Astana Görüşmeleri: Türkiye, Rusya Ve İran’dan “Suriye” Bildirisi

24 – 25 Ocak’ta Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Suriye konulu toplantı sonrası yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Ortak bildiride ayrıca, Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı.

Suriye krizine çözüm amaçlı Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğünde oluşturulan Astana formatındaki Suriye görüşmelerinin 21’incisi Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirildi. Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız’ın başkanlığındaki heyetin katıldığı toplantı sonrasında yayımlanan ortak bildiride, Suriye’de ayrılıkçı gündemlere karşı koyma ve Türkiye ile Suriye arasında normalleşme çabalarının sürdürülmesi vurgusu yapıldı.

Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne desteğin bir kez daha vurgulandığı ortak bildiride, “Suriye’nin kuzeydoğusunda terörle mücadele bahanesiyle gayrimeşru öz yönetim teşebbüsleri de dahil, sahada yeni gerçeklikler oluşturma girişimlerinin reddedildiği” ifade edilerek “Suriye’nin birliğine zarar vermeyi amaçlayan ve sınır ötesi saldırılar ve Fırat’ın batısından sızmalar da dahil komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlerle mücadele konusundaki kararlılık” bir kez daha teyit edildi.

Bildiride, “Üç ülke, Suriye’ye ait olması gereken petrol kaynaklarının yasa dışı yollarla ele geçirilmesine ve transfer edilmesine karşı olduklarını yinelemişlerdir. Uluslararası hukuku, uluslararası insani hukuku ve BM Tüzüğünü ihlal eden tüm tek taraflı yaptırımları ve Suriye’de ayrılıkçı gündemi kolaylaştırarak ülkeyi çöküşe götürebilecek belirli bölgelere ilişkin tek taraflı yaptırımları kınamaktadır” ifadesi yer aldı.

Bildiride, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) bel kemiğini oluşturan ve Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG ile bölgedeki Arap aşiretleri arasında çıkan çatışmalara da değinilerek “Son zamanlarda bölgedeki Arap aşiretleriyle çatışmalara yol açan zorla silah altına alma, barışçıl gösterileri bastırma, eğitimde ayrımcı politikalar (uygulama), siyasal aktivistleri, gazetecileri ve hareket özgürlüğünü kısıtlama dahil, Fırat’ın doğusundaki sivillere karşı ayrılıkçı grupların baskısının tüm türlerinden duyulan derin endişe” ifade edildi.

İsrail’e Gazze’deki saldırıları durdurma çağrısı

Ortak bildiride Gazze’de yaşanan insani felaketten duyulan endişe de dile getirilerek “İsrail’in Filistinlilere yönelik acımasız saldırılarına son vermesi ve Gazze’ye insani yardım gönderilmesi gerektiği” vurgulandı. İsrail’in Suriye’ye yönelik askeri saldırıları da kınanarak bu eylemler “uluslararası hukukun, uluslararası insancıl hukukun, Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali” olarak nitelendirildi.

Bildiride ortak hedefler ise “Terörle mücadele, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin katılımıyla Suriyelilerin güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde geri dönüşü için uygun ortamın yaratılması, siyasi sürecin yeniden canlandırılması ve tüm Suriyelilere engelsiz insani yardım akışını sağlamak amacıyla Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı, iyi niyet ve iyi komşuluk ilişkileri temelinde yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların sürdürülmesi” olarak sıralandı.

Paylaşın

Murat Kurum Hedef Aldı; Ekrem İmamoğlu Yanıt Verdi

AK Parti’nin İBB adayı Murat Kurum, katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, metro hatları üzerinden mevcut yönetimi hedef aldı. Ekrem İmamoğlu ise katıldığı bir temel atma töreninde Murat Kurum’a yanıt verdi.

Haber Merkezi / AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, “Türkiye Yüzyılı İstanbul Vizyonu” toplantısında yaptığı konuşmada, metro hatları üzerinden mevcut yönetimi hedef alarak şu ifadeleri kullandı:

“İstanbul’da her bir vatandaşımız yılda 288 saatini trafikte kaybediyor. Trafik çilesi ömrümüzden 3,5 yıl alıyor. Hepimiz trafikte zaman enerji kaybediyoruz. Trafikte kaybettiğimiz vaktimizi, ailemizle, kendimize ayırmak istiyoruz. İstanbul’da 2019’da yüzde 47 olan trafik yoğunluğu bugün yüzde 64’e yükselmiş durumda.

Zirve saatlerinde bu oran yüzde 90’ları aşıyor. Açtık dedikleri 40.7 km’lik metro hattının gerçekte 8 km’sini zor yapabildiler. Devam eden metro projelerini iptal ettiler. İptal etmek yetmezmiş gibi kazısı yapılan metro şantiyelerimize kamyon kamyon beton döktüler.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bakırköy’de, KİPTAŞ Kentsel Dönüşüm Projesi Temel Atma Töreni’nine katıldı. Murat Kurum’un metro hatlarıyla ilgili ‘sadece 8 kilometre yaptılar’ sözlerine ilişkin soruya da yanıt veren İmamoğlu şunları söyledi:

“65 kilometrelik metro hattımızı tamamlamış olacağız mart ayında.  Matematiği bile unutarak siyaset yapan arkadaşların. nasıl unutkan olduklarını Kanal İstanbul sorusuna verdiği cevapla görebilirsiniz. Onlar bazı oy ve seçim öncesi zarar verecektir.

Düne kadar hararetle savundukları her şeyi bir anda unutan insanlar ya da seçimde eğer fayda verecekse her türlü yola başvuran anlayışlar olduğunu biliyoruz. Onun için çok önemli değil benim açımdan verdiği rakam. nel projesi iptal edildi. İstanbulluların vicdanına bırakıyoruz. İstanbulluların vicdanı gerekeni yapacak.”

Paylaşın

Türkiye AİHM’de Birinci Sırada: 23 Bin 400 Dava

31 Aralık 2023 itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

AİHM’nin 2023 bilançosu mahkemenin Strasbourg’daki merkezinde bugün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. DW Türkçe’den Kayhan Karaca’nın aktardığına göre; Türkiye, 2022’yi olduğu gibi 2023’ü de “AİHM gündeminde en fazla davaya sahip ülke” olarak kapattı. 31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor.

Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor. 31 Aralık 2022 tarihinde Türkiye hakkında AİHM gündeminde 20 bin 100 dava başvurusu bulunuyordu.

AİHM gündemindeki Türkiye başvurularının ezici çoğunluğu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınmış tedbirler kapsamında gerçekleştiği iddia edilen hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor. AİHM’nin İrlandalı Başkanı Siofra O’Leary, 15 Temmuz sonrası tedbirlere bağlı dava başvurularının Türkiye hakkındaki toplam başvuruların yüzde 96’sını oluşturduğunu bildirdi. Bu başvurular büyük ölçüde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili beşinci ve adil yargılanmayla ilgili altıncı maddelerini kapsıyor.

15 Temmuz sonrası başvurular arasında Gülen yapılanması tarafından kullanılan şifreli haberleşme programı ByLock dava grubu da bulunmakta. AİHM gündeminde sadece bu dava grubuna ilişkin 8 bin civarında başvuru mevcut. AİHM geçen yıl bu konuda Yüksel Yalçınkaya davasında emsal niteliğinde karar açıklamış, benzer bin dava başvurusunu da görüş için geçtiğimiz haftalarda Türk hükümetine tebliğ etmişti.

Dava başvurularında Türkiye’yi sırasıyla Rusya Federasyonu (12 bin 450), Ukrayna (8 bin 750), Romanya (4 bin 150), İtalya (2 bin 750), Yunanistan (2 bin 450), Azerbaycan (bin 900), Polonya (bin 650), Sırbistan (bin 550) ve Moldova (bin 150) izliyor. Diğer 37 ülkeden gelen dava başvuruları AİHM iş yükünün sadece yüzde 12’sini oluşturmakta.

Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mart 2022’de Avrupa Konseyi’nden dışlanan Rusya’ya karşı AİHM gündemine taşınmış derdest davalarla ilgili işlemler devam ediyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 75’ini oluşturuyor.

Başvurular ülke nüfusuna orantılı ele alındığında San Marino (10 bin kişiye 4,71 başvuru), Slovenya (4,62), Karadağ (2,80), Hırvatistan (2,63), Moldova (2,60) ve Macaristan (2,57) önde geliyor. Avrupa ortalamasının 0,41 olduğu bu hesaplamada Türkiye 0,98 ile orta sıralarda yer alıyor. Nüfusa oranla en az dava başvurusuna sahip ülkeler ise sırasıyla Birleşik Krallık (10 bin kişiye 0,03 dava), İrlanda (0,04), Almanya (0,05), İspanya (0,09), Fransa (0,11), Hollanda (0,13) ve İsveç (0,14).

Türkiye hakkında 78 karar

AİHM geçen yıl toplam bin 14 (1014) karar açıkladı. Hakkında en fazla karar açıklanan ülke Rusya (217 karar) oldu. Rusya’yı bu alanda sırasıyla Ukrayna (130), Türkiye (78), Romanya (74), İtalya (52), Azerbaycan (40), Macaristan (37), Polonya (33), Bulgaristan (30), Hırvatistan (27), Fransa (26) ve Ermenistan (25) izledi.

Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

2023 yılı, 1953’te yürürlüğe giren AİHS’nin 70’inci yıldönümü oldu. Türkiye AİHS’yi 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 18 Mayıs 1954’te onaylayarak yürürlüğe koymuştu.

Paylaşın

Türkiye’de 2017’den Sonra İşkence Ve Kötü Muamele Arttı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017 yılından bu yana arttığına dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), kimi Avrupa cezaevi ve polis merkezlerinde sistematik işkence ve kötü muamele gözlemlendiğini, bu ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğunu not eden bir karar oyladı.

DW Türkçenin haberine göre; karar, AKPM’nin Strasbourg’da devam eden genel kurul toplantılarında oylamaya katılan 67 parlamenterden 66’sının oyunu alarak kabul edildi, bir üye ise çekimser kaldı. Oylamaya AKPM Türkiye heyetinden sadece DEM Partili Berdan Öztürk katıldı. Öztürk karar lehinde oy kullandı.

Kararda, Avrupa genelinde işkence ve kötü muamelenin henüz sonlanmadığı, hatta kimi ülkelerde sistemleşme ve/veya genelleşme eğiliminde olduğunun gözlemlendiği kaydediliyor. Bu ülkelere örnek olarak Rusya, Azerbaycan ve Türkiye gösteriliyor. Avrupa Konseyi’ne üye birçok ülkede gözaltında kötü muamele şikayetleri alındığı belirtiliyor.

Karar metninin Türkiye’ye ilişkin bölümünde, resmi makamların “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans” mesajına rağmen “son yıllarda gözaltında ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin arttığı”, bunun da Türkiye’nin bu alanda geçmişte kaydettiği ilerlemeleri “ikinci plana ittiği” görüşü dile getiriliyor. Kötü muamelenin yasaklanması hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından son yıllarda verilen kararların “memnuniyet verici” olduğu belirtilip, diğer ulusal yargı organlarına bu içtihadı uygulama çağrısında bulunuluyor.

Karara temel oluşturan ayrıntılı rapor Kıbrıslı Sosyal Demokrat parlamenter Constantinos Efstathiou tarafından hazırlandı. Raporda, 1993-2011 döneminde Türkiye’de özellikle tutuklama, gözaltı, sorgulama ve barışçıl gösterilerin dağıtılması esnasında güvenlik güçlerinin uyguladığı işkence ve kötü muamele konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine taşınan davaların kararları hatırlatılıyor ve bu kararların uygulatılmasıyla ilgili sürecin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi gündeminde olduğu not ediliyor.

AİHM’nin Abdullah Öcalan, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarına göndermede bulunuluyor; “olası kötü muamele riskine karşı Avrupa Konseyi’nin bu dosyaları yakın takibe alması” isteniyor.

Raporda, bir Avrupa Konseyi organı olan Avrupa İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) gözlem ve bulgularına da değiniliyor. CPT’nin 2019’da Türkiye’de kimi cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlediği ziyaretlere ilişkin 2020’de yayımlanan raporunda, güvenlik güçlerinin gözaltındaki kimi bireylere karşı “aşırı güç ve/veya fiziki kötü muamelede bulunduğuna” dair bulgulara yer verdiği aktarılıyor.

Türkiye kaynaklı işkence ve kötü muamele iddialarının 2017’den bu yana arttığına dikkat çeken AKPM, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2016, 2018 ve 2021 yıllarında CPT tarafından Türkiye’de kimi cezaevi ve polis merkezlerine düzenlenen periyodik ziyaretlerle ilgili raporların henüz yayımlanmadığını bildiriyor. CPT kurallarına göre, bu ziyaretlerle ilgili raporların yayımlanabilmesi için ilgili ülke hükümetinin onayı gerekiyor.

AKPM raporunda CPT tarafından Arnavutluk, Ermenistan, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Yunanistan, Karadağ, Kuzey Makedonya, Macaristan, Moldova, Portekiz, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna, Bosna-Hersek ve İspanya’da cezaevleri ve polis merkezlerine düzenlenen denetim ziyaretlerinde özellikle polisteki sorgulamalar sırasında kötü muamele şikayetleri alındığı not ediliyor.

“İşkenceye karşı önlemler alınmalı”

Kabul edilen kararda Avrupa Konseyi üyesi ülkeler işkence ve kötü muameleye karşı etkin önlem almaya çağrılıyor. Bu önlemler arasında işkence ve kötü muamelenin orantılı ve caydırıcı ceza donanımıyla spesifik suç haline getirilmesi, bu suçlardan sorumlu yetkililerin hesap vermelerinin sağlanması, bu suçlar için zaman aşımı uygulanmaması, etkin soruşturma yürütülmesi, sorgulamaların video kaydına alınması, işkence ve kötü muamele uygulanarak elde edilen itirafların mahkemeler önünde kanıt olarak kabul edilmemesi, polis içinde ve cezaevlerinde işkence ve kötü muameleyi ihbar etmenin cesaretlendirilmesi ve ihbar edenlerin korunması ve CPT raporlarının devletlerin izni olmaksızın yayımlanması da var.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 46 üye ülke hakkında 2023 yılında açıkladığı bin 14 (1014) kararın 345’inde 3’üncü maddenin ihlâline hükmetti. AİHS’nin 3’üncü maddesinin en çok ihlâl edildiği ülkeler Rusya, Ukrayna ve Romanya oldu.

Paylaşın

Meral Akşener Hakkında Çarpıcı İddia: AK Partili İsimlerle Görüştükten Sonra Döndü

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AK Partili iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığı iddia edildi.

İddiada bulunan İYİ Parti’den istifa eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan.

İYİ Partisi’ndeki istifa ve görevden alma dalgaları sürerken İYİ Parti’den geçtiğimiz haftalarda istifa eden İbrahim Özkan, Halk TV’de Meral Akşener’e ilişkin çarpıcı iddialarda bulundu.

İbrahim Özkan, İYİ Parti’nin CHP’nin iş birliği tekliflerini reddetmesinin nedeninin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Ankara’da bulunan Togo Kuleleri’nde eski AKP’li iki isimle yaptığı görüşme olduğunu ve bu görüşmeden sonra 180 derece dönüşüm yaşadığını iddia etti.

İşte Özkan’ın yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar: “Çok üzerinde durulmadı ama ben söylemek isterim. Sayın Meral Akşener’in, Togo Kuleleri’ndeki AK Partili Cemil Çiçek ve Abdulkadir Aksu ile yaptığı görüşmeleri inceleyin.

Muhalefette bulunan bir siyasi partinin genel başkanının, orada iki tane AK Partili eski bakanla ne görüştüğünü merak ediyorum. Benim kafam buradaki görüşmeye takılmış durumda.

Toplantıdan hemen sonra enteresan dönüşümler yaşandı. Mesela 26 Ağustos’ta Afyonkarahisar’a dönün. Ben oradaydım ve yerel dinamiklerde iş birliği yapılacağı söylendi. 2 gün sonra sayın Fatih Altaylı’nın programında yaptığı açıklamalara tamamen şoke oldum.”

Muhalefetle iş birliğine bütün kapıları kapatır bir hale döndü. Orada ne olduğunu çözemedik ve biz de tabii ki komplo teorisyeni olduk. Biz bu dönüşümü seçmene de anlatamıyoruz. Ne oldu diye soruyor insanlar. Çünkü bu yerel seçimler çok önemli.”

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Kritik ‘F-16’ Hamlesi

Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya üyelik protokolünü Meclis’te kabul etmesinin ardından ABD Başkanı Joe Biden’dan kritik F-16 hamlesi geldi. Biden, ABD Kongresi’ne Türkiye’ye F-16 satışının onaylanmasını içeren mektup gönderdi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın ABD Kongresi’ne Türkiye’ye 20 milyar dolarlık F-16 uçağı satışının onaylanmasını içeren bir mektup gönderdiği belirtildi.

Gün içerisinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonu hakkında açıklama yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel yaptığı açıklamada, İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye tarafından onay verilmesinin ABD tarafından memnuniyetle karşıladığını belirterek, Macaristan’ın da bu süreçte adım atmasını sabırsızlıkla beklediğini aktardı.

ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonunu desteklediğini belirten Patel, ancak ABD Kongresi’nin bu konuda kilit bir rol oynadığının farkında olduklarını belirtti:

” Türkiye parlamentosunun İsveç onayını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak süreç henüz tamamlanmış değil. Macaristan’ın adım atmasını bekliyoruz. Biden yönetimi Türkiye’nin F-16 filosunu modernize etmesini destekliyor. Ancak Kongre’nin süreçte kilit rolü var.”

İsveç’in NATO’ya katılım protokolü, Türkiye adına TBMM Genel Kurulu’nda oy çokluğuyla kabul edildi. Protokol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzalamasının ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.

İsveç’in NATO üyeliğini henüz onaylamayan bir diğer ülke de Macaristan. Macaristan Başbakanı Viktor Orban İsveç Başbakanı’nı NATO’ya katılım konusunda görüşmeler yapmak üzere ülkesine davet etti.

Macaristan parlamentosu Şubat ayı ortasına kadar tatilde. NATO’ya katılma başvurusunda bulunan ülkelerin ittifaka resmi olarak üye olabilmesi için tüm NATO üyelerinin onayı gerekiyor.

Türkiye’nin 20 aydır devam eden uzun bir sürecin ardından İsveç’in NATO üyelik protokolüne onay vermesi, ABD tarafından memnuniyetle karşılandı. Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Bu Başkan Biden için önemli bir öncelikti” dedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda Sullivan, “İsveç güçlü ve yetkin bir savunma ortağı ve NATO’ya üyeliği, ABD’yi ve ittifakı daha güvenli ve daha güçlü hale getirecek” ifadelerini kullandı.

TBMM’nin İsveç’in NATO’ya katılım protokolüne onay vermesinin ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake de sosyal medya platformundan paylaştığı mesajda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin İsveç’in NATO’ya girmesine onay verme kararını büyük bir takdirle karşıladığını yazdı.

Jeff Flake, “İsveç’in NATO’ya katılımı bugün her zamankinden daha önemli olan İttifak’ın güçlendirilmesi yönünde atılmış kiritk öneme sahip bir karardır. Türkiye’nin NATO ittifakına olan bağlılığı sarsılmaz ortaklığımızı açıkça ortaya koymaktadır. Türk halkına ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Süreç neden gecikti?

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuş; 2022 yılı Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülkenin terörle mücadelede daha fazla adım atmasını talep ederek itirazını gündeme getirdi.

Türkiye 2023 yılı Nisan ayında Finlandiya’nın NATO’ya katılımına onay verdi; ancak İsveç’in protokolüne onay sürecini geciktirmeyi sürdürdü.

2022’de Madrid’de yapılan NATO toplantısında Türkiye, İsveç ve Finlandiya silah ambargosunun kaldırılması ve PKK üyelerine karşı daha sert adımların atılması konusunda anlaşmaya vardı.

Bu anlaşma sonucunda İsveç aynı yıl Türkiye’ye askeri teçhizat ihrac edilmesine yönelik yasağı kaldırmış ve geçen yıl da terör örgütüne üye olmayı suç haline getiren yeni bir terörle mücadele yasasını kabul etti.

İsveç’te, Kuran’ı Kerim yakma eylemleri de Stockholm ve Ankara arasında gerilime neden olmuş; İsveç bu tür eylemlerin engellenmesi amacıyla yasa değişikliği yapılıp yapılamayacağını gözden geçireceklerini belirtti.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Hafize Gaye Erkan” Mesajı

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Hafize Gaye Erkan ve ailesi hakkındaki iddialarla gündeme gelmeye devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar” dedi ve ekledi:

“Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Merkez Bankası çalışanı Büşra Bozkurt, Başkan Gaye Erkan’ın babası Erol Erkan tarafından işten çıkarıldığı iddiasıyla CİMER’e şikayette bulundu. Erol Erkan’ın çalışanlara baskı uyguladığının belirtildiği bu şikayetin ardından Erkan ailesinin TCMB Sosyal Tesisi ve İzmir kampını mevcut ve emekli çalışanlar kapatıp kendilerine özel olarak kullandığı öne sürülmüştü.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ankara’daki aday tanıtım toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Turgut Altınok ve diğer adaylarımız da yakında aynı adımları atacaklar. Keçiören’de yazdığı hizmet destanıyla tarihe geçen Turgut Altınok kardeşimizin büyükşehir projesiyle Ankara’nın altın çağına gireceğine yürekten inanıyorum.

AK Parti, kurulduğu günden beri genel yerel her seçimde milletimizin karşısına iddialı projelerle, hayırlı hizmet hazırlıklarıyla çıkmış bir partidir. Buradan milletime sesleniyorum; diyorumki AK Parti’nin yerel yönetim seçimlerine girdiği her yerde şunu unutmayın. Gerek merkezi yönetim, gerekse yerel yönetim el ele vermek suretiyle milletimize hizmette onların sağlayacağı başarıyı özellikle muhalefetin sağlaması mümkün değil.

Dikkat ederseniz, AK Parti ve Cumhur İttifakı dışında vizyoner programlara projelere önem başka siyasi partilerde yok. Çünkü onların milletimize hizmet etmek gibi dertleri yok. Kendi iç çekişmelerinden, rant paylaşım kavgalarından, ülke ve millet düşmanlarıyla işbirliği çabalarından herhalde programa, projeye vakit bulamıyorlar. Bırakınız yeni eser yapmayı, devam eden çalışmaların üstünü kapatan, verilen hizmetleri kesintiye uğratan, tüm oyun planlarını yalan ve algı üzerine kuran iş bilmezlerin elinde şehirlerimiz perişan oldu.

Dikkat ediniz söz verdiği şeylerden bazılarını çeşitli sebeplerle yapamayanlardan değil, yıllarca yönetimde kaldığı halde hiçbir şey yapmayanlardan bahsediyorum.

Gerçi hiçbir şey yapmadılar demek doğru değil, mesela bol bol şov yaptılar. Mesela bol bol tatil yaptılar. Mesela iç ve dış karanlık odaklarla ittifaklar yaptılar. Mesela belediye birimlerini siyasi paylaşım mezesi yaptılar. Kısacası, kendi şehirlerinin meselelerinin çözümü hariç her işi yaptılar. Daha buram buram kibir kokan edalarıyla sergiledikleri komiklikleri saymıyorum bile. Daha bölücü örgütün güdümündeki partileri şehirlerine ortak etme hesaplarını saymıyorum bile.

Ama ülkeye millete şehirlerine hizmet etme, eser kazandırma namına herhangi bir varlıklarını gören, duyan, şahit olan yok. Buna karşılık şehirlerimizin  ihmal edilmişliği, gerileyişi izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır.

Biz sadece milletimizin derdini, beklentisini özellikle dile getiriyoruz. Üstelik bu muhasebeyi sadece muhalefet adayları için yapmıyoruz.

Temel atmama törenleriyle ve atılan temellerin üzerini kapatmakla vakit geçiren, yüzü kızarması gereken halde şehri için hiçbir büyük projesi olmamakla övünen, yıllardır hiçbir altyapı çalışması yapmayıp sadece tabela değiştiren, istismar ve korkıu siyasetiyle insanların iradesine ipotek koyan yıllardan söz ediyorum… Milletimiz bunun hesabını hiç şüphesiz 31 Mart’ta sandıkta soracaktır.

Ancak, bizim başka endişelerimiz de var. Seçim öncesi ne dedilerse, iş başına gelince tam tersini yapan bu zübük siyasetçi tiplemeleriyle gençlerimize kötü örnek teşkil etmemesini diliyoruz. AK Parti kurulduğu günden beri eser ve hizmet siyasetiyle milletimizin gönlünde yer etmiştir.

Biz işimizi düzgünce yapar, milletimizin gönlünü kazanırsak, şayet biz vaktimizi, enerjimizi milletimizin emrine amade kılarsak, şayet biz boş lafla, yalanla, şovla, reklamla değil gerçek hizmetlerle milletimizin huzuruna çıkarsak, şayet biz gösterişe, şatafata, kibre itibar etmeden, işimizi mütevazı bir şekilde yürütürsek yani biz doğru olursak emin olun eğri zaten belasını bulur.

Başkalarının ne dolaplar çevirdiğinin bizim açımızdan önemi yoktur. Varsın onlar siyaseti basit bir toplama çıkarma işlemine indirgesinler, varsın onlar siyaseti ikbal kapısı olarak görmeye devam etsinler. Biz işimize bakacağız. Öyleyse, gelin şimdi buradan, şu salondan öyle bir ses verelim ki 81 vilayetimizden duyulsun.

Ey muhalefet, ne yaparsanız yapın uzaya füzeler gitmeye devam edecek. Denizlere, fırkateynlerimiz sürekli olarak inecek. Çünkü biz karada, denizde, havada bütün her yerde inşallah savunma sanayimizde gövde gösterimizi devam ettireceğiz.

Deprem bölgesini ayağa kaldırmak için gece gündüz çalışırken de sınırlarımızı hedef alan terör örgütüyle mücadele ederken de aynı çelmelerle karşılaştık. Ülkemizin başına gelen her türlü felaketten sadistçe bir keyif alan, işler düzgün gittiğinde bundan rahatsızlık duyan bu hastalıklı güruhun gürültüsü çoğu sefer kendi cüsselerinden büyük oluyor.

Hafize Gaye Erkan açıklaması

Merkez Bankası rezervleri artıyor harekete geçiyorlar. Akla ziyan dedikodularla ekonomide binbir güçlükle temin ettiğimiz güven ve istikrar iklimini bozacak kampanyalar yürütüyorlar. Tüm umutlarını ülkemizin tökezlemesine bağlayanları, daha önce olduğu gibi yine hüsrana uğratmakta kararlıyız. Dedikodular üzerinden bir bardak suda fırtına koparmaya çalışan fitne tüccarlarını kesinlikle umursamıyoruz.”

Paylaşın

İYİ Parti’nin Ankara Adayı Belli Oldu!

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener, partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayının Cengiz Topel Yıldırım olduğunu açıkladı.

Cengiz Topel Yıldırım, 2016 yılından itibaren eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlığını üstlenmişti.

Akşener, partisinin grup toplantısında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı’nın Teşkilat Başkanı Buğra Kavuncu, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı’nın da Balıkesir Milletvekilli Turhan Çömez olduğunu duyurmuştu.

İYİ Parti Lideri Akşener, aday tanıtım toplantısında, “ismiyle müsemma kardeşim” olarak tanıttığı Cengiz Topel Yıldırım’ın başkan adaylığı teklifini “Tabii ki, Ankara’ya hizmet etmek benim için bir şereftir” diyerek kabul ettiğini söyledi.

Akşener, “Aramıza hoş geldiniz” dediği Yıldırım’ı kürsüye davet etmeden önce şunları söyledi: Ankara’yı İYİ Parti’nin kazandığı, iyi belediyeciliğin uygulandığı, 2028’de iktidar olmamızda, cumhurbaşkanı adayının şudur dediğimizde onun seçildiği bir sistemin, bir iddianın oluşmasında yol başcısı ve başrolde olacağınıza duyduğum güven ve inançla sahneye davet ediyorum.

Cumhuriyetin 100. yılında Ankara’nın belediye başkan adaylığına layık görülmenin kendisi için “tarifsiz bir onur ve büyük bir mesuliyet” olduğunu belirten Yıldırım, “Modern dünyanın imkanlarına baktığımızda Ankara’nın ve Ankaralının sinesine düşen kocaman bir hayal kırıklığıdır. Ankara hak ettiği yerde değildir. Ankara adına, şanına ve mazisine yakışan bir konumdan fersah fersah uzaktır” dedi.

Yıldırım, 5 yıllık Mansur Yavaş yönetimini de eleştirerek şunları söyledi: Tam bir asırdır ülkemize başkentlik yapan Ankara, mevcut potansiyelini bir türlü harekete geçirememiştir. Ankara, durağanlığın kenti olmuştur. Ankara’ya memat gelmemiş, fakat hayat Ankara’dan gitmiştir.

Son 30 yıla baktığımızda Ankaramız ziyandadır. Yaklaşık 25 sene uçuk projelerle enerjisini tüketen Ankara, son 5 yılda ayağa kalkacağına tembellik ve ihmalkarlığın pençesine düşürülmüştür.”

Adaylığının Akşener tarafından İYİ Parti Meclis Grup Toplantısı’nda açıklanacağından haberi olmadığını belirten Kavuncu ise “Vazife, görev her şeyin üstündedir. Bir görev düştüğünde, bugün partimiz için, yarın da ülke için, en zoru sırtlanmak zorunda olduğumuzun şuuruyla yetiştik” dedi.

Cengiz Topel Yıldırım kimdir?

Cengiz Topel Yıldırım, lise yılları içerisinde Etlikspor’da amatör lisanslı futbol oynadı. Cengiz Topel Yıldırım, futbola ve Ankara’ya olan tutkusunu, Ankaragücü’nde birleştirmişti. 2008 yılında, Ankaragücü Yönetim Kurulu’nda bulundu.

Bir dönem Ankaragücü Spor Kulübü başkanlığı da yapan Yıldırım 2014’te büyükşehir belediye başkanlığı için aday adayı oldu, ancak o dönem parti tercihini Mansur Yavaş’tan yana kullandı.

Yavaş’ın adaylığı kesinleşmeden önce 2019 yerel seçimlerinde de siyasi kulislerde ismi adaylar arasında konuşuldu.
Yıldırım, 2016’dan itibaren eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanlığını üstlenmişti.

Paylaşın

Akşener, Partisinin İstanbul Adayını Duyurdu: Buğra Kavuncu

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylarının Buğra Kavuncu olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Sözlerimin başında; Dün, Gazi Meclisimizde gerçekleşen, çok önemli bir oylamaya, değinmek istiyorum. Biliyorsunuz; İsveç’in, NATO’ya katılım protokolü; İYİ Partimizin, “hayır” oyuna rağmen; Cumhur İttifakı ve CHP oylarıyla, maalesef kabul edildi.

Ve böylece; Milli güvenliğimiz için, talep ettiğimiz hususlar; henüz yerine getirilmemiş; muhataplarımız tarafından, kabul edilebilir adımlar, henüz atılmamış olduğu halde; ülkemizin elindeki, çok önemli bir koz; adeta bir muammayla, elimizden uçup, gitmiş oldu…

Ancak, öyle bir oylama yaşadık ki; Adeta, bir turnusol kağıdı niteliğindeydi… Bir tarafta; madde madde şartlar açıklayıp, bol keseden atanların; içerde efelenip, dışarda sus pus olanların; daha önce, nicesine şahit olduğumuz, tornistanlarını izledik.

Diğer taraftaysa; “İktidar ile hizalanmayacağız.” diyenlerin; “Ak Parti’yle, aynı bildiriye imza atmayız.” diyenlerin; iktidarla birlikte, aynı vahim yanlışa, şaşırtıcı bir uyum içerisinde, el kaldırışlarına şahit olduk.

TÜİK’in “hissedilen enflasyon” açıklaması

“Gerçeklerin, bir gün mutlaka, ortaya çıkmak gibi; çok güzel bir huyu vardır…” Nitekim; bunun yeni bir örneğine de, birkaç gün önce; milletimize yıllardır, utanmadan yalan söyleyen TÜİK’in; basına yansıyan, itiraf niteliğindeki, fevkalade çarpıcı bir tespitiyle, şahit olduk.  Neymiş? Vatandaş, açıklanan enflasyonun, 2 katını “hissediyormuş”… Yani; TÜİK’in, yüzde 64,7 olarak açıkladığı, 2023 yılı, tüketici enflasyonu; Yine TÜİK’in yaptığı, hesaplamalara göre; vatandaşlarımızca, yüzde 129,4 olarak “hissediliyormuş”… Güler misin, ağlar mısın?… İstatistik kurumu değil; meteoroloji enstitüsü mübarek…

Üstelik, aradaki farkın sebebi de; böyle ciddiyetsiz bir tespitten beklenenin aksine; balkanlardan gelen, yüksek enflasyon dalgası; veya, döviz kurlarındaki, yüksek nem oranı değil; Tüketim alışkanlıkları ve harcama kalıplarıymış…

Yani sorun, TÜİK’te değil; 85 milyon olarak, bizzat bizlerdeymiş… Sorun, TÜİK’in, uydurma rakamlarında değil; bizim, tüketim alışkanlıklarımızdaymış… Sorun, iktidarın, yanlış ekonomi politikalarında değil; bizim, harcama kalıplarımızdaymış…

Allah aşkına; siz bu milletle, dalga mı geçiyorsunuz?

Kardeşim; İnsanlarımız, demir mi yiyor? Çimento, tuğla mı yiyor?

Et, süt, yumurta yiyor. Ekmek yiyor, peynir yiyor, sebze yiyor. Tutup da, “Milletin tüketim alışkanlıkları yanlış.” demek; Millete, “Ekmek bulamazsan, git tuğla ye.” demekle aynı şeydir. Bir büyük ciddiyetsizliktir, bir büyük saygısızlıktır.

Tam 3 yıldır; iktidara bu soruyu soruyoruz! Tam 3 yıldır; bu garabete, bir an önce, son verilmesini istiyoruz! Tam 3 yıldır; “Emekli maaşlarını, asgari ücretle eşitleyin.” çağrısını yapıyoruz. Ama bu 3 yılın sonunda; Bırakın, iktidar tarafından bir adım atılmasını; emeklilerimiz için, her geçen gün, daha da kötüleşen bir tabloyla, karşı karşıyayız.

2002 yılında, en düşük emekli maaşı, asgari ücretin, 1.3 katıyken; bugün, yüzde 60’ına düştü…10 yıl önce, asgari ücret, 850 lirayken; en düşük emekli maaşı, 1050 liraydı. Bugün ise; asgari ücret, 17 bin liraya çıktı; ama en düşük emekli maaşı, 10 bin lirada kaldı.

Daha 10 yıl önce; asgari ücretin, yüzde 24 üzerinde maaş alan emeklilerimiz; bugün, asgari ücretlinin, neredeyse yarısı kadar maaş alıyor.

Memlekette açlık sınırı, 14 bin 431 lirayı bulmuş; Yoksulluk sınırı, 47 bin 9 lira olmuş;

İktidar ise; en düşük emekli maaşını, 10 bin lira yapmakla övünüyor… Gerçekten ibretlik…

Sayın Erdoğan; Emeklilerimizin üzerindeki ağır yükü, derhâl kaldırın. En düşük emekli maaşını, bir an önce, asgari ücret seviyesine çıkartın. En düşük emekli maaşında yapılan artışlardan, tüm emeklilerimizin, faydalanmasını sağlayın. Kök maaş işinden, derhal vazgeçin. Yüksek ücret üzerinden ve yüksek günle prim ödeyenleri, daha fazla cezalandırmayın.

İstanbul adayı Buğra Kavuncu

Meral Akşener İstanbul Büyükşehir adayını Buğra Kavuncu’yu Balıkesir’de Turhan Çömez’i ve Sincan’da da Fatih Koca’yı aday gösterdiklerini söyledi.

Bir cami imamının, hutbede; şehitlerimizle ilgili bölümü, okumaması rezaleti üzerinden; yine bir kavga çıktı. Üstelik, o kadar vahim bir kavga ki… Bir yanda imam, kendisine baskı yapıldığını söylüyor. Diğer yanda ise, imama görevini hatırlatan kaymakamla ilgili; sözde iddialar havada uçuşuyor. Kaymakamın bıyığının şekli bile; şehitlerimizin, aziz hatırasına yapılan saygısızlığın, önüne geçiyor.

Allah aşkına, böyle bir rezalet olabilir mi? Bu devletin imamına kim, neden ve nasıl baskı yapıyor? Hayırdır? Türkiye’de bölgelere göre, çok hukuklu bir düzene mi geçtik? Yerine göre, camisine göre, baskısına göre; farklı hutbeler okutmaya mı başladık? Devleti yönetenler, bunları neden açığa çıkarmıyor? Diyanet neden sessiz kalıyor?

Biliyorsunuz, 19 Ocak gecesi; Cumhuriyet tarihimizde, bir ilk yaşandı. Astronotumuz, Alper Gezeravcı; uzaya çıkan, ilk Türk oldu. Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılında yaşanan, bu güzel gelişme; aslında her Türk’ün, mutlu olacağı bir gelişmeydi. Şanlı bayrağımızın, uluslararası uzay istasyonuna çıkması, her Türk’ün, gururlanacağı bir tabloydu. Ama maalesef; bu konuda bile, utanmazca ayrıştırıldık…

İlk başta; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, iktidardan ibaret görenlerle, onları küçümseyenler arasında; bir garip tartışma başladı. Sonrasında ise, astronotumuzun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü anarak; “İstikbal göklerdedir!” demesi üzerinden; bu sefer de, tersine bir meydan okuma alanı oluşturuldu. Atatürk’ümüze düşman olanlarla; kendi tapulu mülkü zannedenlerin; bol gürültülü, horoz dövüşünün ortasında; millet olarak, yine bir sevincimizde, bir gururumuzda, ortaklaşamadık.

Oysa; Bir yandan gururlanırken; Bir yandan da, tartışılması gereken şeyler yok muydu?Elbette vardı. Ama tartışmamız gereken şey; Atatürk değildi. Tartışmamız gereken şey; Astronotumuzun, siyasi tercihleri değildi. Tartışmamız gereken şey; milletimize verilen sözlerdi.

Hatırlayın; Daha 2021 yılında, Sayın Erdoğan, bir söz vermişti. Demişti ki; “İlk aşamada, 2023 yılı sonunda, yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz, kendi millî ve özgün, hibrit roketimizle, aya ulaşarak, sert iniş gerçekleştireceğiz.” 2023 bitti, ama aya sert iniş yapılamadı. Asıl sorgulanması, asıl tartışılması gereken, işte buydu.

Yıl oldu 2024… Ama biz, bir başka ülkenin, ticari bir şirketi aracılıyla; bir vatandaşımızı, uzaya gönderebildik. İşte bizim asıl tartışmamız gereken; Bunu, kendi imkân ve kabiliyetlerimizle; kendi teknolojimizle; neden hâlâ yapamadığımızdı!

Bizim asıl tartışmamız gereken; Küresel rekabetin, en önemli merkezlerinden birinde olup da; uluslararası rekabet gücümüzü, neden hâlâ artıramadığımızdı. Ve her şeyden önce, bizim asıl tartışmamız gereken şey; Tüm bunları yapabilecek güçte bir ekonomiye, neden hâlâ sahip olamadığımızdı.

“Millete tepeden bakan, bu kibirli siyaseti reddediyoruz!”

Ortada, Türkiye için, bir vizyon, bir proje, bir iddia yok! Sadece, “Ben gelmezsem o gelir.” diyerek, korku salıp; kendini milletimize dayatmak var! Ortada, memleket için, bir fikir, bir amaç, bir hedef yok! Her fikri, her ideolojiyi, her hedefi, kendi çıkarına göre, eğip bükmek; sonra da kullanıp atmak var!

İşte biz, İYİ Parti olarak; Millete tepeden bakan, bu kibirli siyaseti reddediyoruz! Memlekete hiçbir faydası olmayan, bu çıkarcı siyaseti reddediyoruz! Milletimizin iradesini, ipotek altına alan, bu mecburiyet siyasetini reddediyoruz!

Bu sebeple, buradan milletimizin her bir ferdine, tek tek seslenmek istiyorum. Her bir vatandaşımıza, bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Ey Türk Milleti’nin asil evladı! Seni anlamayana, görmeyene, bilmeyene, artık mecbur değilsin. Hayat tarzın üzerinden yargılayana, artık mecbur değilsin. Sandıktaki keklik olmaya, cepteki seçmen kalmaya, içine sinmeden, oy kullanmaya; artık mecbur değilsin.

Şeyh Sait’i övenlere, katile selam duranlara, demokrasi diye, Türksüz Türkiye pazarlayanlara, artık mecbur değilsin.  Yani artık; cumhuriyete savaş açana da teröre alan açana da mecbur değilsin.”

Paylaşın

YRP’den Ankara, İstanbul Ve İzmir’de Cumhur İttifakı’nı Destekleme Kararı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde konumlarını netleştiriyor. Son olarak YRP’nin büyükşehirler de aday çıkarmayarak Cumhur İttifakı’nın adaylarını destekleme kararı aldığı öne sürüldü.

Destek karşısında Yeniden Refah Partisi’ne (YRP) “belediye meclis üyeliği” ve birkaç yerde ilçe belediye başkanlığı teklif edildiği ileri sürüldü.

14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerine Cumhur İttifakı çatısı altında katılan Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) yerel seçimlere ilişkin AK Parti ile yaptığı işbirliği görüşmeleri “tıkanmıştı.”

YRP’nin genel başkanvekili Prof. Dr. Doğan Aydal’ın, AK Parti ile yürütülen ittifak görüşmelerine ilişkin “Onların bizimle yaptığı toplantıların havanda su dövme toplantıları olduğunu fark ettik. Biz, AK Parti’yi kazandırmak için var olan bir parti değiliz” sözleri, AK Parti ile YRP arasında “krize” neden olmuştu.

YRP ile AK Parti’nin heyetleri, yaşanan kriz sonrasında önceki gün yeniden bir araya geldi. Edinilen bilgiye göre görüşmede “YRP’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’de aday çıkarmayarak Cumhur İttifakı’nın adaylarını destekleme kararını aldığı” ifade edildi.

Cumhuriyet gazetesinden Selda Güneysu’yun haberine göre; AK Parti’nin, destek karşısında YRP’ye ise “belediye meclis üyeliği” ve birkaç yerde ilçe belediye başkanlığı teklif ettiği ileri sürüldü.

Paylaşın