Şimşek’ten Sahte Fatura Mesajı: Daha Etkili Yöntemleri Devreye Alıyoruz

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Yapay zekanın da desteğiyle sahte faturayla vergi kaçakçılığı yapanların tespitinde ve cezalandırılmasında daha etkili yöntemleri devreye alıyoruz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu, sahte fatura başta olmak üzere vergi kaçakçılığı mücadelesinde yeni çalışmalara hız verdi.

Sahte fatura kullanan organizasyon ve yapılara odaklanan vergi müfettişleri, sahte fatura alan ve düzenleyen kişiler olmak üzere, muhasebe işlemlerini de inceliyor.

Ekipler, teknik bilgi ve uzmanlıklarıyla bu süreçlere dahil olan meslek mensuplarını da mercek altına aldı. Bazı meslek mensuplarının, hizmet verdiği mükelleflerin büyük bölümünün sahte fatura düzenleyicisi veya kullanıcısı olduğu, aralarında yoğun fatura trafiği bulunduğu belirlendi.

Bu kapsamda sosyal medya hesabından açıklama yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Vergide adaleti sağlamaya yönelik çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yapay zekanın da desteğiyle sahte faturayla vergi kaçakçılığı yapanların tespitinde ve cezalandırılmasında daha etkili yöntemleri devreye alıyoruz.”

Paylaşın

Yüksek Cep Telefonu Faturaları TBMM’ye Taşındı

Cep telefonu faturalarına gelen fahiş zamlara tepkiler devam ederken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, konuyu TBMM’ye taşıdı. 

Sevilay Çelenk, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu tarafından yanıtlanması istemiyle Meclis Başkanlığına soru önergesi verdi. Çelenk, “İletişim ve haberleşme ihtiyacı tıpkı beslenme ve barınma ihtiyacı gibi temel bir ihtiyaç ve gözetilmesi gereken bir haktır. Yüksek enflasyon nedeniyle zorlanan bütçeleri daha da sıkıntıya sokarak iletişim hakkının gaspına yol açmaktadır” ifadelerini kullandı.

Bakanlığın bu zamlar için harekete geçmeye çağıran Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Dijital Mecralar Komisyonu üyesi Çelenk, “Cep telefonu operatörlerinin faturalara, Ağustos 2022 ile Ağustos 2024 arasındaki yüzde 141,5 oranındaki iki yıllık enflasyon oranını aşacak şekilde fahiş oranda zam yapmasının ardından Bakanlığınız bu konuda hangi adımları atacaktır? Bakanlığınızın son 10 yılda cep telefonu operatörlerinin yurttaşların faturalarına yansıttıkları zam oranları hakkında herhangi bir verisi veya raporu mevcut mudur?” diye sordu.

Fatura taahhüt süresi dolan yurttaşlar, paket yenilemek istediklerinde yüzde 200 ila yüzde 300 oranında zamlarla karşılaştı.Sosyal medyada faturalarını paylaşan bazı yurttaşların faturaları 162 TL’den 640 TL’ye, 235 TL’den ise 814 TL’ye çıktı. Telefon operatörlerine tepki gösteren Çelenk, “Bu yüksek oranlar neye göre belirlenmiştir?” dedi.

Türk Telekom’un CEO’su Ümit Önal, yurttaşların zamlara tepkisine yanıt vererek, kullandığı “4 kişilik bir ailenin ayda 5-8 damacana su tükettiğini düşünürsek ve bir alegori yaparsak, Türkiye’de internet tarifeleri ‘sudan ucuz’ demek yanlış olmaz” sözlerini eleştiren Çelenk, “Ünal’ın zamlar hakkında yaptığı bu açıklama, yurttaşların tepkisini ciddiye almayan ve sorunları göz ardı eden bir yaklaşım içermektedir. İletişim, temel bir ihtiyaç olduğundan, herkes için erişilebilir ve uygun fiyatlı olmalıdır” dedi.

“Şirketlerin kar marjlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?”

Son zamanlarda artan cep telefonu faturaları, kullanıcıların bütçelerini etkilerken, bu durum operatörlerin karları da merak konusu. Türk Telekom’un bu yılın ilk yarısındaki net kârı 2,5 milyar lira, Turkcell’in net kârı ise 5,7 milyar lira olarak açıklandı. Şirketlerin kar oranlarında yaşanan değişimleri de gündeme getiren Çelenk, “Operatörlerin yıllık finansal raporlarına göre, faturalardaki artışların kar marjlarına etkisi üzerine Bakanlığınızda veri bulunmakta mıdır? Buradaki verilere göre şirketlerin kar marjlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?” diye sordu.

Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, Türkiye’deki internet kalitesi ve cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle sıkça karşılaştırılmaya başlandı. Türkiye’nin internet hızları, bağlantı istikrarı ve maliyetleri, kullanıcılar tarafından merak edilen konular arasında yer alıyor. Bakanlığın bu konuda ne gibi verileri olduğunu soran Çelenk, “Türkiye’deki internet kalitesi ve fiyatları ile cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ne gibi sonuçların olduğunu sordu: “Türkiye’deki internet kalitesi ve fiyatları ile cep telefonu faturaları, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında nasıl bir tablo çizmektedir? Bakanlığınız bu konuda verilerine göre, şirketlerin kar oranlarında ne gibi değişiklikler olmuştur?” dedi.

(Kaynak: BirGün)

Paylaşın

Bakırhan’dan “Yeni Anayasa” Yorumu: İktidara Güvenmiyoruz

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye’de bir anayasa yapılacaksa, yurttaşlığın, ulus tanımının, merkez ve yerel arasındaki ilişkilerin özgürlükçü olması, laikliğin, ekonomik eşitliğin, doğa ve kadın haklarının ihtiyaca uygun bir şekilde tartışılması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Var mı böyle bir tartışma, biz göremedik. Biz parti olarak demokratik bir anayasayı yıllardır savunan bir partiyiz. Heyetimiz bizim anayasa çalışmamızı belirli bir aşamaya getirdi. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ama biz Türkiye’yi daha çölleştirecek, Kürdün iki kelimesini susturacak, Alevinin ibadet merkezini yok sayacak, AİHM ve AYM’nin kararlarını tanımayacak, ekonomik eşitliğin olmadığı, kadın ve eko kırımın yoğun olduğu bir süreçte, mevcut iktidarın anayasa samimiyetine güvenmiyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ekmek ve Adalet Buluşmaları kapsamında Mersin’deydi. İlk olarak yerel basın temsilcileriyle bir araya gelen Bakırhan burada anayasa ve seçim tartışmaları dahil olmak üzere soruları cevapladı.

Anayasa tartışmalarına ilişkin soruyu cevaplandıran Bakırhan, Türkiye toplumunun yıllardır darbe anayasasından kurtulmaya çalıştığının altını çizerek, şu ifadeleri kullandı: “İktidar ve küçük ortakları sürekli darbe anayasasına bir gönderme yapıyor. Yargıda darbe dönemlerini arar hale geldik. Darbe dönemlerinde AYM kararları dikkate alınırdı, AİHM ihlal kararları istenmese bile darbe dönemlerinde yerine getirilmek zorunda kalınırdı. Yargının kalmadığı, siyasi erkin denetimine geçtiği, Türkiye’deki bütün halkların ve inançların renklerinin soldurulmaya çalışıldığı, Kürtçenin ve halayın bile yasaklandığı bir süreçte, iktidar ‘askeri anayasadan kurtulalım’ diyor.

Anayasayı herkes yapar, Kenan Evren bile yaptı. Anayasanın yapılmasından çok nitelikleri önemlidir. Demokratik midir, toplumun dinamikleri ile mi yapılmış, kapsayıcı mıdır? Toplumun bütün dinamiklerinin yer aldığı, herkesin kendisini içinde bulduğu bir anayasa mıdır? Böyle olmayan bir anayasa bir öncekilerin devamı ve kötü bir tekrarı olacak.

Mevcut anayasa farklı kimlikler, kültürler ve inançların yaşadığı bir ülkeye uymuyor. Alevinin eşit yurttaşlık hakkını tanımıyor. Kürdün dilini, kimliğini, halayını ve kültürünü tanımıyor. Süryaninin, Asurinin, Arabın kültür ve inançlarını içerisinde barındırmıyor. Yeni bir anayasa olmalı ama demokratik olmalı. Toplumun katılımı ile olmalıdır. Bu konuda bir samimiyet olmalı. Samimiyet nasıl olur, bir yol temizliği ile olur. Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların, Can Atalayların, onlarca seçilmişin ve belediye eş başkanlarının, gazetecilerin, twit atan insanların cezaevine atıldığı, kapısı kırılarak ters kelepçe ile gözaltına alınıp ceza aldığı bir ülkede anayasa yapım sürecinin samimi olduğunu kim söyleyebilir? Buna kim inanır? Bir yol temizliğine ihtiyaç var eğer samimilerse.

“Toplumun katılmadığı bir anayasa anayasa olmaz”

En önemlisi de sizin aracılığınızla soruyorum. Recep Tayyip Erdoğan kendi yetkilerinden ne kadar vazgeçecek? Buyursun önce o açıklasın. Var mı böyle bir şey? Susturun, kimse konuşmasın, sosyal medya yasası çıksın, tasarruf tedbirleriyle yoksullar daha yoksullaşsın. Vergi yoksula, zengine rant ve peşkeş. Konuşanın dayak yediği, işinden olduğu bir süreçte bir samimiyet görmüyoruz. Bu süreç olacaksa, bu süreçte STK’lar, akademisyenler ve etkili kesimlerle bir araya gelinmesi gerekiyor. Anayasa mecliste 3-5 partinin bir araya gelerek yapacağı bir şey değil. Toplumun katılmadığı bir anayasa anayasa olmaz. Adı anayasa olur ama demokratik olmaz.

Türkiye’de bir anayasa yapılacaksa, yurttaşlığın, ulus tanımının, merkez ve yerel arasındaki ilişkilerin özgürlükçü olması, laikliğin, ekonomik eşitliğin, doğa ve kadın haklarının ihtiyaca uygun bir şekilde tartışılması gerekiyor. Var mı böyle bir tartışma, biz göremedik. Biz parti olarak demokratik bir anayasayı yıllardır savunan bir partiyiz. Heyetimiz bizim anayasa çalışmamızı belirli bir aşamaya getirdi. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ama biz Türkiye’yi daha çölleştirecek, Kürdün iki kelimesini susturacak, Alevinin ibadet merkezini yok sayacak, AİHM ve AYM’nin kararlarını tanımayacak, ekonomik eşitliğin olmadığı, kadın ve eko kırımın yoğun olduğu bir süreçte, mevcut iktidarın anayasa samimiyetine güvenmiyoruz.”

Seçimlere ilişkin de bir soruyu yanıtlayan Bakırhan, seçmen taşımalara, hilelere rağmen toplumun halen seçimlere güvendiğini dile getirdi. DEM Parti’nin seçimlere önem atfettiğinin altını çizen ve ’31 Mart seçimleri bu iktidara büyük bir ders verdi, değişim mesajı verdi. İktidara “politikalarını değiştir’ dedi, muhalefete ‘ortak hareket et'” dedi. “İktidar ve muhalefete rağmen halk demokratik tercihlerde bulundu” diyen Bakırhan, seçimlerin tek başına çözüm olmadığını esas çözümün toplumun ortak örgütsel birlikteliği olduğunu söyledi.

Paylaşın

AK Parti Döneminde 20 Bine Yakın Köy Okulu Kapatıldı

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında köylerde 6 bin 388 okul öncesi, 25 bin 258 ilköğretim, 755 ortaöğretim olmak üzere toplam 32 bin 401 eğitim öğretim kurumu vardı ve bu kurumlarda 275 bin 458 öğrenci bulunmaktaydı.

2023 yılında ise köylerde 5 bin 532 okul öncesi, 5 bin 582 ilkokul, 2 bin 624 ortaokul, 231 ortaöğretim olmak üzere toplam 13 bin 961 eğitim öğretim kurumunda 623 bin 902 öğrenci eğitim aldı. Başka bir ifadeyle, AK Parti döneminde yaklaşık 20 bin köy okulu kapatıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Eğitim Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevaplaması istemiyle hazırladığı soru önergesinde 2002’den bu yana kapatılan köy okullarının sayısını sordu.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Özçağdaş, önergesinde köy okullarının sayısındaki azalışa ilişkin verilere de yer verdi. Buna göre 2002 yılında köylerde 6 bin 388 okul öncesi, 25 bin 258 ilköğretim, 755 ortaöğretim olmak üzere toplam 32 bin 401 eğitim öğretim kurumu vardı ve bu kurumlarda 275 bin 458 öğrenci bulunmaktaydı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 verilerine göre ise köylerde 5 bin 532 okul öncesi, 5 bin 582 ilkokul, 2 bin 624 ortaokul, 231 ortaöğretim olmak üzere toplam 13 bin 961 eğitim öğretim kurumunda 623 bin 902 öğrenci eğitim aldı.

Özçağdaş’ın kapatılan köy okullarına ilişkin soru önergesini yanıtlayan Bakan Yusuf Tekin, 2017 yılından itibaren ülke genelinde 2 bin 427 ilkokulun kapatıldığını söyledi. Cevapta okulların öğrenci yetersizliği ve benzeri nedenlerle kapatıldığı ifade edildi.

Bakanlık cevabında Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliğindeki ilgili maddeye de yer verildi. Maddedeki okul kapatmayı düzenleyen kısımların şunlar olduğu ifade edildi:

-Nüfusu az ve dağınık olan köy ve benzeri yerleşim yerlerinde öğrenci sayısına bakılmaksızın valilikçe uygun görülmesi durumunda Bakanlık onayı ile ilkokul açılır.
-Nüfusu az ve dağınık olan köy ve benzeri yerleşim yerlerinde eğitim öğretime devam etmekte iken toplam öğrenci sayısı 10 ’un altına düşen ilkokulların valiliğin uygun görüşü üzerine Bakanlık onayıyla açık kalması sağlanabilir.

Özçağdaş, önergesinde 2002 yılından bugüne kadar kaç köy okulunun kiralanıp satıldığını da sordu. Bakanlık cevabında Hazine adına tescil edilen taşınmazların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yönetildiği ifade edilirken ilgili yönetmelikteki “Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmazlarının satışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilidir” hükmüne yer verildi. Cevapta, “Bakanlığımız genel bütçeli kamu idareleri arasında olduğundan, taşınmaz mal edinme hakkına sahip değildir. Bu nedenle herhangi bir taşınmazın satışı Bakanlığımız yetki ve sorumlulukları arasında yer almamaktadır” denildi.

“Genç nüfus köylerden ayrılmak zorunda kaldı”

Köy okullarının kapatılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP’li Özçağdaş, “Köy okullarının kapatılması, köy nüfusunun azalmasına neden olmuştur. Köylerde tarım ve hayvancılık gibi işler o köyün genç nüfusu tarafından yapılırken, eğitimin köylerden uzaklaştırılmasıyla birlikte genç nüfus köylerden ayrılmak zorunda kalmıştır. Çünkü çocuklarının köylerde eğitim alması engellenmiştir. Bu da tarım ve hayvancılığa sekte vurmuştur” dedi. Özçağdaş, köylerinden göç etmek zorunda kalan ailelerin büyük şehirlerde barınma, işsizlik gibi sorunlarla da baş etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Köy okullarının kapatılmasının ‘köylerde tek bir fikrin hüküm sürmesi sonucunu doğurduğunu’ da kaydeden Özçağdaş, “Köylerde bir öğretmen, bir doktor, bir veteriner olması o köylerde 3-4 farklı fikrin, 3 -4 farklı aklın olması demek olur. Ama günümüzde köylerin boşaltılmasıyla oralarda kalan tek devlet görevlisi din görevlileri oldu. Elbette onlar da olsun ama daha çok aklın, daha çok fikrin olması bambaşka bir etki yaratacaktır” diye konuştu.

Özçağdaş, partisinin iktidara gelmesi halinde tek bir çocuk dahi olsa köy okullarının tekrar açılacağını söyledi.

Bakan Yusuf Tekin’e köy okullarının satıldığına yönelik iddiaları da sorduğunu hatırlatan Özçağdaş, şöyle konuştu: “Bakanlık, böyle bir yetkinin kendilerinde değil, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olduğunu söylüyor. Ülkemizde bir okul satılıyorsa, kiralanıyorsa bundan Milli Eğitim Bakanı’nın haberi olması gerekir. Bu cevap çok yetersizdir ve başından savma cevabıdır. Bakanın bizzat okulların durumunu takip etmemesi ülkemiz açısından çok acı bir durumdur. Bir okul satılıyorsa o okulda çalışan öğretmenler, okuyan çocuklar ne yapıyor; takip etmesi gereken bakanın ta kendisidir. Bunu yapmadığı gibi, topu başkasına atması, ne kadar kabul edilebilir bunu da halkın takdirine bırakıyoruz. Biz bu durumun takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

Bakan Tekin’in katıldığı bir programda Türkiye’deki velileri Finlandiya’daki velilerle kıyasladığını, Türkiye’deki velilerin yetersiz, ilgisiz olduğunu ima ettiğini belirten Özçağdaş, “Kendisi Finlandiya’yla bu kadar meşgul olacağına Türkiye’deki eğitim sistemiyle, satılan okullarla meşgul olmalı, öğrencilerin ve velilerin mağdur olmaması için çalışmalı” ifadelerini kullandı” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özgür Özel: CHP İktidarıyla Birlikte Fiyatlardan Bir “Sıfır” Atılacak

Marmara Adası’nda halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, CHP’nin iktidara gelmesi ile 10 yılın sonunda Türkiye’nin hem Avrupa Birliği’ne (AB) hem de paradaki bir sıfırı atılacağını söyledi.

Özgür Özel, “Maaş bugünkü kadar maaş olsun masraflardan bir sıfır atın. Dana kıyma 55 lira, kuzu pirzola 70 lira, 1 litre rakı 140 lira. Hesap böyle” dedi. Özel, rakıyla ilgili vaadinin yurttaşlardan çok alkış alması sonrasında “Cümlenin sonunda diye alkış oldu değil mi? Rakıyı duyunca olmadı yani? Demesinler ‘adalılar bir tek rakıyı alkışlıyor’ diye” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 31 Mart Yerel Seçimlerinde AK Parti’den yüzde 60 oy oranı ile CHP’ye geçen Marmara Adası’nı ziyaret etti. Bura da halka seslenen Özgür Özel, “31 Mart’tan sonra mafyanın düzeni bitti halkın düzeni geldi” dedi.

Marmara Adası’na ulaşım bedelinin yerel halka 900 liradan 500 liraya düşmesinin CHP yönetimi ile geldiğini hatırlatan Özgür Özel, “Bu şartlarda bu bile çok. Aydın başkan olmasaydı bin lira olacaktı. Yarın AK Partili Cumhurbaşkanı gidince CHP’li gelsin 50 liraya düşecek. Çünkü mazota benzine zammı Aydın Dinçer yapmıyor Recep Tayyip Erdoğan yapıyor” dedi.

CHP’nin iktidara gelmesi ile 10 yılın sonunda Türkiye’nin hem Avrupa Birliği’ne (AB) hem de paradaki bir sıfırı atılacağını söyleyen Özel, “Maaş bugünkü kadar maaş olsun masraflardan bir sıfır atın. Dana kıyma 55 lira, kuzu pirzola 70 lira 1 litre rakı 140 lira. Hesap böyle” dedi.

Özel, alkış kopmasının ardından adalıları güldüren şu konuşmayı yaptı: “Cümlenin sonunda diye alkış oldu değil mi? Demesinler adalılar bir tek rakıyı alkışlıyor diye.”

Emeklinin alım gücünü iyileştireceklerini de kaydeden Özel, “Almanya’daki emekli, Fransa’daki emekli, Hollanda’daki emekli senden 10 kat daha fazla alım gücünde. Ya etiketten bir sıfır at öyle bak ya da maaşın 10 katı fazla olduğunu düşün. Böyle bir dönemin gelmesi hiç uzak değil. Bunu Yunanistan başarıyor, bırakın onu Macaristan başarıyor… O yüzden biz de başaracağız” dedi.

Paylaşın

Kamuda İsraf Neden Önlenemiyor? Dikkat Çeken Rapor

Kamusal kaynakların verimsiz kullanımı ve israfı, hem ekonomik kaynakları tüketmekte hem de toplumun genel refahını olumsuz etkilemekte. İPA’nın hazırladığı rapor, kamusal kaynakların daha etkin ve şeffaf kullanılmadığı sürece israfın önlenemeyeceğini gösterdi.

Haber Merkezi / Raporda, kamu – özel işbirliği projeleri, faiz harcamaları, Kur Korumalı Mevduat (KKM) ve liyakatsiz atamalar gibi alanlarda israf, kamusal kaynakların halk için kullanılmasını engellediği ve devlet bütçesinin büyük bir kısmının boşa harcandığını vurguladı.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “Kamu Kaynaklarının Halk İçin Kullanımında Neredeyiz? Türkiye’nin İsraf Karnesi” raporunu yayınladı. Raporda öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kur Korumalı Mevduat: Kur korumalı mevduat uygulaması, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı tarafından bütçeye, dolayısıyla da kamuya hiçbir yükü olmayacak bir politika aracı olarak tanıtıldı ancak kur korumalı mevduat yüzünden kamu iki yılda 1 trilyon 58 milyar lira zarara uğradı!

Kamu – Özel İşbirliği Projeleri: Uygulamada normal bütçede görülmeyen kamu özel işbirliği uygulamalarına yapılan harcamalar gizleniyor. Sayıştay ve Dünya Bankası verileri araştırılınca garanti ödeme tutarlarının yatırım maliyetlerinin kat kat üstünde olduğu görülüyor. Örneğin Kuzey Marmara Projesinin Kınalı – Odayeri kesimi yatırım tutarının 1 milyar 40 milyon dolar olmasına rağmen garanti tutarı yatırım tutarının 2,4 katına ulaşıp 2,5 milyar dolar oldu.

Kamu yönetiminde liyakat esasının göz ardı edilmesi, istisnai kadro uygulamaları, sınavsız atamalarla ehliyetsiz kişilerin üst düzey görevlere getirilmesi hem hizmet kalitesini düşürmekte hem de maliyeti artırmaktadır. 19 yıldır bu konuda hiçbir iyileştirici adım atılmamış ve bu uygulamalar yaygınlaşarak mevcut yönetim anlayışı için bir ekol haline gelmiştir.

Ekonomik kriz koşullarında vatandaşlardan tasarruf etmesi beklenirken kamu tasarruf etmemektedir. Merkezi yönetim baskı ve cilt giderleri, büro mefruşat alımları, lojman kiralama giderleri, taşıt bakım ve onarım giderleri ve ilan giderleri gibi harcama kalemlerinde de ciddi artışlar yaşanmaktadır.”

Raporu yazan uzmanlar israfın geldiği aşama ve nasıl önlenebileceğine dair de şu vurguları yaptı: “Türkiye’de kamusal kaynakların verimsiz kullanımı ve israfı, hem ekonomik kaynakları tüketmekte hem de toplumun genel refahını olumsuz etkilemektedir. Raporda sunulan veriler, kamusal kaynakların daha etkin ve şeffaf kullanılmadığı sürece israfın önlenemeyeceğini göstermektedir.

Kamu-özel işbirliği projeleri, faiz harcamaları, Kur Korumalı Mevduat ve liyakatsiz atamalar gibi alanlarda israf, kamusal kaynakların halk için kullanılmasını engellemekte ve devlet bütçesinin büyük kısmını boşa harcamaktadır. İsrafın önlenebilmesi için kamuda şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi, denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve uzun vadeli stratejik planlama yapılması gerekmektedir.

Merkezi yönetimden yerel yönetimlere kadar tüm kamu yönetimi birimlerinde, halkın çıkarlarını önceleyen ve sürdürülebilir bir israfla mücadele politikası geliştirilmesi elzemdir. Aksi takdirde, israfın boyutları daha da büyüyerek ülkenin hem bugünü hem de geleceği açısından ciddi tehditler oluşturmaya devam edecektir.”

Raporun tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP, Daha Sol Söylemlerle Sahada Olacak

Partinin yeni program çalışmalarına ilişkin konuşan CHP kurmayları, programın adına (Halkçılık Programı) dikkat çekerek “artık daha sol söylemlerle sahada olacaklarını” vurguladılar.

Partinin kuruluş ilkelerinde halkçılık ve devletçilik ilkelerinin olduğunu belirten kurmaylar “Partimizin ana ilkelerinde zaten sol, sosyal demokrat temeller var. Bunları artık daha çok sahiplenen ve anlattığımızda halkta da karşılık bulacak bir hale getirmek istiyoruz” dediler.

İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı adıyla yaptığı olağanüstü kurultayda yeni program çalışmalarını başlatan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), hazırlayacağı programın adı için de Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’de Meclis’e sunduğu metinden esinlenerek “Halkçılık Programı” adını verdi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘a yeni program çalışmalarına ilişkin konuşan CHP kurmayları, programın adına da dikkat çekerek “artık daha sol söylemlerle sahada olacaklarını” vurguladılar.

Partinin kuruluş ilkelerinde halkçılık ve devletçilik ilkelerinin olduğunu belirten kurmaylar “Partimizin ana ilkelerinde zaten sol, sosyal demokrat temeller var. Bunları artık daha çok sahiplenen ve anlattığımızda halkta da karşılık bulacak bir hale getirmek istiyoruz. Günümüzde iktidarın uyguladığı ekonomi politikası belli. Bunu günlük hayatta tartışırken topluma kazandırabileceğimiz bazı terimler var. Özelleştirmelerin getirdiği zararlardan söz edip kamuculuğun, devletçiliğin önemine vurgu yapabiliriz. Sağlık, eğitim gibi hizmetlerin devlet tarafından en iyi şekilde vatandaşa verilmesi gerektiğini anlatabiliriz” dediler.

“İktidar olduğumuzda…”

CHP’nin bu kapsamda Emek Büroları gibi birimlerini de daha aktif hale getireceğine vurgu yapan partililer, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçen hafta Kocaeli’nde katıldığı Emek Büroları Akademik Kurul Toplantısı’nı işaret etti. Bu tip toplantıların farklı illerde de yapılmasının planlandığını aktaran kurmaylar, “Parti programı çalışmalarında bu programlardan da faydalanılacak. İktidar olduğumuzda nasıl bir sosyal güvenlik sistemi, emeklilik sistemi olacak, bunları çalışacağız.

Kullandığımız kavramların altını illerde yaptığımız halk buluşmaları, sanayi ticaret odası ziyaretleriyle dolduracağız. Ama her şeyin başında daha özüne dönen bir CHP olacak. Bu partinin temel değerlerinde sol ve sosyal demokrasi var. Ana eksenimiz sağlıktan eğitime kamuculuk. Genel başkanımız da gittiği her yerde ‘Emekle sermaye karşı karşıya gelirse, emeğin yanındayız’ diyor. Bu kavramlar partinin temel ilkeleri ama biz yapacağımız program çalışmasıyla ekonominin bu kavramlarla tartışılmasını da sağlayacağız. Farklı bir vizyonu insanlara göstereceğiz” değerlendirmesini yaptılar.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan MHP’ye “HÜDA-PAR” Tepkisi

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, HÜDA PAR Lideri Zekeriya Yapıcıoğlu’nun Anayasa’nın 4. maddesinin kaldırılması gerektiği sözleri üzerinden MHP’ye tepki gösterdi:

Haber Merkezi / “Cumhuriyet’le, Türk’le, Türklükle ve Atatürk’le sorunlu terör sevici zihniyet, şimdi de Anayasamızın ilk 4 maddesini hedef aldı. İktidarda kalmak uğruna her türlü tavizi verirseniz olacağı budur. Malazgirt’te adamın elini kaldırırsanız o da gelir Ankara’da parmağını gözünüze sokar işte!”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun Anayasanın 4. maddesinin kaldırılması gerektiği açıklamasına tepki gösterdi.

Dervişoğlu, Malazgirt Zaferi’nin 953’üncü yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Bitlis’in Ahlat ilçesinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin HÜDA PAR Lideri Zekeriya Yapıcıoğlu’nun elini havaya kaldırmasını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Aziz Milletim; Cumhuriyet’le, Türk’le, Türklükle ve Atatürk’le sorunlu terör sevici zihniyet, şimdi de Anayasamızın ilk 4 maddesini hedef aldı. İktidarda kalmak uğruna her türlü tavizi verirseniz olacağı budur. Malazgirt’te adamın elini kaldırırsanız o da gelir Ankara’da parmağını gözünüze sokar işte! Milletimizi ahmaklık ile itham etme konusuna gelince asıl ahmaklık; beni, İYİ Parti’yi ve büyük Türk milletini hesaba katmamaktır.

‘Anayasa değişikliği’ diye fısıldayıp ‘yeni Anayasa’ diye yükselen, taşeronları eliyle de milletin tepki ve sabır sınırlarını ölçen kendini bilmezleri bu vesileyle ikaz ediyorum. İhtiyaç duyduğumuz yeni bir anayasa değil, yeni bir iktidardır. Ve o iktidarın parolası; tek millet değil Türk milleti, tek devlet değil Türk devleti, tek vatan değil Türk vatanı ve tek bayrak değil Türk bayrağı olacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu Hakkında “Hapis Ve Siyasi Yasak” Talebi

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “Zincirleme şekilde Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret” suçundan 1 yıl 5 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis ve siyasi yasak talep edildi.

Eski CHP Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu, durdurulan MİT tırları görüntülerini eski Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a verdiği iddiasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Hapis cezasının ardından o dönem CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu açıklama yaparak “Bu kararı verenler bu kararın altında kalacaklardır. Biz yıllarımızı demokrasi için harcadık, adalet istiyoruz, demokrasi istiyoruz, düşünce özgürlüğü istiyoruz bu ülkede. 20 Temmuz darbesini yapanlar adaleti yok ettikleri, demokrasiyi yok ettiler, hakim hakim olmaktan çıktı gözünü dikmiş saraya nasıl talimat gelecek ve ben öyle karar vereceğim diye, bunların hiçbirisi hakim değil, hiçbirisi yargı dağıtmıyor, sadece ve sadece sarayın sopası olma görevini yerine getiriyorlar” demişti.

Sabah gazetesinin haberine göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede “Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin ifade özgürlüğü ya da eleştiri sınırlarını aştığı, şüphelinin atılı suçu işlediği hususunda yeterli delil olduğu” belirtilerek dava açıldı. Şüpheli Kemal Kılıçdaroğlu hakkında “Zincirleme şekilde Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret” suçundan 1 yıl 5 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis ve siyasi yasak talep edildi. Kılıçdaroğlu, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.

Paylaşın

AİHM, Can Atalay İçin Türkiye’den Savunma İstedi

Merkezi Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan AİHM, AYM’nin TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmesi kararına uyulmadığı için Türkiye’den savunma istedi.

Şerafettin Can Atalay’ın milletvekili seçilmesi sonrası serbest bırakılmaması ve de yargılamasının yenilenmemesi ayrıca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi (AYM) arasındaki sürtüşmeye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), müdahil oldu.

AİHM, biraz önce yayımladığı bildirisine göre Can Atalay’ın milletvekili seçilmesi sonrası serbest bırakılmaması ve de yargılamasının yenilenmemesi ayrıca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Türk Hükümetinden savunmasını sunmaya davet etti.

Ne olmuştu?

Atalay, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimde TİP’ten Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’a verilen hapis cezası, 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nce onaylandı. AYM ise milletvekili seçilmesi nedeniyle 25 Ekim 2023’te Atalay hakkında hak ihlali kararı verdi.

Yüksek Mahkeme; yargılamanın durdurulmasına, vekilliğinin kabulüne ve Atalay’ın tahliyesine karar verilmesine hükmetti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı uygulamadı ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire, 8 Kasım 2023’te AYM’nin süper temyiz mahkemesi gibi davranarak böyle bir hüküm kuramayacağı gerekçesiyle karara uyulmayacağını açıklayarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

AYM bunun üzerine anayasal zorunlulukları anımsatarak 21 Aralık 2023’te ikinci kez hak ihlali kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak’ta bu kararın yok hükmünde olduğu yönünde bir karar aldı.

Yargıtay’ın kararının 30 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Atalay’ın avukatlarının yanı sıra TİP, CHP ve DEM Parti; bu kararın iptali için AYM’ye başvurdu.

AYM’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararında, Atalay’ın milletvekilliğinden düşürülmesi kararının “yok hükmünde” olduğu ifade edildi. Bu kararın ardından, Atalay’ın milletvekilliği haklarının iade edilip edilmemesi konusunda gözler Meclis’e çevrildi.

CHP, bu gelişme üzerine Can Atalay’ın durumunu görüşmek Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırdı. 16 Ağustos’taki olağanüstü toplantıda AK Parti İzmir Milletvekili ve İdare Amiri Alpay Özalan, TİP Milletvekili Ahmet Şık’a yumruklu saldırıda bulundu.

Saldırıyı engellemeye çalışan DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de şiddete uğradı ve kaşı yarıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Can Atalay için Meclis’i  tekrar olağanüstü toplantıya çağırdı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Meclis Genel Kurulu’nun aynı konuda ikinci kez olağanüstü toplantıya çağrılmayacağı” gerekçesiyle CHP’nin Can Atalay başvurusunu reddettiği açıklandı.

Paylaşın