Özel’den Erdoğan’a İsrail Tepkisi: Ticaret Cayır Cayır Devam Ediyor

Partisinin grup toplantısında konuşan Özgür Özel, “Sana ‘İsrail’e ticareti kes’ dedik aylarca inkar ettin, en son martta ortaya çıkınca ‘İsrail ile ticaret yasak’ dediniz. Bizden gidenlerin çoğu savaş malzemesi, bizim gemilerle gitmiş, Gazze’nin tepesine yağmış” dedi ve ekledi.

“Şimdi yasak olduğu söylenen İsrail ile ticaret de cayır cayır devam ediyor. Fiili durum şu anda şöyle; mal limandan çıkıyor, evraklar kağıt üstünde düzenleniyor, ticaret devam ediyor. Ey Recep Tayyip Erdoğan; Sen mi samimisin biz mi?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

”Maalesef bugün acı haberlerin hepimizi kahrettiği günlerdeyiz. Öncelikle taziye dileğinde bulunacağım. Milli Görüş Hareketi’nin önemli ismi Recai Kutan için başsağlığı diliyorum. Semih Çelik isimli cani, İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil’i katletti, Tekirdağ’da ise Sıla bebek tedavi görürken yaşam mücadelesini kaybetti. Bu yılın ilk 9 ayında 295 kadın hayattan koparıldı. Kadın cinayetlerinin bir rastlantı olmadığını biliyoruz. Şiddeti üreten bu düzenin kendisidir. Failin özelliklerini öne çıkaran ve ilişkiyi magazin malzemesine dönüştüren ifadeler kullanılıyor.

Bu toplum bu hale nasıl geldi? Bu canileri yaratan nedir? Bu siyasi rejim beyanlarla ve rakamlarla görülüyor ki kadınlara iyi gelmiyor. Öyle bir süreçteyiz ki; bu iktidar kadın ve çocukları koruyamadığı gibi olumlu adımlardan da geri adımlar atıyor. 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede tek imzayla çıkıldı. İstanbul Sözleşmesi, hepimizin gurur duyduğu 2011’de tüm vekillerin coşkuyla oy verdikleri, bundan sonra kadın katilleri iyi düşünsün dediğimiz, kurumların oluşturulmasının, kuralların oluşturulmasının Türkiye’nin tamamının gördüğü bildiği ve birilerinin ayağını denk aldığı bir yıl oldu.

İstanbul Sözleşmesi devlet kararlılığının bir sembolüydü. ‘Devlet bu işe kafayı taktı’ deyip diye düşünüp ayaklarını denk aldılar. Sonra yapılacak düzenlemeler gecikti, yapılan düzgün uygulamadı. Sonra gerici bir kesim, kadını aşağı gören geçmişin domuz bağcıları ortalığı velveleye verdi ‘İstanbul Sözleşmesi’ne hayır’ diye. Sağ partiler bunu meydanlarda bağırınca AK Parti bir avuç oyun peşine düştü. Hepimizin birlikte girdiği sözleşmeden Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla çıktı. Her gün kadın cinayeti işleniyor şu an bu yüzden. Gözleri korkmuyor artık, ‘azıcık yatar çıkarım, af çıkar ben de kaynarım’ diyorlar. Bu bu kadar politik, bu kadar siyasi, bu kadar gerçek bir mesele.

Hepimiz biliyoruz ki sözleşmeden bir imzayla çıkılamaz yani hala yürürlükte. Ama bizim iktidarımızda seçim falan beklemeden bu sözleşme derhal gerçekten uygulanacak. Tayyip Bey’e bir şey söyleyeceğim, asgari ücrete dört kere zam düşünülür dedin, bu yıl ikinciyi bile yapmadın. 17 bin lira asgari ücret verdin, ertesi gün eridi. Depremzedeye söz verip yerine getirmedin. Madem hiçbir sözünü tutmuyorsun şu HÜDA Par’lılara domuzbağcılara verdiğin sözü de tutma o zaman, lanet olsun!

Grubumuz birazdan kapalı oturuma katılacak. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Meclis kürsüsünden dedi ki; ‘İsrail’in bir sonraki hedefi Türkiye’. Bunu deyip dönüp arkanı gidiyorsun, bu o kadar kolay değil. Kapalı oturumda daha net değerlendirmelerde bulunacağız. Bunun akla yatan tarafı yok. Kahvede biri söylese ‘Deli misin’ denir. Kendi gelmedi. Birazdan iki bakanı gelecek bize bilgilendirme yapacak. Kıbrıs Barış Harekatı’na hareket verildiğinde Meclis acil ve kapalı oturuma çağırıldı. Harekatın fiilen başladığı ilk günün sonunda Meclis bir daha oturuma çağırıldı, bilgilendirildi. muhalefet lideri Demirel, çok açık ve net bilgilendirme yapıldığını ve hükümetin adabına uygun davrandığını söyledi ve yürüdü.

Bu toplantının tutanakları 10 yıl açıklanmayacak. İçeride söylenmeyeni gelip burada ifşa ederiz. Kimse İsrail’in ülkeye saldırması gibi yakın veya orta vadeli bir tehdidi görmezken bir yandan da 22 yıl sonra 31 Mart’ta seçim kaybetmişken, ekonomiyi çözemiyorken, vatandaşa yapılan bütün anketlerde birinci sorun ekonomi, ikincisi işsizlik iken, güvenlik sorunu zirvedeyken ülkenin Cumhurbaşkanı, bu şapkayla parti lideri refleksi gösteriyorsa iş başka. O yüzden dedik kapalı oturumda gel anlat, ikna et ve gereğini yapalım.

Biz 1 yıl önce 7 Ekim akşamı Hamas’ın İsrail’in sivil hedeflerine bombalı saldırı yapmasını kınadık, bu terör eylemi dedik, o günden bugüne ‘Hamas’a terörist mi diyorsun’ dediler. O günden sonra İsrail, kendini savunmak için, meşru müdafaa hakkı diye katliam yapıyor, soykırım yapıyor. 47 bin kişinin canına kastetti, öldürdü onları. Dünya kadar engelli, yaralı bıraktı ardında. Bir yandan da 1967 sınırında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin bizim meselemizdir, bizim davamızdır, Deniz Gezmiş’in, Türk solunun davasıdır.

“İsrail ile ticaret de cayır cayır devam ediyor”

Sana ‘İsrail’e ticareti kes’ dedik aylarca inkar ettin, en son martta ortaya çıkınca ‘İsrail ile ticaret yasak’ dediniz. Bizden gidenlerin çoğu savaş malzemesi, bizim gemilerle gitmiş, Gazze’nin tepesine yağmış. Şimdi yasak olduğu söylenen İsrail ile ticaret de cayır cayır devam ediyor. Fiili durum şu anda şöyle; mal limandan çıkıyor, evraklar kağıt üstünde düzenleniyor, ticaret devam ediyor. Ey Recep Tayyip Erdoğan; Sen mi samimisin biz mi?

Ülkede vatandaş ‘İsrail bize saldıracakmış’ diye konuşsun istiyor. Ama hayır, vatandaş internet hızını konuşuyor. Bizdeki internet hızından yavaş bir Bangladeş ile birkaç ülke var. Üstelik buna karşılık maliyet de fahiş düzeyde. Bir aile 2022’de internete 442 lira ödüyormuş,, geçen sene 745, bu sene 2350 lira. Herkes için elzem cep telefonu fiyatları fahiş pahalı. Millet bunu konuşmasın diye ‘İsrail saldıracak’ diyorlar. Bunları yapan da Türk Telekom. Vodafone ile anlaşmışlar, 745 liralık faturayı 2350 lira yaptılar bir anda.

Bunu yapan Mehmet Şimşek değilse Recep Tayyip Erdoğan’dır. Pahalı fatura ödeyen herkesin cebine elini atan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Türkiye enflasyonu en yüksek ülkelerden. Baz etkisiyle fiyat düşüyor diyorlar, öyle fiyat düşmez. Enflasyonu düşürmeden fiyat düşmez. Bu konuyu örgütümüzle beraber hem iş insanlarıyla hem esnafla hem ev hanımlarıyla hem asgari ücretliyle konuşmaya ve bu yalanları ortaya çıkarmaya devam edeceğiz.

Esad genel af ilan etti. Cezaevleri boşaldı, suçlar işlenmemiş sayılıyor. Tam Suriye’ye dönecek zaman. ‘Haydi bakalım bunlar memleketine gitsin, fabrikaysa oraya kurulsun ve bizi bundan kurtarın’ denmeli. Türkiye’de bulunan geçici sığınmacıların çalışma izinlerinin 3 aydan 3 yıla çıkarılması kararı alınmış. Allah’tan korkun ya… Türkiye’de üç gençten biri işsiz. Bizim evladımızı istihdama katın. Sığınmacıyı hedef alan bir parti değiliz ama sığınmacı yaratan politikacılara ve Tayyip Erdoğan gibi politikacılara karşıyız. Madem orada şartlar olgunlaştı, genel af da çıktı. Bizim yoksulumuz, bizim işsizimiz bize yeter. Erdoğan’ı derhal Esad ile görüşmeye davet ediyorum.

Bunu sırf İmamoğlu bir gün cumhurbaşkanı aday olursa milletin seçme hakkını elinden almak için yaptılar. Eğer böyle bir davadan siyasi yasak cezası çıkarırsanız bu ülkenin bir hukuk devleti olmaktan çıkmasını tüm dünyaya tescil etmiş olursunuz. Ayağınızı denk alın!

Zor bir konuya geldik. Siyaset zor bir yol. Sen dava arkadaşına bakacaksın, en kötü gününde birbirine tutunacaksın. Akılları sıra ‘genel başkanı yıpratacağız’ diye 18 yaşında bu partiye üye olmuş, liseden beri partili, yıllardır hizmet eden Manisa’nın tam mutabakatıyla… Gülşah Durbay’la biz Manisa’da il 13. 9 oy aldık, 18 aldık, 21 aldık, 23 aldık. Hep beraber yürüdük. Manisa’da bir kişiyi dışarıda bırakmadan kimseyi küstürmeden yüzde 59 oy aldık bu yıl.

Gülşah Durbay, Şehzadeler’i, merkez ilçeyi, daha önce hiç kazanmadığımız ilçeyi, muhafazakar kodların en kuvvetli olduğu ilçesi aslanlar gibi kazandı. Gerçekten utanıyorum. 1 Nisan’da bizi cezalandıracaklardı yapamadılar ya, parti iktidara gidiyor ya akılları sıra genel başkanı yıpratacağız diye 18 yaşından bu yana bu partide olmuş, bu partiye 18 yıldır hizmet eden, Manisa’nın tam mutabakatıyla… Manisa’da ben aday oldum, Gülşah Başkan gençlik kolları başkanıydı. O günden beri bütün Manisa beraber yürüyoruz. 1 vekil vardı 4 vekil yaptık. 10 ay önce yüzde 29 aldık.

Bu seçimde biz yüzde 59 oy aldık. Gülşah Durbay, Şehzadeler’i, merkez ilçeyi, hiç kazanmadığımız ilçeyi, Fatih’in tahta koştuğu ilçeyi dürüstlüğüyle çalışkanlığıyla namusuyla kazandı. Hakikaten zorlanıyorum, bu kadar ahlaksızlığa, bu kadar kitapsızlığa, bu kadar çirkinliğe, bu kadar çirkinliğe… Hani meselenin ucu Atatürk’e verdiğim söz olmasa lanet olsun deyip başka bir şey yapacağım da… Bu yalanı yayan hesaplar Gülşah’ın hastanede yattığı belli günleri ahlaksız bir iftiraya dönüştürdüler.

Partili olmadığı halde bir yerden yüz bulup fırsat yakalayanlar kendine mevki makam bulanlar alnınızı karışlamazsam namerdim! Ne feda edecek Gülşah’ımız, ne sizden korkacak Özgür Özel var. Cürmünüz kadar yer yakarsınız.”

Paylaşın

Bahçeli’den DEM Parti Açıklaması: Biz Durduk Yere El Vermeyiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Biz gelişi güzel, keyfe keder, can sıkıntısından, anlık dürtülerle dümenden ve düzenden el uzatmayız. Biz durduk yere el vermeyiz” dedi ve ekledi:

“Öylesine yerimizden kalkıp da el sıkmanın merakına teşebbüs etmeyiz. DEM’e evvela düşen sorumluluk, uzanan bu samimi elin kıymet hükmünü anlaması, dahası Türkiye partisi olması yönünde bir eşik olarak algılayıp değerlendirmesidir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulunuyor. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Muhterem arkadaşlarım, değerli misafirler, basınımızın değerli temsilcileri, haftalık toplantımızın başında sizleri en kalbi duygularımla birlikte hürmetle selamlıyorum. Toplantımızı takip eden vatandaşlarımızı hasretle selamlıyorum.

Nereye gideceğimizi bilmiyorsak, takip edeceğimiz herhangi bir yolun hiçbir ehemmiyeti yoktur. Esen her rüzgara yelken açarak, her sanal ışığı deniz feneri sanarak güvenli sahillere ulaşmamızın imkanı da yoktur.

Geçmiş yaşanmış, bugün yaşanmakta, gelecek ise irade, istek ve inancın eseri olarak planlanıp yaşanacaktır. Geçmişte siyasetin doğru olması kadar zamanının da doğru olmasına vurgu yapmıştım. Bize göre doğru siyaset, buluşturan, yakınlaştıran, ulaştıran, kavuşturan, kucaklaştıran, kutupları aşındıran ahlaklı siyasettir. Kurşun gibi ağır ortamlarda, tehditlerin kol gezdiği bulanık dönemlerde milli birlik ve dayanışma ruhumuzu diri tutmak doğru siyasetin vazgeçilmez erdemidir. Bu erdeme bağlıyız.

Münasebetlerimizi buna göre kuruyoruz. Sınıflı bir toplum yapısını tamamıyla reddediyoruz. Siyasette hiç kimseyle, hiçbir partiyle kategorik olarak alıp veremeyeceğimiz bir şey yoktur. Siyasi alakamız, sert veya yumuşak tavrımız fikir ve düşünce kapasiteleri ile sınırlıdır. Muhataplarımızın kim olduğundan ziyade ne söylediklerine, neyi hedeflediklerine bakıyoruz.

Dünya görüşleri başka başka olsa da yöre, köken ve siyasi tasavvur farklılıkları zaman zaman ikili veya çoklu diyaloğun üzerini örtse de ilk Meclis’in fedakarlık timsali mebusları bağımsızlık ortak paydasında cesaretle birleşmişlerdir. İlk Meclis’te görev alan her mebusun fikri mazisi, siyasi menşei, şahsi mizacı başka başka olsa da inançları birdi, hedefleri birdi, emekleri birdi, sevdaları birdi.

Gazi Meclis’te o dönem görev alan merhum ve muhterem mebuslar birbirlerinin kökenine, yöresine, anasının diline bakmadılar. Birbirlerinin siyasi meşrebini sorgulamadılar. Birbirlerinin giyimini, kuşamını, feshini, sarığını dert etmediler. Polatlı’dan top sesleri duyuluyorken hesap yapmadılar, makam düşünmediler. Yumruklarını birbirlerine değil, müstevlilere sıktılar. Bilmenizi arzu ederim ki bu sözlerim bir yanda aklımı diğer yanda da vatan sevgisi ile çarpan yüreğimin bastırılmaz sesidir.

Başımızda sınırlar yeniden çizilmeye çalışılırken Meclisimiz uzlaşma içinde hem ülkemize hem de coğrafyamıza yol gösterici olacaktır. İktidar ve muhalefeti ile Meclis’imizin hasımlarımıza korku verecek şekilde çalışması özellikle böyle bir dönemde elzemdir. Siyasi rekabeti dönüştürme teşebbüslerine izin vermeyeceğimize inanıyorum. Bu görüşlere yanlış diyecek siyasi namus sahibi bir milletvekili ya da vatan evladı var mıdır?

DEM sıralarına giderek elimi uzattım. Bu tutumumu önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri çarpışması ya da anayasa için cephe genişletme çabası olarak görenler zavallıdır. Uzattığım el milli birlik ve kardeşliğimizin mesajıdır. Uzattığım el ilk Meclis’in ve sayın Cumhurbaşkanımızın isabetli sözlerinin yanan aydınlığıdır. Uzattığım el, gelin Türkiye partisi olun, gelin teröre cephe alın temenni ve teklifidir. Biz, gelişigüzel, can sıkıntısından el uzatmayız. Biz durduk yere el vermeyiz. DEM’e düşen sorumluluk bu samimi elin kıymetini anlaması, dahası Türkiye partisi olması yönünde bir eşik olarak algılayıp değerlendirmesidir.

“Milli güvenlik sorunlarımız katlanmıştır”

Özgür Bey’in özel hayatı ile ilgili iddiaların hiçbirisi siyasetimizin konusu olamaz. Biz CHP’nin siyaseti ile ilgiliyiz. Bunun dışında ne söylenirse söylensin kulaklarımızı kapatmış haldeyiz. Bizim el sıkışmamızı normalleşmeye bağlayan Özgür Bey’in yanıldığı ortadadır. Hiç kimseyle tarla davamız yoktur. Türkiyemiz sınırların haricinden aşırı ve anormal tehdit sarmalındadır. Milli güvenlik sorunlarımız katlanmıştır. Kısır çekişmelerle meşgul olursak sorarım sizlere mahşer günü ne yapacağız?

Böylesi bir karanlık yola çıkarak, felakete kılavuzluk yaparsak bunu tarihe nasıl anlatacağız? Bunun hesabını iki cihanda nasıl vereceğiz? Türk Milleti böylesi bir zilleti asla kabul etmez. Mezhebi, kökeni, yöresi ne olursa olsun hiçbir kardeşim buna razı olmaz. Türkiye bir ve bütün olur, sahnelenmek istenen vandal oyuna gelmez.

Habis ve hain niyet sahiplerini uyarıyorum. MHP ve Cumhur İttifakı, aynı şekilde milyonlarca Türk sevdalısı, bayrağımıza kem gözle bakanların gözlerini oyar. Vatan namustur, millet onurdur. Bunlar üzerinde tartışma yapmak için fırsat kollayanlara bu dünyayı dar etmek bizim için şeref borcudur. Aziz vatan bundan bin yıl önce gerçek sahibini bulmuş, bahse konu mevzu bir daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Artık büyük Türk milleti için dönülecek başka bir toprak parçası, başka bir göç güzergahı, başka bir vatan köşesi kalmamıştır. Burasının adı Türkiye Cumhuriyeti, milletinin adı ise Türk Milleti’dir. Ya bu topraklar ve üzerinde yaşayanlar bir ve bütün yaşayacaktır ya da Türk Milleti tarihten silinecektir. Bunun adı tarihi şark meselesidir ve tarafları bellidir. Bugün mesele Beyrut değil Ankara’dır. Gizli gündem Türk vatanıdır. Orta Doğu’da ateşlenen füzelerin, suikastların bir sonraki etabı Anadolu coğrafyasıdır.

İsrail’i durdurmak için acilen kuvvet kullanmak gerekmektedir. BM bu tarihi ve ertelenemez görevi derhal üstlenmek ve katiller sürüsünü cezalandırmak zorundadır. İran’ın fırlattığı füzelerden sonra süreç iyice kızışacak, olası misillemelerle yangın Orta Doğu’nun bacasını iyice saracaktır. İsrail şu anda İslamiyet’e ve hatta insanlığa savaş açmıştır.

TBMM’de İsrail saldırıları ve bölgesel gelişmeler kapsamında bugün öğlenden sonra yapılacak kapalı oturum yerinde bir karardır. İsrail üzerimize gelirse, ülke içinde örtülü-açık operasyonlara heves ederse bin pişman edileceğini yedi düvel unutmamalıdır. Türkiye bunu yapacak güç ve kuvvete sonuna kadar sahiptir. Mesele milli onur ve güvenlik meselesidir. Bir olmalıyız.

Ülkemizde her gün yenisine şahit olduğumuz cinayet, taciz vakalarının gittikçe yaygınlaşması toplumsal endişeyi tırmandırmaktadır. Psikopat bir cani tarafından İstanbul’da peş peşe işlenen cinayetler, Beyoğlu’nda taciz olayı, Sıla bebeğin hayatını kaybetmesi milletimizi derinden yaralamaktadır. Şiddete karşı sıfır toleransla muameleden başka seçeneğimiz kalmamıştır. MHP AR-GE çatısı altında şiddetle mücadele için saygın uzman akademisyenlerden teşekkül eden bir komisyon kurduk. Bu kısa zamanda çalışmalarını yapacaktır.

Şiddet karşısında sessiz kalamayız. Haz arayışı, hayata yüklenen anlamın kilidi haline gelmiştir. Bugün yaşanan değerler erozyonundan dolayı kocaman evlerin içine küçük aileler bile sığmamaktadır. Çok insan olmasına rağmen insanlık azalmıştır.

Uyuşturucu kullanım yaşı oldukça düşmüş, okul önlerinde uyuşturucu çeteleri yuvalanmıştır. Seri ve sert önlemler almalıyız. Bu felaketin püskürtülmesi için ele ele vermek, milli ve manevi ortak paydada tek yürek halinde kenetlenmek hepimizin omuzlarına binen görevdir. Gerçek hayatı yapanlarla hukuku yapanlar aynı kişilerdir. Cezasızlık şikayetleri genişlerse, suçluların tahliyesi sıradanlaşırsa, yapanın yaptıkları yanına kar kalırsa, herkes kendi ölçüsünde adaleti sağlamak peşine takılacaktır.”

Paylaşın

DEM Parti, Bahçeli’nin “Barış” Çıkışına Temkinli: Süslü Sözlerin Karşılığı Yok

Bahçeli’nin “barış” çıkışını değerlendiren DEM Partililer, “Somut adımların atılması kritik. Pratik ve samimi adımlar atılmalı, sadece süslü sözlerle bu mesele çözülemez. Hukukun üstünlüğü konusunda kararlı duruş sergilenmeli, aksi halde toplumda bir karşılık bulmaz” diyorlar.

Ankara, 28’inci Yasama Dönemi’ne hızlı bir başlangıç yaptı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) sıralarına giderek DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaşması ve ardından söylediği, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken, kendi ülkemizde de barış olmalı” sözleri, siyasetin öne çıkan başlıklarından biri.

Bahçeli’nin bu beklenmedik çıkışını değerlendiren DEM Parti yetkilileri, temkinli bir yaklaşım sergiliyor ve yeni bir dönemin başlaması için somut adımların atılması gerektiğine dikkat çekiyor.

DEM Parti yetkilileri, Bahçeli’nin bu çıkışını genel olarak olumlu karşılasa da, “yeni dönem” söylemi hakkında nihai kararın zamanla şekilleneceğini ifade ediyor. Parti kurulları, konuyu Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) 19 Ekim’de yapacağı toplantıda detaylı şekilde ele alacak.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın‘ın görüştüğü bir partili, Ortadoğu’da artan savaş ve çatışma ortamına dikkat çekerek Türkiye’nin kritik bir yol ayrımında olduğunu belirtti. Aynı partili, “Türkiye’nin bu süreçte çok fazla seçeneği yok. İktidar bugüne kadar şiddet politikasını tercih etti. Ancak, bu yolda devam etmenin getireceği riskler de aşikar. Kürtlerle barışmadan ve Kürt sorununu çözmeden bölgesel risklerle başa çıkma şansı bulunmuyor. Yapılması gereken, Kürtlerle barışmaktır” dedi. Bahçeli’nin söylemlerini “yeni bir senaryonun işareti” olarak değerlendiren yetkili, “Barış mı yoksa şiddet politikası mı tercih edilecek, bunu zaman gösterecek” diye ekledi.

Yeni yasama döneminde gündeme gelmesi beklenen önemli başlıklardan biri de yeni anayasa olacak. DEM Parti, bu konuda görüşmelere açık olduğunu ancak belirli koşullarının bulunduğunu vurguluyor. Partililer, demokratik ve çoğulcu bir anayasa talebinin öncelikli olduğunu belirtirken, bunun yanında somut adımların atılmasının önemine işaret ediyor. Bir partili, “Somut adımların atılması kritik. Pratik ve samimi adımlar atılmalı, sadece süslü sözlerle bu mesele çözülemez. Hukukun üstünlüğü konusunda kararlı duruş sergilenmeli, aksi halde toplumda bir karşılık bulmaz” dedi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’ın “İsrail’in Sonraki Hedefi Biziz” Sözlerine Tepki

Erdoğan’ın “İsrail’in bir sonraki hedefi biziz” sözlerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Kimse bizi İsrail tehdidiyle korkutup, televizyonlarda savaş konuşturup, yoksulluğu, emekliyi, asgari ücretliyi, depremzedeyi, çiftçiyi, işçiyi konuşmamamızı beklemesin” dedi.

CHP’nin talebinin ardından katıldığı canlı yayında konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İsrail, Lübnan’dan sonra gözünü topraklarımıza dikecek” sözleri sonrası Meclis’in 8 Ekim Salı günü toplanacağını duyurdu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Meclis’in İsrail tehdidini kapalı oturumla gündeme almasına ilişkin Hatay’ın İskenderun İlçesinde yaptığı açıklamada değinen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı: “Yarın Mecliste bizim çağrımızla bir gizli oturum yapılacak. Sebebi şu, ülkenin Cumhurbaşkanı hepimizin gözünün içine baka baka, Meclisin kürsüsünden dedi ki ‘İsrail’in bir sonraki hedefi biziz.’ Bu olacak bir iş değil. Bunu şöyle yapıyorlar.

Bir Türkiye, İsrail’den çok güçlü bir devlettir. İki Türkiye, İsrail’e karşı dünyadaki üye olduğu bütün yapılar tarafından korunmak, sahip çıkılmak zorundadır, başta NATO olmak üzere. Ayrıca bu memleket öyle Netenyahu’nun kendi halkının bile yaka silktiği birinin tehdidine cevap vermeyecek, ondan korkacak durumda değildir.

Bunu herkes bilir. Ama Cumhurbaşkanı diyor ki, ‘Bir sonraki hedefi biziz.’ Ona ne Netenyahu cesaret edebilir, ne dünyanın en akılsızları buna kalkışabilir. Ama bir şey var. Bir korku yaymak, o korkuyla insanları ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin ama tehlike büyük. İsrail saldıracak, beni desteklemelisin’ demekse hesap işte bu parti bu numarayı yutmaz, geçmişte yaptığı oyunlara gelmez.”

“Kimse bizi İsrail tehdit ile korkutup…”

“O yüzden yarın Meclise çağırdık, ‘Kapalı oturum yap’ dedik. Kendi gelmiyor, gelmeli, gelmeliydi. Bakanları geliyor, gelsinler, en doğru bilgileri versinler” diyen Özel, şu ifadeleri kullandı: “Eğer yarınki oturum, 10 yıl gizliliği var, yarın bize İsrail saldırısının kapıda olduğunu, bir sonraki hedefin Türkiye olduğunu anlatırlarsa gereğini yaparız, susarız.

Ama yarın sakın ha sakın yarın bildiklerimizi bize anlatıp havanda su dövüp, ‘Tehlike var, olabilir’ deyip bu Meclis kürsüsünden Cumhurbaşkanı ağzıyla söylenen lafın altına tane tane doldurmazlarsa, evet oturum gizli, söyleneni söyleyemem ama söylenmeyeni ifşa ederim. Kimse bizi İsrail tehdit ile korkutup televizyonlarda savaş konuşturup yoksulluğu, emekliyi, asgari ücreti, depremzedeyi, çiftçi, işçiyi konuşmamamızı beklemesin bunun hesabını çok ağır sorarız.”

Paylaşın

MHP İle DEM Parti Komşu Oldu

TBMM Genel Kurulu’nda, İYİ Parti’nin bir sıra kaybetmesi sonrası yapılan yeni düzenleme ile DEM Parti ve MHP eskisi gibi tekrar komşu oldu. Saadet Partisi, İYİ Parti, MHP, DEM Parti, CHP ve AK Parti.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, TBMM Genel Kurulu’nun açılış töreninde DEM Grubu’nu ziyaret ederek selamlaşması çok konuşulmuştu.

TBMM’de 28. Dönemin 3. yasama yılında geçtiğimiz yıl olduğu gibi Genel Kurul oturum planı değişti.

Partilerin seçimlerde çıkardığı milletvekili sayılarına göre düzenlenen TBMM Genel Kurulu oturum planı, geçtiğimiz yıl Saadet Partisi’nin Gelecek Partisi ile oluşturduğu Saadet Grubu nedeniyle değişmişti. Bu defa ise oturum planı İYİ Parti’de yaşanan kan kaybından dolayı oldu.

İYİ Parti, 2023 seçimlerinde çıkardığı 43 milletvekilinden 13 tanesini kaybetti.

Gerçek Gündem’in haberine göre; bu kan kaybı İYİ Parti’nin TBMM Genel Kurulu’ndaki yerini de etkiledi. Daha önce 3 sıra sandalyeye sahip olan İYİ Parti, bir sırasını MHP’ye devretmek zorunda kaldı. Böylece MHP, oturma planında tekrar üç sıra koltuğa sahip oldu.

TBMM Genel Kurulu’nun açılış töreninde DEM Grubu’nu ziyaret ederek selamlaşan MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu tavrı çok konuşulmuştu. TBMM Genel Kurulu’nda yapılan yeni düzenlemede ile de DEM ile MHP eskisi gibi tekrar komşu oldu.

TBMM Başkanlığı, yeni oturum planına göre Saadet Partisi’ni en küçük siyasi parti grubu olarak en başa alınırken, sırayla İYİ Parti, MHP, DEM, CHP ve AKP şeklinde oturup sıralaması yaptı.

Paylaşın

Vatandaşın En Önemli İki Sorunu: Ekonomi Ve Adalet

31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de Erdoğan’a sunulmak üzere hazırlanan raporda vatandaşın en önemli iki sorununun ekonomi ve adalet olduğu belirtildi.

Raporun AK Parti MYK toplantısında gündeme gelmesi bekleniyor. Erdoğan’ın, raporlar doğrultusunda parti kurmaylarına yeni talimatlar verebileceği belirtiliyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla organize edilen “Türkiye Buluşmaları” sona erdi.

Türkiye gazetesinden Emrah Özcan‘ın haberine göre; 81 ilde 11 bin program yapan AK Parti, vatandaşın talep, istek ve şikâyetlerini kayıt altına alırken, raporlardan ilginç sonuçlar çıktı. Vatandaş, parti kurmaylarına ekonomik meselelerle ilgili şikâyetlerini anlatırken, adalet alanındaki endişelerini de dile getirdi. Edinilen bilgilere göre, vatandaşın istek ve şikâyetleri ilgili bakanlıklara bildirildi. Bakanlıklar, vatandaşların şikâyetleri doğrultusunda yeni reformlar için çalışmalara başladı.

Adalet: Adalet Bakanlığının toplumun hassas olduğu konularda, adalet anlayışını güçlendirecek, cezasızlık anlayışını ortadan kaldıracak bir takım adımlar atma yolunda olduğu öğrenildi. Vatandaşın taleplerine göre şekillenecek yeni yargı reformunun önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ardından da Meclis’e sunulacağı kaydedildi.

Ekonomi: Vatandaşın bir diğer problem olarak gösterdiği “ekonomi” için de hükûmetin ekonomi kurmayları harekete geçti. Problemin çözüm adresi olan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, hâlen yürütülmekte olan programdan taviz vermeden, enflasyonu tek haneye düşürüp, vatandaşın alım gücünü artıracağı ve elini rahatlatacağı, gerek duyulduğu takdirde yeni bir dizi adımlar atacağı öğrenildi. Dar gelirli vatandaşların konut başta olmak üzere yaşadığı birçok sorun için yeni projeler geliştirileceği, önümüzdeki dönemde yaşanan sorunlara bir bir neşter vurulacağı öne sürüldü.

AK Parti kaynakları, yapılacak yeni ikinci dalga reformlarının, hepsinin sahadan gelen veriler ile beklentilere uygun bir şekilde gerçekleştirileceğine dikkati çekti. Reformların hepsinin teknik ve bürokratik bir anlayışla değil, milletin taleplerine yönelik dizayn edildiğini belirten parti kaynakları, hızlı bir reform süreci yaşanacağını söyledi. Konunun, bugün yapılması planlanan AK Parti MYK toplantısında da gündeme gelmesi bekleniyor. Erdoğan’ın, raporlar doğrultusunda parti kurmaylarına yeni talimatlar verebileceği belirtiliyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Sığınmacılar” Çıkışı

Hatay’da halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye’nin en büyük sıkıntısı sığınmacı sıkıntısı. Burada hassas bir durum var. Türkiye’de birileri göçmenlere, geçici korumada olanlara, onların yarattığı sıkıntılara itiraz ederken, ‘Benim evladım işsiz, sen ucuza onu çalıştırıyorsun’ derken, ‘Ben yoksulum, ilaca katılım payı ödüyorum, onlar ödemiyor’ derken, ‘Benim çocuğum okula aç gidiyor, bunlara aylık bağlanıyor’ derken çok haklı bir serzenişi söylüyorlar” dedi ve ekledi:

“Ancak bazıları dili öyle yanlış bir yerden kurup ‘Araplar’ deyip Araplara, Arapçaya nefret kusup buradaki insanlarımızın önemli bir kısmını çok üzüyorlar. Bu ülkede, Hatay’da, Mardin’de, Urfa’da 6 buçuk milyon ana dili Arapça olan, kendisi Arap olan ama bu memleketin has evladı olan vatandaşım yaşıyor. Onların gönlünü, kalbini kimse kırmasın. Ancak o vatandaşlarımız da hem de çok uzaklardan laf söyleyenlerin yanında bu işin en mağduru olanlar da onlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay’ın Defne ilçesinde halka seslendi. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: “Büyük acıdan 20 ay sonra Hatay’da, sizlerle birlikte bir kez daha göz gözeyiz, el eleyiz, omuz omuzayız. Acılarımız, sorunlarımız, ayağa kaldırılacak bir kentimiz ve hep birlikte baş etmemiz ve başarmamız gereken bir mücadelemiz var.

Bir yerel seçim süreci geçirdik. Yerel seçimin akşamında Türkiye’de büyük bir başarı, 47 yıl sonra CHP’nin birinci parti olmasını, Türkiye nüfusunun yüzde 65’ine hizmet etmeyi, ekonominin yüzde 78’ini, turizm kentlerinin yüzde 92’sini yönetme yetkisini aldık. O gece bir büyük başarı ama içimizde bir büyük yara oldu. O da Hatay Büyükşehir Belediyesi’ydi. Biz o süreçte hata yapmamak için elimizden geleni yapmamıza rağmen, bütün iyi niyete rağmen maalesef hatalarımız oldu, eksiklerimiz oldu, ders almamız gereken süreçler oldu… Ama bütün mazeretleri, bütün bahaneleri bir yana bırakarak Hatay’ı kazanmadığımız için bütün samimiyetimle Hatay’daki bütün güzel insanlardan özür diliyorum, affedin bizi.

O günden bugüne Hatay’da, bir daha Hatay’ı kaybetmemek için, bir daha Hatay’ı tehdide, şantaja terk etmemek için, bir daha bu kenti bir başına, çaresiz bırakmamak için, yeniden kazanmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Gölge kabinemizin bakanları, Hatayımızın milletvekilleriyle birlikte çok sayıda arkadaşımız, milletvekilimiz ekipler halinde, gruplar halinde geldiler gittiler, raporlarını hazırladılar. Yarın CHP’nin resmi MYK toplantısını Hatay’da yapacağız ve ardından bundan sonra Hatay’da hem ben hem milletvekillerim, yöneticilerim Hatay’ı bir dakika boş bırakmadan, yalnız bırakmadan mücadeleyi sürdüreceğiz.

6 Şubat günü, akşam depremde çok büyük kayıplar yaşadık ama kayıpların en büyüğünü, yıkımların en büyüğünü yaşadığımız kentlerden bir tanesi ve maalesef en çok ihmal edileni Hatay oldu. Önce gelmediler, duymadılar, ermediler, elimizden tutmadılar. Maalesef çok gecikmeli başlayan arama – kurtarma çalışmalarında hep Hatay’ı bir adım, iki adım, üç adım geride bıraktılar.

Devamında Hatay’ın diğer şehirlerle birlikte ayağa kaldırılacağını söyleyip, ‘Bir yıl içinde herkes evine geçecek’ deyip, 10 şehri ve Hatay’ı kandırıp oyları aldılar ama bırakın bir yılı 20 ayın sonunda -neredeyse iki yıl oluyor- Hatay’a söz verdikleri 254 bin konutun sadece 11 bin 366’sını verdiler. Oran yüzde 4. Yüzde 96 çadırda, konteynırda ya da gurbette. Evinde değil, evin dışında, evinden uzakta. Bir de ‘Ayrımcılık yapmıyoruz’ diyorlar. Bir de ‘Bunun siyasetini yapmayın’ diyorlar ama bırakın deprem konutunun siyasetini, caminin bile siyasetini yapıyorlar.

Burada bir rezerv alan rezaleti yaşandı. Burası biliyor ama Türkiye duysun. 21 Kasım 2023, bir genelge yayınladılar ve dediler ki ‘Az ve orta hasarlı evleri belediyeden güçlendirme izni alarak güçlendirip içine geçebilirsiniz.’ İnsanlar bu izinleri aldılar, gittiler evlerine kredi çekerek, borç alarak güçlendirme yaptılar. Yağmalanan kapılarını taktılar, boyalarını yaptılar, tam eve geçecekler, ‘Eyvah, biz senin evi rezerv alan ilan ettik, yıkacağız.’ ‘Ev sağlam.’ ‘Olsun, burası rezerv alan.’ Bu depremzedeler için yeni bir yıkım oldu.

Bu yıkıma biz itiraz ettik, milletvekillerimiz itiraz ettiler, Antakya ve Defne‘de 207 hektarlık alan rezerv alan ilan edildi, 50 bin kişi mülksüzleştirildi. Başvuruyu Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptık, sonuç almayı bekliyoruz. Rezerve alanda bir doğru yok, rezerv alan ahlak ister, rezerv alan teknik bilgi ister, liyakat ister ama özünde ahlak ister. Öyle örnekler yazıldı, öyle örnekler duydum, öyle örnekler anlatılıyor ki ‘Benim’ diyen üçkağıtçının yapmayacağı işler. Yıllarca satılmamış, evlada bırakılmış yerleri sırf değeri çok diye rezerv alan ilan eden bir takım yamyamlar.

Amik Ovası’ndayız. Amik Ovası, dünyanın en verimli ovalarından birisi. 15 çeşit ürün yetişiyor, bu sene bir tanesi para etmedi. Özellikle Amik Ovası’nda yetişen pamukta bu sene büyük hayal kırıklığı var. 25 liraya maliyeti olan pamuğu, 18 liraya alanlara, geçen seneki fiyatın altında fiyata alanlara… Mazot üç katına çıkmış, işçilik üç katına çıkmış, her türlü ilaç gübre üç katına çıkmış, araç gereç ateş pahası, almak mümkün değil, ödünç kullanıyor millet, her şey artmış ama bir şey artmamış, ürüne verilen fiyat. 18 liraya düşmüş ve kapıda bankalar, tefeci gibi bekliyor. Sattın sattın, satmadın eve, traktöre haciz geliyor. Bu hale düşürdüler.

“Köylüler yeniden milletin efendisi olacak”

Bu ülkenin son Cumhurbaşkanı buralarda, köylüye, isyan eden çiftçiye, ‘Al ananı da git’ dedi. Bundan sonraki bunun gibi olmayacak, ilk Cumhurbaşkanı gibi olacak, köylüler yeniden milletin efendisi olacak.

Türkiye’nin en büyük sıkıntısı sığınmacı sıkıntısı. Burada hassas bir durum var. Türkiye’de birileri göçmenlere, geçici korumada olanlara, onların yarattığı sıkıntılara itiraz ederken, ‘Benim evladım işsiz, sen ucuza onu çalıştırıyorsun’ derken, ‘Ben yoksulum, ilaca katılım payı ödüyorum, onlar ödemiyor’ derken, ‘Benim çocuğum okula aç gidiyor, bunlara aylık bağlanıyor’ derken çok haklı bir serzenişi söylüyorlar. Ancak bazıları dili öyle yanlış bir yerden kurup ‘Araplar’ deyip Araplara, Arapçaya nefret kusup buradaki insanlarımızın önemli bir kısmını çok üzüyorlar. Bu ülkede, Hatay’da, Mardin’de, Urfa’da 6 buçuk milyon ana dili Arapça olan, kendisi Arap olan ama bu memleketin has evladı olan vatandaşım yaşıyor. Onların gönlünü, kalbini kimse kırmasın. Ancak o vatandaşlarımız da hem de çok uzaklardan laf söyleyenlerin yanında bu işin en mağduru olanlar da onlar.

Türkiye’de geçici sığınmacı statüsünde bu insanlar, süreleri doldu. Tam zamanı af da çıktı. Çalışma yaptırmış. İçişleri Bakanlığı ile Göç İdaresi’ne geçici sığınmacıların Türkiye’de kalış sürelerinin artırılması, çalışma izinleri varsa uzatılması, olmayanlara çalışma izni verilmesi, Türkiye’de bunları ucuz işgücü olarak kullanmanın hesabını yapıyor. Yazıklar olsun, böyle günde sığınmacıları Esad’a göndermeye çalışacağına evlatlarımız yerine çalıştırmak için hazırlık yapıyorlar. Yazıklar olsun.”

Paylaşın

Dünya Savaşı Tartışmaları: Erdoğan’ın Adaylığına Meşruiyet Kampanyası

“Üçüncü Dünya Savaşı” tartışmalarını değerlendiren CHP’li Fethi Açıkel, “Üçüncü Dünya Savaşı argümanın üzerinden, AKP iktidarının ömrünü uzatmaya çalışarak Erdoğan’ın üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı ihtimalinin kapısını aralamaya çalışmak beyhude bir Türkiye kamuoyunu yanıltma çabasıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin gerçek gündemi, memleketimizin ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldıran, tarımda kendine yeterli bitiren ve yakın coğrafyada tutarsız ve ikircikli dış politikasıyla Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar veren AKP iktidarından ilk seçimde kurtulma gündemidir.”

TBMM 28’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılı Açılış Töreni’nde Meclis Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Üçüncü Dünya Savaşı riski var” dedi. Erdoğan, İsrail’in asıl hedefinin Türkiye olduğunu savundu. Erdoğan’ın TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, tartışmaları da beraberinde getirdi.

CHP Milletvekili Fethi Açıkel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle başlayan savaş tartışmalarını BirGün’den Mustafa Bildircin‘e değerlendirdi. Açıkel tartışmaların, “Erdoğan’a bir fırsat penceresi daha açma gayretinin parçası” olduğunu savundu.

Türkiye’nin tüm diplomatik, savunma ve istihbarat kurumlarının AKP’nin elinde olduğunun altını çizen Açıkel, şunları kaydetti: “Erdoğan’ın ve çevresinin, bu konuyu siyasi ikbali için bir kampanya aracına dönüştürmeye çalışması, AKP’nin devlet yönetimi ciddiyetinden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

AKP hükümetleri, Türkiye’nin Ortadoğu’da karşı karşıya kaldığı tüm jeopolitik tehditler, Suriye ve Afganistan coğrafyasından Türkiye’ye yönelen düzensiz göç dalgası ve Radikal İslami ve bölücü terör örgütleri tarafından güvenlik güçlerimize ve yurttaşlarımıza karşı girişilen saldırılar başta olmak üzere, yakın dönemdeki pek çok güvenlik krizinin baş mimarıdır. AKP küresel emperyal güçlerin Ortadoğu’daki oyun planlarının bilerek ya da bilmeyerek maşası ya da taşeronu olarak hareket etmekten çekinmemiştir.”

Açıkel, iktidarın Suriye, Mısır ve Libya gibi ülkelerin toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini zedeleyecek politikalar izlediğini belirtti. AKP’nin Ortadoğu’ya yönelik politikasını, “Sorumsuz, fırsatçı ve maceracı bir aktör gibi” ifadesiyle değerlendiren Açıkel, “Barış koşullarında bile Türkiye’yi çok büyük krizlerin içine sürükleyen AKP hükümetlerinin, gerçek bir küresel krizde Türkiye’ye barış ve istikrar sağlayacağını düşünmek safdillik olur” diye konuştu.

Atatürk’ün, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Lozan ve Montrö Boğazlar antlaşmaların Türkiye’yi kısıtlayan anlaşmalar olduğu iddiasıyla küçümsenmeye çalışıldığını kaydeden Açıkel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin yakın çevresinde büyük bir bölgesel kriz ortaya çıkarsa ya da Üçüncü Dünya Savaşı başlayacak olursa, bu sıcak çatışmalardan Türkiye’yi salimen kurtaracak olan parti şüphesiz CHP’dir. Muhtemel bir Üçüncü Dünya Savaşı argümanın üzerinden, AKP iktidarının ömrünü uzatmaya çalışarak Erdoğan’ın üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı ihtimalinin kapısını aralamaya çalışmak beyhude bir Türkiye kamuoyunu yanıltma çabasıdır

Türkiye’nin gerçek gündemi, memleketimizin ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldıran, tarımda kendine yeterli bitiren ve yakın coğrafyada tutarsız ve ikircikli dış politikasıyla Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar veren AKP iktidarından ilk seçimde kurtulma gündemidir.”

Paylaşın

“Almanya, Türkiye’ye Silah İhracatına Onay Verdi” İddiası

Almanya’nın Türkiye’ye yıllar sonra ilk kez büyük ölçekli silah ihracatını onayladığı iddia edildi. Almanya, 2023 yılında Türkiye’ye silah ihracatı için yalnızca 1,22 milyon euro tutarındaki 17 başvuruya onay vermişti.

Almanya, Türkiye’ye yönelik ihracatlar için yalnızca Avrupa Birliği veya NATO ortaklarıyla ilgili ortak projelere yeşil ışık yakılacağına vurgu yapıyordu.

Almanya merkezli haber portalı Spiegel, Alman hükümetinin Türkiye’ye yıllar sonra ilk kez büyük ölçekli silah ihracatını onayladığını öne sürdü. Spiegel’in haberine göre, oturumları kamuoyuna kapalı olan Federal Güvenlik Konseyi kısa bir süre önce yaptığı toplantıda, NATO müttefiki Türkiye’ye değeri birkaç yüz milyon euroyu bulan silah ihracatına yeşil ışık yaktı.

İhracatına onay verilen 100 hava savunma füzesinin yanı sıra Türk Deniz Kuvvetleri için torpidolar ile Türk denizaltıları ve firkateynlerinin modernizasyonu için büyük malzeme paketlerinin bulunduğu belirtildi.

Spiegel’in Ekonomi Bakanlığı’nın listesine dayandırdığı haberine göre, Türkiye’ye gemilerin hava savunması için gönderilecek olan 100 adet güdümlü füzenin bedelinin yaklaşık 100 milyon euro olmasının beklendiği, bunun yanı sıra 28 adet SeaHake tipi torpidonun 156 milyon euroya Ankara’ya teslimatına onay verildiği belirtildi.

Haberde, denizaltıların modernizasyonuna yönelik malzeme paketleri de dahil ihracatına yeşil ışık yakılan silahların yaklaşık 336 milyon euro tutarında olmasının beklendiği kaydedildi.

Almanya’nın Türkiye’ye bu büyük çaplı silah ihracatına onay vermesi, 2021 yılından beri iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’nin (FPD) oluşturduğu koalisyon hükümetinin izlediği politikada radikal bir yön değişikliğine işaret ediyor.

Spiegel’in haberinde Türkiye’nin “müttefikten bir soruna” dönüşmesi gerekçesiyle Berlin’in Türkiye’ye silah ihracatını önemli ölçüde kısıtladığı, “otokratik” bir lider olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle “Kürtlere karşı sert bir tutum” izlediği ifade edildi.

Almanya, 2023 yılında Türkiye’ye silah ihracatı için yalnızca 1,22 milyon euro tutarındaki 17 başvuruya onay vermişti. Spiegel’in haberinde 2024’ün başında da bu eğilimin devam ettiği kaydedildi.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, hükümet bu yılın ilk çeyreğinde Ankara’ya sadece 23 milyon euro değerinde silah ihracatını onayladı. Hükümet, Türkiye’ye yönelik ihracatlar için yalnızca Avrupa Birliği veya NATO ortaklarıyla ilgili ortak projelere yeşil ışık yakılacağına vurgu yapıyordu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan İsrail’e “İşgal” Tepkisi

AK Parti “Özümüzden Geleceğe Türkiye Buluşmaları” programında konuşan Erdoğan, “Hamas ve Hizbullah sadece bir bahanedir. Yemen, Suriye sadece bir bahanedir. İsrail hükümeti her gün yeni bir mazaret üretmektedir” dedi ve ekledi:

“İçimizdeki bazı İsrail dostları, bazı kalemşörler, her ne kadar gerçekleri gizlemek istese de Netanyahu ve çetesine dur denilmezse bu yayılmacı politikanın nereye varacağını bizler tahmin edebiliyoruz. İsrail vasıtasıyla yeni bir paylaşım savaşının planının yürütüldüğünü görüyor, tedbirlerimizi buna göre alıyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin “Özümüzden Geleceğe Türkiye Buluşmaları” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Gençler, kah esnaf dükkanında çarşı ve pazarda, emekliden memura herkesin kapısını çaldık. Kongre sürecimiz öncesinde bize rehberlik edecek bir fikir havuzunu derlemiş bulunuyoruz. Kongre sürecimizde inşallah azami derecede yaralanacağız. Şu hususun altını çizmek istiyorum. Türkiye buluşmaları, AK Parti’nin milletimizin kalbindeki sarsılmaz yerini bir kez daha teyit etmiştir. Vatandaşlarımız sorunların çözüm adresi olarak partimizi ve ittifakımızı görüyor. Ekonomideki zorlukların üstesinden bizim geleceğimize inanıyor.

Vatandaşlarımız muhalefet aktörlerine güvenmiyor. Onlardan kendisine hayır geleceğine asla inanmıyor. İnsanımız AK Parti ve Cumhur İttifakı’na güveniyor. Açık açık söylemek istiyorum. AK Parti olarak bize verilen bu desteğin kıymetini çok çok iyi biliyoruz. Bu güveni inancı boşa çıkarmamakta kararlıyız. Bugüne kadar milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık, uğratmayacağız.

Biz AK Parti olarak üye sayısı itibariyle Türkiye’nin en büyük ailesiyiz. Biz çıkar birliği yapmış bir hareket değil, Türkiye’ye hizmet aşkıyla gönül birliği, kader birliği, yol ve dava arkadaşlığı yapmış bir siyasi partiyiz. AK Parti teşkilatlarını bir arada tutan harç kardeşlik hukukudur. Biz birbirini ezerek yükselenlerden olmadık. Birbirinin elini tutarak, birbirine omuz vererek yükselenlerden olduk.

Hep söylüyorum; makamlar, rütbeler, oturulan koltuklar değişebilir, molalar olabilir, kesintiler olabilir, dinlenmeye çekilenler olabilir, ama uğruna ömrünü adadığımız AK Parti’nin temsilcisi kutlu dava inşallah ilelebet payidar olacaktır.

Bizden öncekilerden devraldığımız bu hizmet kervanı aynı şekilde yoluna devam edecektir. Bu süreçte öfke ve nefret diline prim vermeyecek, nezaket, hoşgörü ile gönüller fethederek yolumuzda ilerleyeceğiz. Buradaki her bir arkadaşımın da yürüttüğü mücadeleye bu geniş zaviyeden bakmasını istiyorum.

Son 1 yıldır bölgemizde çok kanlı çatışmalar yaşanıyor. İsrail’in Gazze halkına yönelik soykırımı 1. yılını tamamlamak üzere. 364 günde 17 binden fazla çocuğu, binlerce kadın, yaşlı, sivil, doktor, gazeteciyi alçakça şehit ettiler. Dünyanın gözleri önünde 50 bine yakın masum insan katledildi. Uluslararası hukuk, temel insan hak ve hürriyetleri, savaş hukuku, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsi ayaklar altına alındı. İşlenmedik suç, barbarlık kalmadı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar Gazze halkının direniş zeminini kıramadılar.

Gazzeli kardeşlerimiz tüm imkansızlıklara rağmen ümmetin ve insanlığın yüzakı olarak 364 gündür siyonist işgalcilere karşı kahramanca direniyor. Kendilerini buradan bir kez daha saygıyla selamlıyoruz. Filistin’in kahraman evlatlarına, mazlum ve mağrur gençlerine buradan en kalbi muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Türkiye olarak tüm imkanlarımızla Gazzeli kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bunu da öyle hamaset olsun diye söylemiyorum. İsrail’e karşı ekonomik tedbir uygulayan yegane devlet biziz.

Gazze’ye miktar olarak en fazla yardım gönderen müslüman ülke biziz. Uluslararası tüm platformlarda Filistin halkının sesi, nefesi, savunucusu olan hükümet biziz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de aynı yerde dimdik duruyoruz. İlk gün neyi savunuyorsak bugün de aynı değerleri savunuyoruz. Türkiye’de ne diyorsak BM’de kürsüsünde de aynı cümleleri kurmaktan asla çekinmiyoruz. Yalpalamadan, savrulmadan, kimseden korkmadan, kimsenin baskısına, tehdidine boyun eğmeden mazlumun yanında zalimlerin karşısındayız.

İsrail’in Lübnan’a başlattığı saldırılar sonrasında en güçlü tepkiyi veren ülkelerden biri biz olduk. İsrail hükümetinin bölgeyi kan gölüne çevirmeye amaçlayan kirli planlarını gören, deşifre eden, tüm insanlığı uyaran yine Türkiye’dir. Artık akıl ve basiret sahibi herkes şu gerçeği görüyor; dini fanatizmle hareket eden mevcut İsrail yönetiminin niyeti bellidir, hedefi bellidir, neyi gerçekleştirmek istediği çok net bellidir. Batılı güçler ise bunların asıl niyetlerini çok iyi bildikleri halde holokost utancından dolayı Netanyahu ve katliam çetesine seslerini çıkaramamaktadırlar.

Yıllardır bize özgürlüklerden bahsedenlerin Filistinli çocuklar için toplanan göstericilere nasıl davrandıklarını görüyorsunuz. Bırakın Filistinli mazlumların haklarının savunulmasına izin vermeyi Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. Terör örgütlerine gelince protesto hakkı kutsaldır diyenler sözkonusu Filistin olunca, 50 bine yakın masum olunca faşizmin en nobran halini uyguluyorlar. Savuna geldikleri değerleri İsrail’in katliamlarını örtmek uğruna sadece 1 senede bizzat kendi elleriyle itibarsız hale getirdiler.

Şunu açık açık söylemek durumundayım. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi coğrafyamızda sınırların kanla çizilmesine yönelik sinsi plan uygulamaya konulmuştur. Hamas, Hizbullah sadece bir bahanedir. Yemen, Suriye, İran sadece birer bahanedir. İşgal ve istila politikasına meşrulaştırmak için İsrail hükümeti her gün yeni bir mazaret üretmektedir. İçimizdeki bazı İsrail dostları bazı siyonist muhipleri, bazı kalemşörler gerçekleri gizlemeye çalışsa da Netanyahu ve çetesine dur denilmezse nereye varılacağını bizler tahmin edebiliyoruz.

İsrail vasıtasıyla yeni bir paylaşım savaşının, kirli savaşın yürütüldüğünü görüyor ve tüm tedbirlerimizi buna göre alıyoruz. Türkiye büyük bir ülkedir. Şunu herkes bilsin ve anlasın. Türkiye 2300 yılı aşan köklü birikimiyle tecrübeli bir devlettir. Türkiye 85 milyon vatandaşıyla bölgesini istikrar ve güven kaynağıdır. Bugüne kadar nasıl devletimizin ve milletimizin güvenliğinde hiçbir zaafiyete izin vermediysek aynı hassasiyet, soğukkanlılık ve aynı kararlılıkla ve elbette aynı stratejik akılla hamlelerimizi planlıyoruz. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış, vatan toprakları üzerinde ameliyat yapılmasına müsamaha gösteremeyiz. İsrail hükümetini şımartanları, koşulsuz destek vererek pervasız hale getirenleri buradan aklı selimle hareket etmeye davet ediyorum.

Daha çok kan dökülmeden, yıkım olmadan yularını elinizde tuttuğunuz bu zalimleri durdurun. Diğer türlü gözünü kan bürümüş İsrail hükümetinin harladığı ateş sadece bu coğrafyayı değil, bu coğrafyada yaşayan halkları değil sizleri de yakacak. Eninde sonunda size de ulaşacak. İslam alemini de aynı şekilde ekonomik ve ticari tedbirleri devreye almaya çağırıyorum. İsrail’e yönelik önlem almadığımız her gün bu kan deryası maalesef daha da büyüyecek. Kardeşlik hukukumuzun gereğini yapmak bizim için tercihten öte bir mecburiyettir.

“Durmak yok, duraklamak, mola, yorgunluk, rehavet yok”

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditlerin bertaraf edilmesine AK Parti teşkilatlarına düşen kardeşlik ruhunu yüceltmek, tam bir dayanışma içinde olmaktır. Herzamankinden daha fazla kenetleneceğiz, sahada olacak, çalışacak koşturacağız. Durmak yok, duraklamak, mola, yorgunluk, rehavet yok.

Muhalefetin hangi gündemlerin peşinde koştuklarını, dertlerinin ne olduğunu, millete ve şehirlere hizmet kaygılarının bulunmadığını inanıyorum ki sizler de takip ediyorsunuz. Koltuk kavgasından, parti içi mücadelesinden başlarını kaldıramıyorlar. 31 Mart gecesinden bu yana yaklaşık 4 yıl sonra yapılacak seçimler için şimdiden birbiriyle kavgaya tutuştular. Ne millete ne şehirlere hizmet gibi dertleri var ne de vatandaşlara verdikleri sözleri yerine getirmek gibi hassasiyetleri var.

Eski genel başkanları bir köşeye atılmanın hıncıyla sosyal medyadan sürekli sağa sola saldırıyor. Milleti kutuplaştırarak, siyasi iklimi gererek kendini gündemde tutmaya çalışıyor. Zehirli dili ve söylemleriyle Türkiye’nin siyasi atmosferinin yumuşamasına, normalleşmesine, tansiyonun düşmesine bir türlü müsaade etmiyor. Biz iktidar ve muhalefet arasındaki diyalog zeminini iyileştirmek için uğraştıkça, gerilimden beslenenler buna engel olmak için ellerinden geleni yapıyor.

Türkiye’ye bir hayrım dokunsun diyorsanız, gölge etmeyin sizden başka ihsan istemiyoruz. Biz bunlara aldırmadan millete hizmet mücadelemizi azimle sürdüreceğiz. Bugün Oruç Reis araştırma gemimizi Somali’ye uğurladık. 2017 yılından beri ülkemize önemli hizmetlerde bulunan Oruç Reis, Somali’de her biri 5’er bin kilometre alanda sismik faaliyet yürütecek. On yıllardır çatışma, istikrarsızlık ve açlıkla anılan Somali, Oruç Reis’in keşifleri sonrasında ekonomik kalkınma, refah ve huzurla gündeme gelecek. Oruç Reis’ten Allah’ın izniyle müjdeli haberimize inanıyorum. Türkiye Buluşmaları programımızın tekrar hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın