Türkiye’nin “Osman Kavala” Savunması: Siyasi Etki Yok

Türkiye, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması çağrısı yapan Avrupa Konseyi’ne gönderdiği savunma metninde, Erdoğan dahil hükümet yetkililerinin Osman Kavala hakkındaki açıklamalarının “yargılamaya etkisi olmadığı” ileri sürüldü.

Metinde, beraatine hükmedilmesine rağmen eski bir dosyanın açılmasıyla ceza verilen Osman Kavala’nın, “iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’e başvurduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğu” da savunuldu.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “bağlayıcı kararlarına uymaya” ve Osman Kavala’yı derhal serbest bırakmaya” çağırmıştı.

Gezi Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hak ihlali kararını uygulamayan iktidarın, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne gönderdiği savunma metni ortaya çıktı.

Savunmada, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil hükümet yetkililerinin Kavala hakkındaki açıklamalarının “yargılamaya etkisi olmadığı” ileri sürüldü. İktidar, beraatine hükmedilmesine rağmen eski bir dosyanın açılmasıyla ceza verilen Kavala’nın, “iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’e başvurduğunu, bu nedenle söz konusu AİHM kararının geçersiz olduğunu” da savundu.

Gezi Davası’nda yargılanan Kavala’nın beraat ve tahliyesine hükmedilmiş ancak cezaevinden çıkmadan, daha önce savcılığın tahliye ettiği eski bir dosya “casusluk” başlığıyla yeniden açılarak, yeniden tutuklama kararı verilmişti. Bunun ardından beraat ettiği Gezi Davası’nı istinaf mahkemesi bozmuş, ilk kararı veren heyet de dağıtılmıştı.

Yeni bir mahkemede yargılanan Kavala, Gezi Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş, cezası onanmıştı. Tüm bu süreçte, Kavala’nın tutuklandığı aşamada hak ihlali kararı veren, tahliyesine ve dosyanın kapatılmasına hükmeden AİHM’nin kararı uygulanmamıştı.

Bu nedenle de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye için “yaptırım” kararı almıştı. 17-19 Eylül’de Türkiye için uygulanacak yaptırım konusunda toplanan Bakanlar Komitesi, yeni bir gelişme olmaması nedeniyle 24 Ekim’de yapılacak toplantıya kadar Türkiye’den somut bir adım atmasını istemişti.

T24’ün Ankara haber müdürü Gökçer Tahincioğlu‘nun haberine göre, iktidarın Bakanlar Komitesi’ne gönderdiği savunmadaysa, AİHM kararının uygulanmamasının gerekçesi olarak Kavala’nın, “uydurma” eleştirilerine yol açan ‘casusluk’ suçlaması nedeniyle tutuklandığı iddia edildi.

AİHM’nin yetkisizlik nedeniyle başvuru için “kabul edilmezlik kararı vermesi gerektiği ama Türkiye için yaptırım kararı alındığı” savunuldu. Türkiye, daha önce yöneltilen 12 soruya da yanıt verdi.

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla gönderilen yanıtlarda şu görüşler savunuldu:

“Kavala, iç hukuk yollarını tüketmeden AİHM’ye başvurmuştur. Başvurucunun tutuklu olduğu dosyaya ilişkin yeni AYM başvurusu yapılmış, bu başvuru sonuçlanmamıştır. Başvurucunun AYM önündeki başvuru sonuçlanmadan AİHM’ye gelmesi “başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemezlik sebebidir.” AYM’nin önündeki başvuru yeni bir başvurudur. AYM’nin iş yükü göz önünde bulundurulmalıdır. Kavala’nın dosyasının AYM önünde hala sonuçlanmamış olması makul süreyi aşmaz, öngörülebilir ve kabul edilebilirdir.”

Ankara, AİHM kararının bugüne kadar uygulanmamasının sorumlusunun da yine AİHM olduğunu ileri sürdü. Savunmada, AİHM’nin ilk ihlal kararının Kavala’nın tutuklanmasına ilişkin olduğunu, bu ceza dosyasının sonuçlandığını belirtildi. Ceza davası sonuçlanmadan önce Kavala’nın belirtilen dosyadan tahliye edilip farklı bir dosyadan tutuklandığını, casusluk suçuyla verilen bu tutuklamaya ilişkin yargılamanın daha sonra sürdüğünü vurguladı.

Yanıtta, “Başvurucunun tutukluluğunun sebebi, AİHM kararındaki dosya değil, yeni bir dosya olan TCK md. 328’deki casusluk suçlamasıdır. Bu yüzden de AİHM’nin öncelikle başvuru yollarının tüketilmemesinden kabul edilemezlik vermesi, daha sonra da 2019 tarihli önceki kararındaki bulgularla şimdiki dosyayı karıştırmaması gerekir” denildi.

“AKP üyesi hakim” sorusu

Türkiye, daha önce beraat kararı veren mahkemenin bazı üyeleri hakkında disiplin soruşturması açılması, mahkumiyet kararı veren heyette geçmişte AKP üyesi olan bir hakimin yer alması konularına da şu yanıtı verdi:

“Beraat kararı veren hakimlere farklı nedenlerle açılan disiplin soruşturması, ceza yargılaması üzerinde negatif bir etki yaratmamıştır. Disiplin soruşturması açılması, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkını engellemez. Siyaseten angaje olduğu iddia edilen 13. Ceza Mahkemesi’ndeki yargıcın tarafsızlığını/ bağımsızlığını kaybettiğine dair hiçbir somut delil yoktur.”

Türkiye, iktidarın ve Cumhurbaşkanı’nın Kavala hakkındaki açıklamalarının yargılamaya etkisi olup olmadığı konusunda da “Başvurucuya dair hükümet görevlilerinin beyanlarının zamanlama, içerik ve bağlamı dikkate alındığında masumiyet karinesini zedeleyen bir husus yoktur çünkü başvuranın suçluluğuna dair bir değerlendirme içermemektedir” savunmasını yaptı.

Paylaşın

CHP’nin “İktidar Planı” Belli Oldu

31 Mart’ta gerçekleştirilen seçimlerde pirinci parti konumuna yükselen Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) iktidar planı belli oldu: Gölge kabine farklı illerde toplanacak, program çalışması mayısa kadar bitecek.

İktidara Kasım 2025 için erken seçim çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin merkez yönetim Kurulu (MYK) üyelerine en geç mayıs ayına kadar seçim beyannameleri olacak parti programı çalışmalarını bitirme talimatı verdi. Bu kapsamda partinin Gölge kabinesinin ekim ayı itibarıyla il gezilerine başlayacağı belirtildi.

Gölge kabinenin iki haftada bir Özel başkanlığında Türkiye’nin farklı bir ilinde toplanacağını aktaran CHP kurmayları “İlk olarak 7 Ekim’de Hatay’da olacağız. Ardından iki haftada bir farklı illerde toplanmaya devam edeceğiz. Bu şekilde hem iktidar olunca neler yapacağımızı her ilde anlatmış olacağız hem de gittiğimiz illerde örgütü canlı ve motive tutacağız.

Çalışmalarımıza örgütümüz, o bölgenin yerel sendikaları, akademisyenleri, meslek örgütleri de katkı verecek” dedi. Kurmaylar ilk toplantının Hatay’da yapılacak olmasıyla ilgili de “Depremden en çok etkilenen illerden birisi Hatay’dı. Genel başkanımız da özellikle Hatay’la ilgili hassasiyetini sürekli dile getiriyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın aktardığına göre; Partinin örgüt faaliyetlerini yoğunlaştıracağını söyleyen kurmayları “Gölge kabine üyeleri alanlarında çalıştaylar yapacak. 30 Eylül’de genel başkanımızın da yer alacağı bir sağlık çalıştayı yapacağız. Sonrasında eğitim ve ekim sonu da emek çalıştayı olacak” bilgisini paylaştı.

Paylaşın

Erdoğan: Birleşmiş Milletler İşlevsiz Bir Kuruma Dönüştü

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşan Erdoğan, Birleşmiş Milletler’in giderek atıl ve işlevsiz bir kuruma dönüştüğünü belirterek, “Üzülerek görüyoruz ki son yıllarda BM kuruluş misyonunu ifa etmekte yetersiz kalıyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin New York kentinde Birleşmiş Milletler (BM) 79’uncu Genel Kurulu oturumuna hitap etti. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sayın Başkan, değerli devlet ve hükümet başkanları, sayın genel sekreter, kıymetli delegeler sizleri şahsım, ülkem ve milletim adına en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum. BM Genel Kurulu’na bir kez daha seslenme fırsatı bulmaktan bahtiyarlık duyuyorum.

Genel kurul başkanlığını tamamlayan sayın Francis’i tebrik ediyorum görevi devralan sayın Yang’a başarılar diliyorum. Dost ve kardeş Filistin’in temsilcisinin üye ülkeler arasında hak ettiği yerde görmekten memnuniyeti ifade etmek istiyorum.

Filistinli tanımayan diğer devletleri de bu kritik dönemde tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin devletini bir an evvel tanımaya davet ediyorum. Buradaki dostlarımın çoğunun ekranlarda seyrettiği krizleri biz an be an yaşıyor ve yönetmeye çalışıyoruz. Sizlere gerilimin uzağında değil kalbinde yer alan ülkenin lideri olarak sesleniyorum.

Şu an BM milyonlarca insanın hayatını kaybettiği II. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası barışı ve güvenliği korumak amacıyla kuruldu. Küresel istikrar, huzur ve adalete beklentiler yeniden yeşermişti. Ancak üzülerek görüyoruz ki son yıllarda BM kuruluş misyonunu ifa etmekte yetersiz kalıyor, giderek işlevsiz, hantal ve atıl bir yapıya dönüşüyor.

Dünya beşten büyüktür şiarının temsil ettiği değerlere bugünlerde daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. 7 Ekim’den beri aralıksız süren İsrail tarafından saldırılarda 41 bin hayatını kaybetti. Çocuk, kadın 41 can hayattan koparıldı. 10 binden fazla Gazzeli’nin nerede olduğunu kimse bilmiyor. 100 bine yakın insan yaralandı, sakat kaldı.

172 gazeteci öldürüldü. Hayat kurtarmak için çalışan 500’ü aşkın sağlık görevlisi öldürüldü. Savaşta dahi dokunulmaması gereken 820 cami, 3 kiliseyi vurdular. Onlarca hastane, yüzlerce okul, hasta taşıyan 130’dan fazla ambulansı vurdular. BM şartını parçalayarak utanmadan tüm dünyaya, vicdan sahibi tüm insanlara bu kürsüden meydan okudular.

Dostlarım, İsrail’in temerküz kampına çevirdiği hapishanelerden sızan görüntüler nasıl bir zulümle karşı karşıya olduğumuzu net bir şekilde gösteriyor. Gazze dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığı haline gelmiştir. 17 binden fazla çocuk kurşun ve bombaların hedefi oldu.

Recep sadece 6 yaşındaydı, yakınlarıyla güvenli yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vuruldu. Dayısı, yengesi, kuzenleri herkes ölmüş sadece o hayatta kalmıştı. 12 boyunca çaresizce kurtarılmayı bekledi. ‘Beni almaya gelecek misiniz, korkuyorum’ diyerek yardım elinin kendisine uzanmasını bekledi.

Dünyamızın geldiği seviyeye, teknolojiye rağmen çatısı altında binlerce personel çalıştıran devasa bütçeli kuruluşlarımıza rağmen 8 milyarlık insanlık ailesi olarak 6 yaşındaki kız çocuğu, yaralı bir serçeyi maalesef kurtaramadık. Bir lokma kuru ekmek, su, çorba bulamadığı için yüzlerce Gazzeli çocuk öldü ve halen ölüyor.

Gazze’de aynı zamanda BM sistemi ölüyor, hakikat ölüyor. Batı’nın savunduğunu iddia ettiği değerler ölüyor. İnsanlığın daha adil dünyada yaşama umudu tek tek ölüyor.

Ey insan hakları örgütleri, Gazze’dekiler, Batı Şeria’dakiler insan değil mi? Filistin’deki çocukların okuma, yaşama, sokakta oynama hakkı yok mu? Ey uluslararası basın kuruluşları İsrail’in canlı yayında katlettiği gazeteciler sizin me meslektaşınız değil mi?

Ey BM Güvenlik Konseyi, Gazze soykırımının önüne geçmek, bu zulme dur demek için daha neyi bekliyorsunuz? Filistin halkıyla birlikte kendi vatandaşlarının canını tehlikeye atan katliam şebekesini durdurmak için daha neyi bekliyorsunuz?

“Uluslararası toplum kötü bir sınav verdi”

Ey İsrail’e kayıtsız, şartsız destek verenler, bu katliamı seyretmenin, vahşete ortak olmanın utancını daha ne kadar taşıyacaksınız. Gazze, Ramallah, Lübnan’da çocuklar ölürken, bebekler küvezde can verirken, maalesef uluslararası toplum da çok kötü sınav vermiştir.

Filistin’de yaşananlar çok büyük ahlaki çöküşün göstergesidir. Ülke liderlerin, uluslararası kuruluşların bu acı tablo üzerine düşünmesi gerektiğine inanıyorum. İsrail yönetimi temel insan haklarını hiçe sayarak bir millete, halka karşı etnik temizlik, apaçık soykırım uygulamakta, topraklarını adım adım işgal etmektedir.

Özgürlük, bağımsızlığı, temel hakları gaspedilen Filistinliler haklı biçimde bu işgale, etnik temizliğe karşı meşru direniş haklarını kullanmaktadır. Sergilediği haklı direniş gayrimeşru gösterilemeyecek kadar asildir, onurludur, kahramancadır.

Buradan bir kez daha canları pahasına vatanlarını savunan Filistinli kardeşlerimi yürekten selamlıyorum. İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırganlığının tek nedeni bir avuç ülkenin İsrail’e olan kayıtsız şartsız desteğidir.

Etki sahibi ülkeler tavşana kaç, tazıya tut politikasıyla bu katliama açıkça ortak oluyor. Sahne önünde güya ateşkes için uğraşanlar arka planda İsrail’e silah ve mühimmat göndermeye devam ediyor. Bu tutarsızlık ve samimiyetsizliktir.

Mayıs ayından beri gidip gelen bir kâğıt var. Hamas ateşkes teklifini kabul ettiğini defalarca ilan etti. Ama İsrail hükümeti işi sürekli yokuşa sürerek ateşkese en yakın olduğunu özellikle müzakere ettiği muhatabını kalleşçe öldürerek, barışı istemeyen taraf olduğunu net bir şekilde gösterdi.

İsrail’in oyalama ve aldatma hamlelerine daha fazla prim verilmemelidir. 2735 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığı ortamda İsrail’e yönelik zorlayıcı tedbirler gündeme alınmalıdır.

İsrail’in tutumunun uluslararası toplumun Filistinli sivillere yönelik bir koruma mekanizması geliştirilmesi zaruridir. Nasıl Hitler insanlığın ittifakı ile durdurulmuşsa, Netanyahu ve cinayet şebekesi insanlığın ittifakı ile durdurulmalıdır.

Barış için birlik kararında mevcut olduğu gibi kuvvet kullanma tavsiyesinde bulunma yetkisinin bu süreçte mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalı, mahkum takası gerçekleştirilmeli, insani yardımlar engelsiz ve kesintisiz olarak Gazze’ye ulaştırılmalıdır.

Kış mevsiminden önce zor koşullar altında hayatta kalmaya çalışan Gazze halkına yardım eli uzatmamız şarttır. Şu an Gazze’deki su kaynaklarının yüzde 70’i, fırınların yüzde 75’i tahrip edildi. Sağlık merkezlerinin yüzde 95’i kısmen veya tamamen zarar gördü.

150 bin konut tamamen, 200 bin konut kısmen yıkıldı. 80 bin konut oturulamaz hale geldi. Çocuk felci, hepatit ve bulaşıcı hastalıklar giderek artıyor. Gazze halkı ihtiyacı olan yardım miktarının dörtte birine ancak ulaşabiliyor. Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimize yönelik insani yardım faaliyetlerini sürdürdük, sürdürüyoruz. Türkiye Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülke konumundadır.

İsrail’le olan ticari işlemleri durdurarak konudaki hassasiyetimizi ortaya koyduk. Lübnan halkının ve hükümetinin de yanındayız. Artık hepimiz şu gerçeği görebiliyoruz. 41 bin insanı katledenler talimatı verenden, tetiğini çekene, bombayı bırakana kadar işledikleri suçların hesabını vermeden vicdanlar rahata kavuşamaz.

Yıkılan yok edilen, enkaza çevrilen şehirlerde oluşan milyarlarca dolarlık hasarın faturası faillerden mutlaka tazmin edilmelidir ve edilecektir.

İsrail’in işlediği suçların cezasız kalmaması için Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davayı destekliyoruz. Adaletin tecelli etmesi için her türlü adımı atacağız. Nablus’ta İsrail askerleri tarafından başından vurulan Ayşenur Ezgi Eygi kızımızın da kanının yerde kalmaması için her türlü mücadeleyi veriyoruz, vereceğiz.

Gazze’de ateşkes acil ihtiyaç olsa da asıl sorun Filistin topraklarının İsrail tarafından işgal edilmesidir. Bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz Filistin devletinin vücut bulması daha fazla ertelenemez. Mescid-i Aksa ve Harem-i Şerif’ eyönelik saldırıları da yakından takip ettiğimizi belirtmek isterim.

“Antisemitizme karşıyız”

Tayyip Erdoğan olarak bu kürsüde hamasetin diliyle konuşmuyorum. Vicdandan, ecdadımın duruşundan aldığım cesaretle konuşuyorum. Tarih boyunca daima mazlumun yanında, zalimin ve zulmün karşısında olmuş bir milletiz.

Bundan 500 yıl önce engizisyondan kaçan musevilere de Hitler’in toplama kampından kaçan yahudilere de kucak açtık. Ülke ve millet olarak İsrail halkına yönelik herhangi düşmanlığımız yoktur. Müslümanların inançlarından dolayı hedef alınmasına nasıl karşıysak antisemitizme aynı şekilde karşıyız.

Sorunumuz İsrail hükümetinin katliam politikalarıyladır, zalimle ve zulümledir. Şunu herkes bilsin ki; hakkı haykırmaktan çekinmeyiz. Birileri rahatsız olsa da doğruları söylemekten korkmayız. Haklının yanında durmaya, doğru bildiklerimizi acı da olsa söylemeye devam edeceğiz.

Buradan inanç, ülke, dil, din ayrımı yapmadan Filistin halkıyla dayanışma sergileyen, her hafta sokakları doldurarak Gazze’deki katliama sesini yükselten tüm yürekli insanlara, özellikle üniversiteli gençlere teşekkür ediyorum.

Suriye maalesef istikrardan uzaktır. Ekonomik ve insani durum vehametini koruyor. 2254 sayılı BMGK kararının temelinde milli uzlaşısının sağlanmasını temenni ediyoruz. Komşumuz Irak terörle mücadelesini sürdürürken, kalkınma, yeniden imar ve bölgesiyle bütünleşme yolunda kararlı adımlar atıyor. Uluslararası toplum Irak’ın bu faaliyetine destek vermelidir.

Kalkınma Yolu gibi girişimlerin hayata geçirilmesi çok ama çok önemlidir. Tüm bunlar PKK başta olmak üzere Irak’taki terör tehdidin bertaraf edilmesine bağlıdır.

Ukrayna’daki savaş üçüncü yılını bitirirken adil ve kalıcı barışın tesisinden hala uzaktayız. Silahlanma yarışı hızlandıkça diplomasinin alanı giderek daralıyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü temelinde savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalara desteğimizi daha da artıracağız.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulamaya devam edeceğiz. Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki barış sürecini destekliyoruz. Türkiye-Ermenistan kulvarında adımlar atıyoruz.

Ayrılmaz parçası olduğumuz Balkanların refah ve huzuru için yapıcı rol oynuyor, bölgedeki tüm aktörlerle yakın işbirliği içinde hareket ediyoruz. Bosna Hersek’in egemenliği, siyasi birliği, toprak bütünlüğünün önemini her platformda vurguluyoruz.

Belgad-Priştine diyalog sürecini destekliyoruz. Ege Denizi’nde tüm tarafların menfaatlerine saygı duyulan bir istikrar bölgesi olmasını istiyoruz.

Türkiye enerji ve çevre başta olmak üzere her konuda yapıcı işbirliğine hazırdır. Komşularımızdan aynı yaklaşımı bekliyoruz. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin anahtar rolü yadsınamaz. Kıbrıs adasında Türkiye’nin, Kıbrıs Türkleri’nin hakları vardır.

Kıbrıs meselesine adil, kalıcı, sürdürebilir barış için samimi irade koyan taraf Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’ydi. Federasyon modeli artık geçerliliğini tamamen yitirmiştir. Adada iki ayrı devlet ve iki ayrı halk vardır. Kıbrıs Türklerinin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüleri yeniden tecil edilmeli ve tecrit artık son bulmalıdır.

Bugün uluslararası toplumu bir kez daha Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya, diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet ediyorum. Libya’da ülkenin birlik ve muhafazasına aktif destek sağlıyoruz. Tüm devletleri Libya’nın yanında samimi şekilde yer almaya davet ediyoruz.

Sudan’daki çatışmaların sona ermesi için daha fazla çaba harcamalıyız. Yerlerinden edilmiş milyonlarca Sudanlıya insani yardım ulaştırılması noktasında hepimize sorumluluk düşüyor.

Eşit ortaklık ve karşılıklı saygı ilkeleri temelinde Afrika halklarıyla kıtanın barış, istikrar ve kalkınma çabalarına destek veriyoruz. Afrikalı kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olmayı sürdüreceğiz.

Yükselen ekonomileri bir bir araya getiren BRICS’le ilişkilerimizi geliştirme irademizi canlı tutuyoruz. Orta Asya ülkeleri ile işbirliğimizi ikili ve çok taraflı zeminde daha da güçlendiriyoruz. Türk devletleri teşkilatımız giderek cazibe merkezine dönüşüyor.

Türk dünyası olarak birlik ve beraberliğimizi daha da tahkim edeceğiz, Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı çevresinde güçlü tarihi, kültürel, beşeri ilişkilerimizin bulunduğu Uygur Türkleri’nin temel hakları için Çin’le yakın ilişki halindeyiz. Latin Amerika ülkeleri ile dostane bağları daha da güçlendirmeye gayret ediyoruz.

Üyesi olduğumuz G-20 başta olmak üzere adil, kapsayıcı, büyüme ve kalkınmayı temin edecek çalışmalara destek veriyoruz.

Hiçbir ülke emisyon azaltımı ve iklim değişikliğine uyum sürecini tek başına göğüsleyemez. Gelişmekte olan ülkeler için en önemli hususlar, finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirmedir. Bakü’deki zirvenin bu meselelerin çözülmesine katkı yapacağına inanıyorum.

İslam ve yabancı düşmanlığı ile ırkçılığın zehirli sarmaşık gibi dünyayı sarmakta olduğunu görüyoruz. Camilere ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılara şahit olmadığımız neredeyse tek bir gün yok.

İnsanların evleri ateşe veriliyor, hayatlarına kast ediliyor. En temel hakları göz göre göre gasp ediliyor. Büyüyen bu tehlikeyi kimse daha fazla görmezden gelemez. 15 Mart’ta kabul edilen karar tasarısının en yakın zamanda BM’de islamofobi ile mücadelede özel temsicilik atanmasını bekliyoruz.

Toplumun temel direği olan aile kurumuna yönelik saldırılar giderek yoğunlaşıyor. 2024 Olimpiyat Oyunları’nın açılışında sahnelenen rezalet insanlık olarak karşı karşıya olduğumuz tehdidin boyutlarını gözler önüne sermiştir. Masum çocukların her yaştan ve inançtan yüz milyonlarca insanın izlediği spor etkinliği çok çirkin şekilde cinsiyetsiz hale getirilmiş, propagandasına alet edilmiştir.

Cinsiyetsizleştirme meselesi tercihden ziyade küresel dayatmaya, kutsala ve fırsata karşı savaşa dönüşüyor. Bu yıkım projesi karşısında ses çıkaran, tepki gösteren herkes susturulmakta, linç kampanyalarının hedefi olmaktadır. Ne pahasına olursa olsun Türkiye bu kuşatmayı yarmakta, yıpratmakta kararlıdır.

Diğer üye ülkelerle dayanışma içinde aileyi, insanı, fıtratı savunmaktan geri duymayacağız. Bizimle aynı endişeleri paylaşan ülkeleri de bu mücadeleye omuz vermeye davet ediyorum.”

Paylaşın

CHP’de “İki Forvet” Arasında Çekişme Mi Var?

İdeaPolitik Enstitüsü Genel Direktörü Can Kakışım, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını tartışmak için erken olduğunu çünkü henüz seçim takviminin belirlenmediğini söyleyerek, hükümetin erken seçim yapma ihtimalini ise düşük görüyor.

“Dolayısıyla Yavaş mı İmamoğlu mu tartışması yapmak aslında hükümetin işine gelen ve biraz da onun köpürtmeye çalıştığı bir şey” diyen Kakışım, İmamoğlu’na yasak gelmesi durumunda ise şartların değişebileceğini ve CHP’nin yeni bir hamle yapmasının gerekebileceğini belirtiyor.

Siyaset Bilimci Ersin Kalaycıoğlu da isimler üzerinden yapılan tartışmaların bu kadar erken olmasının iktidarın işine yaradığını söyleyerek, “Çünkü amaçları olabildiğince muhalefeti kendi içinde kavga eden bir hale getirmek veya öyleymiş gibi bir izlenim vererek destekçilerine ‘bunlardan medet ummayın’ demek” değerlendirmesini yapıyor.

31 Mart yerel seçimlerinde iyi bir sonuç elde eden Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) genel seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak kimi, nasıl bir zamanlamayla çıkaracağına dair sorular gündemde yer tutuyor. Bazı siyaset bilimciler daha çok isim etrafında dönen tartışmaları erken bulurken, 14 Mayıs öncesindeki gibi olmaması gerektiğine de dikkat çekiliyor.

14 Mayıs seçimlerinin ardından genel başkanını yenileyen ve tüzük kurultayı yaparak yeni bir parti programı için çalışmalara başlayan CHP’de bir taraftan da olası bir erken seçim durumunda ya da normal zamanlı seçimde kimin, nasıl aday gösterilmesi gerektiğine ilişkin parti içi ve dışından çevrelerin de dahil olduğu açıklamalar geliyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın “parti içi fitne” yaratmaya yönelik olarak adlandırdığı bu tartışmaların özellikle hükümete yakın medyada yer bulma oranının yüksek olduğu gözlemleniyor.

Kendisinin aday olmayacağını söyleyen Özel, İmamoğlu ve Yavaş’ı partinin “iki güçlü forveti” olarak göstermişti. Son olarak Özel’in 2025 Kasım ayı için erken seçimi telaffuz etmesi adaylık tartışmalarını hızlandırırken, İmamoğlu’nun devam eden yargı sürecinde alınabilecek bir karar da bu denklemi etkileyebilecek unsurlardan olacak.

Peki daha çok olası adayların isimleri etrafında dönen bu tartışmalar için erken mi?

Siyaset Bilimci Ersin Kalaycıoğlu erken olduğunu düşünen isimlerden ve siyasette zamanlamanın çok önemli olduğunu DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e şu sözlerle değerlendiriyor:

“Siyasette zamanlama her şeydir. Siyasetin zamanıyla bizim biyolojik veya doğal zamanımız da uyuşmaz. Siyasette mesela bir gün çok uzun olabilir. Lenin’in ünlü bir lafı vardır; ‘on yıllar boyunca hiçbir şey olmaz, sonra bir günde on yıllar olur’ der. Bu doğrudur.”

Kalaycıoğlu normal zamanında yani 2028’de yapılması durumunda seçime kadar çok uzun bir zaman olduğunu hatırlatarak, CHP adayının kim olacağı kararına varılabilmesini güçleştiren mevcut belirsizliklere şöyle dikkat çekiyor:

“Birincisi seçim ne zaman olacak belli değil. İkincisi erken olacaksa ne zaman olacak? Üçüncü soru: Diğer partilerden kimler aday olacak? Çünkü biliyorsunuz anayasaya göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yeniden aday olamaz. Şimdi böyle bir ortamdayız. Bunlar bilinmeden CHP’nin adayının bilinmesi bence anlam ifade etmiyor.”

Kalaycıoğlu Türkiye’de yasaların geçmiş seçimlerde hukuk standartları dışında uygulandığına da işaret ederek, bir sonraki genel seçimde yasaların nasıl ve kimler tarafından yorumlanacağının ve ne yönde karar vereceğinin de belirsiz olduğunu belirtiyor.

CHP’nin aday olarak kimi çıkartacağından daha çok “nasıl bir aday” çıkartacağına karar vermesi gerektiğini savunan Kalaycıoğlu “Bugünkü ‘sultanizm’ rejimini devam ettirecek, kendi başına gelip oturacak, keyfi kararlar alarak memleketi kurtaracak bir kurtarıcı başkan peşinde mi? Yoksa Türkiye’yi alıp 21’inci yüzyılın liberal bir demokrasisi haline getirmek için çalışacak biri mi?” yorumunu yapıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden belki daha da önemli olacak olanın parlamento seçimleri olduğuna da dikkat çeken Kalaycıoğlu, eğer sistem değişimi isteniyorsa TBMM’de çoğunluğun sağlanmasının önemli olduğunu vurguluyor.

“İki forvet” arasında çekişme mi var?

Öte yandan seçimin zamanında yapılması durumunda CHP’nin adayı ile ilgili tartışmaları erken görenler kadar 14 Mayıs seçimleri öncesindeki duruma düşülmemesi gerektiği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.

14 Mayıs’a giderken altılı masada bir araya gelen muhalefet içinde Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak dönemin İYİ Parti lideri Meral Akşener ile eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu arasında aylarca örtülü bir kavga yaşanmış, Akşener kendilerine Kılıçdaroğlu isminin dayatıldığını söyleyerek seçimden az süre önce 3 Mart’ta masayı terk etmişti.

CHP içi ve dışından bazı isimler benzer bir örtülü kavganın İmamoğlu ile Yavaş arasında yaşanmaması gerektiğini, çünkü halkın bu tür bir görüntüye sandıkta tepki verdiğini belirtiyor.

İdeaPolitik Enstitüsü Genel Direktörü Can Kakışım da CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını tartışmak için erken olduğunu çünkü henüz seçim takviminin belirlenmediğini söyleyerek, hükümetin erken seçim yapma ihtimalini ise düşük görüyor.

“Dolayısıyla Yavaş mı İmamoğlu mu tartışması yapmak aslında hükümetin işine gelen ve biraz da onun köpürtmeye çalıştığı bir şey” diyen Kakışım, İmamoğlu’na yasak gelmesi durumunda ise şartların değişebileceğini ve CHP’nin yeni bir hamle yapmasının gerekebileceğini belirtiyor.

Kakışım, Yavaş’ın da arkasında onu aday olarak görmek isteyen bir kitle bulunduğunu hatırlatarak, şunları söylüyor:

“Mansur Bey’in adaylık gibi bir düşüncesi varsa o da aday olarak çıkabilir. Bu bence demokratik bir yarıştır ve engellenmemelidir. 2023 seçimine gidilirken çok hata yapıldı. Olası adaylar birbiriyle rekabete giriştiler ve Kılıçdaroğlu dışındaki adaylar bir nevi sindirildiler. Önemli olan şu bence; herkes aday olabilir ama birbirlerine karşı değil, Erdoğan’a karşı mücadele etmeliler.”

Kalaycıoğlu da isimler üzerinden yapılan tartışmaların bu kadar erken olmasının iktidarın işine yaradığını söyleyerek, “Çünkü amaçları olabildiğince muhalefeti kendi içinde kavga eden bir hale getirmek veya öyleymiş gibi bir izlenim vererek destekçilerine ‘bunlardan medet ummayın’ demek” değerlendirmesini yapıyor.

Diğer taraftan Kalaycıoğlu’na göre demokrasilerde belli bir oranda rekabet ve tartışma olması da olağan. Kalaycıoğlu bu görüşünü şöyle aktarıyor:

“Seçim olup da tartışma olmaması ancak Kuzey Kore’de falan oluyor. Tek aday var, ikinci bir aday yok. Daha totaliter ülke rejimine geçmedik. Rekabet varsa tartışma da var.”

Bu arada adaylık tartışmaları ile ilgili bir başka belirsizlik ise İmamoğlu ile ilgili devam eden yargı sürecinin nasıl sonuçlanacağı. İmamoğlu hakkında açılan ve istinaf aşamasında olan “ahmak” davasında İBB Başkanı’na verilen siyasi yasak ve 2 yıl 7 ay 15 gün cezanın onanacağı son günlerde ortaya atılan bir iddia olmuştu.

Bunun üzerine CHP’nin üst yönetimi İmamoğlu davasını görüşmek üzere bugün İstanbul’da bir araya gelecek. Hukukçu kurmayların da katılacağı toplantıda istinaftan karar çıkması durumunda uygulanacak stratejiler konuşulacak.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın bugün Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada “Bizim planımız şu: İstinafta İmamoğlu kararı onanırsa, bunun Yargıtay’da çıkmamasını sağlamaya çalışacağız. Şüphesiz yapacağımız darbe değil. Yapacağımız Anadolu’yu adım adım dolaşacağız. Hiç kimse temyizde o kararı çıkartmaya cesaret edemeyecektir” dedi. Günaydın 2026-2027’ye kalmadan erken seçime gidilmesi için çabalayacaklarını da belirtti.

Kakışım, istinaftan onama kararının çıkması durumunda İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesi ve böylece halkın tepkisinin yönlendirilerek Yargıtay’dan çıkacak olası bir onama kararının önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyor.

İstinaf İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı bozabilir veya onayabilir. Kararın onanması durumunda dosya Yargıtay’a gidecek ve Yargıtay da onarsa karar kesinleşecek.

Neler olmuştu?

Parti içinde cumhurbaşkanlığı aday adaylığı ile ilgili süregelen bu durum Eylül ayı başındaki tüzük kurultayında gündeme gelmişti.

Kürsüye çıkarak kurultay organizasyonunu eleştiren Yavaş “Ben de Ekrem Başkan gibi Türkiye’nin sorunlarına değinmek isterdim ama bir saat önce telefon açılıp ‘Siz de konuşun’ dendi. 14 belediye başkanından ikisini konuşturunca aylardır yakılan fitne ateşine odun atmış oluyoruz” demişti.

Son olarak ise Yavaş’ın ekibinden İYİ Parti’den milletvekili seçilen, sonradan partiden istifa ederek bağımsız milletvekili olan Yüksel Arslan’ın sosyal medya hesabından isim vermeden CHP’yi hedef alan paylaşımda bulunması tartışma yarattı. Söz konusu paylaşımı alıntılayan Yavaş şu ifadeleri kullandı:

“Kamuoyunun dikkatine: Bağımsız Milletvekili Sayın Arslan’ın bu açıklamalarını ve yayınladığı metni onaylamadığımın bilinmesini isterim. Ayrıca iyi bilinmelidir ki bu tür açıklamalar benim siyaset tarzıma uymamaktadır. Kendisine tavsiyem bu twiti silmesidir.”

İmamoğlu da geçtiğimiz hafta isim vermeden parti içi tartışmaların değil toplumun sorunlarının öne çıkması gerektiğini belirterek, şöyle demişti:

“Zaman milletin sorunlarını konuşmayı emreden zamandır. Aynı çatı altında siyaset yapan insanların sen benim yüzüme sert baktın deme zamanı değildir. Bununla uğraşan kim varsa benim yol arkadaşım değildir. Benim de yol arkadaşım değildir. Parti içindeki mevzuları konuşup konuşturan, geceyi gündüzü meşgul eden kim varsa hem millete ihanet eder hem de Atatürk’e ihanet eder.”

Paylaşın

Ahmak Davası: İmamoğlu’ndan “Tam Bir Sefillik” Yorumu

Kendisi için siyasi yasak ve hapis cezası istenen ‘ahmak davası’ hakkında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Tam bir sefillik. Bunu konuşmak bile insanı kötü hissettiriyor” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi hakkında siyasi yasak ve 2 yıl 7 ay ceza kararı verilen ve Yargıtay’a giden ‘ahmak davası’ ile ilgili konuştu:

Son günlerde gelişen ve tartışılan ne yazık ki olmaması gereken bir davanın, hem siyasi yasak hem de 2 yıl 7 ay ceza davasına dönüşen haliyle tam bir sefillik, bunu konuşmak bile insanı kötü hissettiriyor.

Böyle bir ortamdayız. Elbette bu siyasi bir konu, dolayısıyla partimizi ilgilendiren bir konu, Genel Başkanımız ve merkez yönetimi meselenin İstanbul’da bizim hukukçularımızla tartışılmasını, konuşulmasını uygun gördü. Şu anda bu yönde arkadaşlarımız bir görüşme halindeler. Benim Emirgan’daki ofiste başka görüşmelerim vardı, çıkarken de onları selamladım. Benim bildiğim bu kadar.

Sürecin hukuki tahlilini ve analizini yapacaklar. Bu konunun sonrasında partimizin oluşacak ya da ortaya koyacakları düşünceyi ama partimizin yetkilileri ama Genel Başkanımız paylaşacaktır. Genel Başkanımız Sosyalist Enternasyonel toplantısına gitmek için ABD’ye hareket etti. Sizleri bilgilendireceklerdir.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Sosyalist Enternasyonel Başkanlık Kurulu toplantısına katılmak için ABD’ye hareket öncesi, davaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Beni yolcu eden İstanbul İl Başkanımız ve Genel Başkan Vekilimiz birlikte o toplantıya katılacaklar ve o toplantıyı yönetecekler. 6 Genel Başkan Yardımcımızı görevlendirdik ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız toplantının bir kısmına katılacak. Ben dün akşam kendisiyle baş başa bir görüşme de yaptım.

Kendimiz de bunu değerlendirdik. Her ihtimali göz önüne alıyoruz. Kimse bize olmadık bir davadan, olmadık bir suçlamadan bir cezayı normalleştirmeye ve bu olacakmış gibi kabul ettirmeye çalışmasın. Böyle bir gündemin yerleşmesine izin verilmemelidir.

Süleyman Soylu, bir kamu görevlisi olan Ekrem İmamoğlu’na ‘ahmak’ dedi. Ekrem Bey hiç terbiyesini bozmadan ‘sensin o’ dedi. ‘İstanblu seçimini kim iptal ettirdiyse’ dediğinde ahmağın o olduğunu hatırlatınca ‘vay İstanbul seçimini YSK iptal etti, kamu görevlilerine hakaret ettiniz’ deyip işi YSK’ya çevirdiler. Süleyman Soylu hepimizin gözünün içine baka baka Ekrem Bey’e ‘ahmak’ dedi mi, demedi mi?

Ekrem Bey, İstanbul’un seçilmiş kamu görevlisi… Süleyman Soylu’ya verdiği cevabı, YSK’ya söylendi deyip ceza vermeye çalışıyorlar. Buradan bir cezanın olabilirliğini kimse normalleştirmeye çalışmasın. Bunu biz kabul etmiyoruz. Böyle bir saçmalık, böyle bir şuursuzluk yok. Ben Türkiye’ye böyle bir ayıbı yaşatacaklarını zannetmiyorum.

Ekrem İmamoğlu’nun olası bir cumhurbaşkanı adaylığı ya da Ekrem İmamoğlu’na bir kısıt getirmek için kumpas kurmuşlar, kumpasın piyonu Süleyman Soylu. Bu dava yarın öbür gün görülecek, ceza çıkaracağız biz. Öyle bir şey yok. Bunu yaparsanız geçen seferki demokrasi tokadından ders almadıysanız millet çok daha şiddetlisinin uygular.”

Ahmak davası neydi?

İBB Başkanı İmamoğlu, 30 Ekim 2019’da Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen bir kongrede 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesini eleştirmiş, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu buna karşı yaptığı açıklamada, “Avrupa Parlamentosu’na gidip Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum; bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

Gazetecilerin Soylu’nun bu sözlerini sorduğu İmamoğlu da “Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye. Tam da 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır, önce oraya bir odaklansın” yanıtı vermişti. İmamoğlu’nun bu sözleriyle seçimleri iptal eden Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) hedef aldığı gerekçesiyle konu daha sonra mahkemeye taşındı.

İmamoğlu hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İBB başkanlığı seçiminin 6 Mayıs’ta iptal edildiği, yenilenen seçimde Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği ve 4 Kasım tarihli basın açıklamasında YSK üyelerine hakaret ettiği öne sürüldü.

İddianamede İmamoğlu’nun “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar cezalandırılması istendi. Savcı, İmamoğlu hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “siyasi yasak” içeren 53’üncü maddesinin de uygulanmasını talep etti.

Davada 15 Aralık 2022’de karar çıktı. Mahkeme, İmamoğlu hakkında 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmetti ve TCK’nın 53’üncü maddesi uyarınca “siyasi yasak” hükmünü uyguladı. Hâkim, Ekrem İmamoğlu’na verdiği cezada takdir indirimi yapmadı. Davadan karar çıktığı gün, o dönemdeki altılı masanın liderleri İmamoğlu’na destek vermek için Saraçhane’ye gitmişti. Kararın kesinleşmesi için istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçlerinin de tamamlanması gerekiyor.

Gerekçeli kararda İmamoğlu’nun kullandığı ifadenin muhatabının YSK üyeleri olduğunun “duraksanmayacak şekilde açık” olduğunu belirtti. Mahkeme, “Bu konuda sanığın yapmış olduğu savunma, yani sözlerin muhatabının İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olduğu hususunun ileri sürülmesi, TCK’nın 129’uncu maddesinde tanımlı bulunan karşılıklı hakaret nedeni ile cezadan kurtulmaya yönelik olarak geliştirilen bir savunma olarak değerlendirilmiştir” dedi.

İmamoğlu ise sözleriyle aslında yanıt verdiği Süleyman Soylu’yu kastettiğini savunuyor. Soylu’nun kendisini eleştirdiği konuşmada kendisine “ahmak” dediğine dikkat çeken İmamoğlu, “Ben de kendisine iade-i cevapla, karşılığını ona sundum. Dedim ki, siz seçimi iptal ettiniz, ahmak sizsiniz anlamında. Bunu ben Bakan’a söyledim ama Yüksek Seçim Kurulu’na böyle bir şeyde bulunmadım. Bunun da ifadesini verdim” demişti. Yargılama boyunca da İmamoğlu’nun aslında kimi kastettiği sık sık gündeme geldi.

İmamoğlu’nun avukatlarının cezaya itirazı üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesine geldi. Ancak daire henüz bir karar vermedi. İstinafın itirazı reddetmesi veya kabul etmesi yönünde iki seçeneği bulunuyor. Ayrıca İstinaf kendisi de duruşma yaparak davayı ele alabilir.

İmamoğlu’nun itirazı reddedilirse dosya bu kez Yargıtay 4. Ceza Dairesine gidecek. Yargıtay’ın kararı bozma veya onama yetkisi var. Karar bozulursa dava yerel mahkemede yeniden görülecek. Karar onanırsa İmamoğlu hakkındaki ceza kesinlesecek ve siyasi yasaklı hale gelecek.

Paylaşın

Bazı Vekillerin TBMM İle Tek İlişkisi Maaş: Alpay Özalan, Süleyman Soylu, Semih Yalçın

Jülide Sarıeroğlu, Mevlüt Çavuşoğlu, Süleyman Soylu, Alpay Özalan Semih Yalçın ve İzzet Ulvi Yönter’in de aralarında olduğu 48 milletvekili, TBMM kürsüsüne yalnızca yemin etmek için çıktı.

16 Ağustos 2024 itibarıyla iki yasama yılını tamamlayan TBMM, 1 Ekim 2024 tarihinde açılmak üzere tatile girdi.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre, Türkiye’nin, “Tek adam rejimi” olarak adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişinin ardından etkisi giderek azalan TBMM, 42’si AK Parti ve MHP’li 48 milletvekili için sadece gelir kapısı oldu.

Yurttaşın yararına düzenlemelerin büyük bölümü AK Parti ve ittifak ortağı MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilirken onlarca milletvekili TBMM Genel Kurulu’nda yemin dışında bir faaliyet göstermedi.

TBMM’nin 28’inci döneminin birinci yasama yılı, 2 Haziran 2023 tarihinde başladı. Seçimlerin ardından Meclis’e girmeye hak kazanan milletvekilleri, yemin ederek yasama faaliyetlerine katılmak için listeye ismini yazdırdı. 16 Ağustos 2024 itibarıyla iki yasama yılını geride bırakan Meclis, 1 Ekim 2024 tarihinde açılmak üzere tatile girdi.

AK Parti iktidarında giderek işlevsizleştirilen ve büyük oranda uluslararası anlaşmaları ve tartışmalı düzenlemeleri geçirmek için çalıştırılan Meclis’te çok sayıda milletvekili, yasama faaliyetinden çok, “Yatma faaliyeti” gerçekleştirdi.

24 Eylül 2024 itibarıyla 593 aktif milletvekilinin bulunduğu TBMM’de toplam 48 milletvekilinin, TBMM Genel Kurul kürsüsüne yalnızca yemin etmek için çıktığı öğrenildi. Meclis Genel Kurul kürsüsüne milletvekili yemini etmek dışında çıkmayan milletvekillerinin 38’inin AK Parti, dördünün MHP milletvekili olduğu bildirildi.

Kürsüye yemin etmek dışında çıkmayan milletvekillerinin büyük bölümünün AK Partili eski bakanlardan ve parti yöneticilerinden oluşması dikkati çekti. AK Partili milletvekillerinin önemli bir bölümü, hem Genel Kurul’da, hem de görev aldıkları komisyonlarda tek kelime etmedi, herhangi bir önerge vermedi.

TBMM Genel Kurul salonuna kan bulaşmasına neden olan kavgayı başlatan AK Partili Alpay Özalan’ın da aralarında olduğu, yasama faaliyetlerine katılmayan bazı milletvekilleri şöyle:

Jülide Sarıeroğlu (AK Parti): Genel Kurul’da söz almayan Sarıeroğlu’nun ilk imzacısı olduğu kanun teklifi ve herhangi bir önergesi bulunmuyor.

Mevlüt Çavuşoğlu (AK Parti): Eski Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Genel Kurul’da yemin etmek dışında sesi duyulmayan milletvekilleri arasında yer alıyor.

Cantürk Alagöz (AK Parti): İsmi, “Covid-19 aşısında usulsüzlük” iddiasıyla anılan Alagöz’ün Meclis Genel Kurulu’nda yemin dışında yaptığı tek bir konuşması dahi bulunmadığı biliniyor.

Süleyman Soylu (AK Parti): Eski İçişleri Bakanı Soylu da Genel Kurul’da ve komisyonlarda söz almıyor.

Alpay Özalan (AK Parti): Kamuoyunda, “AK Parti’nin Meclis’teki fedaisi” olarak nitelendirilen Özalan’ın TBMM Genel Kurulu’nda kürsüye çıkmaması dikkati çekiyor.

Mehmet Muharrem Kasapoğlu (AK Parti): Eski Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu da Genel Kurul’da ve komisyonlarda konuşmayan AK Partililer arasında bulunuyor.

Milletvekili yemini dışında TBMM Genel Kurul kürsüsüne adımını atmayan diğer bazı milletvekilleri ise şöyle:

AK Parti: İhsan Koca, Nureddin Nebati, Derya Yanık, Yusuf Ziya Yılmaz, Hikmet Başak, Mustafa Şen.

MHP: İsmet Büyükataman, Vahit Kayrıcı, Semih Yalçın, İzzet Ulvi Yönter.

Paylaşın

Organize Suçlar: Türkiye Avrupa’da Birinci

Türkiye, insan ticareti, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve mali suçlar gibi organize suçlarda Avrupa’da birinci, Dünya’da da 14. sırada yer aldı.

Haber Merkezi / Türkiye, 2023 yılında Avrupa’da nüfusa göre en fazla mahkum ve tutuklunun bulunduğu ülke oldu. Türkiye’de her 100 bin kişi içinde 408 mahkum veya tutuklu var.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, sosyal medya hesabı üzerinden, Türkiye’deki suç oranlarına ilişkin çarpıcı bir paylaşımda bulundu. Gökce’nin paylaşımında şu ifadeler yer aldı:

“27 yaşında gencecik polisimiz Şeyda Yılmaz’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Yaşanan acı olay Türkiye’de suç oranlarında son yıllarda yaşanan artışın da bir sonucu.

Küresel Organize Suçlar Raporu’na göre Türkiye Avrupa’da birinci, 193 ülke arasında 14’üncü sırada. İnsan ticareti, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, eroin ticareti, kokain ticareti, sentetik uyuşturucu ticareti, mali suçlar, yenilenemez kaynakların yasadışı ticareti, uyuşturucu ticareti gibi başlıklarda Avrupa’daki en kötü durumdaki ülkeyiz.

Adalet Bakanlığı verilerine göre kasten öldürme suçlarına ilişkin dosyalar 2015 yılında 100 iken 2023 yılında 142’ye çıktı. Kasten yaralama 120, cinsel saldırı 124, çocukların cinsel istismarı 149, hırsızlık 120, yağma 157, uyuşturucu madde imalatı ve ticareti tam 173’e ulaştı.

Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından 2023 yılında 5 milyon 180 bin 473 dosya karara bağlanırken, 2 milyon 804 bin dosya hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” yönünde karar verildi.

2015 yılında Cumhuriyet Başsavcılıklarında 7 milyon 183 bin dosya görülürken, 2023 yılında dosya sayısı 11 milyon 109 bine çıktı.

2023 yılında Avrupa’da nüfusa göre en fazla mahkum ve tutuklu bulunan ülke Türkiye oldu. Türkiye’de 100 bin kişi içinde 408 mahkum veya tutuklu var. Türkiye’yi 256 mahkum / tutuklu ile Gürcistan, 244 mahkum / tutuklu ile Azerbaycan takip ediyor. Fransa’da 100 bin kişi için mahkum / tutuklu sayısı 106 olurken, Almanya’da sadece 69.

Peki Türkiye’de suç oranı neden artıyor?

Uzmanlar “uzun yargılama sürelerinin kısaltılmasını, suç işleyen ve işlediği sabit olan kişinin muhakkak infazının yapılmasını, üstü kapalı af kanunları ile kişilerde cezasızlık algısı oluşturulmaması”nı ifade ediyor.

Etkin, adil, bağımsız ve tarafsız bir yargıya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.”

Paylaşın

Özgür Özel: CHP’de Kriz Yok

Parti içinde cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili gerginliğin olduğu iddiasına ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Ekrem İmamoğlu ile de tüm gündemi değerlendirdik. Ben Türkiye’ye döndüğümde üçümüz bir araya geleceğiz. Ortada bir kriz yok. Günü geldiğinde karar merciinde hep birlikte en doğru kararı veririz. Bu konuda aramızda bir çelişki yok zaten” dedi ve ekledi:

“Herkes aynı şeyi söylüyor. Akşam televizyonlarda herkes başka şeyler söylüyor. Diyalog kanallarını açık tutup dosta güven, olmayana endişe verecek birliktelikleri daha çok sergileyip bir yol yürümenin zamanı çoktan gelmişti. CHP’deki mutabakat, iktidar olma yönündedir. CHP’deki mutabakat, iç tartışmaların hem partiye hem de ülkeye ihanet etme noktasındadır. Bundan sonra iç tartışmaları körükleyecek olanlarla siyaseten yürüyecek bir yolumuz yok.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sosyalist Enternasyonel Başkanlık Kurulu toplantısına katılmak için ABD’ye gitti.

ABD’ye hareket öncesi İstanbul Havalimanı’nda gazetecilere açıklamalarda bulunan Özgür Özel, “Birazdan heyetimiz ile birlikte ABD’deki bir dizi toplantıya katılmak üzere Türkiye’den ayrılıyoruz. Ben Türkiye’de olmadığım için sayın Ensar Aytekin Genel Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir. Biraz önce kendisine resmi yazıyı da teslim ettik” ifadelerini kullandı.

27 Eylül’de ülkeye dönmeyi planladıklarını belirten Özel, “Ziyaretlerimizin en başında Birleşmiş Milletler toplantısına paralel olarak Sosyalist Enternasyonel’in toplantısını New York’ta yapıyoruz. Sosyalist Enternasyonel’de CHP’nin de içinde olduğu 77 üye ülke var ve bunlardan 36’sı Avrupa’daki ülkeler. Değişim Kurultayı’mızın son gününde Sosyalist Enternasyonel’in küresel ve yerel sorunlara ilerici çözümler üreten komitesiyle birlikte Ankara Deklarosyunu’nu hazırlamıştık. New York’taki toplantıda bizzat ben sunacağım” diye konuştu.

Özgür Özel, şöyle devam etti: “İsrail’in son günlerde artırdığı saldırgan tutumu birinci gündem maddemiz. Yine Türkiye Cumhuriyeti ve ABD vatandaşı olan Ayşenur kardeşimizin katledilmesi noktasında İsrail’e etkimizin yanı sıra ABD’nin kendi vatandaşına gereği gibi sahip çıkmasını noktasında da görüşlerimizi ifade edeceğiz.”

“Her ihtimali göz önüne alıyoruz”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getirecek cezanın İstinaf’ta onaylanacağı iddiası ve bugünkü toplantı sorulan Özgür Özel, şunları kaydetti: “Beni yolcu eden İstanbul İl Başkanımız ve Genel Başkan Vekilimiz birlikte o toplantıya katılacaklar ve o toplantıyı yönetecekler. 6 Genel Başkan Yardımcımızı görevlendirdik ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız toplantının bir kısmına katılacak.

Ben dün akşam kendisiyle baş başa bir görüşme de yaptım. Kendimiz de bunu değerlendirdik. Her ihtimali göz önüne alıyoruz. Kimse bize olmadık bir davadan, olmadık bir suçlamadan bir cezayı normalleştirmeye ve bu olacakmış gibi kabul ettirmeye çalışmasın. Böyle bir gündemin yerleşmesine izin verilmemelidir. Süleyman Soylu, bir kamu görevlisi olan Ekrem İmamoğlu’na ‘ahmak’ dedi. Ekrem Bey hiç terbiyesini bozmadan ‘sensin o’ dedi. ‘İstanblu seçimini kim iptal ettirdiyse’ dediğinde ahmağın o olduğunu hatırlatınca ‘vay İstanbul seçimini YSK iptal etti, kamu görevlilerine hakaret ettiniz’ deyip işi YSK’ya çevirdiler.

Süleyman Soylu hepimizin gözünün içine baka baka Ekrem Bey’e ‘ahmak’ dedi mi, demedi mi? Ekrem Bey, İstanbul’un seçilmiş kamu görevlisi… Süleyman Soylu’ya verdiği cevabı, YSK’ya söylendi deyip ceza vermeye çalışıyorlar. Buradan bir cezanın olabilirliğini kimse normalleştirmeye çalışmasın. Bunu biz kabul etmiyoruz. Böyle bir saçmalık, böyle bir şuursuzluk yok. Ben Türkiye’ye böyle bir ayıbı yaşatacaklarını zannetmiyorum.”

Ekrem İmamoğlu’nun olası bir cumhurbaşkanı adaylığı ya da Ekrem İmamoğlu’na bir kısıt getirmek için kumpas kurmuşlar, kumpasın piyonu Süleyman Soylu. Bu dava yarın öbür gün görülecek, ceza çıkaracağız biz. Öyle bir şey yok. Bunu yaparsanız geçen seferki demokrasi tokadından ders almadıysanız millet çok daha şiddetlisinin uygular.

Bağımsız Milletvekili Yüksel Aslan’ın paylaşımı sorulan Özgür Özel, “Sayın Mansur Yavaş’ın bu meselede aldığı tutumu çok doğru buluyorum. Kendisiyle de görüştüğümde bunu söyledim. Kendisi de zaten bu tarz yaklaşımlardan rahatsız olduğunu söyledi” ifadelerini kullandı.

Parti içinde cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili gerginliğin olduğu iddiasına ilişkin Özel, şunları söyledi: “Sayın Ekrem İmamoğlu ile de tüm gündemi değerlendirdik. Ben Türkiye’ye döndüğümde üçümüz bir araya geleceğiz. Ortada bir kriz yok. Günü geldiğinde karar merciinde hep birlikte en doğru kararı veririz. Bu konuda aramızda bir çelişki yok zaten. Herkes aynı şeyi söylüyor.

Akşam televizyonlarda herkes başka şeyler söylüyor. Diyalog kanallarını açık tutup dosta güven, olmayana endişe verecek birliktelikleri daha çok sergileyip bir yol yürümenin zamanı çoktan gelmişti. CHP’deki mutabakat, iktidar olma yönündedir. CHP’deki mutabakat, iç tartışmaların hem partiye hem de ülkeye ihanet etme noktasındadır. Bundan sonra iç tartışmaları körükleyecek olanlarla siyaseten yürüyecek bir yolumuz yok.”

Paylaşın

Dervişoğlu, Erdoğan’ın Üçüncü Defa Aday Olmasına Karşı

Erken seçim tartışmalarını ilişkin değerlendirme yapan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Erdoğan’ın üçüncü defa aday olmasına karşı çıkacaklarını belirterek, “Gerekli mücadeleyi vereceğiz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, NOW Haber’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erken seçim tartışmalarını ilişkin değerlendirme yapan Müsavat Dervişoğlu, özetle şu ifadeleri kullandı:

“Benim bu konuda duruşum net. Ben Süleyman Demirel gibi cebimde Anayasa ile geziyorum. Bu Anayasa’nın 101’inci maddesi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olamayacağını söylüyor. Ama kamuoyu araştırmalarında başka adaylarla Erdoğan’ın yarıştırıldığına şahit oluyoruz.

Erdoğan burada ‘ben bir yolunu bulacağım, Anayasa buna mani olsa bile ben önümüzdeki seçime aday olarak gireceğim ve bunun için de bazı çevreler benim bu emelime hizmet etmeye tarafımdan mecbur ve mahkum bırakılacak’ dedirtmek istiyor. Bu aslında kurgulanmış bir senaryo.

Eğer birileri Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığını konuşulabilir hale getirmek için bu siyasi manevraları yapıyorlarsa bu Anayasa’ya benim baktığım pencereden bakmıyorlardır.

Bu Anayasa yürürlükte olan bir Anayasa ise siyasi tartışmaların odağından Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkarılması lazımdır.

‘Biz Erdoğan’ı yenerek göndermek istyoruz’ gibi sırf Recep Tayyip Erdoğan’ı seçimde yenmek için olsa dahi Anayasa çiğnenmek isteniyorsa bu da yapılmaması gereken şeylerden biridir. Biz bu konuyla ilgili gerekli mücadeleyi vereceğiz.

Bunu Sayın Erdoğan gündeme getirmiyor. Kamuyoyu araştırmalarında diğer adaylarla Sayın Erdoğan’ı yarıştıranlar başkaları, Erdoğan’ın yeniden aday olmasını temin etmek üzere erken seçim kararını gündeme getirip tartışmayı açanlar başkaları.

Siz böyle yaparsanız bunlara bağlı olarak da Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü açacak yeni anayasal düzenlemeleri gündeme getirme stratejisi getirilir.

Bu nedenle benim söylediğimi CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel de söylerse Recep Tayyip Erdoğan bu tartışmanın dışına çıkar.

Cumhurbaşkanı adayı olmak için Erdoğan’ın Anayasa’yı çiğnemesiyle, yine bu Anayasa’yı tanımayarak onun aday olmasını temin etmeye yönelik adımlar atmanın birbirinden farkı yok.

İkisi de Anayasa’yı ve hükümlerini tanımamaktır. Dolayısıyla Erdoğan iki dönem seçilmesi gerekirken üç dönem seçilmiştir, muhalefet buna doğru bir biçimde geçmişte itiraz etmeyi becerememiştir. Çünkü zafer kazanma iştahıyla hareket etmiştir. Aynı durum şimdi de kapının önünde duruyor.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Yeni F-35 Teklifi

ABD’nin Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde muhafaza edilmesi şartıyla Türkiye’nin F-35 programına dahil edileceğini bildirdi. Türkiye’nin teklife sıcak bakmadığı belirtildi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.”

Yunanistan merkezli Kathimerini gazetesi, Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi için ABD’den yeni bir teklif geldiğini yazdı. Habere göre Washington yönetimi, Rusya’dan satın alınan S-400’ler’in İncirlik Üssü’nde ABD kontrolünde muhafaza edilmesi şartıyla Ankara’nın F-35 programına dahil edileceğini bildirdi.

Haberde, şu ifadelere yer verildi: “Böylelikle Türkiye, Rusya ile olan sözleşmenin şartlarını veya bağlayıcı olabilecek herhangi bir maddeyi ihlal etmeden uluslararası arenada geri adım atmış gibi görünmekten kaçınmış olacak.”

Kathimerini’ye konuşan eski Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkilisi Michael Rubin, Beyaz Saray ve Pentagon’un temmuz ayında teklifi üst düzey Türk yetkililere sunduğunu bildirdi. Rubin, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgedeki kaynaklarım, 1-2 Temmuz 2024’te Türkiye’ye yaptıkları ziyarette, Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Celeste Wallander ve Ulusal Güvenlik Konseyi Avrupa Kıdemli Direktörü Büyükelçi Michael Carpenter’ın yakın zamanda Türk mevkidaşlarıyla F-35 anlaşmasını yeniden canlandırmayı tartıştıklarını söylüyor. F-35 programına dahli karşılığında Türkiye’den S-400’leri ABD’ye teslim etmesi veya İncirlik Üssü’ndeki ABD kontrolündeki bölüme aktarması talep edildi.”

‘Her iki tarafın da söz konusu görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını istediğini’ ancak Türkiye’nin bu teklife sıcak bakmadığını yazan Kathimerini, müzakerelerdeki son durumu Pentagon Sözcüsü Javan Rasnake’e sordu. ABD’li yetkili, “2019’dan bu yana Türkiye’ye S-400 sistemini satın alma konusundaki tutumumuzu ve bunu yapmanın sonuçlarını ve mevzuatta yer alan sonuçlarını aktardık. ABD’nin bu konudaki tutumunda veya mevzuatında herhangi bir değişiklik olmadı” yanıtını verdi.

Rubin ise, F-35 programına katılımın, New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nda Türkiye’nin gündeminde olacağını dile getirdi. Haberde, şu ifadeler ile devam edildi:

“Washington’daki hissiyat, Türkiye ile ilişkilerini sarsmaya devam eden ciddi sorunlara rağmen ABD’nin, S-400 sorunu çözüldükten sonra CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve Ankara’nın F-35 programına yeniden dahil edilmesi konusunda ilerlemeye istekli olduğu yönünde.”

Dışişleri Bakanı Fidan’dan CAATSA açıklaması

Geçtiğimiz günlerde Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye ile ABD arasındaki F-35 ve S-400 konularına ilişkin, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nın (CAATSA) varlığına işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“F-35, CAATSA’dan dolayı takılmış durumda. Bu konuyu sadece F-35’ten dolayı değil, CAATSA’yla ilgili konudan dolayı çözmeye çalışıyoruz. Bu çözülürken yanında F-35’le de ilgili bir çözüm gelirse tabii ki tercihe şayan bir durum olur. Dediğim gibi o konudaki nihai teknik otorite makamı, değerlendirme makamı, Mili Savunma Bakanlığımız, Hava Kuvvetleri Komutanlığımız.

Ama biz olayın siyasi boyutunu yönetmede her türlü çabayı şu anda gösteriyoruz. Yaratıcı formüller, çözümler neler olabilir onlar üzerinde duruyoruz. Tabii Cumhurbaşkanımızın günün sonunda nihai yönlendirmesi, bakışı belirleyici olacak ama siyasi ayağını yakından takip ediyoruz. Bu konunun artık iki ülke ilişkilerinde bir ayak bağı olduğu konusunda en azından her iki taraf da hemfikir.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın