Davutoğlu’ndan Bahçeli’ye: Gençleri Sokağa Davet Etmeyin

Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında Ahmet Davutoğlu, Devlet Bahçeli’nin “Elinde ve vicdanında ülkücü kanı taşıyan alçaklarla kesif bir hesaplaşmaya hazırız, helalleşmeyeceğiz” sözlerini hatırlatarak, “Gençleri hesaplaşacağız diye sokağa davet etmeyin” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü ‘Sinan Ataş’ cinayetine ayıran Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi Sayın Bahçeli, ‘hesaplaşacağız kesinlikle helalleşmeyeceğiz’ diye bir ifade kullandı. Artık yaşı kemale ermiş bir siyasetçinin kullanmaması gereken bir ifade. Düşmanla hesaplaşabilirsin ama vatandaşınla helalleşeceksin ama en önemlisi o ülkücü şehitlerin son halkası olan Sinan Ateş’in eşiyle annesiyle helalleşeceksin Sayın Bahçeli.

Bu resme bakın rahmetli Sinan Ateş, 5 yıl önceki Ülkücü Şehitler Günü’nde Sayın Bahçeli’nin hemen arkasında, şimdi de yeni Ülkü Ocakları Genel Başkanı hemen arkasında. Şimdi Ülkü Ocakları Genel Başkanı genç kardeşim şu resme bakıp kendi geleceğiyle ilgili ne tahayyül eder veya bu işlerin içinde bir rolü varsa ne düşünür Sinan Ateş’in ailesi onlar hakkında.

Sayın Bahçeli siyasete girdiğinde en çok takdir edilen yönü gençleri sokaktan çekmesi olmuştu. O zamanki ifadelerini hatırlatırım Sayın Bahçeli, ‘Gençleri sokaklardan çekeceğiz, bize okumuş genç lazım.’ O zaman 40 yaşlarındaydı Sayın Bahçeli, şimdi 70’li yaşlarda. 70’li yaşlarda gençleri hesaplaşacağız diye sokağa davet etmeyin Sayın Bahçeli.

Biz o günleri çok acı yaşadık, nice yiğit insanlar evlerinde şehit edildiler. Gençler idealisttir, olumlu yönde bir idealizm verirseniz dünyayı ihya ederler, olumsuz bir şekilde onları şiddete sevk ederseniz kendileri için de ülkeleri için de felaket sebebi olurlar.

Hangi ideolojiye mensup olursa olsun bütün gençlere sesleniyorum, bu kritik günlerde asla provokasyonlara gelmeyiniz ve bütün hukukçulara sesleniyorum hiçbir yerden talimat almayın. Sinan Ateş’in katilleri cezalandırılmadıkça hiçbir gencimiz emniyette, hiçbir sokağımız huzurda olmayacak.”

Paylaşın

MGK’dan Yedi Maddelik Bildiri: Yapay Zeka Vurgusu

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, “Türkiye’nin, yapay zeka çalışmalarının ilmi, askeri, iktisadi ve içtimai neticelerine hazırlıklı olmasının ve bu alanda ileri kabiliyetler geliştirmesinin önem ve önceliğine işaret edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildiride ayrıca, “Gazze’deki katliamlarını sürdüren İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlara son vermesi için dünyanın dört bir yanında yükselen sesleri bastırmaya yönelik uygulamaların; hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ifade hürriyetini savunduğunu iddia eden çevrelerin samimiyetsizliğini bir kez daha gözler önüne serdiği belirtilmiştir. Buna mukabil tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerin sayısının ve katliamın sorumlularının adalete karşı hesap vermesine yönelik çabaların artmasının kritik önemde olduğu ifade edilmiştir” denildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen toplantı yaklaşık 3 saat 40 dakika sürdü. Toplantının ardından yayımlanan yedi maddelik bildiri yayınlandı. Bildiride şu ifadelere yer verildi:

“1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ VE DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.

2. Komşumuz Irak’la eş güdüm ve iş birliğimizin, ülkelerimiz arasındaki ahdî zeminin genişlemesiyle daha ileri aşamalara taşınacağı vurgulanarak güvenlik alanında kaydedilecek somut ilerlemelerin, bölgemizin kalkınmasına yönelik müşterek gayretlerimizi kuvvetlendireceği belirtilmiştir.

3. Irak ve Suriye’de gasp ettiği toprakları terör yuvası hâline getiren PKK/KCK-PYD/YPG’nin ve ona sağlanan desteğin bölgemizdeki tüm unsurlarıyla birlikte bertaraf edileceği, millî güvenliğimiz ve komşularımızın toprak bütünlüğü hilafına herhangi bir oldubittiye fırsat verilmeyeceği vurgulanmıştır.

4. Uluslararası hukuktan kaynaklanan mesuliyetlerini yok sayarak Gazze’deki katliamlarını sürdüren İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlara son vermesi için dünyanın dört bir yanında yükselen sesleri bastırmaya yönelik uygulamaların; hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ifade hürriyetini savunduğunu iddia eden çevrelerin samimiyetsizliğini bir kez daha gözler önüne serdiği belirtilmiştir. Buna mukabil tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerin sayısının ve katliamın sorumlularının adalete karşı hesap vermesine yönelik çabaların artmasının kritik önemde olduğu ifade edilmiştir.

5. Ukrayna’daki insani durumun her geçen gün kötüleşmesine sebep olan savaşa ilişkin son gelişmeler ele alınarak adil ve kalıcı bir barışın en kısa sürede tesisine ilişkin imkânlar değerlendirilmiş; kıyıdaş ülkelerle birlikte, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin tahkimine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin önemi vurgulanmıştır.

6. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki müzakerelerde kaydedilen müspet gelişmelerin barışı sağlayacak bir anlaşma ile neticelenmesi yönündeki temennimiz ve kalıcı barışın tesisini hedefleyen tüm iyi niyetli çabalara desteğimiz teyit edilmiştir.

7. Yapay zekâ alanında kaydedilen ilerlemenin, insanlık tarihinde yeni bir merhaleye geçilmesini mümkün kılabilecek büyük fırsatlar sunduğuna; bununla birlikte, bahse konu sahadaki potansiyelin birtakım sınamaları ve siber alanda oluşan yeni tehditleri de beraberinde getireceğine dikkat çekilmiştir. Türkiye’nin, yapay zekâ çalışmalarının ilmî, askerî, iktisadi ve içtimai neticelerine hazırlıklı olmasının ve bu alanda ileri kabiliyetler geliştirmesinin önem ve önceliğine işaret edilmiştir.”

Paylaşın

CHP Sözcüsü Yücel’den Erdoğan’a ‘Yeni Anayasa’ Tepkisi

Erdoğan’ın ‘yeni anayasa’ söylemlerine ilişkin açıklamada bulunan CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “‘Türkiye Yüzyılı Anayasası’ diye bir anayasa olmaz! ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ olur!” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’ndan fotoğraflar paylaşarak şu ifadeleri kullandı:

“Yeni Türkiye’nin sembollerinden olan Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda düzenlenen Sivil Anayasa, Güçlü Türkiye Sempozyumu’nun demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kıymetli fikirleriyle sempozyuma katkı veren hocalarımıza ve hukukçularımıza teşekkür ediyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Deniz Yücel’de sosyal medya hesabından Erdoğan’ın paylaşımını alıntılayarak şu ifadeleri kullandı:

“Yassı Ada’nın adını ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ olarak değiştirmekle ülkeye demokrasi ya da özgürlük gelmiyor Sayın Erdoğan. AKP döneminde Yassı Ada’nın adı değiştirildikten sonra adada yapılan ilk işlem, imar düzenlemesi oldu. Yargılamaların yapıldığı spor salonu, Adnan Menderes’in kaldığı oda dahi yıkıldı.

Ada beton cehennemine çevrildi. Yani betonlaşmaya özgürlük getirdiler. Sayın Erdoğan ‘Anayasa normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alır’ diyor. Çok doğru. Ama lafla peynir gemisi yürümez. Kendilerinin onlarca maddesini değiştirdikleri mevcut Anayasa’yı dahi uygulamayanların, yeni, daha demokratik bir anayasa yapımında samimi olmaları düşünülemez.

Sayın Erdoğan, her 27 Mayıs’ta Adnan Menderes ve arkadaşlarının hatırasını sömürerek demokrasi dersi vereceğinize, önce Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önünü açın. Ayrıca, ‘Türkiye Yüzyılı Anayasası’ diye bir anayasa olmaz. ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ olur.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Yeni anayasa ile tüm bu kazanımları daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. Yeni anayasaya ülkemizin neden lüzum duyduğunu aktardık. 1921 ve 1924 anayasalarını dışarıda bırakırsak bütün anayasalarımız vesayetçilerin direktifiyle yapılıp halka empoze edildi. Anayasalarımız içinde vesayetin en fazla nüfuz ettiği 1961 anayasasıdır. 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın hazırlanma sürecinde milletin iradesi tecelli etmedi.

Çerçevesini darbecilerin çizdiği dili sorunlu mevcut anayasa ile yola devam edemeyiz. Türk demokrasisi yeni ve sivil anayasa yapacak güce sahiptir. Artık yeni bir anayasa kaçınılmazdır. Mevcut anayasa siyasete güveni zedeliyor. Yapıcı ve uzlaşmacı tavrımızı koruyacağız. Muhalefetteki muhataplarımızın da bu istekte ısrarcı olmayacağını düşünüyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Gündemi ‘Yeni Anayasa’

Sayıştay’ın 162. kuruluş yıldönümü programında konuşan Erdoğan, “Yeni anayasa gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir” dedi ve ekledi.

“Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Sayıştay’ın 162. kuruluş yıldönümü programında konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Önceki hafta Danıştay Başkanlığımızın 156’ncı yıldönümünü idrak ettik. Türk Polis Teşkilatının 179’uncu yılını geride bıraktık. Kara Kuvvetlerimizin 2 bin 233’üncü yaşını kutlayacağız. Bugün de Sayıştay’ın kuruluşunun heyecanını yaşıyoruz.

Kamu görevi kaynağı milletin dişinden tırnağından artırdığı vergilerden olan, vebali ağır bir vazifedir. Hiçbir ayrım yapmadan bütün kamu personellerimiz hesabı çetin olan bir görevi ifa etmektedir.

Ülkeye hizmet yolunda rehavete yer yok, millete hizmet etmemenin mazereti olamaz. Devlet işleri ciddiyetle, samimiyetle ve özveriyle icra edilmelidir. Devlet erklerimizin tamamı millete hizmetkarlık için vardır.

Hantal devlet yapısından, çevik ve atılgan devlete geçilmesi için gayret gösterdik. Tüm vesayet biçimleri gibi bürokratik vesayeti de bir tehdit kaynağı olarak gördük. Vatandaşa tepeden bakanlara, insanımıza eziyet edenlere, bahanelere sarılanlara hukukun gereğini yapmaktan çekinmedik.

Son dönemde bazı kamu hizmetlerinde vatandaşlarımızın şikayetlerinin çoğaldığının farkındayız. Kurumlarımız çalışırken idari, mali, hukuki bazı sorunlarla karşılaşılması tabiidir. Ancak bunlar işi ertelemenin mazereti olamaz. Halktan sorunlardan kopuk, görev şuuru eksik eski alışkanlıkların tekrar baş göstermesine izin vermeyiz.

Vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden memnuniyetini artırmak için gayretlerimizi daha da yoğunlaştıracağız. Tüm kamuyu denetleyen Sayıştay’ın da tespitlerinden istifade ediyoruz.

Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını kutladık. Büyük umutlar ve hedeflerle ikinci asra yelken açtık. Güçlü ve hesap verilebilir siyasal sistem, sağlam ekonomik yapı anlamına geliyor. Türkiye Yüzyılı’nın kilometre taşlarından birisi anayasal demokrasimizin sivil anayasa ile güçlendirilmesidir.

Anayasa’nın demokratikleşmesine yönelik kritik adımlar attık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürütmenin demokratik meşruiyetini sağlamlaştırdı. En büyük sorunumuz olan siyasi belirsizlik ortadan kalktı.

Yeni Anayasa mesajı

Milletimiz seçim gecesi sandıkların açılması ve sonuçların belli olmasıyla kaldığı yerden işine gücüne döndü. Belirsizlik nedeniyle bedel ödeyen ülkemiz bunun tarihi bir kazanım olduğunu gördü. Sistemin işleyişinde pürüzler çıkabilir.

Bu pürüzleri gidererek sistemin etkin çalışmasını sağlamak siyaset kurumunun uhdesindedir. Sistemi iyileştirmeye her türlü adıma hazırız. Eski sisteme dönüş bir polemiktir, bunun ülkeye ve millete yarar sağlamaz.

Yeni anayasa da gelecek vizyonumuzun parçasıdır. Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarmak bizim için milli görevdir. Kuvvetler arasında denge kuran, demokratik hukuk devletini esas alan yeni bir anayasa borcumuz vardır. Önümüzdeki dönemde bu borcu ödemek için çalışmaya devam edeceğiz.

Demokrasilerde bütçe hakkının parlamentoya geçmesiyle birlikte bu alanda uzmanlaşan kurumlar ihdas edilmiştir. Kamu kaynaklarının mevzuata uygun harcanması için Sayıştay çok önemli roller üstleniyor.

İster merkezi ister yerel yönetim olsun milletin vergilerini harcayan hiçbir kurum insanımızın yüreğini sızlatacak bir savurganlık içinde olamaz. Son dönemde eş dost atamalarıyla birlikte belediye imkanlarının kişisel amaçlar için kullanıldığını görüyoruz.

Kimse kusura bakmasın, milletin cebinden basına özel uçakla Roma turu yaptırmanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Atanmış veya seçilmiş fark etmeksizin tüm makam sahipleri daha dikkatli davranmalıdır.

Kamuda verimlilik ve tasarruf paketini paylaştık. Türkiye altını, elması olan bir ülke değildir. Biz çalışarak, didinerek ayakta kalan bir ülkeyiz. Kamuda tasarrufu sadece harcamaların kısılması olarak göremeyiz.

Biz daha az kaynakla daha başarılı hizmet verilmesini hedefliyoruz. Kurumlarımızın iş süreçlerinin yeniden düzenlenmesine, teknolojinin en üst düzeyde kullanılmasına, idari yapıların yeniden gözden geçirilmesini göz önünde tutuyoruz.

Sivil-askeri tüm kurumları, KİT’leri, belediye şirketleri dahil her kuruluşu Sayıştay kapsamına aldık. Sayıştay yüksek denetimin tüm metotlarına sahip oldu. Sayıştay’ı hak ettiği konuma yine biz getirdik… Sayıştay’ın sorumluluğunu yerine getireceğine, tüm kurumlara örnek olacağına inanıyorum.”

Paylaşın

Özel’den “Gezi Davası” Çağrısı: Esaret Son Bulmalı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Gezi Parkı’nda ağaç katliamına karşı insanların toplumsal duyarlılıkla bir araya gelmesiyle başlayan Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıldönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin tüm illerinde yaşanan gösteriler, siyasi iradenin orantısız güç kullanmasıyla maalesef acıya dönüşmüştür. Yaşamını yitirenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz. Hepsinin ailesi ailemizdir. 90 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözlerini kaybetmiştir Gezi eylemlerinde. Gezi, Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Osman Kavala tutuklu durumdadır.”

Özel konuşmasının devamında, Sayın Bahçeli ile yaptığım görüşmede de söyledim. Hak ihlali vardır ve arkadaşlarımızın içerde tutulması Anayasa’nın ihlalidir. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır. Sayın Erdoğan’a da ilettiğim belgeyi buradan da paylaşmak isterim. Sayın Bahçeli, ‘Gezi’ye hassasiyet, toplumun hassasiyetleri, Erdoğan’a bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi.

Bugün ikisi birden Gezi’ye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra her biri en az 3 kez beraat eden arkadaşlarımız içerde tutulmaktadır. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’na gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“28 Mayıs 1918’de bağımsızlığına kavuşan kardeş Azerbaycan’ın kuruluşunu kutluyorum. Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, hüznü bizim hüznümüzdür. Bir kere daha Cumhuriyet bayramları kutlu olsun diyoruz. Türkiye’nin ana muhalefet ama yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz. Gelecekte de Türkiye’yi yönetecek olan partiyiz. Filistin’de, 7 Ekim’den bu yana 36 binin üzerinde insan yaşamını yitirdi.

İsrail’in katliamını kınıyorum, tüm dünya ülkelerini Filistin’i tanımaya davet ediyorum. Siyasi akrabalığımız olan partiler tarafından yönetilen Norveç ve İspanya’nın ayrıca İspanya’nın Filistin’i tanıyacak olmalarından büyük memnuniyet duyuyorum. 11 Temmuz, Bosna’da yaşanan katliamın anma günü olarak kabul edildi. Genel başkan seçildikten sonra Kıbrıs ve Bosna’ya gitmiştim.

“Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır”

Bugün önemli bir tarihin yıldönümü. Gezi Parkı’nda ağaç katliamına karşı insanların toplumsal duyarlılıkla bir araya gelmesiyle başlayan Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıldönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum. Türkiye’nin tüm illerinde yaşanan gösteriler, siyasi iradenin orantısız güç kullanmasıyla maalesef acıya dönüşmüştür. Yaşamını yitirenlerin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Hepsinin ailesi ailemizdir. 90 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözlerini kaybetmiştir Gezi eylemlerinde. Gezi, Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater ve Osman Kavala tutuklu durumdadır. Sayın Bahçeli ile yaptığım görüşmede de söyledim. Hak ihlali vardır ve arkadaşlarımızın içerde tutulması Anayasa’nın ihlalidir. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır.

Sayın Erdoğan’a da ilettiğim belgeyi buradan da paylaşmak isterim. Sayın Bahçeli, ‘Gezi’ye hassasiyet, toplumun hassasiyetleri, Erdoğan’a bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi. Bugün ikisi birden Gezi’ye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra her biri en az 3 kez beraat eden arkadaşlarımız içerde tutulmaktadır. Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır.

Erzincan’da, 13 Şubat’ta, 9 vatandaşımız İliç’te altın madenindeki toprak kaymasında hayatını kaybetti. 4’ü bulundu, 5’ini arama çalışması sürüyor. Murat Kurum benim belgelerde imzam yok diyordu. ÇED olumlu kararını veren yetkililerin asli kusurlu olduğuna karar verildi. 6 Ekim 2021’deki ÇED olumlu raporunda, bakanın oluruyla, Murat Kurum’un imzasıyla verilmiştir. Uyarı sistemlerinin yetersizliği, heyelan riskine karşı acil eylem planı olmadığı 13 Şubat 2024’te de sahadaki personelin uzaklaştırılmaması asli kusurdur kararı veriliyor.

Biz bir arada oldukça, tüm toplum yüzünü Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüyor. Esnafın sesini duymaya davet ediyorum. Vergi kaçıranı görmek için WhatsApp’tan yapılacak ihbara mı ihtiyaç vardır. Sayın Erdoğan dünkü konuşmasında dünyadaki servet eşitsizliğini ifade etmiş.

Geçtiğimiz yıl 1.2 Trilyon lira kur korumalı mevduatla, param var diyene ‘dolar alma, faize koy’ dediler. ‘Faizden de kur çıkarsa da farkını ödeyeceğiz oradan da kazanırsın’ dediler. Nereden ödeyeceksiniz? ‘Fakirden, emekçiden alıp farkı ödeyeceğim’ dediler. Dünya tarihinde böyle bir şey görülmedi. Kur korumalı mevduatı kim çıkardıysa, kul hakkını yiyenler de onlardır.

Mayısın sonu geldi buğdayın fiyatı açıklanmıyor. Üretici zararına satıyor. Buğday için en az kilo başı 15 TL olarak açıklanmalıdır.

Sokak hayvanları düzenlemesi

Sokak köpeklerinin hayatını hedef alan bir kanun çalışması yapılıyor. Türkiye’de sahipsiz sokak hayvanları sorunu vardır. Özellikle sabah evden çıkanlar için bu bir güvenlik sorunu haline gelmiştir. Bu hayvanları katletme niyetinde olanlara sesleniyoruz. 2020’de de bu sorun vardı. Tüm partiler oturduk ve hayvan haklarının korunması üzerine komisyon çalışması yapıldı.

Bu kitap çok net. Popülasyonun düşürülmesi için uyutma, öldürme yazmıyor ve bunun altında AK Parti’nin de MHP’nin de imzası var. 101. sayfasında hayvan hakları fonunun kurulması yazıyor. Bu fonla kapsamlı ve etkili bir kısırlaştırma yapılsın, bakım evleri açılsın deniyor. 2002’den beri parmağını kıpırdatmayanlar, belediyeler para harcamasın diyerek, toptan öldürelim diyorlar.

Bakım evinde alacağız 30 günde sahiplenen olmazsa öldüreceğiz diyorlar. Bir eczacı olarak ötenazi ilacının maliyetini de biliyorum. Kısırlaştırmadan da pahalı bu rakam. Kimse kimseyi kandırmasın. Burada bir anlayış ve bilgisizlik yoksa inanılmaz bir vicdansızlık var.

Feda edilecek bir canımız yoktur ancak barınak sayısını artırıp, büyük bir kısırlaştırma kampanyası başlatmalıyız. Bu sorun yokmuş gibi davranamayız. Bu sorun güvenlikli sitelerde yoktur. Ancak caniliğe işi dönüştürmeden bu sorunu çözeceğiz. Ben elimi sorunu çözmek için uzatıyorum biz varız.

Geçen pazar 81 ilde yaptığımız ziyaretlerden sonra 105 yerde yaptığımız görüşmelerden sonra 100 bin kişi pazar günü Ankara’ya geldiler. Ezdirmiyoruz dedikleri emekli, 22 yıl önce, Ecevit’in emekliye verdiği emekli maaşı 8 çeyrek altın alırken, bunların verdiği emekli aylığı 2.5 çeyrek altın alıyor. Emekliler geldi, her gün daha kalabalık geldiler. Son mitinglerimizi emekli mitinglerine dönüştürdüler.

Bu memleketi bu hale getirenlere vefasızlık edenleri 31 Mart’ta sandığı gömdüler. Kimsenin bu sesi duymaya niyeti olmadığı için Ankara’ya davet ettik. 81 ilden Ankara’ya gelip Tandoğan’ı doldurdular. Birkaç dakika bir birileri bayıldı çünkü orada taşıma belediye işçileri yoktu. CHP’den partililer yoktu. Bu ülkeyi bugünlere getirenlere selam olsun. Yanınızdayız, arkanızdayız. Birinci parti olmanın sorumluluğuyla birlikte yürüyoruz. Onların sesini duymazlarsa, emeklilerle birlikte bu sorunu gündemde tutmaya onların hakkını söke söke almaya devam edeceğiz.

Bu pazar başka bir yerde sesi duyacağız. Çay üreticisi için Rize’ye gideceğiz. Rize’nin yiğit, mert insanlarıyla çaykur işçisinin haklarını konuşacağız, kadro isteyeceğiz. Saat: 13.30’da Rize Cumhuriyet Meydanı’nda olacağız. Türkiye’nin Laz demokratları, Çerkez demokratları, tüm Rizelileri, hangi partiden olursa olsun, AK Partilisi’ne de MHP’lisini de herkesi çay ittifakına davet ediyorum.

Değerli belediye başkanlarım gittiğiniz yerlere selam söyleyin. Unutmayın ki anahtar cebinizdedir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk seçiminde ilinizin anahtarını aldınız. O anahtar siyaset kalesidir. O anahtar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapacak, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkaracak, refahı getirecek, anahtardır.”

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’nin ‘DEM Parti Kapatılsın’ Sözlerine Yanıt: Ağzını Kapat

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘DEM Parti kapatılsın’ çağrısına yanıt verdi:

“Tuttuğu takım küme düşüyor diye ‘bu sene düşmek kalksın diyen’, oyu düştüğünde ‘baraj kalsın’ diyen, hoşuna gitmedi diye ‘güneş doğması’ diyen, fikren ve siyaseten baş edemiyor diye ‘DEM Parti kapatılsın’ diyen toplum ve akıl düşmanı anlayışa bir önerimiz var; önce o ağzınızı kapatın.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Darbelerin en fazla gerçekleştiği ülkelerin başında maalesef Türkiye geliyor. Türkiye’de neredeyse her 10 yılda bir darbe oluyor. Darbeler sadece tank, top, postal, asker dipçikleriyle değil, siyasi darbeler de oluyor, bürokratik darbeler de oluyor. Her gün halkın iradesine dönük işlenen hukuksuzluklar bir darbe değil nedir?

Kürt halkının seçmiş olduğu iradesinin yerine kayyım atayıp seçilmiş insanları cezaevinde tutsak etmek bir darbe değil midir? Darbenin en iyisini 22 yıldır hep birlikte emekçiler, ezilenler, Aleviler, kadınlar, sol sosyalist çevreler olarak yaşıyoruz.

Dün 27 Mayıs darbesinin yıl dönümüydü. Bu darbede de yine anayasa rafa kaldırıldı, bu ülkede başbakan ve iki bakan idam edildi. Bu darbeyi de kınıyoruz. Yine ‘kendimizi Demokrat Parti’nin devamı sayıyoruz’ diyenler darbe bildirisi okuyup idamların önünü açanlarla kol kola birlikte iktidarda bulunuyor. 27 Mayıs sonrasında gelişen 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve daha nice müdahale darbe mekaniğinin Türkiye’de hala güncel olduğunun göstergesidir.

Bu darbe mantığından kimlerin faydalandığını yakın zamanlarda olan askeri ve siyasi darbelerde gördük. Darbeden kimlerin zarar gördüğünü de yaşayarak gördük. Darbenin yararlananları belli, zarar görenleri bizleriz. Biz her yerde emekçilerle, ezilenlerle birlikte askeri ve siyasi darbelere karşı duracağız.

Erdoğan dün, ‘Türkiye’nin en fazla darbe girişimine maruz kalan hükümetiyiz’ diyor. Peki siz darbe girişimine maruz kaldıysanız biz ne olduk? 12. partimiz insaf. 11 partisi ya kapatılmış ya da kapanmak zorunda kalmış, binlerce yöneticisi eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları cezaevlerinde. ’15 Temmuz Allah’ın lütfudur’ diyenler sanki kendileri değildi.

Kobani kumpas davası, Gezi davası, HDP’nin kapatma davası, bütün rehin davalarının tamamı açık birer darbedir. Bugün de Gezi’nin yıldönümündeyiz. Gezi halkların haklı itirazıdır. Karanlık gider Gezi kalır, mücadele kalır. Gezi demokratik bir hak talebidir, yargılanamaz.

Kürt meselesinde çözümsüzlüğü dayatmak da darbe mekanizmasını canlı tutmaktır. Tecrit kimin işine geliyor, ne örtülmeye çalışılıyor? Bunu Türkiye halkları çok iyi biliyor. Son 70 yıldaki darbelerin yürütücülerine, bildirilerine ve sonrasına bakıldığında tek bir parti görülecektir: MHP. 1970’lerdeki kriz ve kaosa bakın, 90’lardaki kriz ve kaosun baş aktörü yine MHP’yi göreceksiniz.

Bugün de AKP’yi yanına alarak demokratik siyasete ve toplumsal muhalefete her gün darbeler yapıyorlar. İki siyasi partinin genel merkezleri darbelerin hazırlandığı ve yürürlüğe konduğu merkezler olarak tarihe geçecektir. Genel merkezi değil, darbelerin karargahı haline gelmiş durumda.

Eskiden devlet mafya ve çeteleri kontrol ederdi, hiçbir mafya devletin haberi olmadan bir çöpü kaldırıp başka yere koymazdı. Bugün Türkiye’de artık mafya ve çeteler Türkiye’yi kontrol ediyor. Yargıda varlar, sanatta, sporda, siyasette, medyada zaten hesabı yok. Çete zihniyeti Türkiye’nin her yerine sirayet etmiş durumda. Tuğgeneral sınırda insan kaçakçılığı yapıyor. Yargılanmak yerine emekliye sevk ediliyor.

Başsavcı suçları örtbas etmek için daire alıyor. Çakarlı araçlar katilleri taşıyor. Bunu görmeyen yok ama yargı görmüyor. Kimse bu çete düzenini bize ‘kamu düzeni’ olarak satmasın. Ankara’nın ortasında bir cinayet işlendi, işlem yapan yok. Neden işlem yapmıyorlar, çünkü beka dedikleri şey bu çete düzeninin bekasıdır. Onlar beka dedikleri zaman çocuklarımız, gençlerimiz aklınıza gelmesin. Onların beka dedikleri bu çürümüş düzeni korumaktır. Daha bir yıl öncesine kadar çete ve mafyaları koruyan bir bakanlığımız vardı.

Gerçek şimdi anlaşılıyor. Bakanın ismi tutanaklarda uyuşturucu ticaretiyle anılıyor. Bu iftira değil, ifadelerde var. Yıllarca ‘devletin iskeleti bürokrasidir’ diye anlatmaya çalıştılar. Şimdi bürokrasiye çeteler sızdı. İskelet çürüdü, çöktü. Uyuşturucuyla mücadele en büyük amacımız diyor iktidar yetkilileri, buradan İçişleri Bakanına ve AKP hükümetine sesleniyorum; iktidarınızda çöreklenmiş çetelere dur deyin, JİTEM ittifakını bitirin. JİTEM ittifakı ile bu ülkeyi yönetiyorsunuz.

MHP ile ittifak bugün AKP’nin işine geliyor olabilir ama enim olun 70’lerden bugüne saydığım bütün kaosların baş aktörü olan MHP, bu AKP’nin sonunu yavaş yavaş getirecektir. Gerçek AKP’liler bu ittifaktan rahatsız ama saray bunu bilmiyor. Çünkü sarayın işine geliyor. Türkiye gri listeden çıkmak istiyorsa önce MHP ve AKP’nin kol kanat gerdiği çetelerin tasfiye edilmesi gerekiyor. Tüm bu yapılar ve yarattığı çürüme çatışma ve darbe mekanizmasının ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Çözüm; güçlü demokrasi, gerçek adalet, hakikatle yüzleşme, Kürt sorununun demokratik çözümü.

Tuttuğu takım küme düşüyor diye ‘bu sene düşmek kalksın diyen’, oyu düştüğünde ‘baraj kalsın’ diyen, hoşuna gitmedi diye ‘güneş doğması’ diyen, fikren ve siyaseten baş edemiyor diye ‘DEM Parti kapatılsın’ diyen toplum ve akıl düşmanı anlayışa bir önerimiz var; önce o ağzınızı kapatın.

“Ankara Emniyeti’nde taht savaşları yaşanıyor”

Ülkede siyaset de yargı da güç odaklarına göre şekilleniyor. kimi zaman cemaatler kimi zaman siyasete bağlı çıkar ve mafya grupları yargıda etkili oluyor. Yargıtay seçimlerinde çok net biçime al ver pazarlığı yapılmadı mı? Kobanê kumpas davasının hakimi Ata Dedeler çetesine üye çıkmadı mı? Ankara Üniversitesi’nde devrimci öğrencilere palayla saldıran bir insan savcı olarak atanmadı mı? Şimdi Ceyhan’da pala hukuku mu işleyecek? Ankara Emniyeti’nde taht oyunlarıyla karşı karşıyaydık, şimdi taht savaşları yaşanıyor.

Bu toz duman içinde bize de büyük görevler düşüyor; yeni güçlü bir mücadele zemini açmadığımız sürece bu tabloyu yaşamaya devam edeceğiz. Bizim sorumluluğumuz sadece bunları dile getirmek değil, karşısında güçlü bir şekilde demokratik mücadele zeminin örmek ve bir araya gelmektir. DEM Parti tam da bunun siyasetini yürütüyor.

Biz ne iktidarın taht kavgalarını izleyecek bir zamana ne de muhalefetin iktidar olmasını bekleyecek sabra sahibiz. Barış, demokrasi, özgürlük, aş, ekmek diye insanlar haykırıyor. Cumhuriyetin 2. yüzyılında bu ülkenin yeniden inşası için önce mafya ve çetelerin temizlenmesi gerekiyor. Demokratik dönüşüme Kürt meselesinin çözümüyle başlanmalı. Demokratik bir ülke için Kürt halkının statüsünü tanıyan, eşit yurttaşlığı esas alan ve herkesi kapsayan bir Türkiye tek çözüm yoludur.

Tasarruf paketi açıkladılar, tam bir şov ve aldatma paketidir bu. Açıklanan tedbirlerin adı tasarruf değil hak gasplarıdır. Toplamı bütçe açığının 26’da biridir. Onlar da bununla bütçe açığını kapatamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Ama aldatma algı oluşturma konusunda çok mahir oldukları için sanki tasarruf ediyorlarmış gibi toplumu aldatmaya çalışıyorlar.

Erdoğan ‘Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyelere çıktı’, ‘Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi var’ diyor. Bunu kim diyor? 22 yıldır Türkiye’yi yöneten iktidarın başı diyor. Gören de zannedecek ki DEM Parti’nin eş başkanı konuşuyor. E günaydın, servet eşitsizliğini yaratan senin 22 yıllık politikalarındı, emekçiyi yoksullaştıran senin politikalarındı. Birisi iktidar olduğunu söylesin.

DEM Parti olarak emekçiler lehine kapsamlı bir vergi reformu öneriyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın. Dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı azaltılsın. Sermayeye yapılan vergi kıyakları ve vergi muafiyetlerine son verilsin.

‘Temmuz ayında zam yapmayacağız, kira artışındaki yüzde 25’lik sınırı da kaldıracağız’ diyorlar. Açıkça topluma aç kalın, açıkta kalın, ölün diyorlar. Halkımıza reva görülen emekçilere ve emeklilere görülen bu yaşamı kabul etmiyoruz. bunun için bugünden başlayarak Temmuz ayına kadar asgari ücretin ve emekli maaşlarının başlatılması için bir kampanya yürüteceğiz. Yoksulluk sınırı asgari ücretin en az yarısı kadar olsun. Asgari ücret en az 32 bin TL olsun. Memurlara verilen seyyanen zam artışı kamu emeklilerine de verilsin. En düşük emekli maaşı da asgari ücret seviyesine çekilsin”

Gariptir yasa tasarısının adı Hayvan Hakları Yasa Teklifi. İçeriğinde hayvan hakları yok. Hayvanları katledecek teklifler var. Bu yasa tasarısına karşı mücadele edeceğiz.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Normalleşme” Tepkisi: Türkiye’de Anormal Bir Şey Yok

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “siyasette normalleşme” tartışmalarına ilişkin, “Bir şeyin ‘normalleşmesi’ için evvel emirde anormalliğin kötü müttefikinden sağlanmalıdır. Halbuki Türkiye’de anormal bir şey yoktur” dedi ve ekledi:

“Kaldı ki, siyaset ve yönetimde istikrarın hakim olduğu, hukukun üstünlüğü ile ilgili yasal ve anayasal hükümlerin havi bulunduğu ülkemizde normal olmayan sadece siyasi tellallar ihanet taraftarlarıdır. Yumuşamadan bahis açılıyorsa böyle bir şeye ihtiyaç hissediliyorsa önce neyin sert, nelerin sertlik ihtiva ettiği açıklığa kavuşmalıdır.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “Elbette kutuplaşalım kavgaya tutuşalım demiyoruz, elbette tokalaşmak varken yumruklarımızı sıkalım da demiyoruz ama normalleşme ve yumuşama kelimelerinin her meselenin başına iliştirilip milli kimliğimizden, egemen çıkarlarımızdan Türkiye Yüzyılı hedeflerimizden ödün isteniyorsa hiç kimse boşuna çabalamasın bizim böylesi uçuk kaçık garabet yumuşamaya karnımız toktur. Normalleşmesi milli ve ahlaki normlara uyması gereken muhalefet partileridir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Devlet Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“İstanbul, 571 yıl önce zincirlerinden kurtulmuştur. 571 yıl önce sevdalısı Türk milleti ile kavuşmuştur. Zulmün zilletin ve eziyetin kalesi Bizans, Fatih’in mücahitliği ile yıkılıp gitmiştir. Fethimizin emanetleri zayi edilemeyecektir… Bizans heveslerini İstanbul üzerinde dolaştırmayı düşünen, gizli proje hazırlayan iç ve dış operasyon maşalarından İstanbul mutlaka korunacaktır. Ayasofya’nın camiye dönüşmesi ile uykuları kaçanların heveslerini kursaklarında bırakmaya devam edeceğiz.

İstanbul’un kötü yönetimi fethin mirasını çarçur etmektedir. Lafa gelince israftan şikâyet edenlerin belediye bütçesini har vurup harman savurması, taş üstüne taş koymaktan aciz olması, yandaş gazetecileri Roma’ya sözde festival adına gerçekte ise sefaya götürmesi ayıplı bir zihniyetin defolu uygulamalarından başka bir şey değildir. Özel uçak kiralanıp, 7 değil, 17 değil tam 37 gazetecinin yer aldığı, toplamda 73 kişilik kafileden oluşan ballı börekli Roma seyahatinden sonra İBB’nin müsriflikten bahsetmesine hiç kimse itibar etmeyecektir.

İstanbul can çekişmektedir. İstanbul kent uzlaşısı çatısı altında DEM’lenenlerin istismarına istilasına ve tahribatına ne yazık ki mahrum olmuştur. İstanbul’u yüzüstü bırakanların siyasi yüzsüzlüğü ise eninde sonunda yüzlerine vurulacaktır. Unutulmasın ki zulüm 1453’te başladı diyenlerin alayı düşman kampında toplanan Bizans uşaklarıdır. Ve bizim bunlarla hesabımız er ya da geç görülecektir. İstanbul sevdamızın sancağı, kabul edilmiş dualarımızın mükafatı umutlarımızın vahasıdır. MHP’nin hedefi 2053’te Türkiye’nin lider ülke ve süper güç olmasıdır. İstanbul Türkiye yüzyılında hak ettiği yere yerleşecektir. Bu kutlu hedef zillete düşenlerle, yabancı çıkar odaklarına taklalar atanlarla değil, vatansever ve milletseverler tarafından gerçekleşecektir.

İsrail’in Filistinli masumlara yönelik kanlı saldırıları aralıksız devam etmektedir. Sınır tanımayan insanlık değerleriyle savaş hukukuyla bağdaşmayan katliamlara her gün yenileri eklenmektedir. Gazze’deki tablo kahredici boyutlardadır. Uluslararası Adalet Divanı’nın geçen hafta aldığı bir kararla Refah’a düzenlenen saldırıların derhal durdurulması istenmiş fakat İsrail buna aldırış etmemiştir.

Çok sayıda masum acımasızca katledilmiştir. Bu bölgede hayata tutunmaya çalışan kadınlar bebekler resmen ateş altına alınarak yakılmıştır. İsrail savaş uçaklarıyla ölüm saçmıştır. Netanyahu yani caniyahu başta olmak üzere İsrail yönetimini tüm öfkemle lanetliyorum. Netanyahu için tutuklama kararının uygun zamanda icra edileceği, her savunmasız insanın hesabını verecekleri kaçınılmaz bir akıbettir. Beklentimiz İsrail’in katil Başbakanı ve Savunma Bakanı hakkında ülkemizin bir an evvel yakalama kararı çıkarmasıdır.

Soykırım karşısında sessiz kalanlar üstelik aleni destek sağlayanlar dünya barışına İsrail’le birlikte müştereken karşıdır. Artık ekonomik diplomatik ve ticari nitelikli önleyici tedbirler yerine cezalandırıcı, seri ve zincirleme askeri yaptırımları esas alan köklü müdahalelerin tam vaktidir. Yalnızca itiraz edip kınama mesajlarıyla oyalanmak yerine somut ve sonuç alıcı adımların kuvvet kullanılarak atılmasından başka bir seçenek zannederim kalmamıştır.

İslam ülkeleri ayağa kalkmalıdır. Gazzeli çocuklar açlıktan kırılıp bayramlık kıyafet yerine kefen giyerken milyar dolarlar için de kulaç atan, Allah’tan korkuyu sadece sözde hatırlayan bazı İslam ülkelerinin bohem yöneticileri, gece yastığa başlarını koyduklarında gerçekten huzur duyabiliyorlar mı? Cumhurbaşkanımızın yüzde 10’u kadar Filistin davasının arkasında durabildiler mi? Türkiye öncü rolünü üst seviyeye taşımalı, masumların lehine doğrudan devreye girmelidir.

“Türkiye Siyonist barbarlıkla yüzleşmeli”

3 ülkenin tanıma kararı milletimizin yüreğine su serpmiştir. Başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti mutlaka tanınmalıdır. İnsan haklarına bağlıyım diyen hiçbir devlet duyarsız kalamaz, kalmamalıdır. Filistin’in tanınması çığ gibi büyümelidir. Filistin topraklarından soykırımcı İsrail bir an önce çekilmelidir. ABD insani ve tarihi sorumluluktan kaçmamalıdır. Tutuklama talebine ABD’nin tepkisi bir zırvadır. Türkiye Siyonist barbarlıkla yüzleşip, masumların lehine doğrudan devreye girmelidir.

İspanya, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini 28 Mayıs’ta tanıyacaklarını açıklamasını adalet ve insanlık değerleri etrafında kenetlenen ülke ve toplumları umutlandırmış, milletimizin yüreğine de su serpmiştir. Ne yurt içinde ne de komşu coğrafyalarda ihanete geçit yoktur. ABD’nin komşu coğrafyalarda terör örgütlerine verdiği destek Türkiye’nin güvenliğine aşırı tehdittir.

Bir şeyin ‘normalleşmesi’ için evvel emirde anormalliğin kötü müttefikinden sağlanmalıdır. Halbuki Türkiye’de anormal bir şey yoktur. Kaldı ki, siyaset ve yönetimde istikrarın hakim olduğu, hukukun üstünlüğü ile ilgili yasal ve anayasal hükümlerin havi bulunduğu ülkemizde normal olmayan sadece siyasi tellallar ihanet taraftarlarıdır. Yumuşamadan bahis açılıyorsa böyle bir şeye ihtiyaç hissediliyorsa önce neyin sert, nelerin sertlik ihtiva ettiği açıklığa kavuşmalıdır.

Elbette kutuplaşalım kavgaya tutuşalım demiyoruz, elbette tokalaşmak varken yumruklarımızı sıkalım da demiyoruz ama normalleşme ve yumuşama kelimelerinin her meselenin başına iliştirilip milli kimliğimizden, egemen çıkarlarımızdan Türkiye Yüzyılı hedeflerimizden ödün isteniyorsa hiç kimse boşuna çabalamasın bizim böylesi uçuk kaçık garabet yumuşamaya karnımız toktur. Normalleşmesi milli ve ahlaki normlara uyması gereken muhalefet partileridir.

Acıkan yanağından, susayan dudağından, yumuşayan durgunluğundan belli olur. Özgür beyin durgun olup olmadığını bilmiyorum ama yumuşama için önce DEM’den korkusuyla yüzleşmesini, Türk milleti ve Türkiye ortak paydasında adam gibi duruş göstermesini kendisine tavsiye ediyorum. Saçma sapan sorularla abuk sabuk iddialarla seviyesiz ve ölçüsüz ifadelerle bizim geri adım atacağımızı düşünüyorsa yanıldığını, çürük tahtaya küflü çivi çakmakla meşgul olduğunu bir gün mutlaka anlayacaktır. Demirtaş’ı savunanların bize normalleşme cakası satması, 6-8 Ekim ihanetini aklamaya çalışanların yumuşama masalı anlatması kümese girip tavuk haklarını savunacağım diyen tilki kadar inandırıcıdır!”

Grup toplantısı çıkışında sokak hayvanları düzenlemesine ilişkin soruyu yanıtlayan Bahçeli, “Türkiye’de bu konuyu herkes tartışıyor, tartışmak yerine çözüm bulunmalı” dedi.

Paylaşın

HDP’li Beş Siyasetçiye ‘Kobani’ Davası

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kobani olaylarına ilişkin HDP’li siyasetçiler Serpil Kemalbay ile Hüda Kaya, Gara Paylan, Pero Dundar ve Fatma Kurtulan hakkında ek iddianame hazırladı.

HDP’li beş siyasetçi, Kobani olayları sırasında hayatını kaybeden Yasin Börü’nün arasında bulunduğu 37 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. İddianamede, 2 bin 674 kişi ve kurum “mağdur/müşteki” olarak yer aldı. HDP’li beş siyasetçi, 37 kişiyi öldürmek ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak iddiasıyla 38 kez ağırlaştırılmış müebbet, diğer suçlardan da 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanacak.

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Mayıs’ta görülen Kobani davasındaarasında Selahattin Demirtaş’ın bulunduğu 108 sanık hakkında süren Kobani davasında son kararını açıklamıştı. 36 sanıkla ilgili kararın açıklandığı davada Demirtaş 42 yıl, Figen Yüksekdağ ise 30 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Bu kararın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından Kobani olaylarına ilişkin ek iddianame geldi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 22 Mayıs tarihli iddianamesinde HDP’li siyasetçiler Serpil Kemalbay ile Hüda Kaya, Gara Paylan, Pero Dundar ve Fatma Kurtulan sanık olarak yer aldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Beş siyasetçi, Kobani olayları sırasında hayatını kaybeden Yasin Börü’nün arasında bulunduğu 37 kişinin ölümünden sorumlu tutuldu. İddianamede, 2 bin 674 kişi ve kurum “mağdur/müşteki” olarak yer aldı.

Soruşturma kapsamında Kemalbay, Paylan, Dundar ve Kurtulan hakkında yokluklarında tutukluma kararı bulunurken Hüda Kaya ise soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. İddianamede, davanın ana Kobani davasıyla birleştirilmesi istendi.

İddianamede, HDP’li beş siyasetçi “PKK’nın siyasi alan yapılanması içerisinde faaliyet göstermekle” suçlandı. Bu isimlerin 2014 HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi olması nedeniyle diğer 108 sanıkla 6-8 Ekim olaylarının başlatılıp gerçekleştirilmesine yönelik olarak baştan beri fikir ve eylem birliği içinde oldukları, aynı kasıt ve iradeyi taşıdıkları, HDP Genel Merkezi tarafından yapılan eylem çağrıları sonucunda işlenen suçlardan sorumlu olması gerektiği öne sürüldü.

Beş eski HDP’li siyasetçi, 37 kişiyi öldürmek ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak iddiasıyla 38 kez ağırlaştırılmış müebbet, diğer suçlardan da 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanacak.

Paylaşın

Her 8 Çocuktan 1’i İnternette Cinsel İstismara Maruz Kalıyor

Yeni yayınlanan bir araştırma, son 12 ay içinde dünya genelinde her sekiz çocuktan birinin (yaklaşık 302 milyon) çevrimiçi cinsel sömürü ve istismara maruz kaldığını ortaya koydu.

Interpol Genel Müdürü Stephen Kavanagh, ‘geleneksel kolluk kuvvetleri yaklaşımlarının buna ayak uydurmakta zorlandığını’ dile getirdi.

Kavanagh, şu ifadeleri kullandı: “Bu salgınla ve bunun dünya çapında milyonlarca gence verdiği zararla etkili bir şekilde mücadele etmek için uzman araştırmacı eğitimi, daha iyi veri paylaşımı ve ekipman dahil olmak üzere küresel düzeyde birlikte çok daha fazlasını yapmalıyız.”

Dünya genelinde her yıl 300 milyondan fazla çocuğun çevrimiçi cinsel istismarın kurbanı olduğu tespit edildi. Edinburgh Üniversitesi’nden araştırmacılar, geçtiğimiz yıl dünyadaki çocukların yüzde 12,6’sının rızası olmadan cinsel görüntü ve videolara maruz kaldığını ortaya çıkardı.

Araştırmada, ABD’nin ‘yüksek riskli bölge’ olduğu aktarıldı. Üniversitenin çocuk istismarının yaygınlığını anlamayı amaçlayan Childlight adlı girişimi, ABD’de 9 erkekten birinin (yaklaşık 14 milyona eşdeğer) bir noktada çocuklara karşı çevrimiçi suç işlediğini kabul ettiğini de belirledi. Anketler, İngiltere’deki erkeklerin ise yüzde 7’sinin bunu kabul ettiğini gösterdi.

Araştırma aynı zamanda birçok erkeğin, ‘eğer gizli tutulacağını düşünürlerse çocuklara karşı fiziksel cinsel suç işlemeye çalışacaklarını’ itiraf ettiğini de ortaya çıkardı.

Childlight’ın CEO’su Paul Stanfield şunları söyledi, “Bu veriler, Glasgow’dan Londra’ya kadar uzanabilecek ya da Wembley Stadyumu’nu 20 kez doldurabilecek suçlu erkek olduğunu gösteriyor” dedi. Stanfield, şöyle devam etti:

“Çocuk istismarı materyalleri o kadar yaygın ki, kamu kurumlarına ortalama her saniyede bir dosya bildirilmektedir. Bu, çok uzun süredir gizli kalmış küresel bir sağlık salgınıdır. Her ülkede yaşanıyor, katlanarak büyüyor ve küresel bir müdahale gerektiriyor. Acilen harekete geçmeli ve bunu önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olarak ele almalıyız. Çocuklar bekleyemez.”

Uluslararası Polis Teşkilatı’nın (Interpol) Genel Müdürü Stephen Kavanagh ise, ‘geleneksel kolluk kuvvetleri yaklaşımlarının buna ayak uydurmakta zorlandığını’ dile getirdi.

Kavanagh, şu ifadeleri kullandı: “Bu salgınla ve bunun dünya çapında milyonlarca gence verdiği zararla etkili bir şekilde mücadele etmek için uzman araştırmacı eğitimi, daha iyi veri paylaşımı ve ekipman dahil olmak üzere küresel düzeyde birlikte çok daha fazlasını yapmalıyız.”

Paylaşın

Bahçeli’den Sert Sözler: Hesaplaşmaya Hazırız

Katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Ülkücü şehitlerimiz milletimizin önünü aydınlattılar. Aramızı karıştırmaya teşebbüs edenleri nefretle takip ediyoruz. Onlar, minnet etmeden yaşadılar. Onlar boyun eğmeden var oldular. Kimisinin yaşı 18 idi, kimisi 20’sinde, kimisi 40’ında, 50’sinde…” dedi ve ekledi:

“Her birisi tertemiz kanlarıyla bu cennet vatanı suladı. Her birisi milli ve manevi değerlerle şuur kazandı. Destan oldular, dilden dile anlatıldılar. Duruş oldular, nesilden nesile anıldılar. Mücadele oldular, devirlerin ve dönemlerin üstünden atladılar. Şehadet şerbetinden yudum yudum içip milletimizin ve ülkemizin önünü aydınlattılar. Ülkücü şehitlerimiz ölmediler. Elinde ülkücü kanı olanlarla hesaplaşmaya hazırız.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar bölümler şöyle:

“İman ve inanç ile çelikleşen, tehdit karşısında çelişkiye düşmeyen, haklı mücadelede hayatını ortaya koymaktan çekinmeyenlerin ortak ünvanı kahramanlık olarak isimlendirilmiştir. Tadımlık heveslerin değil doyumluk hevesler peşinden gidenlerdir. Onlar minnet etmeden yaşadı, boyun eğmeden var oldu… Ülkücü şehitlerimiz milletimizin önünü aydınlattılar. Aramızı karıştırmaya teşebbüs edenleri nefretle takip ediyoruz.

Onlar, minnet etmeden yaşadılar. Onlar boyun eğmeden var oldular. Kimisinin yaşı 18 idi, kimisi 20’sinde, kimisi 40’ında, 50’sinde… Her birisi tertemiz kanlarıyla bu cennet vatanı suladı. Her birisi milli ve manevi değerlerle şuur kazandı. Destan oldular, dilden dile anlatıldılar. Duruş oldular, nesilden nesile anıldılar. Mücadele oldular, devirlerin ve dönemlerin üstünden atladılar. Şehadet şerbetinden yudum yudum içip milletimizin ve ülkemizin önünü aydınlattılar. Ülkücü şehitlerimiz ölmediler. Elinde ülkücü kanı olanlarla hesaplaşmaya hazırız.

“Bunların üstünden geleceğiz”

Halk Televizyonu, Sözcü, Now başta olmak üzere haksız ithamlarda bulunan kimler varsa mahkemelerde dinlenmelerini istiyoruz. Bu hususta müraacatımızı yapacağımızı ilan ediyorum. Bunların hepsinin üstünden geleceğiz. MHP düşmanlarını hayretle izliyoruz. Dünün ülkücü düşmanlarının kirli oyunlarını bozuyoruz… Varsa ellerinde bilgi belgeleri adli makamlara sunmalarını ilan ediyorum. Müfterilerle helalleşmeyeceğiz. Bunların üstünden geleceğiz. Komünist taktiklerin davamız etrafında hesap mayınları yakında faillerini patlatacaktır. Bizden olmadığı halde bizimle ilgili konuşan, kokuşmuş zevatın kuyruk acısını biliyoruz.

Cumhur İttifakı’nı zafiyete uğratmak maksadı ile bir senaryo ile üzerimize gelenlerin yumuşak karnımızı yoklayanların dış bağlantılı ajanlara taşeronluk yapanları karşılayıp paramparça etmek nimet borcumuzdur. MHP’yi yolundan ve davasından alıkoyacak hiçbir güç yoktur. Hiçbir karanlık emel davamızı bozamayacaktır… Bizim için imkansız diye bir şey yoktur. Ülkücü şehitlerin emaneti başımızın üzerindedir. Şehitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, unutmayacağız. Milliyetçi Ülkücü hareket, küresel yangın yerinde Türk devletinin son siperidir. Kendimize, güveniyor, milletimize inanıyoruz. Ecdadımız başardı.”

Paylaşın