Bakırhan: Tek Çözüm Bu İktidardan Kurtulmak

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Balıkesir’de düzenlenen “Balıkesir Ekoloji Konferansı”nda yaptığı konuşmada, “Balıkesir’i tamamen madene ve sermayeye açmaya çalışıyorlar. Bakın 155 şirket Balıkesir bölgesinde 279 ruhsat almış, 279 ruhsat. Bazı şirketler LİMAK gibi Siirt’te olduğu gibi Kürt coğrafyasını da tahrip ediyor. 155 şirket 279 ruhsat almış. 279 ruhsat 279 alanın videoda da gösterildiği tahrip edilmesi, yok edilmesidir, canlılardan arındırılmasıdır, köylülerin ve çiftçilerin aşına, ekmeğine el konulması demektir” dedi ve ekledi:

“Bir kadın arkadaş ne güzel söyledi ‘yahu biz hayvancılık yaparız, tarım yaparız, biz başka bir şey bilmeyiz, buraları enkaz haline getiriyorsunuz, insansızlaştırmaya çalışıyorsunuz, biz çöp mü karıştıralım, ne yapalım’ dedi. Ne yapsın gerçekten? Hayvancılık, tarım, meyve, sebze ile uğraşan bir ailemiz nereye gitsin, ne yapsın? Bu kimsenin umrunda değil, iktidarın hiç umrunda değil. O zaman bu iktidarın da bizim umurumuzda olmaması lazım. Umurumuzda olmayan, bizi uçuruma sürükleyen, Türkiye’yi yıkımın eşiğine getiren bu iktidardan kurtulalım.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Balıkesir’de düzenlenen “Balıkesir Ekoloji Konferansı”nda konuştu. Bakırhan şunları söyledi:

Merhaba hûn bi xêr hatin, ez we hemûyan bi rêzdarî silav dikim. Çok değerli arkadaşlar hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bir pazar sabahı bize zaman ayırdığınız için mutlu ve gururluyum. 24 yıl önce yine Burhaniye’ye bir çalışma için gelmiştim. Emin olun o zamanki sıcaklığın aynısı devam ediyor, çok yaşayın, varolun. Bu dayanışma, bir arada ve birlikte olma halimiz bir çok kötülüğü yenecektir. Buna emin olabilirsiniz. 31 Mart’ta Türkiye halkları, kadını ve genciyle ekokırıma karşı direnen, doğa ve yaşam savunucularıyla birlikte bir araya gelmenin sonuçlarını ortaya koydu. Bu bir araya gelme durumunu ekokırıma karşı mücadelede olduğu gibi il eş başkanımız Songül başkanın da dediği gibi diğer sorun alanlarının muhataplarıyla bir araya gelerek sorunların çözümünde bir noktaya taşıyacağımıza inanıyorum.

Başlarken Reşit Kibar arkadaşımızı saygı ve minnetle anıyorum. Artvin Hopa’da biraz önce buradaki kadın arkadaşlarımızın Balıkesir ve Ege bölgesindeki halklarımızın dile getirdiği taleplere sahip çıktığı için, toprağına, suyuna, ormanına, ağacına, orada yaşayan canlara sahip çıktığı için katledildi. Katledenler çok yabancı değil. Sermaye ve onun işbirlikçileri daha fazla rant elde etmek için, doğayı tahrip etmek için, elde ettiği rant sonrasında enkazda bizim yaşadığımızı, ne yaşayacağımızı bilmesine rağmen bu kadar ısrarlı olması ve onu destekleyenler, onun gibi düşünen, doğa düşmanı, halklar düşmanı, inançlar düşmanı, emekçi düşmanı bir iktidarla ittifak halinde olmak için Reşit’i katlettirdi. Reşit’i unutmayacağız, bir demokrasi şehididir. Ekokırım mücadelesinin artık bundan sonra unutulmaz ve sürekli anacağımız çok değerli bir birikimidir.

Mevzu rant olunca sermaye iktidardan farklı değil. İktidar nasıl ki yeri geldiği zaman zor kullanıyorsa, tankını, topunu, copunu kullanıyorsa ona bağlı, onunla aynı zihniyete sahip sermaye de rantının önüne geçen birey, kişi, kurum kim olursa olsun vahşice saldırıyor, katletmeye kadar götürüyor. Bir gün bu günler geçecek, doğamızın, ormanımızın, canlıların, bulunduğumuz atmosfer ve coğrafyada tertemiz soluduğumuz havada yaşayacağı, çocuklarımızın, gençlerimizin güven içinde yaşadıkları, her şeyin sermayeye, neoliberal politikaların, hegemonik güçlerin rantına peşkeş çekilmediği bir ülke yaratma sözümüzü yeniliyoruz. Bir kaç aydır Türkiye’nin birçok bölgesinde buluşmalar yapıyoruz, Ekmek ve Adalet Buluşmaları. Biraz önce izlediğim video beni çok etkiledi. Hakan hocam hazırlamış çok teşekkür ediyorum. Bu 10-15 dakikalık videoyu bence Türkiye’nin her yerinde gösterime sokmak gerekiyor. Sadece ekokırım karşısında halkımız böyle değil.

Mardin Nusaybin’deki buğday üreticileri, Tekirdağ’daki ayçiçek üreticileri, esnafımız, balıkçılar, kadınlar, gençler, KHK’liler, adalet ve hukuk arayanların tamamı biraz önce buradaki halklarımızın dile getirdiği iktidar gerçekliğini her yerde ortaya koyuyorlar. Çok önemli. Demokrasi arayışı konusunda Kürtlerin ve dostlarının verdiği mücadele ayrı bir şey ama bu ekokırım karşısında bence Ege’nin, Balıkesir’in, Kaz Dağları’ndaki direnişçilerin ortaya koyduğu mücadele çok önemli ve değerlidir. Sadece demokrasi mücadelesinde değil bu alanda da en az onun kadar kıymetli bir mücadele ortaya koyduklarını, örnek olduklarını, buradaki mücadelelerin aynı zamanda başta Kürt illeri olmak üzere de yakının takip edildiğini belirtmek isterim. Bu mücadeleyi veren bütün arkadaşlara emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Evet toplum, halklarımız, emekçiler mutsuz ama bu ülkedeki büyük mutsuzluk içerisinde mutlu olanlar da var. Sermayedir, yandaş sermayedir. AKP sermayeyi bu mutsuzluktan azade tutmuş, onları muaf tutmuş. Sermaye dostu bir iktidar olduklarını zaten söylüyorduk. Herkes krizde, herkes geçim derdinde, öğrenciler okula aç gidip aç geliyorlar. Sabahları beslenme çantalarına ne koyacağını binlerce ailemiz düşünüyor. Emekliler kara kara günün ve ayın sonunu nasıl getireceğini tartıyorlar. Asgari ücretliler nasıl geçineceklerinin derdinde. Ekolojinin hali ortada. Memleket kriz içerisinde, mutsuzluk içerisinde ama maden şirketlerinin sahipleri çok mutlu.

Çünkü onlar gibi düşünen bir iktidar var. Biz de meclisteyiz, sürekli torba yasalar getiriliyor. Bu ekokırımı daha da kolaylaştırmak için sürekli o torba yasaların içerisinde birkaç madde geçiyor. İktidar sayısal çoğunluğuna güveniyor, kendisi gibi düşünen ortaklarına güveniyor. Güçlü ve ciddi olmayan muhalefete güveniyor. Onların işini kolaylaştıran bir muhalefetle karşı karşıya oldukları için herşeyi daha rahat yapabiliyorlar. Çok kibar bir muhalefetimiz olduğu için ekokırım da, demokrasi kırımı da, adalet kırımı da çok pervasızca devam ediyor. Bu aynı zamanda bizim de size bir özeleştirimiz olsun.

“AKP 22 yılda 32 kez orman yasasında değişiklik yaptı”

Yasaları değiştiriyolar, her gördükleri dağı maden sahası olarak kullanıyorlar. AKP dağı gördüğü zaman kime peşkeş çekeceğini, kime maden sahası olarak vereceğini düşünüyor. Nerede bir çay, dere, su görüyorlarsa bir baraj, nerede bir orman görüyorsa kesilmesi gereken, sermayeye dönüştürülmesi gereken bir rant aracı olarak görüyorlar. 22 yılda AKP 32 defa orman yasasında değişiklik yapmış. Neredeyse orman yasası yılda birkaç defa değişir hale gelmiş. Bu soruyu sormak gerekmiyor. Neden orman kanununda bu kadar sık sık değişiklik yapılıyor? Ormanlar yakılıyor -ki bazen doğal olarak da yanıyor ama o yakılan ormanların birilerine peşkeş çekilmesi gerekiyor.

Haydi o zaman meclisten bir yasa geçirelim, haydi meşrulaştıralım, ruhsatını da verelim, orayı da ranta açalım! Orman düşmanı, yeşil düşmanı, akarsu, nehir, dağ düşmanı, direnenin, Kürdün, kadının, Alevinin, kültürün düşmanı. İnsanlar iki kelime anadilinde konuşunca ona düşman bir iktidarla ve onun gibi düşünen pervasız, dünyanın hiçbir yerinde sermayeye benzemeyen bir sermaye ile mücadele ediyoruz. İşimiz zor ama Türkiye’nin yüzde 80’i biraz önce söylediğimiz konularda bizim gibi düşünüyor. Tek bir eksikliğimiz var. Onları örgütlemek, bir araya gelmek, bu vahşi sermayeye, saraya, savaşa çalışan ekokırımcı iktidar karşısında güçlü bir zemin örme gibi temel bir sorunumuz var. Bu sorunumuzu aşabilirsek bahsettiğimiz sorunları da ortadan kaldırabiliriz.

Bunu da ilk defa söylüyorum, bir kulis bilgi. Maden şirketleri için yeni bir yasa teklifi hazırlığı içindedirler. Maden şirketlerine bu yetmiyor, daha kolay ulaşmak, daha kolay ruhsat almak, daha fazla rant elde etmek için iktidara sürekli yasa teklifi vermeye çalışıyorlar. İstiyorlar ki önlerinde hiçbir idari engel kalmasın. Zaten kalanları bir biçimiyle aşıyorlar, engel yok ama onu da ortadan kaldırmak istiyorlar. Şimdiden hükümete sesleniyoruz. Daha bunca yaptıklarınızın hesabını vermediniz. Bunların hesabını vereceksiniz. Yerinizde durun. Bundan sonrasında da daha fazla doğamızı, nehirlerimizi katledecek, yok edecek, rantın ve sermayenin geleceğini düşünen yasa tasarılarını getirmeyin. İktidar madenciliğe kamu yararı kılıfını giydirmek istiyor.

Kamu yararı AKP ikitdarı ile birlikte değişti. Geçmişte toplumun yararına olarak kamu yararı deniliyordu. Hepiniz bizden daha iyi biliyorsunuz. Toplumun geleceğine, çocuklarımızın geleceğine katkı sunacak şeylere kamu yararı deniliyordu. Şimdi maden şirketlerinin çıkarına kamu yararı kılıfını uydurmaya çalışıyorlar. Buna uyanık olmak lazım. Buna karşı çıkmak lazım. Ruhsat vermeyi kolaylaştıracak bir yol ve yöntem bulmak istiyorlar. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan bari Murat Kurum’u da al, zaten bir şey yaptığını görmedik, duymadık. Onu al Bakanlığı Mehmet Cengiz’e ver, aradaki aracılar da kalksın, kendi kendine ruhsat alsın ruhsatını imzalasın. Biz de siz de kurtulalım, bu bürokrasi ortadan kalksın.

Biraz önce halkımızın feryat figanını duyduk. Diyorlar ki ÇED raporu alıyoruz, ÇED raporları da aynen TÜİK raporları gibidir, TÜİK sonuçları ne ise ÇED raporları da odur. ÇED raporlarını hazırlayanlar siz daha iyi biliyorsunuz bağımsız kurum ve kuruluşlar değildir. Bu ruhsatı alacak firmalarla ortak çalışan, onlardan biraz rant elde edecek özel şirketlerin aldığı raporlara ÇED raporları diyorlar. Hatta bazen öyle pervasız olabiliyorlar ki kimi yerlerde ÇED raporlarına da gerek yok diyorlar. Sadece geleceğimize, demokrasimize değil dilimize, kültürümüze, inancımıza değil aynı zamanda doğamıza da müthiş bir el koyma, göz koyma, orayı ranta peşkeş çekme gibi bir durum var. Asıl trajikomik olan TOBB’un madencilik meclisi başkanı varmış. Bakın nasıl örgütleniyorlar. İbrahim Halil Kırşan ne diyor biliyor musunuz? “ÇED raporları sürecinde birçok kurumdan görüş alınıyor ve süre uzuyor, tek elden bir sistem geliştirilmeli” diyor.

Yani “Mehmet Cengiz’i Çevre ve Şehircilik Bakanı yapın, onun önündeki idari engelleri kaldırın, Mehmet Cengiz’e gidip ruhsatımızı alalım, askeri ve polisi getirip köylüler ve emekçilerle, çiftçilerle aramıza koyun, güzel güzel rantımızı alalım, daha sonra onlara büyük bir enkaz bırakıp işimize gücümüze bakalım” diyor. Sadece bununla da yetinmiyor Kırşan. “Maden arama faaliyetlerini de kamu yararına yapılan bir faaliyet olarak değerlendirelim” diyor. Sermaye rant elde edecek, doğayı tahrip edecek, enkaz bırakacak, adına da kamu yararı diyeceğiz. Bir de “onları dokunulmaz kılalım. Sermayeyi koruyacak yasalar çıkaralım” diyor. Nerede bireylerin rantı kamu yararı olmuş? İşte böyle bir iktidarla karşı karşıyayız. İktidar böyle olursa TOBB Madencilik Meclisi Başkanı’nın söylemi de böyle olur. Zor bir süreçle karşı karşıyayız. Yani bunlar diyorlar ki “işimizi uzatmayın, kısa yoldan kısa sürede halledin, biz rantımıza bakalım”.

Balıkesir’e gelince anlatmaya gerek yok Madra Dağı bölgesi, Kaz Dağları, bütün ilçeler ve köyleri aynı durumdadır. Biraz önce Süheyla Doğan hocamızın burada dile getirdiği çok kıymetli düşünceleri vardı, ayrıca toplumu örgütlemek için böylesine fedakarca kendisini ortaya koyan, direnen, bu büyük büyük şirketlere ve onların hukuk kurumlarına karşı, bu iktidarın ekokırımcı anlayışına karşı bu bölgede insanları örgütleyen Süheyla Doğan hocamızı, buradaki aktivistleri selamlıyorum, başarılar diliyorum. Birlikte olacağız. Burayı gözlerine kestirmişler İzmir’i dünyanın çöp merkezi haline getirdiler. Aliağa nükleer atıkların merkezi haline getirildi. Dünyada hiçbir yerde parçalanmayan gemiler Bangladeş, Pakistan, Hindistan’dan Türkiye’ye geliyor. Orası nükleer atık çöplerin ayrıştırıldığı, çevrenin kirletildiği bir alan haline geldi.

O yetmiyor şimdi sıra Balıkesir’de. Balıkesir’i tamamen madene ve sermayeye açmaya çalışıyorlar. Bakın 155 şirket Balıkesir bölgesinde 279 ruhsat almış, 279 ruhsat. Bazı şirketler LİMAK gibi Siirt’te olduğu gibi Kürt coğrafyasını da tahrip ediyor. 155 şirket 279 ruhsat almış. 279 ruhsat 279 alanın videoda da gösterildiği tahrip edilmesi, yok edilmesidir, canlılardan arındırılmasıdır, köylülerin ve çiftçilerin aşına, ekmeğine el konulması demektir. Bir kadın arkadaş ne güzel söyledi ”yahu biz hayvancılık yaparız, tarım yaparız, biz başka bir şey bilmeyiz, buraları enkaz haline getiriyorsunuz, insansızlaştırmaya çalışıyorsunuz, biz çöp mü karıştıralım, ne yapalım” dedi. Ne yapsın gerçekten? Hayvancılık, tarım, meyve, sebze ile uğraşan bir ailemiz nereye gitsin, ne yapsın? Bu kimsenin umrunda değil, iktidarın hiç umrunda değil.

O zaman bu iktidarın da bizim umurumuzda olmaması lazım. Umurumuzda olmayan, bizi uçuruma sürükleyen, Türkiye’yi yıkımın eşiğine getiren bu iktidardan kurtulalım. İl eş başkanımız Songül başkan söyledi ekoloji mücadelesini demokrasi mücadelesinden, özgürlük mücadelesini adalet mücadelesinden bağımsız göremeyiz. Biz kendi cephemizde çok önemli örgütlenmeler, çabalar içerisinde olabiliriz ama tek başımıza, bir arada ve birlikte bir mücadele vermediğimiz müddetçe bir anlamı kalmıyor. Usta, gerçekten yol ve yöntemleriyle dünyayı şaşırtacak baskı politikalarıyla, Mussolini ve bilmem kimlere taş çıkaracak bir sistemle karşı karşıyayız.

Dolayısıyla bütün Balıkesir’in bütün ilçeleri aynı durumda, Kaz Dağları altın madenciliğin adeta merkezi haline getirildi. Birkaç yabancı ve yerli firma var. Yabancı yerli farketmez buradaki amaç ranttır. Bu firmalar o kadar pervasız ki, kapitalist sistemi tanımlarken söylüyorduk ya en az maliyetle, en düşük maliyetle en yüksek rantı elde etme, suyunu çıkarma diyorlar ya öyle çalışıyor. Kaz Dağları’ndaki altın madenciliği kesinlikle orta vadede burada doğayı ve yaşamı bitirecek, nefes almasını engelleyecek, bizim sağlığımızı etkileyecek bir noktada duruyor. Tahrip ediyorlar, zehir saçıyorlar, yüksek kar elde etmek için büyük enkazlar bırakıyorlar sonra çekip gidiyorlar.

Bakın bir maden ocağındaki bir işçi bir ara şöyle diyordu, yerin altında çalışan ve üreten biz, emek veren biz, sefasını süren sermaye. Şimdi doğa bizim, tarla bizim. Atalarımız yüzyıllardır o topraklarda yaşıyor, geçimini sağlıyor. Bir anda Ankara’da bir merkezden hiç tanımadığımız bir rantçı firmaya ruhsat veriliyor, geliyor burada suyun önünü kesip bilmem HES yapacam, JES yapacam, maden arayacağım diyor. Devlet zoruyla birlikte yapıyor da kimi yerlerde engelledik ama değerli arkadaşlar bizim olan, geleceğimiz olan, geçimimiz olan nefes aldığımız bu coğrafyayı bunlardan korumak gibi sorumluluğumuz var. Duyarlı olmamız, birikimli olmamız tek başına yetmiyor.

Cudi’de yanan ağaçla Kaz Dağları’nda maden için kesilen ağacı eşit gören, Gabar’da kesilen ormanlarla Madra Dağları’nda kesilen ormanı ya da ağacı kardeş gören, oraya da buraya da itiraz eden, itirazını sermaye ve sisteme karşı güçlü bir şekilde söyleyen bir mantıkla bunları önleyebiliriz. Kaz Dağları ve Madra bölgesinde bir direniş de var, biz de takip ediyoruz. Emin olun gıptayla sizlere bakıyoruz. Bu direniş büyümelidir. Bu direniş için bize düşen görev ve sorumlulukları yerine getireceğimizi belirtmek istiyorum. Bu kıymetli mücadeleyi veren arkadaşları selamlıyorum. Çok kolay değil buralarda direnmek, bu politikalara durmak.

Bu büyük firmalar karşısında ruhsatlarını iptal ettirmeye çalışmak ya da daha uygun koşullarda eğer önlenemiyorsa rant elde etmesi için mücadele etmek kıymetlidir. Emin olun sizin vermiş olduğunuz direniş olmasaydı Erzincan İliç’de yaşanan felaketlerin çoğu burada fazlasıyla yaşanabilirdi. Onun için kıymetli ve değerli bir mücadele yürütüyorsunuz. İzliyoruz, birlikteyiz. Yaptığınız her şeyi yakından takip ediyoruz. Elimizden geldikçe katkı sunuyoruz. Önümüzdeki günlerde de Ekmek ve Adalet Buluşmaları çerçevesinde sizlerle birlikte olacağız, birlikte mücadele edeceğiz. Şırnak’taki, Siirt’teki ormanla, ağaçla Kaz Dağları’ndaki, Hopa’daki nehri kardeşleştirmek, birlikte bir duyarlılık ortaya çıkarmak gibi siyasetin bir sorumluluğu var.

Siyaset, emekliler mitingi yapıp hadi eyvallah deyip New York’a  gidip rüşvetle yapılan bir konuk evinde konaklamak değildir. Siyaset başka bir şeydir. Siyasetin ilkeleri var. Siyasetin ilkesinde sermayenin sınırsız rantına karşı durmak var. New York’a binayı yapan iktidarla burada Limak’a, sermayeye, holdinglere alan açan akıl aynıdır, değişmiyor. Yurtdışına çıkınca bu iktidar gerçeği değişmiyor, aynı iktidardır. Yurtdışında övdüğümüz, lehine konuştuğumuz iktidarı burada eleştirirsek kimse bize inanmaz. İnsanların umutlarını boşa çıkarmış oluruz. Yerel seçimlerde kazanmış olduğumuz o havayı kaybederiz. İktidar iktidardır. Moskova’da da, Berlin’de de, Hewlêr’de de, Süleymaniye’de de olsak bu iktidar gerçekliği değişmez.

Onun için buna karşı durmak gibi bir sorumluluğumuz var.  Bu salon bu işleri benden çok daha iyi biliyor. Kirli bir oyun sahneleniyor ve bu kirliliğin farkındayız. Bize düşen yakınmak değil, mücadeleyi büyütmektir. Yakınırsak bir biçimiyle hallediyorlar. Birlikte durmak gerekiyor. Bizler bunları geçmişten beri yaşadık. Önce canımıza kıydılar ki hala kıymaya devam ediyorlar. Şimdi buralardaki doğa kıyımını artık sürekli hale getirdiler. Eskiden Kürt illerinden buraya her şey ihraç edilirdi. Şimdi bu doğa kırım buradan oraya ihraç ediliyor. Bu sefer tersten başladılar. Doğamıza kast edenlere karşı daha güçlü olmalıyız. Bu işi bilenler susmamalı, durmamalı. Bu kirliliğin farkında olanlar örgütlemeli, anlatmalıdır.

Biraz önce Burhaniye’de kaldığımız yerdeki sahili gördüm. İnsanlar girmekten çekiniyor. Bütün atıklar oraya akıyor. Bilenler büyük bir sorumluluk altındadır. Ya bilmeyecektik ya da öğrendiysek bunun gereklerini yerine getirmek lazım. En büyük acıyı, en büyük yükü, en büyük bedeli bilenler veriyor. Onun için bu salon bilenlerle dolu. Bu kırım karşısında sadece durmak değil, bunun farkında olmayanları uyarmak, karşı zemine çekmek, karşı zemini büyütmek gibi bir sorumluluğumuz var. Savaş sadece top ve tüfek değildir. Ağaç kırımı da bir kıyım değil mi?

Kaz Dağları’nın madenciliğe açılması, oksijen aldığımız havanın, nefes borularımızın madenciliğe açılması bir savaş değil mi? Buradaki çiftçi arkadaşlarımızın, kadın yoldaşlarımızın dile getirdiği sorunlar bir savaş değil mi? Dolayısıyla bize bir savaş açmışlar, bu savaşa karşı güçlü durmak lazım. En son Reşit yoldaşımıza yapılan saldırının bir benzeri yakın zamanda Diyarbakır’da yapıldı. Kulp’un Alpçetin köyü var, kollukla beraber oraya gittiler, bir maden şirketine verdiler, maden şirketi geldi. Başka yerlerde kolluk bulamıyorlar, kadınlar katledilirken kolluk yok, güvenlik yok, Narin cinayeti bir ayı geçti hakikat ortada yok, devletin örgütlü olduğu küçük bir yer ama Kulp Alpçetin köyüne bakıyoruz maşallah kolluk jandarma herkes orada.

Mesele sermayenin rantı olunca devletin bütün kolluk gücü, yer yer yargısı ordadır. Ama mesele kadınlar, çocuklar, istismar, ölüm, yolsuzluk, hırsızlık olunca maalesef kolluğunu, yargısını bulamıyoruz. Bu iktidarın aslında ne olduğu bu fotoğraflarla çok net bir şekilde ortaya çıkar. Reşit’i katledenler gibi Kulp’takilere de silah çektiler. Orada yapınca burada niye yapmasın, arkasında bir iktidar gücü var. Kim bilir belki Reşit yoldaşımız suçlu gösterilecek. Ekili alan olan her yerde şimdi GES yapıyorlar, GES verimli topraklara yapılmaz. Uygun bir mekan varsa yapılır ama bunlar hiçbir şeyin öncesini, arkasını, önünü düşünmezler o an orada elde edecekleri rantı düşünüyorlar.

Kusura bakmayın aslında sonuna kadar burada kalmayı düşünüyordum. O kadar hızlı gelişiyor ki her şey. Ortadoğu’daki gelişmelerden kaynaklı hem DEM Parti hem de DBP milletvekili grubunu topladık. Meclis de açılıyor, yeni bir dönem başlıyor. Daha güçlü bir direniş ve mücadele ortaya koymanın hattını birlikte tartışacağız. Yoksa akşam buradan karayoluyla ayrılacaktım. Ama milletvekili toplantımız devam ettiği için belki bir bölümüne yetişirim diye biraz öne almak zorunda kaldım.

Ama sizinle aynı duyguları taşıyorum, hissettiğiniz her şeyi hissediyorum. Burada konuşan arkadaşların söylediği her şeye katılıyorum, çok değerli ve kıymetli bir görüş birliği içerisindeyiz. Başörtülü annelerin, kadın yoldaşlarımızın böylesine direnişçi, toprağına, doğasına sahip çıkması bunca kötülük karşısında bizlere umut veriyor. Bu çok önemlidir. Direniş en kırsalda, işin en kenarında durduğunu düşündüğünüz yerlerden geliyor. Demek ki artık mızrak çuvala sığmıyor, halklarımız uyandı, emekçiler uyandı. Tek bir eksikliğimiz var, o da bütün bunları bir araya getirip ortak bir mücadele yürütmektir. DEM Parti bunun için var. Ekmek ve Adalet Buluşmaları bunun için var.

Kürdün çığlığı ile Kaz Dağları’ndaki kardeşlerimizin çığlığını bir araya getirebilirsek daha yüksek bir ses çıkaracağımıza inanıyorum. Bu sesin de birçok kötülüğü değiştireceğine inanıyorum. Onlar doğanın nefesini kesmeye çalışıyorlar, Kürdün, Alevinin, emekçinin, direnen kadının nefesini kesmek istiyorlar. Mücadelemizle bu iktidarın zulüm politikalarının, rantın, sermayenin nefesini keseceğimize olan inançla tek tek hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Emeği geçen Balıkesir il örgütümüze, Burhaniye ilçe örgütümüze, komisyonda yer alan bütün arkadaşlarımıza bir kez daha huzurunuzda teşekkür ediyorum. Hepimize kolay gelsin, başaracağımıza olan inancımı koruyorum.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Erken Seçim” Açıklaması: Hazırız

Erken seçim tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Tülay Hatimoğulları, “DEM Parti olası bir erken seçime en hazır olan partilerinden biridir. Çünkü bizim açımızdan siyaset seçimden seçime olan bir şey değil. Biz seçimler bittikten sonra eşbaşkanlarımız, merkez yönetim kurulumuz, parti meclisimiz, partimiz sürekli alanlardaydık.” dedi ve ekledi:

“‘Seçim bitti biraz da evimizde oturalım’ demedik. DEM Parti’nin temsil ettiği siyasal gelenek sürekli halkın içinde, işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, Türkiye’de nerede sorun yaşanıyorsa orada her daim orada olan bir parti. Biz dolayısıyla seçimler konusunda idmanlı olduğumuzu söyleyebilirim. Yaz boyunca da ‘Ekmek ve Adalet’ kampanyası kapsamında sürekli halkımızla birlikteydik. Dolayısıyla biz gerek örgüt olarak, gerekse yerellerimiz, il-ilçe örgütlerimiz, genel merkezimizle birlikte bu konuda en hazırlıklı partiyiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Artı Gerçek’ten Sinan Şahin‘e gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Tülay Hatimoğulları, Emek ve Özgürlük İttifakı’na ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Seçimlerde biz çok önemli bir adım attık ve bir ittifak oluşumu sürecine girmiştik. Bu ittifaklardaki temel amacımız bir seçim ittifakı kurmak değildi. Tesadüfen seçimlerin öncesine denk geldi. Bizim amacımız bir mücadele ittifakı kurmak. Nerden kaynaklandı bu ihtiyaç? Türkiye’nin içinden geçtiği süreç, Türkiye’de özgürlüklere dönük saldırılar katlanarak arttı.

Şunu belirtmeliyim, AKP öncesi dönem güllük gülistanlık değildi. O dönem de çok büyük baskılar söz konusuydu. Ancak AKP iktidarı döneminde gerçekleşen rejimle birlikte rejim daha da otoriterleşti ve daha da faşistleşti. Bu rejime karşı bütün dünya deneyimlerine baktığımız zaman faşizme ve otoriter rejimlere karşı birleşik demokratik mücadelelerin kazandığını gördük. Toplum birleşik ve demokratik bir zeminde örgütlenirse bir başarı elde edebileceğini dünya deneyimlerine bakarak gördük. Bu nedenle bu ülkede artan bu otoriterleşen ve faşistleşen bu rejime karşı biz birleşik demokratik bir cephenin Türkiye’de kurulması gerektiğine canı gönülden inanan, bunun içinde çok emek veren bir partiyiz.”

“Erken seçim acildir, ihtiyaçtır, elzemdir”

Erken seçim tartışmalarına ilişkin de değinen Hatimoğulları, “DEM Parti olası bir erken seçime en hazır olan partilerinden biridir. Çünkü bizim açımızdan siyaset seçimden seçime olan bir şey değil. Biz seçimler bittikten sonra eşbaşkanlarımız, merkez yönetim kurulumuz, parti meclisimiz, partimiz sürekli alanlardaydık.” dedi ve ekledi:

“‘Seçim bitti biraz da evimizde oturalım’ demedik. DEM Parti’nin temsil ettiği siyasal gelenek sürekli halkın içinde, işçilerle, emekçilerle, kadınlarla, Türkiye’de nerede sorun yaşanıyorsa orada her daim orada olan bir parti. Biz dolayısıyla seçimler konusunda idmanlı olduğumuzu söyleyebilirim. Yaz boyunca da ‘Ekmek ve Adalet’ kampanyası kapsamında sürekli halkımızla birlikteydik. Dolayısıyla biz gerek örgüt olarak, gerekse yerellerimiz, il-ilçe örgütlerimiz, genel merkezimizle birlikte bu konuda en hazırlıklı partiyiz.

Erken seçim olmalıdır bu ülkede. Erken seçim acildir, ihtiyaçtır, elzemdir. Erken seçim talebinde bulunurken, detay gibi gözüken ama çok önemli olan şu noktaya dikkat çekmek istiyorum; 2023’te muhalefet, toplumsal isyanı ve demokratik zemindeki haykırışları, bir bakıma bastıran bir yöntem izledi. Neydi bu yöntem; ‘bütün çözüm sandıktadır’ gibi bir umut oluşturdu. Şunu söylemiş oldu işçiye, emekçiye, domatesini döken domates üreticisine, biber üreticisine, çay üreticisinin yaptığı eylemlere, itirazlara şöyle yanıt vermiş oldu: ‘Hele siz bir oturun evinizde. Biz bu iktidarı gönderelim ve her şey güzel olacak.’

Ama 2023 seçimleri bize bir kez daha böyle olmadığını gösterdi. Biz o zaman da söylüyorduk; bütün umutları sadece sandığa bağlamak bu ülkede bu ülkede bir değişim ve dönüşümü sağlamaz. O nedenle biz erken seçim talep ederken az önce söylediğim birleşik demokratik zeminlerin aynı anda güçlendirilmesi gerekiyor ve bu işlerin paralel yürütülmesi gerekiyor. Bütün umudu sandığa bağlarsak o sandıktan muhalefet başarılı çıkamaz.”

Tülay Hatimoğulları’nın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Osman Kavala Dosyası”nda Yeni Gelişme: Adalet Bakanlığı’na Gidecek

“Gezi Parkı Davası” kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan iş insanı Osman Kavala’nın dosyasında yeni gelişme yaşandı. Kavala için yapılan ‘kanun yararına bozma’ başvurusunu reddeden mahkeme dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine karar verdi.

Gezi Davası hükümlüsü, iş insanı Osman Kavala avukatlarından Hilal Zengin, Kavala’nın yeniden yargılanma kararının reddedilmesine dair Adalet Bakanlığı’nın incelemesi amacıyla yaptığı ‘kanun yararına bozma’ talebi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ‘karar verilmesine yer olmadığı’ gerekçesiyle reddedildi.

Avukat Zengin, kanun yararına bozma yetkisinin Adalet Bakanlığı’na ait olduğunu belirterek 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını 15 Eylül’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşıdı. İtiraz başvurusunu inceleyen üst mahkeme 25 Eylül’de kararını açıkladı. Başvuruyu haklı bulan 14. Ağır Ceza Mahkemesi son kararı Adalet Bakanlığı’nın vermesi gerektiğine işaret ederek söz konusu dosyanın, bakanlığa gönderilmesi talebiyle yeniden 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletilmesine karar verdi.

Mahkemenin kararında şöyle denildi: “İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/08/2024 tarihli, karar verilmesine yer olmadığına dair kararıyla ilgili hükümlü müdafii tarafından yapılan 15/09/2024 tarihli itirazla ilgili karar verilmesine yer olmadığına, gereğinin takdir ve ifası için hükümlü müdafi tarafından verilen dilekçenin Adalet Bakanlığı’na gönderilmesi yönünde usulü işlem yapılmak üzere dosyanın ve kararın gereği için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine…”

Ne olmuştu?

Gezi Parkı Davası kapsamında tutuklu yargılanan iş insanı Osman Kavala 25 Nisan 2022 yılında “Türkiye Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edildi. Kavala’nın cezası 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi, tarafından onandı.

Osman Kavala’nın avukatı Hilal Zengin, ‘olağanüstü temyiz’ olarak bilinen kanun yararına bozma talebinde bulundu. Bu talep, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilerek 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunuldu. Avukat Zengin’in son olarak 30 Nisan’da mahkemeye sunduğu dilekçe kabul edilmiş ve dosyalar Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderildi. Bakanlık, yeniden yargılama yapılması için kanun yararına bozma yoluna gidilmediğine karar vererek, Osman Kavala’nın olağanüstü temyiz talebini reddetmişti.

Hilal Zengin, müvekkili için temmuz ayında üçüncü kez yeniden yargılama talebinde bulunarak Gezi yargılamasının karar heyetinde yer alan başkan ve üyelerin yeniden yargılama talebine bakacak mahkeme heyetinde yer almaması talebinde bulundu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Mayıs’ta bu talebi kabul etti ve yeni bir heyet oluşturulmasına karar verdi.

Bu karara göre ilk yargılamayı yapan ve ceza kararlarının altında imzası bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üyelerinden Mesut Özdemir ile daha önce AK Parti’den Samsun’dan milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıkan Murat Bircan, yeni başvuruyu inceleyecek olan heyetten çıkartıldı. 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şenol Kartal, başkan olarak görevlendirildi. Başvuruyu değerlendiren yeni heyet de ret kararı verdi.

Kavala’nın avukatı Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere bir kez daha 8 Temmuz’da 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ‘kanun yararına bozma’ için başvuru yaptı. Ağustos ayında başvuruya yanıt veren mahkeme, itirazı reddederek kanun yararına bozma yoluna gidilmesine yer olmadığına karar verdi ve talebi Adalet Bakanlığı’na iletmedi.

Yılmaz Tunç ne dedi?

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’in, cezaevindeki Osman Kavala’yı ziyaret etmek istediği yönündeki Gazete Duvar’a yaptığı açıklamayla ilgili konuşmuştu.

Tunç, Osman Kavala’nın ‘yeniden yargılanma’ başvurusu sürecine dair, “Yeniden yargılamayla ilgili 13. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılama talebini reddetmişti. 14. Ağır Ceza Mahkemesi de itirazı reddetti. Sonrasında kanun yararına bozma dilekçesiyle Adalet Bakanlığı’na başvuruldu. Tabii burada yeniden yargılamayla ilgili sebep olarak ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçu bakımından, parlamenter sistem hükümet döneminde işlenen bir suç. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmiştir. O nedenle suçun mağduru değişmiştir gibi bir gerekçe sunuldu” dedi.

Paylaşın

“Almanya Binlerce Türkiye Vatandaşını Sınır Dışı Edecek” İddiası

Almanya ile Türkiye arasında aylardır süren müzakerelerin ardından, Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yüzlerce Türkiye vatandaşının kademeli olarak Türkiye’ye geri gönderilmesinde mutabık kalındığı iddia edildi.

Almanya ile Türkiye arasındaki anlaşmaya göre, Türkiye Almanya’dan her hafta 500 Türk vatandaşını geri kabul edecek.

Alman basınında, Almanya’daki yüzlerce Türk vatandaşının Türkiye’ye geri gönderilmesi konusunda Berlin ile Ankara arasında anlaşmaya varıldığı iddia edildi.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da (FAZ) yer alan habere göre, iki ülke arasında aylardır süren müzakerelerin ardından, Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yüzlerce Türk vatandaşının kademeli olarak Türkiye’ye geri gönderilmesinde mutabık kalındı. Varıldığı belirtilen anlaşmaya göre, Türkiye Almanya’dan her hafta 500 Türk vatandaşını geri kabul edecek.

Gazetenin Alman hükümet çevrelerinden edindiği bilgilere dayandırdığı haberine göre, ilk etapta 200 Türk vatandaşı, Almanya’nın çeşitli havalimanlarından tarifeli uçuşlarla Türkiye’ye gönderilecek. Gazeteye konuşan kaynaklar, bunun Almanya’da iltica başvurusu yapmış ve başvurusu reddedilmiş olan Türklerin sınır dışı edilmesi sürecinin başlangıcı olduğunu söyledi.

Hükümetler arasında geçen aylarda yapılan görüşmelerde Türkiye’nin, söz konuşu kişileri, özel bir uçağın kiralanıp işletilmesi anlamına gelen, tarifesiz “charter” uçuşlar ile geri kabul etmeyi reddettiği, ancak varılan anlaşmayla bu konuda bir formül üzerinde uzlaşıldığı belirtildi. Türkiye’nin, bir uçak dolusu sığınmacının geri gönderilmesini mümkün kılacak bu yöntemle olası bir imaj zedelenmesinden kaçınmak istediğini aktaran FAZ, Ankara’nın, söz konusu uçuşlara “charter” yerine “özel uçuş” adı verildiği takdirde gelecekte bu yöntemle de Türk vatandaşlarını kabul edebileceğini yazdı.

Resmi verilere göre, 2023 yılı sonu itibarıyla, Almanya’da oturma izni olmayan 13 bin 500’ü aşkın Türk vatandaşının ülkeyi terk etmesi gerekiyordu. Bunun karşısında 2023 yılında toplam 871 Türk vatandaşı sınır dışı edilmişti. 13 bin 500 kişinin yaklaşık 10 bin kişilik kısmının, “Müsamaha Belgesi” denilen, başvurusu reddedilen kişinin geçici olarak ülkede kalmasına olanak sağlayan belgeye sahip olduğu belirtiliyor. Bu kişilerin yüzde 25’lik kısmına Müsamaha Belgesi verilmesinin nedeni ise, kimlik ve seyahat belgesi eksikliğiydi.

FAZ’ın haberine göre, şimdi bu durum değişiyor. Almanya’nın kısa süre önce Türkiye’ye 200 isimden oluşan bir liste gönderdiğini yazan gazete, Türkiye’nin de bu kişileri geri kabul edeceğini teyit ettiğini iddia etti. Bunun ardından söz konusu listede adı geçen isimlerin belgelerinin, Almanya’nın çeşitli yerlerindeki yabancılar büroları ve Türk konsolosluklarının iş birliği içerisinde tamamlandığı veya yenilendiği belirtildi. Türkiye’nin Almanya’ya, konsolosluklarla Alman makamları arasındaki iş birliğinin “tamamen sorunsuz” biçimde sürdürüleceğini taahhüt ettiği öne sürüldü.

FAZ’ın haberinde, Türkiye’nin söz konusu kişileri geri kabul etmesi karşılığında, resmiyette “şaşırtıcı biçimde az” kazanım elde ettiği ifade edildi. Türk temsilcilerin, Alman temsilciler ile müzakerelerinde, nihai hedeflerinin vize serbestisi olduğunu ifade ettikleri belirtildi. Ancak Almanya, vize başvurularını değerlendirme sürecini hızlandırma konusunda çaba sarf edeceğini taahhüt etmekle yetindi.

Almanya’da iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının sayısı, son yıllarda yükselişte. 2023 yılında başvuru yapanların sayısı, 2022 yılına göre yüzde 150 arttı. Türkiye, vatandaşları Almanya’da iltica başvurusu yapan ülkeler arasında Suriye’nin ardından ikinci sıraya yükselmişti. Son dönemde başvuru yapanların sayısının düşüşe geçmesiyle birlikte, Türkiye Afganistan’ın ardından üçüncü sıraya geriledi.

Ağustos ayı sonunda Solingen’de düzenlenen terör saldırısı ve aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) ay başında Thüringen ve Saksonya ve geçen hafta sonunda Brandenburg eyalet seçimlerinde elde ettiği başarılarla birlikte, son dönemde Almanya’da göç tartışması kızışmış bulunuyor. Hükümet üzerindeki baskının artmasıyla, Almanya, 16 Eylül tarihinde sınır kontrollerine başlamıştı. İçişleri Bakanlığı, söz konusu tartışmalı uygulamayı, “düzensiz göçü sınırlandırmak” ve “iç güvenliği korumak” hedefleriyle gerekçelendiriyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan BM Mesajı: Daimi Üye Olmanın Gayretindeyiz

Cuma namazının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, “(BM) Türkiye olarak daimi üye olmanın gayretindeyiz ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok. Daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi hesapları yok” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Üsküdar’daki Hz. Ali Camisi’nde kıldığı cuma namazı sonrası açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e daimi üye olma gayreti içinde olduğunu söyleyerek, “Ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok ve daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi bir hesapları yok” dedi.

BM Genel Kurulu’na katıldığı ABD temaslarını tamamlayarak dün Türkiye’ye dönen Erdoğan, İstanbul’da Cuma namazı sonrası yaptığı açıklamada Birleşmiş Milletler’in yapısını eleştirdi.

BM’ye üye 15 geçici üyenin karar alma mekanizmasının bir etkisinin olmadığını belirten Erdoğan şöyle konuştu:

“Beş daimi üye dünyayı adeta yöneten, idare eden ülkeler konumunda. Dolayısıyla şu anda Japonya, Türkiye, Almanya gibi üyeler her ne kadar daimi üye olma teşebbüsü varsa da şu an itibariyle daimi üye olamadıkları için herhangi bir tesirleri de söz konusu değil. Şu anda Türkiye olarak daimi üye olma gayreti içindeyiz. Ama şu ana kadar aldığımız bir netice yok ve daimi üyelerin de bizleri daimi üye yapma gibi bir hesapları yok.”

Erdoğan konuşmalarında, sıklıkla BM’nin yapısını eleştiriyor. Cumhurbaşkanı son olarak önceki gün New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun BM Genel Kurulu’na katılmasını “utanç vesilesi” olarak tanımlamıştı. Erdoğan daha önce de BM’nin beş daimi üyesine göndermede bulunarak “dünya beşten büyüktür” diye seslenmişti.

BM’nin beş daimi üyesi arasında Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD bulunuyor.

Erdoğan’a New York’ta Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’le görüşmesi ve iki ülke arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantısının ne zaman yapılacağı soruldu.

Toplantının gelecek yılın başında yapılmasının planlandığını ifade eden Erdoğan, hem toplantıyı hem de Ege’de son dönemde yaşanan sıkıntıları görüşmede ele aldıklarını kaydetti. Erdoğan, “Bu konuları Sayın Başbakan masaya yatıracağını, bu sorunu da çözeceğini bizlere ifade etti” dedi.

Yunan sahil güvenlik botlarının 20 Eylül’de Bodrum ve 23 Eylül’de Datça’da Türk karasularını ihlal ettiğine dair görüntüler kamuoyuna yansımıştı. Erdoğan ile Miçotakis’in bu haftaki görüşmesi öncesinde “karasularının ihlali” konusunda görüş beyan eden CHP’liler, gerek AK Parti hükümetinin gerekse İçişleri Bakanlığı’nın gereken tepkiyi vermediğini savunmuştu.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’la görüşmesine ilişkin soru üzerine de Cumhurbaşkanı, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sıkıntıları görüştüklerini ifade etti. “Bu konularda Paşinyan’ın olumlu yaklaşım içerisinde olduğunu gördüm” diyen Erdoğan, benzer yaklaşımlarla Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunların çözülmesini umduğunu dile getirdi.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Şam’dan “Kürtlere Saldırmak İstiyorlar” Açıklaması

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecine ilişkin konuşan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, müzakerelerin, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme ilkesini uygulanmasına bağlı olduğunu belirtti.

Şaban, Ankara’nın ‘normalleşme’ sürecinden bahsederken ‘yanıltıcı davrandığını’ dile getirerek, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Suriye ile yakınlaşma arzusundan bahsettiği açıklamalarda bulunduğunda bu seçimi kazanma amaçlıydı, ancak sundukları hiçbir şey yoktu. Sahada yaptıklarını sürdürmek, topraklarımızı işgal etmek, ortalığı kasıp kavurmak, Kürtlere saldırmak istiyorlar.”

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın üst düzey danışmanlarından Buseyna Şaban, Ankara-Şam ilişkilerine yönelik açıklamalarda bulundu. Şaban’ın açıklamaları, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Eylül’de yaptığı konuşmanın ardından geldi.

Türkiye’deki yetkililerin, ‘Suriye ile yakınlaşma’ konusunu kendi çıkarları için kullanmaya çalıştığını dile getiren Şaban, “Bugün Türkiye, Suriye’nin kuzeybatısının kıymetli, değerli ve zengin bir parçası olan topraklarımızın bir kısmını işgal ediyor ve tehlikeli bir Türkleştirme süreci yürütüyor” dedi.

Türkiye ile müzakerelerin, Suriye topraklarından çekilme ilkesinin uygulanmasına bağlı olduğunu belirten Şaban, Ankara’nın ‘normalleşme’ sürecinden bahsederken ‘yanıltıcı davrandığını’ dile getirdi. El Arab’ın aktardığına göre Şaban, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Suriye ile yakınlaşma arzusundan bahsettiği açıklamalarda bulunduğunda bu seçimi kazanma amaçlıydı, ancak sundukları hiçbir şey yoktu. Sahada yaptıklarını sürdürmek, topraklarımızı işgal etmek, ortalığı kasıp kavurmak, Kürtlere saldırmak istiyorlar.”

Suriye Devlet Başkanı Esad’ın sözlerini de hatırlatan Şaban, şöyle devam etti: “Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme şartını kabul etmesi gerektiğini bildirdik. Hemen çekilmeleri gerektiğini söylemedik ancak bu ilkeyi kabul etmek istemiyorlarsa masaya oturmayacağız.”

Suriye Devrim ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu Başkanı Hadi el Bahra ise, “Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suriyeli mevkidaşı ise görüşme çağrıları abartılı” dedi.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’ye gitmeden önce yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı: “Suriye’deki gerilimin artık sona ermesi gerektiğini, oradaki istikrarsızlığın başta terör örgütleri olmak üzere tabii İsrail’in bir devlet terörü estirdiğini çok açık, net ortaya koyacağız. Bu artık sıradan bir basit terör değil, devlet terörü. Bunu bugüne kadar çok kez tekrar ettik, söyledik.

Ama bazıları hala özellikle batılı ülkeler bunu anlamamakta ısrar ediyor. Biz de söylemekte ısrar edeceğiz ve bunu özellikle de inşallah Birleşmiş Milletlerdeki konuşmamda ifade edeceğim. Bu gerginliğin sona ermesi, Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye’nin birlikte atabileceği adımlar Şam yönetimini, muhaliflerin bir süredir Suriye’de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor.

Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor. Biz bu konuda çağrımızı yaptık ve Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Biz buna hazırız. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemde böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Türkiye’de 36 Milyon “Ruhsatsız” Silah Var

Umut Vakfı’nın hazırladığı ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’na göre; Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranı, ruhsatlı silah oranının 9 katı.

Umut Vakfı, 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü öncesi ‘Türkiye Silahlı Şiddet Haritası Raporu’nu yayınladı. Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi psikiyatrist Dr. Ayhan Akcan, rapora ilişkin Sputnik Türkçe’ye açıklamalarda bulundu.

Özellikle ‘ruhsatsız’ silah sayısındaki tehlikeli artışa dikkat çeken Dr. Ayhan Akcan şu bilgileri paylaştı: “Türkiye’de yaklaşık 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ruhsatsız silah oranına baktığımızda 1’e 9. Yaklaşık 85 milyon olan Türkiye’nin nüfusunun üçte birinden fazlası hatta neredeyse yarısı bireysel silahlı olarak görünüyor. Bazı evlerde ise birden fazla silah bulunuyor. Silah edinim sayısı da her yıl yüzde 3.5 oranında artıyor.”

2014 yılından bu yana medyaya yansıyan silahlı şiddet haberlerinin günü gününe çetelesini tutarak her yıl ‘Türkiye’nin Silahlı Şiddet Haritası’nda raporlaştırdıklarını söyleyen Dr. Akcan şu bilgileri paylaştı: “Bu istatistiklere bakıldığında, 2014 yılından bugüne geçen 10 yılda; toplam 34 bin 197 silahlı şiddet olayı yaşandı, daha doğrusu medyaya yansıdı.10 yılda meydana gelen 34 bin 197 silahlı şiddet olayında toplam 21 bin 434 kişi öldü, bazıları ağır 31 bin 207 kişi de yaralandı.

Yani her üç vakada ikisi cinayetle sonuçlandı. Ağır yaralanan ve hastaneye kaldırılanların ne kadarının daha sonra öldüğünü ya da iyileştiği yine bu rakamlara yansımadı. 2023 yılında; 3 bin 773 silahlı şiddet olayı basına yansıdı. Basına yansıyan bu olaylarda 2 bin 318 kişi öldü, 3 bin 820 kişi de yaralandı. Yaşanan silahlı şiddet olaylarının 3 bin 212’sinde yani yüzde 85’inde ateşli silahlar kullanıldı.”

Akcan’ın dikkat çektiği başka bir nokta ise ‘kazayla ya da şakalaşırken’ meydana gelen ölümler. “Her 22 silahlı vakadan biri ‘aptalca kaza’ nedeniyle meydana geliyor ve maalesef yarısı ölümle sonuçlanıyor’ diyen Dr. Akcan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kazayla veya şakalaşırken olan olaylara evde, işte, avda, arabada, askerlik sırasında olmak üzere kısacası her yerde rastlanıyor. Kaza veya şakalaşırken vurma olaylarında 5-6 yaşındaki çocukların bile katil olabiliyor. Çünkü özellikle köy gibi kırsal yerler olmak üzere bazı evlerde ortalıkta gelişigüzel bırakılan silahları merakla alıp kurcalayan çocuklar, gençler ya kendilerinin ya anneleri dahil akrabalarını, arkadaşlarını vuruyorlar. Yine özellikle kutlama veya başka nedenlerle havaya ateş açma sonucu yaralanmaya sebebiyet verme olayları da bu gruba dahil edilince neredeyse yüzde 10’unu buluyor. Bu da demek oluyor ki bir yıl içinde bin cinayet işleniyorsa en az 100’ü bu şekilde ölenlerden oluşuyor. ”

Dr. Akcan, basına yansımayan tespit edilemeyen vakaların sayısına da dikkat çekerken, “Bunları da hesaba katarsak belki de bu rakamların 3-4 katı sonuçlara ulaşacağız. Çünkü kimi zaman aileler saklamayı tercih ediyorlar ya da yerel basın bu haberleri vermiyor. O zaman da tam anlamıyla bir veri elde edilemiyor” dedi.

Silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor?

Asıl soru ise bireysel silahlanmayı engellemek için ne yapmak gerekiyor? Bunun yanıtı ise Dr. Akcan şöyle yanıtlıyor:
En önemlisi bireysel silahlanmanın sosyal bir güvenlik konusu olduğunu Kabullenmek şart. Çözüm otorite olarak TBMM’de ya da kanun koyucularda. Ruhsatlandırmak ya da cezayı artırmak da çözüm değil. En az 30 yıllık bir kararlılık gerekiyor. Toplumun tüm alanlarında şiddeti azaltmanı sınırlamanın ilk adımı; sivil silahlanmayı önce zorlaştırmak denetim altına almak. En uçta yasaklamak. Silah edinmeyi bir hak ve kayıt altına alarak vergi geliri olarak görmek halen taraf buluyor. Toplumun huzurunu kaçırıyor; hukuk işlemez oluyor, korkuyu artırıyor,insanların devlete inancında hasar oluşturuyor. Bu gerçeği kabullenmek, bu yanlışlar üzerinden çözüm aramamak gerekiyor.

Bunları maddeler halinde sıralamak gerekirse; “Yeni silah yasası tekrar tartışmaya açılmalı, ruhsatsız silahlarla ilgili caydırıcı çezalar getirilmeli, ruhsat süresi iki yıla indirilmeli, evde silah bulundurma ruhsatında eş rızası alınmalı, silah ruhsatı başvurusunda en az 14 gün bekleme süresinin getirilmeli., ruhsat öncesi eğitim, ruhsat sonras denitim yapılmalı. Yine ciddi sağlık muayenesi uygulanmalı. Özellikle kişilik bozukluğu, bağımlılık düzeyi, öfke kontrol problemi ve psikopatolojik testlerin uygulanması zorunlu hale getirilmeli. Kamu spotu ile bilgilendirmeler yapılmalı, silah reklamları yasaklanmalı, internetten satış kargo ile teslim, teşhir, tanıtım yasaklanmalı. “

Umut Vakfı, her yıl bireysel silahlanma nedeniyle hayatını kaybedenleri anmak için ‘Sessiz Ayakkabılar Yürüyüşü’ etkinliği düzenliyor. Bu yıl da 28 Eylül’de Levent Meydanı’nda saat 13.00’de düzenlenecek etkinlikte yakınlarını kaybedenler bir araya gelecek.

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu’na Destek Mesajı

Ekrem İmamoğlu’na açılan siyasi yasak davasına ilişkin konuşan Mansur Yavaş, “Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir” dedi ve ekledi:

“Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş, gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mansur Yavaş’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı: Türkiye’de bilgiye dayalı olmayan bazı görüşleri maalesef ki uydurmak serbest. Hiçkimse sorgulamadan kendi düşüncelerini ‘kulis bilgisi’ olarak ortaya atıyor. Açıklamalarımız gayet ortadadır. Genel Başkanımız günü geldiğinde parti olarak kimin aday olacağına karar vereceklerini açıkladı.Henüz ortada böyle bir gündem yokken bu tarz tartışmaları üzücü buluyoruz. Daha öncesinde de bunu yaşadık.

Bu tartışmalar özellikle yapıldı arayı bozmak için. Bunu yaparken ülke gündemini de ortadan kaldırdılar. Şu anda yapılanlar da aynısı. Sayın İmamoğlu’nun veya benim, ağzımızdan hiçbir şey çıkmadığı halde kulis bilgisi adı altında hem hükümeti eleştirip hem de hükümete hizmet edecek gereksiz tartışmalar yaptırıyorlar ve gündemi unutturuyorlar. Ülkeni tek bir gündemi var; emeklilerin durumu, yaklaşan kış şartları, insanların gıdaya erişimindeki zorluk, vatandaşlar aç kalıyorlar.

Fakat bazı şahısların kişisel kariyerleri ya da kendilerini gündeme getirmek için beyanları bunlar. Neye hizmet ettiklerini anlamak mümkün değil. Her zaman söyledik, ‘Partimiz aday gösterirse aday oluruz.’ Bence muhalefet tüm gücüyle ülkede yaşana sıkıntıların çözümü ve halka duyurulması konusunda çalışmalıdır. Bunun haricindeki konuşmalar boş laftır. Bunlara tüketeceğimiz vaktimiz yoktur. Boş laflara, hükümetin işine yarayan, bazı insanları ortaya attığı gündemi unutturan şeylere kulak verilmemesi gerekir.

Ekrem İmamoğlu: Yargı sopası göstererek siyaseti dizayn etme çabalarına karşıyız. Bu konuda Ekrem beyin sonuna kadar yanında olacağımızı da açıklamalarımızda belirttik. Sayın Kılıçdaroğlu’na açılan davalar da siyasidir, sayın İmamoğlu’na açılan davalar da siyasidir.

Ben hukukçuyum hangi kelimelerin suç olup olmadığı Yargıtay kararlarında açıkça bellidir. Bu davanın açılması bile yanlıştır. Umarım yanlış bir karar verilmez. İnşallah İmamoğlu’nun suçlu olmadığı yönünde karar verir ve ülke gerçek gündemine döner. Kararın beraat yönünde verilmesini talep ediyorum. Sonuna kadar İmamoğlu’nun yanındayız. Aksi bir karar çıkarsa da ne şekilde tepki gösterip, protesto edeceğimizi o gün gösteririz.”

Paylaşın

Hatimoğulları, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Ekonomik kriz üzerinden iktidara yüklenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri” dedi ve ekledi:

“Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü. Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük.

İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, ‘Ekmek ve Adalet’ buluşmaları kapsamında GATEM Toptancılar Sitesi’nde, Türk İş’e bağlı Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Şubesi’ni ziyaret etti. Hatimoğulları’na Antep programında PM Mehmet Bozgeyik, Şırnak Milletvekili Zeki İrmez, İl Eşbaşkanları Hacer Ayhan ve Mehmet Satan eşlik etti.

Artı Gerçek’ten Sinan Şahin‘in aktardığına göre, burada açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, ‘ekmek ve adalet’ buluşmaları kapsamında Antep’te temaslarda bulunuyor. Şahinbey’de Tuğcan Otel’de gazetecilerle bir araya gelen Hatimoğulları, “Adalet talep eden, barış talep eden herkesle buluşmalarımızı gerçekleştirdik. Neden ekmek talebi, neden adalet talebi bugünlerde bu kadar yükselmiş durumdadır? Ülkenin içinden geçtiği ekonomik krizi ne kadar anlatsak yetersiz kalır. İnsanların hal komplekslerinin önünde bayatlamış, çürümüş sebzeleri götürüp evinde yemek yapmak zorunda kaldıkları bir dönemden geçiyoruz. Çiftçi bu ülkede bu iktidar tarafından bitirildi. Tarım komple bitirildi bu iktidar tarafından. İnsanlar açlık ve yoksullukla adeta baş başa bırakıldı” dedi.

Hatimoğulları, “Bu ülke son yıllarda o kadar kötü yönetiliyor ki gençler artık umudunu Avrupa’da arıyor. 1980 döneminde biliyorsunuz çok önemli göç dalgası olmuştu Avrupa’ya doğru Türkiye’den ama şu anda işsizlikten, yoksulluktan, gençler gelecek görmediği için mutsuzluktan kaynaklı Avrupa’ya göç etmeye çalışıyor. Türkiye, birkaç sene sonra emek gücüne ciddi ihtiyaç duyacak bir ülke pozisyonuna gelecek, bu göçen dolayı.

Ve bütün bunların altında yatan çok sebep var. Bir kere gençlerin özgürlükleri elinden alınmıştır. Gençler umut hissetmiyor. Çünkü bu kadar mutsuz, umutsuz, işsiz, geleceksiz. Ayrıca gençler sosyal ortamlarını da kaybediyor. AKP iktidarının yaratmak istediği yeni toplum modelinde gençlerin özgürlüğünü kısıtlayan, kadınların özgürlüğünü kısıtlayan, onların üzerinde ağır mahalle baskısı duran bir anlayışla karşı karşıyayız” diye konuştu.

İktidarın eğitim politikalarını eleştiren Hatimoğulları, “Bakın MESEM’i getirdiler. MESEM çocuk işçiliğine adeta yasal kılıf bularak çocukları küçücük yaşlarda çalıştıran, onrların emeğini sömüren bir uygulama. Yine eğitimde yeni politikalarıyla özellikle ÇEDES projesi ile, maarif projesi ile Türkiye’de eğitimi aşırı dindarlaştıran, bilimden uzaklaştıran bir yaklaşım içindeler.

Elbette bizler Türkiye’de bütün halkların ve inançların kendi dilleriyle, kendi mezhepleriyle kendi inançlarını özgür ve eşit bir yurttaş olarak yaşamasıyla ilgili en fazla katkısı olan siyasi parti olarak eğitimdeki müfredattaki bu değişikliği kesinlikle kabul etmiyoruz. Gençleri daha da mutsuzlaştıran yaklaşımlardan birinin bu olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum” dedi.

Baskılara ve adaletsizliğe değinen Hatimoğulları, “Emine Şenyaşar biliyorsunuz haftalardır Meclis’te nöbette. Yıllardır alanlarda, meydanlarında, adalet nöbetinde ve adalet yok ne yazık ki Emine Şenyaşar için. Öte yandan son zamanlarda artan Kürt diline baskılar, Kürt halkının düğünlerde halay çekmesi, Kürtçe müzik söylemesi … Bütün bu baskıları göz önünde bulundurduğumuzda adaletsizliğin, özgürlüklerin kısıtlanmasının ne kadar önemli boyutlara varlığını bizlere en iyi şekilde gösteriyor” diye konuştu.

“Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor”

Hatimoğulları, “İktidar bir avuç insana kazandırmak, bir avuç insanı sarayın refahında yaşatmak için milyonlarca insanı aç bırakıyor. Türkiye, vergi adaletsizliğinde dünyada ilk sıralarda yer alacak ülkelerden biri. Küçük üreticiden, çiftçiden, işçinin maaşından vergi alan iktidar şimdi alınan bahşişlerin bile peşine düştü. Kominin, garsonun aldığı bahşişlere bile ‘kayıt dışı para’ diye göz dikti. Ne yazık ki durum çok kötü.

Türkiye’nin her yerinde dolaştık. Muğla’da, Antalya’da insanların nasıl gece gündüz çalışıp açlığa yoksulluğa mahkum edildiğini gördük. İnsanların domateslerini nasıl döktüğüne tanıklık ettik. Türkiye’de insanlar ‘artık yeter’ diyor. ‘Yeter artık bizim sırtımıza bindirilmiş vergiler’ diyor. Siz kayıt dışı ekonomi arıyorsanız serbest bıraktığınız Polat ailesine gideceksiniz. O milyarlarca lirayı, kara para aklayıcılarından, vergi ödemeyenlerden, servet sahibi olup yurt dışında yatırım yapıp vergi cennetlerine gidenlerde arayacaksınız. İşçinin, emekçinin sırtından aramayacaksınız” dedi.

Paylaşın

CHP, Vergi Paketi’ni Anayasa Mahkemesi’ne Taşıdı

CHP, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren vergi kanunlarında değişiklik yapan düzenlemenin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüklerinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, sosyal medya hesabı üzerinden, partisinin “Vergi Paketi Kanunu” olarak tanımlanan yasanın iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) başvurduğunu açıkladı.

Günaydın, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Mülkiyet hakkının ve mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin aksine; kamu idareleri ile bu idarelere bağlı döner sermaye işletmelerinin; mahkeme kararları ve icra dairelerinin ödeme veya icra emirleri üzerine ödeme yapmaları durumunda; istihkak sahibinden borcu yoktur belgesi istemesi.

Mülkiyet hakkının ve verginin kanuniliği ilkesinin aksine; gelir ve kurumlar vergisinde, vergi tevkifatı ve vergi kesintisi yapılacak sektör veya faaliyet konularının kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi.

Devletin engellilerin korunmasına yönelik pozitif yükümlülüğünün aksine; malul ve engellilerin kullanımına mahsus eşyanın ithalinden katma değer vergisi alınması. Mülkiyet hakkının aksine; faaliyetini bırakan, bölünen veya infisah eden mükelleflerin bünyesinde bulunan sonraki döneme devreden KDV tutarlarının, devralan şirkette indirilecek KDV olarak kullanılabilmesi için yapılacak vergi incelemelerinin zamanaşımına tabi olmaması.

Mülkiyet hakkının aksine; beş takvim yılı süresince indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin, hesaplanan katma değer vergisinden indirilememesi ve bu tutarın özel hesaba alınması. Ölçülülük ilkesinin aksine; bazı tütün mamulleri bakımından Cumhurbaşkanının birim ambalaj itibarıyla maktu vergi tutarı belirlemeye yönelik yetkisinin genişletilmesi.

Eşitlik ilkesi bağlamında sosyal güvenlik hakkının aksine; Türkiye Kızılay Derneği ile bu derneğe ait veya bağlı işletmelerde çalışanların (varsa) emeklilik veya yaşlılık aylıklarının kesilmemesi. Sosyal güvenlik hakkının aksine; Cumhurbaşkanına kısa vadeli sigorta kollarının prim oranını belirleme yetkisi verilmesi. Bütçe hakkının aksine; Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibine 2024 yılında ödenek eklemeye Cumhurbaşkanının yetkili kılınması.

Küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin sıfır olarak kabul edilebileceği güvenli limanların kanuni ölçüt olmaksızın Cumhurbaşkanınca belirlenmesi. Cumhurbaşkanın kanuni ölçüt olmaksızın sayılı türden küresel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerler ile sayılı türden yerel asgari tamamlayıcı kurumlar vergisinin uygulandığı yerleri belirlemesi.

Seyahat özgürlüğünün aksine; yurt dışına çıkış harcının 500 TL olarak belirlenmesi ve Cumhurbaşkanına üç katına kadar artırma yetkisi verilmesi. Kamu görevlilerinin özlük haklarının kanuniliği ilkesinin aksine; Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nda istihdam edilen kişilerin özlük haklarının idarece belirlenmesi.”

Paylaşın