Erdoğan’dan Yeni Anayasa Mesajı: Yapıcı Ve Uzlaşmacı Tavrımızı Koruyacağız

Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda konuşan Erdoğan, “Yeni anayasa ile tüm bu kazanımları daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. Yeni anayasaya ülkemizin neden lüzum duyduğunu aktardık” dedi ve ekledi:

“1921 ve 1924 anayasalarını dışarıda bırakırsak bütün anayasalarımız vesayetçilerin direktifiyle yapılıp halka empoze edildi. Anayasalarımız içinde vesayetin en fazla nüfuz ettiği 1961 anayasasıdır. 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın hazırlanma sürecinde milletin iradesi tecelli etmedi.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Çerçevesini darbecilerin çizdiği dili sorunlu mevcut anayasa ile yola devam edemeyiz. Türk demokrasisi yeni ve sivil anayasa yapacak güce sahiptir. Artık yeni bir anayasa kaçınılmazdır. Mevcut anayasa siyasete güveni zedeliyor. Yapıcı ve uzlaşmacı tavrımızı koruyacağız. Muhalefetteki muhataplarımızın da bu istekte ısrarcı olmayacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adnan Menderes Kongre Merkezi Özgürlük ve Demokrasi Adası’nda düzenlenen Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda konuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “Milletimiz Adnan Menderes’i şükranla anmaya devam edecektir. Bir yargı tiyatrosuyla idama gönderilenleri rahmetle anıyorum. Üzerinden yüzyıllar geçse de darbecileri unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Dilinden ve kaleminden kan damlayan sözde hukukçuları unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Yassıada’da işkenceye maruz kalan devlet adamlarımız isimlerini milletimizin gönlüne şehit olarak yazdırdı.

27 Mayıs adım adım bir provokasyonun ürünüdür. 27 Mayıs demokrasi tarihinin karanlık günü olarak kayıtlara geçti. Menderes, ülkeyi tapulu mülkü gibi görenleri rahatsız etti. Nasıl ki darbeye bir günde karar verilmemişse Yassıada’da alınan kararlar da tesadüf değildir. Burası özellikle seçilmiştir. Millete ayağınızı denk alın mesajı verilmiştir. Demokrasimiz yargılanmıştır. Önce mahkum edilen ve sonra idam edilen bizatihi milletin iradesidir. Kararlar verilmeden idam sehpalarını bunun için kurdular.

Burayı sivil ve demokratik siyasetin kabusu olmayı hedeflediler. 27 Mayıs’ın karanlık gölgesi her 10 yılda bir tekrarlanan darbelerle milletin peşini bırakmadı. Türk siyaseti uzun yıllar boyunca kargaşa ve istikrarsızlık girdabından bir türlü kurtulamadı. 27 Mayıs planı AK Parti’nin iktidar olduğu 22 yıllık süre zarfında defalarca tekrarlanmaya çalışıldı.

22 yılda türlü badireler atlattık. Türk siyasi tarihinin en fazla darbe girişimine maruz kaldık. Ama saldırılar karşısında asla geri adım atmadık. Siyasete operasyon çekilemeyeceğini içerideki ve dışarıdaki tüm vesayet heveslilerine çok net bir şekilde gösterdik. Türkiye’de demokrasi mücadelesi tehditlere, korkutmalara rağmen kararlılıkla ilerlemiştir. Bu ülkede artık darbeler ve muhtıralar dönemi kapanmıştır. Bulanık suda demokrasi avlama dönemi geri kalmıştır. Türkiye’de iktidara gelmenin tek yolu sandıktır.

Yeni Anayasa mesajı

Yeni anayasa ile tüm bu kazanımları daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. Yeni anayasaya ülkemizin neden lüzum duyduğunu aktardık. 1921 ve 1924 anayasalarını dışarıda bırakırsak bütün anayasalarımız vesayetçilerin direktifiyle yapılıp halka empoze edildi. Anayasalarımız içinde vesayetin en fazla nüfuz ettiği 1961 anayasasıdır. 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın hazırlanma sürecinde milletin iradesi tecelli etmedi.

Çerçevesini darbecilerin çizdiği dili sorunlu mevcut anayasa ile yola devam edemeyiz. Türk demokrasisi yeni ve sivil anayasa yapacak güce sahiptir. Artık yeni bir anayasa kaçınılmazdır. Mevcut anayasa siyasete güveni zedeliyor. Yapıcı ve uzlaşmacı tavrımızı koruyacağız. Muhalefetteki muhataplarımızın da bu istekte ısrarcı olmayacağını düşünüyorum.

Gazze’de sivil halkın üzerine bomba yağdırılmıştır. Netanyahu lanetle anılmaktan kurtulamayacaktır. ”

Paylaşın

Özgür Özel, Emekli Mitingi’nde Konuştu: Hakkınızı Söke Söke Alacağım

Büyük Emekli Mitingi’nde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu meydan Türkiye’nin en kalabalık, en büyük, Türkiye’nin en büyük korosu, emekliler korosu. Dinleyin bakın, dünyanın en acıklı şarkısını nasıl söylüyorlar. Emekliler elini kaldırsın” dedi ve keldi:

“Bakın, bakın, bakın. Kaç para maaş alıyorsunuz? 10 bin lirayı duyuyor musunuz? İşte dünyanın en büyük korosunun söylediği en acıklı şarkıdır bu. Biz defalarca dile getirdik, anlattık ve dedik ki emeklinin sorununu çözmezseniz bundan sonra meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir.

Türkiye’nin dört bir yanından, yedi bölgesinden 81 ilinden gelen emekliler burada mısınız? Bu sesi ya duyacaklar ya da söz verdiğim gibi durmayacağım, susmayacağım ve sizin sesinizi mutlaka bütün Türkiye’ye duyuracağım, hakkınızı söke söke alacağım. Emeklinin ekonomisi normalleşmeden Türkiye normalleşemez.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Tandoğan Meydanı’nda, Türkiye’nin 81 ilinden gelen emeklilerin ve emekçilerin katıldığı Büyük Emekli Mitingi düzenledi. Mitinge, DİSK Emekli-Sen, Tüm Emeklilerin Sendikası, Bağımsız Emekliler Sendikası, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve birçok sivil toplum kuruluşunun üyeleri de katıldı. Emekli sendikalarının temsilcileri kürsüye gelerek emeklilerin sorunlarını aktardı.

Mitingde konuşan Özgür Özel, AK Parti’nin 2024’ü “Emekli Yılı” ilan ettiğini hatırlattı. Ardından da en düşük emekli maaşının 10 bin lira olduğuna dikkat çekti. AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşıyla 8 çeyrek altın alınırken, bugün en düşük emekli maaşıyla 2,5 çeyrek altın alınabildiğini belirten Özel, şunları söyledi:

“Çalışanlar, eskiden emekli olduklarında emekli ikramiyesiyle ev alabiliyorlardı. Sonra ev alamayınca bu arabaya düştü. Şimdi yılların emeği bir motosiklet parası. Almanya’dan emekli Hans, Manavgat’a tatil yapmaya geliyor ama Manavgatlı Hasan amca, Manavgat’ta markete gitmeye korkuyor. Borcu var, önünden geçmeye korkuyor, utanıyor, çekiniyor. Hollanda’dan Ursula, emekli olmuş, Trabzon’a geliyor. Maçka’ya, Sümela Manastırı’na gidiyor, geziyor. Trabzonlu Ulviye teyze, pazara çıkamıyor. Sümeyye kardeşim, alışverişini yapıp, borcunu hesabını veremeyeceği için filesinin üçte birini gittiği marketin kasasında bırakıyor.”

Özel, Kredi ve Yurtlar Kurumuna (KYK) ait yurtların yaz aylarında emeklilere kullanıma açılacak olmasına da değinerek, “Alay ediyorlar. Emekli ‘açım’ diyor. Bunlar ‘yurda git tatil yap’ diyor. Emekli sokağa çıkamıyor. Emekliler yurtta kalma derdinde değil, kendi kirasını ödeme, karnını doyurma derdinde.” dedi.

Her türlü ekonomik krizde, her türlü kemer sıkmada herkesin aklına emekliler, emekçiler, yoksullar ve garibanların geldiğini dile getiren Özel, “Güya IMF ile çalışmıyorlar. IMF olsa ’emekliye zam verme’ diyecek, vermiyorlar. ‘Öğretmeni atama’ diyecek, atamıyorlar. ‘Astsubayı duyma’ diyecek, duymuyorlar. ‘Yoksullara kemer sıktır’ diyecek, kemeri yoksula sıktırıyorlar. Başımızda bir Gulyabani var. Gulyabani IMF değil ama IMF’nin hayaleti aramızda dolaşıyor. Beni dinle Mehmet Şimşek, bu Gulyabani’ni al saraya götür, artık emeklinin yakasından insin, birazcık da zenginlerden alsın, zenginlerden istesin.” diye konuştu.

Türkiye’de toplanan 100 liralık verginin 64 lirasının herkesin eşit şekilde ödediği dolaylı vergilerden oluştuğunu ifade eden Özel, şunları söyledi: “Yani öğrencinin elektrik faturasında da fabrikatörün, yalı sahibinin elektrik faturasında da aynı vergi var. Alışveriş yaptığında emekli de aynı vergiyi veriyor, multimilyoner de. 100 liradan geriye kalan 25 lira, ücretlerden alınıyor.

Yani emekçilerin, memurların, maaşlarından kesiliyor. Ne yaptı? 89. Peki 100 liranın sadece 11 lirası zenginlerin, yandaş müteahhitlerin büyük ihaleleri kapanların, dünyanın dört bir yanına ihracat yapanların kazandığı toplam paradan. 100 liranın 90’ını zenginden, 10’unu bizden toplayacaklarına, 100 liranın 90’ını bizden 10’unu zenginden topluyorlar. İşte kaynak arayana kaynak buradadır. Vergide adalet en temel talebimizdir. Vergide adalet getireceğiz.”

“Bayram ikramiyeleri asgari ücret seviyesine çıkarılmalı”

Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve siyasi partilerin genel başkanlarına, emeklilerin şartlarını iyileştirecek CHP’nin önerisi olan 15 maddeyi hayata geçirme çağrısında buldu.

Bu maddelerinden ilkinin, “en düşük emekli aylığının, hiçbir dönem asgari ücretten az olamayacağı” şeklinde bir yasal düzenlemenin yapılması olduğunu bildiren Özel, diğer maddeleri şöyle sıraladı: “Prim güncelleme kat sayısı, aylık bağlama oranı ve aylıkların alt sınırını hakkaniyetli ölçüde arttıralım. İntibak yasası çıkararak, 2000 öncesi, 2000-2008 arası, 2008 sonrası ayrımlarını ortadan kaldıralım.

Emeklilerimize ciddi yük oluşturan ilaç katılım paylarını, fiyat farklarını, muayene ücretlerini mutlaka artık ortadan kaldıralım. Emeklinin ortez ve protez bedelleri ödenmeli. Emeklilere sendikal örgütlenme hakkı tanınmalı, emekli sendikalarına yıldırma amaçlı kapatma davaları derhal geri çekilmelidir. Emekli bayram ikramiyeleri asgari ücret seviyesine çıkarılmalı.

Emekliler için ‘Emekli Kart’ çıkarılmalı, elektrik, doğal gaz, su faturalarında yüzde 25 ila 40 arasında indirim yapılmalı. Emeklilikte kademe bekleyenlerin, staj ve çıraklık mağdurlarının, emekli askerlerin sorunları çözülmeli. Çalışmak zorunda kalan emeklilerden SGK Destek Primi kesilme uygulaması bitirilmeli. 65 yaş üstü ulaşım sorunu şoförün değil, devletin cebinden çözülmeli. Emeklilerin kredi ve kredi kartı borçları, bir sefere mahsus bütün faizleri silinerek 5 yıla bölünmeli, bu kamburdan emekliler kurtarılmalı.”

Özel, “Buradan ilk seçim vaadimizi açıklıyorum; CHP iktidarında, ilk 100 gün içinde yasal düzenlemeler derhal tamamlanıp, en düşük emekli maaşı önce asgari ücrete, iki yıl sonra da 1,5 asgari ücrete çıkarılacaktır. Söz veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Her Yıl 2,5 Milyon Kişi Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nedeniyle Ölüyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tıp alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen her yıl 2,5 milyon kişinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle öldüğünü, cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünya çapında önemli bir tehdit ve bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini duyurdu.

DSÖ, dünya genelinde cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek, vaka sayılarını azaltmak, can kaybı sayısını indirmek gibi 2025 ve 2030 yılları için belirlenen farklı küresel hedeflere ulaşma yolunda sapmalar olduğunu kaydetti.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘nun haberine göre; Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), cinsel yolla bulaşan frengi, bel soğukluğu, HIV gibi hastalıkların yayılmasında dünya genelinde büyük bir artış yaşandığını açıkladı. Her gün 1 milyondan fazla yeni enfeksiyon meydana geldiği, bunların çoğunluğunun cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar olduğu kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı raporda, cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle her yıl 2,5 milyon kişinin öldüğü, tıp alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünya çapında önemli bir tehdit ve bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiği kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı ‘’Cinsel Yolla Bulaşan Küresel Hastalıklar Raporu’nda’’, dünyanın birçok bölgesinde alınan etkili önlemlere rağmen cinsel yolla bulaşan hastalıkların azalmak yerine arttığı belirtildi. Dünya genelinde cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek, vaka sayılarını azaltmak, can kaybı sayısını indirmek gibi 2025 ve 2030 yılları için belirlenen farklı küresel hedeflere ulaşma yolunda sapmalar olduğu kaydedildi.

Raporda, Dünya Sağlık Örgütü’ne üye devletlerin 2025 ve 2030 için belirlediği iddialı hedefler konusunda ilerleme sağlansa da cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrol edilmesinde düzensizlikler yaşandığı kaydedildi. Raporda, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla mücadele konusunda hükümetlere de tavsiyelerde bulunuldu. Son verilerin, küresel hedeflere ulaşma konusunda işlerin yolunda gitmediğini gösterdiği belirtilerek hükümetlerin, daha fazla siyasi irade ve kararlılık çabalarını acilen hayata geçirmesi gerektiği vurgulandı.

Raporda, 2022 yılında frengi vakalarının bir milyondan fazla arttığı, toplam vaka sayısının 8 milyona yükseldiği, sadece 2022 yılında frengi hastalığı nedeniyle 230 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. 2022 yılında 15 ile 49 yaşında erkeklerde tespit edilen frengi vakalarındaki artışın dünyada en fazla Amerika ve Afrika kıtalarında tespit edildiği belirtildi.

2022 yılında, DSÖ’ye üye ülkeler frengi enfeksiyonlarının yıllık vaka sayısını 2030 yılına kadar on kat azaltarak 7,1 milyondan 710 bine düşürmek gibi iddialı bir hedef belirlemişti. Yeni frengi vakaları, 2022’de bir milyonun üzerinde artarak 8 milyona ulaşması, belirlenen hedeflere ulaşmak konusunda çok büyük hayal kırıklığına neden oldu.

Dünya genelinde tespit edilen HIV vaka sayısının, alınan tüm tedbir ve hastalık konusunda kaydedilen tüm ilerlemelere rağmen, 2020 yılında 1,5 milyon olan vaka sayısı, 2022 yılına gelindiğinde yalnızca 1,3 milyona düşürülebildiği kaydedildi.

Raporda, HIV vakalarının daha çok seks işçileri, eşcinseller, şırınga yoluyla uyuşturucu kullananlar, transseksüeller, hapishaneler ve diğer kapalı ortamlarda kalmak zorunda olan kişilerin, hâlâ bu enfeksiyona maruz kaldığı kaydedildi. Yeni HIV virüsü saptama oranlarının genel nüfusa göre önemli ölçüde bu beş nüfus gurubunda çok daha arttığı, belirtildi. HIV’nin hala ölümcül bir hastalık olduğu, 2022’de HIV ‘den 630 bin kişinin öldüğü, ölenlerin yüzde 13’ünün 15 yaşın altındaki çocuklar olduğu kaydedildi.

Raporda, 2022’de yaklaşık 1,2 milyon yeni hepatit B vakası ve yaklaşık bir milyon yeni hepatit C vakasının kaydedildiği belirtildi. 2019 yılında hepatitten yaklaşık 1,1 milyon kişinin öldüğü, 2022 yılındaysa hepatite bağlı ölümlerin artarak 1,3 milyon kişiye yükseldiği açıklandı.

Türkiye’de frengi vakalarında 5 kat artış

Türkiye’de cinsel hastalıklarla ilgili son veriler, Dünya Sağlık Örgütü’nün son raporunda çizdiği tablodan farklı değil. Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre, frengi hastalığında kaydedilen vaka sayısı 2006 yılında 507, 2022 yılındaysa kayıtlara geçen vaka sayısı 3 bin 533. 2022 yılında tespit edilen frengi vakası sayısı, 2006 yılına göre yaklaşık beş kat artmış durumda.

Türkiye’deki HIV ve AIDS vakaları da Dünya Sağlık Örgütü’nün son yayınladığı rapordaki tespitleriyle paralellik gösteriyor. Türkiye’de, 2019 yılında tespit edilen toplam 4 bin 298 vakada, 40 kişi yaşamını yitirmiş. 2023 yılında toplam vaka sayısı bin 728’e, can kaybı sayısı da 17’e inmiş.

Paylaşın

Dervişoğlu: İYİ Parti Olarak Tuzakları Bozacağız

Partisinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor” dedi ve ekledi:

“Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığınca Şişli’de bulunan bir otelde düzenlenen kahvaltı programında konuştu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İYİ Parti’nin farkını fark ettirebilmek gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Siyaset nezaketini, inancını, samimiyetini yitirmiş, kaybetmiş durumda. Biz, İYİ Parti’yi siyasette samimiyeti, nezaketi, hoşgörüyü geri getirmek için kurduk. O sebeple gittiğimiz her yerde söylüyoruz, millet neyi özlediyse biz o hasretin gereğini yerine getireceğiz. Millet, makul bir dil istiyor. Millet kutuplaşmak değil, kucaklaşmak istiyor. Millet birbirini itmek değil, birbirine sarılmak istiyor. Millet aslına bakarsanız bir kurtuluş çağrısı arıyor. Eğer doğru bir yolculuk sürdürmeye; inançlarımızı, düşüncelerimizi, hassasiyetlerimizi milletimizle buluşturmaya muvaffak olabilirsek bugün bu salon gösteriyor ki artık iktidar iyiler için, cesurlar için ve İYİ Partililer için uzakta değildir.

Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor. Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.

Nevşehir gibi bir yerde yoğun bir sığınmacı sorunu var. Türkiye’nin her yerini çepeçevre sarmış ve bu dertten en fazla nasibine düşen yer de maalesef İstanbul. Nereye giderseniz gidin, yabancıların oluşturduğu gettolar ortaya çıkarılmış. Bu, Türkiye açısından büyük bir tehlikedir. Bu, gizli bir istiladır. Bu, demografik bir tehdittir. Bu tehdidi Türkiye’nin başına bela edenler, yanlış politikalar yüzünden bunu yapmış değiller. Bu tehlike, Türkiye’nin kapısına bu hükümetin bilinçli tercihleri ile teamülden taşınmıştır.

Türkiye, 2053 yılında büyük bir beka sorunu ile karşı karşıya bırakılacak. Zamanında yapılırsa seçimlere 4 yıl var. Birtakım dertlerimizin, sorunlarımızın, problemlerimizin olduğunu sizler gibi biliyorum ancak bu sorunların çözülmesi, yaraların sarılması ve Türkiye’nin geleceğine dair doğru adımların atılabilmesini mümkün kılabilecek başarılarla kucaklaşılması bizim için zor değil. 4 yıllık zaman boyunca İYİ Parti, bütün sorunlarını çözecek ve önümüzdeki dönem eskimiş bu siyasi partilerin arasından güneş gibi doğacaktır.

Herkes istiyor ki bu güneş batsın. Herkes İYİ Parti’nin raf ömrüne vade biçiyor. Televizyonlara çıkıp konuşuyorlar, İYİ Parti şöyle böyle olacak diyorlar. Ben size İYİ Parti’nin ne olacağını göstereyim. İşte buradalar. Bu büyük millet burada. Burada her siyasi partiden insan var, doğru mu? AK Partili var, Milliyetçi Hareket Partili var, Cumhuriyet Halk Partili var, eski merkez sağdan arkadaşlarımız var, Milli Görüş geleneğinden gelen kardeşlerimiz var.

Herkes burada. Bütün bu arkadaşlarımız iş birliği, el birliği, gönül birliği yaparsa İYİ Parti’ye siyaseten raf ömrü biçenler bir daha televizyona çıkamayacak kadar mahcup olacaktır. Siyaset farklı bir arayış içerisinde; millet farklı bir beklentinin içinde. Bu millet, vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Süleyman Demirel’in samimiyetini özlüyor. Bu millet; Bülent Ecevit’in nezaketini, Turgut Özal’ın çalışkanlığını, Necmettin Erbakan’ın imanını, Alparslan Türkeş’in mücadele cehdini özlüyor. Hepsinin birleştiği yer Allah’ın izniyle İYİ Parti olacaktır. Millet aradığı siyaseti İYİ Parti’nin saflarında bulacaktır.”

Dervişoğlu, “Bir gün gelecek, iktidar olacağız” diyerek konuşmasını tamamladı. Dervişoğlu partililerle toplu hatıra fotoğrafı çektirdi.

Paylaşın

CHP, Erdoğan’ı Nasıl Ağırlayacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme “normalleşme-yumuşama” tartışmalarını beraberinde getirdi.

İki taraftan gelen olumlu açıklamalar devam ederken şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı iade-i ziyarete çevrildi. Cumhurbaşkanlığından CHP’ye henüz bir randevu talebi gitmedi ama ziyaretin bir sürpriz olmazsa haziran ayının ilk yarısında gerçekleşmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 yıl sonra gerçekleşecek CHP ziyaretinde nasıl ağırlanacağı da merak konusu.

Gazete Duvar’ın edindiği bilgiye göre; Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özel’in makam odasında misafir edilecek. Önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından aynı şekilde kullanılan makam odasındaki oturma düzeninde Erdoğan’ın ziyareti için değişiklik düşünülmüyor.

CHP Genel Başkanının makam odasında diğer siyasi parti genel başkanları nasıl ağırlanıyorsa Cumhurbaşkanı Erdoğan da öyle ağırlanacak. İki lider aynı hizada bulunan tekli koltuklara oturacak. Ziyarete eşlik edenler olursa onlar da tekli koltukların iki yanındaki kanepelerde yerlerini alacak. Böylece AK Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmede tartışma yaratan ‘boş koltuk’ görüntüsüne izin verilmeyecek.

Öte yandan Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğü, yönetmelik olarak güncellendi. Bu güncellemeye muhalefetten tepkiler geldi.

CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Meclis’te yaptığı konuşmada seferberlik ilanı gerekçeleri arasına toplumsal olayların eklendiğini belirterek “İktidarın hoşuna gitmeyen herhangi bir etkinlik ayaklanma olarak değerlendirilerek seferberlik ilanına gerekçe olacaktır” dedi.

Yasa dışı göç dalgası, sığınmacılar sorunu ya da ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkabilecek tepkilerin bu yönetmeliğe dayanılarak seferberlik ilanına gerekçe yapılabileceğini söyleyen Çan, “Yetki kimde? Bir parti liderinde. Bu yönetmelik esnetilen ve genişletilen içeriğiyle bir siyasi parti genel başkanına verilen yetkilerle açıkça yeni bir sıkıyönetim kanunudur” dedi.

Ayrıca AK Parti’nin Meclis’e sunmaya hazırlandığı 9. Yargı Paketi içinde yer alması beklenen “Etki Ajanlığı” suçu tartışma yarattı. Muhalefet bu düzenlemeyle iktidarı eleştiren herkesin “ajan” ilan edilip tutuklanabileceği uyarısı yapıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de partisinin grup toplantısında söz konusu suç tipinin Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Sırbistan gibi otoriter ülkelerde örnekleri olduğunu anlattı, “Otoriter liderler, popülist liderler birbirlerinden öğrenirler. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Busunuz. Cumhur ittifakı bu yasayı geri çekmezseniz, işte sizin karneniz de ekibiniz de budur” dedi.

AK Parti’nin taslak düzenlemeyi yeniden değerlendirdiği biliniyor. Parti içinde bazı milletvekilleri de bu tür düzenlemelerde Türkiye’nin batıya bakması gerektiğini belirterek, “Örnek alacaksak Avrupa Birliği ülkelerini örnek almalı, oradaki yasaları incelemeliyiz” diyor.

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Yargılanması Gerekenler Bizleri Yargılıyorlar

Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için düzenlenen anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.”

DEM Parti’nin (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Kobani davası kararlarını protesto etmek için düzenlediği “Adalet, Özgürlük ve Barış” eylemleri bugün de devam ediyor. Parti, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için anma programı düzenlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, çok değerli kurum temsilcileri, siyasi partilerin temsilcileri, vekillerimiz, çalışma arkadaşlarımız hepinizi selamlıyorum. Tam da bu meydanda çok barbarca bir katliam meydana geldi. Bu katliamda 103 canımızı yitirdik. 103 canımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onlar toplumun barış taleplerini haykırmak için burada bir araya geliyordu. Onlar Ortadoğu’da başta Rojava olmak üzere dünyanın dört bir yanına katliam, terör ve zulüm ihraç etmek isteyen IŞİD barbarlığına karşı dayanışmak ve mücadele etmek için buradaydılar.

Savaş karşıtı bir mücadele için bu meydandaydılar. Bu meydanda katledildiler. Bugün bile dikkat ederseniz demokratik bir basın açıklamasını dahi yaparken sayımızdan daha fazla güvenlik önlemi var, kamera var. Sokaklar, caddeler tutulmuş bir durumda ama 7 Haziran ile 1 Kasım arasında ne hikmetse IŞİD’in başta Gar Katliamı, Amed katliamı, Suruç, Antep ve Reyhanlı katliamları başta olmak üzere elini kolunu sallayarak göstere göstere Ankara’nın göbeğinde bu katliamın örgütlenmesi büyük soru işareti oluşturdu.

Çok yazıldı, çok çizildi. Bu kısa basın açıklamasında buralara girmek istemiyorum. Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır. Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.

“Bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır”

IŞİD’le birlikte 7 Haziran seçimlerini kaybedenler siyaseti yeniden dizayn etmeye çalıştılar. Bu katliamlar tam da siyaseti dizayn etme katliamları idi. Şimdi bunu nereden çıkardık sorusunu sorabilir kamuoyu. Bu katliamlardan sonra bizzat hükümetin en yetkili ağızlarından “oylarımız arttı” denildi. Utanmadan, kendi yurttaşlarının katledildiği bu katliamlar karşısında kınaması gerekenler, gerekli olan hassasiyeti göstermesi gerekenler ne dedi; “oylarımız arttı”. Yani bu kaatliamlar demek ki birilerinin işine yaradı.

Ve katliamlar hala gerçek fiilleriyle birlikte yargılanmıyor. Üç beş tane tetikçinin alıkonulduğu bu katliamlarda asıl failler, asıl planları yapanlar örgütleyenler yok. IŞİD nedir anlatmaya gerek yok. Katliam yapan barbar bir örgüttür. Peki IŞİD Kobanî’de Kürtleri, Arapları, kadınları katlederken, Kobanî’yi işgal etmeye çalışırken, insanları diri diri yakarken biz ne yapacaktık? Sizlere soruyorum. Demokrasi mücadelesi veren, 30-40 yıldır kararlılıkla savunan, katliamlara, barbalıklara ve faşizme karşı, zulme karşı direnen bir gelenekten gelen bizler IŞİD’in bu katliamlarını zulmünü alkışlayacak mıydık? İktidar tam da bizden bunu bekliyordu.

Kimse kusura bakmasın. Dün olduğu gibi bugün de insanlık düşmanı, katliam yapan, kadın düşmanı bir anlayışı değil Kobanî’de dünyanın neresinde görürsek görelim buna karşı mücadele etmek, dayanışmak, bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Biz halkların partisiyiz, biz ezilenlerin, kadınların partisiyiz. Biz halklara yönelen hangi mantığa karşı kim olursa olsun dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz.

IŞİD’in bu katliamları yaparken aldığı malzemelerin dahi adreslerinin belli olduğu, bu malzemeleri bu katliam bölgelerine taşırken araçlarının dahi, plakalarının dahi belli olduğu bir durumda neyi bekliyorduk? Bunların yargılanmasını. Ama kim yargılandı? Demokratik Kürt siyaseti yargılandı. Katliam yapanlar yargılanmadı, katliam yapanlar aklanmaya çalışıldı.

IŞİD barbarlığı karşısında mücadele eden, dayanışma çağrısı yapanlar yargılandı. Biz bu yargılanmaları tanımıyoruz. Bir suç varsa IŞİD işledi, bir suç varsa IŞİD’e destek veren, göz yumanlar işledi. Ankara’nın bu meydanında bunca kamera ve mobesenin bulunduğu yerde bu katliamların olmasının zeminini hazırlayanlar suçludur. Demokratik siyaset yürütenler suçlu değil, asıl yargılanması gerekenler bizleri yargılıyorlar.

Dolayısıyla bu karar yok hükmündedir. Bizim arkadaşlarımız dışarıda olduğu gibi içeride de bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu kumpas davası bir gün muhakkak çökecektir. İç siyaseti, IŞİD katliamlarıyla dizayn etmeye çalışanlar bir gün mutlaka bunun hesabını demokratik bir yargı karşısında vereceklerdir. IŞİD’i yargılamayanlar Sellahatin Demirtaşları, Figen Yüksekdağları ve şu anda cezaevindeki 13 arkadaşımızı yargılamaya devam ettiler. Bu yargılama Kürt halkında, Türk halkında Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inançlar nezdinde yok hükmündedir ve öyle olmaya devam edecektir.

IŞİD’e karşı dayanışma ve mücadele çağrısı yapanlar tarihin ak sayfalarında yerlerini alacaklardır. Ama bu katliamlara göz yuman ve bu katliamlar karşısında bir arada mücadele çağrısı yapanlar tarihin çöp sepetinde, tozlu raflarında, kara kitaplarında yer almaya devam edeceklerdir. Bizlerden IŞİD’i alkışlamamızı bekleyenler kusura bakmasın, IŞİD daha bitmedi.

IŞİD hala Rojava’da, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın dört bir yanında örgütlenmeye devam ediyor. Bizler Gültanlar, Figenler, Leylalar gibi bugünden sonra da IŞİD karşıtı mücadeleyle dayanışma içinde olacağız. Demokratik siyaset yargılanamaz. Demokratik siyaset 40 yıldır pes etmedi, demokratik siyaset tüm baskılara rağmen, bütün tutuklamalara rağmen, onlarca yıl verilen cezalara rağmen bir biçimiyle kendi yolunda akmaya devam etti ve edecektir. DEM Parti’nin HDP’den bir farkı yok. HDP’nin ilk kurulan demokratik Kürt siyaseti ve Türk emekçilerinin partisi olan HEP’ten, DEP’ten bir farkı yok. Çözüm demokratik siyaseti yargılamak değil.

Demokratik siyaset yargılandığı müddetçe bu ülke kaybetti, kaybetmeye devam ediyor. İnsanlar geçinemiyor, İnsanların geçinemediği bir ülkede hala savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Top, tüfek, mermiye, savaşa bütçe ayrılmaya çalışılıyor. Türkiye halklarına sesleniyoruz; bu iktidar isterse bir günde Türkiye’nin ekonomik olarak rahata kavuşmasını sağlayabilir. Bu ülkeyi yönetenler çok kısa bir sürede IŞİD gibi örgütlerin tamamını ortaya çıkarabilir.

Bu ülke diyalogla, müzakereyle isterse bu bölgedeki savaş ve çatışma ortamında daha güvenli, daha demokratik olabilir. Mesele Kürtleri, devrimcileri, Kürtlerle dayanışan dostlarını mahkum etmek değil; bu Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Bugün Türkiye’de çeteler, Susurluk gibi karanlık örgütler cirit atıyor. Susurluk geçmişte sadece Susurluk’ta vardı, bugün Susurluk gibi mafya örgütleri, çeteler, devlet içerisinde beslenen örgütler Türkiye’nin dört bir yanındadır. Türkiye Teksas’a dönüştü.

Siyasetçiler güpegündüz sokak ortasında vuruldu, tutuklandı, partilere kapatma davaları açıldı, emekçi hakkını hukukunu arayamadı. Türkiye’de çeteler kırmızı plakalı araçlarla insanları katlediyorlar. Tüm bunların tek sebebi var: Kürt sorununun çözümsüz kalması. Tek bir sebebi var: Müzakere ve diyaloga dayalı olmayan yol ve yöntemlerin benimsenmesidir. İşte Kobanî davası aslında bu diyalogla müzakere zemini için iktidar için bir fırsat olabilirdi. Bu fırsatı tepenlere, geçmişteki karanlık yöntemleri ikinci yüzyılda da uygulamaya çalışanlara sesleniyoruz.

Demokratik siyaset ayakta, demokratik siyaset 12 metrekarelik hücrelere arkadaşlarımız konulunca bitmiyor. Bugün biz burada nasıl mücadele ediyorsak cezaevlerinde ceza alan arkadaşlarımız da mücadelelerine devam ediyorlar. Dolayısıyla bu katliamların peşini bırakmayacağız. Bu katliamlar şimdilik aklansa bile, gerçek failleri ortaya çıkarılmasa bile bizler bir gün mutlaka bu katliamların hesabını demokratik yargı karşısında sorarak, bunları açığa çıkararak bu canlara olan borcumuzu yerine getireceğiz.

Yine Van’da olduğu gibi, Kobanî kumpas davasında olduğu gibi Türkiye’deki emekçiler ve yoksullarla, demokratlarla, sosyalistlerle, kadınlar ve gençlerle bugünden sonra daha güçlü, daha örgütlü bir mücadele örerek hem bu katliamların hesabını soracak hem de bu zulüm bu talan bu ratçı sisten karşısında demokratik, güçlü ve ortak mücadeleyi örerek bu katliamların önüne geçeceğimizi belirtmek istiyorum.

Bir kez daha yaşamını yitiren canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum, aileleriyle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyor, onlara sözlerimizi yineliyoruz. Sistemin besleyerek emekçilerin ve yoksulların üzerine sürdüğü bu çetelerin ortadan kaldırıldığı, rantın zulmün yoksulluğun yokluğun bittiği özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesini bugünden sonra daha güçlü bir şekilde yürüteceğimizin sözünü veriyor, Kobanî kumpas davasında ceza alan yoldaşlarımız için 24 saat hiç durmadan çalışacağız ve bu davanın beraatle sonuçlanması için de içeride, dışarıda bütün gücümüzle diplomasi yaparak, direnerek, arkadaşlarımızı gündemde tutarak, mücadelelerine destek vererek bu süreci devam ettireceğimiz belirtmek istiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Servet Transferi’ Çıkışı

İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor” dedi ve ekledi:

“Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır… Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti: “İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.

Böyle bir zirvenin ülkemizde düzenlenmesi ayrıca önemlidir. Köprü görevi gören Türkiye, finansta da aynı görevi üstleniyor. İstanbul’un finans ve İslami finans alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu uluslararası çevreler de takdir ediyor… Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik pazarların keşfedilmesinde zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.

Son yıllarda dünyamız köklü bir değişimden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz; uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos hakim renk haline gelmiştir. Koronavirüsün enkazı kaldırılmadan Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze gerilimi başlamıştır. Mevcut kurumlara güven sarsılmıştır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyada adalet sağlaması gerekenlerin çarpıklığı ortaya çıkmıştır. Mazlumu koruyacak kurumsal mekanizma yoktur. Yıllardır bize anlatılan kurumlar büyük bir zaaf içerisindedir.

Türkiye olarak uzun süredir bu duruma dikkat çekmekteyiz. Dünya 5’ten büyüktür tespitimiz sistemin değişimine acil ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Gazze soykırımı ile bu kaçınılmaz bir hal almıştır. Dünyanın devasa bir köye dönüştüğü günümüzde sınırlar ve mesafeler bizi koruyamaz. Afrika’da onca kaynağa rağmen insanlar açlıktan ölüyorsa, Gazze’de 35 bin 600 insan katlediliyorsa, Akdeniz mülteci kabristanına dönüşmüşse, kusura bakmayın ama kimse kendini emniyette hissedemez.

Adaletin olmadığı yerde huzur ve barış olmaz. Küresel sistemin elitleri bu durumu görmezden geliyor. Her bölgesel kriz, kanlı barış ve karşısındaki savaş bu gerçekleri hatırlatıyor. İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamak istiyorsak mevcut sistemden vazgeçmeliyiz. Daha adil, daha kuşatıcı bir sistem için el ele vermeliyiz. Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.

Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.

“Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor”

Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebilirliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.

Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.

Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi. Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım.

Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi. Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz.

Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.

OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz.

İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz. Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Yerel Seçimin Faturası Kesilmeye Başlandı

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de seçim yenilgisinin faturasını kesilmeye başlandı. Partideki değişim il örgütlerinden başlayarak, kongrede MKYK ve genel merkez yönetimiyle son bulacak.

Gazete Pencere’den Nuray Babacan‘ın bugünkü yazısında aktardığı kulis bilgilerine göre, Son iki aydan beri partide ve sarayda yapılan toplantıların ardından düğmeye basıldı. Sonbaharda yapılacak kongreye kadar taşlar epey döşenecek. İllerinde başarısız olan örgütler tasfiye edilecek.

Yeni delegeler, yeni isimlerle belirlenecek. Önümüzdeki günlerden itibaren büyük illerinde içinde olduğu seri istifaları beklemeye başlayabiliriz. Kimse istifaların il başkanlarının kişisel tercihi olduğunu düşünmesin, genel merkezden gelen talimatı yerine getiriyorlar.

Erdoğan’ın son haftalarda yaptığı seri toplantılardaki sözleri anlamlıydı. Cumhurbaşkanı, yerel seçimi sonuçlarından herkesin sorumluğu olduğunu dile getirerek, hem genel merkez yönetimini hem de parti örgütünü sonuçlardan sorumlu tutmuştu. Erdoğan’ın “Seçim sonuçlarına ilişkin kapsamlı bir analiz ve istişare yapmadan, tabloyu tam göremeyiz. Bu teşhisi doğru koyup tedaviyi iyi yapmamız lazım” sözlerinden sonra operasyon başladı.

Gelelim, sonuncusu geçtiğimiz günlerde yapılan milletvekili nabız toplantılarına. Seçim sonuçları çok can yakmış olmalı ki,; son 5-6 yıldan beri parti içerisinde bu kadar açık sözlü eleştirilerin yapıldığını görmedik. Tabii bu toplantıların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılmadığını söyleyelim. Milletvekilleri son derece rahat bir şekilde grup yönetimine veya genel merkez yönetimine dertlerini anlatıyorlar. Neler yok ki…

Son toplantıya daha önceki toplantılara katılamayan milletvekilleri çağrıldı. Seçimin kaybedilme nedenleri arasında, çakarlı makam araçlarından, uzun siyasetçi konvoylarına, şatafatlı siyasetçi görüntülerinden, çoklu maaşlara kadar sayılmayan kalmadı. Kötü ekonomi, kötü adaylar ve çalışmayan örgüt gibi sorunlar sıralandıysa da parti içinde özellikle savurganlık, israf ve kötü görüntüler üzerine yapılan eleştiriler ilk kez bu kadar fazlaydı.

Kürtler – Aleviler nerede?

Yapılan değerlendirmeler arasında bazıları, partinin ana felsefesinden uzaklaşmasının bugünkü seçim sonuçlarını getirdiğini aktarması ilginçti. “Nerede Kürtler, Nerede Aleviler?” diye soran siyasiler oldu. Bu ilginç değerlendirmenin bir kısmını burada aktarıyorum;

“Bizim bir hikayemiz yok artık. Bu hikaye aslında 2019 seçimleri ile bitmişti. Yenisini de yazamadık. AK Parti’nin kuruluş felsefesindeki en önemli unsur, yenilikçi ve reformcu bir parti olmasıydı. AK Parti bu ülkenin çimentosuydu. Nerede bu çimento? Aleviler nerede, Kürtler nerede? Türkiye’de şu anda hukuk sistemine güven yok. Bu nedenle ekonomiye de güven yok. Eğer bu iki unsurda güven tesis edilirse, AK Parti’nin yeni hikayesinin başlangıcı olur. AK Parti’nin oy oranlarına en az 10 puan katkısı olur…”

Aklı başında değerlendirme yapanların görüşleri ne kadar ciddiye alınacak bilinmez. Aynı toplantıda temmuz ayında emeklilere enflasyonun üzerinde zam yapılması gerektiğini söyleyenler de oldu. Ancak pek destek bulmadı. “Hangi kaynakla bunu yapacaksınız? Durum ortada. Emeklilikle ilgili en yanlış adım EYT oldu. Onun getirdiği fatura ödeniyor şu anda. Bu tip öneriler ülkenin hayrına olmaz” itirazları yükseldi.

Kapalı kapılar ardından yapılan bu ‘günah çıkarmaların’ ne kadarı parti politikalarına yansıyacak bilinmiyor. “Zihniyet değişmediği sürece farklı olmaz” diyenler, buna örnek olarak genel seçimden sonra açıklanan kabineyi gösteriyorlar. Kabinede iki bakan hariç geniş bir değişiklik yapılmasına rağmen pek bir şeyin değişmediğini kendi arkadaşları anlatıyor…

Paylaşın

Emekli Komutanlara ‘Basın Ve Yayın’ Yasağı Yolda

Meclis Başkanlığı’na sunulan yeni bir kanun teklifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ayrılan veya emekli olan askerlerin basın ve yayın mecralarında açıklama yapmaları izne bağlanıyor.

Kanun teklifine göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu. Teklif ile harekâtlar veya operasyonlar sırasında basın ve yayın organlarında yorumlarda bulunan emekli komutanlara yaptırımlar getiriliyor.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; MSB kadro ve kuruluşunda kamu görevlisiyken bu sıfatı sona erenlere, bakanlıktan izin alınmadan, bulundukları makam ve görevlerine ilişkin unvanlarını kullanarak beyanat vermeleri, yazı yazmaları veya açıklamada bulunmaları hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilecek.

Teklife göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile general ve amiraller hakkında ilgili hükümler doğrultusunda yürütülen işlemlerde soruşturma izni vermeye, soruşturma ve kovuşturma yapmaya yetkili mercilerin belirlenmesinde, ilgililerin son rütbeleri ve görevleri esas alınacak. Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda yapılacak değişikle; gerekli durumlarda önleme araması yapılabilecek.

25 hizmet yılını tamamlayana emekli aylığı bağlanacak

1999 yılı sonrası sigortası başlayan ve 1 Şubat 2018 yılı sonrası YAŞ kararı ile kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilen personele, yaş şartı aranmaksızın kadın ve erkek 25 hizmet yılının tamamlaması halinde emekli aylığı bağlanacak. Seferberlik ve savaş zamanında yüksek disiplin kurulları tarafından verilen TSK’den ayırma cezası hariç diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulacak.

Paylaşın

Bakırhan’dan ‘Normalleşme’ Yorumu: Kürtler Hariç

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajlarına ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Kobani Davası’ndan çıkan ağır cezaların, “Kürtler hariç normalleşme” anlamına geldiğini söyledi.

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Devlet aslında CHP ile normalleşme arayışını kastediyor gibi bir durum var. Kürtlerin bir siyasi davayla cezalandırılmaları aslında (devletin) bizi dışında bıraktığını, öyle bir niyetleri olmadığını net bir şekilde ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, başta Kobani davası olmak üzere normalleşme tarışmaları, ve partisinin yeni dönem yol haritasına ilişkin BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın sorularını yanıtladı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 31 Mart’ta yapılan yerel seçimleri kaybetmesinin ardından, DEM Parti tabanında az da olsa bir kesimde “Acaba AKP biraz daha demokratik zemine evrilir mi?” beklentisinin olduğunu belirten Bakırhan, Kobani davasında “müebbete denk gelen” cezalar verildiğini söyledi.

Bakırhan, kararların DEM Parti’de söz konusu beklentileri tümüyle ortadan kaldırdığını belirtti. DEM Parti Eş Başkanı, Kobani davasıyla ilgili olarak ulusal ve uluslararası alanda yoğun çalışma yürüteceklerini, davayla ilgili oluşan olumsuz algıyı kırmak için mücadele edeceklerini vurguladı:

“Hem davaya yaklaşımımız, hem de taleplerimiz birçok dile çevrilecek. Ülke içerisinde de aslında bir biçimde başladık. Buluşmalar, mitingler, en geniş seviyede meseleyi doğru anlatmak… Çünkü en baştan ‘Katiller, yağmacılar’ dediler, öyle bir algı oluşturdular. Tamamen beraat etmesi gereken bir karar. Zaten büyük ihtimalle temyizden döner, dönmesi gerekiyor.”

Kobani davası sonrası eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, T24 yazarı Murat Sabuncu’ya verdiği röportajda, kendisinin cezaevinden siyaset yapmasından rahatsız olanları, “siyaset tüccarı keneler” olarak tanımlamış, aktif siyaseti de “bu keneler” yüzünden bıraktığını söylemişti.

Kobani davası kararları açıklandıktan sonra, 42 yıl hapis cezasına çarptırılan Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret eden Bakırhan’a, eski HDP liderinin bu açıklamalarını nasıl karşıladığını, kırgınlığının olup olmadığını sorduk:

“Birçok yetersizliklerimiz olabilir. Buradaki mücadelelerimiz yeteri kadar sonuç yaratmamış veya öyle görünüyor olabilir” diyen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama çok değerli insanlarla birlikte mücadele ediyoruz. Onun için bu söze gönderme biçiminden lütfen bu anlaşılmasın. Hem içerde hem dışarıdaki arkadaşlarımızla ortak bir akılla, ortak bir ruhla bu süreci götürebiliriz. Figen başkanımız ve Selahattin başkanımız tarafından da bunlar dile getirildi.

Cezaevleri de dışarısı da mücadele alanıdır. Daha büyük, daha güçlü kenetlenmemiz gerektiği düşüncesi orada ortaya çıktı. Cezaevindeki arkadaşlarımızla birlikte daha güçlü bir diyalog, daha güçlü bir temasla birlikte ortak mücadelemizi yürüteceğiz. Kamuoyu da bunu görecek.

Onların cezaevinde olması, siyaseten artık atılı oldukları anlamına gelmesin. Öyle değerlendirmiyoruz, tam tersine…Bizim aramızda bir şey çıkmaz, bir ortak mücadelenin neferleriyiz.”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kobani davasıyla ilgili yaptığı ilk değerlendirmede, “Geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görüyor, bundan da mağdurlar ve demokrasimiz adına memnuniyet duyuyoruz” demişti.

Bakırhan ise Kobani davasında, kimsenin “öldürme” suçlamasından ceza almadığına dikkat çekti: “Cumhurbaşkanı bence yeterince takip etmiyor veya yoğunluğundan mahkeme kararına bile bakmadı. Eski söylediklerini tekrar ediyor gibi. İşte Yasin Börü meselesi gibi. Mahkemenin böyle bir kararı, ifadesi yok.”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, siyasette normalleşme tartışmaları sürerken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) DEM Parti’nin kapatılmasi ve partinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrılarını da değerlendirdi. Bakırhan, AKP ile Cumhur İttifakı ortağı MHP arasında “gerilim” olduğu görüşünde.

Van’daki mazbata tartışmasında iki partinin aktörlerinin söylemleri arasında büyük bir makas olduğunu belirten Bakırhan, “Bir gerilim var, bence iyi de gitmiyor bu ortaklık” dedi ve ekledi: “Nereye evrilir bilmiyorum ama demokrasiye evrilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum… MHP, Türkiye’de oyun bozan bir durumdadır. Zaten bütün rolü, misyonu budur.”

Bakırhan, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi, “yargıya sürekli talimat vermekle” suçladı, Kobani ve diğer siyasi davalardaki kararlarda bu tutumun etkili olduğunu savundu.

‘Bizi daha çok Batı’da göreceksiniz’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yerel seçim sonuçları ve partisinin yeni dönemde izleyeceği yol haritasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Önümüzdeki dönemde yoksullukla mücadeleye ve adalet arayışına odaklanacaklarını vurgulayan Bakırhan, “Gerçekten Türkiye’nin en önemli meseleleri, yoksulluk ve adalettir” dedi.

Partisinin yeni dönemdeki hedeflerini “örgütlenme ve genişleme” olarak açıklayan Bakırhan, “Genişlemenin iki anlamı var; demokratik ittfaklar ve partiyi geniş çevrelere açma. O nedenle, bizi daha çok Batı’da göreceksiniz önümüzdeki günlerde” diye konuştu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, yerel seçimlerde AKP’nin kaybında Kürt seçmenin rolünü de değerlendirdi.

Bakırhan, Kürt seçmenin bölgede “kaçak oy kullanımına” tepkisini, büyükşehirlerde AKP’ye kaybettirerek ortaya koyduğunu söyledi: “(İstanbul’da) Esenyurt’un neredeyse en büyük nüfusunu Karslılar, Iğdırlılar, Ardahanlılar oluşturuyor. Kars’ta ‘İradenizi gaspetmeye çalışıyorlar, kaçak seçmen getiriyorlar’ dedik.

İstanbul’da yaşayan bir Karslı, Ardahanlı; kaçak seçmen getiren bir iktidarın başka yerde kazanmasını ister mi? Aslında oradaki söylemimize uygun bir pratik sergilemiş halkımız. Stratejik davranmış. AKP kaçak seçmen götürmeseydi, dengeler başka olurdu. Dolayısıyla AKP önce kendisini sorgulamalı. 3-4 tane Kürt kentini, DEM Partili belediyeyi almak için Türkiye’yi kaybettiler.”

Paylaşın