Adalet Bakanlığı, Osman Kavala’nın Yeniden Yargılanma Talebini Reddetti

Adalet Bakanlığı, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini “hükümete karşı suçlar” hatırlatılarak reddetti.

13. Ağır Ceza Mahkemesi de Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini reddetmişti. Mahkeme kararında, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ceza Muhakemeleri Kanununun (CMK) 23/3’üncü maddesi uyarınca “yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapıp karar veren hakimin yargılanmanın yenilenmesi işleminde görev alamayacağı”na işaret etmişti.

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen ve cezası onanan Osman Kavala’nın avukatları tarafından yapılan kanun yararına yeniden yargılama talebi de reddedildi.

T24’ten Murat Sabuncu’nun haberine göre, “hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddeye atıfta bulunulan kararda şu ifadelere yer verildi:

Ayrıca, sanık müdafiin hem yargılamanın yenilenmesi hem de kanun yararına bozma talebini içeren dilekçelerinde suçun maddi unsurunu oluşturan mağdurun, Anayasal düzenleme ile ortadan kaldırıldığı ileri sürülmüş ise de; Sanığın üzerine yüklenen “Hükümete karşı suçlar” başlığı altında yer alan 312. maddesi ile Devletin yürütme gücünün icra organı olan hükumetin bir bütün olarak varlığına ve fonksiyonlarına yönelen saldırılardan korunmanın amaçlandığı, suçun mağdurunun Türkiye Cumhuriyet Hükümeti olduğu, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı 8. maddesinde yapılan değişiklikle yürütme yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanına verildiği, yapılan değişikliğin suçun mağdurunu değiştirmediği gibi sanık müdafii tarafından yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak yapılan iddiaların istinaf ve temyiz aşamalarında da ileri sürüldüğü ve olağan kanun yolu denetiminden geçerek anılan kararın kesinleştiği cihetle, dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve mahkemenin takdirine nazaran, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/04/2024 tarihli ve 2024/65 değişik iş sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmemiştir.

Ne olmuştu?

Özgür Özel ve Recep Tayyip Erdoğan 2 Mayıs’ta bir araya geldi. Özel’in gündeminde Kasım 2017’den beri hapiste tutulan Osman Kavala ve Gezi davası kapsamında hapiste olan Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden vardı. Özel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması gerektiğini söyledi, daha sonra yaptığı açıklamalarda da “Bir yol bulunsun, bu cendereden çıkılsın” dedi.

AK Parti Ankara Milletvekili ve Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Tuğrul Türkeş de bu görüşe destek verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise grup toplantısında Özgür Özel’i “CHP Genel Başkanı, Avrupa Parlamentosu’na ziyarete gittiğinde saati sorunca ‘Sen önce Kavala’yı çıkar’ yanıtını almış. Sayın Özel’in kolunda saati yok mudur? Saati sormak yerine PKK ve FETÖ’ye verilen destekleri muhatapların yüzüne vurması gerekmez miydi? Sayın Özel, saati merak ederse bana sorabilir, köstekli saatimi açar kendisiyle açık açık paylaşırım” diyerek hedef aldı.

Paylaşın

Erdoğan İle Esad Nerede Ve Ne Zaman Görüşecek?

Recep Tayyip Erdoğan ile Beşar Esad’ın Türkiye – Suriye arasındaki ilişkilerin normalleşmesi için eylül ayına kadar üçüncü bir ülkede bir araya geleceği öne sürüldü.

Erdoğan ile Esad, görüşmenin ise hangi ülkede olacağın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacağı iddia edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile “görüşmeye hazırız” mesajı vermişti. İddiaya göre kritik zirve için Ankara’daki kaynaklar, kritik zirvenin startının 11 Haziran’da verildiğini söyledi.

İktidara yakın Türkiye gazetesinin haberine göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova temasları sonrası Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, özel temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’i Şam’a göndererek Esad’ı Şanghay İş Birliği Örgütü toplantısına katılması için ikna etmesini istedi. Esad da “Normalleşmeye hazırız” mesajı verdi, ancak Rusya’ya gelemedi.

Kaynaklar, görüşmenin Eylül 2024’e kadar yapılmasının düşünüldüğünü, zirvenin üçüncü bir ülkede yapılmasına ise kesin gözüyle bakıldığını belirtti.

Toplantının nerede yapılacağı ülkenin hangisi olacağı sorusuna verilen yanıtlar arasında ise Rusya, Körfez ülkeleri ve Irak öne çıkıyor. Habere göre Şam yönetimi, hazırlıklarını komşusu Irak’a göre yapıyor. Ankara ise sürecin sessiz yürütülmesini ve görüşmenin heyetler düzeyinde değil lider odaklı olmasını istiyor.

Ayrıca harici bir ülkenin toplantıya katılmaması talep ediliyor. Görüşmenin hangi ülkede olacağı, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti sonrası netlik kazanacak.

Buluşma öncesi iki ülke askerî, siyasi, ekonomik, terör ve mültecilerle ilgili konuların belirlenmesiyle alakalı karşılıklı komisyonlar kuracak. Taraflar, geçmişteki taleplerini revize edecek. Toplantıda en önemli başlıklar; Suriye’nin egemenliği, mültecilerin ülkelerine dönüşü ve PKK/YPG olacak.

Kaynaklar, Şam yönetiminin, “iyi niyet göstergesi” olarak Türk askerinin birkaç noktadan çekilmesini istediğini söyledi. Türkiye’nin ise “PKK/YPG ve DEAŞ dâhil bütün tehdit unsurlarına karşı birlikte hareket edelim” önerisinde bulunduğu aktarıldı.

Paylaşın

DEM Parti Sordu: Kürtlere Uygulanan Hukukun Tanımı Nedir?

Partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Parti olarak alanda, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana DEM Partililer, gönüllüleri ve dostları sokaklarda, yollarda. Son olarak Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır 3 Temmuz’da, dün değil, önceki gün Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla buluşan ‘İradeye Saygı Yürüyüşü’ne start verdik” dedi ve ekledi:

“Peki, neden yürüyoruz? Yürüyüşümüzün adından da anlaşılacağı üzere kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. ‘Sandık sonuçlarına saygımız var’ diyenlere ‘Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misini?’ diye sormak için yürüyoruz. Yargımız hukuku değil, kanunu konuşarak kayyım atadı diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz. Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz ya da iradesi geçerli sayılıyor, iradesi saygıya değer görülüyor.”

Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partinin genel merkezinde gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Doğan’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Suriyeliler: Türkiye siyaset tarihi açısından aslında korkunç olaylarla dolu, hem bizi geçmişe götüren hem bugüne dair çok önemli ipuçları içeren hem de maalesef yarınla ilgili emarelerle dolu bir haftayı geride bırakıyoruz. Hem siyaset tarihi açısından hem yargı hem hukuk hem özgürlükler hem de demokrasi açısından baktığımızda tam da böyle bir hafta ile karşı karşıyayız. 30 Haziran’dan başlayalım.

Türkiye’de birçok kentte mültecileri hedef alan ırkçı saldırılar var. Nasıl başladı? Kayseri’de 7 yaşında bir kız çocuğuna taciz iddiası üzerinden alevlendirildi. “Taciz mağduru Türk değil Suriyeli” diyen Kayseri Emniyet Müdürünün yatıştırmaya yönelik açıklaması, bir utanmazlık silsilesi. Bir dizi olay çıktı ortaya. Önce Kayseri’de başladı; ardından Konya, Hatay, Antep, Bursa, Antalya ve Urfa’ya yayıldı. Bu saldırıların ardında yatan gerçeğin taciz olmadığını biz tarihten çok iyi biliyoruz. Hangi tarihten biliyoruz? 6-7 Eylül’den, Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan biliyoruz.

Bu tür taciz, istismar ve tecavüz karşısında kıllarını dahi kıpırdatmayanlardan biliyoruz. Çocuk istismarı diye sokağa çıkanlar Antalya’da henüz 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif isimli bir çocuğu sokak ortasında öldürdü. Peki, nedir bu, yaşananları nasıl tanımlamak gerekiyor? Dünü, bugünü ve yarını ilgilendiren bir durum olarak tanımlıyoruz. Uzun zamandır iktidarından muhalefetine, medya kuruluşlarından sosyal medyaya kadar yürütülen bir mülteci karşıtlığının ve bununla ilgili propagandanın bir sonucunu gördük.

Öyle ki sosyal medyada bununla ilgili capslar, görseller yapıldı. “Türkiye’de Suriyelilerin ne işi var?” diyenlere “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var, ne işi vardı, neden böyle bir politika yürüttü?” diye soran yurttaşlar var. Biz de buradan bu soruyu tekrar DEM Parti olarak yüksek sesle hatırlatalım. Kayseri neresi? Kayseri Türkiye’de en fazla mülteci nüfusuna sahip 11 şehirden biri. Türkiye Mülteci Konseyinin hazırladığı rapora göre o gün başlayan ve gece boyunca devam eden linçlerin ardından 107 dükkan yağmalandı, tahrip edildi, yabancı plakalı araçlar saldırıya uğradı, bazıları ateşe verildi.

İfadelere göre bölge adeta bir savaş alanına benziyordu. Konsey Başkanı Doktor Hekmad yöneticilere sesleniyor. Biz de buradan bunu bir kez daha ifade edelim. “Biz mültecilerin güvenliğini sağlamak için iktidar gerekli politikaları üretmeli” diyor ve sorumluları, sorumluluk taşıyanları göreve davet ediyor. Hem Türkiye’de yaratılan bu iklimin hem de Suriye politikasında filizlenen bu kin ve nefretin sorumlusu hükümettir. Kendilerini bu sorumluluğa karşı duyarlı hissetmeye ve acilen önlem ve tedbir almaya davet ediyoruz. Bu sorumlulukla yüzleşmeye ve mültecilere yönelik organize saldırılar karşısında zaten mahrum olduğumuz toplumsal barışın daha fazla yara almaması için acil tedbirler almaya davet ediyoruz.

Kadın cinayetleri: 1 Temmuz, Türkiye’nin çok kıymetli çabalarla hazırlayıp imzaya açtığı, hatta ilk imzacısı olduğu, Meclis’te oybirliğiyle onayladığı İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararı ile çekildiği tarihin yıldönümü. Üzerinden 3 yıl geçti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre sözleşmeden çıkılmasından bu yana en az 963 kadın öldürüldü. Yine Bianet Çetele’nin tespit edebildiği verilere göre son 6 ayda 19 kadın, erkek şiddetiyle öldürüldü.

Sansür: Peki, bu hafta başka ne oldu? 8 gazeteciye daha hapis cezası verildi. Yalnızca gazetecilik yaptıkları için, yalnızca gazetecilik faaliyetleri yüzünden 6 yıl 3 ayla cezalandırıldılar. Elbette gazetecilerin yanındayız ve onların da savunduğu halkın haber alma hakkının yanındayız. Bunu sonuna kadar savunmaya da devam edeceğiz.

Peki, ne oldu başka? Açık Radyo’nun yayın lisansı iptal edildi RTÜK tarafından. Müthiş bir fırsatçılıkla yapıldı. Açık Radyo nasıl bir yayıncılık yapıyor bakalım. “Kainatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık bir radyo ve yayıncılık anlayışından” bahsediliyor. Sizce böyle bir yayıncılık anlayışı kapatılabilir mi? Herhangi lisans iptali bu yayıncılık anlayışının devam etmesini engelleyebilir mi? Engelleyemez. Açık Radyo hepimizin radyosu olmaya devam edecek ve kainatın bütün seslerine, renklerine ve titreşimlerine açık yayıncılığıyla yapacak bunu.

Madımak Katliamı: 2 Temmuz, Sivas Katliamının 31. yıldönümüydü. Devlet ve akıl verenleri ilk günden itibaren Madımak’ta yakanlara yakın durdu. Ne yazık ki cezasızlıkla sırt sıvazladı. Zaman aşımı kararına ilk tepki “hayırlı olsun” oldu. 31. yıldönümünde Madımak’la halen yüzleşilmemiş ve cezasızlık politikalarıyla bu katliamların sayısı artmış olmasına rağmen bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Adalet sağlanana kadar bu mücadelenin devam edeceğini, o gün yakılan canlar şahsında bir kez daha ifade ediyor ve onları saygıyla anıyoruz.

Gar Katliamı Davası: Yine bu hafta olanlarla devam edelim. Bir kez daha 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davasında karar açıklandı. Kobanî Kumpas Davasında olduğu gibi bu davada da tabiri caizse IŞİD’e beraat kararı çıktı. Nasıl oldu, savunma komisyonundan alıntıyla ifade etmek istiyorum. “Bu son kararla yargı 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ile ilgili bir daha dosya kapağını yüzümüze kapattı. Oysa yıllardır kaldırdığımız her dosya kapağının altında devletin yüzünü görüyoruz”. Gerçekler aydınlatılmadı. Suç tanımı yapılmadı ve bütün sorumlular cezalandırılmadı. Mahkeme zabıtlarında ne yazarsa yazsın herkes gerçeği biliyor ancak bilmekle değil yargılamakla adalet gelecek” diyor avukatlar. Demek ki mücadeleyi büyütmek ve adalet sağlanana kadar tüm bu katliamların birbiriyle bağlantılı ve aynı akıl verenlerin eliyle çıktığını bilerek mücadele etmek gerekiyor.

Maalesef bu toprakların örtbas edilmiş katliamlarla yüklü geçmişini yeniden hatırlıyoruz. Her güne neredeyse bir katliam düşüyor. Toplu mezar fışkırıyor. Binlerce kayıp insan var. Faili belli ama meçhul kabul edilmek istenen insanlar gömülü bu coğrafyada.

Bugün 5 Temmuz, Vedat Aydın 33 yıl önce bugün evinden alındı. İki gün sonra Maden yolunda işkence edilerek katledilmiş bedeni bulundu. 33 yıllık bir cezasızlık ve yine bir zaman aşımı. Önümüzdeki 5 güne de bakalım. 10 Temmuz’da kim yatıyor? Sevgili Ali İsmail Korkmaz.  İktidarlar değişiyor ama ne yazık ki bazı kesimlere dönük bazı politikalar değişmiyor. O yüzden diyoruz ki devlet ve akıl verenleri her zaman bu olaylarda sırt sıvazlamayı tercih etti. Biliyoruz ki hiçbirinin faili meçhul değil, hepsinin faili belli. O yüzden hiçbirini unutturmayacağız, unutturmamak bu mücadelenin en önemli parçalarından biri. Hepsinin takipçisi olacağız. Acımız, öfkemiz, tarihimiz ortak. Bu acıları ancak ortak mücadeleyle sağlanabilecek bir adalet hafifletir.

Ekonomik kriz: DEM Parti’nin gündeminde bir yandan bu konular var ama öte yandan hayatın akışı içinde bu mücadeleye dair yeni eylem planları geliştirmek gerekiyor. Peki, neyle boğuşuyoruz? Tüm bunların gölgesinde bırakılmak istenen nedir? Yıllardır söyleyegeldiğimiz üzere savaş politikalarının gölgesinde bırakılan işimiz, aşımız, emeğimiz ve bizden çalınanlar. Memleket yangın yeri. Halkın cebi, sofrası, her şey yangın yeri. Yapılan açıklamaları hatırlatmak dahi istemiyoruz. Bu açıklamaların gerçeklikle uzaktan yakından bir alakası yok.

Onlar asgari ücret öyle mi olsun böyle mi olsun diye tartışıp dursun. Bu ülkede işçiler yanıyor, emekçiler yanıyor. Milyonlarca insanı yoksulluk ve sefalete mahkum eden politikalarda ısrar ediliyor, halkın geleceği çalınıyor. Çocukların ve gençlerin geleceği karartılıyor. Bunun bir kader olmadığını biliyoruz. DEM Parti olarak diyoruz ki; bize dayatılan savaşa, ranta, talana, yolsuzluğa, sömürüye, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, tecride, ölüme, darbeye, hapishanelerde işkenceye, irade gaspına, cinsiyetçiliğe, kadın katliamına, doğa katliamına ve ekolojik yıkıma mecbur ve mahkum değiliz.

Bunlara karşı birlikte mücadele edebiliriz ve bu gidişatı birlikte değiştirebiliriz. İşte o yüzden yakında bir kampanya başlatıyoruz. Özgürlük, eşitlik, demokrasi ve emek mücadelemizi Ekmek ve Adalet Kampanyası ile güçlendiriyoruz. Herkesi kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz. Peki, kimleri davet ediyoruz? Asgari ücretlileri, emeklileri, memurları, işçileri, köylüleri, çiftçileri, emekçileri; başta kadınlar ve gençler olmak üzere adaletsizliğe uğradığını düşünen herkesi insana yakışır bir yaşamı mümkün kılmak için kampanyamıza katılmaya ve mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.

İşimize, aşımıza, özgürlüğümüze, alın terimize ve ekmeğimize göz koyanlara karşı Ekmek ve Adalet Kampanyamızda buluşalım. Ranta karşı adalet ve emek mücadelesi için buluşalım. Kamu yararını tamamıyla kendi rant anlayışına göre tanımlayan, böyle politikalar üreten ve yıllardır bunu bir kadermiş gibi bize yaşatmak isteyen sisteme karşı Ekmek ve Adalet Kampanyasında buluşuyoruz. Sosyal eşitlik, adalet ve emeğin özgürleşmesi için bu buluşmaları çoğaltmak çok önemli.

19 Temmuz’da Mardin Kızıltepe’de yapacağımız tarım mitingiyle vereceğiz kampanyanın startını. Temmuz ve Ağustos ayı boyunca da Mersin, Kocaeli, Iğdır, Ağrı, Antalya, Aydın, Manisa, İstanbul, Hatay, İzmir ve daha pek çok il ve ilçede emekçilerle buluşacağız. İlerleyen günlerde bunun daha ayrıntılı halini sizlerle paylaşacağız.

Kayyım: Günlerdir DEM Parti olarak alandayız, sokaklardayız. 3 Haziran’dan bu yana gönüllülerimiz ve dostlarımızla sokaklarda, yollardayız. Marmara ve Ege’den başlayan Ankara, Adana, Batman, Diyarbakır üzerinden devam eden ve 3 Temmuz’da Van’da Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla süren İradeye Saygı Yürüyüşümüz. Peki, neden yürüyoruz? Kayyımda ısrar edenleri halk iradesine hürmete davet etmek için yürüyoruz. Sandık sonuçlarına saygısı olduğunu söyleyenlere “Kürtleri bu saygıdan muaf tutmaya devam edecek misiniz?” diye sormak için yürüyoruz. “Yargımız hukuku değil kanunu konuşarak kayyım atadı” diyen Sayın Cumhurbaşkanına tekrar soruyoruz: Kürtlere uygulanan hukukun tanımı nedir? Kürt halkı bir tek AKP gibi sistem partilerine oy verdiğinde mi oyunu geçerli sayıyorsunuz?

Hatırlanacağı üzere 3 Haziran’da Hakkari Belediye Eş Başkanımız yerine kayyım atandı. Yine bir yargı kumpası ile oldu bu, yine eşi ve benzeri görülmemiş birtakım kumpaslarla kayyım atandı. Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’a 19 yıl 6 ay gibi korkunç bir hapis cezası sırf kayyıma gerekçe yaratabilmek için verildi. Aslında o gerekçe bile olmadı. Hakkında bir soruşturma açıldı, Van’da gözaltına alındı ve gözaltında bulunduğu süre boyunca açılan soruşturmayla ilgili kendisine tek bir soru dahil yöneltilmedi, ifadesi alınmadı.

Aslında suç işlendi. Biz de bu konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Olayı hatırlattık. 3 Haziran’dan bu yana yollardayız, alandayız ve iradeye saygıya davet ediyoruz dedik. Birçok kentten gelip Van’da buluşan ve buradan Hakkari’ye doğru yola çıkan yürüyüş kolumuz 6 gün boyunca 40 derece sıcağın altında günlük neredeyse 30 km yol yürüyor. Buradan hepsini sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Yürüyüşümüz 6’ncı gününde. Hakkari’ye ulaşıldığında gasp edilen Hakkari Belediyesi önünde yapılacak açıklamayla son bulacak. Her durakta buluşmalar gerçekleşiyor. Arkadaşlarımız sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve yüzlerce insanla bir araya geliyor.

Şimdi biz de DEM Parti olarak çağrımızı buradan bir daha yenileyelim. Bu utancı taşımak istemeyen tüm Türkiyelilere sesleniyoruz ve Türkiye’deki vicdanlı insanlara sesleniyoruz: 21’inci yüzyılda dünyanın kaç ülkesinde insanlar kendi oylarıyla seçtikleri belediye eş başkanları yerine kayyım atanmasın diye gece gündüz o belediyelerin önünde nöbet tutuyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde insanlar 40 dereceyi aşan sıkacakta veya eksilere düşen soğukta kendi iradelerine saygı gösterilsin diye yürümek durumunda kalıyor? Ya da dünyanın kaç ülkesinde böyle kilometrelerce yol yürüyerek irade tanımazlığa karşı direnmek zorunda kalıyor insanlar? Lütfen bunu bir an düşünün, bir an herkes düşünsün. Hakkari’de ne oluyor? Hakkari’de olanlar Ankara’da yaşayan beni de İstanbul’da yaşayan sizi de İzmir’de yaşayan ötekini de ilgilendiriyor. Niye hepimizi ilgilendiriyor? Niye kayyım meselesi sadece DEM Partililerin meselesi değil?

Bu soruları sormaya devam eder, sahici bir sorgulama ve yüzleşmeye başlarsak işte o zaman bu kadar çok sorgulayan insanın iradesi karşısında Hakkari kayyım rejimi için sonun başlangıcı olur. Biz bu konuda kararlıyız. Geri adım atmayacağız. Bulunduğumuz her alanda kayyım rejimine karşı mücadeleyi ve Hakkari’de ortaya çıkan halk iradesini korumaya devam edeceğiz. Buradan bir kez daha DEM Parti olarak iktidara sesleniyoruz: İzahı mümkün olmayan bu utançtan Türkiye adına vazgeçmelisiniz. Sizi bu ülkenin özgürlüğü, eşitliği ve demokrasisi adına bu utançtan vazgeçmeye davet ediyoruz. Hakkari Belediyesinde olması gereken kayyım değil Sıddık Akış ve Viyan Tekçe’dir. Hakkari, kayyım rejimi için sonun başlangıcıdır. Bu konudaki kararlılığımızı belirtiyor ve yeniden bu iradeye sahip çıkmak için yola düşen yürüyüşçüleri selamlıyorum.”

Paylaşın

Özel’den Sığınmacılar Çıkışı: İki Sebebi Ve Tek Aktörü Var

Sığınmacı sorununu, Suriye’nin geleceğini ve Türkiye’nin Suriye politikalarını nasıl değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var” dedi ve ekledi:

“Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘a konuştu. “Önümüzdeki ay içinde Suriye konferansı veya Türkiye’de sığınmacı sorununa yönelik bir konferans yapmayı düşünüyoruz” dedi. Konferansta çözüm önerilerinin konuşulacağını aktaran Özgür Özel şunları söyledi:

“Esad ile görüşme de dahil her konuda inisiyatif alacağımızı daha önce söylemiştik. Yıllardır zaten görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Esad ile CHP’li milletvekilleri görüştü diye neredeyse vatan haini oluyorlardı. Şimdi biz Esad ile görüşebiliriz dedikten saatler sonra Erdoğan, ‘Biz birlikte tatil yaptık, yine yapabiliriz’ dedi. Avrupa, Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Erdoğan’la Türkiye’yi bir mülteci kampına çevirecek anlaşma imzaladı.

6 milyon Avroluk bir anlaşma yaptılar ama görünmeyen tarafında ‘Türkiye’ye karşı raporları yumuşak yazalım, Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım’ dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var.

Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.

CHP’nin durduğu yer çok kıymetli. Özenli bir dil kullanıyoruz. Geçen zaman ve yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Atatürk’ten miras bir dış politikanın sacayağı var. O, ‘Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşunun devletini muhatap al, devlet dışı unsurları muhatap alma’ diyor. Biz önümüze geleni Kuvay-ı Milliye ilan ediyoruz. Şimdi Suriye’de Türk bayrakları yakılıyor, ‘Onlar ÖSO değil’ diyorlar. Biri sizin için 75 dolara kurşun sıkıyorsa yarın 200 dolar veren oldu mu size karşı saldırganlaşıyor.

CHP, yurtta barış dünyada barış yaklaşımıyla Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeyi, Suriye’nin istikrarını sağlamayı savunuyor. Ondan sonra da bütün Avrupa ülkeleri ve dünyadaki yapılara ‘Pamuk eller cebe’ diyerek sığınmacıların oraya gitmesi için oralara okullar, hastaneler yapmak lazım. Amerika’nın iştahını, Rusya’nın ısrarını yönetebilecek etkin bir dış politika gerekiyor. Bunların hepsinin yapılması için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

Avrupa’nın kendileri için istikrarlı bir yapı gördükleri Erdoğan’ın politikaları Türkiye için gitgide istikrarsızlaşıyor. Artık bu mızrağın çuvala sığacak hali kalmadı. Ben Avrupa’daki siyasi muhataplarımızla da konuşuyorum. Türkiye’nin sığınmacı sorunu çözülmeli. Suriye istikrara kavuşmalı. Siz bu konuda üzerinize düşeni yapmalısınız. Sonra da AB üyeliğimizle ilgili çoktan hak ettiğimiz bir şeyi ortadan kaldırmalısınız. 60 yıldır başvurmuşuz, yanımızdan gelen geçti.”

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yönetimiyle aralarında tartışma olduğu iddiasına yanıt veren Özel, “Önceki yöneticilerin asla kendilerini dışarıda hissetmediği bir barış ortamında çalışıyoruz. Hatta geçen gün de mesela Sinan Ateş davasına ben gidemedim önceki genel başkanımız gitti. Sıkı ilişkiler içindeyiz. Partide birileri çatışma beklerken aksine 4-9 Eylül arası değişimin altının doldurulacağı, sonra da ikinci yüzyılın programının yazılacağı bambaşka bir hedef var” dedi.

“Çifte standarda yer yok”

A Milli futbol takımımı oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası bozkurt işareti yapması üzerinden süren tartışmalara da değinen Özel şuhları söyledi: “Şu anda Milli Takım’ın tam bir konsantrasyonla, ülkenin tamamının desteğini alarak maçlarını tamamlaması lazım. Gencecik çocuklar. Bu meseleyi Türkiye’de bir siyasi gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Milli Takım’a bir bütün olarak destek veriyoruz. Maçlar biter, geçer, siyasi simgenin futboldaki yeri, bu bir siyasi simge mi tartışılır.

İşareti sadece bir siyasi partiye mal etmemek lazım. Ben Türkiye ittifakı dediğimde bir sürü kişi bana bozkurt yapıyor. Zaten kendisi de ‘Türklerin gücüne vurgu yaptım’ demiş. Gencecik bir futbolcunun üzerine gidip tartışmamak lazım. Ancak Merih’in yaptığı bu işareti canhıraş savunanlar geçmişte zafer işareti yapan Deniz Naki’yi de linç etmişti. Siz bir işarete toleranslı olunması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben de bu kanaatteyim. Burada çifte standarda yer yok. Bir de Milli Takım’ı siyasete çekmemek lazım.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan Astana’da: İsrail’in Durdurulması Lazım

Şanghay İşbirliği Örgütü Genişletilmiş Oturumu’nda konuşan Erdoğan, “16 binden fazla masum çocuğun altında can verdiği yıkıntılar, esasen meşruiyetini kaybeden uluslararası sistemin enkazıdır. Gazze’deki yıkıma son verilmesi için İsrail’in durdurulması lazım” dedi ve ekledi:

“İsrail’in durdurulması, kalıcı ateşkesi kabul etmeye zorlanması lazım, bunun için de İsrail yönetimi üzerindeki baskının artırılarak sürdürülmesi gerekiyor… Karamsarlığa kapılmadan küresel adalet için seslerini yükselten ilkeli ülkeler var. Türkiye olarak güçlünün haklı olduğu değil haklının güçlü olduğu, ekonomik eşitsizliklerin üzerine giden, barış, güvenlik, istikrar ve refah üreten etkili ve tüm insanlığı kucaklayıcı bir uluslararası sistemin inşası için tüm engellemelere rağmen çalışıyoruz.

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Amacımız, insanı ve insani değerleri merkeze alan girişimci diplomasi anlayışıyla bölgemizde ve ötesinde bir barış kuşağı tesis etmektir… Gazze’ye gönderilen yardımların üçte birini Türkiye olarak biz üstlendik. Yaklaşık 620 ton insani yardım taşıyan 20’inci iyilik trenimiz 12 Haziran’da Afganistan’a ulaştı” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Astana’da Şanghay İşbirliği Örgütü Genişletilmiş Oturumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

Aziz kardeşim Tokoyev’e nazik davetleri için teşekkür ediyorum. Zirve için belirlenen “Sürdürülebilir Barış ve Kalkınma Arayışı’nda Çok Taraflı Diyalogun Güçlendirilmesi” teması son derece isabetli olmuştur. Kural temelli uluslararası sistemin sütunlarının sarsılmakta olduğu bir dönemden geçiyoruz.

Terörizm, İslam ve yabancı düşmanlığı, düzensiz göç, iklim değişikliği, enerji ve gıda güvenliği ile tedarik zincirlerindeki aksamalar gibi meydan okumalar, yaşanan jeopolitik sarsıntıların şiddetini artırıyor. Bunun en son ve acı örneği hepimizin gözleri önünde Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında sergilenmektedir.

16 binden fazla masum çocuğun altında can verdiği yıkıntılar, esasen meşruiyetini kaybeden uluslararası sistemin enkazıdır. Gazze’deki yıkıma son verilmesi için İsrail’in durdurulması lazım. İsrail’in durdurulması, kalıcı ateşkesi kabul etmeye zorlanması lazım, bunun için de İsrail yönetimi üzerindeki baskının artırılarak sürdürülmesi gerekiyor.

Karamsarlığa kapılmadan küresel adalet için seslerini yükselten ilkeli ülkeler var. Türkiye olarak güçlünün haklı olduğu değil haklının güçlü olduğu, ekonomik eşitsizliklerin üzerine giden, barış, güvenlik, istikrar ve refah üreten etkili ve tüm insanlığı kucaklayıcı bir uluslararası sistemin inşası için tüm engellemelere rağmen çalışıyoruz. Amacımız, insanı ve insani değerleri merkeze alan girişimci diplomasi anlayışıyla bölgemizde ve ötesinde bir barış kuşağı tesis etmektir.

Gazze’ye gönderilen yardımların üçte birini Türkiye olarak biz üstlendik. Yaklaşık 620 ton insani yardım taşıyan 20’inci iyilik trenimiz 12 Haziran’da Afganistan’a ulaştı.

Türkiye terörün kanlı yüzünü çok iyi tanıyan bir ülkedir. Terörizmin farklı biçimleri ile 40 yıldır mücadele ediyoruz. Terörle mücadele tecrübemiz uluslararası işbirliğinin elzem olduğunu gösteriyor. 4 milyondan fazla yerinden edilmiş insana ev sahipliği yapıyoruz. Uluslararası toplumunda sorumluluk bilinci ile hareket etmesi gerektiğini dile getiriyoruz. Yeniden Asya girişimimizle Asya ile ilişkilerimizi güçlendirmeyi hedefliyoruz.”

“Asya ile yakınlaşmak istiyoruz”

Erdoğan, Astana’daki temasları kapsamında, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi. Zirvenin yapıldığı Bağımsızlık Sarayı’ndaki görüşme, basına kapalı gerçekleştirildi. Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yer aldı.

Görüşmenin ardından açıklama yapan Erdoğan, şunları ifade etti: “Yaşanan jeopolitik sarsıntıların şiddeti artıyor. Bunun en önemli örneği Gazze’de. Yaklaşık 40 bin masum hayatını kaybetti. Bu yıkımın önlenmesi için İsrail’in durdurulması, kalıcı ateşkesin ilan edilmesi gerekiyor.

İsrail üzerinde uluslararası baskıların artması lazım. Küresel adaletsizlikleri ortadan kaldıran, barış, güvenlik, refah üreten uluslararası bir sistemin kurulması için tüm engellemelere rağmen çalışıyoruz… Bölgemizde ve ötesinde bir barış kuşağı tesis etmek istiyoruz.

Türkiye, terörizmin PKK, PYD, FETÖ gibi yüzleriyle 40 yıldır mücadele ediyor. Bu kapsamda Şangay İşbirliği Teşkilatı’yla koordinasyonumuzu daha çok güçlendirmeye hazırız. Türkiye olarak geçici koruma altındaki Suriyeliler de dahil olmak üzere 4 milyon insana ev sahipliği yapıyoruz.

İnsani yardımlar bu sorunlarda temel araçlardan biri. Uluslararası toplumun ilkeli bir mensubu olarak, Türkiye önemli bir güç çarpanıdır. Asya ile ilişkilerimiz her alanda yarar ekseninde güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bu teşkilatla ilişkilerimizi geliştirmeye önem veriyoruz.”

Paylaşın

Özel Ve Özdağ’dan Ortak Açıklama: Sığınmacılar Vurgusu

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ ile görüşen CHP Lideri Özgür Özel, Kayseri’de yaşanan gerilime ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, “Bugün Türkiye’nin çözmesi gereken bir sığınmacı sorunu var” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

Zafer Partisi heyetinde, Zafer Partisi Genel Sekreteri Cezmi Polat, Zafer Partisi Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, Zafer Partisi Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Av. Murat Yıldız, Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Esmaül Hüsna Aslan yer aldı.

CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftci, Gamze Taşcıer ve Aylin Nazlıaka eşlik etti.

Özgür Özel ve Ümit Özdağ, görüşmenin ardından kameraların karşısına geçerek açıklama yaptı. Özel, sığınmacılarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin düzensiz göç, kaçak göçmen sorunu vardır ve bu sorunun çözülmesi için CHP olarak en kuvvetli inisiyatifi alacağımızı bu seçim süreci bittikten sonra söyledik. Zamanında ‘Esad’la görüşün’ dediğimizde bize dediğini bırakmayanlar şimdi tekrar ‘tatil yapabiliriz’ noktasına geldiler. Ben Beşar Esad’la görüşmenin sağlanması, Suriye’nin istikrara kavuşması ve sığınmacıların her birisinin AB’nin de elini taşın altına sokarak gitmesini tüm muhataplarımızla görüşüyoruz.

Yarın Başbağlar’dan sonra Bükreş’e uçacağım. Bükreş’te Avrupa Sosyalist Partisi ve Sosyalist Enternasyonel’de birlikte çalıştığımız liderlerin her birisine daha önce büyükelçilerine söylediğim ve bir yemekte ifade ettiğim konuyu bu sefer Sosyalist Entarnasyonel marjında bir kez daha bu sorunun çözümüne ilişkin olarak siyasi irade ve kararlılığımızı ifade etmek durumundayım.

Bunun yanında sayın genel başkanımızın yasama faaliyetleri noktasında, maalesef biz çok isteriz biz tüm siyasi partilerin mecliste temsil ediliyor olmasını. Bununla ilgili de “Türkiye vekilliği” olmak üzere önerilerimiz var. Yüzde kaç alırsa oy en az o kadar milletvekiliyle, 100 milletvekilinin partilerin genel oyu üzerinden belirlenmesi ve seçim barajlarının temsiliyete engel olmaması yönünde. Zaten sıfır barajı savunan tüm partilerin eşit bir şekilde hazine yardımından istifade etmesi gerektiğini savunan bir siyasi partiyiz

Özdağ, Milli Takım futbolcusu Merih Demiral’in galibiyet sonrası yaptığı Bozkurt işaretine ilişkin olarak, “Bu Türk milletinin 2 bin yıldan beri işareti. Bozkurtla karşılaşanlar birbirlerine Türk olduklarını göstermek için Bozkurt yaparlar. Herhangi bir siyasi partiyle ilgisi yok. Bence Alman devletinin bozkurt yapanlarla değil, Hitler işareti yapanlarla uğraşması daha isabetli olur” dedi.

Özgür Özel de, “Gol sevincini yaşarken kullandığı bu işaretten dolayı böyle bir soruşturmayı doğru bulmadığımızı dün de ifade ettik. Ama bu tartışmayı köpürtmek, büyütmek ve bir siyasi çekişme noktasına getirmeye çalışmak başta Milli Takım’a zarar verir, herkesin bu konuda duyarlı davranması gerekiyor.

Bu işaret konusunda özgürlükçü olmak lazım sıkıntı yok ama bundan birkaç yıl önce bir genç futbolcumuz bu sefer zafer işareti yapınca bugün bu işaretin özgürlüğünü savunanlar tarafından linç edilmişlerdi. Onları kendi tutarlılıkları açısından kendilerini sorgulamaya davet etmek lazım. Yoksa futbolcumuzun yaptığı işaretten ziyade oynadığı güzel futbol hepimize yaşattığı gurur yönünden değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Suriyeliler, Ekonomik Krizin Nedenlerinden Biri Mi?

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, “Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı, odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300. Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter” dedi.

Otomotiv sektörü işletmecisi Mehmet Çelik ise konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “İlk geldiklerinde misafir olarak geldikleri ve bir süre sonra tekrar dönecekleri söylendi. Hepimiz onlar için elimizden geleni yaptık. Evlerimizi de açtık, eşyalarımızı da paylaştık çünkü olması gereken buydu” dedi ve ekledi:

“Bu misafirlik 10 yılı geçti, şu anda aklınıza gelebilecek her türlü sektörde onlar çalışıyor. Herkes kendi kısmetini kazanır ama maliyet ve giderleri hesaplayınca haksız bir rekabet oluyor. Biz de bu durumdan olumsuz etkileniyoruz. Ben kiramı, vergimi, personel maaşını, sigortamı, faturalarımı öderken, onlar ya bunların birçoğunu ödemiyor ya da bir işletmede 5-6 ortak çalışıyor, giderleri olmadığı için de bizden fazla kazanmış oluyorlar.”

Türkiye’de son dönemde sığınmacılara yönelik artan öfkenin nedenlerinin birinin ülkedeki ekonomik koşullar ve sığınmacıların kayıt dışı çalışmasından kaynaklanan haksız rekabet olduğu değerlendirmeleri kimi çevrelerce yapılıyor.

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verilerine göre, 27 Haziran 2024 itibariyle İstanbul’dan sonra geçici koruma kapsamındaki en fazla Suriyeli, 429 bin 855 kişinin yaşadığı Gaziantep’te bulunuyor. İstanbul’da ise bu sayı 530 bin 506.

36 bin üyeli Gaziantep Ticaret Odası’nca geçen hafta düzenlenen bir toplantıda, ekonomik sorunların tetikleyicilerinden biri olarak iç savaş nedeniyle Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenler gösterildi. İktidara yapılan çağrıda “13 yıllık misafirliğin son bulması” ve başta kayıtdışı göçmenler olmak üzere tüm Suriyeli sığınmacıların geri gönderilmesi talep edildi.

VOA Türkçe’den Orhan Erkılıç‘a konuşan Gaziantepli esnaf, Ticaret Odası ile aynı düşünceleri paylaşırken, Suriyeli işletme sahipleri ise kente ekonomik anlamda faydaları dokunduğunu dile getiriyor.

Ülkelerinde savaş bitse bile farklı grupların kontrolünde olan bölgelerin iş, ticaret ve yaşam için henüz güvenli olmadığına dikkat çeken Suriyeli iş insanları, Türkiye’deki ekonomik krizden kendilerinin de olumsuz etkilendiğini ifade ediyor. Peki, Suriyeliler’in Türk ekonomisine katkısı ne?

Bu hafta görevinden istifa eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, AK Parti genel başkan yardımcısıyken 2021’de “Suriyeliler giderse ekonomi çöker” demişti. Ancak rakamlar bunu doğrulamıyor. Birçok Suriyeli’nin düşük ücretle ve kayıtdışı çalıştığı görülüyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi tarafından Şubat 2020’de yayınlanan “Türk İşgücü Piyasasında Suriyeli Mülteciler” araştırmasına göre, Türkiye’de yaklaşık 950 bin Suriyeli çalışıyor. Ancak çalışan Suriyeliler arasında kayıt dışı çalışanların oranı yüzde 91,6 gibi çok yüksek bir seviyede bulunuyor.

Daha yakın tarihli bir rapor ise Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından hazırlanan “İşgücü Piyasasında Suriyeliler” raporu. 2021 tarihli raporda, “Suriyeliler’in çoğunlukla kayıt dışı istihdam edilmelerinin temelinde kültürel farklar, işverenlerin yaklaşımları, ekonomik koşullar ve yasal düzenlemeler gibi nedenler yatmaktadır” tespitinde bulunuluyor.

“Haksız rekabet yaratıyorlar”

Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, 46 meslek grubunu temsilen yönetim kurulu üyelerinin de katıldığı basın toplantısında Suriyeli sığınmacıların kayıt dışı ticari faaliyetler yoluyla “haksız rekabet” yarattığını ve yaşanan birçok ekonomik sorunun kaynağı olduğunu savundu.

Son günlerde yoğun şekilde tartışılan pahalılık, fahiş fiyatlar ve barınma sorunlarına dikkat çeken Yıldırım, “Elbette tüm bu bahsettiğimiz sorunların tetikleyicilerinden biri hiç şüphesiz 13 yıldır şehrimizde yaşayan geçici koruma altındaki Suriyeliler’dir. Kayıt dışı ticari faaliyetlerinin yarattığı haksız rekabet, kimi sektörlerde elde ettikleri üstünlükler, işletmelerimizin iç ve dış pazar kayıpları, kiralar başta olmak üzere genel fiyat seviyesine ve sosyo-kültürel yapımıza olan olumsuz etkileri ne yazık ki her geçen gün artan bir oranda hissediyoruz’’ dedi.

Yıldırım, “Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı, odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300. Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter. Bu durumun Türk işletmeler açısından yarattığı haksız rekabeti hepiniz tahmin edebilirsiniz” diye konuştu.

Otomotiv sektörü işletmecisi Mehmet Çelik ise , 2011 sonrası Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların şu anda her sektörde çalıştığını ifade ederek, şunları anlattı: “İlk geldiklerinde misafir olarak geldikleri ve bir süre sonra tekrar dönecekleri söylendi. Hepimiz onlar için elimizden geleni yaptık. Evlerimizi de açtık, eşyalarımızı da paylaştık çünkü olması gereken buydu.

Bu misafirlik 10 yılı geçti, şu anda aklınıza gelebilecek her türlü sektörde onlar çalışıyor. Herkes kendi kısmetini kazanır ama maliyet ve giderleri hesaplayınca haksız bir rekabet oluyor. Biz de bu durumdan olumsuz etkileniyoruz. Ben kiramı, vergimi, personel maaşını, sigortamı, faturalarımı öderken, onlar ya bunların birçoğunu ödemiyor ya da bir işletmede 5-6 ortak çalışıyor, giderleri olmadığı için de bizden fazla kazanmış oluyorlar.”

“İşveren, Suriyeliler nedeniyle yevmiyeyi azaltıyor”

Sarımsak tarlasında dört çocuğu ve eşiyle mevsimlik tarım işçiliği yaptığını ifade eden Müslüm Ceylan da, Suriyeliler’in gelmesiyle birlikte tarım işinde daha ucuza çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Ceylan, “Son yıllarda verilen ücrete ‘tamam’ demek zorunda kalıyoruz. Çünkü bizim kabul etmediğimiz yevmiyeleri Suriyeliler kabul ediyor. İtiraz ettiğimiz zaman işveren bizi, Suriyeli işçileri çalıştırıp bize iş vermemekle tehdit ediyor. Defalarca Suriyeliler’e kabul etmemelerini söyledik ama bizi dinlemiyorlar. Bir an önce ülkelerine dönseler işçi olarak bizim değerimiz yeniden artar” diye konuştu.

Gaziantep’te beş yıldır tekstil sektöründe hizmet verdiğini ifade eden işletme sahibi Suriyeli Yusuf E. M. ise Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunlardan Suriyeli iş insanlarının da etkilendiğini belirtti.

Suriyeli bir Türkmen olarak hem Suriye’de hem Türkiye’de dışlandığını anlatan Yusuf E.M. “Şu anda Antep’in Ünaldı bölgesinde çalışan Suriyeli işletme sahiplerinin neredeyse yarısı Mısır, Kerkük, Libya gibi bölgelere taşındı. Biz ekonomik anlamda ne Antep’e ne de Türkiye’ye zarar verdik. Gece gündüz çalışıyoruz, çalışan bir kitle nasıl zarar verebilir ki? İş verenin vicdansızlığı, ev sahibinin vicdansızlığı Suriyeli’ye mal ediliyor. Bizim artık bir tadımız kalmadı, çoğu gitti, böyle devam ederse biz de gitmenin yollarını arıyoruz. İşçi kesim gitse Antep’in ekonomisi zarar görür. Hem tekstilde hem tamirhanelerde hem tarımdaki işi Suriyeliler yapıyor” diye konuştu.

İstikrar ve güvenlik vurgusu

Gaziantep Ticaret Odası’ndan yapılan açıklamayı doğru bulmadığını belirten Suriyeli iş insanı B.H. de, Gaziantep’e katma değer sağladıklarını ifade ederek, ülkesinde farklı grupların yönettiği bölgelerde iş yapmanın da işletme kurmanın da mümkün olmadığını belirtti.

B.H., Ticaret Odası Başkanı Yıldırım’ın görüşlerinin aksine ekonomiye zarar vermediğini, tam tersine kent ve ülke ekonomisine katkı sağladığını savundu:

“Yaklaşık yedi yıl önce burada başlattığım işletmemi giderek büyüttüm. Şu anda 100’den fazla kişi buradan ekmek yiyor. Ürettiğim ürünleri Ortadoğu’nun yanı sıra Avrupa ülkelerine de ihraç ediyorum. Her türlü işim, işletmem, ticaretim yasal zeminde ve prosedüre uygun. Üretim yapıyorum, ticaret yapıyorum, vergimi ödüyorum ve Türkiye’ye ticari ve ekonomik değer katıyorum. Ben ticaret odası başkanının dediği gibi Antep ekonomisine zarar vermiyorum, tam tersi Antep ve tüm Türkiye ekonomisine fayda sağlıyorum.”

Bir iş insanı olarak her yerde üretim yapabileceğini söyleyen B.H., “Elbette ülkeme dönüp orada da üretim yapmak isterim. Ancak şu anda ülkemde gidebileceğimiz alanların hiçbirinde devlet yok tam bir güvenlik yok. Suriye’deki tek sorun savaşın bitmesi değil, devlet yok, güvenlik yok. Oralarda birçok örgüt ve grup var. Her an birisi gelip bana ya da işletmeme zarar verebilir ya da el koyabilir. Türkiye’yi seviyorum, halk da devlet de bize sahip çıktı ama şunu tüm samimiyetimle söylüyorum; ülkemde tekrar istikrar sağlanıp güvenli hale geldiği an bir dakika bile durmadan gidebilirim” dedi.

Paylaşın

Rusya, Türkiye’nin Arabuluculuk Önerisine Kapıyı Kapattı

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Türkiye’nin Ukrayna’da arabuluculuk teklifine ilişkin, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Peskov, Rusya’nın Türkiye’ye neden itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, aynı zamanda Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna savaşında arabuluculuk teklifine Kremlin’den olumsuz yanıt geldi.

Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü Liderler Zirvesi için gittiği Kazakistan’ın başkenti Astana’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüştü.

İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Erdoğan, “Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın önce ateşkes, ardından barışla sona erdirilmesi için uzlaşı zeminini oluşturabileceğini, iki tarafı da memnun edebilecek adil bir barışın mümkün olduğunu” ifade etti.

Türkiye’nin bu önerisine Moskova’nın yanıtını Putin’in sözcüsü Dmitri Peskov verdi.

Bir Rus televizyonuna verdiği mülakatta Türkiye’nin arabuluculuğu sorulunca Peskov, “Hayır, bu mümkün değil” dedi. Ancak Kremlin’in neden Türkiye’ye itiraz ettiğine dair başka ayrıntı paylaşmadı.

Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Türkiye, aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor, Kiev’e silah sağlıyor. NATO üyesi Türkiye daha önce Kiev ve Moskova arasında tahıl koridoru anlaşmasına aracılık etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan “Suriye’de Çözüm İçin İşbirliğine Hazırız” Mesajı

Vladimir Putin ile Astana’da bir araya gelen Erdoğan, başta Suriye iç savaşı olmak üzere terör örgütleri için elverişli alan oluşturan istikrarsızlıkların sonlandırılması için somut adımlar atılmasının önemini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Erdoğan, Türkiye’nin çözüm için işbirliğine hazır olduğunu kaydetti. Erdoğan, Türkiye’nin, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın önce ateşkes, ardından barışla sona erdirilmesi için uzlaşı zeminini oluşturabileceğini, iki tarafı da memnun edebilecek adil bir barışın mümkün olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanghay İşbirliği Örgütü 24’üncü Devlet Başkanları Zirvesi nedeniyle bulunduğu Kazakistan’ın başkenti Astana’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi.

Yaklaşık bir saat sürdüğü belirtilen görüşmede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç’ın da yer aldığı kaydedildi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ile Rusya ilişkilerinin yanı sıra Ukrayna-Rusya savaşındaki son durum, İsrail’in Filistin topraklarındaki saldırıları, Suriye’deki gerilimde çözüm arayışları ve terörle mücadele konuları değerlendirildi.

Türkiye’nin, bölgesinde ve dünyada barışın tesisi için çaba göstermeye devam edeceğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşın önce ateşkes, ardından barışla sona erdirilmesi için uzlaşı zeminini oluşturabileceğini, iki tarafı da memnun edebilecek adil bir barışın mümkün olduğunu ifade etti.

İsrail’in Filistin topraklarındaki saldırıları ve Lübnan’a yönelik tehditlerinin bölgesel ve küresel barış ile huzuru hedef aldığına işaret eden Erdoğan, çatışmaların yayılmasının en büyük zararı bölge ülkelerine vereceğini, uluslararası toplumun artık İsrail’in durdurulmasına odaklanması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin, sınırlarının hemen ötesinde bir teröristan kurdurmamakta kararlı olduğunun altını çizen Erdoğan, başta Suriye iç savaşı olmak üzere terör örgütleri için elverişli alan oluşturan istikrarsızlıkların sonlandırılması için somut adımlar atılmasının önemini ortaya koydu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin çözüm için işbirliğine hazır olduğunu kaydetti.

Vladimir Putin’e Türkiye daveti

Erdoğan, görüşmenin basına açık kısmında yaptığı konuşmada, “Dostumla, uzun bir süredir görüşemedik. Telefon diplomasisiyle görüşmelerimiz oldu ama bu arada arkadaşlarımız sürekli irtibat halindeydi. İçişleri, Hazine ve Maliye, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlarımız irtibatlarını sürekli sürdürdüler” ifadesini kullandı.

Türkiye ile Rusya’nın birlikte Akkuyu Nükleer Santrali’ni yaptığını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti: “Tabii bütün arzumuz onu bir an önce devreye almak, bitirebilmek. Sinop Nükleer Enerji Santrali ile ilgili görüşmelerimiz var. Bu konuda ciddi adımlar atabileceğimize inanıyoruz. Bu konuyla ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız muhatabıyla görüşmelerini sürdürüyor.

Bu görüşmelerle birlikte de tabii bu arada özellikle BOTAŞ ve Gazprom arasındaki ilişkiler samimi bir havada devam ediyor. Sizin de ifade ettiğiniz gibi yani, 55 milyar dolarlık bu hacim bizim için çok çok önemli değil. Bizim hedefimiz 100 milyar doları yakalamaktı. Bu 100 milyar dolara ulaşabileceğimize inanıyorum. Bu konuda böyle bir potansiyele de sahibiz.”

Turizm noktasında yaklaşık 7 milyon Rus turistin Türkiye’ye gelmesinin çok önemli olduğuna dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi: “Rus turistlerin Türkiye’de ağırlanması önem arz ediyor. Bu konudaki samimiyetimiz aynı kararlılıkla devam ediyor. Bunu aynı şekilde devam ettireceğiz. Yeter ki Rus turistler Türkiye’den memnun kalsınlar. Destinasyon olarak iyiyiz, güçlüyüz, bunu aynı şekilde de devam ettireceğiz. Rusya-Türkiye arasındaki bu sıcak ilişkinin ötesinde tabii, ben sizleri de en kısa zamanda ülkemde ağırlamayı bekliyorum.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye muhakkak geleceğini dile getirdi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Seçim Yanıtı: Millet Dört Sene Daha Acı Çekemez

Erdoğan’ın “4 yıl daha seçim yok” sözlerine yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “E seçim yok diye asgari ücrete zam yok, en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Geçen sene asgari ücrete 3 ayda bir zam yapmayı konuşanlar şimdi bu maaşla altı ay daha geçinsinler diyor. Bugünkü 17 bin lira ocak ayındaki 13 bin liraya denk geliyor ve altı ay daha zam vermeyelim diyor. Hadi 17 bin lira sen al da hesabını yap” dedi ve ekledi:

“Böyle bir hesap olmaz. AKP’li MHP’li olsun bütün emekliler, bütün asgari ücretliler, bütün çiftçiler, bütün esnaf perişan durumda. Nasıl yapacağız hesabımızı? Seçimse neci parayı bol bol dağıtıp seçim ekonomisi uygulayıp, sonra milleti 4 sene ızdırap çektirmenin, acı reçete içirmenin nasıl bir savunulabilir bir tarafı var! Biz hesabımızı millete göre yapıyoruz. Sen asgari ücrete zammı vermezsen geçim olmazsa seçim olur diyoruz. Ben demiyorum meydanlar seçim seçim diye bağırıyor. Erken seçim gündemini konuşana kadar meydandaki işçiler emekliler erken seçim diye bağırıyorlar. Çünkü seçim yok diye siz onları geçinemez halde bıraktınız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı, eski Adalet Partisi Milletvekili Nilüfer Gürsoy için düzenlenen cenaze töreninin ardından gazetecilere gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarında öne çıkan bölümler şöyle:

“Erken seçimle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı teknik değerlendirme doğrudur. Erken seçim diye bir şey söz konusu değil seçimlerin yenilenmesi ya kendi kararıyla olur, o durumda bir daha aday olamıyor ya da Meclis’te 360 milletvekilinin kararıyla olur. O durumda geçen sefer YSK’nın verdiği karar ile bu dönem ikinci dönem kabul edildiği için bir kez daha aday olabiliyor. Bu yüzden Meclis’in bir karar alması durumunda seçimler yenilenebilir. Bu ne zaman olsun derseniz, bizce yarın karar alınıp iki ay sonra hemen seçim olsun.

Ama kendisinin yaptığı teknik değerlendirme ne kadar isabetliyse yaptığı siyasi değerlendirme de o kadar isabetsizdir. Diyor ki 4 yıl seçim yok herkes hesabını buna göre yapsın. E seçim yok diye asgari ücrete zam yok, en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Geçen sene asgari ücrete 3 ayda bir zam yapmayı konuşanlar şimdi bu maaşla altı ay daha geçinsinler diyor. Bugünkü 17 bin lira ocak ayındaki 13 bin liraya denk geliyor ve altı ay daha zam vermeyelim diyor. Hadi 17 bin lira sen al da hesabını yap. Böyle bir hesap olmaz.

AKP’li MHP’li olsun bütün emekliler, bütün asgari ücretliler, bütün çiftçiler, bütün esnaf perişan durumda. Nasıl yapacağız hesabımızı? Seçimse neci parayı bol bol dağıtıp seçim ekonomisi uygulayıp, sonra milleti 4 sene ızdırap çektirmenin, acı reçete içirmenin nasıl bir savunulabilir bir tarafı var! Biz hesabımızı millete göre yapıyoruz. Sen asgari ücrete zammı vermezsen geçim olmazsa seçim olur diyoruz. Ben demiyorum meydanlar seçim seçim diye bağırıyor. Erken seçim gündemini konuşana kadar meydandaki işçiler emekliler erken seçim diye bağırıyorlar. Çünkü seçim yok diye siz onları geçinemez halde bıraktınız.

Ben kendisiyle yaptığım görüşmede de bu dört ana başlığı da söyledim, çarelerini de söyledim. Bunun dışında ülkede demokrasi yönünde atılması gereken adımları da söyledim. O adımlar atılacak olursa ve milletin sıkıntılarına bir nebze olsa çare olunabilecek adımlar atılırsa… Ben söyledim 31 Mart yerel seçim sonuçlarını gerekçe yapıp be birinci partiyim haydi seçim demeyeceğim. Ama millet isterse ne yapalım? Sen zam yapmadığın emekli, ürününü değerinde almadığın üreticiler isyan ediyorsa bunda bizim ne günahımız var? Tek günah sizin!

Yaymak isterim sizin gibi sorumluyu Mehmet şimşek göstermek isterim ama ben sizin yalancısıyım, her şeyin sorumlusu ‘ben’ diyordun. Vatandaşın sesini duyman gerekiyor, sizin memleketten Rize’den bağırdılar ‘geçinemiyoruz’ diye. Türkiye’nin dört bir yanı yoksulluktan perişan olmuşken bu kadar duyarsızlık olmaz. Hesabımızı kitabımızı millet neye göre yapıyorsa ona göre yapacağız kimse kusura bakınmayın.

Bugün her yerde yoksulluk işsizlik açlık verdiğin sözleri tutmaman konuşuluyorsa senin gündemi karıştırmaya çalışman başka bir şey. Biriniz yoksulluk konuşulmasın istiyorsunuz, öbürünüz Sinan Ateş. Pazartesi günü oradaydık yarın yine orada olacağız, biraz önce Kılıçdaroğlu’nu salona uğurladık. Biz bütün CHP takip ediyoruz, ama siz duymuyorsunuz o çığlığı. Başkentin ortasın önceki dönem Ülkü Ocakları cenazesi siyaseten duruyor.

Ortağın ellemedi diye ellemiyorsun, oraya adaleti götürmüyorsun sonra da muhalefet suni gündem yaratmakta. Sinan Ateş suni gündemse, işsizlik, yoksulluk suni gündemse nedir senin gündemin? Biz vatandaşın milletin halkın gündemini konuşmaya devam edeceğiz, istedikleri kadar rahatsız olsunlar. Üslubumuzu bozmayız ama kimse kusura bakmasın, işimdi nasıl döndünüz normalleşme diyorsunuz, çünkü görüyorlar ki onlar vatandaşa zulmettikçe muhalefette yumuşama falan olamaz hiç öyle bir şeye niyetimiz olmaz. Benle kavga etmek istedikleri kadar istesinler ben vatandaşın kavgasını vereceğiz arkadaşlar.

Tayyip Beyi üzmeyen istatistik kurumunun verilerine göre dahi asgari ücret şu ana kadar 3 bin 850 lira erimiş durumda. Yarından itibaren düşecek diyorlar, sanki petrol maden altın bulundu da düşecek. Geçen sene bu sıralarda öyle bir saçmaladınız ki aylık enflasyon çok yüksekti, bu ay gene enflasyon yüksek ama baz etkisiyle gelecek aydan itibaren biraz düşüş görünecek, vatandaşı kandırmaya çalışıyorlar. Baz etkisini vatandaşı yolunacak kaza çevirmişleri kaz etkisi gibi anlatmaya çalışıyorlar. Yok öyle bir şey. Vatandaş enflasyon artı olduğu müddetçe hayat pahalılığı artıyor demektir.

Bugün Türkiye Ak Parti’nin kıl payı da olsa  bir seçim daha kazanmak için Türkiye’ye yaptığı kötülüğün bedelini ödüyor. Yoksuldan alıp zengine verdiniz, onun bedelini ödüyoruz.”

Paylaşın