DEM Parti’den “Hakkari” Açıklaması: Mücadelemizi Kesintisiz Yürüteceğiz

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “Kayyım atama kararı geri alınıncaya kadar ve orada bulunan belediye meclis üyeleri kendi içlerinden seçtikleri Viyan Tekçe arkadaşımızın belediye eş başkanvekili olarak atanıncaya kadar bu mücadelemizi kesintisiz yürüteceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, şunları söyledi:

“Hakkari Belediyemize kayyım atanmıştı. O günden bugüne biz hem Hakkari’de hem de ülkenin dört bir yanında demokratik haklarımıza sahip çıkmak alanlardayız, mücadele yürütüyoruz. Hakkari’den Edirne’ye, Diyarbakır’dan İstanbul’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında sokağa çıkan, sözünü söyleyen, demokrasiye sahip çıkan herkese teşekkür ediyoruz.

Tabii ki bu mücadele devam ediyor. Bu kapsamda 13 Haziran’da Hakkari’de, 14 Haziran’da Mersin’de mitingler gerçekleştireceğiz. Kayyım atama kararı geri alınıncaya kadar ve belediye meclis üyelerinin kendi içlerinden seçtikleri Viyan Tekçe arkadaşımız belediye eş başkanvekili olarak atanıncaya kadar bu mücadelemizi kesintisiz yürüteceğiz.

Hakkari’de başlayan kayyım meselesinin AKP-MHP ittifakı tarafından tırmandırılmaya, devam ettirilmeye çalışıldığını çok iyi biliyoruz. Bunu birkaç ay önce yandaş kalemşörlerin yazdığı haberlerden, televizyonlardan verdikleri demeçlerden biliyoruz. Rant muslukları kesildiğinde nasıl iftiraya başvurduklarını, nasıl algı ve manipülasyonlarla kayyıma ortam hazırlamaya çalıştıklarını çok iyi biliyoruz. Dün Yeni Şafak’ta çıkan haberin kendisi bir haber değil olsa olsa MİT raporudur. Yeni Şafak arkadaşlarımızı hedef göstermiştir, algı operasyonu yapmıştır, yalan söylemiştir. Manipülasyonun ve operasyonun merkezinde yer alıyor.

Bu mesnetsiz iddiaların her birine karşı hem kurumsal olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyemiz hem de adı zikredilen her bir arkadaşımız suç duyurusunda bulunacaktır. Minareyi çalmak için kılıf hazırlamaya çalıştıklarını, yeni kayyımlara zemin hazırlamaya çalıştıklarını iyi biliyoruz. Yandaş kanallardan bakanlıklara kadar uzanan, oradan Saray’a kadar devam eden ve İletişim Başkanlığı tarafından yönetilen bir operasyonla, bir algı süreciyle karşı karşıyayız. Neredeyse belediye eş başkanlarımızın nefes almasını bile sorun haline getirecek, buna bile saldıracak kadar akıldan izandan yoksun bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu ifade edelim.

“Erdoğan’ın fotoğrafının asılması zorunlu değil, indirilmesi de suç değil”

Tatvan Belediye Eş Başkanı Mümin Erol hakkında AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını makam odasından indirdiği için soruşturma başlatıldı. Buradan soruyoruz: Hangi kanuna göre bu soruşturma başlatıldı? Hangi kanuna göre bir siyasi rakibin fotoğrafını indirmek suç? Saray’ın kanunlarında mı? Büyük ihtimalle öyle. Çünkü hiçbir kanunda Erdoğan’ın fotoğrafının siyasi rakipleri tarafından indirilmesinin suç olduğu yazmıyor. Yine hiçbir kanun ve yönetmelikte de asılmasının zorunlu olduğu yazmıyor.

Ama ne yapılıyor? Adalet Bakanı hemen bir açıklama yayınlıyor ve “birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik bir tutum ve davranıştır” diyor. Üstelik konuşmasının başında ironik bir şekilde, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu vurgusunda bulunuyor. Hangi hukuk devletinde partili bir cumhurbaşkanının fotoğrafını indirmek suç olabilir? Cumhurbaşkanı tarafsız konumunu kendi isteğiyle 2017 yılında yapılan anayasa değişikliği ile terk etmemiş midir? “Partili cumhurbaşkanı” sıfatını almamış mıdır? Tarafsızlıktan kendi talebiyle vazgeçmemiş midir?

Bakanın açıklaması aslında zorlama bir suç üretme meselesinin ta kendisidir. Suç üretmek de ceza hukukunun en temel ilkesi olan yasallık ilkesini çiğnemek demektir. Böyle bir suç yok. Bakanın açıklamasının hukukla alakası yok, siyaseten ise karşılığı yok. Hiçbir DEM Partili siyasetçi Erdoğan’ın fotoğrafını asmak zorunda değildir. Bakan Bey hukuk fakültesi eğitimini yeniden almalıdır.

Çünkü açıklamaları bizi mezuniyeti konusunda şüpheye düşürüyor. Tek başına bu bile kayyım gerekçesi yapılan dosyaların nasıl zorlama, nasıl uydurma olduğuna iyi bir örnektir. Belediye başkanlarımız yasaya göre suç olmayan, tam tersine hak olan eylemleri gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırılmıştır. Bugün aldığımız bir haber Mümin Erol’un ifadeye çağrıldığıdır. Yani olmayan bir suçtan algı yarattılar, soruşturma başlattılar. Şimdi de olmayan suçtan belediye eş başkanımızın ifadesini aldılar. Ne diyelim, tam bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız.

6 Haziran’da açıklanan hububat fiyatlarına ilişkin de birkaç şey söylemek istiyorum. Türkiye son yıllarda çok ciddi bir tarım krizi içinde. Bu krizin en temel nedeni ise AKP’nin neoliberal tarım politikaları ve Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün kendisi. AKP, sermayeyi esas alan tarım politikalarıyla küçük ölçekli çiftçileri ezmiş ve tarımsal üretimi ne yazık ki ithalata bağımlı hale getirmiştir.

Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle milyonlarca metrekare alan, meralar yasaklı olduğu için ne yazık ki atıl kalmakta ve üreticiler tarafından kullanılmamaktadır. AKP’nin çiftçinin dertlerini önemsemediği, 6 Haziran’da yaptığı hububat taban fiyatı açıklamasında da açık ve net bir şekilde görülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı ekmeklik buğdayın kilogram fiyatını 9.25 lira, durum buğdayının kilogram fiyatını 10 lira, arpanın kilogram fiyatını ise 7.25 lira olarak açıkladı. Bütün bunlar neyi gösteriyor? Tam anlamıyla üreticinin üretimden ellerinin çektirileceği bir tablonun açığa çıktığını açık ve net görüyoruz.

“Çiftçilerin bu koşullarda üretime devam etmesi mümkün değil”

Resmi enflasyon bile yüzde 75’lerde. Ve en önemli girdilerden biri olan yakıtın, yani mazotun fiyatının son bir yılda yüzde 104 zamlandığı bir ortamda çiftçiye yapılan bu sembolik zamların akılla bir alakası yok. Çiftçinin aklıyla dalga geçen ve çiftçinin üretimden el çekmesine neden olan bir yaklaşım olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu sürede sadece mazot mu yüzde 104 zamlandı? Hayır, gübreden tohuma, tarımsal ilaçtan taşıma ve depolamaya kadar bütün girdi fiyatlarında çok ciddi zam var. Ama ne yazık ki AKP, çiftçiye bütün bunlar için yüzde 10 zam yaptı.

Arpa için onu bile yapmadı. Orada da yüzde 4 oranında kaldı. Tam bir fiyasko ile karşı karşıyayız. Çiftçiler bir yıl boyunca üretiyorlar, sonra da ürünlerini satarak borçlarını ödemek istiyorlar ve üretime devam etmek istiyorlar. Peki bu koşullarda mümkün mü? Değil. Zarar eden çiftçi üretime devam eder mi? Siz olsanız üretime devam eder misiniz? Çiftçiyi yok sayan, onu üretimden koparan politikaların arkasında AKP’nin desteklediği büyük tarım tekellerinin ve sermayenin olduğunu söylesek yanlış mı olur? Küçük ölçekli çiftçinin üretimden el çekmesini sağlayan ama buna karşılık ithalat yapan firmaları destekleyen bir tarımsal politikanın olduğunu görüyoruz.

Bütün bunları üst üste koyduğumuzda, çiftçilerin üretim yapmasının koşullarının olmadığını görüyoruz. Çiftçi borçları almış başını gidiyor. Çiftçilerin borçları 700 milyara yaklaşmış durumda. Bu borçların sebebi de her şeye rağmen üretimin içinde kalma ısrarları. Ama AKP her yıl çiftçinin bu ısrarını yok etmek için hamle üzerine hamle yapıyor. Bunun sonucunda çiftçi borcunu ödeyemiyor, üretime devam edemiyor. Bunun altını çizmemiz gerekiyor. Bu üretimden kopuşun afaki olmadığını söylememiz lazım.

Son yıllarda çiftçi sayısı hızla geriledi, 2 milyon 177 binlere kadar düştü. Bunun nedeni çiftçilerin yüksek girdi maliyetleriyle baş edememesi ve artan borçlarıdır. Bununla birlikte, çiftçiler TMO’ya ürünlerini satmak istediklerinde randevu alamıyor. Randevular 3-4 ay sonrasına veriliyor ve o zamana kadar çiftçilerin ürünlerini depolayabilecekleri alanları yok. Depolama maliyetine katlanmamak için de çiftçiler ürünlerini elden çıkarıyor. Bu elden çıkarma dönemlerinde de tüccarlar ucuz fiyata ürünleri alıyor. Bugün devletin açıkladığı taban fiyatın altında çiftçiler ürünlerini tüccarlara satmak zorunda kalıyor. Büyük bir çıkmaz olduğunu söylememiz lazım.

Hububat alım fiyatlarının revize edilmesi gerekiyor. Hızlı bir şekilde bu ülkenin stratejik bir tarım planını ortaya koyması gerekiyor. Hızlı bir şekilde küçük ve orta ölçekli çiftçilerin destekleneceği bir destek paketinin açıklanması gerekiyor. Tarım stratejik bir alandır, aynı zamanda milyonlarca insanın gıda güvenliğini ve beslenmesini ilgilendirir. Bunlar yapılmazsa bu gidişle bu ülkede ekmeğin 20 TL olacağı günler uzak değil.

Bütün bunların sonucunda ne oluyor? Türkiye gıda enflasyonunda OECD ülkeleri içerisinde birinci, 37 ülke arasında en yüksek enflasyona sahip ülke konumunda. İşte bu bir zamanların tarım ülkesi olan Türkiye’de oluyor. AKP bunu başardı. Yani kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan Türkiye, bugün gıda enflasyonda birinci pozisyona yükselmiş durumda. Yine BM Gıda ve Tarım Örgütünün verilerine göre son 1 yılda gıda fiyatları bir önceki yıla göre 3,4 düşüş gösterirken, Türkiye’deki gıda fiyatları ise küresel eğilimin aksine çok şiddetli bir şekilde artmaya devam ediyor.

TÜİK aylık gıda enflasyonunu yüzde 1,69, yıllık gıda enflasyonunu yüzde 70,14 olarak hesapladı. Ankara’daki gıda fiyatlarını referans alan TÜRK-İŞ ise mutfak enflasyonunu aylık 7.02, yıllık bazda ise yüzde 83,06 olarak gerçekleştiğini açıkladı. Bütün bunlar bize büyük bir gıda krizinin olduğunu ve dar gelirlinin, emeklinin, işçinin aslında gıdaya erişemediğini ortaya koyuyor. O nedenle bu konuda çok hızlı bir şekilde hükümetin adım atması gerektiğini, üretimde ısrar eden milyonlarca çiftçi adına buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla yeni bir reform yapacağını iddia ediyor. AKP iktidara geldiğinden beri 8 bakan değiştirdi, 17 kez de eğitim reformu yapacağını ifade etti. Her gelen bakan süreci kendisiyle başlattı, çok şaşaalı güzel sözler söyledi ama eğitimdeki sorunlar gittikçe derinleşti, kangrenleşti. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırlanan müfredat programını 10 yıldır hazırladıklarını ifade ettiler.

Bu süreçteki usulsüzlüklerine, paydaşlara danışmamalarına, bu meselenin özüne baktığımızda modelin tam olarak AKP-MHP ittifakının itaati merkeze alan yeni bir nesil yetiştirme projesi olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. AKP-MHP’nin ideolojik amaçlarla hazırladığı bu program tam anlamıyla asimilasyoncudur, dinsel inancı araçsallaştırmaktadır, bilim dışıdır, cinsiyetçi öğeler ve konulardan oluşmaktadır. Çok kimlikli, çok dilli Türkiye gerçeğine aykırıdır ve tam anlamıyla kamucu eğitim yerine piyasayı esas almaktadır. Ayrıca kapsayıcı olmadığını, son derece ideolojik saiklerle hazırlanmış bir program olduğunu da ifade edelim. DEM Parti olarak bu programı, bu müfredatı reddediyoruz.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin tanıtım programında konuşan Erdoğan, ideolojik nedenlerle bu programa karşı çıkanları kendilerini sorgulamaya davet etmiş. Biz de Tayyip Erdoğan’a, kendisini sorgulamaya davet ediyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki bu programı ideolojik nedenlerle bütün topluma ve bu ülkedeki milyonlarca öğrenciye dayatıyorsunuz. Bu, sizin yeni nesil oluşturma, yeni nesil yetiştirme projenizdir. “Dindar ve kindar nesil” yetiştirme hedefine giden yolda yeni bir adım attınız.

Uzun uzun bu alandaki sorunlara değinmeyeceğim ama şunu söyleyelim. Eğitim alanında dünya kadar sorun var. Bu ülkede ataması yapılmayan bir milyon öğretmen bekliyor. 2023’te KPSS’ye giren ve atama başvurusu yapan öğretmen sayısı 572 bin. Bakanlık 68 bin olarak ifade etmişti ataması yapılması gereken öğretmen sayısını ama buna karşılık 20 bin öğretmen ataması gerçekleştirildi. Peki, ataması yapılan öğretmenlere ve halihazırda çalışan öğretmenlere ne oluyor? Onlar da yoksulluk girdabıyla ve mobbingle karşı karşıyalar.

Her gün CİMER’e yapılan şikayetler nedeniyle mesleklerini icra edemiyorlar, kendilerini geliştiremiyorlar, çağa uygun bir şekilde eğitim hizmetlerini verme konusunda ciddi sorunlar yaşıyorlar. Bütün bunlara tek bir söz söyleyen yok, tek bir çözüm üreten yok. Bununla beraber hala ideolojik saiklerle eğitim süreci yürütülüyor. Özellikle dershanelerde ve özel okullarda çalışan öğretmenler için taban maaş uygulamasının olmaması, çoğunun ya asgari ücretle ya da asgari ücretin altında maaşlarla çalıştırılmaya zorlanması tam bir gasptır. Bakanlık buna dair bir şey diyor mu? Hayır demiyor. Ve bütün bu süreci haksız ve hukuksuz bir şekilde topluma karşı, eğitim bileşenlerine karşı, öğrencilere ve velilere karşı adım adım yürütmeye devam ediyorlar.

Bir yüzyıllık asimilasyon süreci varken, hala bu ülkede Kürtler başta olmak üzere dünya kadar halk kendi anadilinde eğitim alamıyor, Aleviler zorunlu din derslerinde asimile edilmeye devam ediliyor. Laik ve bilimsel eğitimden zaten artık bahsedemiyoruz. Tam bir dinci eğitim modeli son gaz devam ettiriliyor. Bütün bunlara karşı demokratik kamuoyunun ve eğitim örgütlerinin yan yana gelerek oluşturdukları bir platform var. 45 kurum bir araya geldi ve “Müfredata Hayır Platformu”nu kurdular. 11 Haziran Salı günü büyük bir okul boykotunu örgütlediler. Biz de buradan bütün halklarımıza ve çocuklara çağrı yapmak istiyoruz. İrademe, öğrencime, anadilime, bedenime, eğitim hakkıma sahip çıkıyorum diyerek bu boykota bütün öğrencileri katılmaya davet ediyoruz.

“Kadını sadece anne olarak görüp aile içinde rol biçiyorlar”

Son dönemlerde sık sık Türkiye’deki doğurganlık istatistikleri açıklanıyor. Bu doğurganlık istatistikleri üzerinden, kadınların çocuk yapmaları üzerinden iktidar ve hatta bazı muhalefet partileri tarafından yeni bir dönemin başlatıldığına tanıklık ediyoruz. AKP ve MHP doğurganlık oranlarının düşmesini bir varoluşsal tehdit olarak görüyor. Bu tarihsel bir tartışma. Uzun yıllardır ulus devletler kadınlara ulusun anneleri rolünü biçmiştir. Doğurganlığı artırmanın iki temel amacı vardır; birisi kapitalizme ucuz işçi yetiştirmek, diğeri de aslında militarizme savaşlar için asker yetiştirmek.

Bu iki hedef nedeniyle her seferinde kadın bedenine müdahale edildiğini, kadının eve ve aileye hapsedilmeye çalışıldığını çok iyi biliyoruz. Özellikle Türkiye’deki dönüşümün de buna uygun olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu hedeflere ulaşmak için çalışma yaşamından Medeni Kanun’a kadar büyük bir değişim ve dönüşümü AKP yapmak istiyor. Sözde doğum sonrası izni artırmaya çalışıyorlar ama çok iyi biliyoruz ki kadını gözeten bir yerden değil. Yine uzaktan ve esnek çalışmayı getiriyorlar. Bununla kadınları yeniden iş hayatının dışına atıyorlar. Bununla beraber afetlerde bile yine aileyi korumayı esas alan bir vizyon belgesi yayınladılar. Bununla da kadını özne olarak görmediklerini, eşit yurttaş olarak görmediklerini, sadece anne olarak gördüklerini ve aile içinde rol biçtiklerini görüyoruz.

Ben küçük bir istatistik paylaşarak bu meselenin ne kadar acı olduğunu göstermek istiyorum. 2021 yılında 117’si 15 yaşından küçük olmak üzere 7 bin kız çocuğu bu ülkede doğum yaptı. 2022’de yaklaşık 32 bin çocuk istismara maruz kaldı. 2023’te ise 40 bin 713 yeni dosya açıldı. Peki, bütün bunların olduğu ülkede Aile Bakanlığı buna dair tek bir şey yapıyor mu? Hayır yapmıyor. 2024’ün ilk 2 ayında 74 kadın, 24 Şubat’ta ise aynı günde 7 kadın katledildi. 2023’te en az 33 kadın yine erkekler tarafından katledildi. Peki, AKP iktidarı ya da Aile Bakanlığı bütün bunlara yönelik tek bir söz kuruyor mu? Hayır!

Bütün bunları engelleyici hiçbir tedbir almıyor. Ama onun yerine kadınların ve LGBTİ’lerin haklarını tırpanlamaya devam ediyor, kadınları aile içerisinde tanımlayıp mahkum etmeyi sürdürüyor. Buradan söyleyelim: Kadın özgürlük mücadelemizi ne olursa olsun her zeminde devam ettireceğiz. Kadın bedeninin kontrol edilmesi politikalarına karşı her zeminde mücadele edeceğiz. Kadınların ve LGBTİ’lerin daha adil, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumda yaşaması için olan mücadelemizi devam ettireceğiz. Kadını nesne olarak gören, kadını birey olmaktan çıkaran, aileye mahkum eden bu anlayışa geçit vermeyeceğiz.

Son bir çağrıyla bitireyim. Ayın 12’sinde Diyarbakır’da faili meçhul bırakılmaya çalışılan Tahir Elçi’nin karar duruşması var. Tahir Elçi cinayeti yakın dönemde bütün kamuoyunun gözü önünde işlenen ama karartılmaya çalışılan bir cinayet olması bakımından çok önemlidir. Savcının verdiği son mütalaaları da bütün kamuoyu çok iyi biliyor. Biz bir kez daha Türkiye’deki vicdan sahibi herkesi, bu ülkede hukuktan yana olan herkesi bu cinayetin karanlıkta kalmaması ve bir dönemin aydınlatılması için orada olmaya ve dayanışmaya çağırıyoruz. Hükümete de hukuka uyması, gerçek katilleri ve o katillerin arkasındaki karanlık güç odaklarını açığa çıkarması çağrımızı da yinelemek istiyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Erdoğan Sonrası İçin Senaryolar

2023 yılında yapılan seçimlerde son kez aday olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasa’da değişiklik yapılmaz ya da Meclis erken seçim kararı almaz ise yeniden aday olması mümkün değil.

Ancak AK Parti, Erdoğan’ın tekrar aday olması için bu iki yolu da denemeye kararlı. Anayasa değişikliği en zoru ama Meclis’in alacağı erken seçim kararı ile Erdoğan’ın görev süresinin bir 7 yıl daha uzatılması çok kolay. Muhalefetin de gündeme gelebilecek bir erken seçim önerisine “hayır” diyemeyeceği savunuluyor.

Peki her ikisi de olmazsa ne olacak? AK Partililer bu soruya yanıt vermek için çok erken olduğunu söylese de kulislerde kısık sesle de olsa Erdoğan sonrası için çeşitli formüller, isimler konuşuluyor. Herkesin emin olduğu tek konu Erdoğan’ın yeniden aday olamasa da siyaseti bırakmayacağı. Birçok siyasetçi her durumda Erdoğan’ın partisinin genel başkanlığını yürüteceğini söylüyor.

Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı olarak iyi bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çalışmaların yakın takipçisi olacağını söyleyenler “Aday kim olur” sorusuna da “Partide çok deneyimli, etkin olabilecek isimler var” yanıtını veriyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Bu isimler içinde ilk dile getirilen Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar. Mevcut Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da, son dönemlerde öne çıkan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da böyle bir durumda aday olabileceği konuşuluyor. Partililer Erdoğan’ın yeniden adaylığı söz konusu olmazsa zaman içinde farklı isimlerin de gündeme gelebileceğini söylüyor.

Yeni Anayasa hazırlığı

Öte yandan Yerel seçim nedeniyle Meclis çalışmalarına 1.5 ay ara verildi. Bu durum 1 Temmuz’da tatile girmesi gereken Meclis’in çalışmalarının uzamasına neden oldu.

AK Parti’nin planlamasına göre Meclis 2 ay daha çalıştıktan sonra, 1 Ağustos’ta tatile girecek. 2 aylık sürede kripto yasası, ulaştırma alanında düzenlemeler içeren yasa teklifi, 9. yargı paketi ve hayvan hakları kanun teklifi gibi birçok düzenlemenin yasalaşması bekleniyor. Ancak AK Parti Meclis grubunda yaz tatilinde de yeni döneme hazırlık yapılacak.

Edinilen bilgiye göre Meclis’in anayasası olarak nitelendirilen Meclis İçtüzüğünde değişiklik için kollar sıvanacak. Yaz boyunca sürecek çalışmada, yasa görüşmelerinde komisyonların ağırlığının arttığı, Genel Kurul’da sadece oylamaların yapıldığı yeni bir sistem için değişiklik teklifi hazırlanacak. MHP’nin de sıcak baktığı bu değişiklik konusunda muhalefetle uzlaşma sağlanırsa bunun yeni anayasa yapımının da önünü açabileceği değerlendiriliyor.

Paylaşın

Özel’den İktidara Uyarı: Krizin Yükünü Emekçilere Ve Emeklilere Yükleyemezsiniz

CHP Lideri Özgür Özel, Ege Belediyeler Birliği (EBB) ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Haziran ayının sonunda asgari ücrete zam yapmamayı düşünenler bunu bir kez daha düşünsünler. Buna çok sert ve çok net bir tepki vereceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir kez daha kimse asgari ücreti güncellememeyi düşünmesin. Asgari ücreti enflasyon artışında güncellerken asgari ücret artışından ek sıkıntıya düşecek küçük esnaf, bazı KOBİ’ler ve bazı ihracatçıların da desteklenmesi için özel tedbirlerin alınması da gerekiyor. Ama yarattığınız krizin yükünü emekçilere ve emeklilere, esnafa ve çiftçiye yükleyemezsiniz.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de Ege Belediyeler Birliği’ni ziyaret etti. Ziyarette konuşan CHP lideri Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Ege Belediyeler Birliği 1986 yılında İzmir’de kurulmuş bir birlik olmakla beraber 1996’da merkezi Manisa’ya taşınmış bir birliktir. Sizin Manisa’da Cumhuriyet tarihinde ilk kez merkez ilçe belediyelerini seçimli dönemde kazanan ve yine Manisa Büyükşehir Belediyesi’ni ilk kez kazanan Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı olarak Ege’deki belediye başkanlarımız ve partimiz tarafından bu göreve layık görülmeniz bizim açımızdan çok onur vericidir.

“Tabii burada kesin bir dille şunu ifade edelim, bizim Ege Belediyeler Birliği’ni yeniden Manisa’ya taşıma gibi bir niyetimiz yok. Zaten Cemil Başkanımızdan da kendisi sağlıklı kentlerin hekim Belediye Başkanı olarak Sağlıklı Kentler Belediyeler Birliği başkanlığına aday olmasıyla birlikte İzmir’e en yakın il olarak Ferdi Başkan’ın burada bu görevi üstlenmesinin bizim açımızdan da son derece anlamlı olacağını konuşmuştuk. Tabii yapılan seçimdeki mutabakat, tüm belediyelerin, büyük şehirlerin, il belediyelerinin Cumhuriyet Halk Partisi’nde, Ege’de olması hepimiz açısından son derece mutluluk verici bir durum.

Efendim işte CHP sadece kıyılara sıkışmış bir görüntüden Ege’deki bütün belediyeleri kazanan, İç Anadolu’da çok sayıda belediye kazanan ve Türkiye’nin yüzde 65’ini nüfus olarak Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yönettiği bir noktaya geldi. Hem Ege Belediyeler Birliği’nde hem Türkiye Belediyeler Birliği’nde hem de biraz önce seçim sonuçları tamamlanan Tarihi Kentler Belediyeler Birliği’nde Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarımız var. Malumunuz Türkiye Belediyeler Birliği seçimini Sayın Ekrem İmamoğlu kazandı. En büyük ilimizin Büyükşehir Belediye Başkanı olarak. Orada biz AK Parti ve MHP’nin yaşattığı geçmiş pratiklerden farklı olarak kendilerine teklifte bulundu. Gelin dedik.

Herkes gücü nispetinde temsil edilsin. Ama AKP ve MHP kendi listelerini çıkardılar ama biz İYİ Parti ile Yeniden Refah Partisi ile DEM Parti ile kurduğumuz büyük ittifakla Belediyeler Birliği’nin yönetimini kazandık. Tek başımıza da alabilirdik ama çoğulculuktan yanayız. Yönetirken de AK Parti’nin yaptığı gibi sadece Cumhur İttifakı’na Belediyeler Birliği’nin imkânlarını seferber etmek yerine herkesin gücü nispetinde bu imkânlardan yararlanması ile ilgili bir yönetim anlayışımız olacak. O gün söylemiştik.

Türkiye Tarihi Kentler Belediyeler Birliği’nin de başkanlığına Mansur Yavaş’ı aday gösterdik orda Cumhuriyet Halk Partisi’nin çoğunluğu yoktu. Sonuçlar biraz önce ortaya çıktı. Bu sonuçları büyük bir memnuniyetle değerlendiriyorum. Bizim oradaki toplam delege sayımız 424 olmasına rağmen Mansur Bey 495 oy alarak başkan seçildi. Rakibi Mehmet Öztürk de 221 oy aldı. AKP’nin Cumhur İttifakı adayı AKP, MHP Büyük Birlik Partisi oylarından 216 eksik oy aldı.

Geçtiğimiz günlerde AKP adayının 12 oy eksik almasıyla Adalet ve Kalkınma Partisi’nde bu fireler bulunsun partiden atılsınlar, hesap sorulsun gibi yaklaşımları biz dikkatle ve endişe ile takip ediyorken, bugün AKP, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nin birlikte davranan Cumhur İttifakı’nın toplam alması gereken oy 437 olması gerekirken 221 oy aldılar ve 216 eksik oy aldılar. Bu karşı taraftaki dağınıklığı ve bizim tarafta işlerin ne kadar yolunda gittiğini gösteriyor. Oysa biz burada da onlara gelin birlikte olalım demiştik ama kabul etmemişlerdi. Orada da İYİ Parti ile birlikteyiz. Yeniden Refah Partisi ile birlikteyiz. DEM Parti ile birlikteyiz. Ve çok sayıda belediyeye biz Büyük Birlik Partisi’ne de teklifte bulunduk. MHP’ye de AKP’ye de. Yani sadece içlerinden bazılarına değil.

Ama çok olan her şeyi alsın mantığında olanlar bizim bu paylaşma teklifimizi algılayamadılar. Çoğunluklarına güvendiler ama bugün orada ortaya çıkan durum kendileri açısından son derece hazindir. Ama biz gerek Tarihi Kentler’de Mansur Başkan’la, gerek Belediyeler Birliği’nde Ekrem Başkan’la, Ege Belediyeler Birliği’nde Ferdi Başkan’la, Sağlıklı Kentler’de Cemil Başkan’la, Kıyı Ege Belediyeler Birliği’nde Ahmet Başkan’la, Ahmet Aras’la en adil şekilde yöneteceğiz ve AK Partilileri, MHP’lileri de ötekileştirmeden bu imkânları herkesin gücü nispetinde istifade etmesini sağlayacağız. Bunu büyük bir açık yüreklilikle söylemek isterim.

SODEMSEN’in, SODEM’in oluşturduğu yeni yapılar Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin, sosyal demokrat belediyelerin eş güdümünü sağlarken Belediyeler Birliği üzerinden de bütün bu bölge birlikleri üzerinden de çok önemli çalışmaları, koordinasyonları, eş güdümleri, denetimleri, eğitimleri hep birlikte sağlamanın niyetindeyiz. Bizim yönettiğimiz kurumlar Türkiye’nin en iyi yönetilen kurumlarına dönüşüyor kısa sürede. Hedefimiz budur. Ege Belediyeler Birliği’nde de ben Cemil Başkan’la Ferdi Başkan’ın sinerjilerinin İzmir’de merkezi olan ve Ferdi Başkan’ın başkanı olduğu en büyük üyesinin de Cemil Başkan olduğu bu birliğin çok etkili işler yapacağına yürekten inanıyorum.

Ayrıca ülkenin gündeminde malum bir bayram var. İzmir’le İstanbul arasında geçen bayramdan bu bayrama otobüs taşımacılığı bilet fiyatlarının tam 2 kat arttığını üzülerek takip ediyoruz. Bu gerçekten insanların artık ailelerinin yanına kavuşmasını, öğrencilerin bayram tatile gitmesini, insanların memleketlerine ulaşmasını imkânsızlaştıran bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’nin bu sorunlarını çözmek bir yana çözemeyen ve sadece aynı kesimlere yüklenen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Aslında çözüm son derece basit. Yani geçmiş dönemde Kur Korumalı Mevduat’tan kim kazandıysa, geçmiş dönemde Hazine’den aktarılan 1.2 trilyonu kimler cebine indirdiyse Kur Korumalı Mevduat üzerinden ya da Kredi Garanti Fonu üzerinden alınan uygun kredileri yüzde altılık, yedilik kredileri kimler gayrimenkule, kimler lüks araçlara, yatlara katlara çevirdiyse biraz onlardan almak lazımken Kur Korumalı Mevduat’ı ödeyenlere yüklenmek, dönüp efendim yine işçiden almak ya da işçiye vermemek, zam vermemek, emekliye zam vermemek, çiftçiye hak ettiği fiyatı vermemek.

Örneğin açıklanan hububat fiyatlarında açıklanan buğday fiyatının maliyeti olan 11 liranın altında olması. Geçen sene 8 buçuk lira verilen buğdaya, bu sene 9 buçuk lira verilmesi. Enflasyon yüzde 80’ken, girdi enflasyonu yüzde 120 iken yüzde 12 zam vermek insaf değildir, vicdan değildir, hakkaniyet değildir. Sonra bu vatandaşlar geçinemiyoruz diye bağırınca onların seslerini duymamak değildir.

“Çok sert ve çok net bir tepki vereceğiz”

Bu bayramda 3 bin lira emekli ikramiyesi hak görüyorlar. Emekli ikramiyesi ilk verildiğinde 2018’de 24 kilo kıyma alırken, bugün 5 buçuk kilo kıyma alıyor. O gün verilen emekli ikramiyesi 2 koç alıyorken, bugün emekli ikramiyesi bir koçun beşte birini bile alamıyorken. En düşük emekli maaşı 2002 yılında 2 koç alırken bugün en düşük emekli maaşı 10 bin lira cılız bir koç bile cılız bir kurbanlık bile alamıyorken artık bu emeklilerin sesinin duyulması gerekiyor. Bu konuya bir kez daha dikkat çekiyoruz.

Önümüzdeki günlerde Sayın Erdoğan’la yapacağımız görüşmede de bu büyük ekonomik krizden çıkmanın yolunun, krizin mağdurlarına daha fazla yüklenmek değil, geçmiş krizin kazananlarından biraz bir şeyler talep etmek olduğunu görmek gerekiyor. Türkiye demokratikleşse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uysa, hukuki öngörülebilirlik olsa Türkiye’ye dünyadan kalıcı dünya yatırımlar gelecekken bugün sıcak para geliyor. Faizden voleyi vuruyor, tekrar gidiyor. Gün geliyor, kurdan voleyi vuruyor, tekrar gidiyor. Ama biz her geçen gün daha çok yoksullaşıyoruz. Buna da buradan İzmir’den bir kuvvetli itirazı bir kez daha yükseltiyoruz. Haziran ayının sonunda asgari ücrete zam yapmamayı düşünenler bunu bir kez daha düşünsünler. Buna çok sert ve çok net bir tepki vereceğiz. Bir kez daha kimse asgari ücreti güncellememeyi düşünmesin.

Asgari ücreti enflasyon artışında güncellerken asgari ücret artışından ek sıkıntıya düşecek küçük esnaf, bazı KOBİ’ler ve bazı ihracatçıların da desteklenmesi için özel tedbirlerin alınması da gerekiyor. Ama yarattığınız krizin yükünü emekçilere ve emeklilere, esnafa ve çiftçiye yükleyemezsiniz. Taban fiyatlarda buğdayda 15 lira taban fiyat bekliyoruz. Çay taban fiyatının 25 lira olarak güncellenmesini bekliyoruz ve bu kararların bir an önce açıklanmasını bekliyoruz. Emekliye asgari ücret düzeyinde en düşük maaş, asgari ücrete de enflasyon oranında güncelleme bekliyoruz. Bunları yapmayanlar bu milleti geçinemeyen hale getirirler. Geçinemeyenlerin sesini duyuyoruz. Duyurmaya kararlıyız. Bu konuda Haziran ayında ciddi adımlar bekliyoruz.”

Paylaşın

“Meclis İçtüzüğü”nde Değişiklik Hazırlığı

AK Parti Meclis grubunda yaz tatilinde de yeni döneme hazırlık yapılacak. Edinilen bilgiye göre Meclis’in anayasası olarak nitelendirilen Meclis İçtüzüğünde değişiklik için kollar sıvanacak.

Yaz boyunca sürecek çalışmada, yasa görüşmelerinde komisyonların ağırlığının arttığı, Genel Kurul’da sadece oylamaların yapıldığı yeni bir sistem için değişiklik teklifi hazırlanacak.

Yerel seçim nedeniyle Meclis çalışmalarına 1.5 ay ara verildi. Bu durum 1 Temmuz’da tatile girmesi gereken Meclis’in çalışmalarının uzamasına neden oldu. AK Parti’nin planlamasına göre Meclis 2 ay daha çalıştıktan sonra, 1 Ağustos’ta tatile girecek.

2 aylık sürede kripto yasası, ulaştırma alanında düzenlemeler içeren yasa teklifi, 9. yargı paketi ve hayvan hakları kanun teklifi gibi birçok düzenlemenin yasalaşması bekleniyor. Ancak AK Parti Meclis grubunda yaz tatilinde de yeni döneme hazırlık yapılacak.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Meclis’in anayasası olarak nitelendirilen Meclis İçtüzüğünde değişiklik için kollar sıvanacak.

Yaz boyunca sürecek çalışmada, yasa görüşmelerinde komisyonların ağırlığının arttığı, Genel Kurul’da sadece oylamaların yapıldığı yeni bir sistem için değişiklik teklifi hazırlanacak. MHP’nin de sıcak baktığı bu değişiklik konusunda muhalefetle uzlaşma sağlanırsa bunun yeni anayasa yapımının da önünü açabileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2023 seçimlerinde son kez aday oldu. Anayasa değişikliği ya da erken seçim kararı alınmadıkça Erdoğan’ın yeniden aday olması mümkün değil. Ancak AK Parti, Erdoğan’ın tekrar aday olması için bu iki yolu da denemeye kararlı.

Anayasa değişikliği en zoru ama Meclis’in alacağı erken seçim kararı ile Erdoğan’ın görev süresinin bir 5 yıl daha uzatılması çok kolay. Muhalefetin de gündeme gelebilecek bir erken seçim önerisine “hayır” diyemeyeceği savunuluyor.

Peki her ikisi de olmazsa ne olacak? AK Partililer bu soruya yanıt vermek için çok erken olduğunu söylese de kulislerde kısık sesle de olsa Erdoğan sonrası için çeşitli formüller, isimler konuşuluyor. Herkesin emin olduğu tek konu Erdoğan’ın yeniden aday olamasa da siyaseti bırakmayacağı.

Birçok siyasetçi her durumda Erdoğan’ın partisinin genel başkanlığını yürüteceğini söylüyor. Erdoğan’ın AK Parti Genel Başkanı olarak iyi bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarıp çalışmaların yakın takipçisi olacağını söyleyenler “Aday kim olur” sorusuna da “Partide çok deneyimli, etkin olabilecek isimler var” yanıtını veriyor.

Bu isimler içinde ilk dile getirilen Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar. Mevcut Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da, son dönemlerde öne çıkan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da böyle bir durumda aday olabileceği konuşuluyor.

Partililer Erdoğan’ın yeniden adaylığı söz konusu olmazsa zaman içinde farklı isimlerin de gündeme gelebileceğini söylüyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Önceliğimiz Enflasyonla Mücadele” Mesajı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Önceliğimiz bu ülkeyi hayat pahalılığı sorunundan kurtarmaktır. Enflasyonu düşürmek için politikaları uyum içinde yürütüyoruz. Ekonomi programımızın ilk yılı geçiş yılıydı ve bu dönemi öngördüğümüz şekilde başarıyla tamamladık” dedi ve ekledi:

“Enflasyonda en zor dönemin artık geride kaldığına inanıyoruz. Şimdi dezenflasyon dönemine giriyoruz. Büyüme tarafında da hamdolsun oranlar olumlu seyrediyor. Deprem felaketine rağmen yüzde 4.5’lik büyüme kaydettik. Milli gelirimiz cari fiyatlarla ilk kez 1 trilyon doları aştı. Türkiye ekonomisi dünyada 17. satın alma gücünde 11. sırada yer alıyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen TİM 31. Olağan Genel Kurulu ve İhracatın Şampiyonaları Ödül Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önemli satır başları:

“2002’de bir haftada yaptığımız ihracatı artık bir günde gerçekleştiriyoruz. İhracat yapmayan ilimiz kalmadı. Fildişi kulelerinde ahkam kesenler bunları anlamıyor olabilir. Dünyanın dört bir köşesine Türk mallarını götüren siz kardeşlerim bunları çok iyi biliyor… Biz başkalarının ne dediğine değil size bakıyoruz. Sizinle yol yürüyoruz.

İhracatçılarımızı Türk ekonomisinin yurt dışındaki sancaktarları olarak görüyoruz… Tüm bakanlarımız her zaman sizin yanınızdadır. Üreticimizin ulaşamadığı hiçbir bürokrat hiçbir siyasetçi olamaz. Halkımızla arasına mesafe koyanla biz de aramıza mesafe koymaktan çekinmeyiz. Türkiye tüketerek değil, istihdam ederek, ihracat ederek kalkınacak.

Türk ürünlerinin küresel birer markaya dönüşmesine imkan sağlıyorsunuz. Kimsenin bu emeklerini boşa çıkartmayacağız.

Türkiye’nin dış ticarette yazdığı başarı hikayesini sadece biz değil rakamlar da söylüyor. 2023 yılını toplam 355 milyar dolar ihracatla kapattık. 24. 1 milyar dolarlık Mayıs ayı ihracatımız, tarihin en yüksek mayıs ayı ihracatı oldu. Mayıs ayı itibariyle, yıllıklandırılmış ihracatımız 261 milyar dolar olarak rekor kırdı.

İthalatımızda da düşüş eğilimi devam ediyor. Dış ticaret açığımız yıllık bazda yüzde 47.8 düşüş gösterdi. Dış ticaret açığımızdaki iyileşme sürüyor… Cari işlemler açığındaki iyileşme, ticaret ortaklarımızda toparlanma, turizm gelirlerindeki artışla çok daha iyi gerçekleşecek.

2024 sonunda mal ihracatımızı 267 milyar dolara mutlaka taşıyacağız. Bunu da son 21 yıldır olduğu gibi yine sizlerle birlikte başaracağız. İhracatçılarımıza verdiğimiz desteğin artarak devam etmesi, ekonomimize yeni bir ivme kazandırmıştır. Hazine bakanlığımız ve merkez bankamız, ihracatçılarımızın finansallarını geliştirmek için çeşitli formüller üzerinde çalışıyor.

Yıllık 100 milyar lira olmak üzere 3 yıl olarak 300 milyar lira limit tahsis edilmesini planlıyoruz. Verimliliği yüksek yatırımlı uygun koşullarda finansmanını mümkün kılacak. Yüksek teknolojili yatırımların bundan sonra daha güçlü destekleyeceğiz. 10 yıla kadar vade imkanı tanınacak. Yüksek teknolojili ürün ihracatı 4 katına çıktı.

İhracatçılarımız için döviz bozdurma zorunluluğunu yüzde 40’tan yüzde 30’a indirdik. Bu düzenleme pazartesiden itibaren geçerli olacak.

Geçen sene tüm taraflarla görüşerek hazırladığımız orta vadeli programla ekonomideki yol haritamızı sizlerle paylaştık. Programa olan güvenimizi uygulamalarımızla ispat ettik. Bundan 3 ay önce, seçim meydanlarında olmadık sözler verenler, verdikleri sözleri tutmak yerine milleti oyalamanın yollarını arıyor.

Hak hukuk diyenlerin bugün nepotizmin kitabını yeniden yazdığını görüyoruz. Biz tutamayacağımız sözü vermedik. Biz milletimize bedel ödettirmemenin derdindeyiz.

“Dezenflasyon dönemine giriyoruz”

Önceliğimiz bu ülkeyi hayat pahalılığı sorunundan kurtarmaktır. Enflasyonu düşürmek için politikaları uyum içinde yürütüyoruz. Ekonomi programımızın ilk yılı geçiş yılıydı ve bu dönemi öngördüğümüz şekilde başarıyla tamamladık. Enflasyonda en zor dönemin artık geride kaldığına inanıyoruz. Şimdi dezenflasyon dönemine giriyoruz.

Büyüme tarafında da hamdolsun oranlar olumlu seyrediyor. Deprem felaketine rağmen yüzde 4.5’lik büyüme kaydettik. Milli gelirimiz cari fiyatlarla ilk kez 1 trilyon doları aştı. Türkiye ekonomisi dünyada 17. satın alma gücünde 11. sırada yer alıyor.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu: Tek Adamlığa Hizmet Etmeyeceğiz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Biz İYİ Parti olarak Türkiye’de olup biten sonuçlara, yapılan işlere muhalefet ediyoruz. Çünkü millet bize muhalefet görevi verdi. Biz de bu çerçevede parti politikalarını geliştireceğiz” dedi ve ekledi:

“Benim başında bulunduğum parti de tek adamlığa hizmet etmeyecek. İsteyen istediğiyle görüşebilir ama ben kurulan senaryolara karşı çıkacağımı ilan ediyorum. Ben bu potada milletin iradesini erittirmeyeceğim. İyi partiyi milletin vicdanının merkezi olarak görüyorum. Oturduğum koltuğu da milletin yüklediği sorumluluk olarak kabul ediyorum.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu, T24 Yazarı Tolga Şardan ve T24 muhabiri Serkan Demirtaş’ın sorularını yanıtladı.

Dervişoğlu, DEM Partili belediyelere kayyım atamaları konusunda da “Merak ediyorum, mesela Ahmet Türk kaç kez daha belediye başkanı seçilecek? Seçiliyor, görevden alıyorsun. Belediye Meclisi’nin tamamı mı bu şekilde yargılanıyor? Oradan da atama yapmak mümkün. Ama bunlar yapılmıyor, adaylığa açık kapı bırakılıp, sonra bu işler yapılıyor. Sonuçta devlet yıpranıyor” diye konuştu.

Akşener’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı sürpriz görüşme konusunda, önceki açıklamalarını anımsatan Dervişoğlu, “Görüşmeden hangi aşamada haberdar oldunuz, şaşırdınız mı?” sorusu üzerine, şunları söyledi:

“Beklemiyordum ama şaşırmadım. Elbette içeriğini bilmiyorum. Görüşmeye dair açıklamadan sonra sağ olsunlar bizi bilgilendirdiler. Cumhurbaşkanı, CHP lideri ile de görüşüyor. Son görüşmeden sonra da açıklama yapılmadı. Yani sorunun muhatabı elbette ben değilim.”

Dervişoğlu, siyasi kulislerde konuşulan, Akşener’e cumhurbaşkanlığı yardımcılığı teklif edileceği iddiaları konusunda da “Bu konularda bilgim yok. Ancak ben, bana teklif edilemeyecek bir şeyin, O’na da kurucu başkanımıza da teklif edilemeyeceğini düşünürüm” yanıtını verdi.

“Tek adamlığa hizmet etmeyeceğiz”

İYİ Parti’nin, AKP karşıtlığından ibaret bir parti olmadığını vurgulayan Dervişoğlu, şöyle konuştu: “Biz İYİ Parti olarak Türkiye’de olup biten sonuçlara, yapılan işlere muhalefet ediyoruz. Çünkü millet bize muhalefet görevi verdi. Biz de bu çerçevede parti politikalarını geliştireceğiz.

Benim başında bulunduğum parti de tek adamlığa hizmet etmeyecek. İsteyen istediğiyle görüşebilir ama ben kurulan senaryolara karşı çıkacağımı ilan ediyorum. Ben bu potada milletin iradesini erittirmeyeceğim. İyi partiyi milletin vicdanının merkezi olarak görüyorum. Oturduğum koltuğu da milletin yüklediği sorumluluk olarak kabul ediyorum.”

Anayasa çalışmalarına ve görüşmelerine ilişkin de konuşan Dervişoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Tek adam rejimine hizmet edecek bir sistemin yanında olmayacağımı, Türkiye’nin anayasa tartışmalarının gerçek sorunları gölgeleyeceği endişelerimi ilk görüşmede ifade ettim. İlk görüşmeyi de tarafsız konumda duran Numan Kurtulmuş ile yaptım. Hükümetin neyi istediğini henüz tespit edemedim. Bu tartışmaların hiçbiri emekli sorununu, çiftçilerin problemlerini, Türkiye’de çöken orta direğin sorunlarını çözmeyecek.

Yakın zamanda MEB müfredatı değişti, gerektiği kadar konuşulmadı. Demokrasi işlemiyor, erkler hiyerarşisi birbirine karışmış. Türkiye’de ciddi demokrasi sorunları yaşanıyor. Bu sorunlar konuşulması gerekirken bu sorunların konuşulmasını engelleyenler tarafından Türkiye bir o yana bir bu yana savruluyor. İYİ Parti de bunun içine çekilmek isteniyor. Fakat ben bunun yerine Türkiye’nin sorunlarını konuşmaya devam etmek istiyorum.”

AK Parti’nin yeni anayasa ile ilgili girişimlerini de değerlendiren Dervişoğlu, şunları söyledi: “Bize ne yapacaklarını söylemediler. Ne olup bittiğini, ne getireceklerini bilen yok. Ben de o nedenle ne yapmayacağımızı söyledim. Tek adam rejimini tahkim edecek bir çalışma içinde olmayacağımızı söyledim. 2010 referandumu ile yargı, emniyete cemaate emanet edildi ve 15 Temmuz darbesi geldi. Ardından OHAL geldi ve yapıyı değiştirdiler o koşullar altında.

Dünyada teşebbüs aşamasında kalmış bir darbe girişiminden sonra yönetim yapısını değiştiren başka ülke var mı? Bunların üzerinden zaman geçti diyorlar. Ne kadar geçti? Daha dün oldu bunlar. Erdoğan, bu başkanlık işinden vazgeçiyorum, parlamenter sisteme geçiyorum derse sürpriz biçimde, hazırlığımız tamam, gelsinler konuşalım. Bir masa kurulacaksa İYİ Parti elbette milletin hakkını korumak için orada olur. Ancak öyle bir niyet de söylemiyorlar. Ne yapıldığını bilen yok.”

Paylaşın

CHP: Erken Seçim Tartışmaları Sokağın Gündemini Yansıtmıyor

Erken seçim tartışmalarını değerlendiren CHP kurmayları, “Biz asgari ücretliler, emekliler, Gezi Davası Tutukluları’ diyoruz, seçim tartışmasının gündemi gölgelemesini istemiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Birgün’den Mustafa Bildirici’nin haberine göre; Sokağın talebinin erken seçim olması halinde iktidara baskının artırılacağını kaydeden CHP kurmayları, “Özgüvenli siyaset yapıyor, olası bir seçimden çekinmiyoruz. Ancak 31 Mart’ta partimize verilen sorumluluk kapsamında öncelikle yurttaşın sorunlarını gündemde tutmak istiyoruz” değerlendirmesinde bulunuyor.

Özel ve Erdoğan arasındaki temasların, müzakere sürecinin CHP’yi mücadeleden geri bıraktığı eleştirilerinin de haksız olduğuna dikkati çekilerek, ‘‘Müzakereler ile çok rahat çözülebilecek mesele var. Bu çözümden kim fayda sağlarsa sağlasın, öncelikle muhataplarına, topluma yararlıdır” değerlendirmesi yapılıyor.

CHP Genel Merkezi, “Erken seçim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığının da önünü açar” eleştirilerine karşı da Anayasa’daki engelleyici hükümlerin tartışılmaz olduğuna dikkati çekiyor. Ayrıca 31 Mart’ın ardından gerçekleştirilen anketlerde CHP’nin oyunun arttığının görüldüğünü kaydeden parti kurmayları, “Yerel seçimlerde birinci parti olmamız tesadüfi değil. Anket verileri de ortada. Erken seçime bakışımız Erdoğan’ın yeniden adaylığı değil, bir an önce görevinin sona ermesi” şeklinde konuşuyor.

Türkiye’nin en temel alanlarda yaşadığı sorunların baş nedeninin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğunu ifade eden CHP yetkilileri, şunları söylüyor: “AYM’nin bozma kararları, bugünkü sistemin ne kadar bozuk olduğunun göstergesi. Bu sistem, rejime kasteden bir sistem. Türkiye’nin tüm kurumlarının içi boşaltıldı, kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırıldı. Yasama yok sayıldı. Halkın erken seçim talebini şu anda ölçmek zor ama iktidarın ülkeyi yönetemez hale geldiği de ortada.’’

CHP yetkilileri, “CHP, iktidara gelmesi durumunda ekonomik enkazı toplamaya hazır mı?” sorusuna ise şu yanıtı veriyor: “2019’da devraldığımız belediyelerde de bir enkaz ile karşılaştık. Ancak başkanlarımız, deprem ve pandemiye karşın süreci çok iyi yönetti. Bütçeler doğru kullanıldı, israf ve yolsuzluğun önüne geçildi.

CHP iktidarı, kamu kaynaklarının en çok beş müteahhit için harcandığı bir iktidar olmayacak. Emekliye verilen ile müteahhitlere verilen arasında uçurum var. Bu uçurumu ortadan kaldıracağız. Kadrolarımız iyi. CHP iktidarında, bir kelimeyle işten el çektirilen kadrolar yerine liyakatli kadrolar olacak.”

“Biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından partisinin belediyeyi kazandığı il ve ilçelere teşekkür ziyaretlerini sürdürüyor. Özel, bu kapsamda dün Adana’ya gitti. Adana’daki ilk durağı, partisinin il başkanlığı olan Özel, ardından Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ı ziyaret etti.

CHP Lideri Özel, Karalar’ı, Adana’da iki kez üst üste seçilmesinden dolayı tebrik etti. Burada konuşan Özel şunları söyledi: “Biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Millet bu vazifeyi partimize bir kez daha vermek için sabırsızlanıyor. Biz gününde yapılırsa da erken yapılırsa da başımızla beraber, gününde yapılırsa gününde kazanacağız.

Ama bu ekonomik kriz ve bu kadar sorunu görmeden ve inadına inadına hataları tekrar eden yönetim anlayışının da milletimizin gündemine çok yakın zamanda erken seçimi de sokabileceğini gösteriyor. Biz gelecek pazar yapılsa hazırız. Birinci partiyiz, iktidarı devralmak isteriz. Milletimiz ne zaman talep ederse, meclisimiz 360’ı bulup meclisten, Cumhurbaşkanı bu krizi sürdüremiyor ve bundan sonra bir erken seçim çaredir derse onun kararıyla yapılacak ilk seçimde iktidara talibiz.

Ve iktidara talip olduğumuz noktada hem ülkeyi yönetmenin hem de Türkiye’ye yeniden demokrasiyi getirmenin insanlarımızı zenginleştirmenin, aç karınları doyurmanın müjdesini CHP, belediyelerde olduğu gibi Türkiye halkına da verecektir.

Paylaşın

Erdoğan: 28 Şubat Artıklarına Boyun Eğmedik Eğmeyiz

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Tanıtım Programı’nda konuşan Erdoğan, “Birileri bu ülkede yasakların kalmasını istemedi. Adaletsizliklerin giderilmesini müfredatın zenginleştirilmesini, okullar arasındaki eşitliğin azalmasını istemedi” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişimin yaşanmaması için her şeyi yaptılar. Bugün hala kümelendiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bir ilçede buna yine şahit olduk. Öğrencilerin camiye davet edilmesi birilerini rahatsız etti. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizleyeme çalıştılar. Laikliği din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Tanıtım Programı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Yeni maarif modelimizin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bundan 21 yıl evvel Türkiye’ye hizmet yolculuğumuza başladığımızda 4 önceliğimizden birinin eğitim olacağını söyledik ve bu sözümüzü yerine getirdik. Her yıl bütçede aslan payını eğitim için ayırdık. Bütün imkanlarımızı seferber ediyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da geleneği bozmayıp 1 trilyon 620 milyar lirayı eğitime ayırdık. Derslik başına düşen öğrenci sayısını ilk öğretimde 23’e, ortaöğretimde ise 22’ye indirdik.

Geride bıraktığımız 1 yılda 13 bin 715 yeni dersliği ülkemize kazandırdık. Cumhuriyet tarihimizin en fazla öğretmen atamasını yapan hükümetiyiz. Tek seferde 45 bin öğretmeni öğrencileriyle buluşturduk. Bu sene atayacağımız 20 bin öğretmenle eğitim ordumuzu daha da güçlendireceğiz.

Aile konusu son günlerde altını çizdiğim üzere bizim için hayati öneme sahiptir. Çocuklar küresel kültürün dayatmalarına maruz kalıyor. Bunların en başında cinsiyetsizleştirme projeleri var. Çizgi filmlerden sinema yapımlarına pek çok alanda evlatlarımız bu projelerle sık sık karşılaşıyor. Hep beraber el ele vererek küresel cinsiyetsizleştirmeyle mücadele edeceğimize inanıyorum.

Dünya değişirken Türkiye nasıl aynı kalmıyorsa, eğitim sistemimizin de yerinde sayması beklenemez. Burada önemli olan yenilenmeyle birlikte köklerden kopmamaktır. Maziden atiye köprü kuran özgün bir anlayışla sürecin yönetilmesi gerekiyor. Eğitim sistemimiz eskiden daha çok ezbere dayanıyordu.

“Boyun eğmedik, eğmeyiz”

Birileri bu ülkede yasakların kalmasını istemedi. Adaletsizliklerin giderilmesini müfredatın zenginleştirilmesini, okullar arasındaki eşitliğin azalmasını istemedi. Türkiye’de gerçek manada bir sınıfsal değişimin yaşanmaması için her şeyi yaptılar. Bugün hala kümelendiklerini görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki bir ilçede buna yine şahit olduk. Öğrencilerin camiye davet edilmesi birilerini rahatsız etti. Güya laiklik maskesiyle kendi zihin dünyalarındaki faşizmi gizleyeme çalıştılar. Laikliği din ve inanç karşıtlığı gibi anlayan bunu herkese dayatan 28 Şubat artıklarına biz bugüne kadar boyun eğmedik bundan sonra da eğmeyiz.

Bu ülkenin çocuklarıyla inanç değerleri arasına kimsenin girmesine izin vermeyiz. Eski Türkiye alışkanlıklarına müsaade etmeyeceğiz. Pedagojik değil tamamen ideolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkanları kendilerini sorgulamaya davet ediyorum. Bu meseleyi ideolojik kavgalarınıza meze yapmaktan bir an önce vazgeçin. Türkiye’nin gözden çıkarabileceği tek bir evladı yoktur. İdeolojik kaygılarla eğitim hamlemize karşı çıkmayın. Sadece ön yargılarla yeni modelimize karşı çıkanların yapıcı davranmasını ümit ediyorum.

Maarif modeli milletimizin tarihini, kültürünü merkeze alan bir bakış açısıyla hazırlandı. Model uluslararası standartlarda. Amaç kendisi ve toplumla barışık, bilge, özgür birey yetiştirmek. Öğrencilerin bilim ve teknolojinin değil aynı zamanda tasarlayıcısı, üreticisi olması hedeflenmiştir. Yeni müfredatımızla öğrencilerimizin milli, manevi değerler istikametinde okuyan, düşünen, araştıran şahsiyetler olarak yetiştirilmesini hedefliyoruz. Çocuklarımızı demokrasiye, cumhuriyete, bizi millet olarak bir arada tutan temel değerlere sahip çıkan bireyler olarak geleceğe hazırlamayı hedefliyoruz. PİSA sonuçlarını yeterli görmesek de son dönemlerde biz yükselişteyiz.”

Paylaşın

Bakırhan’dan AK Parti’ye Uyarı: Kayyımınızı Çekin

Yüksekova’da açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin, “AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin” dedi ve ekledi:

“Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir. Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum.

Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet, Yüksekova Belediyesi ziyareti sonrası esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Esnaf ziyareti sonrası halk buluşmasında konuşan Bakırhan, Hakkari’ye atanan kayyımı halkın kabul etmediğini vurguladı ve şunları söyledi:

“Gelê me yê Geverê hun hemû bixêr hatin. Ez we hemuyan slav dikim. Çok değerli Yüksekova halkı, sağ olun, bizi bugün coşkulu bir şekilde karşıladınız. Dün Colemêrg’deydik. Colemêrg halkının iradesine kayyım atandı, halkın iradesi gasp edildi. Genel Merkezimiz, milletvekilli arkadaşlarımız ve yöneticilerimizle 4 gündür Hakkari’deyiz, halkımızla birlikteyiz. İradesine sahip çıkan Colemêrg halkına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Colemêrg bir kez daha gösterdi ki artık Kürt halkı kayyım istemiyor, kayyım anlayışına karşıdır. Kayyım bu topraklara iki dönemdir hükümet tarafından atandı ve halkımız kayyımın ne olduğunu gördü. Bunu en iyi Yüksekova halkı bilir. Yüksekova’da kayyım zihniyetinin nasıl yerel yönetimleri tahrip ettiğine, belediyeyi borç batağına nasıl batırdığına herkes şahit oldu.

Sandıkta bütün hilelere, kaçak seçmenlere rağmen yenilen AKP-MHP iktidarı Hakkari’ye yine kayyım atadı. Biz bunu kabul etmeyeceğiz, Kürtler bunu kabul etmeyecek; Türkiye’nin emekçileri, yoksulları, halkları bunu kabul etmeyecek. Etmediler de. Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, kadınlar, gençler ilk defa Hakkari’deki kayyım meselesinde, Edirne’den Hakkari’ye kadar ses yükseltti.

Partilimiz olmayanlar, siyasi partiler, kitle örgütleri, dost kurum ve kuruluşlar kayyıma karşı ses yükseltti. Hükümetin de Türkiye’de ve Hakkari’de ortaya çıkan kayyım karşıtı direnişi görmesini istiyoruz. Kayyım çare değil, kayyım çözüm değil. Kayyım; bu ülkede barış için az da olsa var olan o anlayışı, o iradeyi ortadan kaldırıp silecek bir düşman hukukudur.

AKP’yi uyarıyoruz: Kayyımınızı çekin, kayyımcı anlayışınızı bitirin. Eğer bu ülkede gerçekten sorunları çözmek istiyorsanız, Kürt halkının iradesi orta yerde duruyor ve konuşmaya da tartışmaya da hazırdır. Ama kayyımda ısrar ederseniz de direniriz, kayyıma izin vermeyiz. Çünkü kayyım haksız hukuksuz bir girişimdir.

Seçimde yenileceksiniz, bu annelerimizin oylarıyla yerel yönetimlerde kaybedeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki ben bu annenin iradesine kayyım atıyorum. Kusura bakmayın, bunu kabul etmeyiz. Hakkari de de söyledik burada da söylüyoruz: Siz kayyım atarsanız biz direniriz, karşı dururuz, onu yok sayarız. Bir sonraki seçimde de sadece tabela partisi olmazsınız, aynı zamanda Kürt halkının ve Türkiye halklarının oylarıyla iktidardan tepetaklak gidersiniz.

“Bu toprakların evlatlarını kayyımla, zorla, cezaeviyle yıldıramazsınız”

İnsanlar size 31 Mart’ta bir mesaj verdi, diyalogla ve müzakereyle sorunların çözülmesini istediklerini söyledi. Buna rağmen baskıyı, zoru, kolluğu Kürt halkının başına bela etmeye kalkarsanız da sandıkta cevabınızı alırsınız. Yüksekova’dayız. Biraz önce belediyemizi ziyaret ettik. Yüksekova Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimizle sohbet ettik. Burada da bir enkaz bırakılmış.

Biraz vicdanı ve onuru olan hiçbir insan kayyım anlayışının yarattığı bu tahribatı kabul etmez. Yüksekova Belediyesi rekor oyuyla Türkiye’de örnek ve model olmuş bir kenttir. Ama kayyım onu başka bir şekilde Türkiye’de tekrar model yapmaya çalıştı. Büyük borç batağıyla. Yüksekova Belediyesinin borcu büyükşehir belediye borçlarıyla neredeyse aynıdır. Nüfusa kıyaslarsan daha büyük bir borç batağına batmış bir kent. Bu enkazı görmeyenler, bu yolsuzluğu ve usulsüzlüğü görmeyenler Kürt’e “biz size kayyım atayacağız” diyor.

Ayıptır, günahtır, biraz vicdanlı olun. Bu toprakların evlatlarını baskıyla, zorla, zindanla, kayyımla yıldıramazsınız. Kürtler onurluca eşit yaşamak istiyor. Kimsenin malında ve toprağında gözleri yok, insanca yaşamak istiyorlar. Bu talebi görmek yerine kayyımı dayatmak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Biz bu kötülüğün karşısında durmaya devam edeceğiz.

Yüksekova halkıyla, Colemêrg halkıyla dayanışma içinde olacağız. Genel Merkezimizle, bütün dost kurumlarla, bütün ittifak ve bileşen partilerimizle, vicdanlı onurlu Türkiye halklarıyla birlikte bu gaspı kabul etmeyeceğiz. Gever’de AKP’ye oy vermiş yurttaşlarımız da olabilir. Onlara da biraz vicdan diyoruz. Hangi din ve vicdan üç dönemdir bir halkın iradesine atanan bu kayyımı kabul eder.

Bugünden sonra vicdanı olan, onuru olan hiçbir Kürt değil AKP’ye oy vermek ve üye olmak, AKP binasının önünden bile geçmemelidir. Size hakaret ediyorlar, dilinizi yok sayıyorlar, iradenize kayyım atıyorlar. 7’den 70’e Kürtleri zindana atıyorlar. Bir de utanmadan AKP’li olunuyor. Kürt halkı onurludur. Şex Saidlerin, Seyid Rızaların torunlarıdır. Bu vahşete izin vermemelidir. Bizim yanımıza gelmeyenler AKP’ye de oyunu vermesin.

AKP Hakkari ve Gever il ve ilçe örgütleri de kendi genel merkezlerine protesto faksları göndermelidir, bu gaspa dur demelidir. Bu kayyım sadece DEM Parti’ye atanmış değildir, Kürtlere ve onurlu Türkiye halklarına da atanmıştır. Bu kayyım belasını hep birlikte defedeceğiz. Sizin bu onurlu duruşunuzun, direnişinizin, rekor oyla defalardır partimizi Gever’de en yüksek oyla seçmenizin karşısında biz onur duyuyoruz. Asla iradenizin gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin.

Bugün burada ortaya koyduğunuz coşkuyu çok anlamlı görüyoruz. Lütfen Colemerg halkıyla daha fazla dayanışma içinde olun. Bu kayyımcı anlayışa karşı belediyenizi ve il-ilçe örgütünüzü daha fazla sahiplenin. Bir arada olursak hiçbir zulüm, hiçbir kayyımcı anlayış karşımızda duramaz.

Sizleri gece gündüz her dakika yerel yönetimleri sahiplenmek için uyanık olmaya davet ediyorum. Bir daha asla bu topraklarda kayyımcı, rantçı anlayışın yer bulmaması için lütfen belediyenize ve partinize sahip çıkın. Emin olun ki sizden büyük yoktur. Sizin direnişiniz onların topundan da tankından da dipçiğinde de daha büyüktür.

Yıllarca bu asimilasyoncu, bu inkarcı anlayışa karşı diz çökmediniz, boyun eğmediniz. Bugünden sonra da direnişinizle, duruşunuzla bir daha bu topraklarda kayyımcı anlayışın olmaması için elinizden gelen çabayı ortaya koyacağınıza inanıyor, tekrar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Ji me hemûyan re serkeftin serkeftin.”

Paylaşın

AK Parti’de “Değişim” Sancısı

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de Erdoğan’ın partide olası bir değişim için “yeni isimlerin partiye katılmasını beklediği” iddia ediliyor. 

Erdoğan’ın “yeterli kadro oluşmadığı gerekçesiyle” de değişimi 2025 olağan kurultayında gerçekleştirmek istediği, o tarihe kadar da parti programındaki il ve ilçe teşkilatları kurultaylarının ancak tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; AK Parti’de bir kesim “değişimin” hemen şimdi olması gerektiği, 2025 yılının ekim ayında yapılacağı belirtilen kurultayın “değişim” için geç olacağını belirtirken “Artık yeni şeyler söylememiz gerek. Değişimin gecikmesi durumunda oy kaybı artabilir ve çöküş sürecine girilebilir” kaygıları dile getiriliyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 31 Mart yerel seçimleri sonrasında hemen hemen her konuşmasında “sandıktan çıkan sonucun mesajını aldıklarını” belirterek partide “değişim” mesajı veriyor. AK Parti’de “değişimin” yerel seçimlerden hemen sonra olacağı beklentisi yüksekti. Ancak yerel seçimlerin üzerinden 2 ay geçti, “değişim” olmadı.

Beklenen değişimin 2025 yılının ekim ayında yapılacak kurultayda gerçekleştirileceği belirtiliyor. Ancak partide, “değişim” için bu tarihin “geç olduğunu” düşünen önemli bir kesim bulunuyor.

“Değişimin hemen şimdi yapılması ve ardından yeni isimlerle 2028 yılındaki seçimlere hazırlanılması gerektiği” belirtilirken “Eğer parti yönetiminde bir değişim olmazsa 2028 seçim süreci riske girer. Bir an önce değişim gerçekleşmeli ve partiye vizyoner isimler gelmeli. Halkın beklediği de bu. Artık yeni şeyler söylememiz gerek. Değişimin gecikmesi durumunda oy kaybı artabilir ve çöküş sürecine girilebilir” endişeleri dile getiriliyor.

AK Parti Erdoğan’ın partide olası bir değişim için “yeni isimlerin partiye katılmasını beklediği” de iddia ediliyor. Partinin Kızılcahamam kampında da 2028 seçimleri sürecine giderken yeni adımların atılması ve toplum tarafından sevilen isimlerin partiye katılması kararı da alınmıştı.

Erdoğan’ın “yeterli kadro oluşmadığı gerekçesiyle” de değişimi 2025 olağan kurultayında gerçekleştirmek istediği, o tarihe kadar da parti programındaki il ve ilçe teşkilatları kurultaylarının ancak tamamlanabileceği ifade ediliyor.

Ayrıca Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, AK Parti’de “değişim” sürecinin zamana yayılmasının tartışmalara yol açtığını aktardı. Babacan, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın değişimin başlayacağı kongre tarihi için ikna edildiği ama parti içinde karşı düşünceler olduğunu belirtti.

“AK Parti’de ince hesaplar yapanların savaşı sürüyor. ” diyen Babacan, “Yerel seçimlerden sonraki ilk MYK’da parti kongresinin bu yılın kasım ayında yapılması kararlılığı, bir anda yerini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ikna etme turlarına döndü. Genel merkez yönetiminin neredeyse tamamı kongrenin ertelenmesi ve 2025 yılında yapılması için kulis başlattılar. Başta Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir olmak üzere mevcut yönetimin kongrenin önümüzdeki yıl yapılması konusunda kulis yaptığı biliniyor.” ifadelerini kullandı.

Babacan’ın yazısından öne çıkanlar şöyle: “Seçim sonuçlarının bedelini ödemekten kaçınan yönetime kızanlar, “Partide değişim olacaksa, şu anda genel merkezde oturanlardan başlamak gerekir. Değişimi siz alttan yukarıya doğru başlatmak istiyorsunuz. Değişim, yukarıdan aşağıya olmalı” diyerek tepki gösteriyorlar. Bu tezi savunanlar, partiyi yeni kongreye götürecek “yeni bir ekip oluşturulması” gerektiğini söylüyorlar.

Eleştirilen parti yönetiminin savunmasına gelince. Cumhurbaşkanıyla yaptıkları toplantılarda kullanılan argümanın, “Bu yıl kongre yapılırsa, 2028 yılına kadar yeni bir kongre sürecine girmemiz lazım. Seçim öncesinde kongre tartışmaları bizi olumsuz etkiler. Bu nedenle, kongreyi 2025 yılında yaparsak, yeni vitrin ve yeni kadro AK Parti’yi 2028 seçimine götürür. Zaten seçimlerin öne alınması ihtimali de yüksek. Bu nedenle iç tartışmalar, kongre tartışmalarını 2025 yılında bitirip, önümüze bakmalıyız” olduğu anlatılıyor”

Paylaşın