Ebeveynler Ergenlik Döneminde Çocuklarla İlişkisinde Nelere Dikkat Etmeli?

Doç. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat, ebeveyn ve çocuk ilişkisinin mahremiyetine dikkat çekerek, “Ergenlik dönemiyle birlikte artık direktif verme, komut verme yaşı bitiyor” diyor.

Doksat, çatışmalardan kaçınmak için öncelikle empati ile söze girmek gerektiğini şöyle anlatıyor: “Önce çocuğun talebini anladığınıza ilişkin empatik bir cümle ile yaklaşmak gerekiyor. Ardından bu talebin sakıncalı olduğunu söyleyip yeni bir öneri yapılmalı. Bu diyaloğun birkaç tur sürecek. Ergen siyah derken ebeveyn beyaz diyecek. Ancak ebeveyn çocuğa öneriler sunarak ortak bir gri renge ulaşmasını sağlayacak.”

Eski model Deniz Akkaya’nın sosyal medyada kızı A.Ö. ile yaşadığı sorunları anlatmasıyla başlayan süreç, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının devreye girerek 16 yaşındaki çocuğun devlet korumasına alınmasıyla sonuçlandı.

Akkaya, paylaşımında kızının telefonuna el koyduğunu, telefonun şifresini öğrenmek istediğini, buna sinirlenen A.’nın ise kendisini 1 saat 45 dakika boyunca balkona kilitlediğini anlattı. Sonunda polis çağırmak zorunda kaldığını söyleyen Akkaya, kızını kendi elleriyle Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne gönderdiğini ve “burnunun sürtmesini istediğini” ifade etti.

Sosyal medyada tartışma yaratan olayın ardından pek çok kullanıcı ergenlik çağında çocuklarıyla yaşadıkları problemleri yazmaya başladı. Pek çok kullanıcı da Akkaya’yı çocuğunu sosyal medyada “deşifre etmekle” suçladı. Uzmanlar ise ergenlik döneminin hem çocuk hem de ebeveyn açısından psikolojik olarak zorlayıcı bir süreç olduğuna dikkat çekiyor. Peki bu olay dijital çağda değişen ebeveyn-çocuk ilişkilerine dair bize ne söylüyor?

DW Türkçe’den Ece Çelik’e konuşan Çocuk ve Genç Psikiyatristi Doç. Dr. Veysi Çeri, dijital çağda ebeveynlik rollerinde bir değişim yaşandığına dikkat çekiyor.

Çeri, eskiden çocukların hayatlarını şekillendiren yegane gücün anne-babalar olduğunu ancak dijital çağda çocukların tüm dünyayı tablet aracılığıyla deneyimlemeye başladığını, bunun da çocuğun hem gelişimini hem de var oluşunu şekillendirdiğini söylüyor. Ailelerin çocuklar üzerindeki şekillendirici etkisinin azaldığını ifade eden Çeri, “Çocuklar için normal ebeveynler için anormal olan davranış kalıpları ortaya çıkmaya başladı” diyor.

Son yıllarda artan çocuk merkezli aile yapısının ergenlik döneminde problemler yarattığını ifade eden Çeri, ebeveynin çocuğa rehberlik etmesi gerektiğini, bunun tersinin sıkıntılı durumlara sebebiyet verebileceğini kaydediyor: “Kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmeyen bundan dolayı risk analizi yapamayan bir çocuğun hem kendi hayatı hem de etrafındaki yetişkinlerin hayatı üzerinde otorite olması sağlıksız.”

Ebeveynlerin çocuklarına dünyayı doğru tanıtması ve zor duygularla nasıl baş edeceklerini öğretmesi gerektiğine dikkat çeken Çeri, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Dünya toz pembe bir yer değil. Normal hayatta her istediğimiz olmuyor değil mi? Bazen arzularımıza ket vuruyoruz, istek ve ihtiyaçlarımızı erteliyoruz. Bazen üzülüyoruz, bazen kırılıyoruz. Bunların hepsini çocuklara ev içerisinde aşırıya kaçmamak şartıyla yaşamasını hissetmesini sağlamamız ve bu zor duygularla nasıl baş etmeleri gerektiğini öğretmemiz gerekiyor. Çocuklar duygu denetimini 0-6 yaş arasında kolayca öğrenir. Sinirlenmenin üzülmenin normal olduğunu ancak bunun kendisine ve etrafına zarar verecek bir agresyon üretmemesi gerektiğini öğretmemiz gerekiyor.”

Duygu denetiminin ne kadar küçük yaşta inşa edilirse o kadar iyi olacağını belirten Çeri, çocukların büyüdükçe isteklerinin de büyüdüğünü, çocuğun “hayır” cevabına alışık olmaması durumunda duygu durumunu denetleyemediğini dile getiriyor.

Çeri, Deniz Akkaya örneğinde yaşanan krizin aslında doğal olduğunu, ruh sağlığı uzmanları olarak ebeveynlere 18 yaşına kadar çocuğun telefon ve tabletinde ne olduğunu gözlemlemelerini önerdiklerini söylüyor.

Dijital dünyanın her yıl binlerce çocuğun dijital zorbalığa uğradığı, tuzağa çekildiği, istismar edildiği tehlikeli bir atmosfer olduğunu hatırlatan Çeri, “Bir ailenin çocuğu böyle bir atmosferde denetleme isteğini anlarım. Bir gencin de buna tepki göstermesini anlarım. Aslında yaşanan bizim sık sık rastladığımız bir ergen-ebeveyn krizi. Bunu derinleştiren, kamuoyuyla paylaşılması” diyor.

“Mahremiyet ihlali güven sarsar”

Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi çocuk ve ergen psikiyatrı Doç. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat da Çeri gibi ebeveyn ve çocuk ilişkisinin mahremiyetine dikkat çekiyor.

Çocukla ebeveyn arasındaki ilişkinin sosyal medyada tartışılmasının, özel hayatla ilgili bilgi verilmesinin çocuğun ruhsal durumu açısından doğru ve uygun olmadığını söyleyen Doksat, çocuğun “Annem veya babam aramızdaki özel bilgiyi kamuyu bilgilendirmek adına açığa çıkarıyor, ifşa ediyor” diye düşüneceğini ifade erdiyor. Doksat, bunun da ergenlik çağındaki bir kişide öfke ve tepki yaratacağını vurguluyor:

“Bu durum çocuğun ebeveyne duyacağı güveni sarsar, çocuğun ebeveyne kendisini tam ve dürüst olarak açmasını ve ifade etmesini engeller. Bu da her çeşit hatalı davranışı çocuk açısından meşru hale getirir. Çocuklar ergenlik döneminde yaş gereği bilişsel çarpıtmalar yapmaya müsaittir.”

Bu dönemi yaşayan ebeveynler çocuklarına nasıl yaklaşmalı?

Doksat, bu soruyu “tatlı-sert dostane ebeveyn tutumu” kavramıyla yanıtlayarak “Ebeveyn çocuğun arkadaşı değil, illaki ebeveynidir. Ancak ergenlik dönemiyle birlikte bir paradigma değişikliği başlıyor. Ebeveynin bunu kabul etmesi gerekiyor. Ergenlik dönemiyle birlikte artık direktif verme, komut verme yaşı bitiyor” diyor. Doksat, çatışmalardan kaçınmak için öncelikle empati ile söze girmek gerektiğini şöyle anlatıyor:

“Önce çocuğun talebini anladığınıza ilişkin empatik bir cümle ile yaklaşmak gerekiyor. Ardından bu talebin sakıncalı olduğunu söyleyip yeni bir öneri yapılmalı. Bu diyaloğun birkaç tur sürecek. Ergen siyah derken ebeveyn beyaz diyecek. Ancak ebeveyn çocuğa öneriler sunarak ortak bir gri renge ulaşmasını sağlayacak.”

Doksat, çocuğun anlaşıldığını hissetmesi ve güvenin inşa edilmesinin önemli olduğunu sözlerine ekliyor.

Paylaşın

Türkiye’de Okuma Yazma Bilenlerin Oranı Yüzde 97,6’ya Yükseldi

2008 yılında 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 97,6 olarak hesaplandı. 2008 – 2023 yılları arasında kadınlarda okuma yazma bilen oranı yüzde 86,9’dan yüzde 96,0’a, erkeklerde ise bu oran yüzde 96,7’den yüzde 99,2’ye yükseldi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ulusal Eğitim İstatistikleri 2023 verilerini açıkladı. Buna göre; 25 yaş ve üzerindeki ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora mezunlarının söz konusu yaş içindeki oranı 2008 yılında yüzde 9,8 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 24,6 oldu. İlgili yaş grubu için ortaöğretim ve üzeri eğitim seviyelerinden mezun olanların oranı 2008 yılında yüzde 26,5 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 48,3 olarak gerçekleşti.

25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresi 2023 yılında 9,3 yıl oldu. 2023 yılında kadınların ortalama eğitim süresi 8,6 yıl iken, erkeklerin ortalama eğitim süresi 10,1 yıl oldu. 25 yaş ve üzeri nüfusun ortalama eğitim süresinin 2023 yılında en yüksek olduğu il 10,7 yıl ile Ankara olurken, bu ili sırasıyla İstanbul, Eskişehir, Kocaeli ve İzmir takip etti. Ortalama eğitim süresinin en düşük olduğu il ise 7,4 yıl ile Ağrı olurken, bu ili sırasıyla Şanlıurfa, Muş, Kastamonu ve Van izledi.

25 yaş ve üzeri nüfusun aldığı ortalama eğitim süresinin 2014 ile 2023 yılları arasındaki son on yıllık değişim oranına göre yüksek artış gösterdiği ilk beş il yüzde 54,1 ile Şırnak, yüzde 46,2 ile Hakkari, yüzde 40,8 ile Muş, yüzde 40,5 ile Bingöl ve Siirt oldu. En düşük artış gösteren ilk beş il ise yüzde 14,6 ile Ankara, yüzde 16,2 ile Eskişehir, yüzde 16,3 ile Tekirdağ, yüzde 17,0 ile İzmir ve yüzde 17,1 ile Yalova olarak hesaplandı.

2008 yılında 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 97,6 olarak hesaplandı. 2008-2023 yılları arasında kadınlarda okuma yazma bilen oranı yüzde 86,9’dan yüzde 96,0’a, erkeklerde ise bu oran yüzde 96,7’den yüzde 99,2’ye yükseldi.

25 yaş ve üzeri nüfusta, annesi yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 84,6’sının yükseköğretim, yüzde 12,5’inin ortaöğretim ve yüzde 2,9’unun ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı tespit edildi. İlgili nüfusta, babası yükseköğretim mezunu olan fertlerin yüzde 80,2’sinin yükseköğretim, yüzde 16,0’ının ortaöğretim ve yüzde 3,8’inin ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamladığı hesaplandı.

Söz konusu nüfusta, annesi ortaöğretim mezunu olan fertlerin yüzde 64,3’ünün, babası ortaöğretim mezunu olan fertlerin yüzde 55,4’ünün yükseköğretim mezunu olduğu belirlendi. Annesi ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 27,9’unun, babası ortaöğretim altı eğitim düzeyini tamamlayan fertlerin yüzde 26,6’sının yükseköğretim mezunu olduğu görüldü.

Paylaşın

Erdoğan – Özel Ne Zaman Görüşecek? Tarih Verildi

CHP lideri Özgür Özel’e iade-i ziyaret  tarihine ilişkin açıklamada bulunan Erdoğan, Özel’i 9 Haziran’dan sonra ziyaret edeceğini ifade etti. Erdoğan ile Özel 2 Mayıs’ta AK Parti Genel Merkezi’nde bir araya gelmişti.

Haber Merkezi / Partisinin grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’e yapacağı iade-i ziyaretin tarihine ilişkin konuşu. Erdoğan, Özgür Özel’i 9 Haziran’dan sonra ziyaret edeceğini ifade etti.

Erdoğan, “İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile görüşecek misiniz?” sorusuna ise “Görüşmemek için hiçbir neden, sebep yoktur” şeklinde yanıt verdi.

Ne olmuştu?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Mayıs’ta AK Parti Genel Merkezi’nde bir araya gelmişti. Görüşme 1 saat 35 dakika sürmüştü.

Görüşmede, CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi Namık Tan ile AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş da yer almıştı. Erdoğan ile Özel görüşmesi sonrası basın mensuplarına açıklama yapılmamıştı.

Erdoğan ile Özel’in görüşmesine boş koltuk damgasını vurmuştu. Erdoğan, Özel ile görüşme esnasında Özel’in karşısında değil de ortada ve daha farklı bir koltukta oturması akıllara “Erdoğan eşit değiliz imajı mı yaratmak istiyor?” sorusunu gündeme getirmişti.

AK Parti, boş koltuğun özel bir anlam ifade etmediği, oda düzeninden kaynaklandığı, diğer liderlerle veya konuklarla yapılan görüşmelerdeki protokolün uygulandığı vurgulamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’a dönerek, en kısa sürede CHP Genel Merkezi’ne iade-i ziyaret gerektiğini söylemişti. Özel, bu ziyaretten memnun olacağını ifade etmişti.

31 Mart seçimlerinde CHP’nin çok sayıda büyükşehir ve belediyelerine yenilerini eklemesinin ardından Özel verdiği demeçlerde Erdoğan ile görüşebileceğini aktarmıştı.

Erdoğan ile Özel, 23 Nisan’da TBMM’de düzenlenen resepsiyonda başka diğer siyasi partilerin de olduğu ortamda ilk kez bir araya gelmiş ve kısa bir görüşmenin ardından özel kalemlerin buluşma tarihi belirleyeceği duyurulmuştu.

Paylaşın

Erdoğan’dan “İslam Dünyası”na Gazze Tepkisi: Daha Neyi Bekliyorsunuz?

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, Müslüman ülkelerin Gazze tepkisizliğini sert bir dille eleştirerek, “Daha neyi bekliyorsunuz? Bebeklerin boynu koparılıyor çadırlarda insanlar yakılıyor. Ne zaman bir araya geleceksiniz?” dedi ve ekledi:

“İslam alemi ne zaman Filistinli kardeşlerimin hukukunu onurunu koruyacak? Vallahi Allah bunun hesabını soracak. Tepkisiz kalana Allah bunun hesabını sorar. Bu barbarlık Gazze ile sınırlı mı sanıyorsunuz. Asla ve asla kan içmeye doymayacaklar. Bunlar sadece Gazze için değil bütün insanlık için tehdittir.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “İsrail, uluslararası hukukun kontrolüne girmeden hiçbir devlet güvende değildir. Buna Türkiye de dahildir. Netanyahu ve cinayet şebekesi tamamen kontrolden çıkmadan bu soykırım insanlığın ittifakıyla artık derhal durdurulmalı” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugün 1071 ile başlayan fetihler zincirinin altın halkası olan İstanbul’un Fethi’nin 571’inci seneyi devriyesi. Cesaretiyle İstanbul’u bize armağan eden Fatih Sultan Mehmet’i rahmetle yad ediyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han henüz 21 yaşındayken bir çağı kapatıp yeni bir çağın kapılarını açmıştı.

Fetih anlaşılmadan milletimizin mefkuresi kızıl elma ideali anlaşılmaz. Fetih anlaşılmadan gemileri karadan yürüten strateji anlaşılmaz. Fetih İstanbul’un bahtını aydınlığa çevirmek demektir. Fetih bayındır kılmak, sadece şehirleri ve toprağı değil gönülleri de mamur etmektir.

Fethe işgal diyenlerin Haçlı sürülerinden farkı yoktur. İstanbul’un fetih ve Fatih ruhundan koparılmasına göz yummayacağız. Birileri hala kabullenemese de İstanbul Türk’tür, İstanbul Müslüman’dır. Allah’ın izniyle ebediyen öyle kalacaktır. İstanbul her şeyden önce bize ecdadın bize Fatih Sultan Mehmet Hanın, şehit ve gazilerin emanetidir.

Dün 28 Mayıs 2023 seçimlerinin de birinci yıl dönümüydü. Milletimizin tercihine mazhar olarak tekrar görevi üstlendik. 28 Mayıs seçimleri sonrası ifşa olan gizli anlaşmalar ülkemizin nasıl büyük bir felaketin eşiğinden döndüğünü gösteriyor.

Vatan, millet, ahlak edebiyatı yapanların koltuk uğruna savundukları değerleri nasıl sattığını takip ediyoruz. 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayının üzerindeki şüpheleri temizlemesi önemli. İmalarla konuşmayı bırakıp açık açık ifade etsin. O hançerin 14-28 Mayıs seçimlerinde milletimizin sırtına saplanmasına izin vermedik.

Pazartesi günkü kabine sonrasında hükümetimizin 1 yıllık karnesini kamuoyuyla paylaşacağız, hangi eserleri kazandırdığımızın hesabını milletimize vereceğiz.”

Refah’taki görüntülere can dayanmıyor. Refah’a saldırılarla daha kanlı safhaya girildi. İçinizde insanlıktan kırıntı kalmadı mı? 15 bin masum çocuktan ne istediniz. Ey Amerikan devleti bu kan senin eline de bulaşmıştır. Bu soykırımdan en az onlar kadar siz de sorumlusunuz. Çünkü sustunuz. Gazze’de insanlık ölürken Avrupa’da demokrasi ölüyor, ifade özgürlüğü ve çocuk hakları da ölüyor.

“Daha neyi bekliyorsunuz?”

Dünya bir manyağın barbarlığını izliyor. Ey BM sen ne işe yararsın. Dünya barbarlığı canlı yayında izliyor. Buradan İslam dünyasına bir çift sözüm var. Daha neyi bekliyorsunuz? Bebeklerin boynu koparılıyor çadırlarda insanlar yakılıyor. Ne zaman bir araya geleceksiniz?

İslam alemi ne zaman Filistinli kardeşlerimin hukukunu onurunu koruyacak? Vallahi Allah bunun hesabını soracak. Tepkisiz kalana Allah bunun hesabını sorar. Bu barbarlık Gazze ile sınırlı mı sanıyorsunuz. Asla ve asla kan içmeye doymayacaklar.

Bunlar sadece Gazze için değil bütün insanlık için tehdittir. İsrail, uluslararası hukukun kontrolüne girmeden hiçbir devlet güvende değildir. Buna Türkiye de dahildir. Netanyahu ve cinayet şebekesi tamamen kontrolden çıkmadan bu soykırım insanlığın ittifakıyla artık derhal durdurulmalı.

Türkiye’de darbeler dönemi sona ermiştir. Siyasete müdahale etmeye kalkışanlar hapiste yaşlanacaklardır. Milli iradenin vesayet altına alınmasına izin vermeyeceğiz. Biz pusulası millete, milletin sesine ayarlanmış siyasetin temsilcileriyiz.

“Kimse merhamet üzerinden ders vermeye kalkmasın”

Türkiye’de 4 milyon civarında sahipsiz köpek olduğu sanılıyor. Bu sayı asimetrik bir şekilde katlanarak artıyor. Kuduz tehdidi de aynı oranda artıyor. Gelişmiş hiçbir ülkede olmayan bir başıboş köpek sorunumuz var. Öyle ki bazı ülkeler Türkiye’ye gelecek vatandaşlarını kuduz ile ilgili konularda uyarmaya başladı. Bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bizim medeniyetimiz bir merhamet devletidir.

Canlıya insan olsun hayvan olsun bitki olsun her zaman merhametle yaklaştık. Bu konuda vakıfların kurulduğunu görürsünüz. Biz doğum yapacak bir köpek için ordusunun yolunu değiştiren bir peygamberin ümmetiyiz. Hiç kimse merhametimizi sorgulamasın. Kimse merhamet üzerinden ders vermeye kalkmasın.

Gerçek şudur toplumun çok büyük bir kesimi bu meselenin bir an önce çözülmesini ve sokakların çocuklar başta olmak üzere herkes için güvenli olmasını istemektedir. Bu sorunu köklü bir şekilde çözüme kavuşturmamız şart. Tüm taraflarla istişare ediyoruz. Biz sahipsiz köpeklerin sahiplenilmesini amaçlıyoruz. Yegane amacımız bu. Bu mevzuatta yapılacak değişiklikteki amacımız budur. Sahipsiz hayvanlar bakımevlerinde tutulacak. ”

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: CHP Kapıları Kapattı

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Mayıs’ta Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda yaptığı, “Mevcut Anayasa ile devam edemeyiz” açıklaması CHP PM’nin gündemine geldi.

Edinilen bilgiye göre, “Bizim mevcut anayasaya uyulmadığı ve yargıya müdahaleler sürdüğü konusundaki eleştirilerimizde hiçbir değişiklik yok” yorumunu yapan CHP PM üyeleri, AK Parti ile Anayasa değişikliği konusunda yan yana duramayacaklarını söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 26 Mayıs’ta düzenlenen Büyük Emekli Mitingi’nin ardından gerçekleştirilen Parti Meclisi toplantısında, “Normalleşme” süreci, mitingler, tüzük değişikliği ve yeni anayasa tartışmaları ele alındı.

CHP Lideri Özel’in kurmaylarına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle gerçekleştirdiği görüşmeler detaylarını paylaştı. Liderler arasındaki zirvelerin, “Yumuşama” ve “Normalleşme” kelimeleriyle tanımlanmaması gerektiğini ifade eden CHP yetkilileri, “Amacımız kutuplaşmayı azaltmak. Bu bir kutuplaşmayı azaltma sürecidir” dedi.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin haberine göre, CHP’nin, toplumsal sorunlarla ilgili sözünü en sert şekilde söylemeye devam edeceğini kaydeden parti yetkilileri, “Öğretmenler ve emekliler ile bir araya geldik. Siyasi iktidarın politikaları nedeniyle mağdur olan, dezavantajlı pozisyona düşen tüm kesimlerle bir araya olmaya, gücümüzü birleştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 27 Mayıs’ta Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda yaptığı, “Mevcut Anayasa ile devam edemeyiz” açıklaması da CHP PM’nin gündemine geldi. Edinilen bilgiye göre, “Bizim mevcut anayasaya uyulmadığı ve yargıya müdahaleler sürdüğü konusundaki eleştirilerimizde hiçbir değişiklik yok” yorumunu yapan CHP PM üyeleri, AK Parti ile Anayasa değişikliği konusunda yan yana duramayacaklarını söyledi.

CHP’de 31 Mart Yerel Seçimleri sürecinde parti aleyhine çalışan üyelerin raporlanma sürecinde sona gelindiği de öğrenildi. Parti kaynakları, CHP üyesi olmasına karşın rakip aday adına çalışan üyelerin kesin ihraç istemiyle disipline sevk edileceğini bildirdi. Bu kapsamda genel merkeze gelen bilgilendirmeleri inceleyeceklerini söyleyen CHP yetkilileri, parti aleyhine çalıştığı net şekilde tespit edilen kişi sayısının 800’e yakın olduğunu belirtti.

“Kimse kimseyi kandırmasın”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis’te düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, toplantı öncesi, İYİ Parti’den istifa ederek CHP’ye geçen Prof. Dr. Taner Demirer’e parti rozetini taktı.

AK Parti’nin hazırlığını sürdürdüğü sokak hayvanlarına yönelik düzenlemeyle ilgili konuşan Özgür Özel, “Bakım evine alacağız 30 günde sahiplenen olmazsa öldüreceğiz diyorlar. Bir eczacı olarak ötenazi ilacının maliyetini de biliyorum. Kısırlaştırmadan da pahalı bu rakam. Kimse kimseyi kandırmasın. Burada bir anlayış ve bilgisizlik yoksa inanılmaz bir vicdansızlık var” diye konuştu.

Geçtiğimiz pazar günü Ankara’da düzenlenen Emekli Mitingi hakkında değerlendirmelerde bulunan Özel, “Bu ülkeyi bugünlere getirenlere selam olsun. Yanınızdayız, arkanızdayız. Birinci parti olmanın sorumluluğuyla birlikte yürüyoruz. Emeklilerle bu sorunu gündemde tutmaya onların hakkını söke söke almaya devam edeceğiz” ifadelerine kullandı.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan Yeni Anayasa Açıklaması: Tayyipizm’den Türkiye’yi Kurtulalım

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Yürürlükte olan 1982 Anayasasında vesayet yok değil. Elbette var. Var ama askeri yönetimlerin vesayetinden ziyade yaptığınız anayasa değişikliklerinden kaynaklı olarak Recep Tayyip Erdoğan vesayeti var” dedi ve ekledi:

“Gelin, doğru bir iş yapmak istiyorsanız biz hazırız. Bu anayasadan bütün vesayetlerin izlerini silelim. İşe de Tayyip Erdoğan vesayetini kaldırmakla başlayalım. Cumhurbaşkanlığı Hükumet sistemi diye adlandırılan Tayyipizm’den Türkiye’yi elbirliği ile kurtulalım.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Gereksiz tartışmalara hiç gerek yok. 60’lara, 71’lere, 80’lere dönmenin de anlamı yok. 1982 Anayasa’sında değişmemiş sadece 58 madde var. O maddelerde askeri vesayetle falan ilgili değil. Ayrıca yapılan Anayasa değişikliklerinin çoğunu da, 22 yıldır işbaşında bulunan iktidar yani sizler gerçekleştirdiniz.

2010’daki anayasa değişikliğiyle devlet yönetimine ve yargıya FETÖ’yü ortak ettiniz. 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün yaşanmasına vesile oldunuz. Sonra 2017’de olağanüstü hal koşullarında zata mahsus bir anayasa değişikliği yaparak Cumhurbaşkanlığı Hükumet sisteminin anayasal çerçevesini belirlediniz.

2018’den beri bu milletin başına tek adamlığı siz bela ettiniz. Ayrıca neden şikayet edersiniz ki? Bizleri hayatımızın baharında mapushanelere gönderen askeri darbeler sizleri saraylara taşıdı işte. Yürürlükte olan 1982 Anayasasında vesayet yok değil. Elbette var.

Var ama askeri yönetimlerin vesayetinden ziyade yaptığınız anayasa değişikliklerinden kaynaklı olarak Recep Tayyip Erdoğan vesayeti var. Gelin, doğru bir iş yapmak istiyorsanız biz hazırız. Bu anayasadan bütün vesayetlerin izlerini silelim. İşe de Tayyip Erdoğan vesayetini kaldırmakla başlayalım. Cumhurbaşkanlığı Hükumet sistemi diye adlandırılan Tayyipizm’den Türkiye’yi elbirliği ile kurtulalım.

İYİ Parti olarak bugüne kadar sayısız yasa teklifi, araştırma önergesi ve yazılı soru önergesi verdik. Derneklerle, barınaklarla görüştük. Dertlerini dinledik. Çözümler geliştirdik. Hayvan hakları yasası çıkmalı dedik. Kontrol ve kısırlaştırma gerekiyor dedik. Bu hususlarda büyük gayret gösteren öncelikle milletvekillerimize ve emek veren tüm partili arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Bizler, hayvanlara eşya muamelesi yapmayan En’am Suresi 38. Ayette ifadesini bulan ‘Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir.’ İlahi emrini, iman hakikati olarak kabul etmiş bir milletiz. Yüzyıllardır hayvanlara merhamet gösteren, şefkatli bir millet olarak, hayvanlarla çocuklar arasında yaşamsal bir tercih yapmamışız. Elbette bunları kıyaslanacak şeyler olarak da görmemişiz.

Bizler Avrupalılar gibi sıfır sokak hayvanı politikası üretecek bir tarihten de gelmiyoruz. Veba salgınını, kedilerle birlikte atlatmış Yörük çadırını, dostu bildiği köpeğiyle birlikte taşımış, Asya’dan Avrupa’ya kısrak başı gibi uzanan bir toprağın çocuklarıyız. Gel gelelim birtakım ülkeler gibi, hayvan ve insanların birbirine karıştığı, bir şehir anarşisini de tercih edecek değiliz. Ancak bu anarşiden beslenen vicdan vampirleri kendi riyakarlıklarını örtmek için sabrımızı ve vicdanlarımızı sınıyorlar.

“Muhbirlik yap, para kazan”

Diyor ki Tarım ve Orman Bakanı; ‘Bilimsel verilere göre, başıboş köpeklerin çoğalmalarının kontrol altına alınabilmesi, bir sene içinde toplam sayının yüz 70’inin kısırlaştırılması ile mümkündür. Ancak son 5 yılda ortalama 260 bin, bir yılda en fazla 350 bin köpek kısırlaştırılabilmiştir.’ Yani paranız mı yok? İmkânınız mı yok sayın bakan? Yoksa işinizi yapmaya niyetiniz mi yok? Elbette bu sorular belediyeler için de geçerli. Sorumluların birbirine topu atmasına gerek yok.

Meselenin çözümü bellidir. Zor da değildir. Öncelikle iyi niyet gereklidir. Sonra merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasında sivil toplum ve gönüllüler arasında, koordinasyon ve iş bilirliği gereklidir. Sonra yapılacak şeyin formülü bellidir. Topla, kısırlaştır, aşıla, koru. Bu süreçte barınakların kapasitesi ve imkanları da arttırılmalıdır. Evcil Hayvan ticareti tamamen yasaklanmalıdır. Hayvanlar takip edilmeli, onları sokağa terk edenlere yaptırım uygulanmalıdır. Yani hayvan hakları yasası çıkartılmalıdır.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kamu görevlilerinin servislerini kaldırarak başladığı şahane tasarruf tedbirleriyle ekonomik krizi çözeceğinden o kadar emin olmuş olacak ki eşsiz uygulamalarına bir yenisini daha eklemeye karar verdi.

Biz bunun adını MUYAP koyduk. Yani muhbirlik yap, para kazan projesi. Sen garibanı gammazla, biz kalantoru kayırırız projesi. Ne hikmetse bakanın aklına vergi borcu affedilen iş adamları, ballı maaş alan üst düzey yöneticiler, israf rekoru kıran saray harcamaları, görev zararı konusunda rekor üstüne rekor kıran kamu bankaları gelmemektedir.

Kollukta kimin kime operasyon yaptığı belli değildir. Hangi cemaat, hangi tarikat derken emniyet ve jandarma İçişleri’nden alınıp neredeyse Diyanet’e bağlanacak seviyeye gelmiştir. Vatandaş bugününden şüpheli, yarınından ise umutsuzdur.”

Paylaşın

Erdoğan’a “Parti İçinde Ekipleşmeler Başladı” Uyarısı

Erdoğan başkanlığında yapılan YİK toplantısında, “Partide farklı bir yapı oluşmaya başladı. ‘Şunun adamı, bunun adamı’ diye bir şey yoktu. Şimdi ise teşkilatlar dâhil parti içinde ekipleşmeler başladı” görüşü dile getirildi.

AK Parti’nin “fabrika ayarları”na dönmesine yönelik tartışmalar ise “AK Parti’nin kuruluş aşamasındaki ayarlar ile bugünün şartları farklı… Değişim olacaksa bu geciktirilmemeli, zamanlaması önemli. Fazla bekletilirse de sıkıntı olur. Sonuç alınamaz” şeklinde değerlendirildi.

“AK Parti’nin Abileri” olarak nitelendirilen ve eski TBMM Başkanları İsmail Kahraman, Köksal Toptan, İsmet Yılmaz, Binali Yıldırım, Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek gibi isimlerin üye olduğu Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu toplantısında AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a uyarılarda bulunuldu.

İktidara yakın Türkiye gazetesinde yer alan habere göre, geçen günlerde Erdoğan’ın başkanlığında yapılan toplantıda, seçim sonuçları analiz edildi. Bazı kurul üyeleri, AK Parti’nin “bürokratik oligarşi ile mücadele ederek bugünlere geldiğine fakat son dönemde bürokrasinin siyaseti teslim almaya başladığına” dikkati çekti.

Toplantıda “Parti de bürokrasiye göre hareket ediyor. Mesela, kanuni düzenlemeler bile, siyasetin bakış açısı ile değil bürokrasinin taleplerine göre yapılıyor. ‘Toplumdaki karşılığı nedir bunun’, ‘Vatandaştaki etkisi ne olacak’ gibi bu konular dikkate alınmıyor. Siyaset ön plana çıkarılmalı” değerlendirmesi yapıldı.

“Bugünün şartları farklı”

AK Parti içinde bir süredir yaşanan “ekipleşme”nin de vurgulandığı toplantıda “Partide farklı bir yapı oluşmaya başladı. ‘Şunun adamı, bunun adamı’ diye bir şey yoktu. Şimdi ise teşkilatlar dâhil parti içinde ekipleşmeler başladı” görüşü dile getirildi. AK Parti’nin “fabrika ayarları”na dönmesine yönelik tartışmalar ise “AK Parti’nin kuruluş aşamasındaki ayarlar ile bugünün şartları farklı” şeklinde değerlendirildi.

Habere göre, seçim sonrası partide oluşan değişim beklentisi de masaya yatırıldı. Kurul üyelerinden bazıları “Değişim olacaksa bu geciktirilmemeli, zamanlaması önemli. Fazla bekletilirse de sıkıntı olur. Sonuç alınamaz” dedi. Toplantıda şu görüşler dile getirildi:

“1989 seçimleri ile bugünkü seçimleri aynı düzlemde değerlendirilmez. O günkü CHP ile bugünkü CHP aynı değil. Seçim sonuçlarını değerlendirirken, seçmen sosyolojisini de dikkate almamız lazım. Biz hata yapmış olabiliriz, eksiğimiz olabilir ama, bu insanlar hangi saiklerle CHP’ye oy verdi? Asıl buna bakılması lazım. CHP, 1989 şartlarından farklı olarak daha merkezde yer aldı. Kent Lokantalarına yönelik seçim sürecinde çok tartışma oldu ama bu yöntem aslında bizim kullandığımız bir yöntemdi. Bunları iyi analiz etmek lazım.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Bahçeli’ye: Gençleri Sokağa Davet Etmeyin

Gelecek – Saadet ortak grup toplantısında Ahmet Davutoğlu, Devlet Bahçeli’nin “Elinde ve vicdanında ülkücü kanı taşıyan alçaklarla kesif bir hesaplaşmaya hazırız, helalleşmeyeceğiz” sözlerini hatırlatarak, “Gençleri hesaplaşacağız diye sokağa davet etmeyin” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü ‘Sinan Ataş’ cinayetine ayıran Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi Sayın Bahçeli, ‘hesaplaşacağız kesinlikle helalleşmeyeceğiz’ diye bir ifade kullandı. Artık yaşı kemale ermiş bir siyasetçinin kullanmaması gereken bir ifade. Düşmanla hesaplaşabilirsin ama vatandaşınla helalleşeceksin ama en önemlisi o ülkücü şehitlerin son halkası olan Sinan Ateş’in eşiyle annesiyle helalleşeceksin Sayın Bahçeli.

Bu resme bakın rahmetli Sinan Ateş, 5 yıl önceki Ülkücü Şehitler Günü’nde Sayın Bahçeli’nin hemen arkasında, şimdi de yeni Ülkü Ocakları Genel Başkanı hemen arkasında. Şimdi Ülkü Ocakları Genel Başkanı genç kardeşim şu resme bakıp kendi geleceğiyle ilgili ne tahayyül eder veya bu işlerin içinde bir rolü varsa ne düşünür Sinan Ateş’in ailesi onlar hakkında.

Sayın Bahçeli siyasete girdiğinde en çok takdir edilen yönü gençleri sokaktan çekmesi olmuştu. O zamanki ifadelerini hatırlatırım Sayın Bahçeli, ‘Gençleri sokaklardan çekeceğiz, bize okumuş genç lazım.’ O zaman 40 yaşlarındaydı Sayın Bahçeli, şimdi 70’li yaşlarda. 70’li yaşlarda gençleri hesaplaşacağız diye sokağa davet etmeyin Sayın Bahçeli.

Biz o günleri çok acı yaşadık, nice yiğit insanlar evlerinde şehit edildiler. Gençler idealisttir, olumlu yönde bir idealizm verirseniz dünyayı ihya ederler, olumsuz bir şekilde onları şiddete sevk ederseniz kendileri için de ülkeleri için de felaket sebebi olurlar.

Hangi ideolojiye mensup olursa olsun bütün gençlere sesleniyorum, bu kritik günlerde asla provokasyonlara gelmeyiniz ve bütün hukukçulara sesleniyorum hiçbir yerden talimat almayın. Sinan Ateş’in katilleri cezalandırılmadıkça hiçbir gencimiz emniyette, hiçbir sokağımız huzurda olmayacak.”

Paylaşın

MGK’dan Yedi Maddelik Bildiri: Yapay Zeka Vurgusu

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, “Türkiye’nin, yapay zeka çalışmalarının ilmi, askeri, iktisadi ve içtimai neticelerine hazırlıklı olmasının ve bu alanda ileri kabiliyetler geliştirmesinin önem ve önceliğine işaret edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildiride ayrıca, “Gazze’deki katliamlarını sürdüren İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlara son vermesi için dünyanın dört bir yanında yükselen sesleri bastırmaya yönelik uygulamaların; hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ifade hürriyetini savunduğunu iddia eden çevrelerin samimiyetsizliğini bir kez daha gözler önüne serdiği belirtilmiştir. Buna mukabil tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerin sayısının ve katliamın sorumlularının adalete karşı hesap vermesine yönelik çabaların artmasının kritik önemde olduğu ifade edilmiştir” denildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen toplantı yaklaşık 3 saat 40 dakika sürdü. Toplantının ardından yayımlanan yedi maddelik bildiri yayınlandı. Bildiride şu ifadelere yer verildi:

“1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ VE DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.

2. Komşumuz Irak’la eş güdüm ve iş birliğimizin, ülkelerimiz arasındaki ahdî zeminin genişlemesiyle daha ileri aşamalara taşınacağı vurgulanarak güvenlik alanında kaydedilecek somut ilerlemelerin, bölgemizin kalkınmasına yönelik müşterek gayretlerimizi kuvvetlendireceği belirtilmiştir.

3. Irak ve Suriye’de gasp ettiği toprakları terör yuvası hâline getiren PKK/KCK-PYD/YPG’nin ve ona sağlanan desteğin bölgemizdeki tüm unsurlarıyla birlikte bertaraf edileceği, millî güvenliğimiz ve komşularımızın toprak bütünlüğü hilafına herhangi bir oldubittiye fırsat verilmeyeceği vurgulanmıştır.

4. Uluslararası hukuktan kaynaklanan mesuliyetlerini yok sayarak Gazze’deki katliamlarını sürdüren İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlara son vermesi için dünyanın dört bir yanında yükselen sesleri bastırmaya yönelik uygulamaların; hukukun üstünlüğü, demokrasi ve ifade hürriyetini savunduğunu iddia eden çevrelerin samimiyetsizliğini bir kez daha gözler önüne serdiği belirtilmiştir. Buna mukabil tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerin sayısının ve katliamın sorumlularının adalete karşı hesap vermesine yönelik çabaların artmasının kritik önemde olduğu ifade edilmiştir.

5. Ukrayna’daki insani durumun her geçen gün kötüleşmesine sebep olan savaşa ilişkin son gelişmeler ele alınarak adil ve kalıcı bir barışın en kısa sürede tesisine ilişkin imkânlar değerlendirilmiş; kıyıdaş ülkelerle birlikte, Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin tahkimine yönelik çalışmaların sürdürülmesinin önemi vurgulanmıştır.

6. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki müzakerelerde kaydedilen müspet gelişmelerin barışı sağlayacak bir anlaşma ile neticelenmesi yönündeki temennimiz ve kalıcı barışın tesisini hedefleyen tüm iyi niyetli çabalara desteğimiz teyit edilmiştir.

7. Yapay zekâ alanında kaydedilen ilerlemenin, insanlık tarihinde yeni bir merhaleye geçilmesini mümkün kılabilecek büyük fırsatlar sunduğuna; bununla birlikte, bahse konu sahadaki potansiyelin birtakım sınamaları ve siber alanda oluşan yeni tehditleri de beraberinde getireceğine dikkat çekilmiştir. Türkiye’nin, yapay zekâ çalışmalarının ilmî, askerî, iktisadi ve içtimai neticelerine hazırlıklı olmasının ve bu alanda ileri kabiliyetler geliştirmesinin önem ve önceliğine işaret edilmiştir.”

Paylaşın

CHP Sözcüsü Yücel’den Erdoğan’a ‘Yeni Anayasa’ Tepkisi

Erdoğan’ın ‘yeni anayasa’ söylemlerine ilişkin açıklamada bulunan CHP Sözcüsü Deniz Yücel, “‘Türkiye Yüzyılı Anayasası’ diye bir anayasa olmaz! ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ olur!” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’ndan fotoğraflar paylaşarak şu ifadeleri kullandı:

“Yeni Türkiye’nin sembollerinden olan Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda düzenlenen Sivil Anayasa, Güçlü Türkiye Sempozyumu’nun demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kıymetli fikirleriyle sempozyuma katkı veren hocalarımıza ve hukukçularımıza teşekkür ediyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Deniz Yücel’de sosyal medya hesabından Erdoğan’ın paylaşımını alıntılayarak şu ifadeleri kullandı:

“Yassı Ada’nın adını ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ olarak değiştirmekle ülkeye demokrasi ya da özgürlük gelmiyor Sayın Erdoğan. AKP döneminde Yassı Ada’nın adı değiştirildikten sonra adada yapılan ilk işlem, imar düzenlemesi oldu. Yargılamaların yapıldığı spor salonu, Adnan Menderes’in kaldığı oda dahi yıkıldı.

Ada beton cehennemine çevrildi. Yani betonlaşmaya özgürlük getirdiler. Sayın Erdoğan ‘Anayasa normlar hiyerarşisinin tepesinde yer alır’ diyor. Çok doğru. Ama lafla peynir gemisi yürümez. Kendilerinin onlarca maddesini değiştirdikleri mevcut Anayasa’yı dahi uygulamayanların, yeni, daha demokratik bir anayasa yapımında samimi olmaları düşünülemez.

Sayın Erdoğan, her 27 Mayıs’ta Adnan Menderes ve arkadaşlarının hatırasını sömürerek demokrasi dersi vereceğinize, önce Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının önünü açın. Ayrıca, ‘Türkiye Yüzyılı Anayasası’ diye bir anayasa olmaz. ‘Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ olur.”

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Anayasası Sivil Anayasa Güçlü Türkiye Sempozyumu’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Yeni anayasa ile tüm bu kazanımları daha da ileriye taşımayı hedefliyoruz. Yeni anayasaya ülkemizin neden lüzum duyduğunu aktardık. 1921 ve 1924 anayasalarını dışarıda bırakırsak bütün anayasalarımız vesayetçilerin direktifiyle yapılıp halka empoze edildi. Anayasalarımız içinde vesayetin en fazla nüfuz ettiği 1961 anayasasıdır. 61 Anayasası ve 82 Anayasası’nın hazırlanma sürecinde milletin iradesi tecelli etmedi.

Çerçevesini darbecilerin çizdiği dili sorunlu mevcut anayasa ile yola devam edemeyiz. Türk demokrasisi yeni ve sivil anayasa yapacak güce sahiptir. Artık yeni bir anayasa kaçınılmazdır. Mevcut anayasa siyasete güveni zedeliyor. Yapıcı ve uzlaşmacı tavrımızı koruyacağız. Muhalefetteki muhataplarımızın da bu istekte ısrarcı olmayacağını düşünüyorum.”

Paylaşın