Suriye İle Normalleşme: Tarafların Pozisyonları Ne?

Türkiye – Suriye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar devam ederken, konuya ilişkin analizler de gelmeye devam ediyor. Peki normalleşme sürecinde hangi adımlar beklenebilir, tarafların pozisyonları ne?

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Şam yönetimi, yeni sürecin net temellere dayanması gerektiğini vurguluyor. Ankara’nın beklentisi ise Suriye’nin Türkiye’nin barış çağrısına olumlu yanıt vermesi. Rusya’nın arabuluculuğunda gelişmesi beklenen sürecin, taraflar arasında uzlaşılacak yol haritasına göre yaşama geçirilmesi planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi için gittiği ABD’den dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye ile yeniden barış ortamını kurmaya hazır olduğunu söyledi. Erdoğan, “Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız” dedi.

Erdoğan, süreçle ilgili yol haritasının oluşturulması için Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdiğini, Fidan’ın ilgili meslektaşlarıyla süreci devam ettireceğini kaydetti.

Basına yansıyan haberlere göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye yapacağı ziyaret, sürecin ilerletilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturacak.

Türk ve Arap basınında çıkan ancak resmi kaynakların yorum yapmadığı haberlere göre, Türkiye ve Suriye istihbarat yetkilileri son dönemde Irak’ın arabuluculuğunda bazı teknik görüşmeler gerçekleştirdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Bağdat’ta buluşturmaya hazır olduklarını içeren açıklamalarının altında, teknik düzeyde yapılan görüşmelerde elde edilen ilerleme olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki yeni normalleşme sürecinin, yine istihbarat-dışişleri-hükümet sırasına göre mi gelişeceği, yoksa Erdoğan’ın dediği gibi liderler arasında bir temasla mı başlayacağı, yapılan görüşmelere göre netleşecek.

Asıl arabulucu Rusya

Irak’ın süreçte rol oynamak istemesine karşın, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin asıl arabulucusu olarak Rusya öne çıkıyor.

Moskova, önce istihbarat ve dışişleri yetkililerinin gerçekleştirdiği teknik içerikli görüşmelerin ardından 2022’in son günlerinde ve 2023’ün ilk aylarında Türkiye ve Suriye hükümet yetkililerini bir araya getirmeyi başarmıştı. Ancak süreç Suriye’nin, siyasi sürecin ilerlemesi için Türk askerinin Kuzey Suriye’den çekilmesi koşulu nedeniyle sekteye uğramıştı.

Mevcut sürecin yeniden başlamasında da Rusya’nın girişimleri dikkat çekti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu Özel Temsilcisi Alexander Levrantiev, Haziran ayında Şam’da Esad ile görüşmüştü. Esad görüşme sonrası, “Türkiye ile görüşmelere açığız” demişti.

Moskova’nın girişimleri sonucu, Şam’ın Türkiye ile ön koşulsuz müzakere yapmasının önünün açıldığı yapılan değerlendirmeler arasında. Rusya’nın ABD’de 5 Kasım’da yapılacak Başkanlık Seçimleri öncesi bu süreci başlatmak istediği, Donald Trump’ın olası ikinci başkanlık döneminde Suriye’den asker çekebileceği öngörüsüyle hareket ettiği değerlendiriliyor.

Suriye’de önemli sayıda askeri ve üsleri olan Rusya’nın, Orta Doğu’da ağırlığını artırmak niyetinde olduğu da yapılan yorumlar arasında.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, 12 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara-Şam yakınlaşması konusunda kararlılıklarını ifade etti. Zaharova, “Ankara ve Şam arasındaki normalleşmenin Suriye sorununa kapsamlı bir çözüm sunması ve bölgesel güvenliği güçlendirmesi açısından çok önemli olduğu gerçeğiyle hareket ediyoruz” dedi.

İran nasıl davranacak?

Türkiye-Suriye normalleşme süreci, İran tarafından da yakından izleniyor. Esad’a iç savaşın başladığı 2011’den bu yana önemli askeri ve siyasi destek veren İran da geçen yıl normalleşme sürecinde devreye girmiş ancak Ankara’ya göre olumlu katkıda bulunmak yerine Şam’ın, “Önce Türk askeri çekilsin” çıkışını cesaretlendiren güç olmuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın hafta sonu Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı “Burada Rusya ve İran’ın yapıcı rol oynamasını bekliyoruz” açıklaması, Ankara’nın Tahran ve Moskova’dan beklentilerinin olduğunu göstermesi açısından dikkat çekti.

İran’da yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın göreve başlamasının ardından Suriye ve Orta Doğu politikalarının nasıl gelişeceği merak edilen konular arasında. 30 Temmuz’da görevine başlaması öngörülen seçilen Pezeşkiyan, dış politikaya ilişkin ilk mesajlarında bölgesel barış ve istikrar için, aralarında Türkiye ve diğer komşuların da olduğu ülkelerle yakın iş birliği arayışında olacağını söyledi.

Suriye’nin mesajları neler?

Şam’dan son yapılan açıklamanda “Türk askerinin çekilmesi” önkoşuluna doğrudan yer verilmemesi, Ankara’nın da Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliği ilkesine güçlü vurgu yapması, tarafların yeniden aynı masa etrafında buluşmalarının zemini olarak görülüyor.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile normalleşme sürecine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Şam açısından hedefin ikili ilişkilerde “2011 öncesi duruma dönülmesi” olduğunu kaydetti. Şam bu açıklamayla, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin net temellere dayanması, sürecin sonucunda Türk askerinin çekilmesi ve “terörist gruplarla” mücadele edilmesi hedeflerine ulaşılması gerektiğinin altını çizdi.

Bu açıklama, Şam’ın Türk askerinin çekilmesini, ön koşul olmak yerine sürecin sonucunda ulaşılması gereken bir hedefe dönüştürdüğü değerlendirmelerine neden oldu. Şam yönetiminin başlayacak bir süreçte bu hedefleri güvence altına almak için yazılı mutabakat isteyebileceği de kaydediliyor.

Türkiye’den ‘İçişlerine karışmayız’ güvencesi

Esad’ın açıklamalarına doğrudan yanıt veren Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığını, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği ilkesine bağlı olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Fidan da hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye ile normalleşmek istemesinin zayıflık ya da çaresizlik olarak algılanmaması gerektiğini belirtti. Fidan, “Zamanın ruhu bizi barışı aramaya, istikrarı aramaya zorluyor” dedi.

“Cumhurbaşkanımız burada liderlik vizyonunu kullanarak en üst düzeyden bir barış çağrısında bulunmuştur. Bu son derece kıymetli bir çağrıdır, umarım bunun değerini anlarlar” sözleriyle Şam’a mesaj veren Fidan, Suriye’nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün Türkiye’nin de hedefleri arasında olduğunu anımsattı.

Türkiye açısından Suriye ile müzakerelerde gündeme gelecek konular arasında ikili ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, öncelikli iş birliği alanlarının belirlenmesi ve uygulama adımlarının atılması bulunuyor.

Bunlara paralel olarak güvenlik alanında atılacak adımlar, “terörizmle” mücadele, sınırların güvenliği ile Türkiye’nin kurduğu ve yönettiği Suriye Milli Ordusu’nun Suriye güvenlik birimlerine entegrasyonu gibi başlıklar da Ankara’nın gündeminde. Türkiye açısından Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü de bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Paylaşın

Suriye’de Faturayı Kim Ödeyecek?

2011 yılından sonra kötüleşen Türkiye – Suriye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar devam ederken, konuya ilişkin analizlerde gelmeye devam ediyor. Son olarak Gazeteci Murat Yetkin, konuya ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO zirvesinden dönüşte uçakta “Suriye ile barış istiyoruz” sözlerine dikkat çeken Murat Yetkin, “Erdoğan’ın “Barış istiyoruz” sözünün karşılığı var. Öte yandan savaş ve siyaset tarihi gösteriyor ki, ortada bir çatışma söz konusuysa, barış isteyen taraf genel olarak amacına oluşamamış taraftır. Uçaktakilere Suriye’yle barışta iki koşul dediği Erdoğan’ın iki pişmanlığı gibi duruyor: büyüyen sığınmacı ve PKK sorunları. Sadece Kayseri olayları dahi Suriye faslını kapatma zamanı geldiğini gösteriyor” diye yazdı.

Yazısında, Türkiye’nin 2011’den bu yana sürdürdüğü Suriye politikasının hedeflerine ulaşmadığını kaydeden Yetkin, “Erdoğan-Davutoğlu ekibinin iç savaşın başında Rusya’yı (ve İran’ı) hafife alıp ABD’ye -onların talebi hilafına- güvenmesinin faturasını hep birlikte ödüyoruz” ifadelerini kullandı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Zafer Partisi Lideri Özdağ’dan “Bahçeli, Erdoğan’ı Tehdit Etti” İddiası

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ, MHP’nin AK Parti üzerinde ciddi bir vesayeti olduğunu öne sürerek, “Bahçeli Erdoğan’ı tehdit etti, bir dosyayı elinde tutarak” dedi ve ekledi:

“Eski bir AKP’li bakan AKP’nin bütün karanlık diye nitelendirilen ilişkileriyle ilgili bir dosyayı Sayın Bahçeli’ye takdim etmiş. Bu çok açık bir mesajdı AKP’ye. Şimdi parlamenter demokrasiye dönünce bu ilişkiden de kurtulacak AKP. Özellikle Sinan Ateş cinayetinin mahkemeye intikal etmesinden sonra farklı bir süreç başladı.”

T24’ten Cansu Çamlıbel‘in sorularını yanıtlayan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, AK Parti ile MHP arasındaki ilişkiye dair değerlendirmelerde bulundu.

“MHP’nin şu anda AKP üzerinde ciddi bir vesayeti var” diyen Özdağ, “Bu hissiyat değil, somut gerçek. Bahçeli Erdoğan’ı tehdit etti, bir dosyayı elinde tutarak” ifadelerini kullandı. Özdağ, ‘dosya’ iddiasına ilişkin, “Benim bildiğim, eski bir AKP’li bakan AKP’nin bütün karanlık diye nitelendirilen ilişkileriyle ilgili bir dosyayı Sayın Bahçeli’ye takdim etmiş” ifadelerini kullandı.

Bahçeli’nin partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündem olan fotoğrafı ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Özdağ “Evet o fotoğraf o dosyayla çekilmiş. Ya da sembolik olarak o ima edilerek çekilmiş. Ama bu çok açık bir mesajdı AKP’ye” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP’ye iadeiziyareti öncesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin paylaşımı tartışma yaratmıştı. Bahçeli, partisinin 11 Haziran’daki TBMM Grup Toplantısı’nda taktığı yüzük dikkat çekmişti. Yüzükte “Allah bana yeter” ifadeleri yer almıştı. Ayrıca paylaşılan fotoğrafta bir dosya da yer almıştı.

Paylaşın

Vakıf Üniversitelerinden Eğitim Ücretlerine Yüzde 100’ün Üzerinde Zam

Vakıf üniversitelerinin birçoğu eğitim ücretlerine yüzde 100’ün üzerinde zam yaparken, Fenerbahçe Üniversitesi’nin eğitim ücretlerine enflasyon oranının üzerinde zam yapmasına öğrenciler ve veliler tepki gösterdi.

Önceki gün Fenerbahçe Üniversitesi kampüsünde bir araya gelen öğrenci ve veliler, zam kararını alkışlarla protesto etti. Vakıf üniversitelerinin öğrencileri müşteri olarak gördüğünü söyleyen bir öğrenci, geçen yıl 90 bin lira olan eğitim ücretinin yüzde 228’lik zamla birlikte 220 bin lira olarak istendiğini aktardı.

Fenerbahçe Üniversitesi’nde okuyan bir başka öğrencinin velisi, “Son zamla birlikte yapacağımız ödeme yüzde 50 bursu olmasına rağmen 165 bin liraya ulaştı. Asgari ücretle çalışan bir aileyiz.

YÖK’ün en son 2021 yılına ilişkin hazırladığı vakıf yükseköğretim raporu Fenerbahçe Üniversitesi’nin tercihini de ortaya koydu. Rapora göre 2021 yılında reklam ve tanıtıma 921 bin 386 TL harcama yapan üniversite kütüphane, iç kaynaklı projeye üçte birini ayırdı.

Ülkede derinleşen ekonomik krizle birlikte milyonlarca öğrenci eğitime erişimde güçlük çekerken vakıf üniversiteleri eğitim ücretlerine astronomik zamlar yapmaya devam ediyor. TÜİK enflasyon oranı yüzde 71,60, ENAG ise yüzde 113 olurken vakıf üniversitelerinin yüzde 100’ün üzerinde zam yapmasına yurttaşlar tepkili.

İstanbul’da bulunan Biruni Üniversitesi yüzde 100’ün üzerinde, İstanbul Kültür Üniversitesi yüzde 80 ila yüzde 150, Ankara’da bulunan Başkent Üniversitesi yüzde 138 zam yaparken şimdi de Fenerbahçe Üniversitesi eğitim ücretine yüzde 228 oranında zam yaptı. Birçok akademisyenin temmuz ayı itibarıyla işten çıkarılmasıyla gündeme gelen Fenerbahçe Üniversitesi’nde TEFE-TÜFE’nin üzerinde yapılan zamma ise öğrenciler ve veliler tepki gösterdi.

Birgün’den Deniz Güngör‘ün haberine göre; Önceki gün üniversitenin kampusunda bir araya gelen öğrenci ve veliler, zam kararını alkışlarla protesto etti.

Vakıf üniversitelerinin öğrencileri müşteri olarak gördüğünü söyleyen bir öğrenci, geçen yıl 90 bin lira olan eğitim ücretinin yüzde 228’lik zamla birlikte 220 bin lira olarak istendiğini aktardı. “Diğer vakıf üniversitelerine kıyasla imkânlarımız sınırlı” diye konuşan öğrenci, “Yemekhanemiz yok. Öğretim görevlilerinin birçoğunu işten çıkardılar. Ekonomik kriz derinleşti ancak yüzde 50 burslu olmama rağmen bu artış kabul edilemez. Öğretmen çocuğuyum, 5 kardeşim var ve hepsi okuyor. Tek bir maaşla bu okul ücretini nasıl ödeyelim?” diye sordu.

Eğitim ücretinin ödenemeyecek boyuta ulaştığını ifade eden öğrenci, “Gecikme olursa üstüne buradan da bir para alacaklar. Birçok arkadaşım hem okuyor hem çalışıyor. İnsanlar bu denli okul ücretini nasıl ödeyecek? İstanbul gibi pahalı bir kentte yaşarken nasıl geçineceğiz? Eğer okul zam kararını geri çekmezse salı ve çarşamba günleri okul önünde toplanmayı planlıyoruz. Aramalarımızı açmıyorlar, maillerimize dönmüyorlar, elimizden bir araya gelmekten başka bir şey gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Fenerbahçe Üniversitesi’nde okuyan bir başka öğrencinin velisi, “Son zamla birlikte yapacağımız ödeme yüzde 50 bursu olmasına rağmen 165 bin liraya ulaştı. Asgari ücretle çalışan bir aileyiz. Oğlum üniversiteyi kazandığında şehir dışında bir devlet okulunda okuyacağı zaman giderin daha fazla olacağını düşünerek yanımızda kalsın, harcamamız daha düşük olsun düşüncesiyle özel üniversite tercih ettik ancak yüzde 228 zam yapacakları aklımızın ucundan dahi geçmemişti” dedi.

“Bir sonraki dönem bizleri ne bekliyor bilmiyoruz”

“Bütün birikimimizi çocuğumuzun geleceğine yatırmıştık” diye konuşan veli, “Bu zamla birlikte çocukların eğitime devam hakları ellerinden alınacak. Yıllarca okul ücretini taksite bölerek, kartımıza taksitlere bölerek ödedik. Geçen yıl erken ödeme fırsatı da tanınmıştı, ancak bu yıl böyle bir hak tanınmadı. Şimdi biz bu ücreti ödemek için aylarca bir maaş eksik yaşamak zorunda bırakılacağız. Geçen yıl yapılanla bu yıl yapılan zam oranında bu kadar derin bir uçurum varken bunu nasıl bizim önümüze koyabiliyorlar? Bu haksızlık kabul edilemez” dedi. Veli son olarak şunları söyledi: “Birçok aile okul ücretini beden güçleriyle ödemek zorunda kalacak. TEFE-TÜFE’ye göre planlanması gerekirken bunun çok üzerinde bir zammı önümüze koydular. Bir sonraki dönem bizleri ne bekliyor bilmiyoruz.”

YÖK’ün en son 2021 yılına ilişkin hazırladığı vakıf yükseköğretim raporu Fenerbahçe Üniversitesi’nin tercihini de ortaya koydu. Rapora göre 2021 yılında reklam ve tanıtıma 921 bin 386 TL harcama yapan üniversite kütüphane, iç kaynaklı projeye üçte birini ayırdı. Kütüphaneye 360 bin 20 TL, iç kaynaklı Ar-Ge projelerine ise sadece 62 bin 328 TL harcandı.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam’dan 2011 Öncesine Dönülmesi Vurgusu

Suriye – Türkiye ilişkilerine ilişkin açıklama yapan Şam yönetimi, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguladı.

Şam yönetiminin açıklamasında ayrıca, “Suriye Arap Cumhuriyeti, halklar ve Suriye’ye zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapma konusunda her zaman istekli oldu. Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma ya da düşmanlık üzerine değil, aralarındaki sağlam ilişkiler üzerine kurulu olduğuna inanmaya devam ediyor” ifadelerine yer verdi:

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Türkiye’yle ilişkilere yönelik bir açıklama yayımladı. SANA haber ajansının aktardığına göre, açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.’

Bakanlık açıklamasında, ‘’ Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi’’’ diye devam etti.

Bakanlık ayrıca, ‘’Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri gözönünde bulundurdu.  Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir’’ ifadelerini kullandı.

‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor’’  açıklamasında bulunan Bakanlık, ‘’ Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir’’ ifadelerini sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasını şu sözlerle tamamladı: ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.’’

ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak hükûmetinin Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad arasında on yılı aşkın bir süreden sonra yapılacak ilk görüşmeye ev sahipliği yapmayı hedeflediğini doğruladı.

Fuad Hüseyin, teklifin Bağdat’ın hem Ankara hem de Şam’dan “yakınlaşmaya” açık olduğuna dair sinyaller almasının ardından geldiğini söyledi.

Rusya’nın arabuluculuk yapmaktan bahsetmeye başladığını söyleyen Hüseyin, “İki tarafı da Bağdat’a davet edeceğimize dair bir his var içimde ve geri döndüğümde meslektaşım Suriye Dışişleri Bakanı’na ulaşacağım, böylece bir tarih belirleyebileceğiz” dedi. Irak Dışişleri Bakanı, “her iki tarafın da prensip olarak masaya oturmaya hazır olduğunu” söyledi.

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söylemişti.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekmişti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine eklemişti.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söylemişti.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını veren Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Irak’tan “Erdoğan – Esad” Açıklaması: Görüşmeye Ev Sahipliği Yapabiliriz

ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak hükûmetinin Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad arasında on yılı aşkın bir süreden sonra yapılacak ilk görüşmeye ev sahipliği yapmayı hedeflediğini doğruladı. 

Haber Merkezi / Fuad Hüseyin, teklifin Bağdat’ın hem Ankara hem de Şam’dan “yakınlaşmaya” açık olduğuna dair sinyaller almasının ardından geldiğini söyledi.

Rusya’nın arabuluculuk yapmaktan bahsetmeye başladığını söyleyen Hüseyin, “İki tarafı da Bağdat’a davet edeceğimize dair bir his var içimde ve geri döndüğümde meslektaşım Suriye Dışişleri Bakanı’na ulaşacağım, böylece bir tarih belirleyebileceğiz” dedi. Irak Dışişleri Bakanı, “her iki tarafın da prensip olarak masaya oturmaya hazır olduğunu” söyledi.

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söylemişti.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekmişti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine eklemişti.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söylemişti.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını veren Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Dervişoğlu: Vatanımızı İnsanımızı Bu Asalaklardan Kurtaracağız

Partisinin değerlendirme kampında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Vatanımızı da insanımızı da onun başına çöreklenmiş bu asalaklardan kurtaracağız” dedi ve ekledi:

“Bilinsin ki, İYİ Parti onu kuran milliyetçiliğin, kalkınmacılığın, demokratlığın idrakinde ve neye karşı kurulduğunun bilincindedir… Bu sebeple de başının üstündeki yüce gökyüzü ve kalbinde taşıdığı vicdanla vereceği tek dünya hesabının adresinin Türk millet olduğunu bilmektedir. Hesaplaşacağı tek yerin ise ona 22 yıldır kan kusturan iktidar olduğunu hiç unutmamaktadır. İşte biz bu hesabı görmenin yolunu aramak için buradayız.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Türkiye’yi yeniden inşa etmek iddiamızı gerçekleştirmek için buradayız. Bize ömür ve misyon biçenler bilsin ki, İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin başkanlık divanı, genel idare kurulu ve merkez disiplin kurulu üyeleri ile milletvekillerinin katıldığı, “Her gün yeniden doğarız” sloganıyla Afyonkarahisar’daki bir otelde düzenlenen değerlendirme kampı başladı.

Gazete Oksijen’in aktardığına göre; Müsavat Dervişoğlu, kampın açılışında yaptığı konuşmada, sadece kurultay yapmakla, genel başkan veya parti kurullarının değişimiyle, milletin verdiği mesajın ve istediği değişimin hakkının verildiğinin söylenemeyeceğinin altını çizerek, “Seçimlerde aldığımız işaretlerin istişaresini yapmak zorundayız. Bizi kuran millet iradesinin özünde istişarenin yattığını hep hatırlamak zorundayız. O işaretleri sözlere, sözleri de yaşama geçirmek zorundayız” diye konuştu.

Yapacaklarını millete anlatmak ve millete önerdikleri yolun onun için en iyisi olduğunu göstermek zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Dervişoğlu, “O yolun sonunda da umudun gerçeğe dönüşeceğini Türk milletine ispat etmek zorundayız. Onun önce teveccühüne mazhar olmak sonra da oyunu ve rızasını almak zorundayız. Çünkü biz, Türkiye’nin yangınını söndürmek zorundayız. Ancak tüm bunlardan önce eski resimleri bir kenara bırakıp, aynaya bakmak durumundayız. Birbirimize ayna tutmak zorundayız” dedi. Daha önce, “öz eleştirimizi yapamadan kongre toplamak zorunda kaldık” dediğini anımsatan Dervişoğlu, şöyle devam etti:

İşte şimdi büyük bir ailenin, iyiler ve cesurlar ailesinin fertleri olarak bu öz eleştirileri yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Ben aynaların gücüne ve gerçekliğine inananlardanım. Aynaların kimseye torpil yapmadığını, kimseye yalan söylemediğini bilenlerdenim… Bu yüzden aile meclisimizde olacağız. Önce kendimizi konuşacağız. Neyi yanlış yaptıysak bir daha yapmamaya yeminli olacağız. Kimsenin yanlışı diğerinden önemsiz, kimsenin doğrusu diğerinden önemli olmayacak. O nedenle de her şeyi masaya koyacağız.

Geçmişe saplanmadan ama hesabını vererek, bugünü azaltmadan ama hakkını vererek, geleceği kutsamadan ama değerini bilerek konuşacağız. Önce biz konuşacağız, sonra milletle konuşacağız. Konuşan, konuşabilen Türkiye’yi yeniden tesis edeceğiz. Türkiye’yi iyilikle buluşturmak için 7 yıl önce cesaretle çıkılan yolu bilerek, gerekirse o yola yeni bir rota çizeceğiz.

“İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler”

Hızla, sabırla ve kararlılıkla yürüyeceklerini ve muzaffer olacaklarını vurgulayan Dervişoğlu, şunları kaydetti: Vatanımızı da insanımızı da onun başına çöreklenmiş bu asalaklardan kurtaracağız. Bilinsin ki, İYİ Parti onu kuran milliyetçiliğin, kalkınmacılığın, demokratlığın idrakinde ve neye karşı kurulduğunun bilincindedir…

Bu sebeple de başının üstündeki yüce gökyüzü ve kalbinde taşıdığı vicdanla vereceği tek dünya hesabının adresinin Türk millet olduğunu bilmektedir. Hesaplaşacağı tek yerin ise ona 22 yıldır kan kusturan iktidar olduğunu hiç unutmamaktadır. İşte biz bu hesabı görmenin yolunu aramak için buradayız… Türkiye’yi yeniden inşa etmek iddiamızı gerçekleştirmek için buradayız. Bize ömür ve misyon biçenler bilsin ki, İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler.

Dervişoğlu, “İYİ Parti olarak ekonomiyi bataktan, adaleti vesayetten, nüfus ve sınır güvenliğini zilletten kurtardıklarında ve parlamenter sistemi yeniden tesis ettiklerinde, şehirleri, doğayı, suyu ve toprağı yeniden abat ettiklerinde, kardeşliği, cumhuriyeti, demokrasiyi, milli gurur ve birliği yeniden imar ettiklerinde görevlerini tamamlamış olacaklarını” söyledi. Müsavat Dervişoğlu, “O gün gelene kadar uzun yolları katedecek, zamanın hızına yetişeceğiz ve Türk milletine layık olacağız. Çünkü kararlıyız, mutlaka başaracağız.” diye konuştu.

Paylaşın

“Erdoğan, İki Bakanı Daha Görevden Alabilir” İddiası

Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu’nun atanmasının ardından Erdoğan’ın iki bakanı daha görevden alabileceği öne sürüldü.

İddiayı gündeme getiren gazeteci İsmail Saymaz, “Bugünden yarına bir bakan değişikliği bekleniyor diyemem. Bugün görüştüğüm AKP kaynaklarım. Cumhurbaşkanının bir hafta arayla bir bakan daha değiştirmeyeceğini söylediler. Tabii bu değişmeyeceği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun süredir gündemde olan Kabine revizyonuyla ilgili ilk adımı attı ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki görevden alındı. Koca’nın yerine e İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Özhaseki’nin yerine ise önceki Bakan Murat Kurum getirildi.

Gazeteci İsmail Saymaz, Halk TV ekranlarında yayımlanan ‘Gündem Özel’ programında Kabine’yi yeni değişikliklerin beklediğini öne sürdü.

Saymaz şunları söyledi: “Bugünden yarına bir bakan değişikliği bekleniyor diyemem. Bugün görüştüğüm AKP kaynaklarım. Cumhurbaşkanının bir hafta arayla bir bakan daha değiştirmeyeceğini söylediler. Tabii bu değişmeyeceği anlamına gelmez. Fakat Özellikle Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile ilgili çok fazla ‘istifa edecek, görevden ayrılmak istiyor’ duyumları alıyorum.

Diğer duyduğum isim ise Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun görevden alınacağı yönünde. Abdulkadir beyin yakın çevresine bunu sorduğumda ise bu bilgi yalanlanıyor. Hatta onlar ‘önümüzdeki hafta bakanlar kurumu programı hazırlıyoruz nasıl böyle bir şey olabilir?” diyorlar. Ben de düşünmeden edemiyorum.

Galiba Abdulkadir Bey’in parti içinde ayağını kaydırmak isteyenler var. Başka hiçbir bakan için bunları işitmedim. Ama ben bu iki isim hakkında çok kulis döndüğünü söyleyebilirim. Bu görevden alınacakları anlamın gelmeyebilir ama bu onların AKP etrafındaki çeşitli çemberlerde onlara dair bir durum olduğu anlamına gelir.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a “Esad” Sorusu: Ne Görüşeceksin?

Erdoğan’ın Beşşar Esad’a görüşme daveti yapmasını değerlendiren Babacan, “Görüşülecek de ne görüşecek? Türkiye Cumhuriyeti’nin önceliği sınır güvenliği, sığınmacı sorumluluğu ve ülke savunmasıdır. Diyalog kanalları açık tutulmalı, bölge ülkeleri de sürece katılmalıdır” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KararTV’ye gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. TÜİK yönetimi derhal değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Babacan, şu şekilde konuştu:

“Bu yönetimle TÜİK güven sağlayamaz. Aynı zamanda TÜİK mutlaka şeffaf bir kurum olmalıdır. Daha düne kadar açıklanan rakamları TÜİK birdenbire karar alıyor. Ben artık açıklamıyorum diyor. Böyle bir keyfilik olmaz, kabul edilemez. Şeffaflıkla ancak güven sağlanır. Güven olmayınca da ekonomi olmaz. Güven olmayınca ekonomi de başarılı sağlanmaz. Çünkü doğru hesaptan kaçmaz. Eğer doğruysan hesap vermekten şeffaftan kaçmamalısın.

Yine bir başka önemli konu, TÜİK’in mutlaka bir dış denetim sürecine tabi olmasıdır. Güven sağlamak istiyorsanız, TÜİK’e herkes güvensin istiyorsanız, bu dış denetim süreci de mutlaka çalıştırılmalıdır. Aksi halde olanları görüyoruz.”

Şeffaflık sorunun TÜİK ile bitmediğini söyleyen Babacan, “Merkez Bankası’nın rezervi arttı diyorlar değil mi? Peki bu rezerv artışı için Merkez Bankası ne zaman, ne kadarlık döviz aldı bunu açıklıyorlar mı? Doğru hesaptan kaçmaz. Döviz alıyorsan, döviz satıyorsan bunu daha önceki yıllarca nasıl yapıldıysa yine şeffaf yap, açık yap.” dedi.

“Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da ekonomi düzelmez”

Babacan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Merkez Bankası’nın döviz rezervinin altını söyleyenler niçin hala dövizi arka kapıdan alıyor? Arka kapıdan yoğun döviz sattılar. Şimdi arka kapıdan döviz alıyorlar. Niye arka kapıdan alıyorsunuz? Sakladığınız bir şey mi var? Bu milletin parasını bu milletten niye gizliyorsunuz? Şeffaflık, şeffaflık, şeffaflık. Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da asla ekonomi düzelmez.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “İmkanı olmayan yurt dışına gidemez” sözlerini de eleştiren Babacan, “Yurt dışına çıkıp çıkmamayı bir lüks tüketim olarak gören zihniyet, Türkiye’nin sorularından sıhhatli yaklaşmıyor demektir. Onun için milletimizin hakkıdır. Vergiyi doğru yerden doğru zamanda almak lazımdır.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a görüşme daveti yapmasını da değerlendiren Babacan, “Görüşülecek de ne görüşecek? Türkiye Cumhuriyeti’nin önceliği sınır güvenliği, sığınmacı sorumluluğu ve ülke savunmasıdır. Diyalog kanalları açık tutulmalı, bölge ülkeleri de sürece katılmalıdır.” dedi.

Paylaşın

“İYİ Parti Ve Gelecek Partili Yedi Milletvekili AK Parti’ye Katılacak” İddiası

İYİ Partili dört, Gelecek Partili üç olmak üzere yedi milletvekilinin AK Parti’ye katılacağı öne sürüldü. AK Parti’ye geçen milletvekillerinin parti ile yürütülen görüşmelerin etkili olduğunu iddia edildi.

tv100 sunucusu Cansu Canan Özgen, İYİ Parti ve Gelecek Partisi’nden 7 milletvekilinin AK Parti’ye katılacağını söyledi. Özgen kulis bilgisinde, İYİ Partili isimlerin kararlarında Meral Akşener’in etkisinin olduğunu iddia etti.

İşte Özgen’in o kulisi: “Önümüzdeki hafta bir milletvekili transfer dalgası görülecek gibi duruyor. Özellikle İYİ Parti’den istifa eden milletvekillerinin AK Parti‘ye geçeceği bilgisi var. Halihazırda Ahmet Ersagun Yücel’in isminin güçlü bir şekilde geçtiği ve konuşulduğu söylenmekte.

İYİ Parti İstanbul milletvekili kendisi şu anda. Bu arada İYİ Parti’nin milletvekillerinin istifa kararını vermelerinde İYİ Parti eski lideri Akşener‘in etkisinin olduğu konuşuluyor. Yine aldığımız bilgilere göre Müsavat Dervişoğlu‘nun politikalarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle bu kararı verdikleri… Özellikle Ersagun için bu yönde.”

Özgen, AK Parti’ye geçen milletvekillerinin parti ile yürütülen görüşmelerin etkili olduğunu söyledi. Özgen’in açıklamasına göre muhalefet partilerinden AK Parti’ye transfer olacak isimler şu şekilde:

İyi Parti: Ahmet Ersagun Yücel, Seyithan İzsiz, Bilal Bilici, Salim Ensarioğlu.

Gelecek Partisi: Selim Temurci, İsa Mesih Şahin, Nedim Yamalı.

Paylaşın