Müsavat Dervişoğlu’ndan İktidara Sert Eleştiriler

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, ”Sokak hayvanlarının peşine düşeceğinize sokaktaki sapık ve katillerin peşine düşün. Çetelerin, mafyaların, kaçakların peşine düşün” dedi.

Dervişoğlu, İzmir’de yaşanan elektrik kaçağı nedeniyle 2 yurttaşın hayatını kaybetmesine ilişkin ise, ”İster yerel yönetim ister merkezi yönetim ister özel şirket olan asıl eksik olan kamu denetiminin yokluğudur. Bu olayın yakın takipçisi olacağımızı milletin kürsüsünden birkez daha ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Ekonomi üzerinden de iktidara yüklenen Dervişoğlu, “Gelelim en can yakan konuya ve onun kahramanı ‘vergimatik’ Mehmet’e… Zatımuhterem demiş ki, ‘Ben İngiltere’de kredi kartına taksit görmedim. Haklıdır görmemiştir. Bir İngiliz vatandaşı olarak pek iyi şartlarda yaşadığını hepimiz biliyoruz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündemin öne çıkan konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Dervişoğlu, ”Sokak hayvanlarının peşine düşeceğinize sokaktaki sapık ve katillerin peşine düşün. Çetelerin, mafyaların, kaçakların peşine düşün” açıklamasında bulundu.

İzmir’de yaşanan elektrik kaçağı nedeniyle 2 yurttaşın hayatını kaybetmesine ilişkin ”İster yerel yönetim ister merkezi yönetim ister özel şirket olan asıl eksik olan kamu denetiminin yokluğudur. Bu olayın yakın takipçisi olacağımızı milletin kürsüsünden bir kez daha ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Gelelim en can yakan konuya ve onun kahramanı ‘vergimatik’ Mehmet’e… Zatımuhterem demiş ki, ‘Ben İngiltere’de kredi kartına taksit görmedim. Haklıdır görmemiştir. Bir İngiliz vatandaşı olarak pek iyi şartlarda yaşadığını hepimiz biliyoruz” diyen Dervişoğlu ekonomi eleştirisinde şu ifadeleri kullandı:

Emekli vatandaşlarımızın artık dayanacak gücü kalmamıştır. Sabırlarının sonuna gelmiştir. Ülkemizin yerli ve milli tek ekonomi uzmanı sayın Erdoğan içinde bulunduğu hayal dünyasından bir anca önce çıkmayı denemelidir.

Milletin kendilerine verdiği makamlarda oturup ona tehditler savuran bakanları da kendilerine bir çeki düzen vermelidirler… Nefes almak dışında hiçbir yaşamsal faaliyet gösteremeyen emeklilerimize yüzünüzü dönün artık ey iktidar sahipleri.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan Esad’a Çağrı

Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” dedi ve ekledi:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Kabine, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe’de toplandı. Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren toplantının ardından Erdoğan, açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Aşure günü: Bugün idrak ettiğimiz Aşure Günü’nü canı gönülden tebrik ediyorum. Tutulan oruçların, yapılan ibadetlerin Hak katında kabul olmasını gönülden niyaz ediyorum. Bu ay Kerbela hadisesi sebebiyle bizim için hüzün ve keder ayıdır. Hz. Hüseyin ehl-i beyitten 72 müminle birlikte bugün şehit edilmiştir. Kerbela faciasının 1385. yıldönümünde şehitlerin sultanı Hz. Hüseyin efendimizi ve yârenlerini bir kez daha yâd ediyoruz.

Bu akşam külliyemizde sevgili canları külliyemizde misafir edeceğiz. Kerbela katliamı üzerinden bizi bölmek, aramıza nifak ve fitne tohumları serpmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. İslam alemini ilgilendiren her meselede olduğu gibi Kerbela olayında olduğu gibi birleştirici tutumumuzu devam edeceğiz. Alevi-Bektaşi kardeşlerimizle yakın istişare halinde olmayı sürdüreceğiz. Aşure gününün bütün milletimiz için barışa, kardeşliğe ve muhabbete vesile olmasını diliyorum.

Gazze Şeridi, NATO, Suriye: Dış siyasette oldukça yoğun görüşme ve ziyaret trafiğimiz oldu. Önce Şangay işbirliği teşkilatının 24. zirvesine şeref konuğu olarak Kazakistan’ın başkenti Astana’ya gittik. Orada çok hayırlı neticeler doğuracak kritik temaslar gerçekleştirdik. Rusya ve Çin’le olan işbirliğimizi ticaret, turizm, ulaştırmadan yatırıma kadar her alanda ilişkilerimi geliştirme azmindeyiz. Bu tür yatırım ortaklarıyla ikili ticaretimizi daha dengeli ve sürdürülebilir seviyeye getirmeyi hedefliyoruz. Ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayacak her türlü yatırıma kapımız ardına kadar açıktır. Yeter ki yatırım meselesi siyasi manivela olarak kullanılmasın.

Astana’nın ardından Şuşa’daki Türk devletleri teşkilatı gayriresmi ziyaretine katılmaktı. Ancak millilerimizi yalnız bırakmamak için planımızda ufak bir değişiklik yaptık. Biz de Bizim Çocuklara destek vermek üzere Berlin’e geçtik. UEFA’nın Merih Demiral’la ilgili kararı kendilerine zarar vermiştir. Buradan bizlere büyük gurur yaşatan A milli takımımızı yürekten tebrik ediyorum. Gurbetçi kardeşlerimize ayrıca teşekkür ediyorum. İngiltere’yi yenerek Avrupa Şampiyonu olan İspanya’yı kutluyorum. Paris Olimpiyatlarında yarışacak sporcularımıza şimdiden başarılar diliyorum.

NATO liderler zirvesi Türkiye’nin NATO içindeki vazgeçilmez rolünü tekrar teyid etmiştir. Bu tarihi zirvede savunma sanayi ve terörle mücadele başta olmak üzere müttefiklerimizden beklentilerimizi ifade ettik. Halen arzu ettiğimiz işbirliğinin çok uzağındayız. Müttefiklerimiz tarafından ülkemize binbir nazla verilen silahlar terör örgütünden çıkıyor. İttifak dayanışma ve müttefiklik ruhuyla bunların bağdaşmadığı açıktır.

7 Ekim’den bu yana Gazze’deki kardeşlerimizin maruz bırakıldığı katliamları gündeme getirdik. Türkiye olarak mevcut İsrail yönetimi ateşkese zorlamak amacıyla tüm imkanları seferber etmiş durumdayız. Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasına müdahil olma kararımız bir diğeriydi. Filistin’de kalıcı barış tesis edilene kadar İsrail’le NATO nezdinde işbirliği yapılması yönündeki girişimlere onay vermeyeceğiz.

Bu konudaki kararlı duruşumuzu zirvede açık açık vurguladık. İsrail’in soykırım politikası devam ettikçe tutumumuzu değiştirmeyiz. 7 Ekim’den bu yana her türlü zulmü, barbarlığı ve vahşeti sergilemesine rağmen Filistin halkının direniş azmini kıramadı. 40 bine yakın şehide ve üzerlerine yağan bombalara karşı tüm dünyaya vatanperverlik dersi veren Filistinli kardeşlerimizi hürmetle selamlıyorum. Kandan, gözyaşından ve işgalden beslenen zalimler rahatsız olsa da Filistin’in yanında dimdik duruyoruz ve duracağız.

Türkiye coğrafi, beşeri, ekonomik ve tarihi bağları itibariyle tek bir bloğa sıkıştırılamayacak bir ülkedir. Bizim için batı dünyası ile ilişkilerimizi ilerletmek ne kadar önemli ise Asya, Afrika ve Latin Amerika’ya kadar işbirliğimizi güçlendirmemiz aynı derecede önemlidir. Bizi kimsenin dar kalıplarına hapsedilmesine izin vermeyiz. Ne batı için doğuya sırtımızı döneriz ne de doğu için batıyı ihmal ederiz. Son 22 yılda Türkiye’nin nüfuz alanını genişletmek için tarihi adımlar attık.

Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık. Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.

Bölgesel işbirliğinin ve dayanışmayı ne kadar artırırsak giderek büyüyen tehditler karşısında o derece mukavemet kazanırız. Küresel siyasetin istikrara kavuşamaması küresel ekonominin çözüm yollarını tıkamaktadır. Büyüme, istihdam ve enflasyonla ilgili kötümser hava hala ortadan kalkmadı. Hafta sonu sayın Trump’a düzenlenen menfur suikast dünyadaki mevcut kırılganlıkları gözler önüne sermiştir. Suikast girişimini bir kez daha lanetliyor, Trump’a ve ailesine bir kez daha geçmiş olsun diyorum.

TÜRKSAT 6A: Küresel sistemde yeni denge arayışları artarak devam ediyor. Bu olumsuz iklime rağmen hedeflerimizden kopmuyoruz Evlatlarımıza bırakacağımız miras olan Türkiye Yüzyılı inşası için yoğun çabanın içindeyiz. Geçen hafta TÜRKSAT 6A’nın uzay yolculuğu fiilen başladı. 3 ay sonra operasyona alacağız. TÜRKSAT 6A ile haberleşme uydusu üreten ilk 11 ülke arasına girdik. Yeni uydumuz dışa bağımlılığın azaltılması yönünde önemli kilometre taşı olacak.

Kahramanmaraş merkezli depremler: 6 Şubat depremlerinde yıkılan şehirlerimizin yeniden imarı gündemimizin en tepesindeki yerini korumaktadır. Şimdiye kadar 76 binden fazla afet konutunu hak sahiplerine teslim ettik. Hedefimiz yıl sonuna kadar 200 bin konutun teslimatını gerçekleştirmektir. 2025 senesi bitmeden önce evine girmeyen hiçbir depremzede kardeşimizi bırakmayacağız. Afetzede kardeşlerim şunu çok iyi bilsin; şahsımızın ve hükümetin bir eli daima deprem bölgesinin üzerindedir.

Karşılaşılan sıkıntıları, yapılan işleri an be an takip ediyoruz. Deprem bölgesinde yaşayan insanlarımızla aramıza kimseyi sokmamakla kararlıyız. Biz milletle seçim meydanlarında yaptığı sözleşmesine sadık bir iktidarız. Meydanlarda atıp tutanların halktan yetki alınca nasıl çark ettiklerini hep beraber görüyoruz. Orada burada gün aşırı miting yaparak kendi beceriksizliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar.

Beşiktaş’ta rızkının peşinde koşan 29 emekçi kardeşimiz ihmallerin kurbanı oldu. Antalya’da teleferik faciası yaşandı. İstanbul’da bir çocuk parkında 5 yaşındaki bir evladımız boğularak can verdi. Geçtiğimiz günlerde aynı beceriksizliğin faturasını bu sefer İzmir Konak’ta ödedik. 2 vatandaşımız yürek yaka şekilde vefat etti. Bu facialarda vebalı olanlar çıkıp milletten bir kez olsun milletten özür dilemedi.

Acılarını bir nebze olsun dindirecek açıklama yapmadılar. Hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ettiler. Bunun mazur görülebilir hiçbir yanı yoktur. Ne siyaseten ne vicdanen anlaşılabilir tarafı yoktur. İnsan hayatına malolan iş bilmezliklere bir dur verilmesi gerekiyor. Bu skandallarda payı olanların hukuk önünde hesap vermesi için gereken neyse yapıyoruz ve yapacağız. Konak’taki hadisede hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır niyaz ediyorum.

Ekonomik gelişmeler: Sokağa, çarşıya, pazara kulak tıkayan hükümet olmadık bugün de olmadık. Bazı kesimlerin hayat pahalılığı sebebiyle yaşadığı zorlukların bilincindeyiz. Amacımız ekonomimizi, enflasyonu tekrar körükleyecek kısır döngüye sokmadan vatandaşlarımızın refahını kalıcı olarak yükseltmektir. Türkiye’ye geçmişte ağır faturalar ödetmiş popülizm batağına düşmemek için politikalar yürütüyoruz.

Geçen aydan itibaren enflasyonun ateşi düşmeye başladı.İnşallah önümüzdeki aylarda bu süreç daha da ivmelenecek. Sene sonu enflasyonda hedeflediğimiz seviyelere indireceğiz. Belli başlı sektörlerde filan balonu yavaş yavaş sönüyor. Orta vadeli programın etkileri görüldükçe ekonomi kurmaylarımıza yıpratma kampanyaları yoğunlaşmaktadır. Sabır ve kararlılıkla yol haritamızı uygulamaya devam edeceğiz. İstihdam konusunda işgücü verilerimiz gayet güzel geliyor.

İşsizlik oranı bir önceki yıla göre 1,1 puan azalarak yüzde 8,4 seviyesine geriledi. İhracat tarafında yakaladığımız ivmeyi sürdürüyoruz. Cari açıkta iyileşme aynı şekilde devam etmektedir. Merkez Bankası brüt rezervi tüm zamanların rekorunu kırdı. Ekonomiye dair birçok düzenlemeyi içeren kanun teklifi Meclisimizin takdirine sunuldu.”

Paylaşın

Özgür Özel’den “Parlamenter Sistem” Çıkışı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “CHP artık güçlendirilmiş parlamenter sistem demiyor mu?” eleştirilerine yanıt verdi:

“Açık söylüyorum, her konuda bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi, işçiler, emekçiler, gazeteciler, basın özgürlüğü için, en üst düzeylerde demokratik standartlarda hak arama mücadelelerine destek vermek için, tarım, milli eğitim, dış politika, savunma sanayii için bu partinin önerileri vardır, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini hem kademe kademe önümüzdeki seçime doğru tüm şeffaflığıyla vurgulayacaktır. Bu ülkenin yönetim sistemi için de CHP’nin vazgeçmediği tercihi, güçlü bir parlamentodur, parlamenter sistemdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulunuyor. Özel’in açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

Yıllarca mücadele ettik. Meclis tutanaklarında mevcuttur; Kamer Genç yıllarca uyarıda bulundu. O gece 16 arkadaş genel merkezimizde toplandık. Kısa bir değerlendirmeden sonra dedik ki tüm darbeler Meclis’i kapatır. Bizim teklifimizle Meclis’i Sayın İsmail Kahraman açtı. Biz o gün darbelerden medet ummadığımızı ifade ettik. Kim darbeye yeltenirse karşısındayız. Demokrasinin arkasındayız.

Parlamenter sistem: Zaman zaman diyorlar ki; ‘CHP artık güçlendirilmiş parlamenter sistem demiyor mu?’ Açık söylüyorum, her konuda bu ülkeyi nasıl yöneteceğimizi, işçiler, emekçiler, gazeteciler, basın özgürlüğü için, en üst düzeylerde demokratik standartlarda hak arama mücadelelerine destek vermek için, tarım, milli eğitim, dış politika, savunma sanayii için bu partinin önerileri vardır, bu ülkeyi nasıl yöneteceğini hem kademe kademe önümüzdeki seçime doğru tüm şeffaflığıyla vurgulayacaktır.

Bu ülkenin yönetim sistemi için de CHP’nin vazgeçmediği tercihi, güçlü bir parlamentodur, parlamenter sistemdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 15 Temmuz’da hiç asılmayan binalara Atatürk resimleri asanlar, hata yaptık, sadakata baktık liyakata değil diyenlerin, şimdi aynı hataları tekrar ettiklerini görüyoruz. O yüzden, iyi yetişmiş, liyakatli kadroların ve kesinlikle cemaatlere, partilere, kişilere değil, devlete olan sadakatin öneminin altını çiziyorum.

Bahçeli’nin elini öpen müdür: Aynı hataların tekrar başladığı bir süreçteyiz. Devlete olan sadakatin altını çiziyorum. Dün gördüğüm bir şaşkına da söylüyorum ki sen devletin polisi olmayı yanlış anlamışsın. Yanlış Devlet’in eline sarılmışsın. bir siyasiye saygı gösterilmesi eyvallah. O siyasinin bunu nasıl karşıladığı kendi tercihidir. Ama bu devletten maaş alan, bu milletin tamamı için görev yapması gereken birilerinin bu ülkede siyasette küçük bir kısmının temsiline el etek öpmesini asla kabul etmiyoruz nokta.

Bundan sonraki süreçte devletin memuru, devletin memuru gibi davranacak, böyle basit konularla Türkiye gündemini işgal edilecek işlere girişilmeyecek. Siyasiler de üzerine düşen yükümlülüğün farkında olacaklar. Ben bir devlet memurunun, bir siyasi liderin eline sarılmasında muhatap hangimiz olursa olsun o devlet memuruna üstlendiği vazifenin gereğini hatırlatma gereğinde bulunurum.

İzmir’deki faciada kusuru olan kim varsa cezalandırılacak. CHP Genel Başkanı olarak hepinize söz veriyorum. Bu mesele ile ilgili arkadaşlarım bir Meclis araştırma komisyonu kurulması için başvuracak. Bunun için hep birlikte çalışacağız. Bir kaza olursa belki de ucu bize dokunacaklar hayır diyorum, belki de ucu bize dokunacak. Ama kaldırın engelleri diyorum.

İğneada’da Sisli Vadisi’nde 6 vatandaşımız sel geldi boğularak öldüler. 10 aydır bir hukuk mücadelesi var. Tesisin kaçak olduğu, yıkım kararı olduğu ama uygulanmadığı öğrenildi. Kamu görevlilerinin yargılanmalarına izin verilmiyor. Biz ailelerin yanında olacağız. İğneada davasında mağdurların sonuna kadar arkasındayız.

Çevre ve Şehircilik Bakanı bumerang gibi. Millet atıyor, o geri geliyor. Bumerang bakan. Çıktı ve inanılmaz açıklamalarda bulundu. Erdoğan bir yılda 650 bin konut sözü verdi. 1,5 yılda 76 bin konut yaptılar. Şimdi çıkmış Bakan diyor ki; ‘2025 sonuna kadar bütün konutlar bitecek.’ Kardeşim, hanginize inanacağız? Seni atayan dolma kalemin sahibi ‘Bir yıl sonra evler yapılacak, oyu bana verin’ dedi. İnsanlar onun bu sözüne güvendi, ona yetkiyi verdi, o yetkiyle o seni atadı, sen diyorsun ki; ‘3 yıl bitince evler bitecek.’ 3 yıl diyor.  Yani daha 1,5 yıl konteyner, çadır, soğuk, güneş, toz, toprak…

Can Atalay: Bugün enteresan bir konuyu sizlerle konuşmak isterdim. Konu bir hukuk katliamı. Gezi davasından 5 kişi içeride. Hepimizin yerine yatıyorlar. Gezi biziz kardeşim, hepimiz Gezi’deydik. Gezi bizim onurumuzdur. 2 kez beraat edenleri 3. kez yargılayıp mahkeme kararlarına rağmen içeride tutacaksın. Can Atalay milletvekili seçildi, yemin töreninde kürsüye çağrıldı. Salmadılar gelsin.

Oy birliğiyle insan hakları komisyonuna seçildi kapıyı kapattılar ‘salmayız’ dediler. Yani millete, Meclis’e direniyor birileri. AYM 25 Ekim’de hak ihlali diyor. 8 Kasım’da Yargıtay bu işlemi yok sayıyor. AYM yine hak ihlali kararı veriyor ama Yargıtay yine direniyor. 30 Ocak’ta milletvekilliği düşürüldü. AYM’den gerekçeli karar bekleniyor. AYM’nin üyelerine sesleniyorum sizi kimin atadığından bağımsız vicdanınızla bir karar verin, verdiğiniz kararın gerekçesini de yazın.

Tuğrul Türkeş: 7 yılı geçen bir süredir içeride yatan Osman Kavala ile ilgili bugün Tuğrul Türkeş bir açıklama yaptı. Milliyetçi hareketten gelen herkesin başbuğ dediği Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Türk heyetinin başkanıdır. Ziyaretimde bana şunu demişti: “Kavala orada tutuklu, biz bu odada hapisiz”. Biz Türkiye için çalışmak istedikçe karşımıza bu dava geliyor. Bu insanların hiçbiri Kavala’yı tanımaz ama sembol davadır. Hakim de cumhurbaşkanı da anayasaya uymak zorundadır.

Tuğrul Bey emek verdi, olmadı. Bugün açıklama yapmış. Diyor ki, “Kavala’yı ziyaret edeceğim”. Hangi Kavala’yı? Biz söyleyince “Vatan hainlerinin adını anıyorsunuz, o ajandır” dedikleri Kavala’yı, Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ziyaret edeceğini söylüyor ve diyor ki “Gerçek milliyetçilik budur”. Bakalım Tuğrul Bey’e MHP ne diyecek? Gezi Davası’nı inadına sürdürmek, bu insanları inadına içeride tutmak, Tuğrul Bey’in dediği gibi ne milliyetçiliğe sığar, ne vatanseverliğe sığar.

Hayvan yasası: Evet Türkiye’de bir başıboş köpek sorunu var. Ama bunun çözümü için insancıl, akılcı, bilimsel yöntemlerin uygulanması gerekirken, muğlak ifadelerle öldürmeyi meşrulaştıran ve çözümü tamamen belediyelere, uygulayıcıların inisiyatifine bırakan, bakımevi açma zorunluluğunu 2028’e kadar eterleyen, hayvan hakları derken, hayvanların yaşam hakkını tehdit eden bir ölüm yasasını getirdiler.

Yıl 2020 Hayvan Hakları Raporu diyor ki hayvan hakları fonu kurulmalı, yaygın ve etkin kısırlaştırmayla barınak hizmetleri karşılanmalı. Fon parayı nereden alacak? At yarışı, Milli Piyango ve bazı vergilerin küçük kısmı. Bu yıl bu sorun çözülebilecekken sorun tamamen ortada bırakılıyor. Ölüm yasasına bu grubumuz tarihi bir direniş gösterecek.”

Paylaşın

Hatimoğulları, Emekli Maaşları Üzerinden İktidara Yüklendi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çekerek, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

15 Temmuz 2016 askeri kalkışmanın yıl dönümüne ilişkin Tülay Hatimoğulları, geçmiş dönemlerde yaşanan tüm darbelerin en ağır bedelini işçilerin, emekçilerin, yoksulların, solcuların, sosyalistlerin ve muhaliflerin ödediğini söyledi. Hatimoğulları, “Bizler DEM Parti geleneği olarak siyasi ve askeri darbelere karşı tutumuz çok açık ve nettir. Darbelerin sadece kazananı, o darbeyi gerçekleştiren klik ve ona bağlı güçler olmuştur. Kaybedeni de Türkiye olmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminin ve devam eden darbenin kaybedeni yine Türkiye olmuştur” dedi.

AK Parti’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti. 15 Temmuz Türkiye halklarına karşı kurulmuş büyük bir komplodur. 15 Temmuz Türkiye’de zamana yayılmış siyasi darbedir ve kolluk kuvvetleri ile yargı tarafından desteklenmiş bir darbedir” diye konuştu.

Hatimoğulları, “Askeri darbeler analizi yapan uzmanların yaptığı bir değerlendirmeyi paylaşacağım sizlerle. ’15 Temmuz bir darbe değildir’ dediler. ‘Bu girişim kimin işine yaradıysa faili odur’ dediler. Aynen öyle. Bu tespite yürekten katılıyoruz. Öncesi ve sonrası, yani 15 Temmuz darbe girişiminin hem öncesi hem sonrası tamamen bir senaryoydu. Bu senaryonun kimler tarafından yazıldığını bütün detaylarıyla bugün konuşacağız. 15 Temmuz’un mağduru toplumdur. O gün bugündür ekonomi tam bir çöküş içinde, siyaset tam bir çöküş içinde, demokrasinin kırıntısına dair hiçbir şey yok ortada” dedi.

Kobani ve Gezi davalarına dikkati çeken Hatimoğulları, “Bu siyasetçiler HDP’li siyasetçilerdi. İçinde o dönemin eş başkanları olan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın olduğu onlarca HDP’li siyasetçi gözaltına alındı tutuklandı. Onun evveliyatında önce dokunulmazlıkları kaldırıldı. 4 Kasım darbesi. Bu fotoğraf, 4 Kasım darbesinin Sincan Adliyesindeki fotoğrafıdır. İşte darbe budur. Yine bu fotoğraf. Geziden yargılanan arkadaşlarımızın fotoğrafı. Gezi davası, daha doğrusu gezi direnişi bu ülkenin toplumsal hafızasında en onurlu toplumsal direniş en onurlu sivil itaatsizlik eylemlerinden biriydi. Bizlerin ayağa nasıl kalkabileceğini halkın gücünü bütün dünyaya gösteren bir direnişti Gezi direnişi. Sivil demokratik olan Gezi direnişi bu şekilde müebbetle cezalandırıldı. Bu darbe değil de nedir?” diye sordu.

Cenazelere ve mezarlıklara dönük saldırılara değinen Hatimoğulları, “Bir hafızayı bu şekilde ortadan kaldıracaklarına inandılar. Mezarları tahrip ettiler, cenazelere işkence yaptılar. Cenazelerin gömülmesini bile engellediler. Bu bir savaş hukukunda bile kabul görecek bir şey değildir. Kabul edilemez. Bu fotoğraf Ali Rıza Aslan’a ait ve elinde taşıdığı koli, kargo ile gelen çocuğunun cenazesi. Sadece bu fotoğraf bile bize ne kadar çok şey anlatıyor. Ali Rıza Aslan ‘Gözlerim karardı, nefesim kesildi. Sanki o bütün Diyarbakır başıma yıkıldı’ demişti. Bütün Diyarbakır, bütün Türkiye bu acı çeken ailelerin başına yıkılıyor. Bunu da yapan sözde mütedeyyin olan, inançlı olan ama İslam’ın değerlerini siyasal amaçları için kullanan AKP’dir” şeklinde konuştu.

Hatimoğulları, cezaevlerindeki şüpheli ölümler ve yaşlarına rağmen tutuklu olan annelerin durumunu da değindi. 83 yaşındaki Makbule Özer’in yüzde 61 engelli olmasına rağmen tutuklu olduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, 2 gün önce de Êlih’te çok sayıda annenin tutuklandığını anımsattı. Hatimoğulları, Makbule Özer’in fotoğrafını göstererek, “Sanmayın ki bu anlattıklarımız sadece bir Kürt kadının hikayesidir. Bu anlattığımız bir elinde çiçek, bir elinde bastonu beyaz tülbentiyle dimdik ayakta durmaya çalışan bir Kürt ananın fotoğrafı” dedi.

“Asla unutmayacağız”

Hatimoğulları, Colemêrg Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atandığına işaret ederek, şöyle devam etti: “Geçmiş dönemde yaşamış olduğumuz askeri darbe dönemlerinde dahi kayyımlar atanmadı. Bu darbe 12 Eylül askeri darbe girişiminden daha beter bir darbedir. Alın size 100 yıl boyunca hatırlayacağımız bir darbe fotoğrafı. Hakkari Valisinin Hakkari Belediyesine kayyım olarak atanmasının belgesi. Askeri güçle bunu sağladıklarının belgesi bu fotoğraftadır. Bu fotoğrafı asla unutmayacağız. Yürüyüşlerimizle nöbetlerimizle direnişimizle Hakkari’de atanan kayyım el çektirilene kadar orada belediye meclisi tarafından seçilen ve bütün yasal prosedürlere uygun olan halkın iradesi temsil eden Viyan Tekçe başkan vekili olarak atanana dek kayyıma karşı mücadelemiz devam edecektir.

Bir kare daha var ki bütün darbelerin ortak özelliği. Darbe süreçlerinde biliyorsunuz ilk basına saldırılır. Özgür basına saldırılır. Çünkü yaptıkları kirlilikler, otoriterleşme, faşistleşme, insan hakları ihlalleri kamuoyuna gösterilmesin diye en büyük darbeyi basına yaparlar. Nitekim şimdi Türkiye cezaevinde gazetecileri olan ve en ön sıralarda yer alan ülkelerden biridir. En çok gazeteciyi cezaevine atmış olan bir ülke. Bunu darbe döneminde daha fazla yaptı. Sermaye gruplarıyla oldukça güçlendirdiler kendi medyalarını. Medya daima burjuvazinin tekelindeydi ama AKP döneminde medyayı daha fazla tekellerine aldılar. Bakın bu süreçte KHK’larla toplam 204 medya kuruluşu, 6 haber ajansı, 70 gazete, 20 dergi, 41 radyo, 38 TV, 29 yayınevi, dağıtım şirketi kapatıldı. Yüzlerce basın kartı iptal edildi, gazeteciler tutuklandı.

Elimdeki son kare ve el değiştiren darbe. Kapatılan Özgür Gündem Gazetesinin 19 Temmuz 2016 tarihli manşeti. ‘Darbe el değiştirdi’ diyor ve altta devam ediyor; ‘Saray ve AKP darbe girişimini fırsat bilerek kendi darbesini yapıyor. Sokağa salınan çeteler demokratik güçleri hedef alıyor diyor.’ Tam da böyle oluyor. Özgür Gündem yaşanan her şeyi bu cümle ile o kadar net özetlemiş ki. Evet iktidarın şiddet ve unutturma yaklaşımına karşı bizler bu karelerde hafızalarımızı her alanda dipdiri cap canlı tutuyoruz. Onlar zannetmesin ki attıkları yalanlarla bu kareleri gölgeleyebilecekler. Bu kareler toplumun vicdanında zaten bir hafıza oluşturmuş aynı zamanda arşivlerde de en iyi şekilde yerlerini almıştır.”

“Darbenin siyasi ayağı nerede?”

Darbenin siyasi ayağını AKP hiç konuşmaz. Türkiye toplumu darbenin siyasi ayağını çok ciddi bir biçimde konuşmalıdır. Darbenin hakimi, savcısı var. Eniştesi var. Çaycısı var, ama bu darbenin siyasi ayağı yok. Darbenin asıl failini bulmak için o zaman HDP şimdi DEM Parti olarak defalarca araştırma komisyonu kurulsun diye teklifler verdik. En son darbe araştırma komisyonu kuruldu. Şu an söyleyeceğimiz şey o kadar mühim ki. Bu iktidarın derhal istifa etmesini gerektiren bir şey. Çünkü belgeyi çaldılar belgeyi.

Bizler direnmeye alışkın bir geleneğin çocuklarıyız ve kazanacağız. Bu umutla mücadele ediyoruz. AKP ve MHP sadece 15 Temmuz darbe girişiminde değil cumhuriyet tarihindeki en büyük askeri ve sivil darbenin kirli mirasını omuzlayan bir iktidar oldular. AKP darbe mekaniğinin bizatihi uygulayıcısı oldu. 20 Temmuz OHAL darbesinden sonra rejimin değişmesini de muhalefet ne yazık ki oturup izledi. Bizler ne darbenin ne darbecilerin bir parçası olduk.

Ne darbeden faydalananlar olduk. Bizler darbe rejiminin sahte oyunun pardesini açarak bütün açıklığıyla bunu halklara gösterenler olduk. Bizler Yenikapı ruhunun figüranı olmayı reddettik. Halkın yanında olduk. Böyle de olmaya devam edeceğiz. Bunları neden hatırlama gereği duyuyoruz. Çünkü yeni dönemin siyaseti muhalefet tarafından şekillendirilmeye çalışılırken bu konuştuğumuz konuları o dönem Yenikapı ruhu oluşturarak bu iktidarın kendini kurumsallaştırmasının önünü açan anlayış ile muhalefetin hesaplaşması gerekiyor.

Ne bu halk düşmanı olan rejimin ne de bu rejimi restore etme ihtimaline karşın görev üstlenebilme olasılığı olan muhalefetin Türkiye halklarına bir faydası olmaz. İşte biz bu nedenle diyoruz ki ne bu iktidar ne bu rejim ne de bu restorasyoncu anlayış. Bütün bunlara karşı demokratik cumhuriyet olan Üçüncü Yol. Üçüncü yolun yolcuları da DEM Parti’de mücadele vermektedir.

Biz onların rahatlarını bozabiliriz. Çünkü biz çoğuz. Bizler korkuyu Kerbela’da, korkuyu 1977 1 Mayıs’ında bıraktık. Bizler korkuyu 15-16 Haziran işçi direnişinde, bizler korkuyu Amed Zindanlarında bıraktık. Bizler korkuyu 14 Temmuz direnişlerinde, Gezi direnişlerinde bıraktık. Bizler cesaretimizi kuşanmış yoldayız ve yürüyoruz. Bütün ferasetimizle bizler ekmek için de adalet için de mücadele ediyoruz. Mücadelemiz 85 milyon yurttaşımızın bu ülkede eşit ve adil bir sistemde yaşaması içindir.”

Tülay Hatimoğulları, hükümetin en düşük emekli maaşına dair kararına dair tepki gösterdi. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çeken Tülay Hatimoğulları, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Erken Seçim” Yorumu: İhtiyaç Varsa Yapılabilir

Erken seçim tartışmalarını değerlendiren İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Demokrasilerde sorunların çözümünün temininin yolu elbette ki vatandaşın önüne sandığın koyulmasıdır” dedi ve ekledi:

“Ama böyle bir süreçte, bu tartışmaları spekülatif buluyorum. Zaten bugün konuşuyorlar, 2,5 yıl sonra yapılmasını falan öngörüyorlar. ‘Erken seçim’ dediğinizde, istediğinizde onu hemen gündeme getirmek lazım. O gelişmeleri biraz vadeye kesilmiş çek ya da uzun vadeli senetler gibi görüyorum. İhtiyaç varsa yapılabilir.”

Suriye ile normalleşme girişimlerini de değerlendiren Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeyi arzulamasının geç kalınmış bir durum olduğunu” kaydetti.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Afyonkarahisar’daki kampından sonra gazetecilerle bir araya geldi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Partisinde yaşanan istifalar, kampta alınan kararlar ve İYİ Parti’nin yeni yol haritasına ilişkin soruları yanıtlayan Dervişoğlu’nun, gazetecilerin bazı soruları nedeniyle zaman zaman gerilmesi dikkat çekti.

Kamptaki toplantılarda kendisine yönelik eleştiriler de olduğunu belirten Dervişoğlu, “Ben bazı olaylarda fazla gelenekçi olduğum için müdahil olmam. Yani özellikle bu istifa vesaire konularında ‘Etme, eyleme’ demem kimseye. Geldiğim gelenek buna müsait değil” dedi.

Dervişoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü ben siyasette küs barıştırarak küslüğün biteceğine inanmıyorum. Küslük olmayacak bir hoşgörü iklimi yaratacaksınız ki, bunu önleyebilesiniz. Siyasi partilerin genel başkanlarının yapması icap eden şey insanların birbirine küsmesine vesile olabilecek ortamı doğru bir hale getirmektir.”

Dervişoğlu, “İYİ Parti içinde sürekli tartışma varmış” algısından da rahatsız olduğunu söyledi, “ ‘İYİ Parti’de sular durulmuyor’ yazılıyor hep . Siz burada fırtına gördünüz mü? Gayet iyi durum” dedi. Dervişoğlu, “Bazı isimler istifa ettiği için partide bir rahatlık mı oluşuyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Şimdi ‘Niye gittiler?’ diye tartıştığınız konuyu# seçimden önce de ‘Nereden çıktılar?’ diye tartışıyordunuz. Ben iki tartışmanın içine de girmedim. Bunlar siyasette olur. Yenileri de olabilir. Sorumluluğunun icaplarını yerine getiremeyen ya da sorumluluğunu taşımayan bir kısım insanın istifasını şahsen ben de talep edebilirim.”

İYİ Parti lideri, Meral Akşener’e yakınlığıyla bilinen İstanbul Milletvekili Burak Akburak’ın mazeret bildirmeden Afyonkarahisar’daki değerlendirme toplantısına katılmadığını teyit etti. Dervişoğlu, Akburak’ın grup toplantılarına da katılmadığını belirterek, “Dolayısıyla arkadaşlarımı görevlendirip kendileriyle görüşmelerini sağlayacağım” dedi.

Koray Aydın’ın istifası

Bir soru üzerine Dervişoğlu, Ankara Milletvekili Koray Aydın’ı istifası sonrası aramadığını söyledi. Ancak Dervişoğlu, Aydın’ın istifasını, diğerlerinden ayırdığını vurguladı: “Koray Bey, partinin kurucusu. 200 kurucudan biri. Ayrıca kurucu teşkilat başkanı. Türk siyasetinde önemli yeri olan, yüksek görevlerde bulunmuş bir siyasi şahsiyet. Dolayısıyla onun istifasına ‘Üzülmedim’ dersem yalan olur.”

Bu konuda yapılan bazı yorumlara tepki gösteren Dervişoğlu, “Ağzımızı açmayıp sükut ediyoruz. İstiskal edici de konuşuyorlar. Ben, Koray Bey’e ‘Şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyebilecek durumda biri değilim. Başka bir hukukumuz var” ifadelerini kullandı.

Partiden istifa eden bazı genç milletvekillerini de eleştiren Dervişoğlu, “İstifa edenlerin bir kısmının ailesini arayarak istifalarını engelleyebilirdim. Babalarının hatırına istifa etmekten vazgeçiyorsa, ona o sıfat yakışmıyor demektir” dedi.

Koray Aydın’ın, Meral Akşener’in Erdoğan’la görüşmesine ilişkin parti yönetiminden açıklama yapılması beklentisine ilişkin sözleri anımsatıldığında ise Dervişoğlu, CHP Genel Başkan Özgür Özel’in Erdoğan’la görüşmesini örnek göstererek yanıt verdi:

“O konulara hiç girmiyorum. Ben kim ne istiyor, hangi tartışmayı yaratacak ya da böyle bir temennisi var diye o değirmene su taşımak zorunda değilim. ‘Kamuoyu da merak ediyor’ diye sorabilirsiniz. Özgür Bey iki defa görüştü Tayyip Erdoğan’la. Ne konuştuklarına dair bir merak oluştu mu toplumda? Hiç kimse Özgür Bey’e ‘Saray’a yattı’ dedi mi?”

Akşener-Erdoğan görüşmesinde ne konuşulduğunu “zerre-i miskal merak etmediğini” belirten Dervişoğlu, Akşener’in eylemleri ve görüşmeleri üzerinden partisinin eleştirilmesine de tepki gösterdi: “İYİ Parti’nin genel başkanı benim. İYİ Parti’nin ne yapacağına ben karar veririm. Mesele bu kadar basit.”

Akşener’e yaptığı bayram ziyaretinde bu konuların konuşulmadığını açıklayan Dervişoğlu, muhalefet partileriyle ilişkilerinin sorulması üzerine de “muhalefete muhalefet etme gibi bir alışkanlıkları olmadığını” söyledi.

Dervişoğlu, “Bundan sonra nasıl bir İYİ Parti göreceğiz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Sahada, iktidara talip, kuruluş ayarlarına dönmüş, geride bıraktığımız dönemde oluşmuş zaaf alanlarını telafi etmiş, milletle buluşmuş bir İYİ Parti göreceksiniz.”

Erken seçim tartışmaları

Dervişoğlu’na, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in erken seçim çağrısı anımsatılarak, “Türkiye’de erken seçim ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusu da yöneltildi. İYİ Parti lideri hem vatandaşta seçimlerden bıkkınlık hali olduğunu gözlemlediklerini söyledi, hem de demokrasilerde sorunun çözüm yerinin sandık olduğunu anımsattı:

“Ama ben böyle bir süreçte bu tartışmaları spekülatif buluyorum. Zaten bugün konuşuyorlar, 2,5 yıl sonra yapılmasını öngörüyorlar. Erken seçim istediğinizde onu hemen gündeme getirmek lazım. O gelişmeleri biraz vadeye kesilmiş çek ya da uzun vadeli senetler gibi görüyorum. İhtiyaç varsa yapılabilir.”

Bir başka soru üzerine de Dervişoğlu, Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşmeyi isteyerek geç kaldığını, bu konuda ilk öneriyi de kendilerinin yaptığını söyledi. Dervişoğlu, “Artık sıradan ve şahsi ilişkilere dayalı görüşmelerle çözümlenebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz. Daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız” dedi.

Sinan Ateş cinayeti

Dervişoğlu, “Sinan Ateş Davası’nı yakından takip ediyorsunuz. Bu dava sizce MHP’ye uzanır mı?” sorusunu yönelten gazeteciye, önce “Cevabım yok, mahkeme sürecini takip ediyoruz” yanıtını verdi.

Daha sonra kendisinin Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’ndan geldiğini anımsatan Dervişoğlu, “Sinan Ateş’in ölümünü bir tatbikat kazası olarak mı görüyorsun? Benim bu konuyla alakalı son derece hassas olduğumu da biliyorsun değil mi? Gelenekçi olduğumu da biliyorsun. Ne çıkaracaksın bundan? Art niyetini sorgulamıyorum. Buradan faydalı bir şey çıkmaz” dedi.

Sinan Ateş’in nasıl katledildiğini, çocuklarının durumunu, babasının acıya dayanamayıp vefat ettiğini herkesin bildiğini kaydeden Dervişoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Sinan’ın annesiyle beraber olduğum anı hazmedemiyorum. ‘Bu çocukların onlarcası gelip benim hanemde yemek yiyordu. Ben bu çocuklara yemek yapıyordum’ diyor kadıncağız. Ne diyebilirsin?

“Onları bir tek adalet mutlu eder. Acılarını bir tek adalet dindirir. Kim ne yaparsa yapsın, o gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleyemeyecek. “Sinan Ateş’in katli alçaklıktır, utançtır yani. Bir siyasi hareket için utançtır, utanç. Bu ülke için de utançtır.”

Paylaşın

AK Partili Vekilden “Osman Kavala” Çıkışı: Ziyaret Edeceğim

AK Parti Milletvekili Tuğrul Türkeş, Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’yı cezaevinde ziyaret edeceğini açıkladı: Osman Kavala’nın durumu, laboratuvar gibi.

Son dönemde yaptığı Gezi Parkı Davası tutuklusu Osman Kavala’yla ilgili yargılamaya yönelik eleştirel çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çeken AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’ten yeni açıklamalar geldi.

Gazete Duvar’dan Can Bursalı‘ya konuşan Tuğrul Türkeş, “Osman Kavala’nın durumu, laboratuvar gibidir” diyerek şunları söyledi: “Altını kırmızıyla çizmek gerekir. Osman Kavala, casusluktan hüküm giymedi. Bu suçlamada delil bulunamadı, adam beraat etti. Gezi Parkı’yla ilgili davadan yargılandı. Ama 7 yıl süren bir yargılama mı olur?”

Kavala’nın “uzun yargılama sürelerinin bir sembolü haline geldiğini” söyleyen Türkeş, “Genel seçimi kazandık ama yerel seçimde medyanın deyimiyle tablo kırmızı oldu. Neden? Ekonomimiz iyi değil. Mehmet Şimşek bakanımız sağolsun debeleniyor, çalışıyor ama hukuk doğrudan işlemediği için ekonominin iyileşmesi konusunda zorluklar yaşıyoruz” dedi.

Sorunun Kavala’yı aşan bir yani olduğunu öne süren Türkeş, “Para aradığında gerçek fiyatla alamıyorsun. Daha fazla faiz ödüyorsun. Niye? Çünkü birtakım inceleme kuruluşları, Türkiye’deki hukukun durumuna bakıyor, daha fazla faizle karşına geliyor. Bu fazla faiz milli bütçene yüktür. Bundan kurtulmamız lazım. Yargılamaları makul seviyeye getirip, hukuku düzeltirseniz ekonomi de düzelir. Adam kaçmak istese kaçardı, adamı alıyorsun, bırakıyorsun. Kapından tekrar alıyorsun. Bunu dışarıda anlatman lazım. Milliyetçilik mi, al sana milliyetçilik” ifadelerini kullandı.

AK Partili milletvekili, Kavala’yı cezaevinde ziyaret etmeyi düşünüp düşünmediği yönündeki soru üzerine de “Bakanımız Yılmaz Tunç’tan rica ettim. Uygun bir zamanda görüşmek için izin istedim. Bir ara ziyaret edeceğim. Osman Kavala’yı ilk kez o ziyarette görmüş olacağım. İşte gerçek millilik, yurtseverlik bu. Bana öğretilen milliyetçilik bu” yanıtı verdi.

Paylaşın

Esad, Erdoğan’la Görüşme Şartını Açıkladı: Türk Askerinin Suriye’den Çekilmesi…

Şam yönetiminin sosyal medyada paylaştığı bir videoda gazetecilerin sorularını cevaplayan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Recep Tayyip Erdoğan’la görüşebileceğini ama gündemde Türk askerinin Suriye’den çekilmesi olması gerektiğini söyledi.

Beşar Esad, ayrıca görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin “içeriğine” bağlı olduğunu belirtti.

Türkiye, Esad’ı iktidardan uzaklaştırmaya çalışan silahlı muhalif savaşçıların yıllardır başlıca destekçilerinden biriydi ve 2016’dan bu yana kuzey Suriye’de üç büyük askeri operasyon gerçekleştirdi. Kuzey Suriye’nin bazı kısımları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolü altında.

Rusya ve İran tarafından desteklenen Esad, son birkaç yılda müttefiklerinin yardımıyla bölgenin çoğunu geri almayı ve savaşın gidişatını kendi lehine çevirmeyi başardı. Türkiye destekli muhalif güçler artık sadece Suriye’nin İdlib bölgesini yönetiyor.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

Paylaşın

DEM Parti Sordu: Türkiye, Suriye’de Bu Defa Ne Arıyor?

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Suriye’de çok karmaşık bir tablo var. Bu tablonun tartışmaya açılması için çok zaman lazım”. DEM Parti olarak şunu hatırlatmak isteriz; çok zaman geçti, 10 yılı aşkın bir savaş halinden bahsediyoruz. Ağır bedelleri oldu bu zamanın. Bu hafta Suruç Katliamının yıldönümü. Böyle bedellerden bahsediyoruz. 10 Ekim Gar Katliamı, Reyhanlı, 5 Haziran HDP mitingi…” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunlar çok ağır can kayıpları. Sarsıcı etkileri toplumsal olarak hala devam ediyor. Daha nasıl bir zamana ihtiyaç var? Bu karmaşık tablonun ortaya çıkmasında -buradan Hakan Fidan’a soruyoruz- Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Bunu kamuoyuna açıklasınlar. Herkesin sorduğu soruyu DEM Parti olarak bir kez daha soruyoruz: Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor? Hakikaten Dışişleri Bakanının dediği gibi bir normalleşme furyası başlayacaksa -ki normalleşme deyip durdukları son aylarda bir normalizasyonun olmadığını hep beraber gördük- nasıl bir normalleşme? Eğer Suriye ile ilişkilerde normalizasyon arıyorsanız, bunu geçmişi yeniden düşünerek yapacaksanız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, parti genel merkezinde devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Hepinizi DEM Parti adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. MYK’mız devam ediyor. MYK’mızın şu saate kadar sürdürdüğü ve sürdürmekte olduğu bazı başlıkları sizlerle paylaşacağım. Tabii ki değişen gündemlerimiz ve aslında değişmeyen gündemlerimiz var. Bu değişiyor gibi görünen gündemleri de değişmeyen gündemler içinde değerlendirmek gerekiyor. En önemli başlıklardan biri Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler. Her yanı sarmış bir çatışma hali. İşte bu savaş ve çatışma haline ilişkin bir siyasal süreç değerlendirmesiyle başladı toplantımız. Neleri konuştuk ve konuşuyoruz?

Bir yandan Filistin’de hala yaşanmakta olan acılar, diğer yandan Irak Kürdistan Bölgesindeki son gelişmeler, yine acı deneyimleri ve dünü hatırlatan gelişmeler ve tabii ki Suriye ile ilgili yaşananlar. Yani tabiri caizse Gazze’den Amediye’ye kadar her yanı savaş ve çatışma hali sarmış durumda. Bu durumdan Türkiye de çok ağır ekonomik maliyetler, siyasal sonuçlar ve ne yazık ki can kayıplarıyla yıllardır etkileniyor. Yıllardır DEM Parti olarak yapılması gerekenlerin altını çiziyor, uyarılar yapıyor ve çağrılar yapıyoruz. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermek için mücadele ediyoruz. Bu politikalardan vazgeçilmediği sürece ne yazık ki milliyetçilik ve ırkçılık yükseliyor. Halklar karşı karşıya getirilmek isteniyor, bu hedefleniyor.

Malumunuz olduğu üzere İmralı’da süren tecrit gündemlerimizin başında geliyor. Hapishanelerin durumu ve hasta tutsakların hali. Dün Sincan Cezaevinde bazı tutuklu arkadaşlarımızı ziyarete gittim, cezaevi gözlem ve idare kurullarının yaşattığı zulmü bir kez daha dinledim. Bu bile tek başına hapishanelerin durumunun ne kadar kritik bir hal aldığını bir kez daha gösteriyor. İmralı’da Sayın Öcalan’a yönelik uygulanan tecritten (ki yalnızca onunla sınırlı kalmıyor, İmralı’da onunla birlikte kalan tutuklular da tecride maruz bırakılıyor) bahsetmişken, Adalet Bakanlığına yeniden çağrı yapmak istiyoruz. Bu insan hakları ihlalinden, bu insanlık suçundan vazgeçilmesi gerekiyor.

Tecrit ağır bir insanlık suçu ama yalnızca bir insanlık suçu da değil; çünkü İmralı’da tutulan insanların sağlık hakları da ihlal ediliyor. Dolayısıyla yalnızca Adalet Bakanlığına değil Sağlık Bakanlığına da çağrı yapıyoruz. İmralı Ada Hapishanesinde insan hakkı ihlalinden vazgeçmek gerekiyor. Orada tutulan insanların sağlık durumları bir kaygı konusu. Buna dair bir açıklama yapmak gerekiyor. Tekrar tekrar bu çağrıyı yaptık, komisyonlarda sorduk, Meclis Genel Kurulunda sorduk.

Avukat ve aile görüşü hakkının tanınması ve sağlık durumlarına ilişkin açıklama yapılması için başvurular yaptık. Bu konuda sürdürülen tutumdan neden vazgeçilmesi gerektiğini Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde denediği yöntemlere bakarak görmek mümkün. Bu hal Türkiye’nin eşitlik, özgürlük, demokrasi ve insan hakları karnesini, zaten ağır olan bu karneyi hafifletmiyor, daha da ağırlaştırıyor. Dolayısıyla tüy gibi hafiflemek mümkünken neden bu kadar ağırlaşmış bir insan hakları karnesinden bahsedelim ki? İmralı Ada Hapishanesinden başlayabiliriz. Böylelikle bundan sonrasına dair de çok önemli ipuçlarını konuşabiliriz şayet isterseniz.

Bugün 15 Temmuz. Türkiye, geçmişteki onca tecrübeden dersler çıkarmak yerine aynı yöntem ve yollarda ısrar ediyor, bundan vazgeçmiyor. Bugün, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin yıldönümü. Yani yine bir demokrasi kesintisi. Olmayan bir demokrasi sürekli kesintiye uğruyor. O günlerde açıklama yapan iktidar temsilcileri darbe mekaniğinin son bulduğunu söylemişti, oysa hala işliyor. Darbe mekaniğinin hala işlediğini söyleyen tek parti neredeyse DEM Parti. Nasıl işliyor birlikte hatırlayalım. Önce hatırlatmam gereken bir şey var ki DEM Parti ve temsil ettiği siyasi gelenek olarak her koşulda ve şartta her türlü darbe ve askeri kalkışmaya karşıyız.

Yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz. Demokratik zeminin bu tür kalkışmalarla kesintiye uğratılmasına karşı mücadele etmek için onlarca yıldır büyük bedeller ödüyoruz. Türkiye’nin o gün olduğu gibi bugün ivedi olarak ihtiyaç duygu şey daha çok demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet ve demokratik siyasettir. Bugüne kadarki tecrübemizden biliyoruz ki her türlü darbenin ve askeri kalkışmanın ardında ve arkasında gizli saklı tutulan ve bir türlü yüzleşilmek istenmeyen siyasi güçler var. İşte bu karanlık koalisyonlar, Türkiye’de bugüne kadar daha koyu karanlık günlerin yaşanmasına ve Türkiye’nin bu bedelleri ödemesine neden oldu. Bu yapılar saklandı, saklanmaya devam ediyor. O yüzden 15 Temmuz vesilesiyle bu yapılarla yüzleşilmesine Türkiye’yi ve iktidarı davet ediyoruz.

Bakınız o günlere gidelim. Partimizin bir araştırma önergesinden alıntı yaparak bugünü değerlendirmeye davet ediyorum sizi. Hiç kabul edilmeyen, sürekli reddedilen araştırma önergelerimizden biri. Kabul edilip bir araştırma komisyonu kurulsaydı Meclis Genel Kurulunun kararıyla acaba Türkiye’de neler değişebilirdi? Ama darbe girişimi karanlıkta kaldı. Ne söylendi? O askeri kalkışmanın bastırılması için OHAL’e ihtiyaç duyulduğu söylendi.

Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük değil olağanüstü hal ilan edildi. Ancak bir başka darbeyle mümkün olabilecek hukuksuzluklar silsilesi yaşandı ki hala yaşanıyor. Hukuksuzluklar yaygınlaştı, keyfilik ve belirsizlik başladı. Bu iklimin önüne geçecek bir ortam yaratmak yerine bugünkü rejimin tesisi için adeta yaşananlar -çok üzülerek belirtiyoruz ki- bir fırsata dönüştürüldü. Ne oldu akabinde? Kayyımlara da bu şekilde yol açıldı. Bugün yaşadığımız farklı adaletsizliklere ve eşitsizliklere ilişkin yollar da böyle döşendi.

O halde tekrar edelim: 15 Temmuz 2016’da yaşananlarla yüzleşmek, o gün bu ülkeye yaşatılmak istenenleri kimlerin neden yaşatmak istediğini açığa çıkarmak öncelikli olarak iktidarın görevidir. Bu görev hala orta yerde duruyor. Bu konuda iktidarı tekrar daha sahici, açık, şeffaf bir şekilde sorumluluk almaya ve bunların siyasi sorumlularıyla yüzleşmeye davet ediyoruz. Yalnızca iktidar değil muhalefet partileri de bunu bir demokrasi sorunu olarak ele almak yerine ne yazık ki milliyetçiliği körüklemeyi tercih etti. O günden bugüne 15 Temmuz’u adeta kendi tabanlarını konsolide etmenin bir aracı olarak gördüler.

Sevgili arkadaşlar 15 Temmuz 2016’da yaşananları değerlendirerek başladık ama yine MYK’mızın gündem başlıklarına dönmek istiyorum. Hiçbirini birbirinden ayıramadığımız iç politika ve dış politika meseleleri en az 10 yıldır bu haliyle masada duruyor. Nasıl duruyor? Belki yalnızca yanlış politika demek, bunları indirgemeci bir yaklaşımla ifade etmek olur. Çünkü sadece yanlış politika diyemeyeceğimiz kadar çok ağır bedellere mal olan bir dış politikadan bahsediyoruz. Mesela bakınız Irak Kürdistan Bölgesinde yaşananlara.

Çok büyük bir endişeyle takip ediyoruz ve canımız yanıyor orada yaşananları takip ederken. 90’lı yıllarda zorla sınır hattında köyler boşaltıldı. Milyonlarca insan zorla yerinden edildi de ne oldu? Bugün Türkiye o gün aldığı kararların tazminatını ödüyor hala. Dolayısıyla bunlara yalnızca yanlış politika demek yetmiyor. Bunlar maksatlı olarak yapılan ve değişen iktidarlara rağmen değişmeyen politikalar. O halde adını doğru koymak gerekiyor. Kürtler yaşadıkları tüm coğrafyalarda; Türkiye, Irak, İran, Suriye ve hatta diaspora da dahi varlık mücadelesi vermek durumunda kalıyor. Son derece meşru bir hakkı kullanıyorlar bu saldırılara karşı. Daha önce bu çok acı bir şekilde tecrübe edildi.

Hiçbir güç, halkları tekrar bu kötü tecrübeleri yaşayacak günlere götürmemeli. Ankara, Bağdat, Şam, Erbil arasında kurulacak bir ittifak savaş ve çatışma ittifakı olmamalı. Eğer bir ittifak kurulacaksa da bugüne kadar kurulanın tam tersine savaşa karşı halkların kazanımını koruyacak bir ittifak olmalı. Hiçbir güç bu coğrafyada yaşayan Kürtleri karşı karşıya getirmemeli, hiçbir güç bunun hesabını yapmamalı. Buna dönük yapılacak hesaplar tarihten hatırlanacağı üzere boşa çıkan ve ne yazık ki ağır bedeller getiren hesaplardır. Bu hesapları yapan bütün güçleri bu hesapları yapmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. Hiçbir Kürt gücü de bu hesapların parçası olmamalıdır. Bu dönemde yapılacak hesap daha çok barış olmalıdır, bir arada yaşam olmalıdır.

“Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor?”

Ne yapılıyor Kürtlerin yaşadığı coğrafyalarda? Kilometre derinlik hesapları yapılıyor. Oraya 30 kilometre, buraya 40 kilometre… Bu yapılan uluslararası hukuka da aykırıdır. MYK’mız bu gelişmeleri yani Irak Kürdistan Bölgesinde yaşananları ve Suriye’ye ilişkin verilen mesajları birbirinden ayrı bir şekilde ele almıyor. Bizzat Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamasından alıntılar yapmak istiyorum: “Suriye’de çok karmaşık bir tablo var. Bu tablonun tartışmaya açılması için çok zaman lazım”. DEM Parti olarak şunu hatırlatmak isteriz; çok zaman geçti, 10 yılı aşkın bir savaş halinden bahsediyoruz. Ağır bedelleri oldu bu zamanın. Bu hafta Suruç Katliamının yıldönümü.

Böyle bedellerden bahsediyoruz. 10 Ekim Gar Katliamı, Reyhanlı, 5 Haziran HDP mitingi… Bunlar çok ağır can kayıpları. Sarsıcı etkileri toplumsal olarak hala devam ediyor. Daha nasıl bir zamana ihtiyaç var? Bu karmaşık tablonun ortaya çıkmasında -buradan Hakan Fidan’a soruyoruz- Türkiye’nin nasıl bir rolü oldu? Bunu kamuoyuna açıklasınlar. Herkesin sorduğu soruyu DEM Parti olarak bir kez daha soruyoruz: Türkiye Suriye’de bu defa ne arıyor? Hakikaten Dışişleri Bakanının dediği gibi bir normalleşme furyası başlayacaksa -ki normalleşme deyip durdukları son aylarda bir normalizasyonun olmadığını hep beraber gördük- nasıl bir normalleşme? Eğer Suriye ile ilişkilerde normalizasyon arıyorsanız, bunu geçmişi yeniden düşünerek yapacaksanız.

O halde açık bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Mülteciler konusunda Türkiye ne yapacak? Gönüllü dönüşler dahil olmak üzere nasıl bir planlama yapacak? Suriye’de yaşayan halklar, birleşik ve demokratik bir Suriye’de yaşamak istiyor. Siz de halkların iradesine, onların yaşamak istedikleri şekilde saygı duyuyor musunuz? Orada hem eski pozisyonunuzu koruyacaksınız hem de Suriye ile yeni ilişkiler yaratmak isteyeceksiniz! Bu nasıl mümkün olacak? O halde Türkiye gerçekten ne arıyor Suriye’de?

Eski pozisyon korunarak yeni ilişkilerin olamayacağı ayan beyan ortada. Zaten 31 Mart seçimlerinden önce bu yapılmak istendi ama başarılamadı. Arabuluculuk, kolaylaştırıcılık misyonu yüklediğiniz ülkeler bunu nasıl ve ne maksatla değerlendirdi? Bunları bilmek Türkiye kamuoyunun hakkı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes dış politikadaki yeni hamlenin gerçekten yeni olup olmadığını bilmek istiyor. Diyorsunuz ki Dışişleri Bakanı olarak, “Cumhurbaşkanımız mücadeleye devam ederek diyalog kapısını hep açık tutar”.

Bu kapı kimlere açık? Nasıl bir diyalog kapısı? Bu diyalog ne üzerine kurulacak? Gerçekten çatışmaların derinleşmemesi için olur yeni politikalar. Arabuluculuk da kolaylaştırıcılık da bunun için olur. Aksi takdirde ortaya çıkan şey çatışmaları derinleştirir. Kolaylaştırıcılık tarafsızlık ile olur. Nasıl bir tarafsızlık? Eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, adaletten ve bu evrensel değerlerin tesis edilmesinden yana olur. Tekrar ediyorum; salt normalleşme kelimesini kullanarak ne iç politikada ne dış politikada normalleşme sağlanamaz.

Yine Hakan Fidan’dan alıntı yapmak istiyorum, kendisi zamanın ruhuna atıfta buluyor. “Zamanın ruhu barışı ve istikrarı aramaya zorluyor”. Evet, zamanın ruhu epeydir barışı ve istikrarı aramaya zorluyor ama barış ve istikrar sizin okuduğunuz haliyle gerçekleştirilemez. Barış ve istikrar, güvenlikçi politikalarla sağlanamaz. Barış ve istikrar, denenmiş yöntemlerin aynılarını tekrar etmekle sağlanamaz. O halde ne yapılması gerekiyor? Gerçekten Suriye ile ilgili yeni bir politika izlediğinin ve bu politikaların da halkların kazanımlarını korumaya ve gözetmeye dönük olduğunun ispat edilmesi gerekir.

Hem Türkiye kamuoyuna hem DEM Parti’ye hem de Suriye’de bulunan diğer güçlere. Daha önce yapılmadı değil yapıldı. PYD ile bu ülkede ilişkiler kuruldu. Bunlar kazandıran politikalardır. Orada yaşayan Kürtleri, Türkiye’nin demokrasi mücadelesi için güçlendirici bir etki yaratacak potansiyel olarak görmek gerekir. Kürtler bir tehdit unsuru değildir; aksine bir arada çoğulcu, eşit, adil bir yaşamın emniyet supabıdır. Böyle yaklaşamadığı takdirde yanlışın daha ötesindeki politikalardan geri dönmek imkansız olur.

Ekonomik maliyetlerden de bahsettik. Hepimiz bunu bireysel hayatlarımızda tek tek yaşıyoruz. Herkesi etkiliyor. Daha önce bununla ilgili bir kampanya açıklamıştık. MYK toplantımızda bu kampanyaya ilişkin değerlendirmeler de sürüyor. Ekmek ve Adalet Kampanyamızla ilgili bazı noktaları paylaşmak istiyorum, son halini sizlerle paylaşıyorum. Mardin Kızıltepe’de 19 Temmuz’da tarım mitingiyle start veriyoruz. Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan katılıyor. Mardin Belediye Eş Başkanlarımız ve milletvekillerimiz katılıyor. İl ve ilçe örgülerimiz ve yöneticilerimiz katılıyor.

19 Temmuz saat 17:00’de Kızıltepe’de yapılacak mitingle Ekmek ve Adalet Kampanyamızı başlatacağız. Komisyon Eş Sözcülerimiz İbrahim Akın ve Sevtap Akdağ da bununla ilgili açıklama yaptı. Tarım mitinginden sonra 25 Temmuz’da Ağrı’da bir esnaf buluşması gerçekleştireceğiz. Yine Gürbulak Sınır Kapısında bir açıklama olacak ve buluşma gerçekleştireceğiz. 28 Temmuz’da Batman’da emek buluşması planlıyoruz. 29 Temmuz’da Hatay’da rezerv alanında bir buluşma olacak. Tabii deprem mağdurlarıyla da buluşacağız.

7 Ağustos’ta Iğdır’da bir tarım buluşması ve aynı zamanda kadın işçilerle buluşma gerçekleştirilecek. 11 Ağustos’ta Kocaeli Gebze’de tersane işçileriyle buluşulacak. 17-18 Ağustos’ta Antalya’da turizm işçileriyle bir buluşma gerçekleştireceğiz. 19 Ağustos’ta İzmir’de emeklilerle bir buluşma gerçekleşecek. 20 Ağustos’ta İzmir’de bir ekoloji buluşması planlıyoruz ve 21 Ağustos’ta Manisa’da tarım işçileriyle buluşuyoruz. Kadın Meclisi Sözcümüz Halide Türkoğlu kadın buluşmalarımızı açıklayacak. Temmuz ve Ağustos ayı boyunca daha pek çok il ve ilçede emekçilerle buluşacağız. İlerleyen günlerde bunu daha ayrıntılı bir şekilde kamuoyuna açıklayacağız.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel “Erken Seçim” Çağrısını Yineledi

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu kadar büyük bir kriz içerisinde, bu kitlelerin sesi duyulmazsa seçimden başka bir çare yok” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

15 Temmuz: Burası Meclis, Meclis demek halkın iradesi demek. Anayasa’ya göre seçimlerin yapıldığı, o seçim sonuçlarına göre kendiliğinden toplanan bir Meclis’teyiz. Halkın iradesi neyse onun üstünde hiçbir şey olmaması gerekir. Bütün darbecilerin hedefi hep Meclis olmuştur.

Rahmetli Kamer Genç, ‘bunlar bir gün başınıza bela olur’ demişti. O günlerde devletin elindeki istihbarata göre bunlar bir darbeye kalkışabilirler bilgisi vardı. 33 bin subay vardı, 11 bini FETÖ’cülükten ordudan atıldı. 100 kurmay subaydan 84’ü terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlıydı.

Bunlar sistematik bir şekilde yıllardır bugüne hazırlanıyormuş. Askeri Şura yaklaşıyordu ve bunlar planlarını öne çekti. Gece 3’te yapacakları darbeyi bir subayın MİT’e ihbarda bulunmasıyla saat 21’e çektiler. Bunlar bir gün Cumhuriyet yönetimini devirip yerine FETÖ’yü getirmek için hazırlık yapıyordu. 2015 MİT raporu var, o raporda Mehmet Dişli’nin ihraç edilmesi gerekiyor deniliyor ama gereği yapılmıyor.

Ben siyasette diyalogdan yanayım. Yenikapı’ya şu partileri çağıralım, bu partileri çağırmayalım diye başlandı. Yenikapı’dan ziyade Meclis’te toplanarak 1920 ruhuna dönülmeliydi. Türkiye’nin tek yumruk kalmayı başarması lazım. 15 Temmuz gecesi tek yumruk olundu ama sonra tek yumruk kalınamadı. Hatanın büyük kısmı iktidara aittir. Ancak tek yumruk kalamamakta hiçbirimiz masum değiliz.

Cemaatler tarikatlar devlet yönetmek için ortaya çıkmış yapılar değildir. Bunlara mensubiyet devlet görevinde bir kriter olamaz. Ama bugün başka tarikatlar belli yerlerde kümeleniyor. Devletin belli bir düzeni vardır. İktidarlar değişince gelenin bütünüyle devleti ele geçirmeye çalıştığı bir anlayış olmaz.

Erken Seçim: Halk isterse erken seçim olur demiştim. Maalesef yerel seçimlerden bugüne yürütülen ekonomi politikası ülkenin kötü yönetildiğini gösteriyor. Milletin talebini görüyorum. Bu kadar büyük bir kriz içerisinde, bu kitlelerin sesi duyulmazsa seçimden başka bir çare yok.

CHP iktidar olduğunda kurumları ele geçirmeye değil, bir daha ele geçirilemeyecek şekilde düzenlemeler yapmaya hazırlanıyor. Biz gelip de basını ele geçirelim istemiyoruz. Bir daha kimse basını ele geçiremesin istiyoruz. Gelip de yargıyı ele geçirme niyetinde değiliz. Kimse yargıyı ele geçiremesin derdindeyiz.

Suriye: Biz ilk önce doğrudan resmi bir talepte bulunmadık. Arka kapı diplomasisiyle ne düşünüldüğüne baktık. Bize dönen yaklaşımın resmi bir talep olursa olumlu bakılacağı yönündeydi. Resmi talebimizi yaptık birkaç gün önce. Biz de görüşsek sayın Erdoğan da görüşse Türkiye’nin lehine bir durum olduğunu düşünüyorum.”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Tarafların Pozisyonları Ne?

Türkiye – Suriye ilişkilerinin normalleşmesine ilişkin çabalar devam ederken, konuya ilişkin analizler de gelmeye devam ediyor. Peki normalleşme sürecinde hangi adımlar beklenebilir, tarafların pozisyonları ne?

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Şam yönetimi, yeni sürecin net temellere dayanması gerektiğini vurguluyor. Ankara’nın beklentisi ise Suriye’nin Türkiye’nin barış çağrısına olumlu yanıt vermesi. Rusya’nın arabuluculuğunda gelişmesi beklenen sürecin, taraflar arasında uzlaşılacak yol haritasına göre yaşama geçirilmesi planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi için gittiği ABD’den dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye ile yeniden barış ortamını kurmaya hazır olduğunu söyledi. Erdoğan, “Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız” dedi.

Erdoğan, süreçle ilgili yol haritasının oluşturulması için Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdiğini, Fidan’ın ilgili meslektaşlarıyla süreci devam ettireceğini kaydetti.

Basına yansıyan haberlere göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un önümüzdeki haftalarda Türkiye’ye yapacağı ziyaret, sürecin ilerletilmesi açısından önemli bir fırsat oluşturacak.

Türk ve Arap basınında çıkan ancak resmi kaynakların yorum yapmadığı haberlere göre, Türkiye ve Suriye istihbarat yetkilileri son dönemde Irak’ın arabuluculuğunda bazı teknik görüşmeler gerçekleştirdi.

Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in de son günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı Bağdat’ta buluşturmaya hazır olduklarını içeren açıklamalarının altında, teknik düzeyde yapılan görüşmelerde elde edilen ilerleme olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye ile Suriye arasındaki yeni normalleşme sürecinin, yine istihbarat-dışişleri-hükümet sırasına göre mi gelişeceği, yoksa Erdoğan’ın dediği gibi liderler arasında bir temasla mı başlayacağı, yapılan görüşmelere göre netleşecek.

Asıl arabulucu Rusya

Irak’ın süreçte rol oynamak istemesine karşın, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin asıl arabulucusu olarak Rusya öne çıkıyor.

Moskova, önce istihbarat ve dışişleri yetkililerinin gerçekleştirdiği teknik içerikli görüşmelerin ardından 2022’in son günlerinde ve 2023’ün ilk aylarında Türkiye ve Suriye hükümet yetkililerini bir araya getirmeyi başarmıştı. Ancak süreç Suriye’nin, siyasi sürecin ilerlemesi için Türk askerinin Kuzey Suriye’den çekilmesi koşulu nedeniyle sekteye uğramıştı.

Mevcut sürecin yeniden başlamasında da Rusya’nın girişimleri dikkat çekti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Orta Doğu Özel Temsilcisi Alexander Levrantiev, Haziran ayında Şam’da Esad ile görüşmüştü. Esad görüşme sonrası, “Türkiye ile görüşmelere açığız” demişti.

Moskova’nın girişimleri sonucu, Şam’ın Türkiye ile ön koşulsuz müzakere yapmasının önünün açıldığı yapılan değerlendirmeler arasında. Rusya’nın ABD’de 5 Kasım’da yapılacak Başkanlık Seçimleri öncesi bu süreci başlatmak istediği, Donald Trump’ın olası ikinci başkanlık döneminde Suriye’den asker çekebileceği öngörüsüyle hareket ettiği değerlendiriliyor.

Suriye’de önemli sayıda askeri ve üsleri olan Rusya’nın, Orta Doğu’da ağırlığını artırmak niyetinde olduğu da yapılan yorumlar arasında.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, 12 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara-Şam yakınlaşması konusunda kararlılıklarını ifade etti. Zaharova, “Ankara ve Şam arasındaki normalleşmenin Suriye sorununa kapsamlı bir çözüm sunması ve bölgesel güvenliği güçlendirmesi açısından çok önemli olduğu gerçeğiyle hareket ediyoruz” dedi.

İran nasıl davranacak?

Türkiye-Suriye normalleşme süreci, İran tarafından da yakından izleniyor. Esad’a iç savaşın başladığı 2011’den bu yana önemli askeri ve siyasi destek veren İran da geçen yıl normalleşme sürecinde devreye girmiş ancak Ankara’ya göre olumlu katkıda bulunmak yerine Şam’ın, “Önce Türk askeri çekilsin” çıkışını cesaretlendiren güç olmuştu.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın hafta sonu Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile düzenlediği basın toplantısında yaptığı “Burada Rusya ve İran’ın yapıcı rol oynamasını bekliyoruz” açıklaması, Ankara’nın Tahran ve Moskova’dan beklentilerinin olduğunu göstermesi açısından dikkat çekti.

İran’da yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın göreve başlamasının ardından Suriye ve Orta Doğu politikalarının nasıl gelişeceği merak edilen konular arasında. 30 Temmuz’da görevine başlaması öngörülen seçilen Pezeşkiyan, dış politikaya ilişkin ilk mesajlarında bölgesel barış ve istikrar için, aralarında Türkiye ve diğer komşuların da olduğu ülkelerle yakın iş birliği arayışında olacağını söyledi.

Suriye’nin mesajları neler?

Şam’dan son yapılan açıklamanda “Türk askerinin çekilmesi” önkoşuluna doğrudan yer verilmemesi, Ankara’nın da Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi egemenliği ilkesine güçlü vurgu yapması, tarafların yeniden aynı masa etrafında buluşmalarının zemini olarak görülüyor.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye ile normalleşme sürecine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Şam açısından hedefin ikili ilişkilerde “2011 öncesi duruma dönülmesi” olduğunu kaydetti. Şam bu açıklamayla, Türkiye-Suriye normalleşme sürecinin net temellere dayanması, sürecin sonucunda Türk askerinin çekilmesi ve “terörist gruplarla” mücadele edilmesi hedeflerine ulaşılması gerektiğinin altını çizdi.

Bu açıklama, Şam’ın Türk askerinin çekilmesini, ön koşul olmak yerine sürecin sonucunda ulaşılması gereken bir hedefe dönüştürdüğü değerlendirmelerine neden oldu. Şam yönetiminin başlayacak bir süreçte bu hedefleri güvence altına almak için yazılı mutabakat isteyebileceği de kaydediliyor.

Türkiye’den ‘İçişlerine karışmayız’ güvencesi

Esad’ın açıklamalarına doğrudan yanıt veren Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’nin içişlerine karışmak gibi bir niyeti olmadığını, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği ilkesine bağlı olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Fidan da hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Suriye ile normalleşmek istemesinin zayıflık ya da çaresizlik olarak algılanmaması gerektiğini belirtti. Fidan, “Zamanın ruhu bizi barışı aramaya, istikrarı aramaya zorluyor” dedi.

“Cumhurbaşkanımız burada liderlik vizyonunu kullanarak en üst düzeyden bir barış çağrısında bulunmuştur. Bu son derece kıymetli bir çağrıdır, umarım bunun değerini anlarlar” sözleriyle Şam’a mesaj veren Fidan, Suriye’nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün Türkiye’nin de hedefleri arasında olduğunu anımsattı.

Türkiye açısından Suriye ile müzakerelerde gündeme gelecek konular arasında ikili ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, öncelikli iş birliği alanlarının belirlenmesi ve uygulama adımlarının atılması bulunuyor.

Bunlara paralel olarak güvenlik alanında atılacak adımlar, “terörizmle” mücadele, sınırların güvenliği ile Türkiye’nin kurduğu ve yönettiği Suriye Milli Ordusu’nun Suriye güvenlik birimlerine entegrasyonu gibi başlıklar da Ankara’nın gündeminde. Türkiye açısından Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü de bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Paylaşın