bildirdi. Toros, “587 bin 600 civarında bir şey var, şu anki rakamlarımızda doğan bebekler… Yani bebeklere de ailesiyle beraber ailenin ayrılmaz parçası olduğu için onlara da belgeler verildiği için bu sayıların içerisinde zaten” dedi.

Göç İdaresi Başkanı Toros, göçmenleri geldikleri ülkeye geri göndermek için imzalanan geri kabul anlaşmaları hakkında da bilgi verdi. Toros, “Kaynak ülkelerle geri kabul anlaşmalarını yapıyoruz, toplam 16 ülkeyle geri kabul anlaşmamız var” dedi. Bu ülkeleri açıklamayan Toros, bunun yerine anlaşma yapmak istemeyenlerden söz etti.

En çok düzensiz göçmenin geldiği ülkeler arasında yer alan İran ve Afganistan’ın anlaşma yapmayı kabul etmediğini kaydeden Toros, “Şu an Afganistan’daki durum zaten hepinizin malumları olduğu üzeredir. Şu an yakaladığımız, geri kabul anlaşması olmasa bile bu ülkeye, yakalanan yasal kalış hakkı bulunmayan Afganların da diğer uyrukluların da diğer ülkelerde olduğu gibi geri gönderildiğini söyleyebilirim yani sınır dışı işlemleri devam ediyor” diye konuştu.

Düzensiz göçle etkin mücadele yapıldığını öne süren Toros, çalışmalarını anlattı. Toros, “1 Kasım itibarıyla bütün büyük şehirlerimizde, 30 tane büyükşehrimizde mobil göç noktalarımızın tamamıyla yani 155 tane araçla, kolluk birimlerimizle birlikte bu faaliyeti hem yasal kalış hakkı olmayan düzensiz göçmenler açısından hem de Suriyelilerin kayıtlı oldukları vilayetlerine gönderilmeleri açısından ciddi bir kararlılıkla yürütmeye devam edeceğiz” dedi.

Göç İdaresi Başkanı Tarık Toros ayrıca, 240 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğini de açıklamıştı.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi Kararına Rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Gözaltı

Galatasaray Meydanı’nda açıklama yapmak isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları Anayasa Mahkemesi kararına rağmen yine gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri/İnsanları, en az 18 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iki kez ‘hak ihlali’ kararına karşın gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talep etmek için 967. hafta buluşmasında Galatasaray Meydanı’na çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları yine gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, en az 18 kişinin gözaltına alındığı duyuruldu. Gözaltılara ilişkin yapılan paylaşımda, şunlar kaydedildi:

“#CumartesiAnneleri967Hafta buluşmamızda 18 kişi, AYM kararlarına rağmen bir kez daha kelepçelenerek gözaltına alındı. Destek için gelenlerin arkadaşlarımızla buluşmaları engellendi.”

Anayasa Mahkemesi kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

YSP Milletvekili Temelli Hakkında TCK 301’den Soruşturma

Eski HDP Eş Genel Başkanı ve YSP Muş Milletvekili Sezai Temelli hakkında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’deki operasyonuna yönelik yaptığı açıklamalar nedeniyle TCK’nun 301. maddesi kapsamında soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı ve Yeşil Sol Parti (YSP) Muş Milletvekili Sezai Temelli hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Sezai Temelli’nin dün yaptığı basın açıklamasında sarf ettiği sözlerin ardından TCK’nın 301. maddesi gereğince soruşturma başlatıldığını duyuran Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“28. Dönem Milletvekili Sezai Temelli’nin; Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütlerine yönelik olarak gerçekleştirdiği operasyonlara ilişkin 05.10.2023 tarihinde basına yaptığı açıklamaların 5237 Sayılı TCK’nun 301. maddesi kapsamında suç unsuru içerdiği değerlendirildiğinden, adı geçen milletvekili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Sezai Temelli, katıldığı bir televizyon programında TSK’nın düzenlediği operasyonlar ile hava harekatları hakkında, “Savaştan beslenen bir zihniyet her türlü saldırıyı ısrarlı bir şekilde sürdürüyor. Olan Kürt halkına, Kürt çocuklarına oluyor çünkü hedef Irak ve Suriye Kürdistan’ıdır” diye konuşmuştu.

Sezai Temelli kimdir?

15 Temmuz 1963, İstanbul doğumlu. Baba adı Mustafa, anne adı Neriman. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünden mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde doktorasını tamamladı ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde araştırma görevlisi olarak başladığı akademik hayatını öğretim üyesi olarak devam ettirdi.

Sezai Temelli, ÖES (Öğretim Elemanları Sendikası) ve Eğitim Sen üyesi olarak sendikal mücadelenin de içinde bulundu. Öğretim üyesi olarak devam etmekte iken 2016 yılında olağanüstü hâl sürecinde 675 Sayılı kanun hükmünde kararname ile üniversiteden ihraç edildi.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumuna “Yetmez ama Evet” diyenler arasında oldu. Uzun süre Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP)’nde siyaset yapan Sezai Temelli, 2009 yılında Ufuk Uras ile birlikte partiden ayrıldı.

2013 yılında (HDP) Halkların Demokratik Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı. HDP’de siyaset hayatına devam etti, HDP’nin Ekonomi ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevini yapmaya başladı.

7 Haziran 2015 tarihindeki seçiminde HDP’den İstanbul Milletvekili olarak 25’inci Dönem TBMM Parlamentosunda yer alan Sezai Temelli, 1 Kasım 2015 tarihinde de İstanbul 2’inci Bölge 3’üncü sıradan milletvekili adayıydı ancak seçilemedi.

11 Şubat 2018 tarihinde HDP, 3’üncü Olağan Kongresinde aday olmayan Selahattin Demirtaş’ın yerine eş genel başkan adayı olarak Pervin Buldan ile birlikte eş genel başkan seçildi. 24 Haziran 2018’de yapılan Türkiye Genel Seçimlerinde HDP adayı olarak Van’dan aday oldu ve seçildi. 14 Mayıs 2023 Türkiye Genel Seçimlerinde Yeşil Sol Parti (YSP) adayı olarak Muş’tan aday oldu ve seçildi.

İyi düzeyde İngilizce bilen Sezai Temelli, Ayşegül Temelli ile evli ve 3 çocuk babasıdır.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan İktidara ‘SİHA’ Tepkisi

ABD tarafından düşürülen SİHA’ya ilişkin sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan CHP Lideri “Helikopterimiz düşürülür, başka ülkeden duyarız. Gemimiz basılır, başka ülkeden duyarız. Şimdi de SİHA’mız düşürülüyor, yine başka ülkeden duyuyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “ABD ‘meşru müdafaa’ diyor, Dışişleri Bakanlığımız ise ‘farklı teknik değerlendirmeler’ diyerek yaşananları geçiştirmeye çalışıyor. Siz devleti yöneten kişiler olarak ülkemizin hakkını böyle utangaç açıklamalarla mı savunacaksınız? Dış politikamızı ‘ABD ne der, Rusya ne der, İtalya ne der’ diye mi şekillendireceğiz?”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde düşürdüğü SİHA’ya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şunları söyledi:

Helikopterimiz düşürülür, başka ülkeden duyarız. Gemimiz basılır, başka ülkeden duyarız. Şimdi de SİHA’mız düşürülüyor, yine başka ülkeden duyuyoruz. ABD “meşru müdafaa” diyor, Dışişleri Bakanlığımız ise “farklı teknik değerlendirmeler” diyerek yaşananları geçiştirmeye çalışıyor. Siz devleti yöneten kişiler olarak ülkemizin hakkını böyle utangaç açıklamalarla mı savunacaksınız? Dış politikamızı “ABD ne der, Rusya ne der, İtalya ne der” diye mi şekillendireceğiz?

Ne olmuştu?

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, 1 Ekim’de Ankara’da İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yönelik saldırı girişimi sonrasında Suriye’deki PKK/YPG hedeflerine yönelik Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kapsamlı operasyonlar başlatıldığı hatırlatıldı.

Dün de “Suriye’nin kuzeyindeki Tel Rıfat, Cizire ve Derik bölgeleri başta olmak üzere terör örgütüne ait çok sayıda hedefin imha edildiği” belirtilen açıklamada, “Operasyon esnasında üçüncü taraflarla işletilen çatışmasızlık mekanizmasındaki farklı teknik değerlendirmeler nedeniyle bir Siha kaybedilmiştir. İlgili taraflarla çatışmasızlık mekanizmasının daha etkin işletilmesi yönünde gerekli tedbirler alınmaktadır” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada “Sözkonusu hadise, devam etmekte olan operasyonun icrasını ve tespit edilen hedeflerin vurulmasını hiçbir şekilde etkilememiştir. Irak’ta yapıldığı gibi, terör örgütünün Suriye’de geliştirdiği tüm yetenek ve gelir kaynakları sistemli bir şekilde yok edilmeye devam edilecektir” şeklinde sona erdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Ankara’daki saldırının faillerinin Suriye’den geldiğinin ve burada eğitim aldığının tespit edildiğini belirterek “Özellikle Irak ve Suriye’de PKK/YPG’ye ait bütün altyapı, üstyapı tesisleri, enerji tesisleri bundan sonra güvenlik güçlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekün meşru hedefidir. Üçüncü tarafların PKK/YPG’li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Operasyonlar sırasında Türk SİHA’sının vurulmasıyla ilgili ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’dan yapılan açıklamada, Türk SİHA’sının ABD kuvvetlerine yarım kilometreden daha yakın bir mesafede yaklaştığı ve potansiyel bir tehdit olarak değerlendirilerek ABD F-16 savaş uçakları tarafından meşru müdafaa amacıyla düşürüldüğü” bildirilmişti. Pentagon sözcüsü, Türkiye’nin kasıtlı olarak ABD güçlerini hedef aldığına dair bir emare bulunmadığını da vurgulamıştı.

Olay sonrasında iki ülke savunma bakanları ve genelkurmay başkanları arasında telefon görüşmeleri gerçekleştirildi.

Paylaşın

Diyarbakır’da Konuşan CHP’li Özel: Kürt Sorununu Çözmek İçin Söz Veriyoruz

Partisinin Diyarbakır İl Kongresi’nde konuşan CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel, “Haksızlıklara karşı ses yükseltmek bazen başka şekillerde yorumlanabiliyor. Anaların gözünden yaşların süzülmeyeceği, emekçinin alnının terini alacağı yarınlara birlikte yürüyeceğiz. Gaffar Okan’ı, Apê Musa’yı, Tahir Elçi’yi ve ismini anamadığım nice değerlerimizi saygıyla anıyorum. Barışa, demokrasiye, kardeşliğe, özgürlüğe dair ne varsa hepsi bizimdir ve bu talepler asla suç değildir. Diyarbakır’ın barış ve kardeşlik talebi karşısında saygıyla eğiliyorum” dedi.

“Biz Kürtlerin kimliğine, dillerine, kendilerini ifade etmelerine ve her türlü ayrımcılığa, haksızlığa karşı Kürt sorununu görüyor, biliyor ve gerçekten siyasi istismar konusu yapmaksızın çözmek üzere söz veriyoruz” diyen Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kayyım demokrasisini, demokrasiye vurulan kayyım hançerini reddediyoruz. Hangi partiye oy verirlerse versinler Diyarbakırlıların verdiği oyların eşit ve özgür oylar olduğunu biliyoruz ve temsilcilerine farklı muamelede bulunulmasını doğru bulmuyoruz. Bu kardeşiniz, partide gözünüzün önünde büyümüş bir evladınız. Süleyman Soylu’ya, Hulusi Akar’a ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı parlamentoda sizi hiç mahcup etmedim. ‘Sen bu partiyi yönetirsin’ derseniz, yol verirseniz ben varım. Hep beraber yürüyelim, partimizi iktidara götürülelim. Güzel günler göreceğiz, hep birlikte başaracağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır İl Başkanlığı’nın 38. Olağan Kongresi, merkez Yenişehir ilçesindeki bir salonda gerçekleştirildi. CHP’nin Genel Başkan adayları Özgür Özel ile Örsan Öymen, Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, milletvekilleri ve siyasi parti temsilcilerinin katıldığı kongrede seçime blok liste ile gidildi. Kongrede tek aday olan mevcut il başkanı Abdullah Atik, yeniden il başkanı seçildi.

Kongrenin açılışı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mesajının okunmasıyla başladı. Gazete Duvar’dan Ardıl Batmaz’ın aktardığına göre; Kılıçdaroğlu’nun mesajı şöyle:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin cesur üyeleri, değerli yol arkadaşlarım, Cumhuriyetimizin temel değerlerine gönülden bağlı, büyük Atatürk’ün hedeflediği çağdaş uygarlık seviyesini aşma doğrultusunda çalışan, siz değerli yol arkadaşlarıma şükranlarımı sunuyorum.

Büyüyen, kalkınan, bilimde ve teknolojide dünyaya meydan okuyan, bir sığınmacı deposuna dönüştürülemeyen, özgür ve adil bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Çünkü bizler, kişisel çıkarlar peşinde koşanlar değil, güçlü ve mutlu Türkiye davasına inanmış insanlarız.

Bu bağlamda, bu yolda atılan her adım, demokrasi için verilen her oy, sadece çocuklarımızın geleceğini şekillendirmekle kalmayacak, tarihinin en zorlu dönemini geçiren ülkemizin geleceğini de şekillendirecek önemli bir tercih olacaktır.

Hepimiz, Cumhuriyetimizin kurucu partisi olmanın getirdiği büyük tarihi sorumluluğun bilincindeyiz. Bu doğrultuda ülkemiz ve partimiz için çalışan Cumhuriyet Halk Partililer, bugün de demokratik bir olgunlukla iradelerini ortaya koyacaktır. Hedeflerimize ulaşmak, ülkemizi aydınlığa çıkarmak için daha büyük bir güç ve azimle çalışacağınıza yürekten inanıyorum.

Bu vesileyle; şimdiye kadar görev yapan tüm yöneticilerimize emekleri ve çalışmaları için teşekkür ediyor, yeni bir heyecanla görev üstlenecek arkadaşlarıma da başarı dileklerimi iletiyorum. Kongremizin partimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.”

“Partimizi gerçekten halkın partisi yapacağız”

Kılıçdaroğlu’nun mesajının okunmasının ardından divan başkanı Sezgin Tanrıkulu konuşma yaptı. “Hayatımın en büyük onurunu yaşatarak milletvekili sıfatını bana verdiniz. Sizlere binlerce kez minnet ve şükranlarımı sunuyorum” diyen Tanrıkulu, şöyle konuştu: “İnsanın geçmişini test etme fırsatı her zaman karşısına çıkmaz. Diyarbakır milletvekilliği adaylığı ve milletvekilliği sürecinde bütün geçmişimi sorgulama ve test etme imkanım oldu.

Bu süreçte Diyarbakır beni yalnız bırakmadı. Bana en büyük mirası bıraktılar. Hayatım boyunca kimseyi mahcup etmemeye çalıştım, bundan sonra da mahcup etmeyeceğim. Partimizi gerçekten halkın partisi yapacağız. Partimizi emekçilerden, yoksullardan, kadınlardan, ezilenlerden, barış ve dostluktan yana bir çizgiye taşımamız lazım. Bu halkın bizlerden büyük beklentileri var.”

“AKP’nin kurmuş olduğu dikta rejimi…”

Tanrıkulu’nun ardından söz alan CHP Genel Başkan adaylarından Örsan Öymen, 13 yılda tüm seçimlerin kaybedildiğini, belediye seçiminde göreceli olarak başarı kazanıldığını belirtti. Öymen, “Çıtayı yükseltmemiz gerekiyor. Yenilgilere alıştırılmış ruh halinden kurtulmamız gerekiyor. Partimizin oyları yüzde 22 ila 26 arasına sıkışıp kalmış. Bu artık kronikleşmiş bir sorun.

AKP’nin kurmuş olduğu dikta rejiminin baskıları burada önemli bir rol oynamıştır. Adil bir seçim değildir ama ortadan kaldırabileceğimiz şeyler vardır ve bunlardan biri parti içi demokrasinin sağlanmasıdır. Genel merkezdeki oligarşik yapının almış olduğu kararlardan ötürü birçok stratejik ve lojistik hata yapıldı. 39 milletvekilinin hediye edilmiş olması bunlardan birisi” dedi.

Öymen, parti içerisinde yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Parti içi eğitim sağlanmalı, parti içi eğitimden geçen üyeler aktif üye yapılmalı. Tüm milletvekili adayları ön seçimle belirlenmeli ve parti organları çalıştırılmalı. Çarşaf liste daha kolay bir hale getirilmeli, blok liste zorlaştırılmalı. Mahalle kongreleri demokratik hale getirilmeli, iki genel seçim kaybeden genel başkan bir daha aday olmamalı.”

Kürtçe dili ve Kürt kültürü üzerine de bir konuşma yapan Öymen, “Dil, insanın kültürünün en önemli unsurlarından biridir. ‘Kürtçe diye bir dil yok’ denilerek safsatalar uzun yıllar hakim kılındı. Kürtçe ve Kürt kültürü yok sayıldı. Bu, şu anda önemli bir ölçüde kırıldı ama baskılar kısmen de olsa devam ediyor. Kürtçe dili ve kültürünün asimilasyona uğratılması sürecine karşı önlemler alınmalı. Parti programımızda bu var ama uygulamada bir şey yok.

Gece yarısı videolar ile geçiştirilmeye çalışılıyor. Terörizme, şiddete karşı çıkarak bu asimilasyon sürecini önleyebiliriz. Hizbullah terör örgütünün buralarda ne dolaplar çevirdiğini biliyorum. 90’lı yıllarda burada meydana gelen hak ihlalleri gerçektir, inkar edilemez. Devletimizin kurumlarını hedef almak doğru değil ama bu kurumlara sızan yasadışı oluşumlar en az PKK terörü kadar bu bölgeye zarar vermiştir” diye konuştu.

Öymen, kayyım meselesi ile ilgili ise İçişleri Bakanlığının mahkeme olmadığını belirterek belediye başkanlarına kayyım atanmasının kanuna aykırı bir durum olduğunu söyledi. “Ben burada söylediğimi Ankara’da da söylerim” diyen Öymen, “Bana imzalarınızla destek vermeniz durumunda adaylığım resmileşirse kurultayda da Ankara’da da bunu ifade ederim” ifadelerini kullandı.

“Kürt sorununu görüyor, biliyor ve gerçekten…”

Öymen’in ardından söz alan Özgür Özel ise, Sezgin Tanrıkulu ile geçmişlerine dair anekdotlar aktarmasının ardından, “Haksızlıklara karşı ses yükseltmek bazen başka şekillerde yorumlanabiliyor. Anaların gözünden yaşların süzülmeyeceği, emekçinin alnının terini alacağı yarınlara birlikte yürüyeceğiz. Gaffar Okan’ı, Apê Musa’yı, Tahir Elçi’yi ve ismini anamadığım nice değerlerimizi saygıyla anıyorum. Barışa, demokrasiye, kardeşliğe, özgürlüğe dair ne varsa hepsi bizimdir ve bu talepler asla suç değildir. Diyarbakır’ın barış ve kardeşlik talebi karşısında saygıyla eğiliyorum” dedi.

“Biz Kürtlerin kimliğine, dillerine, kendilerini ifade etmelerine ve her türlü ayrımcılığa, haksızlığa karşı Kürt sorununu görüyor, biliyor ve gerçekten siyasi istismar konusu yapmaksızın çözmek üzere söz veriyoruz” diyen Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kayyım demokrasisini, demokrasiye vurulan kayyım hançerini reddediyoruz. Hangi partiye oy verirlerse versinler Diyarbakırlıların verdiği oyların eşit ve özgür oylar olduğunu biliyoruz ve temsilcilerine farklı muamelede bulunulmasını doğru bulmuyoruz. Bu kardeşiniz, partide gözünüzün önünde büyümüş bir evladınız. Süleyman Soylu’ya, Hulusi Akar’a ve Recep Tayyip Erdoğan’a karşı parlamentoda sizi hiç mahcup etmedim. ‘Sen bu partiyi yönetirsin’ derseniz, yol verirseniz ben varım. Hep beraber yürüyelim, partimizi iktidara götürülelim. Güzel günler göreceğiz, hep birlikte başaracağız.”

“Bu düzeni değiştireceğiz”

Özel’in ardından son olarak Aylin Nazlıaka konuştu. Türkiye’nin AK Parti iktidarıyla ikiye bölündüğünü belirten Nazlıaka, “Bir tarafta saray Türkiye’si, diğer tarafta halkın Türkiye’si var. Sarayda vatandaşın sorunları yok. Sarayda intihar edenlerin çığlığı duyulmuyor. Sarayın Türkiye’si vatandaştan giderek uzaklaşıyor. Sarayda oturanlar halkın elini tutamaz ve ne hissettiğini hissedemez. Biz de ‘Sarayla halk arasındaki duvarı yıkalım’ diyoruz. Sarayda beşli çete, devlete dolarla borç verenler var. İşte bu düzeni değiştireceğiz. Faili meçhuller için 26 önerge verdik ama kabul etmediler” dedi.

“Tahir Elçi’yi ve Gaffar Okkan’ı saygıyla anıyorum” diyen Nazlıaka, halkın sorunlarının giderilmesiyle ilgili sundukları hiçbir şeyin yapılmadığını söyledi. Kadın kollarının çalışmalarıyla ilgili de bilgi veren Nazlıaka, “Kadınsız siyaset olmaz. Listelerin bir erkek ve bir kadın olmasını istiyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Öymen: AKP, Padişahlık Düzeni Kurmuş

Partisinin Diyarbakır İl Kongresi’nde konuşan CHP Genel Başkan Adayı Örsan K. Öymen, “Türkiye demokratik bir ülke olmayabilir ama CHP, demokrasiyi hedef haline getirmiş bir parti olarak buna uymak durumundadır. Şu anda bir padişahlık düzeni var. AKP, padişahlık düzeni kurmuş. Osmanlı’da olduğu gibi tek kişi yönetimi ya da Avrupa’da olduğu gibi krallık yönetimi. Yetkiler tek elde toplanmış. Bunun karşıtı cumhuriyetçilik. Halkın egemen olması. AKP’nin bu padişahlık düzenini cumhuriyetçilikle yıkabiliriz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır İl Başkanlığı’nın 38. Olağan Kongresi, merkez Yenişehir ilçesindeki bir salonda gerçekleştirildi. CHP’nin Genel Başkan adayları Özgür Özel ile Örsan Öymen, Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, milletvekilleri ve siyasi parti temsilcilerinin katıldığı kongerede seçime blok liste ile gidildi.

Kongrede tek aday olan mevcut il başkanı Abdullah Atik, yeniden il başkanı seçilirken CHP Genel Başkan Adayı Örsan K. Öymen’de kongrede açıklamalarda bulundu. ANKA‘nın aktardığına göre Öymen, konuşmasında şunları ifade etti:

“Bu kongreler iki yılda bir yapılan, uzatma olması durumunda üç yılda bir yapılan bu kongreler aynı zamanda özeleştirilerin ortaya konduğu, eleştirilerin de yapıldığı kongrelerdir ya da öyle olmalıdır. Partimizin sorunlarını doğru bir biçimde tespit edip daha iyi bir noktaya ulaşabilmemiz için çok önemli bir fırsattır. Şunu görmemiz gerekiyor ki mevcut yönetim döneminde 13 yılda girilen tüm seçimler ne yazık ki kaybedilmiştir.  Bir belediye seçiminde göreceli olarak başarı kazanıldı. İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Mersin kazanıldı. Bu önemlidir ama yeterli değildir. Biraz yenilgilere alıştırılmış bir halimiz var. O ruh halinden kurtulmamız gerekiyor. Göreceli başarılarla yetinmek doğru bir şey değil. Partililerimizin de bunla yetinmediğini biliyorum.

Partimizin oyları yüzde 22-26 arasına sıkışıp kalmıştır. Bu sadece mevcut yönetim dönemine özgü bir şey değil. Deniz Baykal döneminde de aynı şekilde aynı sorunları yaşıyorduk. Bu artık kronikleşmiş bir şey. 12 Eylül’den sonra CHP’nin oylarına baktığımız zaman ne yazık ki yüzde 26’nın üzerine çıkamamıştır. Parti içi demokrasi konusunda yapmamız gereken birçok şey var. Parti içi eğitimin mutlaka sağlanması gerekiyor. Parti üyelerinin, partinin tüzüğü, programı, ilkeleri ve ideolojisi konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Bizim partimizin geçmişine baktığımız zaman Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, hepsi idealist bir biçimde siyaseti ilke, dava, ideoloji için yapmışlardır. Bunu biz ancak parti içi eğitimi etkin kılabilirsek tekrar sağlayabiliriz. Davanın, ideolojinin, ilkenin olmadığı yerde sadece kişilerin arasında makam, mevki yarışı olur. Siyaset, koltuk kapmaca oyununa ya da çıkar paylaşımı mücadelesine dönüşür. İlkelerimizin ve davamızın ne olduğunu ortaya koymamız gerekiyor. Bana göre parti içi eğitimden geçmiş üyelerin aktif üye olması gerekiyor.

İki genel seçimi üst üste kaybeden bir genel başkan bir daha aday olmamalı. Tüm demokratik ülkelerde iki seçim kaybeden kişi istifa ediyor veya bir daha aday adayı olmuyor. Türkiye demokratik bir ülke olmayabilir ama CHP, demokrasiyi hedef haline getirmiş bir parti olarak buna uymak durumundadır. Şu anda bir padişahlık düzeni var. AKP, padişahlık düzeni kurmuş. Osmanlı’da olduğu gibi tek kişi yönetimi ya da Avrupa’da olduğu gibi krallık yönetimi. Yetkiler tek elde toplanmış. Bunun karşıtı cumhuriyetçilik. Halkın egemen olması. AKP’nin bu padişahlık düzenini cumhuriyetçilikle yıkabiliriz.

“Asimilasyona son verebiliriz”

Dil, bir insanın kültürünün en önemli unsurlarından birisidir. Kürtçe yıllarca, ‘Kürtçe diye bir dil yok. Bu bir aksandır’ gibi birtakım safsatalar… Uzun yıllar hakir kılındı. Vatandaşlara böyle yalanlar anlatıldı. Dolayısıyla Kürtçe ve Kürt kültürü yok sayıldı. Bu şu anda önemli bir ölçüde kırıldı. Ama halen bu baskıların kısmen de olsa devam ettiği söylenebilir. Bizim Kürtçe’nin, Kürtlerin, Kürt kültürünün asimilasyona uğratılması sürecini engelleyecek önlemleri almamız lazım.

Bizim partimizin programında var fakat uygulamaya gelince somut bir şeyden bahsedilmiyor. Gece yarısı çekilen videolarla, kısa birtakım sözlerle konu geçiştirilmeye çalışılıyor. Bu konuda bizim yapmamız gereken şeyler var. Üniter yapıyı koruyarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesini ve parçalanmasını önleyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne sahip çıkarak, terörizme, şiddete sahip çıkarak da biz bu asimilasyon sürecini önleyebiliriz. Ya o ya bu diye bir şey yok. Üniter yapıyı koruyarak asimilasyona son verebiliriz.

ODTÜ’de felsefe bölümünde doktoramı yaparken bir yandan çalışıyordum. Gazetecilik yapıyordum, bu bölgeye çok sık geldim. Katledilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ile 2-3 saat baş başa görüştüm. Burada, 90’lı yıllarda neler olup bittiğini gayet iyi biliyorum. Hizbullah Terör Örgütü’nün buralarda ne dolaplar çevirdiğini ve onun arkasında neler döndüğünü gayet iyi bilen bir arkadaşınızım. 90’lı yıllarda burada meydana gelen insan hakkı ihlalleri bir gerçektir. Bunlar inkar edilemez.

Elbette ki devletimizin kurumlarını hedef almak doğru değildir. Ama devletin kurumlarının içine sızan yasadışı oluşumlar da en az PKK terörü kadar bu bölgeye zarar vermiştir. Kayyum meselesi… İçişleri Bakanlığı mahkeme değildir. Mahkeme kararı olur. Bir kişinin terör örgütüyle ilişkisi hukuk tarafından kanıtlanır. O zaman zaten gereği yapılır. İçişleri Bakanlığı ortada daha mahkeme kararı yokken belediye başkanını görevden alıyor. Yerine başkasını atıyor. Bu, Cumhuriyetçilik, temsiliyet ilkesine aykırı bir durumdur.”

Paylaşın

Bakan Şimşek, Kredi İçin Haftaya Yeniden Yollarda

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın gelecek hafta Fas’ın Marakeş kentinde başlayacak yıllık toplantılarına Türkiye’yi temsilen katılacak.

Bakan Şimşek’in, burada da çeşitli ülke mevkidaşları, fon yöneticileri, yatırım bankalarının temsilcileriyle ikili görüşmeler yapması planlanıyor. Mehmet Şimşek’e bu toplantılarda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan da eşlik edecek.

BloomberHT’de yer alan habere göre; Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Körfez ülkeleriyle başladığı “road show” yatırımcı görüşmelerine, Birleşmiş Milletler (BM) 78. Genel Kuruluna katılmak üzere ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde New York’ta devam etti. Ardından finansın önemli duraklarından Londra’ya hareket eden Şimşek, 4-6 Ekim’de uluslararası yatırımcılarla yoğun temaslarda bulundu.

Ziyaret kapsamında, toplam varlık büyüklüğü 75 trilyon doları aşan uluslararası varlık yönetim şirketleri, yatırım fonları, çok uluslu bankalar ve altyapı fonları yöneticileriyle bir araya gelen Şimşek, aralarında derecelendirme kuruluşlarının da bulunduğu yaklaşık 85 ayrı kurumdan 100’ün üzerinde üst düzey yöneticiyle görüşmeler gerçekleştirdi.

Görüşmelerinde uluslararası yatırımcılara ve kredi derecelendirme kuruluşlarının temsilcilerine Türkiye’nin yeni ekonomi politikaları ve Orta Vadeli Program’daki hedef ve reform hazırlıklarını anlatan Şimşek, yatırımcıları Türkiye’deki fırsatları değerlendirmeye davet etti.

Söz konusu ziyaretlerin ardından Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankasının gelecek hafta Marakeş’te başlayacak yıllık toplantılarına da Türkiye’yi temsilen katılacak olan Şimşek’in, burada da çeşitli ülke mevkidaşları, fon yöneticileri, yatırım bankalarının temsilcileriyle ikili görüşmeler yapması planlanıyor. Şimşek’e bu toplantılarda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan da eşlik edecek.

Paylaşın

‘El Nino Kışı’ Geliyor: Bol Yağışlı Ve Soğuk

İklim Bilimci Dr. Okan Bozyurt, El Nino’nun etkili olduğu yıllarda Türkiye’nin bol yağış aldığını belirterek, “Bazı El Nino yıllarında bol yağışlı fakat ılık olmuş. Bazı El Nino yıllarında ise yine bol yağışlı fakat soğuk olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu seneki modellerin Türkiye için ne gösterdiğini yorumlayan Bozyurt, şöyle konuştu: “Bu sene özellikle sonbahar ve kış mevsimi bol yağışlı ve soğuk olacak gibi görünüyor. Özellikle kasım ayından itibaren. Şimdi önümüzde ekim ayının ortasına kadar kısa bir kurak dönem var. Ekimin ortasından sonra yeniden yağışlı bir sistemin ülkemize sokulacağını düşünmekteyim.”

Dünya, El Nino hava akımının etkisinde. Meteorolojik verilerin ne söylediğini İklim Bilimci Dr. Okan Bozyurt, TRT Haber‘e anlattı.

El Nino’nun etkili olduğu yıllarda Türkiye’nin bol yağış aldığını söyleyen Bozyurt, “Bazı El Nino yıllarında bol yağışlı fakat ılık olmuş. Bazı El Nino yıllarında ise yine bol yağışlı fakat soğuk olduğunu görüyoruz” dedi.

Bu seneki modellerin Türkiye için ne gösterdiğini yorumlayan Bozyurt, şöyle konuştu: “Bu sene özellikle sonbahar ve kış mevsimi bol yağışlı ve soğuk olacak gibi görünüyor. Özellikle kasım ayından itibaren. Şimdi önümüzde ekim ayının ortasına kadar kısa bir kurak dönem var. Ekimin ortasından sonra yeniden yağışlı bir sistemin ülkemize sokulacağını düşünmekteyim.”

Ekim ayında daha çok yağmur şeklinde yağışlar beklediğini belirten Bozyurt, ayın 15-20’sine dikkat çekti: “Balkanlar üzerinden gelecek olan sistem soğuk ve yağışlı olacak gibi duruyor. Bu durumda yurdun iç kesimlerinin yükseklerinde karla karışık yağmur ve kar yağışı bekliyorum.

Ekimin 27-29’unda yine kuzeyden ciddi bir sistem bekliyorum. Hatta bu sefer, eğer sapmazsa, Cumhuriyet Bayramı dönemlerinde hava sıcaklıkları hissedilir derecede azalacak. İç kesimlerde belki mevsimin ilk karı da yağabilir diye düşünüyorum. Mesela Ankara, Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya gibi bazı şehirlerde sezonun ilk karı yağabilir.”

“7-10 Kasım arasında yine çok ciddi bir soğuk hava kütlesi bekliyorum” diyen Bozkurt, bu soğuk hava sisteminin de kar yağışı getirebileceğini belirterek şunları aktardı:

“11 Kasım gibi yine bir yüksek basınç gelecek. Bir hafta ila 10 gün mevsim normalleri civarında veya biraz da mevsim normalinin üzerine çıkacak bir hava sıcaklığı olabilir. Buna halk arasında pastırma yazı adını veriyoruz. Pastırma yazları genelde 2-3 hafta sürer. Ama bu yıl ben çok uzun sürmesini beklemiyorum. Yani bir hafta 10 gün kadar olacak gibi görünüyor”

Barajlar nasıl etkilenecek?

Barajlardaki su seviyesinin alarm noktasında olduğu İstanbul’da kuraklık endişe verici bir durum. Ancak meteorolojik tahminlere göre bu, sonbahar ve kış yağışları ile yerini iyimser bir tabloya bırakabilir. Bozyurt İstanbul’a yönelik ileriki döneme ilişkin verileri şöyle yorumladı:

“Genelde yurdun kuzeybatı bölgelerinde bu kış yağışlı geçecek. Ama İstanbul ve çevresinde aralık ayına kadar çok üst seviyede yağışlar görülmüyor. Aralıktan itibarense yoğun yağışlar bekliyorum. Ocak ve şubat aylarında da deniz etkili kar yağışları olabilir. Karın su tutma kapasitesi çok fazla ve dolayısıyla kar erimelerinde potansiyel su ortaya çıkıyor. Barajlarda da çok olumlu bir etkisi var. Bunun dışında bir de kar havadan amonyağı da indiriyor ve toprağın daha verimli olmasını sağlıyor.”

Paylaşın

15 Suç Örgütüne Eş Zamanlı Operasyon: 307 Gözaltı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “31 ilimizde eş zamanlı olarak düzenlenen Kafes operasyonu kapsamında 15 organize suç örgütü ile bu örgütlere silah temini sağlayan 24 suç örgütü çökertildi. Operasyonlar sonucunda 307 şüpheli şahıs yakalandı” dedi.

Haber Merkezi / İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından 31 ilde ‘suç örgütlerine yönelik Kafes Operasyonu’ düzenlendiğini duyurdu.

“Kafes operasyonu kapsamında 15 organize suç örgütü ile bu örgütlere silah temini sağlayan 24 suç örgütü çökertildi. Operasyonlar sonucunda 307 şüpheli şahıs yakalandı” diyen Bakan Yerlikaya açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Adana’da Bora Toprak Organize Suç Örgütü,
Antalya’da Hüseyin Şamil Şahin Organize Suç Örgütü,
Samsun’da Eyüp Atmaca Organize Suç Örgütü,
Zonguldak’ta Alihan Keleş Organize Suç Örgütü ve Barış Taşdemir Organize Suç Örgütü,

Bursa’da Ali Kevser Can Organize Suç Örgütü,
Eskişehir’de Ahmet Yalım Organize Suç Örgütü,
Gaziantep’te Burhan Çapan Organize Suç Örgütü,
İstanbul’da Mehmet Basetemür Organize Suç Örgütü,

İzmir’de Ahmet Aktaş Organize Suç Örgütü,
Muğla’da Ömer Kamil Sütlü Organize Suç Örgütü,
Giresun’da Baki Ay Organize Suç Örgütü,
Tekirdağ’da Resul Ağyürek isimli şahsın yönlendirdiği Nitelikli Yağma Faaliyetleri gösteren Suç Grubu,

Çanakkale’de Kadir Yeşil isimli şahsın yönlendirdiği Nitelikli Yağma Faaliyetleri gösteren Suç Grubu ile Afyon’da Ahmet Başyiğit isimli şahsın yönlendirdiği Nitelikli Yağma Faaliyetleri gösterenlere yönelik eş zamanlı KAFES OPERASYONU gerçekleşti.”

Paylaşın

AK Parti Olağanüstü Kongresi: Yönetimde “Büyük Değişim” Beklentisi

Mevcut genel başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın oy birliği ile aday gösterilip oy birliği ile genel başkan seçilmesine kesin gözüyle bakılan AK Parti’nin olağanüstü kongresinde seçimlerdeki oy kaybı nedeniyle parti kadrolarında ise büyük değişime gidilmesi bekleniyor.

2015 seçimlerinde yüzde 49, 2018 seçimlerinde yüzde 42,5 oy alan AKP, düşüş eğilimini 2023 seçimlerinde de sürdürdü ve oyu yüzde 36,3’e geriledi. Erdoğan, oluşturacağı yeni kadrolarla düşüş eğiliminin önüne geçmeyi hedefliyor. Kadrosunu gençleştirmek de isteyen Erdoğan’ın özellikle 35-45 yaş arasındaki yeni yüzlerle çalışmayı arzu ettiği kaydediliyor.

Listelerde bu nedenle hem genç hem de kadın yeni isimlerin yer alacağı beklentisi hakim. MKYK ve MYK’da genel olarak milletvekili sayısının azaltılması ve Erdoğan’ın “parti ve Meclis” çalışmalarını ayırmayı hedefi de dile getirilen değişiklikler arasında.

AK Parti, 7 Ekim Cumartesi günü dördüncü olağanüstü büyük kongresi için toplanmaya hazırlanıyor. Kongrede genel başkan seçimi yapılacak, ancak genel başkan seçiminde sürpriz yaşanması söz konusu değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oy birliği ile aday gösterilip oy birliği ile genel başkan seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. AK Parti kongresinde dikkatler ise Erdoğan’ın belirleyeceği yönetim kadrolarında olacak.

Diğer kongrelerde bir buçuk saati aşan konuşmalar yapan Erdoğan’ın Cumartesi günü daha kısa bir konuşma yapması bekleniyor. Erdoğan’ın 40 dakika kadar süreceği belirtilen konuşmasında anayasa çağrılarını yineleyeceği, ağırlıklı olarak da 2024 yerel seçimlerine dair mesajlar vereceği ifade ediliyor.

14 Mayıs genel seçimlerinde milletvekili listelerini yüzde 50’yi aşan oranda yenileyen AK Parti’nin parti içi yönetiminde de yeni isimlere yer verilecek. Erdoğan, DW Türkçe’den Kıvanç El‘in edindiği bilgiye göre 75 kişilik Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun (MKYK) yüzde 50’den fazlasını yenileyecek. Ancak MKYK içerisinden seçilen 18 kişilik Merkez Yürütme Kurulu’ndaki (MYK) değişimin ise daha kısıtlı olacağı ifade ediliyor.

Erdoğan, geçen Çarşamba günü kurmaylarıyla bir araya gelerek isimler üzerinden değerlendirmeler yapmıştı. Bu toplantı sonrası yeni yönetim listesinin büyük oranda şekillendiği, bazı alternatifli isimlere dair son kararın kongre öncesine kadar verileceği belirtiliyor. MHP ile seçim ittifakına ilişkin çalışmaları yürüten mevcut genel başkan vekillerinden Efkan Âlâ’nın görevine devam edecek isimlerden biri olacağı tahmin ediliyor. Diğer genel başkan vekili Binali Yıldırım ile ilgili ise farklı bir karar alınabileceği ifade ediliyor. Yıldırım, Erdoğan’a en yakın isimlerden biri.

2015 seçimlerinde yüzde 49, 2018 seçimlerinde yüzde 42,5 oy alan AK Parti, düşüş eğilimini 2023 seçimlerinde de sürdürdü ve oyu yüzde 36,3’e geriledi. Erdoğan, oluşturacağı yeni kadrolarla düşüş eğiliminin önüne geçmeyi hedefliyor. Kadrosunu gençleştirmek de isteyen Erdoğan’ın özellikle 35-45 yaş arasındaki yeni yüzlerle çalışmayı arzu ettiği kaydediliyor. Listelerde bu nedenle hem genç hem de kadın yeni isimlerin yer alacağı beklentisi hakim. MKYK ve MYK’da genel olarak milletvekili sayısının azaltılması ve Erdoğan’ın “parti ve Meclis” çalışmalarını ayırmayı hedefi de dile getirilen değişiklikler arasında.

AK Parti MKYK içerisinde görevine devam edip etmeyeceği en fazla merak edilen isimlerden birisi Metin Külünk. Suç örgütü lideri olmakla suçlanan Sedat Peker’in “ayda 10 bin dolar alan siyasetçi” iddiasının hedefi olan Külünk, kendisine yönelik suçlamaları geri çevirmişti. Parti içerisinde dikkat çeken çıkışlarıyla da gündeme gelen Külünk, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “FETÖ ve PKK’ya destek verdiğini” iddia etmişti. Diyanet, bu sözlere karşı suç duyurusunda bulunmuştu.

Merak edilen bir diğer isim ise AK Parti Merkez Disiplin Kurulu üyesi Zehra Taşkesenlioğlu. SPK (Sermaye Piyasa Kurulu) eski Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun kardeşi Taşkesenlioğlu, Sedat Peker tarafından “borsada manipülasyon yapmak” ve “rüşvet almakla” suçlanmıştı. Boşandığı eşi Ünsal Ban ile bir videosu da internete sızan Taşkesenlioğlu, boşanma davasında Ban’dan 70 milyon lira istemişti. 14 Mayıs’ta milletvekili yapılmayan Taşkesenlioğlu’nun partide de liste dışı kalması bekleniyor.

2024’te yapılacak yerel seçimleri

Kongre ile birlikte yerel seçim çalışmalarına da resmen başlanacak. Bir süredir strateji çalışmalarını yürüten AKP’de kongre sonrası isim belirleme süreçleri de hızlanacak. 2024 yerel seçimlerine iddialı hazırlanan AKP’de yerel seçimler için iki makam kritik önemde. “Seçim İşleri” ve “Yerel Yönetimler” birimlerinin başına kimin getirileceği konuşulan önemli başlıklardan.

İstanbul 2019 yerel seçimlerinde “Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oldu” sözleri ile damga vuran isimlerden Ali İhsan Yavuz, seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı görevini sürdürüyor. Seçimlere altı ay kaldığı için partideki kurulu sistemi bozmak istemeyen Erdoğan’ın Ali İhsan Yavuz’un bu görevini sürdürmesini istediği kaydediliyor. Ali İhsan Yavuz, 2019’da seçimlerin yenilenmesinde başrolde olan isimlerdendi.

AK Parti’nin yerel yönetimlerden sorumlu ismi ise eski Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz. Bu ismin de kongre sonrasında görevine devam edeceği konuşuluyor. Bu koltuk için ayrıca İYİ Parti’den AKP’ye geçen Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un adı da geçiyor. Ancak parti kurmayları Yılmaz’ın görevine devam edeceğini, İsmail Ok’un ise yerel seçimde aktif çalışmalar yapacak ekip içerisinde yer alacağını kaydediyor.

AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı, 31 Mart 2019 seçimlerinde yaptığı ittifakı genişletmeyi planlıyor. Daha önce bazı yerlerde her iki parti de aday çıkarırken 2024 seçimlerinde oyların bölünmemesi için çalışmalara ağırlık verilecek.

Olağanüstü kongrenin ana teması “Türkiye Yüzyılı” olarak belirlendi. 14 Mayıs seçimleri öncesinde gerçekleşen seçim programı tanıtım programına birçok basın kuruluşu davet edilmişti. Cumartesi günkü kongreye ise Anka Haber Ajansı, Sözcü TV, Halk TV, DW Türkçe, T24, VOA Türkçe’nin de aralarında olduğu birçok medya kuruluşu davet edilmedi. Bu basın kuruluşlarında çalışanlara davetlerde Cumhurbaşkanlığı tarafından “akreditasyon” uygulandığı bildirildi.

Kongreye CHP, MHP, İYİ Parti, DSP, Anavatan Partisi, Büyük Birlik Partisi, Yeniden Refah Partisi, Demokrat Parti, Vatan Partisi ve HÜDA-PAR da davet edildi. HDP ve Yeşil Sol Parti’ye davet gitmedi.

Paylaşın