Suriye İle Normalleşme: Şam’dan 2011 Öncesine Dönülmesi Vurgusu

Suriye – Türkiye ilişkilerine ilişkin açıklama yapan Şam yönetimi, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguladı.

Şam yönetiminin açıklamasında ayrıca, “Suriye Arap Cumhuriyeti, halklar ve Suriye’ye zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapma konusunda her zaman istekli oldu. Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma ya da düşmanlık üzerine değil, aralarındaki sağlam ilişkiler üzerine kurulu olduğuna inanmaya devam ediyor” ifadelerine yer verdi:

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Türkiye’yle ilişkilere yönelik bir açıklama yayımladı. SANA haber ajansının aktardığına göre, açıklamada şu ifadelere yer verildi: ‘’Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.’

Bakanlık açıklamasında, ‘’ Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi’’’ diye devam etti.

Bakanlık ayrıca, ‘’Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri gözönünde bulundurdu.  Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir’’ ifadelerini kullandı.

‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor’’  açıklamasında bulunan Bakanlık, ‘’ Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir’’ ifadelerini sözlerine ekledi.

Dışişleri Bakanlığı açıklamasını şu sözlerle tamamladı: ‘’Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.’’

ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak hükûmetinin Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad arasında on yılı aşkın bir süreden sonra yapılacak ilk görüşmeye ev sahipliği yapmayı hedeflediğini doğruladı.

Fuad Hüseyin, teklifin Bağdat’ın hem Ankara hem de Şam’dan “yakınlaşmaya” açık olduğuna dair sinyaller almasının ardından geldiğini söyledi.

Rusya’nın arabuluculuk yapmaktan bahsetmeye başladığını söyleyen Hüseyin, “İki tarafı da Bağdat’a davet edeceğimize dair bir his var içimde ve geri döndüğümde meslektaşım Suriye Dışişleri Bakanı’na ulaşacağım, böylece bir tarih belirleyebileceğiz” dedi. Irak Dışişleri Bakanı, “her iki tarafın da prensip olarak masaya oturmaya hazır olduğunu” söyledi.

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söylemişti.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekmişti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine eklemişti.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söylemişti.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını veren Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Irak’tan “Erdoğan – Esad” Açıklaması: Görüşmeye Ev Sahipliği Yapabiliriz

ABD’nin başkenti Washington’da gazetecilere açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Irak hükûmetinin Recep Tayyip Erdoğan ve Beşar Esad arasında on yılı aşkın bir süreden sonra yapılacak ilk görüşmeye ev sahipliği yapmayı hedeflediğini doğruladı. 

Haber Merkezi / Fuad Hüseyin, teklifin Bağdat’ın hem Ankara hem de Şam’dan “yakınlaşmaya” açık olduğuna dair sinyaller almasının ardından geldiğini söyledi.

Rusya’nın arabuluculuk yapmaktan bahsetmeye başladığını söyleyen Hüseyin, “İki tarafı da Bağdat’a davet edeceğimize dair bir his var içimde ve geri döndüğümde meslektaşım Suriye Dışişleri Bakanı’na ulaşacağım, böylece bir tarih belirleyebileceğiz” dedi. Irak Dışişleri Bakanı, “her iki tarafın da prensip olarak masaya oturmaya hazır olduğunu” söyledi.

Irak Başbakanı Muhammed Şia es-Sudani’nin siyasi danışmanı Fadi el-Şammari, Irak hükümetinin Şam ile Ankara arasında yapılacak görüşmelerin hazırlıkları üzerinde çalıştığını söylemişti.

Erbil merkezli haber sitesi Rudaw’a konuşan Şammari, iki ülke arasındaki ihtilafın sona erdirilmesinde ülkesinin “önemli” bir rol oynadığına dikkat çekmişti. Şammari, Suriye ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın Irak’ın “doğrudan” çıkarına olduğunu da sözlerine eklemişti.

El-Şammari, Irak hükümetinin gündeminde “sınır güvenliği, ekonomik iş birliği, bölgedeki silahlı grupların etkisinin azaltılması, Suriyeli mültecilerin geri dönüşünün kolaylaştırılması ve terör örgütleriyle mücadelede iş birliği” gibi konuların yer aldığını söylemişti.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını veren Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

Dervişoğlu: Vatanımızı İnsanımızı Bu Asalaklardan Kurtaracağız

Partisinin değerlendirme kampında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Vatanımızı da insanımızı da onun başına çöreklenmiş bu asalaklardan kurtaracağız” dedi ve ekledi:

“Bilinsin ki, İYİ Parti onu kuran milliyetçiliğin, kalkınmacılığın, demokratlığın idrakinde ve neye karşı kurulduğunun bilincindedir… Bu sebeple de başının üstündeki yüce gökyüzü ve kalbinde taşıdığı vicdanla vereceği tek dünya hesabının adresinin Türk millet olduğunu bilmektedir. Hesaplaşacağı tek yerin ise ona 22 yıldır kan kusturan iktidar olduğunu hiç unutmamaktadır. İşte biz bu hesabı görmenin yolunu aramak için buradayız.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Türkiye’yi yeniden inşa etmek iddiamızı gerçekleştirmek için buradayız. Bize ömür ve misyon biçenler bilsin ki, İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin başkanlık divanı, genel idare kurulu ve merkez disiplin kurulu üyeleri ile milletvekillerinin katıldığı, “Her gün yeniden doğarız” sloganıyla Afyonkarahisar’daki bir otelde düzenlenen değerlendirme kampı başladı.

Gazete Oksijen’in aktardığına göre; Müsavat Dervişoğlu, kampın açılışında yaptığı konuşmada, sadece kurultay yapmakla, genel başkan veya parti kurullarının değişimiyle, milletin verdiği mesajın ve istediği değişimin hakkının verildiğinin söylenemeyeceğinin altını çizerek, “Seçimlerde aldığımız işaretlerin istişaresini yapmak zorundayız. Bizi kuran millet iradesinin özünde istişarenin yattığını hep hatırlamak zorundayız. O işaretleri sözlere, sözleri de yaşama geçirmek zorundayız” diye konuştu.

Yapacaklarını millete anlatmak ve millete önerdikleri yolun onun için en iyisi olduğunu göstermek zorunluluğu bulunduğunu ifade eden Dervişoğlu, “O yolun sonunda da umudun gerçeğe dönüşeceğini Türk milletine ispat etmek zorundayız. Onun önce teveccühüne mazhar olmak sonra da oyunu ve rızasını almak zorundayız. Çünkü biz, Türkiye’nin yangınını söndürmek zorundayız. Ancak tüm bunlardan önce eski resimleri bir kenara bırakıp, aynaya bakmak durumundayız. Birbirimize ayna tutmak zorundayız” dedi. Daha önce, “öz eleştirimizi yapamadan kongre toplamak zorunda kaldık” dediğini anımsatan Dervişoğlu, şöyle devam etti:

İşte şimdi büyük bir ailenin, iyiler ve cesurlar ailesinin fertleri olarak bu öz eleştirileri yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Ben aynaların gücüne ve gerçekliğine inananlardanım. Aynaların kimseye torpil yapmadığını, kimseye yalan söylemediğini bilenlerdenim… Bu yüzden aile meclisimizde olacağız. Önce kendimizi konuşacağız. Neyi yanlış yaptıysak bir daha yapmamaya yeminli olacağız. Kimsenin yanlışı diğerinden önemsiz, kimsenin doğrusu diğerinden önemli olmayacak. O nedenle de her şeyi masaya koyacağız.

Geçmişe saplanmadan ama hesabını vererek, bugünü azaltmadan ama hakkını vererek, geleceği kutsamadan ama değerini bilerek konuşacağız. Önce biz konuşacağız, sonra milletle konuşacağız. Konuşan, konuşabilen Türkiye’yi yeniden tesis edeceğiz. Türkiye’yi iyilikle buluşturmak için 7 yıl önce cesaretle çıkılan yolu bilerek, gerekirse o yola yeni bir rota çizeceğiz.

“İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler”

Hızla, sabırla ve kararlılıkla yürüyeceklerini ve muzaffer olacaklarını vurgulayan Dervişoğlu, şunları kaydetti: Vatanımızı da insanımızı da onun başına çöreklenmiş bu asalaklardan kurtaracağız. Bilinsin ki, İYİ Parti onu kuran milliyetçiliğin, kalkınmacılığın, demokratlığın idrakinde ve neye karşı kurulduğunun bilincindedir…

Bu sebeple de başının üstündeki yüce gökyüzü ve kalbinde taşıdığı vicdanla vereceği tek dünya hesabının adresinin Türk millet olduğunu bilmektedir. Hesaplaşacağı tek yerin ise ona 22 yıldır kan kusturan iktidar olduğunu hiç unutmamaktadır. İşte biz bu hesabı görmenin yolunu aramak için buradayız… Türkiye’yi yeniden inşa etmek iddiamızı gerçekleştirmek için buradayız. Bize ömür ve misyon biçenler bilsin ki, İYİ Partinin ömrü ve misyonunu Türk milleti belirler.

Dervişoğlu, “İYİ Parti olarak ekonomiyi bataktan, adaleti vesayetten, nüfus ve sınır güvenliğini zilletten kurtardıklarında ve parlamenter sistemi yeniden tesis ettiklerinde, şehirleri, doğayı, suyu ve toprağı yeniden abat ettiklerinde, kardeşliği, cumhuriyeti, demokrasiyi, milli gurur ve birliği yeniden imar ettiklerinde görevlerini tamamlamış olacaklarını” söyledi. Müsavat Dervişoğlu, “O gün gelene kadar uzun yolları katedecek, zamanın hızına yetişeceğiz ve Türk milletine layık olacağız. Çünkü kararlıyız, mutlaka başaracağız.” diye konuştu.

Paylaşın

“Erdoğan, İki Bakanı Daha Görevden Alabilir” İddiası

Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine Murat Kurum, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yerine Kemal Memişoğlu’nun atanmasının ardından Erdoğan’ın iki bakanı daha görevden alabileceği öne sürüldü.

İddiayı gündeme getiren gazeteci İsmail Saymaz, “Bugünden yarına bir bakan değişikliği bekleniyor diyemem. Bugün görüştüğüm AKP kaynaklarım. Cumhurbaşkanının bir hafta arayla bir bakan daha değiştirmeyeceğini söylediler. Tabii bu değişmeyeceği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun süredir gündemde olan Kabine revizyonuyla ilgili ilk adımı attı ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki görevden alındı. Koca’nın yerine e İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Özhaseki’nin yerine ise önceki Bakan Murat Kurum getirildi.

Gazeteci İsmail Saymaz, Halk TV ekranlarında yayımlanan ‘Gündem Özel’ programında Kabine’yi yeni değişikliklerin beklediğini öne sürdü.

Saymaz şunları söyledi: “Bugünden yarına bir bakan değişikliği bekleniyor diyemem. Bugün görüştüğüm AKP kaynaklarım. Cumhurbaşkanının bir hafta arayla bir bakan daha değiştirmeyeceğini söylediler. Tabii bu değişmeyeceği anlamına gelmez. Fakat Özellikle Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile ilgili çok fazla ‘istifa edecek, görevden ayrılmak istiyor’ duyumları alıyorum.

Diğer duyduğum isim ise Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun görevden alınacağı yönünde. Abdulkadir beyin yakın çevresine bunu sorduğumda ise bu bilgi yalanlanıyor. Hatta onlar ‘önümüzdeki hafta bakanlar kurumu programı hazırlıyoruz nasıl böyle bir şey olabilir?” diyorlar. Ben de düşünmeden edemiyorum.

Galiba Abdulkadir Bey’in parti içinde ayağını kaydırmak isteyenler var. Başka hiçbir bakan için bunları işitmedim. Ama ben bu iki isim hakkında çok kulis döndüğünü söyleyebilirim. Bu görevden alınacakları anlamın gelmeyebilir ama bu onların AKP etrafındaki çeşitli çemberlerde onlara dair bir durum olduğu anlamına gelir.”

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a “Esad” Sorusu: Ne Görüşeceksin?

Erdoğan’ın Beşşar Esad’a görüşme daveti yapmasını değerlendiren Babacan, “Görüşülecek de ne görüşecek? Türkiye Cumhuriyeti’nin önceliği sınır güvenliği, sığınmacı sorumluluğu ve ülke savunmasıdır. Diyalog kanalları açık tutulmalı, bölge ülkeleri de sürece katılmalıdır” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KararTV’ye gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. TÜİK yönetimi derhal değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Babacan, şu şekilde konuştu:

“Bu yönetimle TÜİK güven sağlayamaz. Aynı zamanda TÜİK mutlaka şeffaf bir kurum olmalıdır. Daha düne kadar açıklanan rakamları TÜİK birdenbire karar alıyor. Ben artık açıklamıyorum diyor. Böyle bir keyfilik olmaz, kabul edilemez. Şeffaflıkla ancak güven sağlanır. Güven olmayınca da ekonomi olmaz. Güven olmayınca ekonomi de başarılı sağlanmaz. Çünkü doğru hesaptan kaçmaz. Eğer doğruysan hesap vermekten şeffaftan kaçmamalısın.

Yine bir başka önemli konu, TÜİK’in mutlaka bir dış denetim sürecine tabi olmasıdır. Güven sağlamak istiyorsanız, TÜİK’e herkes güvensin istiyorsanız, bu dış denetim süreci de mutlaka çalıştırılmalıdır. Aksi halde olanları görüyoruz.”

Şeffaflık sorunun TÜİK ile bitmediğini söyleyen Babacan, “Merkez Bankası’nın rezervi arttı diyorlar değil mi? Peki bu rezerv artışı için Merkez Bankası ne zaman, ne kadarlık döviz aldı bunu açıklıyorlar mı? Doğru hesaptan kaçmaz. Döviz alıyorsan, döviz satıyorsan bunu daha önceki yıllarca nasıl yapıldıysa yine şeffaf yap, açık yap.” dedi.

“Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da ekonomi düzelmez”

Babacan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Merkez Bankası’nın döviz rezervinin altını söyleyenler niçin hala dövizi arka kapıdan alıyor? Arka kapıdan yoğun döviz sattılar. Şimdi arka kapıdan döviz alıyorlar. Niye arka kapıdan alıyorsunuz? Sakladığınız bir şey mi var? Bu milletin parasını bu milletten niye gizliyorsunuz? Şeffaflık, şeffaflık, şeffaflık. Şeffaflık olmadan güven olmaz. Güven olmadan da asla ekonomi düzelmez.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, “İmkanı olmayan yurt dışına gidemez” sözlerini de eleştiren Babacan, “Yurt dışına çıkıp çıkmamayı bir lüks tüketim olarak gören zihniyet, Türkiye’nin sorularından sıhhatli yaklaşmıyor demektir. Onun için milletimizin hakkıdır. Vergiyi doğru yerden doğru zamanda almak lazımdır.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’a görüşme daveti yapmasını da değerlendiren Babacan, “Görüşülecek de ne görüşecek? Türkiye Cumhuriyeti’nin önceliği sınır güvenliği, sığınmacı sorumluluğu ve ülke savunmasıdır. Diyalog kanalları açık tutulmalı, bölge ülkeleri de sürece katılmalıdır.” dedi.

Paylaşın

“İYİ Parti Ve Gelecek Partili Yedi Milletvekili AK Parti’ye Katılacak” İddiası

İYİ Partili dört, Gelecek Partili üç olmak üzere yedi milletvekilinin AK Parti’ye katılacağı öne sürüldü. AK Parti’ye geçen milletvekillerinin parti ile yürütülen görüşmelerin etkili olduğunu iddia edildi.

tv100 sunucusu Cansu Canan Özgen, İYİ Parti ve Gelecek Partisi’nden 7 milletvekilinin AK Parti’ye katılacağını söyledi. Özgen kulis bilgisinde, İYİ Partili isimlerin kararlarında Meral Akşener’in etkisinin olduğunu iddia etti.

İşte Özgen’in o kulisi: “Önümüzdeki hafta bir milletvekili transfer dalgası görülecek gibi duruyor. Özellikle İYİ Parti’den istifa eden milletvekillerinin AK Parti‘ye geçeceği bilgisi var. Halihazırda Ahmet Ersagun Yücel’in isminin güçlü bir şekilde geçtiği ve konuşulduğu söylenmekte.

İYİ Parti İstanbul milletvekili kendisi şu anda. Bu arada İYİ Parti’nin milletvekillerinin istifa kararını vermelerinde İYİ Parti eski lideri Akşener‘in etkisinin olduğu konuşuluyor. Yine aldığımız bilgilere göre Müsavat Dervişoğlu‘nun politikalarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle bu kararı verdikleri… Özellikle Ersagun için bu yönde.”

Özgen, AK Parti’ye geçen milletvekillerinin parti ile yürütülen görüşmelerin etkili olduğunu söyledi. Özgen’in açıklamasına göre muhalefet partilerinden AK Parti’ye transfer olacak isimler şu şekilde:

İyi Parti: Ahmet Ersagun Yücel, Seyithan İzsiz, Bilal Bilici, Salim Ensarioğlu.

Gelecek Partisi: Selim Temurci, İsa Mesih Şahin, Nedim Yamalı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Suriye” Açıklaması: Yakın Zamanda Somut Adımları Atarız

Erdoğan, Suriye ile ilişkilerin düzelmesine ilişkin, “Dışişleri Bakanım da şu anda muhataplarıyla görüşmek suretiyle işin bütün yol haritasını belirleyecekler. Ona göre de inşallah adımı atacağız. Biz Suriye’de adil bir barışın mümkün olduğunu düşünüyoruz” dedi ve ekledi:

“Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak. Bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylüyoruz. Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız.”

Erdoğan, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “ABD ve İran’ın da bu müspet gelişmelerden memnuniyet duyması ve çekilen onca acının son bulması için süreci desteklemesi gerekir. Biz komşumuzdaki yangını söndürmek için yıllardır çaba sarf ediyoruz. Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız. Biz Suriye’de barış istiyoruz ve barışın yanında olan herkesi de bu tarihi çağrımıza desteğe bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı) Liderler Zirvesi sonrası ABD dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan soruları almadan önce NATO Zirvesi’ne ilişkin şunları söyledi.

“İcra ettiğimiz bu zirve ittifakın birlik ve insicamının sergilenmesi noktasında faydalı oldu. Zirve kapsamında hangi konuları görüştüğümüzü, hangi kararları aldığımızı basın toplantımızda da etraflıca sizlerle paylaştım. Bunlara ilave olarak burada birkaç hususa ayrıca değinmek isterim. Terör konusunda ödediğimiz bedelleri tüm dünya biliyor. Müttefiklerimizden teröre karşı verdiğimiz mücadelede samimi dayanışma beklediğimizi burada bir kez daha vurguladım. Ayrıca savunma sanayi ticaretinin önündeki kısıtlamaların süratle kaldırılması gerektiğini ifade ettim.

Bildiğiniz gibi NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde bütün müttefikler bu yönde taahhüt vermişlerdi. Aradan geçen sürede taahhütleri doğrultusunda gerekli adımları atan müttefiklerimiz de çoğunluktaydı. Ancak bazı NATO üyeleri verdikleri sözlere rağmen, menfi tutumlarını değiştirmedi. Bu duruma hem ilk oturumda hem de zirve esnasında gerçekleştirdiğim ikili görüşmelerde özellikle temas ederek, görüştüğüm liderlere bunları anlattım. ‘NATO müttefikleri arasında artık kısıtlamaları konuşmak istemiyoruz’ dedim.

Ukrayna-Rusya savaşında ilk günden bu yana sürdürdüğümüz dengeli tavrımız zaten bütün liderlerce malum. Ukrayna gibi Rusya Federasyonu da bizim komşumuzdur. Güçlü bağlarımızın olduğu bir ülkedir. Her iki ülkeyle de çok boyutlu ilişkilerimiz mevcuttur. Savaşa rağmen bunların korunmasına da önem veriyoruz. Daha fazla kan dökülmeden diplomasiye dönülmesi ve müzakere zemini hazırlanması gerektiğine dikkat çektim. Bu doğrultuda İstanbul sürecini devam ettirmeye hazır olduğumuzu vurguladım.

Bildiğiniz gibi Hollanda eski Başbakanı Mark Rutte, NATO’nun yeni Genel Sekreteri olarak tayin edildi. Adaylık sürecinde ülkemizi ziyaret eden Rutte’ye hassasiyetlerimizi ve beklentimizi ifade etmiştim. Kendisinin bu istikamette hareket edeceğine inanıyorum. 1 Ekim’de görevi devredecek olan değerli dostum Genel Sekreter Jens Stoltenberg’le de tabiatıyla bir araya geldik. Son 10 yılda yaptığı özverili çalışmalar ve ülkemizle geliştirdiği yakın iş birliği nedeniyle teşekkürlerimizi ilettim. Zirve vesilesiyle birçok devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdim. Ziyaretimizin ve temaslarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

NATO’nun 75. yılı idrak edildi, dünyanın mevcut durumunda NATO’nun, iddialarına nispetle işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg “savunma sanayii dahilinde yeni imkan ve yeteneklerin değerlendirilmesi” yönünde ikazlarda bulundu, siz de İstanbul’dan hareket ederken aynı şeyi söylediniz. Stoltenberg’in bahsettiği bu savunma kime karşı, neye karşı?

Dünya süratle bir değişim yaşıyor. Bu hızlı değişim içerisinde güçler özellikle büyük rol oynuyor. Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. Mesela Rusya, Çin ile dayanışma içinde. Bu durum Batı’yı ciddi manada rahatsız ediyor. Batı, Ukrayna’ya gerek parasal, gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla, silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller. Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor.

Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor. Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz, hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz. Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki, “Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var. Örneğin Karadeniz Tahıl Koridoru’nda adil bir adım attık.

Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. ‘Batı’ya bu tahıl koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın’ dediler. Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık. Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesinde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da tahıl koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.

NATO içerisinde nevi şahsına münhasır bir yerimiz var. Peki NATO ile kurduğumuz münasebet ne kadar adil ve dengeli sizce? Fayda – maliyet analizi yaptığınızda, NATO’ya verdiklerimiz ve aldıklarımızı mukayese ettiğinizde bir mütekabiliyet mevzubahis mi?

Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi.

Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim firkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.

NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusu da gündemde. 2010-2013 yılları arası bildiğim kadarıyla Türkiye’den Hüseyin Diriöz Genel Sekreter Yardımcılığı yapmıştı, 2016-2020 arasında da Tacan İldem aynı görevi yaptı. Yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmede Türkiye’ye bir Genel Sekreter Yardımcılığı verilmesi talebiniz oldu diye biliyoruz. Bakışı nasıl, bu gerçekleşecek mi, gerçekleşirse belirlenmiş bir isim var mı?

NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararına ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz.

İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.

Basın toplantısında da değindiniz ama biz F-35 meselesinin nasıl çözüleceğini merak ediyoruz. Programa geri dönüş mü söz konusu ya da F-16’yla ilgili bir mahsuplaşma mı olacak?

Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden “3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim” dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

NATO Zirvesi öncesinde Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’ndeydiniz. Türkiye’nin üye olma talebini de ifade ettiniz. Batı basınına baktığımızda da NATO üyesi ülkelerin liderleri arasında “Putin ile görüşebilen, tek lider” olarak sizi tanımladılar ve yorumladılar. Dolayısıyla Türkiye tam bir denge merkezinde görülüyor. Biraz önce de Tahıl Koridoru’yla ilgili yeni çalışmaları, Rusya-Ukrayna meselesindeki son durumu ifade ettiniz. Türkiye bu açıdan uluslararası politika bakımından da önümüzdeki bu netameli süreç bakımından da nasıl bir denge politikası yürütüyor?

Gerek Rusya, gerek Çin, hatta Belarus’la kırmadan, dökmeden münasebetlerimizi devam ettiriyoruz. Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile çok samimi bir havada görüştük. Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le de, Belarus Devlet Başkanı Sayın Lukaşenko ile de güzel görüşmelerimiz oldu. Bütün bu temasların bana göre getirisi er veya geç olacak. Bunu göreceğiz. Bu arada bakan arkadaşlarımızın da görüşmeleri gerçekleşti. Partimizin üst düzey yönetimi Çin’deydi. Çin’de iktidar partisiyle üst düzey çok verimli görüşmeler yaptılar.

Bu görüşmelerle ilgili arkadaşlarım bana  brifing verdiklerinde ‘kendilerine çok üst düzey muamelesi yaptıkları’ aktardılar. Bu denli güzel ve başarılı bir ziyareti arkadaşlarımız gerçekleştirdi. Arkasından da biz Sayın Şi Cinping ile Astana’da bir araya geldik. Onunla bu şekilde görüşmelerimizi yaptık. Kendisi bizi yeniden Çin’e davet etti. Ben de kendisini ülkemize davet ettim. ‘Önümüzdeki yıl iade-i ziyaretimi yapayım’ dedi. Bu şekilde de aramızdaki gerek siyasi, gerek ticari bütün bunları görüşme fırsatını da yakaladık. Şimdi büyük ihtimalle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısından sonra bizim bir Çin ziyaretimiz olabilir. Ama 2025’te de inanıyorum ki Sayın Şi Cinping, bize iade-i ziyaretini yapacaktır.

“Süreç olumlu istikamette gelişti”

Suriye ile ilişkilerin düzelmesine dair “Beşşar Esed’e davetimizi yapacağımızı belirtiyoruz” dediniz. NATO Zirvesi sonrası düzenlediğiniz basın toplantısında da “daveti yaptık cevap bekliyoruz” şeklinde bir yaklaşımınız oldu. Bu davetin Ankara, İstanbul gibi bir yerde mi, yoksa sınır hattında bir bölgede mi gerçekleşmesi öngörülüyor? Rusya’nın bu yakınlaşmaya nasıl baktığını biliyoruz ama ABD ve İran cephesiyle ilgili bir tavır, bir tepki söz konusu mu?

Görevi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdim. Dışişleri Bakanım da şu anda muhataplarıyla görüşmek suretiyle işin bütün yol haritasını belirleyecekler. Ona göre de inşallah adımı atacağız. Biz Suriye’de adil bir barışın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak. Bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylüyoruz. Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız.

ABD ve İran’ın da bu müspet gelişmelerden memnuniyet duyması ve çekilen onca acının son bulması için süreci desteklemesi gerekir. Biz komşumuzdaki yangını söndürmek için yıllardır çaba sarf ediyoruz. Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız. Biz Suriye’de barış istiyoruz ve barışın yanında olan herkesi de bu tarihi çağrımıza desteğe bekliyoruz.

Irak’ta PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarda terör örgütü üyelerinin köyleri, kasabaları, bazı yerleşim yerlerini ateşe vererek güneye çekildiklerine dair haberler geliyor. Kundaklama eylemleri yaptıkları ortaya çıktı. Bu saldırılarda da Bafel Talabani’ye yakın isimlerin de olduğu, onlara ait Peşmergeler’den isimlerin de olduğu haberleri çıktı. Bu konuda Erbil yönetimi tarafından açıklamalar da yapıldı. Milli Savunma Bakanlığımızın da son günlerde “kilit kapanıyor” paylaşımları oldu. Sahadaki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bizimle paylaşacağınız notlar var mıdır?

Irak ziyaretimizden sonra Irak yönetiminde ilk defa PKK ile mücadele konusunda sahada çok somut adımlar atıldığını gördük. PKK’nın faaliyetlerinin Irak’ta yasaklandığına dair açıklamayı Milli Güvenlik Kurulu’ndan geçirdiler. Şimdi bunun sahadaki yansımalarını görüyoruz. O ziyaretten sonra güvenlik güçlerimiz ile Erbil yönetiminin iş birliği memnuniyet verici. Irak’ta hem Savunma Bakanlığı’yla hem de istihbarat örgütleriyle de iyi bir ilişkimiz var. Irak’taki kundaklama ve yangın faaliyetlerinin PKK tarafından yapıldığını, Irak İçişleri Bakanlığı resmi olarak açıkladı. Bunun üzerine de Erbil yönetimi bunu teyit edici açıklamalar yaptı. Bunlar yakın dönemde PKK ile mücadelede ilk kez ortaya çıkan gelişmeler. Dolayısıyla bu durum bizim açımızdan yeterli değil ama memnuniyet verici. Sonuçta ilerleyen bir süreç var. Irak’ta Süleymaniye yönetimi ile Erbil yönetimi arasındaki gerilim de devam ediyor. Erbil’e gittiğimizde de söyledik; Süleymaniye yönetimi PKK ile aralarına mesafe koymadıkça bizim Süleymaniye’ye karşı tavrımızda bir değişiklik olmayacak. Hava sahasına yönelik ambargo devam edecek. Biz onlara her vesileyle, “Süleymaniye tarafında bazı adımları atarsanız pozisyonumuzu değerlendiririz” dedik. Top şu anda onların sahasında.

Amerika Birleşik Devletleri’yle bir türlü istenilen düzeyde ilişki yürütemiyoruz. Özellikle PKK, PYD ve FETÖ’ye olan yaklaşımlarından dolayı güvenilmez bir müttefiklik ilişkisi yürütmeye çalışıyoruz. Malum ABD’de yaklaşan bir seçim var kasım ayında. Washington PKK, PYD’ye verdiği desteğin kılıfı olarak  DEAŞ’la mücadeleyi ortaya koyuyor. Diğer yandan FETÖ’ye de kol kanat geriyorlar. Buna bir bahane bile uydurmuyorlar. Bu noktada ABD, Türkiye’yi kaybetmek pahasına sizce neyin hesabını yapıyor olabilir?

Bu konuları NATO Zirvesi’nde Sayın Biden ile konuşamadık. FETÖ’yle şöyle hesap var, böyle hesap var, bu konulara girmedik. Şu anda zaten FETÖ ortada yok. Ne olduğu belli değil. Bir de üç buçuk ay sonra ABD’de bir seçim var. Bizim ajandamızda da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu var. Genel Kurul’da da dünya ne konuşuyor? Bunları göreceğiz. Biz de orada mesajlarımızı tekrar vereceğiz. İnşallah bu mesajlarla birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan hayırlı neticeleri elde ederiz diye düşünüyorum.

Terör örgütleri ile Türkiye gibi bir müttefiki terazinin iki kefesine koyma düşüncesi bile baştan sakat bir yaklaşımdır. FETÖ, PKK gibi kuklalara desteğin, onları öyle ya da böyle kullanmanın bir bahanesi olamaz. FETÖ de PKK da komşunun tarlasına zarar vermek için ekilen zararlı otlara benzer. Komşunuz onlarla mücadelenin bir yolunu muhakkak bulur, tarlasından o zararlı otları temizler, ama o tohumlar bir şekilde sizin arazinize de sıçrar ve emin olun size de zarar verir. Yıllardır terörün bumerang özelliğini vurguluyorum. Çeşitli vesilelerle haklılığımız zaman içerisinde ortaya çıktı.

Siz ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik “çekil” baskısına karşı direneceğini düşünüyor musunuz? Direnir mi? Direnmeli mi? Bugün basın toplantısında cevap verdiniz ama Donald Trump’ı mı, Joe Biden’ı mı istersiniz?

Ortada bir gerçek var, o da şu; her şeyden önce Biden zaten “çekilmiyorum” dedi. Amerikan medyası şu anda kimi nereye getirecekler bunları bile açıklamaya başladı. Her iki isim de ABD halkından ikinci dönem için destek talep ediyor. Amerikan halkı iki ismin de başkanlık dönemlerinde yaptıkları ya da yapamadıkları işleri tartıp bir karar verecek. Bu kararı bekleyip göreceğiz.

Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kararıyla gidilen erken genel seçimlerde, sandıktan birinci çıkan solcu Yeni Halk Cephesi ittifakının başlıca seçim vaatleri arasında Filistin devletinin tanınması yer alıyor. Eğer başarılı olurlar ise Filistin’e yönelik tutumları diğer Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil eder mi? Bu konudaki yorumunuz nedir?

Cumhurbaşkanı olarak şu anda kim hükümeti kiminle kuracak bunun kararını Fransa Cumhurbaşkanı Macron verecek. Şu anda koalisyon güçleri hangileriyse bunların hepsi de parlamentoda gereken çalışmaları yapacaklar ve bu konuda da nihai söz Macron’a ait. Diğer yandan tarihin doğru tarafında durmak isteyenlerin yapması gereken, Filistin’i devlet olarak tanımaktır. Hakkaniyetli, adaletli yaklaşım bunu gerektirir.

Avrupa’da zaten Filistin’in haklılığının ve Filistin Devleti’nin tanınması sürecinin fitili ateşlenmiştir. En son İspanya’nın, Norveç’in, İrlanda’nın, Slovenya’nın aldıkları isabetli kararlar o kapıyı aralamıştır. Fransa’nın böylesi bir karar alması bizi memnun eder. Filistin’i tanıma kararı dünya barışına, huzura katkı sağlar. Bugün itibariyle Filistin’i devlet olarak tanımayan bütün ülkeler, vakit geçirmeden bu doğru kararı almalıdır. Hem bölgesel hem küresel barışın yolu, 1967 sınırlarında iki devletli çözümden geçmektedir.

İran’da Cumhurbaşkanı değişti, Ermenistan’da Paşinyan barıştan yana cümleler kuruyor. Türkiye – Azerbaycan perspektifi Kafkaslar’da barışı getirmek üzerine… Bu bağlamda Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşması ve İran’ın Zengezur Koridoru’na bakışı konusunda neler söylersiniz? Ermenistan ile Azerbaycan barış anlaşması imzaladığı zaman o bölge tamamen barış iklimi olacak ve belki Ermenistan-Türkiye sınırının açılabileceğini işaret etmiştiniz. Bu da düşünülebilir mi?

Niye düşünülmesin. Yani biz bu konuda zaten Paşinyan’a her şeyi söyledik. Artık bütün yelkenleri barışa açmamız lazım. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış yakında sağlanır diye umut ediyoruz. Bu barışı Türkiye olarak yürekten destekliyoruz. Zengezur Koridoru’nun açılması da bu barış anlaşmasını taçlandıracak ve tamamlayacak adımdır. Azerbaycan’ın da Ermenistan’ın da Türkiye’nin de bölgedeki diğer ülkelerin de refah ve huzuruna bu adımlar olumlu katkı sağlar. Bu kadar olumlu yönü bulunan kararların geciktirilmeden alınması ve gereğinin yapılmasını arzu ederiz.

Bölgeden olumlu sinyaller geliyor, bunların müjdeli haberlere dönüşmesini temenni ediyoruz. Diğer ülkelerin de barış sürecine katkı sağlamak noktasında benzer bir yaklaşım ortaya koymaları kalıcı barışın bir an önce tesisi için önemlidir. İran Cumhurbaşkanıyla yaptığımız görüşmede Zengezur Koridoru konusunu konuşmadık. Biz sadece bu seçimi nasıl kazandığı konusunda değerlendirmeler yaptık. Türkiye-İran münasebetlerini çok daha farklı bir noktaya taşıyalım istiyoruz. Zengezur Koridoru özellikle Azerbaycan, Ermenistan ve İran herkesin çıkarına olacak stratejik koridordur ve bu koridor devreye girdiği anda İran da rahatlayacak, Azerbaycan da rahatlayacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için o koridor çok önemli. İnşallah oradaki raylı sistem devreye girdiği anda burada Azerbaycan çok çok rahatlayacak.

3. Dünya Savaşı riski hiç olmadığı kadar sık belirtilmeye başlandı. Siz son 2 büyük uluslararası zirveye katıldığınız. Şangay Zirvesi, sonrasında NATO Zirvesi. Bu iki zirvenin sonunda bu riskin yüksek olduğunu görüyor musunuz? Böyle bir kaygınız var mı? Eğer varsa bunu engellemek için hangi somut adımlar atılması gerekir?

Doğrusu ben görmüyorum, görmek de istemiyorum. Dünyayı bundan önce savaşa sürükleyen gerekçeleri ve alınmayan önlemleri düşündüğümüzde bugün o hatalara düşmemeye özen göstermenin gerektiği ortadadır. Savaştan çok barışı söylemeli, barışı konuşmalıyız. Attığımız her adımı gerilim değil barış için atmalı, planlarımızı barışı sağlamak ve kalıcı hale getirmek üzere yapmalıyız. Bütün ülkelerin gerilim değil, barış ve huzur iklimini inşa edecek çabaları hayata geçirmesi gerekiyor.

Paylaşın

İstanbullular Ekonominin Daha Da Kötüleşeceğini Düşünüyor!

İPA’nın raporuna göre; İstanbul’da yaşayanların yüzde 18,1’i Türkiye ekonomisinin iyileşeceğini belirtirken yüzde 37,3’ü değişmeyeceğini, yüzde 44,6’sı kötüleşeceğini belirtti.

Haber Merkezi / Rapora göre; İstanbul’da yaşayanların yüzde 19,5’i kendi ekonomisinin iyileşeceğini belirtirken yüzde 48,7’si değişmeyeceğini, yüzde 31,8’i kötüleşeceğini ifade etti.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İstanbullunun gündemini içeren “İstanbul Barometresi Haziran 2024” araştırmasını yayınladı.

Rapora göre; Haziran ayında İstanbul’da yaşayanların ev içi gündemi ekonomik sorunlar ve tatil planları oldu. Araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 53,8’i ekonomik sorunların, yüzde 5,7’si tatil planlarının ev içerisinde konuşulduğunu belirtti.

Katılımcıların yüzde 69,2’si kiralara her ay uygulanması düşünülen yüzde 20 kira vergisi tartışmalarını desteklemediğini belirtti. Vergi tasarı tartışmaları kapsamında kira ödemelerinde kira bedelinin yüzde 20’sinin her ay vergilendirileceği ve geri kalan tutarın ev sahibinin eline geçeceği uygulama tasarısı tartışmaları katılımcıların yüzde 69,2’si tarafından desteklenmedi.

Katılımcıların yüzde 89,6’sı uygulamanın olumsuz sonuçlar doğuracağını düşündüğünü belirtti. Uygulandığı takdirde katılımcıların yüzde 42,2’si kira bedellerinin artacağını, yüzde 17,5’i ekonomik sorunlara yol açacağını, yüzde 12,1’i kiracı ve ev sahibi arasında sorun oluşturacağını düşündüğünü belirtti.

Kiracıların yüzde 48’i ev sahiplerinin ise yüzde 37’si kira bedellerinin artacağını belirtti. Kiracıların yüzde 92,9’u, ev sahiplerinin ise yüzde 86,5’i uygulamanın olumsuz sonuçlar doğuracağını belirtti. Aynı zamanda katılımcıların yüzde 38,9’u tasarının uygulanması halinde ek verginin tamamının kiracıya yansıtılacağını düşündüğünü belirtti.

Haziran ayının Türkiye gündemi ekonomik sorunlar ve İsrail’in Gazze’yi işgali oldu. Katılımcıların yüzde 58,4’ü ekonomik sorunların konuşulduğundan bahsetti. İkinci sırada, yüzde 18,4 ile İsrail’in Gazze’yi İşgali, üçüncü sırada ise yüzde 5 ile Euro 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası yer aldı.

Haziran ayında İstanbul’un gündemi ekonomik sorunlar, ulaşım ve trafik oldu. Katılımcıların yüzde 45,2’si haziran ayında İstanbul’un gündeminin ekonomik sorunlar olduğunu belirtti. İkinci sırada ise yüzde 11,2 ile ulaşım ve trafik yer aldı. Üçüncü sırada ise yüzde 9,1 ile Küçükçekmece’de 3 katlı binanın çökmesi yer aldı.

Haziran ayında katılımcıların yüzde 18,1’i Türkiye ekonomisinin iyileşeceğini düşündüğünü belirtti. Haziran ayında katılımcıların yüzde 18,1’i Türkiye ekonomisinin iyileşeceğini belirtirken yüzde 37,3’ü değişmeyeceğini, yüzde 44,6’sı kötüleşeceğini belirtti. Nisan ayı sonuçlarıyla karşılaştırıldığında Türkiye ekonomisinin kötüleşeceğini belirtenlerin oranı artarken iyileşeceğini belirtenler oranında azalma görülmektedir.

Katılımcıların yüzde 19,5’i kendi ekonomisinin iyileşeceğini düşündüğünü belirtti. Haziran ayında katılımcıların yüzde 19,5’i kendi ekonomisinin iyileşeceğini belirtirken yüzde 48,7’si değişmeyeceğini, yüzde 31,8’i kötüleşeceğini belirtti. Nisan ayı sonuçlarıyla karşılaştırıldığında kendi ekonomisinin kötüleşeceğini belirtenlerin oranı artarken iyileşeceğini belirtenler oranında azalma görülmektedir.

Katılımcıların yüzde 29,3’ü kredi kartı borcunun asgari tutarını ödeyebildiğini belirtti. Kredi kartı kullananların yüzde 46,8’i aylık kredi kartı borcunun tamamını, yüzde 29,3’ü ise borcun asgari tutarını ödeyebildiğini belirtti. yüzde 8,6’sı asgari tutar ile borcun tamamı arasında bir miktarda, yüzde 6,2’si asgariden az miktarda ödeme yapabildiğini belirtirken, yüzde 9,1’i ise kredi kartı borcunu hiç ödeyemediğini ifade etti.

Haziran ayında katılımcıların yüzde 34,9’u kıt kanaat geçinebildiğini belirtti. Haziran ayında katılımcıların yüzde 29,6’sı bazı ödemeleri yapamadığını ve borca girdiğini, yüzde 14,7’si aslında pek geçinemediğini, yüzde 34,9’u kıt kanaat geçinebildiğini, yüzde 20,8’i ise geçinebildiğini ve kenara da para koyabildiğini belirtti.

Birikim yaptığını belirten katılımcıların yüzde 41,9’u altın, yüzde 17,3’ü döviz, yüzde 13,6’sı hisse senedi aldığını belirtti. 2024’ün ilk 6 ayı içerisinde geçinebildiğini belirten katılımcıların oranı düşerken, borca girdiğini belirten katılımcıların oranında artış görüldü.

Haziran ayında katılımcıların yüzde 23,4’ü borç aldığını belirtti Katılımcıların yüzde 23,4’ü borç aldığını, yüzde 10,9’u borç verdiğini, yüzde 6,6’sı hem borç alıp hem borç verdiğini, yüzde 59,1’i ise borç alıp vermediğini belirtti. Geçen ay ile kıyaslandığında katılımcıların borç alıp verme oranlarında artış görülmüştür.

Katılımcıların yüzde 68,3’ü kripto paraları güvenli bulmadığını belirtti. Katılımcıların yüzde 68,3’ü kripto paraları güvenli bir yatırım aracı olarak görmediğini, yüzde 7,6’sı güvenli bulduğunu, yüzde 3,1’i kısmen güvenli bulduğunu yüzde 21’i ise fikrinin olmadığını belirtti.

İstanbulluların stres seviyesi 6,6 mutluluk seviyesi 5,4 olarak ölçüldü. Katılımcılara haziran ayındaki duygu halleri soruldu ve 10 üzerinden değerlendirmeleri istendi. İstanbulluların ortalama stres seviyesi 6,6 olarak ölçülürken kaygı seviyesi 6 olarak ölçüldü. Haziran ayındaki yaşam memnuniyeti 4,8 ve mutluluk seviyesi 5,4 olarak ölçüldü.

İlk 6 ay içerisinde kaygı ve stres puanlarının en yüksek olduğu ay ocak ayı iken mutluluk  puanının en yüksek olduğu ay mart ayı olmuştur. Katılımcıların yüzde 24,7’si yüksek sesli tartışmaya girdiğini belirtti. Tartışmaların yüzde 34,7’si aile arasında, yüzde 23’ü ise iş ve trafik ortamında gerçekleşti.

İstanbulluların ilk üç sorunu: Ulaşım, sığınmacı ve mülteciler

Katılımcılara göre İstanbulluların ilk üç sorunu Ulaşım, sığınmacı ve mülteciler, ekonomik sorunlar oldu. Katılımcılara göre İstanbul’un ilk üç sorunu yüzde 60,3 ile ulaşım, yüzde 57,4 ile sığınmacı ve mülteciler ve yüzde 46,6 ile ekonomik sorunlar olarak belirlendi.

İlk 6 ay boyunca İstanbul’un en önemli 3 sorunu içerisinde birinci sırada ulaşım yer aldı. Ocak ve haziran ayları dışında ikinci sırada ekonomik sorunlar yer aldı. Ocak ayında ikinci sırada olası İstanbul depremi yer alırken haziran ayında ikinci sırada sığınmacı ve mülteciler yer aldı. 6 ay içerisinde sığınmacı ve mülteci sorununun en yüksek orana sahip olduğu ay haziran ayı oldu.

Paylaşın

AK Parti’de “Osman Kavala” Çatlağı

AK Partili Tuğrul Türkeş, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala hakkında 7 soru yönelterek, “Benim bilebildiğim kadarı ile AK Parti, hukukun tecelli etmesini isteyen siyasetçiler ile doludur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gölgeden yumruk atmaya çalışan veya kripto kalıntılar veya ücretle çalışanlardır. Bunların görüşleri sayan – itimat değildir.”

Tuğrul Türkeş, “Bu davanın hukuk sistemimiz içerisinde dış etkilerden münezzeh görülmesine veya hukuki sürecin objektif delillerle yürütülmesine neden karşı çıkıyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala hakkında partisine 7 soru yöneltti.

“Benim bilebildiğim kadarı ile AKP, hukukun tecelli etmesini isteyen siyasetçiler ile doludur. Gölgeden yumruk atmaya çalışanlar ise ya kripto kalıntılar veya ücretle çalışanlardır” diyen Türkeş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bir süredir sosyal medyada ismim de zikredilerek atıfta bulunulan Gezi Parkı ve 1 numaralı sanığı hakkında yazılan hatta yazdırılan hikâyelerde (story) bu konunun Ak Parti’yi böldüğü iddia edilmekte ve olayın bir tarafı diye şahsım işaret edilirken diğer taraf diye seslendirilen noktada faili gayrimüayyen birtakım beyanlardan bahsedilmektedir.

Benim bilebildiğim kadarı ile AKP; Hukukun tecelli etmesini isteyen siyasetçiler ile doludur. Gölgeden yumruk atmaya çalışan veya kripto kalıntılar veya ücretle çalışanlardır.

Bunların görüşleri sayan – itimat değildir.

Geçmişi gölgeli tipler yarın eski fikirlerimize rücu ettik deseler veya daha iyi şartlarda bir danışmanlık buldum deseler ne söyleyeceksiniz? Bizler ise bir ömür aynı görüşleri savunmuş, davasına her halükârda ve her yerde ve de her şartta sahip çıkan, gün ışığında tartışabilen dava insanlarıyız. İnanmıyorsanız gölgesine sığındığınız kurum ve cemaatlerden açığa çıkın.

Neye karşı çıktığınız daha net anlaşılır.

1- Bu davanın hukuk sistemimiz içerisinde dış etkilerden münezzeh görülmesine veya hukuki sürecin objektif delillerle yürütülmesine neden karşı çıkıyorsunuz?

2- İtirazınız bir tek bu dava için mi geçerlidir? Yoksa bilemediğimiz tip başka itirazlarınız da mevcut mudur?

3- Konuya hangi ideolojik saikle veya güvenlik gerekçesi ile karşısınız?

4- Savunmaya mı itiraz ediyorsunuz? Savunmayı kimin yaptığına mı itiraz ediyorsunuz?

5- Bildiğimiz bir karşı fikriniz olmadığına göre bu güne kadar ki savunmadan hoşnut muydunuz?

6- Dilekçelerdeki hukuk mantığı size de cazip gelse Türkiye’nin önüne taş gibi konan bu davanın ilgililerin nezdinde kaldırılmasına katkı sağlar mıydınız?

7- Konuyu kamuoyunun dikkate getiren gazeteci hemşehriniz çıkarsa (tesadüfen) yazdıklarını itirazsız değerlendirecek misiniz?

Dikkat ederseniz ben daha işin hukuki kısmı ile alakalı yoruma girmedim. Onları da tartışalım gün ışığında!”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a “Esad” Tepkisi: Kanıma Dokunuyor

Erdoğan’ın Beşar Esad’la görüşme iddialarını değerlendiren Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Sayın Erdoğan’ın itibarı Türkiye’nin itibarıdır, hepimizin itibarıdır. Şimdi düşünün yaklaşık bir yıldır biraz daha fazla, belki de bir buçuk iki yıldır Rusya ve İran’ın tesiriyle Beşar Esad’dan randevu talep ediyor. Bu benim kanıma dokunuyor” dedi ve ekledi:

“Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bir yıl boyunca karşısındaki kim olursa olsun randevu talep ederek ondan bir kabul beklemez. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı onurlu ve eşit düzeyde ilişkiye girer. Yine benzer şekilde Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ilişkilerinin düzeltilmesini hep savundum. Ama 15 Temmuz saldırısının faili olarak gördüğünüz bir ülkeyle kamuoyuna bir açıklama yapmadan ilişkileri düzeltirseniz, düzeltmeye kalkarsanız edilgen bir tutum takınırsanız karşı ülkeler şunu hep düşünürler.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, T24 Yazarı Murat Sabuncu’ya AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşme iddialarını değerlendirdi. Davutoğlu’nun konuya ilişkin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Suriye ilişkilerine baktığımızda evet Sayın Erdoğan’ın bahsettiği dönem ailecek de görüşüldüğü Bodrum’da tatiller yapıldığı dönem benim de içinde olduğum ve çok doğru bir politikanın yürütüldüğü dönemlerdi.

Burada bana karşı yapılan haksızlık hep şu olmuştur. Herkes ‘ortak kabine toplantıları yapıyorduk, şimdi ne oldu’ derken bu ortak kabine toplantılarını organize eden, ‘Stratejik İşbirliği Konseyi’ kavramını üreten, bunu dış politika perspektifine koyan, teorisini çizen, ilk ortak kabine toplantısındaki 48 anlaşmanın teknik ve stratejik koordinasyonunu yapan, uygulamasını çizen ben olduğumu unutarak, bunu överken benden bahsetmez ama Suriye krizinin maliyetlerini bana yüklemeye çalışır.

Ben dış politikayı bir bütünlük içinde değerlendiririm. Şimdi Sayın Erdoğan’ın sıkıntısı şu. Meseleyi kişisel ilişkilere indirgeyen bir tutumu var. Türkiye-Suriye ilişkilerinin Beşer Esad ile Erdoğan’ın dostluğu ya da düşmanlığı üzerinden düzelebileceği ya da bozulabileceği kanaatine sahip. Zaten kendisiyle dış politikada en önemli anlaşmazlık noktamız buydu. Ben olaya sistematik, vizyoner ve değer boyutlu bakarım. Suriye ile yakın ilişkileri geliştirdiğimiz dönemlerde bunu hararetle savundum.

Ancak öyle bir dönem geldi ki Suriye halkına, kendi halkına karşı Esad, uluslararası hukukun açıkça suç saydığı kitle imha silahları kullanmak dahil saldırıp bir milyona yakın Suriyeliyi katledip, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 30-35’ ini mülteci haline veya bulunduğu yerden uzaklaştırma noktasına getirdi. Suriye’nin önemli bir kısmında merkezi hükümetin kontrolü kaybetmesi sonrası otoriter rejim baskı rejimine yöneldi ve o anda yol ayrımına gelindi. Kendi halkına zulmeden rejim ile ilişkileri yürütmekte zorluklar vardır. Bazen muhalefet şunu yapar. ‘Ne oldu? Bir gecede düşman olduk derdi’ ve biz buna kızardık Sayın Erdoğan ile birlikte. Bir gecede düşman olmadık. Arada bir milyona yakın insan öldürüldü.

Evet Sayın Erdoğan’ın bütün o aradaki problemli dönemi atlatıp hemen eski aile dostluklarına döneceği düşüncesi yanlış bir yaklaşım. Şimdi baktığınızda Sayın Erdoğan’a bu anlamda, ben ülkemin Cumhurbaşkanı olarak itibarına bakarım. Sayın Erdoğan’ın itibarı Türkiye’nin itibarıdır, hepimizin itibarıdır. Şimdi düşünün yaklaşık bir yıldır biraz daha fazla, belki de bir buçuk iki yıldır Rusya ve İran’ın tesiriyle Beşar Esad’dan randevu talep ediyor. Bu benim kanıma dokunuyor.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bir yıl boyunca karşısındaki kim olursa olsun randevu talep ederek ondan bir kabul beklemez. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı onurlu ve eşit düzeyde ilişkiye girer. Yine benzer şekilde Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ilişkilerinin düzeltilmesini hep savundum. Ama 15 Temmuz saldırısının faili olarak gördüğünüz bir ülkeyle kamuoyuna bir açıklama yapmadan ilişkileri düzeltirseniz, düzeltmeye kalkarsanız edilgen bir tutum takınırsanız karşı ülkeler şunu hep düşünürler.

‘Demek ki Türkiye’nin bileğini bükmek için onu zora sokmak lazım.’ Aynı şekilde Mısır. Mısır ile ilişkilerin hatta darbe sonrasında bile perde gerisinde sürmesi gerektiğini ben hep savundum. Çünkü oradaki muhaliflere de ancak öyle yardım edebilirdik. O zaman sert şekilde karşı çıkan Sayın Erdoğan ve bizim tavsiyemizin aksine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin verdiği davette bile aynı masada oturmamak için katılmayan Sayın Erdoğan, bir anda ‘dostum Sisi’ye dönerse bu bir realist politika değildir. Bu edilgen ve karşı tarafın sizi, bileğinizi bükerek getirdiği bir yer gibi algılanır. Benzer durum Trump’tan alınan ‘aptal olma’ mektubuyla ilgili. Açık söyleyeyim bunlar Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı makamının haysiyetine yakıştığı kanaatinde değilim.

Görüşmeli. Ben hiçbir zaman görüşmeyelim demedim. Ama referansı ne olacak bu görüşmenin. Aile dostlukları mı referans olacak? Yoksa uluslararası hukuk normları mı esas olacak. Aile dostluklarının ne hale gelebildiğini gördük. Bugün oturursunuz yarın tekrar düşman olursunuz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sayın Erdoğan’ın aile dostlukları üzerine yürüyecek bir devlet değil.

Burada da realist olarak Suriye ilişkileri yeniden tanzim etmek gerekiyor. Bu ikisini birleştirmek lazım ve Suriye üzerinde etkin olan ve Türkiye-Suriye ilişkilerinde arabuluculuk yapmaya çalışan Sayın Putin’e ‘Değerli dostum Rusya bizim için önemli bir ülke. Size de güveniyoruz. Esad ile görüşün. Altında sizin de imzanızın olduğu BMGK’nin 2254 sayılı karar zemininde oturup konuşmaya hazırız.’ Burada Türkiye’nin onuru zedelenmezdi. Çünkü 2254 sayılı karar ne demek? O karar diyor ki; rejim ile muhalif unsurlar birlikte bir geçiş hükümeti kurarlar. Ve sonra anlatıyor süreci. En sonunda der ki ‘mülteciler onurlu bir şekilde, gönüllü bir şekilde Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında ülkelerine dönerler.’

Şimdi burada ne Türkiye Suriye’ye bir şey empoze ediyor ne de Türkiye Suriye’ye yalvarır gibi önüne gidiyor. Buradaki hukuk normu şu; Suriye’nin toprak bütünlüğü. Bizim için bu önemlidir. Suriye halkının geri dönüşü. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararında bu da var ve Suriye muhaliflerinin sisteme entegre edilmesi. Bakın şu gerçeği görmediğiniz zaman Esad ile girdiğiniz ilişkiler gelir sizi zor sokar. Türkiye şu anda yaklaşık 4.5-5 milyona yakın insanın yaşadığı bir bölgeyi kontrol altında tutuyor Suriye’de. Afrin, İdlib, Azez, Cerablus Türkiye’nin kontrolünde ve orada Suriyeli muhalifler var. Ve bu Suriyeli muhalifler Türkiye’nin güvenlik şemsiyesini kendilerine bir teminat olarak görmüş ve aslında oralar tampon bölgeler olmuş.

Aslında krizin ilk çıktığı anda yapmamız gereken şey tampon bölge kurmaktı uluslararası hukuk normu içinde. Bunu ben teklif ettiğimde ülkemizde 100 bin kadar sığınmacı vardı. Ama bu yönde adım atılmadı. Bu yönde atılacak adım Dışişleri Bakanı’nın yetkisinde değildir. Gerek Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar, gerekse TSK’nin kontrolünde olan bölgedeki Suriyeliler, Esad ile Erdoğan arasında şahsi dostluk üzerine bir şey kurulduğunda bundan büyük tedirginlik duyacaktır. Türk askeri kendisini hami gibi gören Suriyeli muhaliflerin rakibi gibi bir konumda algılanacak. Ama 2254 sayılı karara atfen yaparsanız onu Suriyeli muhaliflere de anlatabilirsiniz. ‘Kardeşim ben sizi sisteme sokmak istiyorum dersiniz.’ Bunu hatta PYD/PKK kontrolündeki bölgelerde Kürtlere de anlatabilirsiniz terör unsurlarını kenara koyarak. Çünkü hepsinin imzası var onun altında.

Şimdi böyle bir metin idealizmle realizmin birleştiği yerdir. Ben sığ ütopik bir idealizm taraftarı değilim ama zillete yönelen oportünist bir politika taraftarı asla değilim. Türkiye Suriye’nin kapısında bekleyemez, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Suriye devlet başkanının kapısında randevu için bekleyen bir şahsiyet olamaz. Ama görüşür. Görüşeceği zemin de uluslararası hukuk zemini. 2003 Mart’ındaki tabloyu onun için söyledim. Türkiye’nin referansı uluslararası hukuk olacak. Türkiye’nin referansı insani değerler olacak. Sonradan çevre ülkelerle realist ilişkiler kuracaksınız. Esad şu anda ülkenin yaklaşık ancak yüzde 20’sinde 30’unda gerçek anlamda hâkim.

O da tartışmalı. Onun hakimiyetinde gibi görünen bazı yerlerde ise Rus ve İran güçleri etkin. Tam kontrolü sağlayamıyor. Yüzde 60’ında 70’inde Esad’ın fiilen kontrolü yok. Şimdi kiminle barış yapmış olacaksınız? Burada benim tavsiyem BM’in2254 sayılı kararına dayalı olarak bir Suriye barış planı çıkarmak. Bunu Rusya ile, Amerika ile, İngiltere ile, Fransa ile, Çin ile paylaşmak, komşu ülkelerle Irak ile paylaşmak, sonra da Suriye ile bu zeminde doğrudan oturmak. Çerçeve bu olursa hedefe ulaşır yoksa Türkiye için bir onur kırıcı bir ilişki biçimi. Rusya üzerinden Suriye ile görüşmek için yalvarır bir konumda görünmek onur kırıcı bir ilişki biçimi. Tartışırsanız da komşu ülke komşu ülkedir oturur konuşursunuz. Zemini doğru tespit etmek şartıyla.”

Davutoğlu’nun açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın