Dünya Savaşı Tartışmaları: Erdoğan’ın Adaylığına Meşruiyet Kampanyası

“Üçüncü Dünya Savaşı” tartışmalarını değerlendiren CHP’li Fethi Açıkel, “Üçüncü Dünya Savaşı argümanın üzerinden, AKP iktidarının ömrünü uzatmaya çalışarak Erdoğan’ın üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı ihtimalinin kapısını aralamaya çalışmak beyhude bir Türkiye kamuoyunu yanıltma çabasıdır” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin gerçek gündemi, memleketimizin ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldıran, tarımda kendine yeterli bitiren ve yakın coğrafyada tutarsız ve ikircikli dış politikasıyla Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar veren AKP iktidarından ilk seçimde kurtulma gündemidir.”

TBMM 28’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılı Açılış Töreni’nde Meclis Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Üçüncü Dünya Savaşı riski var” dedi. Erdoğan, İsrail’in asıl hedefinin Türkiye olduğunu savundu. Erdoğan’ın TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, tartışmaları da beraberinde getirdi.

CHP Milletvekili Fethi Açıkel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle başlayan savaş tartışmalarını BirGün’den Mustafa Bildircin‘e değerlendirdi. Açıkel tartışmaların, “Erdoğan’a bir fırsat penceresi daha açma gayretinin parçası” olduğunu savundu.

Türkiye’nin tüm diplomatik, savunma ve istihbarat kurumlarının AKP’nin elinde olduğunun altını çizen Açıkel, şunları kaydetti: “Erdoğan’ın ve çevresinin, bu konuyu siyasi ikbali için bir kampanya aracına dönüştürmeye çalışması, AKP’nin devlet yönetimi ciddiyetinden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

AKP hükümetleri, Türkiye’nin Ortadoğu’da karşı karşıya kaldığı tüm jeopolitik tehditler, Suriye ve Afganistan coğrafyasından Türkiye’ye yönelen düzensiz göç dalgası ve Radikal İslami ve bölücü terör örgütleri tarafından güvenlik güçlerimize ve yurttaşlarımıza karşı girişilen saldırılar başta olmak üzere, yakın dönemdeki pek çok güvenlik krizinin baş mimarıdır. AKP küresel emperyal güçlerin Ortadoğu’daki oyun planlarının bilerek ya da bilmeyerek maşası ya da taşeronu olarak hareket etmekten çekinmemiştir.”

Açıkel, iktidarın Suriye, Mısır ve Libya gibi ülkelerin toprak bütünlüğünü ve ulusal egemenliğini zedeleyecek politikalar izlediğini belirtti. AKP’nin Ortadoğu’ya yönelik politikasını, “Sorumsuz, fırsatçı ve maceracı bir aktör gibi” ifadesiyle değerlendiren Açıkel, “Barış koşullarında bile Türkiye’yi çok büyük krizlerin içine sürükleyen AKP hükümetlerinin, gerçek bir küresel krizde Türkiye’ye barış ve istikrar sağlayacağını düşünmek safdillik olur” diye konuştu.

Atatürk’ün, “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Lozan ve Montrö Boğazlar antlaşmaların Türkiye’yi kısıtlayan anlaşmalar olduğu iddiasıyla küçümsenmeye çalışıldığını kaydeden Açıkel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin yakın çevresinde büyük bir bölgesel kriz ortaya çıkarsa ya da Üçüncü Dünya Savaşı başlayacak olursa, bu sıcak çatışmalardan Türkiye’yi salimen kurtaracak olan parti şüphesiz CHP’dir. Muhtemel bir Üçüncü Dünya Savaşı argümanın üzerinden, AKP iktidarının ömrünü uzatmaya çalışarak Erdoğan’ın üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı ihtimalinin kapısını aralamaya çalışmak beyhude bir Türkiye kamuoyunu yanıltma çabasıdır

Türkiye’nin gerçek gündemi, memleketimizin ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldıran, tarımda kendine yeterli bitiren ve yakın coğrafyada tutarsız ve ikircikli dış politikasıyla Türkiye’nin ulusal çıkarlarına büyük zarar veren AKP iktidarından ilk seçimde kurtulma gündemidir.”

Paylaşın

“Almanya, Türkiye’ye Silah İhracatına Onay Verdi” İddiası

Almanya’nın Türkiye’ye yıllar sonra ilk kez büyük ölçekli silah ihracatını onayladığı iddia edildi. Almanya, 2023 yılında Türkiye’ye silah ihracatı için yalnızca 1,22 milyon euro tutarındaki 17 başvuruya onay vermişti.

Almanya, Türkiye’ye yönelik ihracatlar için yalnızca Avrupa Birliği veya NATO ortaklarıyla ilgili ortak projelere yeşil ışık yakılacağına vurgu yapıyordu.

Almanya merkezli haber portalı Spiegel, Alman hükümetinin Türkiye’ye yıllar sonra ilk kez büyük ölçekli silah ihracatını onayladığını öne sürdü. Spiegel’in haberine göre, oturumları kamuoyuna kapalı olan Federal Güvenlik Konseyi kısa bir süre önce yaptığı toplantıda, NATO müttefiki Türkiye’ye değeri birkaç yüz milyon euroyu bulan silah ihracatına yeşil ışık yaktı.

İhracatına onay verilen 100 hava savunma füzesinin yanı sıra Türk Deniz Kuvvetleri için torpidolar ile Türk denizaltıları ve firkateynlerinin modernizasyonu için büyük malzeme paketlerinin bulunduğu belirtildi.

Spiegel’in Ekonomi Bakanlığı’nın listesine dayandırdığı haberine göre, Türkiye’ye gemilerin hava savunması için gönderilecek olan 100 adet güdümlü füzenin bedelinin yaklaşık 100 milyon euro olmasının beklendiği, bunun yanı sıra 28 adet SeaHake tipi torpidonun 156 milyon euroya Ankara’ya teslimatına onay verildiği belirtildi.

Haberde, denizaltıların modernizasyonuna yönelik malzeme paketleri de dahil ihracatına yeşil ışık yakılan silahların yaklaşık 336 milyon euro tutarında olmasının beklendiği kaydedildi.

Almanya’nın Türkiye’ye bu büyük çaplı silah ihracatına onay vermesi, 2021 yılından beri iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’nin (FPD) oluşturduğu koalisyon hükümetinin izlediği politikada radikal bir yön değişikliğine işaret ediyor.

Spiegel’in haberinde Türkiye’nin “müttefikten bir soruna” dönüşmesi gerekçesiyle Berlin’in Türkiye’ye silah ihracatını önemli ölçüde kısıtladığı, “otokratik” bir lider olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle “Kürtlere karşı sert bir tutum” izlediği ifade edildi.

Almanya, 2023 yılında Türkiye’ye silah ihracatı için yalnızca 1,22 milyon euro tutarındaki 17 başvuruya onay vermişti. Spiegel’in haberinde 2024’ün başında da bu eğilimin devam ettiği kaydedildi.

Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, hükümet bu yılın ilk çeyreğinde Ankara’ya sadece 23 milyon euro değerinde silah ihracatını onayladı. Hükümet, Türkiye’ye yönelik ihracatlar için yalnızca Avrupa Birliği veya NATO ortaklarıyla ilgili ortak projelere yeşil ışık yakılacağına vurgu yapıyordu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’dan İsrail’e “İşgal” Tepkisi

AK Parti “Özümüzden Geleceğe Türkiye Buluşmaları” programında konuşan Erdoğan, “Hamas ve Hizbullah sadece bir bahanedir. Yemen, Suriye sadece bir bahanedir. İsrail hükümeti her gün yeni bir mazaret üretmektedir” dedi ve ekledi:

“İçimizdeki bazı İsrail dostları, bazı kalemşörler, her ne kadar gerçekleri gizlemek istese de Netanyahu ve çetesine dur denilmezse bu yayılmacı politikanın nereye varacağını bizler tahmin edebiliyoruz. İsrail vasıtasıyla yeni bir paylaşım savaşının planının yürütüldüğünü görüyor, tedbirlerimizi buna göre alıyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin “Özümüzden Geleceğe Türkiye Buluşmaları” programında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Gençler, kah esnaf dükkanında çarşı ve pazarda, emekliden memura herkesin kapısını çaldık. Kongre sürecimiz öncesinde bize rehberlik edecek bir fikir havuzunu derlemiş bulunuyoruz. Kongre sürecimizde inşallah azami derecede yaralanacağız. Şu hususun altını çizmek istiyorum. Türkiye buluşmaları, AK Parti’nin milletimizin kalbindeki sarsılmaz yerini bir kez daha teyit etmiştir. Vatandaşlarımız sorunların çözüm adresi olarak partimizi ve ittifakımızı görüyor. Ekonomideki zorlukların üstesinden bizim geleceğimize inanıyor.

Vatandaşlarımız muhalefet aktörlerine güvenmiyor. Onlardan kendisine hayır geleceğine asla inanmıyor. İnsanımız AK Parti ve Cumhur İttifakı’na güveniyor. Açık açık söylemek istiyorum. AK Parti olarak bize verilen bu desteğin kıymetini çok çok iyi biliyoruz. Bu güveni inancı boşa çıkarmamakta kararlıyız. Bugüne kadar milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık, uğratmayacağız.

Biz AK Parti olarak üye sayısı itibariyle Türkiye’nin en büyük ailesiyiz. Biz çıkar birliği yapmış bir hareket değil, Türkiye’ye hizmet aşkıyla gönül birliği, kader birliği, yol ve dava arkadaşlığı yapmış bir siyasi partiyiz. AK Parti teşkilatlarını bir arada tutan harç kardeşlik hukukudur. Biz birbirini ezerek yükselenlerden olmadık. Birbirinin elini tutarak, birbirine omuz vererek yükselenlerden olduk.

Hep söylüyorum; makamlar, rütbeler, oturulan koltuklar değişebilir, molalar olabilir, kesintiler olabilir, dinlenmeye çekilenler olabilir, ama uğruna ömrünü adadığımız AK Parti’nin temsilcisi kutlu dava inşallah ilelebet payidar olacaktır.

Bizden öncekilerden devraldığımız bu hizmet kervanı aynı şekilde yoluna devam edecektir. Bu süreçte öfke ve nefret diline prim vermeyecek, nezaket, hoşgörü ile gönüller fethederek yolumuzda ilerleyeceğiz. Buradaki her bir arkadaşımın da yürüttüğü mücadeleye bu geniş zaviyeden bakmasını istiyorum.

Son 1 yıldır bölgemizde çok kanlı çatışmalar yaşanıyor. İsrail’in Gazze halkına yönelik soykırımı 1. yılını tamamlamak üzere. 364 günde 17 binden fazla çocuğu, binlerce kadın, yaşlı, sivil, doktor, gazeteciyi alçakça şehit ettiler. Dünyanın gözleri önünde 50 bine yakın masum insan katledildi. Uluslararası hukuk, temel insan hak ve hürriyetleri, savaş hukuku, insanlığa dair ne kadar değer varsa hepsi ayaklar altına alındı. İşlenmedik suç, barbarlık kalmadı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar Gazze halkının direniş zeminini kıramadılar.

Gazzeli kardeşlerimiz tüm imkansızlıklara rağmen ümmetin ve insanlığın yüzakı olarak 364 gündür siyonist işgalcilere karşı kahramanca direniyor. Kendilerini buradan bir kez daha saygıyla selamlıyoruz. Filistin’in kahraman evlatlarına, mazlum ve mağrur gençlerine buradan en kalbi muhabbetlerimizi gönderiyoruz. Türkiye olarak tüm imkanlarımızla Gazzeli kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bunu da öyle hamaset olsun diye söylemiyorum. İsrail’e karşı ekonomik tedbir uygulayan yegane devlet biziz.

Gazze’ye miktar olarak en fazla yardım gönderen müslüman ülke biziz. Uluslararası tüm platformlarda Filistin halkının sesi, nefesi, savunucusu olan hükümet biziz. İlk gün nerede duruyorsak bugün de aynı yerde dimdik duruyoruz. İlk gün neyi savunuyorsak bugün de aynı değerleri savunuyoruz. Türkiye’de ne diyorsak BM’de kürsüsünde de aynı cümleleri kurmaktan asla çekinmiyoruz. Yalpalamadan, savrulmadan, kimseden korkmadan, kimsenin baskısına, tehdidine boyun eğmeden mazlumun yanında zalimlerin karşısındayız.

İsrail’in Lübnan’a başlattığı saldırılar sonrasında en güçlü tepkiyi veren ülkelerden biri biz olduk. İsrail hükümetinin bölgeyi kan gölüne çevirmeye amaçlayan kirli planlarını gören, deşifre eden, tüm insanlığı uyaran yine Türkiye’dir. Artık akıl ve basiret sahibi herkes şu gerçeği görüyor; dini fanatizmle hareket eden mevcut İsrail yönetiminin niyeti bellidir, hedefi bellidir, neyi gerçekleştirmek istediği çok net bellidir. Batılı güçler ise bunların asıl niyetlerini çok iyi bildikleri halde holokost utancından dolayı Netanyahu ve katliam çetesine seslerini çıkaramamaktadırlar.

Yıllardır bize özgürlüklerden bahsedenlerin Filistinli çocuklar için toplanan göstericilere nasıl davrandıklarını görüyorsunuz. Bırakın Filistinli mazlumların haklarının savunulmasına izin vermeyi Filistin bayrağına dahi tahammül edemiyorlar. Terör örgütlerine gelince protesto hakkı kutsaldır diyenler sözkonusu Filistin olunca, 50 bine yakın masum olunca faşizmin en nobran halini uyguluyorlar. Savuna geldikleri değerleri İsrail’in katliamlarını örtmek uğruna sadece 1 senede bizzat kendi elleriyle itibarsız hale getirdiler.

Şunu açık açık söylemek durumundayım. Geçen yüzyılın başında olduğu gibi coğrafyamızda sınırların kanla çizilmesine yönelik sinsi plan uygulamaya konulmuştur. Hamas, Hizbullah sadece bir bahanedir. Yemen, Suriye, İran sadece birer bahanedir. İşgal ve istila politikasına meşrulaştırmak için İsrail hükümeti her gün yeni bir mazaret üretmektedir. İçimizdeki bazı İsrail dostları bazı siyonist muhipleri, bazı kalemşörler gerçekleri gizlemeye çalışsa da Netanyahu ve çetesine dur denilmezse nereye varılacağını bizler tahmin edebiliyoruz.

İsrail vasıtasıyla yeni bir paylaşım savaşının, kirli savaşın yürütüldüğünü görüyor ve tüm tedbirlerimizi buna göre alıyoruz. Türkiye büyük bir ülkedir. Şunu herkes bilsin ve anlasın. Türkiye 2300 yılı aşan köklü birikimiyle tecrübeli bir devlettir. Türkiye 85 milyon vatandaşıyla bölgesini istikrar ve güven kaynağıdır. Bugüne kadar nasıl devletimizin ve milletimizin güvenliğinde hiçbir zaafiyete izin vermediysek aynı hassasiyet, soğukkanlılık ve aynı kararlılıkla ve elbette aynı stratejik akılla hamlelerimizi planlıyoruz. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış, vatan toprakları üzerinde ameliyat yapılmasına müsamaha gösteremeyiz. İsrail hükümetini şımartanları, koşulsuz destek vererek pervasız hale getirenleri buradan aklı selimle hareket etmeye davet ediyorum.

Daha çok kan dökülmeden, yıkım olmadan yularını elinizde tuttuğunuz bu zalimleri durdurun. Diğer türlü gözünü kan bürümüş İsrail hükümetinin harladığı ateş sadece bu coğrafyayı değil, bu coğrafyada yaşayan halkları değil sizleri de yakacak. Eninde sonunda size de ulaşacak. İslam alemini de aynı şekilde ekonomik ve ticari tedbirleri devreye almaya çağırıyorum. İsrail’e yönelik önlem almadığımız her gün bu kan deryası maalesef daha da büyüyecek. Kardeşlik hukukumuzun gereğini yapmak bizim için tercihten öte bir mecburiyettir.

“Durmak yok, duraklamak, mola, yorgunluk, rehavet yok”

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehditlerin bertaraf edilmesine AK Parti teşkilatlarına düşen kardeşlik ruhunu yüceltmek, tam bir dayanışma içinde olmaktır. Herzamankinden daha fazla kenetleneceğiz, sahada olacak, çalışacak koşturacağız. Durmak yok, duraklamak, mola, yorgunluk, rehavet yok.

Muhalefetin hangi gündemlerin peşinde koştuklarını, dertlerinin ne olduğunu, millete ve şehirlere hizmet kaygılarının bulunmadığını inanıyorum ki sizler de takip ediyorsunuz. Koltuk kavgasından, parti içi mücadelesinden başlarını kaldıramıyorlar. 31 Mart gecesinden bu yana yaklaşık 4 yıl sonra yapılacak seçimler için şimdiden birbiriyle kavgaya tutuştular. Ne millete ne şehirlere hizmet gibi dertleri var ne de vatandaşlara verdikleri sözleri yerine getirmek gibi hassasiyetleri var.

Eski genel başkanları bir köşeye atılmanın hıncıyla sosyal medyadan sürekli sağa sola saldırıyor. Milleti kutuplaştırarak, siyasi iklimi gererek kendini gündemde tutmaya çalışıyor. Zehirli dili ve söylemleriyle Türkiye’nin siyasi atmosferinin yumuşamasına, normalleşmesine, tansiyonun düşmesine bir türlü müsaade etmiyor. Biz iktidar ve muhalefet arasındaki diyalog zeminini iyileştirmek için uğraştıkça, gerilimden beslenenler buna engel olmak için ellerinden geleni yapıyor.

Türkiye’ye bir hayrım dokunsun diyorsanız, gölge etmeyin sizden başka ihsan istemiyoruz. Biz bunlara aldırmadan millete hizmet mücadelemizi azimle sürdüreceğiz. Bugün Oruç Reis araştırma gemimizi Somali’ye uğurladık. 2017 yılından beri ülkemize önemli hizmetlerde bulunan Oruç Reis, Somali’de her biri 5’er bin kilometre alanda sismik faaliyet yürütecek. On yıllardır çatışma, istikrarsızlık ve açlıkla anılan Somali, Oruç Reis’in keşifleri sonrasında ekonomik kalkınma, refah ve huzurla gündeme gelecek. Oruç Reis’ten Allah’ın izniyle müjdeli haberimize inanıyorum. Türkiye Buluşmaları programımızın tekrar hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a İstanbul Sözleşmesi Çağrısı

CHP Lideri Özgür Özel, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları yaşatan ve koruyan bir sözleşme olduğunu belirterek, AK Parti döneminde yapılmış bir tane iyi iş var nedir?’ deseydiniz ‘İstanbul Sözleşmesi’nin İstanbul adıyla bağıtlanıp Meclis’imizden oy birliğiyle geçmesi’ derdim” dedi ve ekledi:

“Bir nazar boncuğu vardı. Onu da bir seçim uğruna mahvettiniz ama görünen o ki seçim geçti halen daha bu konuda bir öz eleştiri yapmak yerine hatada ısrar ediyor. Daha doğrusu bunu hata kabul etmiyor. İstanbul Sözleşmesi kadınları yaşatan bir sözleşme. Kadınlar öldürülüyor. İstanbul Sözleşmesi kadınları koruyan bir sözleşme. Kadınlar tacize uğruyorlar, şiddet görüyorlar.”

Bu nedenle Erdoğan’a seslendiğini ifade eden Özel, “O sözleşmenin yeniden Meclis’ten oy birliğiyle geçeceği bir zemini yaratmak sizin sorumluluğunuzda. Biz iki elimizi birden kaldırmaya yine hazırız. Varsanız İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden Meclis’te onaylayalım.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bakırköy Belediye Başkanı Ayşegül Özdemir Ovalıoğlu’nu ziyaretinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Özel, Beyoğlu’nda yaşanan taciz olayı ve Fatih’teki kadın cinayetlerinin sorulması üzerine, olayları üzüntüyle takip ettiğini, pek çok katilin cezaevlerine girip çıkarak hapishaneleri mesken tuttuklarını söyledi.

Dün Fatih’te iki kadını öldürdükten sonra intihar eden kişinin defalarca psikolojik tedavi görmüş birisi olduğuna dikkati çeken Özel, devletin bunu yakından takip etmiş olması gerektiğini belirtti. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınları yaşatan ve koruyan bir sözleşme olduğunu dile getiren Özel, şöyle devam etti:

AK Parti döneminde yapılmış bir tane iyi iş var nedir?’ deseydiniz ‘İstanbul Sözleşmesi’nin İstanbul adıyla bağıtlanıp Meclis’imizden oy birliğiyle geçmesi’ derdim. Bir nazar boncuğu vardı. Onu da bir seçim uğruna mahvettiniz ama görünen o ki seçim geçti halen daha bu konuda bir öz eleştiri yapmak yerine hatada ısrar ediyor. Daha doğrusu bunu hata kabul etmiyor. İstanbul Sözleşmesi kadınları yaşatan bir sözleşme. Kadınlar öldürülüyor. İstanbul Sözleşmesi kadınları koruyan bir sözleşme. Kadınlar tacize uğruyorlar, şiddet görüyorlar.

Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslendiğini ifade eden Özel, “O sözleşmenin yeniden Meclis’ten oy birliğiyle geçeceği bir zemini yaratmak sizin sorumluluğunuzda. Biz iki elimizi birden kaldırmaya yine hazırız. Varsanız İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden Meclis’te onaylayalım.” dedi.

Kanunların yetersiz kaldığını belirten Özel, Erdoğan’a, İstanbul Sözleşmesi’ni gelecek salı TBMM’de hep birlikte yeniden görüşmeyi teklif ettiğini söyledi. Özel, TBMM açılışında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bazı DEM Parti’li milletvekilleriyle selamlaşmasının siyasette normalleşme sürecine girildiği şeklinde yorumlanmasına ilişkin şunları ifade etti:

Siyasette yeni bir dönem başlayacak, başlamayacaktan öte şunu görmek lazım; Bizim normalleşme dediğimiz şey varıp da Erdoğan ile ya da Bahçeli ile bir anlaşma yapmak değil. 22 yıldır bu ülkeyi bu hale getirenlerle bir anlaşma yapacak halimiz yok. Ne yapacağız, biz bu iktidarı ilk seçimde değiştireceğiz. Ama normalleşme, milletin seçtiklerine, milletin hatırına asgari saygıyı göstermek ve gerçek sorunlar konuşulsun diye suni gündemlerden kaçmaktır.

“Kutuplaşma diktatörlere yarar”

Özgür Özel, her partiyle bayramlaşan, bütün liderlerle selamlaşan tek lider olduğunu belirterek, 1 Ekim’de bu konuda bir farklılaşma olduğunu söyledi.

Bundan gayet memnun olduğunu dile getiren Özel, “Sayın Bahçeli ile DEM’in el sıkışması Türkiye’de tansiyonu düşürür. Kutuplaşmayı azaltır. Şunu bilmek lazım. Kutuplaşma diktatörlere yarar. Kutuplaşma tek adamlara yarar. Kutuplaşma sosyal demokratlara ve halkın geniş kesimlerine her zaman zarar verir, zarar verdi. Sözün güçlü olduğu yerde kutuplaşmanın olmaması lazım. Bahçeli DEM’in elini sıktı diye biz ne Bahçeli ile ne Erdoğan ile oturup anayasa yaparız, ne bir başka şey. Bizim de onlara sözümüz belli. Anayasaya uymayanlarla anayasa konuşmuyoruz, konuşmayacağız. Biz kimseyle koalisyon da kurmayacağız ama Türkiye ittifakını büyüteceğiz. Atatürk’ün partisini Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında yeniden iktidar yapacağız” dedi.

TBMM’nin açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İsrail’in bir sonraki hedefinin Türkiye toprakları olduğu” şeklindeki açıklamasının ardından kendisinin Meclis’te toplantı yapılması talebinin kabul edildiğinin anımsatılması üzerine Özel, Meclis’in toplanmasını olumlu bulduğunu kaydetti.

Özel, “Ancak o oturuma mutlaka Sayın Erdoğan’ın gelmesi gerekiyor. ‘İki bakan yollayayım, onlar bilgi versin.’ işin ciddiyetine terstir. Bakanlar da bilgi verebilir. Bu oturumun 15-20 dakika, yarım saat sürme zorunluluğu yok. Bir gün bile sürebilir. İlgili bütün bakanlar bilgi versin ama Erdoğan çıksın ve her şeyi orada anlatsın. Yok yasak savmak için böyle bir oturum olursa bunu çıkar millete ifade ederim.” diye konuştu.

Devlet ciddiyetine yakışır bir sunum ve bilgilendirme beklediğini vurgulayan Özel, “O ciddiyete uygun davranacağım. Ciddiyetsiz davranırlarsa elbette kapalı oturumun tutanakları 10 yıl gizli kalacaktır ama içerikten milletim adına tatmin olmazsam bunu milletimle paylaşırım. İçeriği paylaşmam ama oradaki kandırmacayı paylaşırım.” dedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İsrail’den “Çöp” Almaya Devam Ediyor

Dünyanın çöpünü depolamaya devam eden Türkiye’nin 2024 yılının ilk üç ayında ise İsrail’den 1 milyon 304 bin 565 dolar karşılığında plastik çöp aldığı ortaya çıktı.

Everyday Plastic ve Çevresel Soruşturma Ajansı’nın (EIA) araştırmasına göre, 2022 yılında ilk kez ortaya çıktığından beri eleştirilen çöp ticaretine son verilmedi. Araştırma kapsamında İngiltere’de takip edilen geri dönüşüm atıklarının yüzde 70’inin yakıldığı, geri kalanının ise başta Adana’ya olmak üzere ihraç edildiği tespit edildi. Türkiye, 2024’ün ilk 3 ayında dünyanın her yerinden gelen toplam 273 bin 988 ton çöpü, toplam 36 milyon 101 bin 854 dolara satın aldı.

Everyday Plastic ve Çevresel Soruşturma Ajansı’na (EIA) bağlı gönüllüler Temmuz 2023 ve Şubat 2024’te İngiltere genelinde toplam 40 izleme cihazını (Apple AirTag) yumuşak plastik torbalar ve ambalajların içine paketleyerek Sainsbury’s ve Tesco mağazalarının önündeki toplama noktalarına bıraktı.

Yumuşak plastik ambalaj atıklarının yüzde 70’inin yakıldığı tespit edildi ki bu işlemin geri dönüşümle uzaktan yakından ilgisi yok. Hatta platsik yakmak doğaya verdiği zararla iklim krizini tetikleyen bir yöntem. Atıkların geri kalanı ise yumuşak plastik atığı daha düşük değerli ürünlere dönüştüren geri dönüşüm tesislerine gönderildi. Bu atıkların çoğu Adana’ya geldi.

Dünyanın birçok yerinden gelen çöplerin Adana’ya bırakıldığı 2022’de tespit edilmiş ve hükümet, “Türkiye Avrupa’nın çöplüğü mü?” ifadesiyle eleştirilmişti. Dönemin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise kesin bir dille “plastik atık” alınmadığını, ithal edilenin “değerli ham madde” olduğunu savunmuştu. Yapılan yeni araştırmayla çöp ticaretine devam edildiği ortaya çıktı.

Mehveş Evin’in Kısa Dalga’da yer verilen haberine göre, Küçük bir atık şirketleri grubu olan Eurokey’in ambalaj atığı ihracatçısı akreditasyonu 2022 yılında Çevre Ajansı (EA) tarafından askıya alınmıştı. Sebep ise şirketin Türkiye, Polonya ve Hollanda’daki alanlara plastik atıklarını ihraç etme biçimindeki ihlallerdi. Türkiye, 2022’de plastik çöp ithalatında Avrupa’da birinci, dünyada ikincisi oldu.

Aradan 2 yıl geçti. Descartes Datamyne’ın Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024’ün Ocak, Şubat, Mart aylarında Türkiye, toplam 273 bin 988 ton çöpü, toplam 36 milyon 101 bin 854 dolara satın aldı. Çöp ticareti yapılan ülkeler arasında Avrupa’nın yanı sıra ABD, İsrail, Fas, Lübnan, Irak, Libya, Yemen, Tanzanya ve Tunus da yer alıyor.

Veriler incelendiğinde plastik atık ithalatının aydan aya değiştiği de görülüyor. Ocak ayında 11 milyon 612 bin 337 dolarlık çöp ithalatı yapılırken şubatta düşüş yaşanmış. Mart ayında ise 15 milyon 679 bin 984 dolarla en yüksek miktara ulaşılmış.

İsrail, Filistin topraklarındaki soykırımına 1 yıldır devam ederken Türkiye, İsrail’le olan ticari ilişkileri kesmiyor. Ticari gemiler, Türkiye limanlarından İsrail limanlarına kalkmayı sürdürüyor. 2024’te Türkiye’deki hangi şirketin hangi ülkeden plastik aldığı henüz bilinmiyor ancak Türkiye’nin İsrail’den ilk üç ayda 1 milyon 304 bin 565 dolar karşılığında plastik çöp aldığı belirtiliyor.

Öte yandan Aralık 2023’te AK Partili Bilal Nadir Gök’ün sahibi olduğu Adanus şirketinin İsrail’le çöp ticareti yaptığı öğrenilmiş, İsrail’le ticareti durdurması istenen Gök, çağrıya olumlu yanıt vermişti.

Paylaşın

Özgür Özel: Anayasayı Erdoğan İçin Değiştirmem

CHP Lideri Özgür Özel, erken seçim tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Ben sadece bir sene boyunca buna izin veririm gelsin yarışalım. Bir sene geçti [diyelim] Erdoğan aday olacak, ‘Gelin anayasa değişikliği yapalım’, yok, kabul etmiyorum” dedi ve ekledi:

“Bana altın tepside iktidar vadetseler Erdoğan eliyle, ben o anayasayı Erdoğan için değiştirmem. Eğer Erdoğan aday olacaksa bir sene sonra olsun. [Ama] yok ‘Son 6 ayda geleceğim, aday olacağım’ [derlerse] 6 ay daha dişimi sıkarım aday olamazsın. Hesabını ona göre yapsın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı Medyascope yayınında önümüzdeki genel seçimlere ilişkin olarak, “Ben kazanılacak bir seçimi kaybettirecek işler yapmam. Ben kendi adaylığımı dayatıp en doğru adayın seçilmesine mani olmam,” açıklamasında bulundu.

CHP’nin ana muhalefet partisi olmanın ötesine geçmesi gerektiğine değinen Özel, “Evdeki bulgur ana muhalefetse, ben pirincin peşinden gideceğim. Evdeki bulgur ana muhalefetten öteye gitmiyorsa ben pirincin peşinden giderim. Ben partiyi iktidar yapmaya çalışıyorum,” diye konuştu.

Kendi parti tabanını memnun etmenin bir çözüm olmadığını vurgulayan Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarından şikayetçi olan AK Parti seçmenine ulaşmak istediğinin altını çizdi.

“Bizim mahallede alkış almayı becerecek en iyi siyasetçiyim. Bizim mahalleyi memnun ederim, mutlu ederim ama bizim mahalleyi iktidar etmem için bizim mahallenin eleştirilerine rağmen iktidara gönül vermiş ama iktidardan yılmış insanlara sesimi duyurmam lazım, benim hakkaniyetli birisi olduğuma inanmaları lazım.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açılışında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta karşılamasına ilişkin kendi tabanından eleştirilerin olabileceğini söyleyen Özel, “Ben bunu yaparken ortalama seçmenin ne hissettiğine bakarım. Genel seçmende nasıl karşılandığı benim için önemli. Çünkü gelecek seçimin cumhurbaşkanı adayı ben değilim,” dedi.

Kendi adaylığı konusunda bir dayatma yapmayacağını dile getiren CHP lideri Özel, “Kendi adaylığımı dayatıp en doğru adayın seçilmesine mani olmam. Ben partiyi iktidar yapmaya çalışıyorum. AKP’li seçmen kulaklarını artık kapatmıyor,” ifadelerini kullandı.

İktidar yolunda risk almaktan kaçınmayacağını özellikle belirten Özel, “Her türlü riski ve bedeli ödemeye razıyım. Bu muhalefetten kurtulmak için gerekirse kendimi feda edeceğim. Ama partiye bu seçimi kazandıracağım,” diye konuştu.

CHP’nin bir sonraki genel seçimde iktidar olacağına dair inancını belirten Özel, aksi durumda siyaseti bırakacağını söyledi: “Ben bu partiyi ilk genel seçimlerde iktidar yapan genel başkan olacağım. O gün bu parti [CHP] iktidar olmazsa ertesi gün, öyle ‘kurultayı çağırıyorum’ falan değil, siyaseti bırakıyorum. Çok net söylüyorum. Bu parti iktidar olacak. Bunun önündeki engelleri kaldırmak için büyük çaba sarf edeceğim.”

‘Şu anda Erdoğan’ın bize karşı seçim kazanabilecek durumu yok’

Medyascope yayınında gazeteci Ruşen Çakır ile Göksel Göksu’nun erken seçime dair sorusuna dair ise Özel, “Şu anda Erdoğan’ın bize karşı seçim kazanabilecek durumu yok” yanıtını verdi.

Seçimin son düzlüğüne yaklaştığında iktidar tarafından gelecek bir erken seçim talebini kabul etmeyeceklerini söyleyen CHP lideri Özgür Özel, “Ben sadece bir sene boyunca buna izin veririm gelsin yarışalım. Bir sene geçti [diyelim] Erdoğan aday olacak, ‘Gelin anayasa değişikliği yapalım’, yok, kabul etmiyorum. Bana altın tepside iktidar vadetseler Erdoğan eliyle, ben o anayasayı Erdoğan için değiştirmem. Eğer Erdoğan aday olacaksa bir sene sonra olsun. [Ama] yok ‘Son 6 ayda geleceğim, aday olacağım’ [derlerse] 6 ay daha dişimi sıkarım aday olamazsın. Hesabını ona göre yapsın,” sözlerini dile getirdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Batı’ya “İsrail” Tepkisi

Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’da 40 binden fazla insanın ölümüne neden olan İsrail üzerinden Batı’ya tepki gösteren Erdoğan, “Batılı güçler, bu katliam şebekesine silah, mühimmat, istihbarat ve diplomatik destek vermeyi sürdürüyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gazze’ye ve Lübnan’a yağan binlerce tonluk bombaların nereden geldiği, nerede üretildiği, kimler tarafından tedarik edildiği bellidir. Kimse kusura bakmasın ama dökülen her damla kana bombaları atanlar kadar o bombaları temin edenler de aynı derece ortaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adana’da 2-6 Ekim tarihlerinde düzenlenen Teknofest organizasyonunun yapıldığı alanı ziyaret etti ve Orta Doğu’daki gerilime yönelik açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, bölgede son yılların en sancılı günleri yaşandığına işaret ederek, “Gerilim, çatışma ve savaşlar coğrafyamızı içten içe çökertiyor. Gazze ve Lübnan’daki katliamları millet olarak, insanlık olarak içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz” dedi.

Gazze’ye yönelik İsrail saldırıları başlayalı neredeyse bir yıl olduğunu anımsatan Erdoğan, çoğu çocuk ve kadın 50 bin kişinin vahşice siyonist İsrail tarafından katledildiğini söyledi.

Saldırılarda 100 bine yakın insanın da yaralandığını belirten Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Şehirler birer enkaz yığınına döndü. İsrail, Hamas bahanesiyle önce Gazze’yi işgal etti, şimdi de Hizbullah bahanesiyle Lübnan’da kan döküyor. Filistin’in seçilmiş son başbakanı İsmail Heniyye’yi Tahran’da şehit ettikten sonra, geçtiğimiz günlerde de Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ı katlettiler. İsrail saldırılarında can veren Filistinli ve Lübnanlı kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.”

Uluslararası hukukun tamamen rafa kaldırılmış durumda olduğunu söyleyen Erdoğan, “Bölgede ateşkese, barışa ve huzura her yaklaşıldığında, İsrail hükümeti bu süreci dinamitleyecek bir provokasyona imza atıyor. Ateşi tüm bölgeye yaymak, coğrafyamızı kana ve gözyaşına boğmak için her yola başvuruyorlar” ifadesini kullandı.

İsrail’in, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’i “istenmeyen kişi” ilan etmesine ilişkin Erdoğan, şunları söyledi: “Utanmadan, sıkılmadan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’e, özellikle kalkıyor ‘Birleşmiş Milletler’e gelemez’ diye meydan okuyor. Şu hâle bak, şimdi 196 ülke, herhalde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine sahip çıkacaktır.

Sen kim oluyorsun da burada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yönelik, Birleşmiş Milletler’e gelemeyeceğine dair ferman gönderiyorsun? Kundaktaki bebekleri dahi öldürmekten zevk alan bir cinnet hâliyle karşı karşıyayız. Tüm bu gerçeklere rağmen ne yazık ki Batılı güçler, bu katliam şebekesine silah, mühimmat, istihbarat ve diplomatik destek vermeyi sürdürüyor. Gazze’ye ve Lübnan’a yağan binlerce tonluk bombaların nereden geldiği, nerede üretildiği, kimler tarafından tedarik edildiği bellidir.

Kimse kusura bakmasın ama dökülen her damla kana bombaları atanlar kadar o bombaları temin edenler de aynı derece ortaktır. Burada şunu çok açık ifade etmek durumundayım, bölgemizde sadece Gazze, Batı Şeria ve Lübnan ile sınırlı kalmayacak sinsi bir plan uygulamaya konulmuştur. Bu planın nihai hedefinin neresi olduğunu görmek ve anlamak için kâhin olmaya gerek yoktur.”

Tarih bilen, dinler tarihi bilen, siyaset ve diplomasi bilen herkesin meselenin Kudüs, Mescid-i Aksa ve “vadedilmiş topraklar” hezeyanı ile bağlantısını kolayca idrak edeceğini belirten Erdoğan, “Biz hepimiz arz-ı mevudun ne olduğunu gayet iyi biliriz. Vaat edilmiş toprakların ne olduğunu gayet iyi biliriz. 30 kilometre mesafede adeta Türkiye’ye meydan okuma yarışına giriyorlar. Bunları biz gayet iyi biliriz. Mevcut İsrail yönetimi yaptığı her açıklamayla, paylaştığı her haritayla asıl niyetlerini ortaya koyuyor” dedi.

Türkiye’nin sahadaki gelişmeleri anbean takip ettiğini vurgulayan Erdoğan, Türkiye’nin komşular ve bölgedeki tüm kardeş ülkelerle işbirliğini ileriye taşıdığını ifade etti.

TBMM’de de aynı gündem

Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) üçüncü yasama yılının açılışında yaptığı konuşmada yine İsrail’e seslenmişti. Erdoğan, “Vadedilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail yönetiminin, Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer bizim vatan topraklarımız olacaktır,” dedi.

“İsrail saldırganlığı Türkiye’yi de içine almaktadır. Vatanımız, milletimiz, bağımsızlığımız için bu devlet terörüne elimizdeki her imkanla karşı duracağız,” vurgusunda bulundu.

Lübnan’ın güneyindeki kara harekatının “önceki harekatlar gibi olmayacağını” belirten Cumhurbaşkanı, “Tüm kuruluşlar daha fazla vakit kaybetmeden İsrail’i durdurmalıdır. Biz Türk milleti olarak Lübnanlı kardeşlerimizi bu zor günlerinde yalnız bırakmayacağız, kendilerini destekleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Perşembe günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında da Birleşmiş Milletler’e (BM) çağrı yapıldı.

Toplantı sonrası yayınlanan açıklamanın dördüncü maddesinde, “…Filistin’de kalıcı ateşkes ve barışın gecikmeksizin sağlanması yönündeki Türkiye’nin kararlı çabalarının yanı sıra uluslararası gayretlerin de artırılarak sürdürülmesi gerektiği ifade edilmiştir,” denildi.

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e “Enflasyon” Tepkisi: Şaka Mı Yapıyorsun?

Çekmeköy Belediyesi’nin toplu açılış ve temel atma töreninde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Mehmet Şimşek’e sert eleştiriler yönelterek, “Mehmet Şimşek, biraz şaka mı yapıyor, gerçek mi yapıyor bilinmeyen videolarla enflasyonla ilgilenmiyor” dedi ve ekledi:

“‘Düşecek’ dedikleri enflasyon yüzde 49. Geçen ay 52’ydi. Bir sene öncesine göre, bu ay aslında enflasyon 3 puan arttı. Devletin rakamlarında, TÜİK’in rakamlarında enflasyon yüzde 3. Peki, geçen ay 51 iken nasıl 49’a düşüyor? ‘Baz etkisi’ dedikleri, geçen sene bu ay yüzde 5’se bu ay yüzde 3 olunca hesapta bu, yüzde 51’den 49’a düşüyor.”

Özel konuşmasının devamında, “Peki, enflasyon düşünce fiyat düşüyor mu, hayat ucuzluyor mu? Hayır. Neden? Çünkü enflasyon, fiyatın artış hızı demek. Enflasyon 51 olursa geçen geçen sene 100 lira olan mal, bugün 151 lira olur. 49 olduğunda 100 lira olan mal 149 lira olur. Enflasyonun geçen aya göre düşmesi, ‘Artış hızının azalması’ demek. Enflasyonun artış hızının azalması, fiyatların bırakın düşmesi ve durmasını, artışını sürdürmesine engel değil” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Çekmeköy Belediyesi’nin toplu açılış ve temel atma töreninde konuştu. Konuşmasında çocuk yoksulluğuna dikkat çeken Özel; Türkiye’de her üç çocuktan biri yoksulluk çektiğini belirterek “Hükümet, çocuk yoksulluğunu azaltma konusunda son derece başarısız” diye konuştu.

Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “İşin kötüsü bilgisiz, vizyonsuz ve hedefsiz. Yani hükümetin önünde halledilecek işler listesinde ‘çocuk yoksulluğu’ yazmıyor bile. Oysa geçtiğimiz günlerde Orta Vadeli Program’a dikkatle baktık, çocuk yoksulluğunu nasıl çözecek diye. Bu konuda yazılan bir tek kelime, konulan bir tek hedef, paylaşılan bir tek veri ve çözüme yönelik bir tek adım görmedik. Türkiye’de 2023 itibarıyla 7,6 milyon çocuk yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çocuk yoksulluğu, yetişkin yoksulluğunu aşan ve ondan daha yüksek ölçülen bir mesele. Bütün dünyada da böyle, Türkiye’de de böyle. Yaklaşık 2 milyon çocuk derin yoksullukla karşı karşıya.

“Mehmet Şimşek şaka mı yapıyor?”

Konuşmasında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e de sert eleştiriler yönelten Özgür Özel; “Mehmet Şimşek’in geldiği gün enflasyon yüzde 38’di. Bugün 48” dedi. Özel, ekonomiye ilişkin şu yorumları yaptı: “Mehmet Şimşek, biraz şaka mı yapıyor, gerçek mi yapıyor bilinmeyen videolarla enflasyonla ilgilenmiyor. ‘Düşecek’ dedikleri enflasyon yüzde 49. Geçen ay 52’ydi. Bir sene öncesine göre, bu ay aslında enflasyon 3 puan arttı. Devletin rakamlarında, TÜİK’in rakamlarında enflasyon yüzde 3.

Peki, geçen ay 51 iken nasıl 49’a düşüyor? ‘Baz etkisi’ dedikleri, geçen sene bu ay yüzde 5’se bu ay yüzde 3 olunca hesapta bu, yüzde 51’den 49’a düşüyor. Peki, enflasyon düşünce fiyat düşüyor mu, hayat ucuzluyor mu? Hayır. Neden? Çünkü enflasyon, fiyatın artış hızı demek. Enflasyon 51 olursa geçen geçen sene 100 lira olan mal, bugün 151 lira olur. 49 olduğunda 100 lira olan mal 149 lira olur. Enflasyonun geçen aya göre düşmesi, ‘Artış hızının azalması’ demek. Enflasyonun artış hızının azalması, fiyatların bırakın düşmesi ve durmasını, artışını sürdürmesine engel değil.”

CHP lideri, enflasyon oranına dair de “Dün açıklanan aylık yüzde 3 enflasyon 83 ülkeden fazla desem çok gelir değil mi? 83 ülkeden fazla ama 83 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla” diye konuşarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Dünyada yüzde 3’ün altında yıllık enflasyonu olan 83 ülke var. Türkiye’de aylık enflasyon yüzde 3. Türkiye enflasyonda Arjantin, Zimbabve, Etiyopya’yı geçebiliyor sadece. Geri kalan bütün ülkeler enflasyonda bizden çok daha iyi durumdalar.

Sayın Erdoğan’ın faiz indirimlerine başladığı, yani pandemiden çıktık, tedarik zincirleri kırıldı, yeni yeni yerine geliyor. Bütün dünyada enflasyon sorunu var. Enflasyon bütün dünyada var. Üç olan ülkede altı olmuş, panik var. Dört olan ülke yediye çıkmış telaştalar. Amerika dokuzu gördü, çıldıracak. Hepsi faizleri aldı, enflasyonun bir puan üstüne koydu, para başka yere kaçmasın, dövize yönelmesin, hayat pahalılaşıyor, ‘Ben alışverişimi önden yapayım’ deyip talep artmasın, enflasyon azmasın’ diye.

Orada Tayyip Bey, ‘Ben faiz indirmem, Nas ortada. Faiz sonuç değil, sebeptir, ben faizi artırmam, indiririm, bu suretle enflasyonu dizginlerim’ dedi. O gün buna başladığında ‘Mal ve hizmet sepeti’ diyorlar. Yani hesap kolay olsun diye bir sepet var, içindeki mallar ve aldığınız hizmet belirli. 100 liraymış, bugün 448 lira. Yani düşünün, Ramazan kolisi alıyorsunuz, içindekiler belli. 100 liralık Ramazan kolisi, bugün 448 lira. Neden? ‘Faiz artırmam ve indirerek düşürürüm’ dedi diye.”

Paylaşın

Yedi Vekile Ait Dokunulmazlık Fezlekeleri Meclis’te

Aralarında CHP Milletvekili Tuncay Özkan, DEM Parti Milletvekili Meral Danış Beştaş ve İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez’inde bulunduğu 7 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu.

Haber Merkezi / Meclis Başkanlığı’na, “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi” sunulan 7 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

“CHP İzmir Milletvekilleri Ahmet Tuncay Özkan ve Mahir Polat, DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, MHP Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez.”

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

 

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Avrupa Birliği’ne “Çifte Standart” Tepkisi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avrupa Birliği’nin (AB) Filistin – İsrail ve Ukrayna – Rusya arasında yaşanan savaşlar karşısındaki çifte standartlı tutumunu eleştirdi.

Ekrem İmamoğlu, “Bölgesel çatışmaların çözümünde çifte standartlı yaklaşımların acilen terk edilmesi, uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarının da tutarlı ve eşit bir şekilde işletilmesi, dünyanın barış mekanizmalarının oluşmasında çok değerli bir hamle olacaktır” dedi.

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beyoğlu’ndaki Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen “TÜSİAD Boğaz’da Buluşmalar Toplantısı”na katıldı.

Avrupa Birliği (AB), Fransa ve Türkiye arasındaki bağların güçlendirilmesi amacıyla kurulan “Institut du Bosphore” tarafından düzenlenen toplantıda, sırasıyla; Institut du Bosphore Bilim Komitesi Eş Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton ve İmamoğlu birer konuşma yaptı.

Türkiye, Fransa ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler ile küresel, iklimsel ve bölgesel sorunların ele alındığı toplantıda konuşan İmamoğlu, AB’nin Filistin-İsrail ve Ukrayna-Rusya arasında yaşanan savaşlar karşısındaki çifte standartlı tutumunu eleştirdi.

İmamoğlu, “Bölgesel çatışmaların çözümünde çifte standartlı yaklaşımların acilen terk edilmesi, uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarının da tutarlı ve eşit bir şekilde işletilmesi, dünyanın barış mekanizmalarının oluşmasında çok değerli bir hamle olacaktır” dedi.

Önümüzdeki aralık ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çok önemli şehirlerinin belediye başkanlarıyla, İstanbul’da bir araya geleceklerini aktaran İmamoğlu, “Bir başka önemli küresel sorun olan düzensiz göçün ve sığınmacıların yükü ise, Türkiye gibi birkaç ülkenin omuzlarına bırakılmamalı. Küresel göç dalgalarının kaynağında durdurulması ve adil yük paylaşımı, tüm ulusların ortak sorumluluğu olmalı. Bu sorumluluk alanının oluşturulması, aynı zamanda bu tarz coğrafyaların farklı medeni gelişimlerini sağlamayla birlikte, kalıcı barışı ve kalıcı, sürdürülebilir bir dünyanın var olmasına da çok yönlü katkılar sunacaktır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Dünyanın uzun zamandır çok sayıda yaşamsal krizlerle karşı karşıya olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, şunları söyledi:

“Tarihte çok nadir rastlanan sıklıkta olan bir dönemde yaşıyoruz her birimiz. Sadece ülkeler değil, tüm uluslararası sistem bugün bölgesel krizler ve savaşlar, iç karışıklıklar, gittikçe artan düzensiz göç dalgaları ve hibrit tehditlerle karşı karşıya bir süreç yaşıyoruz. Ve bölgesel aktörler arasında artan nüfuz mücadelesi, krizlerin küresel bir boyut kazanmasına yol açıyor. Bu hafta İsrail-Lübnan-İran üçgeninde tanık olduğumuz gibi, bölgesel çatışmaların kontrolden çıkarak, bizi bir global krize sürüklediği gerçeğini hepimizin görmesi şart.

Böylesi bir konjonktürde, çok taraflılık ve diplomasi her zamankinden daha önemli bir hale gelmiştir. Uluslararası kuruluşlar ve bölgesel örgütlerin, bu krizlere çözüm üretmekte de yetersiz kaldığını gözlemlemekteyiz. Reform ihtiyacı her geçen gün daha da belirgin bir hale geliyor. Bu reformun adil ve kapsayıcı biçimde gündeme gelmesi için, tüm bu sorunların mağduru haline gelen kentlerin de bir parçası olduğu güçlü iletişim kanallarına ihtiyaç duyulduğunu ifade etmek isterim.

Özellikle kurucularının tahayyüllerinde bir küresel barış projesi olan AB de krizlere yanıt verme hususunda ne yazık ki zorlanıyor. AB’nin değerlerinin ve normlarının bağlama ve aktörlere göre esnetilmesi, Birliğin küresel güvenilirliğini zedelediği bir gerçek. Avrupa Birliği’nin üye devletlerinin asgari müştereklerini yansıtan bu yaklaşımlar, Türkiye ile ilişkilerinde de karşılıklı güvensizliği besliyor.

Bugün Türkiye-AB ilişkileri, maalesef düzensiz göç ve mülteci konusundaki iş birliğine indirgenmiş ve orada köşeye sıkışmış durumda. Bırakın üyelik müzakereleri ve vize serbestisini, ortak çıkarlarımızı ilgilendiren Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda adım atılması dahi, siyasi nedenlerle mümkün olamıyor. Bu durum, Türk halkının Birliğe ve Avrupa değerlerine olan inancını da sarsmakta. Buna rağmen, Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin tarihi derinliği unutulmamalı ve bu yönüyle süreci mutlu ele almalıyız. Bu ilişkilerin temelinde, coğrafi yakınlık, ekonomik çıkarlar, kültürel bağlar ve önemi gittikçe artan ortak güvenlik kaygıların da olduğunu belirtmek isterim.

Ben ve mensubu bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizin geleceğini demokratik, çoğulcu, insan hak ve özgürlüklerine, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerin arasında görmekteyiz. Siyasi mücadelemizin de vazgeçilmez istikameti budur. Biz, bu konuda kendi eksiklerimizi tamamladıkça, Avrupa dahil yakın ilişki içerisinde bulunduğumuz coğrafyalardaki fikirdaşlarımız için de ilham kaynağı olacağımızın farkındayız.

Böyle bir Türkiye’nin de AB için de yeniden güvenilir bir ortak konumuna geleceğine inanıyoruz. Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler ele alınırken, Fransa ile ilişkilerimizin bu bütünün ayrılmaz bir parçası olduğunu unutmamak gerekir. Uzun yıllar Türkiye’nin AB’ye yöneliminin lokomotifini oluşturan Fransa’nın farklılaşan jeopolitik yaklaşımları ve iç politikadaki aşırı sağ baskısı maalesef ilişkilerimizi zor bir noktaya taşımış olsa da bu ilişkiyi onarıp, güçlendirme fırsatımızın çok güçlü bir biçimde bulunduğunu bilen yöneticileriz. Ve buna yürekten inanıyorum.

Yaşadığımız çağda, temel insan hakları ve özgürlüklerinin, küresel ölçekte uygulanmasına dönük ortak bir vizyon ve uzlaşı inşa etmenin, gerçekten geleceğimizi güvence altına almanın en etkili yollarında biri olacağını unutmamamız şart. Elbette bu hedefe ulaşmayı engelleyen çok sayıda kritik sorun bulunuyor.

Karşı karşıya olduğumuz iklim krizi, varoluşumuzu tehdit ediliyor. Bu krizi aşmak için, küresel iş birliği ve iklim adaletinin sağlanması elzem. Bu ise açıkçası ancak iklim kriziyle mücadelede yetersiz kaynaklara sahip olan dezavantajlı ülkelerin, küresel mücadele gücü olanlar tarafından yerinde desteklenmesiyle daha güçlü katkılar sağlanmasıyla mümkün olabilir gerçeğini bilmemiz gerekiyor.

Jeopolitik mücadelelerin söz konusu olduğu coğrafyalarda yaşanan insanlık dramlarının hedeflere ulaşmamızı engellediğini hep beraber yaşıyoruz. Filistin meselesinde olduğu gibi, bölgesel çatışmaların çözümünde çifte standartlı yaklaşımların acilen terk edilmesi, uluslararası hukuk ve adalet mekanizmalarının da tutarlı ve eşit bir şekilde işletilmesi, dünyanın barış mekanizmalarının oluşmasında çok değerli bir hamle olacaktır.

İBB olarak, çatışmalardan büyük zarar görmekte olan Filistin ve Ukrayna halklarına insani yardım ulaştırmak ve onlara bu trajediyi yaşatanlara karşı sesimizi yükseltmek, bizim için her zaman öncelikli bir konu ve mutlak yanlarında olacağımızı hissettiren hamlelerimizin ortaya koyduğumuz bir dönem olmuştur. Aralık ayında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çok önemli şehirlerin belediye başkanlarıyla, İstanbul’da bir araya geleceğimizi, bölgesel barış ve iş birliği için yerel yönetimler olarak neler yapabileceğimizi konuşacağımız güçlü bir toplantı yapacağımızı da şimdiden sizlerle paylaşmak isterim.

Bir başka önemli küresel sorun olan düzensiz göçün ve sığınmacıların yükü ise, Türkiye gibi birkaç ülkenin omuzlarına bırakılmamalı. Küresel göç dalgalarının kaynağında durdurulması ve adil yük paylaşımı, tüm ulusların ortak sorumluluğu olmalı. Bu sorumluluk alanının oluşturulması, aynı zamanda bu tarz coğrafyaların farklı medeni gelişimlerini sağlamayla birlikte, kalıcı barışı ve kalıcı, sürdürülebilir bir dünyanın var olmasına da çok yönlü katkılar sunacaktır.

Öte yandan, küresel sorunlarla mücadelede kararlılık göstergesi olan sürdürülebilir kalkınma amaçlarının, ne yazık ki yalnızca yüzde 17’sinin hedefe ulaşma seyrinde olması da bizleri ürkütmekte. Bu nedenle COP29 ve tüm küresel müzakere alanlarında, kentlerin daha etkin ve sorumlulukları net olarak tanımlanmış aktörler olarak katılımını ve bu şekilde tanımlanmasını da önemli buluyorum.

Bugün burada ele aldığımız tüm sorunlar, insanlık tarihinin en zorlu dönemeçlerinden birinde olduğumuzu gösteriyor. Sorumluluğumuz, bu anlamda elbette çok büyük. Uluslararası toplum olarak birlikte hareket etmenin, her şeyden önce insanlık için daha güçlü ve dayanıklı bir dünya inşa etmenin tek yolu olduğunu biliyoruz.”

Paylaşın