Ali Babacan, A Takımını Yeniledi: Gölge Bakanlar

Geçtiğimiz hafta sonu yapılan olağan büyük kongrede yeniden Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı seçilen Ali Babacan, partisini birlikte yöneteceği A Takımını belirledi.

DEVA Partisi’nde yeni oluşturulan genel başkanvekilliği görevine eski Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı getirildi. Anayasa Mahkemesi (AYM) eski üyesi Celal Mümtaz Akıncı hukuk işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı oldu. Teşkilat İşleri Başkanlığı’nı Konya İl Başkanı Seyit Karaca üstlendi.

Meclis çalışmaları nedeniyle parti yönetiminde çok fazla yer almayan milletvekillerine “gölge bakan” görevi verildi. Yeni yönetimde 3 il başkanı yer aldı. DEVA Partisi’nin yeni yönetimi şöyle oldu:

Genel Başkanvekili İbrahim Çanakçı,
Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Karaca,
Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yakup Engin,
Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Celal Mümtaz Akıncı, Genel Sekreter Yusuf Türkmen,
İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Merdanoğlu,
Sivil Toplum ve İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kerem Altun,

Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Erdoğan,
Kadın Çalışmalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Sudan,
Gençlik Çalışmalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Sait Başaran,
Tanıtım ve Medya İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Büşra Sakınmaz,
Parti İçi Eğitimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Burçin Yereli.

DEVA Partisi de CHP gibi iktidarın uygulamalarını takip etmek için milletvekillerinden “gölge bakanlar” belirledi. Buna göre, “gölge bakanlar” şu isimlerden oluştu:

İdris Şahin, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı
Elif Esen, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı
Selma Aliye Kavaf, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Mustafa Yeneroğlu, Dışişleri Bakanlığı
Sadullah Kısacık, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı

Ertuğrul Kaya, Gençlik ve Spor Bakanlığı
Burak Dalgın, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
Evrim Rızvanoğlu, İklim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Medeni Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı
Seda Kaya Ösen, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı

Mehmet Emin Ekmen, Milli Eğitim Bakanlığı
Sadullah Ergin, Milli Savunma Bakanlığı
İrfan Karatutlu, Sağlık Bakanlığı
Hasan Karal, Tarım ve Orman Bakanlığı
Cem Avşar, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile İklim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

“Yeni bir yola ihtiyaç var”

Ali Babacan, kongre sonrası yaptığı açıklamada Türk siyasetinin 2 kutup arasına sıkıştırılmaya çalışıldığını belirtip şöyle konuşmuştu: “Bunlar siyaseti 2 kutuplu hale getirip Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar. Türkiye’yi siyaset siyasetsizleştirmek istiyorlar. Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar.

Çünkü ancak bu şekilde destek bulabiliyorlar. Bunlar siyaset zeminini yok edip çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini siyah ve beyaz olarak iki alana hapsetmek istiyorlar. Bu model kavga üretir, çatışma üretir, çoğulculuğu yok eder ve Türkiye’yi geriye götürür. Bu model ülkeyi kırılmalara götürür. Bu model ülkeyi umutsuzluğa götürür.

Bütün araştırmalarda şu anda başta gençlerimiz olmak üzere vatandaşlarımız ‘Gönlüme göre bir siyasi parti bulamıyorum. Beni temsil edecek insanlar bulmakta güçlük çekiyorum’ diyorsa bu iki kutba hapsedilmiş siyasetin sonucu işte biz tam da bu sebeple diyoruz ki milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var. Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli yeni bir yola ihtiyaç var”

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan Putin’e Esad Çağrısı

BRICS Zirvesi dönüşü uçakta gazetecilere değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme konusuyla ilgili açıklama yaptı. Erdoğan “Suriye yönetiminin Türkiye ile samimi ve gerçekçi bir normalleşmenin kendilerine sağlayacağı faydaları anlayarak adımlarını ona göre atması temel beklentimizdir.  Umarım önümüzdeki dönemde bu konuda yapıcı bir adım görür ve Türkiye-Suriye normalleşmesini inşa ederiz” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türkiye’nin durduğu noktayı ve beklentilerini konuştuğunu söyleyen Erdoğan, “Sayın Putin’e, Beşar Esad’ın bizim çağrımıza vereceği cevabın temini noktasında bir adım atması çağrımız oldu. Sayın Putin, Esad’a bu adımı atması için herhangi bir çağrıda bulunur mu? Onu da zamana bırakıyoruz” diye konuştu.

Erdoğan, TUSAŞ’ın Kahramankazan’daki yerleşkesine yapılan ve 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıya ilişkin “Bu terör saldırısının Suriye’den bir sızma hareketi şeklinde gelişmiş olduğunu özellikle öğrenmiş bulunuyoruz. Buna yönelik de tüm gece boyunca 40 ayrı noktaya operasyonlar yapıldı. Bu operasyonlarla da teröristlere çok çok ağır bedeller ödetildiği de ortada” dedi.

Erdoğan “Terörle mücadeleden kesinlikle taviz vermemiz mümkün değil. Bu, kararlılıkla devam edecek ve terörü kaynağında yok etme politikamızı yine aynen sürdüreceğiz. Bundan da taviz söz konusu değil. Teröre sebep olan siyasi ve toplumsal nedenlerden finansal kaynaklara, dış desteklere kadar geniş bir yelpazede mücadele stratejisi belirledik. Bu stratejiyi çok boyutlu ve daha kapsamlı bir şekilde devam ettireceğiz” diye konuştu.

“Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD/YPG özellikle terk edilmeye, yalnız bırakılmaya mahkumdur. Amerika bu terör örgütünü bir süre kucağında taşır, ama o süre dolunca da bunları kendi başına bırakmak zorunda. Suriye’deki istikrarsızlıktan faydalanan terör örgütünün, bazı Batılı ülkelerin himayelerine girmek için gösterdikleri gayret boşunadır. Bu ilanihaye devam etmez” diyen Erdoğan, “Suriye’den veya farklı yerlerden bize herhangi bir sızma hareketi olabileceğini her an düşünmek durumundayız. Onun için de bütün güvenliğimizi ona göre almak durumundayız” ifadelerini kullandı.

Tataristan Kazan kentinde düzenlenen 16. BRICS Zirvesi’ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dönüş uçağında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın gündeme yönelik açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Öncelikle dün TUSAŞ’ın Kahramankazan’daki yerleşkesine yapılan hain terör saldırısında şehit olan 5 kardeşimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Türkiye’nin huzuru, güvenliği, savunması için çalışan TUSAŞ ailesine ve aziz milletimize “geçmiş olsun” diyorum. Alçak saldırıyı gerçekleştiren, biri kadın 2 terörist ölü olarak ele geçirilmiştir. Dün geceden itibaren saldırının cevabı kat kat fazlasıyla verilmeye başlanmıştır. Saldırıya yönelik adli soruşturmanın yanı sıra, istihbarat ve güvenlik birimlerimiz de kapsamlı çalışma yürütmektedir.

Terörle mücadelemizi uhdemizde bulunan tüm imkanları kullanarak, çok boyutlu bir şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Terörün karanlık ve kanlı gölgesinin ülkemizin üzerinden tamamen çekildiği, aydınlık, huzurlu, güvenli bir Türkiye’yi inşa etme hedefimize mutlaka ulaşacağız. Savunma sanayiimiz inşallah bunun amiral gemisi olacaktır. Hainlere inat daha fazla çalışacağız, daha fazla üreteceğiz. Büyüyen, güçlenen, haksızlık ve hukuksuzluklara cesaretle itiraz eden Türkiye’den rahatsızlık duyanları, başarılarımızla daha fazla rahatsız edeceğiz.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’in davetine icabetle BRICS Zirvesi’ne katılmak üzere gerçekleştirdiğimiz Kazan ziyaretimizi tamamladık. Bu sabah yapılan genişletilmiş liderler oturumunda Ortadoğu’daki İsrail saldırganlığı başta olmak üzere, küresel, siyasi ve iktisadi meselelere dair tutumumuzu anlattım. Ayrıca ev sahibi Sayın Putin başta olmak üzere, zirveye katılan liderlerle ikili görüşmeler yapma fırsatım oldu.

Bu çerçevede Venezuela Devlet Başkanı Sayın Maduro, Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Mirziyoyev, Vietnam Başbakanı Sayın Pham Minh Chinh, Kongo Cumhurbaşkanı Sayın Sassou Nguesso ile bir araya geldik. Diğer liderlerle de ayrıca birebir görüşmelerim oldu. Bu temaslarımda İsrail’in bir an önce durdurulması için Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, farklı platformlarda yürüttüğümüz çabalara destek istedim. Karşılıklı saygı ve kazan-kazan formülüyle BRICS’le ilişkilerimizi geliştirme noktasında neler yapılabileceğini ele aldık.

Önemli kısmı bizim gibi G20 üyesi olan BRICS ülkeleri dünya yüzölçümünün yaklaşık yüzde 30’unu, nüfusunun yüzde 45’ini kapsıyor. Küresel petrol üretiminin yüzde 40’ı, mal ihracatının yüzde 25’i, ticaretin 5’te 2’si de yine BRICS ülkeleri tarafından gerçekleştiriliyor. Sadece bu veriler bile BRICS platformunun ekonomik açıdan önemini göstermektedir. Türkiye de kendi menfaatleri ekseninde BRICS ile iş birliğini önümüzdeki dönemde de ilerletme arzusundadır. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ve temaslarımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, şimdi de sizleri dinlemek istiyorum.”

TUSAŞ’a yönelik hain saldırı ile ilgili son bilgileri merak ediyoruz. Zamanlaması açısından bakıldığında ne dersiniz? İlk açıklama ve bilgilere göre saldırı terör örgütü PKK tarafından yapılmış görünüyor. Dolayısıyla TUSAŞ’ın seçilme amacı sizce nedir? BRICS toplantısı ve üyelik başvurusu nedeniyle dış bağlantılı olma ihtimali konusunda bir istihbarat var mı? İsrail’ in bu saldırının arkasında olduğuna ilişkin iddialar da gündeme geldi, bir bulgu var mı?

Bu terör saldırısında TUSAŞ gibi güzide bir kuruluşumuzun seçilmiş olması manidardır. Teröristler sadece bir kuruluşu değil, Türkiye’nin huzur ve güvenliğini hedef almışlardır. Kahramanlarımız canları pahasına TUSAŞ’ımızı, yani Türkiye’nin aydınlık geleceğini savunmuşlardır. Maalesef hain saldırıda şehitler verdik, 5 şehidimiz, bunun yanında çok sayıda yaralımız bulunuyor. Başımız sağ olsun. Yaralılarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum. Hem bu gözünü kan bürümüş canilerle mücadele edeceğiz, bu konuda durmak yok, hem ülkemizi müreffeh geleceğe taşıma azmimizden asla taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz. Nitekim Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımız İbrahim Kalın dün akşam bu saldırının sonrasında hemen Ankara’ya döndü ve bütün gelişmeleri yerinde bizzat takip etti.

Bizler de Tataristan’dan bu gelişmeleri takibe devam ettik. İstanbul’da bulunan Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, hemen İstanbul’dan Ankara’ya geçti. Ankara’daki Cumhurbaşkanı Yardımcım Cevdet Yılmaz, İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya anında hadiseye müdahil oldular. Bütün güvenlik güçlerimiz anında teröristlere müdahale ederek, çok kısa zamanda saldırıyı gerçekleştiren kadın teröristi etkisiz hale getirdiler. Terörist kendi kendini bildiğiniz gibi öldürmüş oldu. Bu terör saldırısının Suriye’den bir sızma hareketi şeklinde gelişmiş olduğunu özellikle öğrenmiş bulunuyoruz. Buna yönelik de tüm gece boyunca 40 ayrı noktaya operasyonlar yapıldı. Bu operasyonlarla da teröristlere çok çok ağır bedeller ödetildiği de ortada.

Türkiye, terörle mücadelesinde büyük mesafe aldı. Bundan sonra terörle mücadele nasıl devam edecek? “Terörsüz bir Türkiye inşa edelim” demiştiniz, bu nasıl olacak?

Terörle mücadeleden kesinlikle taviz vermemiz mümkün değil. Bu, kararlılıkla devam edecek ve terörü kaynağında yok etme politikamızı yine aynen sürdüreceğiz. Bundan da taviz söz konusu değil. Teröre sebep olan siyasi ve toplumsal nedenlerden finansal kaynaklara, dış desteklere kadar geniş bir yelpazede mücadele stratejisi belirledik. Bu stratejiyi çok boyutlu ve daha kapsamlı bir şekilde devam ettireceğiz. Şunun bilinmesini isterim, teröristler kukladır, bunlar taşerondur. Bizim hedefimiz terörsüz bir Türkiye’dir. Bundan taviz vermeyeceğiz, veremeyiz. Hedefimiz tam bağımsız, bir, bütün ve müreffeh Türkiye’dir.

Kesinlikle şu andaki hükümetimizin “laf ola beri gele” şeklinde bir anlayışı söz konusu değildir. Biz terörü tamamen kaynağında kurutmak üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunun kaynağı Suriye mi, Suriye… O zaman oradaki kaynak neyse biz orada gereğini, dün akşam yaptığımız gibi yaparız. Bundan sonraki süreçte de aynen bu şekilde bu kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Birliğimize saçılan nifak tohumlarını temizlemek, bu ayrık otlarını ayıklamak ve hepimizin olan bu vatanı aydınlık yarınlara hep birlikte taşımak zorundayız ve taşıyacağız. Bundan da taviz söz konusu değil. Bölgemizdeki gelişmeler bu gerçeği bir kez daha önümüze koymuştur. Ayrışan değil, kucaklaşan Türkiye idealine doğru kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz.

PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG ile mücadele ne durumdadır? Bununla birlikte Amerika’nın bölgeden çekilmesine yönelik tartışmalar uzunca bir süredir devam ediyor. Eğer böyle bir şey olursa PKK Suriye’de himayesiz kalır ve tasfiye edilir, böyle bir değerlendirmeniz var mı?

Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD/YPG özellikle terk edilmeye, yalnız bırakılmaya mahkumdur. Amerika bu terör örgütünü bir süre kucağında taşır, ama o süre dolunca da bunları kendi başına bırakmak zorunda. Suriye’deki istikrarsızlıktan faydalanan terör örgütünün, bazı Batılı ülkelerin himayelerine girmek için gösterdikleri gayret boşunadır. Bu ilanihaye devam etmez. Amerika’nın bölgeden çekileceği yönündeki tartışmalar, hatırlayın uzun zamandır sürüyor. Çekilmenin taktiksel olacağı, stratejik bir çekilme olmayacağı da tartışmaların uzamasıyla zaten ortaya çıktı.

Amerika’nın bölgedeki terör örgütlerini kendi çıkarları ve İsrail’in güvenliği için kullandığı artık bilinen bir gerçek. Amerika bölgede İsrail’e her türlü araç, gereç, mühimmat tüm destekleri veriyor mu, veriyor. Para veriyor mu, veriyor. Bizim gözümüz de, kulağımız da topraklarımızın yanı başında yaşanan bütün gelişmelere açıktır ve bunlardan da taviz veremeyiz. Biz kendi topraklarımızın korumacısı, onların hamisi olacağız. Suriye’den veya farklı yerlerden bize herhangi bir sızma hareketi olabileceğini her an düşünmek durumundayız. Onun için de bütün güvenliğimizi ona göre almak durumundayız. Biz bölgedeki tüm terör örgütleriyle mücadelemizi kendi milli çıkarlarımız, sınırlarımızın güvenliği için sürdürüyoruz. Buna devam edeceğiz.

BRICS Zirvesi’ne katılarak önemli temaslarda bulundunuz. Şunu sormak istiyorum, Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusu kamuoyunda duyulduktan sonra başlayan bir yön değişimi tartışması, soru işareti vardı. Siz de önceki açıklamalarınızda “BRICS’e katılma isteği NATO’ya alternatif değil” vurgusu yapmıştınız. Kazan Zirvesi sonrasında gelinen noktayı sormak istiyorum, Türkiye’nin durduğu yeri nasıl değerlendirirsiniz? Bir de Türkiye Kazan Zirvesi’nden ne tür sonuçlarla ayrılıyor?

BRICS yükselen ekonomilerin özellikle bir arada olduğu büyük bir platform. Bu gerçeği görmek durumundayız. Türkiye olarak BRICS ile ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. BRICS üyesi ülkelerle ikili olarak zaten uzun yıllara dayalı ilişkilerimiz, birlikteliğimiz söz konusu. BRICS de diğer platformlar ve uluslararası oluşumlar da bizi ekonomik açıdan güçlendiren unsurlardır. Bunları da biz görmezden gelemeyiz. Hem Doğu hem Batı ülkesi olduğumuzu sürekli anlattık.

Türkiye’nin BRICS ile iş birliğini ilerletmesi, ekonomik ortaklıklarımızın sayısını artırmayı karşılıklı saygı çerçevesinde bu dayanışmayı sürdürmemiz, “kazan-kazan” esasına göre hem BRICS ülkelerinin hem de ülkemizin çıkarınadır. Nitekim başta dönem başkanı olarak Sayın Putin olmak üzere yaptığımız ikili görüşmeler, bunları çok açık net ortaya koyuyor. Bu anlayıştan birilerinin bize yapmış olduğu telkinlerle vazgeçemeyiz. Kendi kararımızı kendimiz vermek suretiyle yolumuza devam edeceğiz.

BRICS Zirvesi’nde “alternatif finans sistemi” dillendirildi. Sizin bu konudaki görüşlerinizi evvelden beri biliyoruz zaten. ABD Başkan adaylarından Donald Trump geçtiğimiz günlerde “Doları rezerv para birimi olmaktan çıkaran ülkelerin mallarına yüzde 100 vergi getirilebileceği” tehdidinde bulundu. Bu durumda mevcut finans sistemine alternatif bir finans sistemi hayata geçirilebilir mi?

Burada amacımız mevcutları birbiriyle yarıştırmak değil. Bizim yerli ve milli paralarımızla yolumuza devam etmemiz lazım. Sayın Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin başında bulundu. Bu tür bir görüşü olabilir. O zaman da biz kendileriyle finans sektörüyle ilgili tüm konuları görüştük. Bunları kendileriyle paylaştık. O zaman ne için buna müdahale etmediler? Yerli ve milli paralarla hangi ülke ile bu adımı atabiliyorsak atarız. Burada amacımız ‘kazan-kazan’ esasına dayalı olarak finansal sektörü ayağa kaldırmaktır.

Bu konuda Amerika olsun, Batı ülkeleri olsun herkes adımını buna göre atacak olursa biz de kazanırız, onlar da kazanır, Amerika da kazanır. Biz yıllardır milli paralarla ticaret politikasını savunuyoruz. Bu, ikili ticaretin döviz baskısından kurtarılmasını sağlar. Ülkelerin ticari faaliyetlerine başka ülkelerin müdahil olmasının önüne geçer. Milli paralarla ticaret aynı zamanda özgür ticarettir. Aynı şekilde ödeme sistemlerinde çeşitliliğin olmaması da finans piyasalarının şoklara karşı kırılganlığını artırıyor. Dolayısıyla alternatif bir finans ve ödeme sistemi hem uluslararası ticareti kolaylaştırır hem de çeşitlendirir.

İtalya, İspanya gibi bazı ülkeleri dışarıda tutarsak Batı’nın İsrail’in Gazze’deki uyguladığı soykırıma ve Lübnan’da yaptığı katliama sessiz kaldığını görüyoruz. Sizin BRICS Zirvesi’nde yaptığınız ikili görüşmelerde diğer ülkelerin yaklaşımı nasıldı? Bu konuda ne düşünüyorlar ve Batı’dan hangi noktada ayrışıyorlar?

Bu zikrettiğiniz ülkeler bu konuda gerçekten kararlı. Onlar Filistin’e destekten taviz vermiyor. Biz bundan sonraki süreçte de gerek İspanya gerek İrlanda gerekse Norveç ve Slovenya gibi ülkelerle bu dayanışmamızı sürdürme kararlılığındayız. Birlikte adım atarsak güç kazanabiliriz. Batı maalesef kendini İsrail’e karşı borçlu hissediyor. Mesela Almanya Nazi döneminde yaşananlar nedeniyle kendilerini İsrail’e karşı sorumlu görüyor. Bazı Batılı ülkelerin de tutumu aynı şekilde.

O dönemde Avrupa Yahudilerine karşı Nazi yönetiminin yaptıklarına sessiz kaldıkları için bir borç ödeme yöntemi olarak İsrail’in soykırımına sessiz ve tepkisiz kalıyorlar. Yani Batı, bir anlamda borcu borçla kapatmaya çalışıyor. Fakat şimdi de Filistinlilere karşı borçlanıyorlar, bu dönemin Nazileri haline gelen İsrail’e kol kanat gererek torunlarına utanç verici bir geçmiş bırakıyorlar. BRICS üyelerinin de Filistin’in haklı davasına ve İsrail’in hedefindeki Lübnan’a daha fazla destek vermelerini, İsrail saldırganlığına yüksek sesle “dur” demelerini bekliyoruz.

Birleşmiş Milletler nezdinde İsrail’e silah satışını durdurmasına yönelik bir girişim başlatmıştınız. Ardından İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yle de bu durumu görüştüğünüzü biliyoruz. İspanya, İrlanda ve Fransa’dan da buna yönelik bir açıklama gelmişti. Yine BRICS üyelerine de bu girişimi desteklemeleri çağrısında bulundunuz. Bu konuda bir ittifak politikası uygulamak ve benzer ülkeleri bir araya getirerek, ülkeleri İstanbul’da toplamak noktasında bir gelişme olur mu?

İsrail’i durdurmak, onların bebekleri, çocukları, anne ve babaları öldürmesinin önüne geçmek için silaha erişimin önünü kesmemiz şart. Şu an itibariyle Amerika ve Almanya başta olmak üzere birçok ülke maalesef verdikleri silahlarla İsrail’in katliamını sürdürmesine destek oluyor. Biz de Birleşmiş Milletler çatısı altında bu soruna bir çözüm olması, İsrail’e kapsamlı bir silah ambargosu konulması için girişim başlattık. Bu çağrımıza destek verenlerin sayısı da her geçen gün artıyor. Umarız ‘İnsanlık İttifakı’ olarak bu girişimimizi başarıya ulaştırır ve kalıcı barış için bir kapı aralarız.

Ateşe benzin dökenlere inat bu yangını söndürmek için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya devam edeceğiz. İsrail’e karşı silah ambargosu çağrımızın İtalya, İspanya, İrlanda ve Fransa gibi ülkeler tarafından da yapılmış olması, konunun giderek daha fazla gündeme geldiğini gösteriyor. Demek ki sadece biz değil, pek çok ülke İsrail’in pervasızca, orantısız güç kullanımından rahatsız. Ama gelinen aşamada Türkiye’nin başını çekeceği ülkelerin, insan hakları ve uluslararası hukuk konularında daha güçlü bir ses çıkartması gerekiyor. Diplomatik zeminin güçlendirilmesi, alternatif bakış açıları geliştirilmesi ve uluslararası baskının artırılması için ne gerekiyorsa yapılmalı ve insanlığa kasteden bu terör devleti durdurulmalıdır.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşme, temas bir süredir konuşulan bir başlık. Acaba Sayın Putin’le bu görüşmeniz sonrasında yeni bir gelişme, yeni bir durum beklenebilir mi?

Biz, sürecin en başından bu yana hep Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından ve komşumuzda kalıcı, adil, kapsayıcı bir barış ve huzurun tesisinden yana olduğumuzu vurguluyoruz. Terör örgütleriyle ayrımsız mücadele anlayışımızda sınırlarımızı korumanın yanında bu tutumumuzun da payı vardır. Bölgemiz bir ateş çemberine dönmüş durumda ve her geçen gün maalesef bu çember daralıyor. Suriye yönetiminin Türkiye ile samimi ve gerçekçi bir normalleşmenin kendilerine sağlayacağı faydaları anlayarak adımlarını ona göre atması temel beklentimizdir.

Umarım önümüzdeki dönemde bu konuda yapıcı bir adım görür ve Türkiye-Suriye normalleşmesini inşa ederiz. Çünkü o bölgedeki istikrarsızlık bir bataklığın sinekleri topladığı gibi terör örgütlerini, kirli emelleri olanları oraya biriktirdi. Onları dağıtmanın yegane yolu o bataklığı kurutup orayı gül bahçesine çevirmekten geçer. Rusya’nın Suriye yönetimi üzerindeki etkisi herkesin malumu. Sayın Putin ile tüm bu konuları, bizim durduğumuz noktayı, beklentimizi konuştuk. Sayın Putin’e, Beşar Esad’ın bizim çağrımıza vereceği cevabın temini noktasında bir adım atması çağrımız oldu. Sayın Putin, Esad’a bu adımı atması için herhangi bir çağrıda bulunur mu? Onu da zamana bırakıyoruz.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz misafirinizdi. Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kaldırılmasına ilişkin beklentiler vardı. Basın toplantısında onların kaldırılmasına dönük çok net konuşmadı. Sadece Deniz Kuvvetlerine yönelik bir satış mevzusu konuşuldu ama o hep vardı. Onun dışına taşacak mı? Eurofighter’a izin verilecek mi? Bunları çok açık söylemedi. Siz kendisinden daha açık garantiler aldınız mı, izleniminiz nedir?

Kendisiyle yaptığımız ikili görüşmede Eurofighter konusunda olumlu adımlar atılabileceğini, gerek İngiltere gerekse Almanya’nın bu işe sıcak baktığını gördük. Şu an itibariyle de ilgili bakan arkadaşlarımız karşılıklı olarak görüşmelerini sürdürecek. Olay sadece Eurofighter ile sınırlı değil. Bunun dışında Deniz Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleriyle ilgili birçok alanda parça, makine alımları da buna dahil. İkili görüşmede olumlu yaklaşımları kendisinden aldık. Biz savunma sanayii konusunda ihtiyaçlarımızı attığımız adımlar sayesinde büyük oranda kendimiz karşılıyoruz. Ancak bazı kalemlerde zamana ihtiyacımız bulunuyor. Bu kalemleri de öncelikle müttefiklerimizden karşılama yoluna gidiyoruz. Bu süreç ne zaman tamamlanır uçakların temini aşamasına ne zaman geliriz onu zaman gösterecek. Umarız çok uzun sürmez.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya heyetiyle yaptığınız görüşmeye dair biraz daha detaylı bilgi vermeniz mümkün mü? Ukrayna Savaşı’nda ateşkes arayışları ve Türkiye’nin arabuluculuk misyonuna dair yeni bir konu gündeme geldi mi? Bir de Putin de bu savaşı bitirmeye dönük yeni bir irade gözlemlediniz mi?

Amerika’da Türkevi’nde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenski ile yaptığım görüşmede olduğu gibi, Sayın Putin’in de daimi ateşkesin sağlanması noktasında bir arayışının olduğunu gördük. Bunu zaten Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Bey ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov İstanbul’da yaptıkları görüşmelerle teyit ettiler. Karadeniz Tahıl Koridoru’nun canlandırılması, mayınların temizlenmesi konularının yanı sıra, dün akşam Sayın Putin ve heyetiyle yaptığımız görüşmede de esir takaslarıyla alakalı beklentilerin olduğunu gördük.

Şu anda bu esir takaslarına yönelik adımları da yakın takibe almış bulunuyoruz. Biz sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi konusunda elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Arzumuz bir an önce iki ülke arasında barış için müzakereleri başlatmak, hayırlı neticeye ulaşacak yolu açmaktır. Buna muvaffak olmak için yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz. Savaşın kazananı, barışın ise kaybedeni olmayacağını vurgulamaya devam ediyoruz. Bu savaş elbet bitecektir, bizim gayretimiz daha fazla kan ve gözyaşı akmadan tamamlanması içindir.

Son dönemde Türkiye’de özellikle savunma sanayii destekleme fonunun artırılması noktasında birtakım tartışmalar yaşandı. Hava savunma sistemleri konusu bu kapsamda tartışıldı. Dün Putin ile görüşmenizde S-400’ün yeni fazı ve özellikle Türkiye’nin kurmaya başladığı Çelik Kubbe Hava Savunma Sistemleri ile ilgili ortak hareket edilmesi gibi bir durum söz konusu oldu mu?

Demir Kubbe ile bizim Çelik Kubbe projemizi birbirine karıştırmamız gerekiyor. S-400 konusuna gelince o zaten farklı bir adım. S-400’ün diğer fazıyla alakalı ‘acaba birileri ne der?’ diye bizim bir düşüncemiz yok. Onun kararını Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak biz veririz. Bu konuda hükümetimiz oturur, değerlendirmelerini yapar, kararını verir. Ama dediğimiz gibi Çelik Kubbe adını biz koyduk. Çelik Kubbe adını biz koyduğumuza göre bunun takvimini de biz belirleyeceğiz. Adımını da vakti saati geldiğinde savunma sanayii ile atarız.

Bu konuda Türkiye’nin muhalefet partisi veya muhalifleri acaba ne diyor? Bütçe meselesinde muhalefet çılgına döndü. ‘Niye şuradan para alıyorsunuz? Niye buradan para alıyorsunuz?’ dediler. Biz kaynaklarımızı kendimiz temin ederiz ve bu kaynakları temin ettiğimiz zamanda da adımlarımızı atarız. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti kaynak temini noktasında herhangi bir sıkıntının içinde değildir. Vakti saati geldiğinde adımını atar, kaynaklarını üretir ve Çelik Kubbe’sini de yapar. Burada önceliğimiz kendi ihtiyaçlarımızın eksiksiz karşılanmasıdır. Savunma sanayiinde geldiğimiz noktaya nasıl aşama aşama ulaştıysak, daha ileri hedeflerimize de sağlam adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz.

Bir taraftan Çin’den gelen milyar dolarlık yatırımların haberlerini yapıyoruz, bir taraftan “Çin Dünya Ticaret Örgütü’ne Türkiye’yi şikayet etti” şeklinde haberler geliyor. Ankara-Pekin ilişkileriyle ilgili vizyon nedir? Ben Nisan’da gittiğimde Çinli yetkililer “biz Sayın Cumhurbaşkanını ülkemize bekliyoruz” demişlerdi. Nereye doğru evrilecek Çin’le ilişkimiz?

Çin ile geçmişten bugüne uzanan bağlarımız bulunuyor. Birbirlerini etkileyerek gelişmiş iki büyük uygarlığın mirasçılarıyız. İlişkilerimizi bu bağlar üzerine inşa ediyor, köklü yeni bağlar oluşturmak için çalışıyoruz. Çin dünya siyasetinde de ticaretinde de son derece etkin bir ülke. Stratejik ortaklık düzeyindeki ilişkilerimizi geliştirmek için yeni adımlar atabiliriz. Çinli dostlarımızla ikili ticaret hacminin artırılmasından, yatırım potansiyellerine kadar birçok başlığı zaman zaman ele alıyoruz. Biz Çin’den yakın zamanda bir ziyaret bekliyoruz. Ondan sonra da biz iade-i ziyareti yaparız. Sanıyorum bu çok uzun bir zaman almayacak. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping bize bir ziyaret gerçekleştirecek, ardından da biz kendilerine bir ziyaret yapacağız.

Paylaşın

Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: TUSAŞ Saldırısı Sabotaj Mıydı?

MİT Müsteşar Yardımcısı iken emekli olan Cevat Öneş, yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin, “Toplumu hazırlamadan nitelikli bir demokratikleşme olmadan böyle köklü bir sorunun çözümü çok zor. İç politika malzemesi olarak yapılıp iç politikadaki iktidarını korumak için stratejik düşünmeden taktiksel adımların atılması faydadan çok zararlar verir diye düşünüyorum” dedi ve ekledi:

“Bu meseleyi, ‘Kürt sorununu’ çözmek isteyenler hala ‘Kürt sorunu yoktur’ diye hareket ediyorlar. Bununla cumhuriyet tarihi boyunca uğraştık. 1978’den beri terör boyutuyla da uğraşıyoruz. ‘Bu mesele yoktur’ diye hareket ettiğimizde Kürt meselesinin emperyalizmin en önemli araçlarından biri olduğunu düşünmeden hareket edildiğinde bir çözüm mümkün değil. İç politika malzemesi veya muhtemel seçimlerde iktidarda kalmak gibi bir izlenim veriliyor.”

Türkiye yeni yasama yılının başından beri adı konmamış Kürt sorununa “yeni çözüm sürecinde” baş döndürücü bir trafik yaşıyor.

Önce DEM Partililer’le el sıkışan, ardından 15 Ekim’de PKK lideri Öcalan, “terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin” 22 Ekim’de “Şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın” açıklamalarıyla sürecin siyasi mimarisini şekillendiren isim MHP lideri Devlet Bahçeli oldu.

MHP Genel Başkanı kendisi dışındaki milliyetçi partilerin eleştirel tutumlarına ve parlamento dışındaki çevrelerin ”milliyetçi cephe” çağrılarına rağmen siyasi pozisyonunu korumayı sürdürüyor.

Bahçeli’nin Cumhur İttifakı’ndaki büyük ortağı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise, “Açılan bu tarihi pencerenin hesaplara kurban edilmemesini istiyoruz. Hep beraber terörün olmadığı Türkiye’yi inşa edelim istiyoruz” sözleriyle MHP liderine destek verse de henüz kendisini bağlayıcı bir tutum almış değil.

Türkiye’de milliyetçiliğin ana merkezi olarak bilinen MHP’nin liderinin yaptığı sürpriz çıkıştan bir gün sonra PKK’lı oldukları açıklanan kişiler tarafından ülkenin en büyük savunma ve havacılık şirketlerinden TUSAŞ’a gerçekleştirilen saldırı sürecin sabotaja uğradığı yorumlarını da beraberinde getirdi.

“Bugün yarın sürecin adı konur”

2013 yılındaki Çözüm Süreci’ni destekleyen isimlerden olan İlhami Işık, TUSAŞ saldırısının süreci akamete uğratacak nitelikte sonuçlar doğurmayacağını düşünüyor.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘nun konuştuğu Işık, “Adı konmuyor çünkü yaşadığımız bir çözüm süreci vardı. O zaman çokça umut vardı, bahar gelecek deniyordu. Maalesef o süreç 2015’te tümüyle gitti. Bunun yarattığı travma var. Ondan sonra bildiğiniz gibi ağır milliyetçi muhafazakar dalga geldi. Yeni kuşak bu dalganın içinde büyüdü. O yüzden henüz adı konmak istenmiyor. Ama bugün yarın konur. 1993’ten beri Özal’la başlayan diyalog sürecini de çok iyi biliyorum. 16 Nisan’da Öcalan ateşkes ilan etti, 17 Nisan’da Özal öldü, 24 Mayıs’ta 33 er Bingöl’de şehit edildi. 2009’da görüşmeler yapılırken Reşadiye saldırısı ya da TAK’ın (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) İstanbul’daki eylemleri hep benzer süreçlerde oldu. Dün TUSAŞ’taki saldırıya benzer olaylar oldu yani. TUSAŞ tabii önemli bir hedef. Birkaç içinde düşünülen, planlanan ve gerçekleştirilen bir eylem gibi durmuyor. Belki irtibat kesildi. Yalnız bir yandan bu saldırı barışı savunanları kenetledi” dedi.

İlhami Işık, bu sürecin yakın bir gelecekte yapılmayacağı hemen hemen kesin olan seçimlerle alakası olmadığını, böyle bir tercihin gözünü MHP seçmenine diken İYİ Parti ve Zafer Partisi lehine sonuç yaratabileceğini dile getiriyor.

İçişleri Bakanlığı saldırganların PKK’lı olduğunu açıklayarak TUSAŞ saldırısıyla ilgili bu örgütü işaret etti. PKK ile birlikte İran’da örgütlü PJAK ve Suriye’de örgütlü PYD’nin çatı örgütü KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) ise bugün yaptığı açıklamada saldırıyı henüz kendilerine ait bir gücün yapıp yapmadığını bilmediklerini duyurdu.

KCK açıklamasında “Kürt sorununun demokratik çözümünün muhatabı Önder Apo’dur. Türkiye’de barışın sağlanması da Önder Apo’nun muhatap alınmasıyla mümkündür” ifadelerine yer verilirken dün TSK’nın Suriye’nin kuzeyi ve doğusuna gerçekleştirdiği hava saldırılarını “halkın yaşam alanlarının ve kaynaklarının hedeflenip vurulması büyük bir paradokstur” sözleriyle eleştirdi.

Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Deniz Tansi, sabotajın örgüt kaynaklı olabileceğini söylerken asıl konunun Kürtler’in Rojava olarak adlandırdıkları YPG/SDG’nin kontrolündeki Kuzey Suriye olduğunu ifade etti.

Doçent Tansi, “Bu önceden planlanmış bir saldırı. Örgüt içinde böyle bir açılıma sıcak bakmayanlar olabilir. Burada bir sabotaj varsa örgüt içerisindendir. Terör örgütü içinde bir iktidar savaşı yaşanıyor olabilir. Bahçeli’nin konuşmalarının akabinde içeriden sabotaj olması eşyanın tabiatına aykırı. ‘Muhatap Apo’ diyorlar ama ‘Silah bırakacağız’ demiyorlar. Entite olarak kullandıkları yer Suriye toprakları. Türkiye’de terörist kalmadı ama örgüt Suriye’de devletleşti. Türkiye’nin sığınmacı siyaseti buna zemin sağlamış oldu. Cumhurbaşkanı çok fazla topa girmiyor ama tabii ki süreçten haberdar. Bu terör saldırısı bu süreçle ilgili ileri hamleler yapılacaksa bunu kısa vadede engelledi diye düşünüyorum” dedi.

“‘Kürt sorununu’ çözmek isteyenler ‘Kürt sorunu yoktur’ diye hareket ediyorlar”

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) Müsteşar Yardımcısı iken 2005 yılında emekli olan Cevat Öneş de ilk çözüm sürecini destekleyen isimlerden. Ancak Öneş bugünkü süreci çerçevesi belirli ve sonuç alıcı görmüyor.

MİT Müsteşar Yardımcısı, “Bunun kapsamlı bir proje olmadan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine bağlı perspektifte, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğünü içeren bir vizyona sahip çok kapsamlı bir proje olmadan bu ulusal, hatta bölgesel hatta hatta küresel bağlantıları olan bir yapının çözülmesi mümkün değil. Toplumu hazırlamadan nitelikli bir demokratikleşme olmadan böyle köklü bir sorunun çözümü çok zor. İç politika malzemesi olarak yapılıp iç politikadaki iktidarını korumak için stratejik düşünmeden taktiksel adımların atılması faydadan çok zararlar verir diye düşünüyorum. Bu meseleyi, ‘Kürt sorununu’ çözmek isteyenler hala ‘Kürt sorunu yoktur’ diye hareket ediyorlar. Bununla cumhuriyet tarihi boyunca uğraştık. 1978’den beri terör boyutuyla da uğraşıyoruz. ‘Bu mesele yoktur’ diye hareket ettiğimizde Kürt meselesinin emperyalizmin en önemli araçlarından biri olduğunu düşünmeden hareket edildiğinde bir çözüm mümkün değil. İç politika malzemesi veya muhtemel seçimlerde iktidarda kalmak gibi bir izlenim veriliyor” ifadelerini kullandı.

Eski MİT müsteşar yardımcısına göre, Türkiye’nin emperyalizmin kendisi üzerindeki hedeflerini bozmasının yolu, meseleye tam demokrasi penceresinden ve hep birlikte bakmasından geçiyor.

“Bahçeli’nin önceki gün ‘Gel Meclis’te konuş’ demesiyle Cumhur İttifakı’nın meseleyi silahların bıraktırılması sözüyle çözeceğini düşünmek saflık olur. Ana muhalefet ve tüm demokratik güçlerin motor gücü yahut öncü güç bir durumunda TBMM’de sorun çözülebilir. Bu konu toplum hazırlanmadan, altyapı çalışmaları gerçekleştirilmeden, toplum psikolojik olarak hazırlanmadan çözülemez. Ancak bütünlüklü bir şekilde tartışılarak tüm Türkiye siyasetini en geniş demokratik cephede bütünleştirerek çözüm ortaya konabilir. Kürt siyaseti etnik çıkarlarını da aşarak Türkiye’nin birlik bütünlüğünü koruyarak ulus millet vasfında kapsayıcılığı dikkate alarak etnik arayışlarda uzlaşarak, demokratik laik zihniyetle çözülebilir.”

Paylaşın

TUSAŞ Saldırısını PKK Üstlendi: Siyasal Gündemle İlgisi Yok

5 kişinin öldüğü, 22 kişinin yaralandığı TUSAŞ saldırısını PKK’nın askeri kanadı HPG üstlendi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, saldırganların PKK’lı olduğunu açıklamıştı. 

Haber Merkezi / Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de, saldırının arkasında PKK (Kürdistan İşçi Partisi) olduğunu belirtmişti.

Örgütten yapılan açıklamada, “Uzun bir süre önce planlanıp başarıyla uygulanan bu eylemin Türkiye’de son ayda tartışılan siyasal gündemle asla bir ilişkisi yoktur” denildi. Açıklamada, saldırıda ölen iki kişinin kimliklerine de yer verildi.

Açıklamada, eylemi örgüt içerisindeki “Ölümsüzler Taburu” adlı birlik üyelerinin düzenlediği, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği hava harekâtlarına yanıt olarak TUSAŞ’ın özellikle hedef seçildiği vurgulandı.

Rusya’daki BRICS Zirvesi’nden dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Dün geceden itibaren saldırının cevabı kat kat fazlasıyla verilmeye başlanmıştır” dedi ve saldırıya yönelik adli soruşturmanın yanı sıra, istihbarat ve güvenlik birimlerinin de kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü” ifade etti.

Erdoğan ayrıca “Bu terör saldırısında TUSAŞ gibi güzide bir kuruluşumuzun seçilmiş olması manidardır” diye konuştu.

Erdoğan “Bu terör saldırısının Suriye’den bir sızma hareketi şeklinde gelişmiş olduğunu özellikle öğrenmiş bulunuyoruz. Buna yönelik de tüm gece boyunca 40 ayrı noktaya operasyonlar yapıldı. Bu operasyonlarla da teröristlere çok çok ağır bedeller ödetildiği de ortada” diye konuştu.

TUSAŞ’a Yönelik Terör Saldırısına ilişkin Meclis Başkanlığı tezkeresi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından sunulan tezkerede, “Hiçbir güç ülkemizin ve milletimizin birlik ve beraberliğini bozamayacaktır. Arkasında emperyalist güçlerin ve karanlık odakların olduğu terör saldırıları ülkemizin huzur ve istikrar ortamına zarar veremeyecektir” ifadelerine yer verildi.

Ankara’daki saldırının ardından, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki hedeflere hava harekatı başlatıldığı ve iki günde toplam 81 hedefin vurulduğu duyuruldu. Milli Savunma Bakanlığı’ndan (MSB) yapılan açıklamalarda “2’si üst düzey olmak üzere 59 terörist etkisiz hale getirilmiştir” ifadesi yer aldı.

PKK, Perşembe günü yaptığı bir açıklamada bir süredir gündemi meşgul eden “yeni çözüm süreci”ne dair bir açıklamada bulunmuştu. Bu açıklamada saldırı direkt olarak üstlenilmemiş, ve “Kürt halkı bütün yapılarıyla ve bileşenleriyle Önder Apo’nun geliştireceği süreci esas alacaktır” ifadeleri kullanılmıştı.

Saldırının zamanlaması, özellikle Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin 1999’dan beri İmralı Cezaevi’nde bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) konuşma yapmaya davet etmesinin ardından gerçekleşmesi sebebiyle tartışmalara konu olmuştu.

TUSAŞ’a yapılan saldırı, Bahçeli’nin çağrısından sadece bir gün sonra gerçekleşti. Zamanlama sosyal medyada çokça tartışılırken, CHP Genel Başkanı Özel de konuyla alakalı açıklamalarda bulundu.

Basın mensuplarına konuşan Özel, “Terörü kimden ve ne gerekçeyle gelirse gelsin lanetliyoruz. Zamanlamanın ne kadar dikkat çekici olduğunu düşünmeden edemiyor insan” ifadelerini kullandı.

“2015 yılında 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar olan süreci hatırlamadan geçemiyor insan. Bütün terör örgütlerinin bir anda aktif olduğu sürecin kamuoyunu nasıl yönlendirmeye çalıştığını hatırlamak gerekiyor. Kim terörden medet umuyorsa yanlış yapıyor” diyen Özel, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) kurulduğu günden beri ilk kez tek başına iktidar olamadığı 7 Haziran seçimlerine ve seçimlerin tekrarlandığı 1 Kasım’a atıfta bulundu. Bu ikitarih arasında Türkiye’de çok sayıda saldırı gerçekleştirilmişti.

Saldırı hakkında çarşamba günü Meclis’te konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli de “Zamanlaması manidardır. Provokasyon her tarafından belli olmaktadır,” ifadelerini kullandı.

Saldırıyı kınayan Temelli, “Çok üzgünüz, yine insanlarımız öldü. Son birkaç haftadır ülkede çok önemli bir tartışma sürdürülüyor. Bu tartışmaların çok büyük bir kısmı Türkiye toplumunun beklentilerine yanıt veriyor. Çünkü uzun süredir Türkiye toplumu savaş, şiddet ve bu ölümlerden kurtulmak isterken böyle bir olayla karşılaşıyoruz,” dedi.

Sezai Temelli, “Toplumun beklentisi olan, barış içinde bir arada yaşama beklentisine ısrarla yanıt vermek zorundayız. Geç kaldığımız her adım işte bu yitip giden canlara mal olmaktadır” ifadelerini kullandı.

TBMM’de söz alan isimlerden biri olan iktidar Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Grup Başkanvekili Özlem Zengin de saldıraya ilişkin olarak “Ben de zamanlamasını çok manidar buluyorum,” diyerek “Neden bugün? Neden TUSAŞ?” diye sordu.

“Bütün bu soruların cevaplanması Türkiye’nin geleceğine dair çok önemli diye düşünüyorum. Bütün siyasi partilerin aynı anda aynı hissiyatla terörü kınamasını, lanetlemesini ve TBMM olarak Türkiye’nin barışına dair bütün sorumluluğu ve yapması gerekene dair bir anlamda taahhüt olarak bu birlikteliğin altını çizmesini şu anda Türkiye için çok anlamlı buluyorum.”

Paylaşın

Leyla Zana’dan “Yeni Çözüm Süreci” Mesajı: Umut Işığı Doğdu!

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Leyla Zana, “Çatışma ve savaşlardan feryat eden herkese bir umut ışığı doğdu! Barışı gözleyenlere selam geldi, gözümüz aydın!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bizler, yani barışa susamış olanlar bu gelişmeleri, hukuki ve siyasi bir düzlemde demokratik çözüme dönüştürmeye çalışanların amasız, ancaksız yanında, arkasında duracağız.”

Leyla Zana, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı ve DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan’ın İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüşmesinin ardından sosyal medya hesabından ‘yeni sürece’ ilişkin bir açıklama yaptı.

Leyla Zana, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Çatışma ve savaşlardan feryat eden herkese bir umut ışığı doğdu! Barışı gözleyenlere selam geldi, gözümüz aydın!

Bizler, yani barışa susamış olanlar bu gelişmeleri, hukuki ve siyasi bir düzlemde demokratik çözüme dönüştürmeye çalışanların amasız, ancaksız yanında, arkasında duracağız. Ortadoğu coğrafyasına barış tohumları ekenler bilmeli ki; bu tohumları sulamaya devam edeceğiz. Mesele köklü, tarihsel ve ağır!

Hepimiz, en az yüzyıldır süren bu savaşın bitmesi için tarihsel, derin ve ciddi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Onyıllar önce ekilen barış tohumlarının bereketi bol olsun, yarınlarımız özgür olsun!”

Leyla Zana kimdir?

3 Mayıs 1961 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde dünyaya gelen Leyla Zana, ilkokulun birinci sınıfını tamamlayamadan okuldan ayrılmak zorunda kaldı. 1975 yılında 14 yaşındayken, kendisinden 21 yaş büyük kuzeni Mehdi Zana ile evlendi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde, o dönem Diyarbakır Belediye Başkanı olan Mehdi Zana gözaltına alınıp tutuklandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Leyla Zana eşi hapiste iken ilk olarak okuma – yazma öğrendi. Daha sonra ilkokulu, ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdi. Eğitime ayırdığı zamanın yanında siyasi faaliyetlere de katıldı.

1991  genel seçimlerinde, bölge kadınlarının büyük desteğini aldığı bir seçim çalışması sonrasında zamanın Sosyaldemokrat Halkçı Parti listesinden Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 6 Kasım 1991’de, TBMM 19. Yasama Dönemi için yapılan yemin töreninde, başında Kürt ulusal renkleri olan bir bantla, Türkçe başladığı yemini Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum” cümlesiyle tamamlaması nedeniyle meclis salonunda tepkiyle karşılaştı.

2 Mart 1994’te, ABD’de yaptığı bir konuşma yüzünden, TBMM Genel Kurulunda yapılan oylamada, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’la beraber milletvekilliği dokunulmazlığı kaldırıldı. Ertesi gün dokunulmazlıkları kaldırılmış olan diğer 5 milletvekiliyle birlikte gözaltına alındı. 17 Mart 1994’te, grup arkadaşları Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 8 Aralık 1994’te yasadışı örgüt üyeliği suçundan mahkûm olarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishaneden yazdığı mektuplar önce bir gazetede yayımlandı, daha sonra kitap haline getirildi.

1995 yılında Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü verildi. Hapishane yılları boyunca uluslararası barış kuruluşlarının ve insan hakları derneklerinin desteği ve Avrupa Birliği süreciyle birlikte yoğunlaşan çabaları sonucunda ve AİHM kararı doğrultusunda yeniden yargılanan Zana ve arkadaşları, on beşer yıllık hapis cezaları olduğu gibi onaylanarak cezaevinde kaldılar. Zana, 8 Haziran 2004’te Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nden serbest bırakıldı. TBMM 24. Dönem Diyarbakır, 25. ve 26. Dönem Ağrı milletvekilidir.

21 Mart 2007 tarihinde Diyarbakır’daki etkinliklerde sarfettiği, “Kürtlerin 3 lideri var. Bu üç lidere minnet borçluyuz” sözleri nedeniyle Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Zana’yı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör örgütünün propagandasını yapmak” suçunu kapsayan 7. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Çeşitli tarihlerde yaptığı 9 ayrı konuşma nedeniyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Terör örgütünün propagandasını yapmak” ve “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçlarından yargılanan Leyla Zana’ya mahkeme 10 yıl hapis cezası ve seçme-seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi. Ancak Yargıtay 9. Ceza Dairesi “sanığın eksik savunma” yapması sebebiyle kararı bozdu.

Yeniden görülen davada “sanığın terör örgütü PKK üyeliği boyutuna ulaştığı” gerekçesiyle aynı ceza verildi. Tekrar temyize gönderilen dosya yine bozularak yerel mahkemeye gönderildi. İlgili Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın kararına uydu. Mahkeme, son yasal düzenlemeleri dikkate alarak Zana hakkındaki ’terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan kovuşturmanın ertelenmesine; ’örgüt adına suç işlemek’ suçundan da ceza verilmesine yer olmadığına karar vererek davayı düşürdü.

Paylaşın

“Türkiye’nin BRICS Üyeliğini Hindistan Engelledi” İddiası

Türkiye’nin BRICS üyeliğinin Hindistan tarafından engellendiği iddia edildi. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden oluşan BRICS birliği ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini ve küresel ekonominin yüzde 35’ini oluşturuyor. 

Türkiye’nin BRICS’e üye olmak isteğini daha önce dile getiren Ankara, bu konuda resmi bir başvuru yapılıp yapılmadığını açıklamamıştı. Rusya, Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğunu duyurmuştu.

Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti  Kazan’da yapılan BRICS Liderler Zirvesi’ne katılan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “BRICS ailesiyle diyaloğumuzu ilerletmeye kararlıyız” demişti.

Almanya merkezli Bild gazetesi Türkiye’nin BRICS üyeliğinin Hindistan tarafından engellendiğini iddia etti.

ABD’li “düşünce” kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nda dış politika uzmanı olan Sinan Ülgen, Bild’e yaptığı açıklamada Hindistan’ın Türkiye’nin BRICS’e üye olmasını engellediğini, bunun sebebininse Ankara’nın Pakistan ile iyi ilişkileri olduğunu söyledi. Haberde Hindistan’ın itirazı üzerine oy birliği sağlanamadığı için Türkiye’nin BRICS’e üye kabul edilmediği ifade edildi.

Ancak Sinan Ülgen daha sonra sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Bild’in haberinde nüanslara yer verilmediğini belirterek şunları kaydetti: “BRICS konusunda Bild’e mülakat verdim ama çıkan haber nüanslara yer vermemiş. Hindistan gerçekten de Türkiye’ye mesafeli ama veto etmesine gerek kalmadı. Konu oylanmadı. Hindistan’ın yanısıra birçok ülke daha, hızlı bir genişlemeye karşılar. O konuda daha mutabakat yok.”

Rus haber ajansı Tass, BRICS’in henüz yeni üye kabul etmeye karar vermediğini duyururken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bazı üyelere ortaklık statüsü verileceğini söylediği aktarılmıştı. “BRICSInfo” X hesabında da Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 13 ülkeye ortaklık statüsü verildiği duyurulmuştu.

Erdoğan BRICS Zirvesi kapsamında bugün düzenlenen “Genişletilmiş BRICS+ Oturumu”ndaki konuşmasında “Türkiye olarak karşılıklı saygı ve kazan kazan temelinde yakın münasebetler geliştirdiğimiz BRICS ailesiyle de diyaloğumuzu ilerletmekte kararlıyız” demişti.

Bild’e konuşan Ülgen, BRICS üyeliğine başvuruya dair Erdoğan’ın Türkiye’nin “stratejik özerkliğini” güçlendirmek için Putin’le bir ittifakta yer almak istediğini, AB konusunda hayal kırıklığı yaşadığını ve “siyasi prestij”i de sebepler arasında saymıştı. Erdoğan’ın “Hem NATO hem de BRICS’te aynı anda” olabileceğini göstermek istediğini ve kendisini uluslararası arenada bir “arabulucu” olarak gördüğünü ifade etmişti.

Sonuç bildirgesi

Bu arada zirvenin sonuç bildirgesi yayınlandı. Ukrayna ile ilgili BM ilkelerine uygun hareket edilmesi vurgusu yapılarak, Rusya ile Ukrayna arasındaki çatışmanın diyalog ve diplomasi yoluyla barışçıl bir şekilde çözülmesini amaçlayan ilgili arabuluculuk ve iyi niyet misyonu önerilerinin takdirle karşılandığı kaydedildi.

Ortadoğu’daki gelişmelerden duyulan endişeye değinilen bildiride, İsrail’e şu çağrıda bulunuldu: “İsrail’in Lübnan’daki yerleşim bölgelerine düzenlediği saldırılar sonucunda sivillerin hayatını kaybetmesini ve sivil altyapının büyük zarar görmesini kınıyor ve askeri eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulunuyoruz.”

Bildiride Batı yaptırımları da eleştirildi ve “Yasa dışı yaptırımlar da dâhil olmak üzere hukuka aykırı tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin dünya ekonomisi, uluslararası ticaret ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması üzerindeki yıkıcı etkisinden derin endişe duyuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Sonuç bildirisinde ayrıca, Rus tarafının BRICS bünyesinde bir tahıl (emtia) ticaret platformu (BRICS Tahıl Borsası) kurma ve daha sonra bunu diğer tarım sektörlerini de kapsayacak şekilde geliştirme girişimini memnuniyetle karşılandığı belirtildi.

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden oluşan BRICS birliği ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini ve küresel ekonominin yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu ülkeler, dünyadaki ham petrolün üçte birinden fazlasını üretiyor. Suudi Arabistan’ın da gruba katılması halinde BRICS ülkeleri, küresel ham petrolün yaklaşık yüzde 43’ünü üretecek.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan Ve Bahçeli’ye “Yeni Çözüm Süreci” Çağrısı

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Çok net bir şekilde, üstüne basa basa söylüyorum, iktidara sesleniyorum: Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli; kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye’yi onlarca yıl çektiği bu sorundan kurtarın” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’yi, anaların ağlamadığı, genç yaşta evlatların toprağa girmediği bir ülke yapmak için gereğini yapın. Ha siz yapmazsanız, yapamazsınız biz bunu yapmaya hazırız! Ve iktidara gelir gelmez kolları sıvayıp çalışmaya başlayacağız. Diyarbakır’dan uzanan eli İzmir’de tutmak, Hakkari’de yakılan bir ağıda Sakarya’da gözyaşı dökmek, Uşak’ta ağlayan bir anneye Şırnak’ta derman olmak mümkün. Türkiye’yi doğusuyla batısıyla bir kılacak, birlik kılacak anahtar hepimizin elinde. Bu olacak… Er geç olacak… Bunun olması için biz tüm varlığımızı, bedenimizi ortaya koymaya hazırız.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 2. Olağan Büyük Kongresi’nde seçilen Genel Merkez Kurul Üyeleri toplantısının açılışında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına ve Yenidoğan Çetesi’ne değinen Babacan şunları söyledi:

“Çok net bir şekilde, üstüne basa basa söylüyorum, iktidara sesleniyorum: Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli; kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye’yi onlarca yıl çektiği bu sorundan kurtarın. Türkiye’yi, anaların ağlamadığı, genç yaşta evlatların toprağa girmediği bir ülke yapmak için gereğini yapın. Ha siz yapmazsanız, yapamazsınız biz bunu yapmaya hazırız! Ve iktidara gelir gelmez kolları sıvayıp çalışmaya başlayacağız. Diyarbakır’dan uzanan eli İzmir’de tutmak, Hakkari’de yakılan bir ağıda Sakarya’da gözyaşı dökmek, Uşak’ta ağlayan bir anneye Şırnak’ta derman olmak mümkün. Türkiye’yi doğusuyla batısıyla bir kılacak, birlik kılacak anahtar hepimizin elinde. Bu olacak… Er geç olacak… Bunun olması için biz tüm varlığımızı, bedenimizi ortaya koymaya hazırız.”

“Türkiye yeni bir yol ayrımıyla karşı karşıya. Önümüzde iki seçenek var: Ya eski sorunlarla, eski siyasetin açmış olduğu yaralarla devam edeceğiz ya da Cumhuriyet’in 102. yılında kendimize yeni bir yol seçeceğiz. Ya onlarca yıllık meseleleri tekrar tekrar tartışacak, tüm enerjimizi buna harcayacağız ya da akla ve sağduyuya güvenecek, eskinin sorunlarından azade yeni bir Türkiye için çalışacağız. Ya tedirgin bir biçimde arkamıza bakarak yürüyeceğiz ya da özgüvenle, daima ileriye bakarak yarınlara yürüyeceğiz.”

“Bunca yıl hep ilkelerimizle ve siyasi ahlak anlayışımızla hareket ettik. İnanmadığımız hiçbir şeyi söylemedik, bugün söylediğimizi yarın inkâr etmedik. Ne dediysek kayıt altına aldık, yazdık, plan program oluşturduk. Gittiğimiz her yerde söyledik, her zaman söyledik. Tekrar ediyorum ve buradan hükûmete sesleniyorum. Terörle mücadele kapsamlı bir yaklaşımla yapıldığı zaman başarılı olur ve hedefine ulaşır. Silahlı bir örgütle mücadele, mutlaka silahlı güçlerle yapılır. Ancak yalnızca silahla olmayacağını da hep söyledik, söylüyoruz. Silahlı mücadele örgütün varlığını ortadan kaldırmak için yeterli değildir.”

“Erdoğan, ortağının sözlerine açıklık getirmelidir”

“1 Ekim’den bu yana söylenenler, yapılanlar bir samimiyet testinden geçmemiştir. İktidarın yaptığı, sadece ve sadece Meclis’te 360 veya 400 sayılarını yakalamaya dönük bir taktik midir bilmiyoruz. Bahçeli’nin sarfettiği sözlerin arkasında, devlet kurumlarının çalıştığı bir strateji var mıdır bilmiyoruz. Ve güvenmiyoruz. Bu kadar yalpa, bu kadar büyük bir U dönüşü… Bunlar bizde güven oluşturmuyor. Üstelik, eğer çözüm için gerçek bir çaba ortaya konacaksa, bunun toplumumuzun sinir uçlarına dokunarak yapılamayacağını en iyi bilmesi gereken iktidarın kendisidir. Madem çözüm yeri Meclis’tir, Cumhur ittifakı gelip Mecliste Bahçeli’nin sözleriyle ne kastettiğini açıklamalıdır. Sayın Erdoğan, ortağının sözlerine açıklık getirmelidir.”

Babacan, “Hatırlayalım: 2023 genel seçimlerine giderken Sayın Bahçeli neler neler söyledi. HDP yedinci ortaktır demedi mi? Bunlar teröristlerle beraber demedi mi? Sayın Erdoğan miting meydanlarında montaj videolar, ‘fake’ videolar göstermedi mi? Aldattılar… Sadece faiz, kur, enflasyonla değil… Evet, aldattılar… Bunlar teröristlerle beraber dediler, aldattılar. Montaj videolarla aldattılar. Onun için diyorum ki 2023 seçimlerinde aldıkları yüzde 52, milletimizi aldatarak aldıkları bir sonuçtur. Helal değildir! Seçimi Cumhur İttifakı kazanmıştır ancak helalinden kazanmamıştır. Aldatarak kazanmıştır” dedi.

TUSAŞ tesislerine düzenlenen terör saldırısının her yönüyle araştırılması gerektiğini vurgulayan Babacan, “Dün Ankara’da, Başkentimizde, üstelik gündüz saatlerinde hain bir terör eylemi gerçekleştirildi. Savunma sanayimizin en önemli kuruluşlarından biri olan TUSAŞ tesisleri hedef alındı. Üstelik Sayın Bahçeli’nin, terörle örgütüyle ilgili herkesi şaşırtan, hayretlere düşüren o sözleri sarfetmesinden tam bir gün sonra bu olay gerçekleşti. Her yönüyle araştırılması gereken, pek çok karanlık yönü bulunan bu terör eylemini nefretle lanetliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine, yakınlarına ve tüm savunma sanayi camiamıza başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza, acil şifalar temenni ediyorum. Dünkü terör eylemiyle ilgili, olası istihbarat ve güvenlik zaafiyetlerinin üzerine kararlılıkla gidilmesi, benzer eylemlerin bir daha tekrar etmemesi için her türlü önlemin alınması için buradan hükûmete bir kez daha çağrıda bulunuyorum” diye konuştu.

“Şunun altını da özellikle çizmek isterim ki ülkemizin demokratikleşme çabalarının terörle mücadeleden ayrı, bağımsız bir hatta yürümesi gerekir. Bizim kendi vatandaşlarımızın, temel hak ve özgürlükleriyle ilgili yapılması gereken ne varsa hemen, derhal uygulanmalıdır. Hak ve özgürlükler, hiçbir şekilde pazarlığa konu edilmemelidir.”

“Terörün kök sebeplerine inmek gerekiyor. Örgütü yalnızlaştırmak gerekiyor. Bölge ülkeleriyle, Rusya ve ABD ile açık açık yüzleşmek gerekiyor. Hükûmetin ‘Siz Suriye’de Irak’ta iç barış istiyor musunuz, kaçak güreşmeyin’ demesi gerekiyor. Bu ülkelere bunlar anlatılmalıdır. PKK anakronik bir yapıdır; PKK’nın bugünün bölge gerçekleriyle örtüşmeyen bir yapı olduğunu, barış ve istikrarın önündeki en önemli biri olduğu anlatılmalıdır. PKK olduğu sürece ne Irak’ta ne Suriye’de normalleşmekten bahsetmek mümkün olacaktır.”

“Ülkemiz artık çetelerle anılıyor”

Yenidoğan çetesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Türkiye için hep şu söylenir: Üç tarafı denizlerle çevrili, doğal güzellikleriyle meşhur bir ülke. Denizleri, ovaları, dağlarıyla ünlü bir ülke. Antik kentleriyle, coğrafyasıyla değerli bir ülke. Fakat öyle bir noktaya geldik ki ülkemiz artık doğa güzellikleriyle değil, çeteleriyle gündemde. Kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına her yer çete. Sokaklar çete, mahalleler çete, esnafın dükkan açtığı çarşılar, pazar yerleri çete. Son dönemde, bu çetelere bir yenisi daha eklendi.

Birçoğunuz gibi benim de insanlığımdan utanarak okuduğu o haberlerden, Yenidoğan Çetesi’nden bahsediyorum… Öyle bir çete düşünün ki henüz bir günlük, iki günlük sağlıklı bebekleri annelerinin kollarından çekip alıyor, para uğruna bebekleri tıbbi işkencelere maruz bırakıyor. Öyle bir çete düşünün ki işkenceye maruz kalan bebekler yaşamış mı ölmüş mü umurlarında değil… Ölmek üzere olan yavrularımızdan, eşyadan daha değersizlermiş gibi bahsediyorlar… Çıkarları uğruna savcılarımızı tehdit etmekten dahi çekinmeyen, belli ki birilerine güvenen, gücünü birilerinden alan bir çete bu” ifadelerini kullandı.

Hükûmet uygulamalarının toplumsal çürümeye ve ahlaki çöküşe yol açtığına işaret eden Babacan, “Bu kötülüğe toplumsal çürüme diyebiliriz, ahlaki çöküş diyebiliriz. Ancak bu çürümeden bahsederken başımıza gelmiş bir musibetten, bir doğal afetten söz eder gibi söz edemeyiz. Neden ve sonuçlarını masaya yatırmadan, bu çürümüşlüğü yaratanlardan söz açmadan, bilhassa sorumlulardan, göz yumanlardan söz etmeden söylediklerimiz eksik olur, hatalı olur… Evet, onlara sesleniyorum! Kamuya insanları torpille yerleştirenler! Tanıdığı olmayanı haksız mülakatlarla eleyenler! Bu ahlaki çöküşün önünü açanlar! Evet, sizden bahsediyorum.

Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Adrese teslim ihale dağıtanlar! Haram yemeyi meşrulaştıranlar! Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Devleti çıkar sağlanacak, sömürülecek bir yer olarak görenler! En küçük ilçedeki belediyeden büyükşehirlere, haksız rant peşinde koşanlar! Bu çürümüşlük sizin eseriniz… Siz önemsemediğiniz günahlarınızla, daha büyük günahların önünü açtınız. Minicik yavrusuna sarılamadan toprağa veren annelerin bedduaları, babaların feryatları, evlerde boş duran beşikler, giyilmemiş patikler, hepsi sizin eseriniz, önünü açtıklarınızın eseri” diye konuştu.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Erdoğan Ne Planlıyor?

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmaları devam ederken, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısının arkasında hangi siyasi hesaplar yatıyor? Erdoğan ne planlıyor? TUSAŞ neden hedef alındı? Kürt sorununun çözümü, Türkiye’ye demokrasi getirir mi?

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün (FPRI) Başkanı Aaron Stein, TUSAŞ’ı hedef alan saldırının hemen ardından DW Türkçe’den Değer Akal‘a gelişmeleri değerlendirdi. Saldırı ile ilgili olarak adeta anlık olarak paylaşılan güvenlik kamerası görüntüleri ve bilgilerine işaret eden Stein, “Saldırı, Türkiye’deki şiddet yanlısı solcu grupların saldırısı gibi duruyor. Üç grup, üç ihtimal mevcut: DHKP-C, PKK ya da PKK’ya bağlı örgütlerden biri. TUSAŞ, insansız hava araçları programı bakımından sembolik bir hedef olarak seçilmiş gibi duruyor, bu da PKK’ya işaret ediyor olabilir” görüşünü paylaştı.

Türkiye’nin PKK’ya yönelik operasyonları 2019 itibariyle ağırlıklı olarak Suriye ve Irak’ın kuzeyine kayarken, PKK hedeflerinin özellikle SİHA’larla hedef alındığı, örgütün bu operasyonlardan ağır darbe aldığı belirtiliyordu. TUSAŞ’a saldırının ardından dün Türkiye’nin akşam geç saatlerde SİHA’ların kullandığı hava harekatı için düğmeye basmış olması da dikkat çekti.

Önce Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’nin Kobani şehir merkezi ile Mümbiç’i SİHA’lar ve obüslerle hedef aldığı yönünde haberler paylaşılmaya başlandı. Bu haberleri Milli Savunma Bakanlığının, “Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin kuzeyinde bulunan terörist hedeflere hava harekatı icra edildiği” yönündeki açıklaması izledi.

Omurgasını Türkiye’nin terör örgütü olarak sınıflandırdığı YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerinin komutanı Mazlum Abdi, sosyal medya hesabı üzerinden “Türkiye bölgelerimizi ayrım gözetmeksizin ve haksız surette bombalıyor, sivilleri, hizmet ve sağlık merkezlerini hedef alıyor. Bu bir savaş suçudur” paylaşımını yaparken, bir açıklama da DEM Parti’den geldi.

“Sivil yaşam alanlarına yönelik başlatılan bombardımana derhal son verilmesi” çağrısının yapıldığı DEM Parti açıklamasında “Sivillerin hedef alındığı askeri operasyonlar, uluslararası hukuk kurallarını da çiğnemektedir. Savaş ve çatışmanın sürdürülmesi, yalnızca daha fazla acıya ve kayba neden olacaktır. Tüm tarafları diyalog ve barışçıl çözüm yollarını benimsemeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Oysa Türkiye, TUSAŞ’ı hedef alan saldırıdan yalnızca bir gün önce yeni bir çözüm sürecini tartışmaya başlamıştı. MHP lideri Bahçeli’nin TBMM’deki grup toplantısında İmralı Cezaevi’ndeki PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilgili çağrısı gündemi alt üst etmişti. Bahçeli, “PKK’nın lağvedildiğini haykırması” durumunda Öcalan’a cezaevinden çıkma imkanı tanınacağını duyurmuştu.

Hatta TUSAŞ’a saldırıdan birkaç saat önce Abdullah Öcalan’a DEM partili yeğeni Ömer Öcalan ile görüşme izni verildi. Abdullah Öcalan, yeğeni arıcılığıyla kamuoyuna “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim” mesajını iletti.

Ancak Aaron Stein’a göre TUSAŞ saldırısı, Bahçeli’nin meclisteki konuşmasından daha önce planlanmış olduğu izlenimini verse de yeni bir çözüm sürecinin çok çetin zorluklarla karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor. Stein, “Kuşkusuz ki bu saldırı, Kürt siyasi hareketinin unsurlarına yönelik bu çok yeni açılımı ciddi sınamalarla karşı karşıya getiriyor, bu DEM Partisi ile diyalog sürecinde nasıl ilerleme sağlanabileceği konusunda önemli zorluklara neden olacaktır” dedi.

Stein, “Muhakkak ki artık yaşlanan Öcalan bir hapishane hücresinde ölmek istemiyordur. Kendisinden isteneni yaptığı takdirde hapishaneden çıkabilecek. PKK’lılar da dağlardan inebilecek, Türk SİHA’larından kaçmak için saklandıkları mağaralardan çıkabilecekler. O insanlar 40, 50 senedir dağlarda, bunu gerçekten isterler mi onu bilmiyorum. Çünkü PKK çok şiddet yanlısı, çok militan, söylediklerini okuduğunuzda da ne kadar tutarsız olduklarını görüyorsunuz” değerlendirmesini aktardı.

Peki Devlet Bahçeli’nin PKK lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı ve Türkiye’de hükümete yakın çevrelerde “tarihi” olarak nitelendirilen çağrı, bir iç siyaset manevrası mı yoksa Ortadoğu’da bölgesel savaş tehlikesine karşı hazırlık mı? Amerikalı uzman Stein, çözüm sürecini başlatma hamlesinin gerisinde Cumhur İttifakı’nın iç siyasi hesaplarının yattığı görüşünde.

“2014’e geri dönmüş gibiyiz” diyen Stein, bugün yaşananların 2013-2015 arasındaki çözüm sürecini anımsattığını, günümüzdeki siyasi dinamiklerin o yıllardaki siyasi dinamiklere benzediğini söyleyerek, “AKP yeni bir Anayasa istiyor, yeni Anayasasına destek için gerekli siyasi konsolidasyonu sağlamaya çalışıyor. Bunun için de Kürt hareketinin siyasi temsilcilerinin desteğine ihtiyacı var” sözlerini kaydetti.

Geçmişte HDP’nin yaptığı gibi DEM’in Öcalan ile diyalog kanalı oluşturması, Öcalan’ın da DEM aracılığıyla İran, Irak ve Suriye’deki PKK liderliğine mesaj göndermesinin hedeflendiğini aktaran Stein, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Dinamikler bire bir aynı. Sunulan havuç da aynı. Özetle DEM’in Anayasaya değişikliğine ve belki de erken seçimlere vereceği destek karşılığında Öcalan’a hapisten çıkma, ev hapsine geçme fırsatı sunuluyor. PKK’nın silah bırakması, sivil siyasete yönelmesi ve silahsızlanması öngörülüyor. Yani dinamikler tıpa tıp aynı. Peki geçen sefer neden süreç çöktü? PKK çekilme konusunda güvenceler istedi, Türk hükümet bunu vermedi. Ayrıca geçen sefer Erdoğan aslında fiilen süreç ile ilgili olarak MİT’i görevlendirerek kendisi sürece bir adım uzakta kalmıştı, bu kez çözüm sürecinin kamuoyunda görünen yüzü olarak Bahçeli’yi seçti, asıl MİT PKK ile müzakereleri yürütecek olsa da Erdoğan bu işi Türkiye’deki aşırı sağa vererek kendisi yine bir mesafe koymuş oldu.”

Çözüm süreci hamlesinin bu sefer Erdoğan tarafından değil Bahçeli tarafından yapılmış olmasının dikkat çekici olduğunu belirten Stein, “Bu hamlenin İyi Parti’nin artık MHP’ye siyasi bir tehdit oluşturmadığı, büyük ölçüde çöktüğü bir dönemde yapılıyor olması önemli” diye konuştu.

Peki Türkiye’nin çözüm süreci hamlesinde İran ile İsrail arasında tırmanan gerilim, bunun bölgedeki güç dengelerinde ve özellikle Türkiye’nin sınırlarında yol açması muhtemel istikrarsızlık tehlikesi etkili oldu mu? Bu soruyu yanıtlayan Aaron Stein, PKK meselesi öncelikle Türkiye’nin bir iç siyasi meselesi olduğuna vurgu yapıyor.

Stein, PKK’nın Irak’ta, İran-Irak sınırında bulunması ve Suriye’nin büyük bir bölümünü kontrol altında tutması nedeniyle sorunun uluslararası da bir boyutu da bulunduğunu söylemekle birlikte “Ama PKK sorunu zor olsa da Türkiye’de siyasi cesaret gösterildiği takdirde çözülebilir bir sorun. Türk hükümetine yakın basını okuduğunuzda, meseleleri olduklarından daha farklı resmetmeye, Erdoğan’ı ‘bölgenin efendisi’ olarak göstermeye, ‘onun Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikeyi gördüğü’ konusunda insanları ikna etmeye çabaladıklarını görüyorsunuz. Çünkü Erdoğan’ın Anayasa değişikliği için attığı bu adımları gerekçelendirmek, halka bir hikaye anlatmak zorundalar, işte ‘İsrail Türkiye’ye saldıracak’ gibi gerçek dışı hikayeler de bunun bir parçası” dedi.

Çözüm demokrasiyi güçlendirir mi?

Berlin merkezli Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) uzmanı Sinem Adar ise Bahçeli’nin çıkışının “Niye bu telaş? Neden şimdi?” sorularını gündeme taşıdığına dikkat çekerek “Cumhur İttifakı’nın ittifakını genişleterek iktidarını konsolide etme, daha uzun ömürlü kılma çabası var gayet tabii ki, ama izlenimim sadece iç siyasi saiklerle hareket edilmediği yönünde” değerlendirmesini aktarıyor.

“Görünen o ki, çözüm süreci hamlesi hem içeride hem dışarıda sıkışmış bir Cumhur İttifakı’nın, elini rahatlatma, kendine alan açmaya çalışma çabasının bir sonucu” sözlerini kaydeden Adar, dış politikadaki sıkışmışlığa ilişkin gözlemlerini paylaştı.

CATS uzmanı Adar’a göre Ortadoğu’da tırmanan askeri ihtilaflar, İsrail’in Nisan ayında İran’ın Suriye’deki büyükelçiliğini hedef alması ve sonrasındaki gelişmeler itibariyle bölgesel güç dengeleri ile ilgili olarak ortaya çıkan tablo, İran’ın askeri olarak zaaflarını ortaya koydu, ABD’nin koşulsuz desteğini almış İsrail’in diğer bölgesel güçlere nazaran en azından taktiksel ve askeri olarak daha güçlü olduğu görüldü.

Türkiye’nin İran’ın giderek belirginleşen kırılganlıklarını kendi sınırlarını çevreleyen bölgeleri yeniden şekillendirebilmek için bir fırsat olarak görüyor olabileceğine de işaret eden Adar, Ankara’nın çözüm süreci hamlesinin gerisinde bu çabanın da yatıyor olabileceğini kaydetti.

Bu gelişmelerin Ankara’nın “Batı güç kaybediyor, diğer aktörler güç kazanıyor” varsayımına dayandırdığı politikalarını gözden geçirmeye zorladığı yönündeki izlenimini paylaşan Adar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ankara’da, Türkiye’nin Batı’ya ekonomik ve savunma yetkinlikleri bağlamındaki bağımlılığına kolayca son verilemeyeceğine dair bir algı olduğu kanaatindeyim. Aynı zamanda Gazze savaşı, Türkiye’nin bölgesel dinamiklerde marjinal bir konumda olduğunu gösterdi. Üstelik, ABD’nin de artık Türkiye’yi Ortadoğu politikasını şekillendirirken birincil önemde bir aktör olarak görmediğine dair ipuçları mevcut. Özetle, bölgedeki dengeler değişirken Türkiye resmin dışında kalmış gibi görünüyor.”

Siyasi gözlemciler, yeni bir çözüm sürecinde Türkiye’yi zor bir süreç beklediği konusunda hem fikir. Peki çözüm sürecinden barış çıkar mı? Türkiye bu süreçte yeniden demokratikleşir mi? En çok bu soruların yanıtları merak ediliyor.

Sinem Adar, bu sürecin bir demokratikleşme hikayesi olarak görülmemesi gerektiğine işaret ederek, “Kürt sorunun çözülmesi elbette olumlu bir gelişme olacaktır ancak gerek Türkiye’nin iç koşulları, gerekse bölgesel ve küresel koşullar itibariyle, oldukça parçalı olan Kürt hareketi ve Türkiye’yi yöneten elitler arasında ön emarelerini gördüğümüz olası bir yakınlaşmadan, ülke adına bir demokratikleşme beklemeyi gerçekçi bulmuyorum” öngörüsünü aktardı.

Aaron Stein da Erdoğan’ın hayalindeki Anayasa değişikliğine imkan sağlayabilecek bir çözüm sürecinin Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına geleceğine ihtimal vermediğine dikkat çekiyor. Stein, “Bekleyip neler olacağını görelim. Ben çok olumlu olacağını düşünmüyorum. Erdoğan’ın görevde kalmaya devam etmesine, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin de daha da konsolide edilmesine imkan sağlayacağı görüşündeyim” dedi.

Paylaşın

DEM Parti’den Dikkat Çeken Çağrı: Öcalan Hazır, Devlet Hazır Mı?

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Siyaset hazır Öcalan da hazır, Kürt sorununun çözümü için siyasi ve hukuki koşuları oluşturmaya devlet hazır mı?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Genel Merkezi’nde açıklamalarda bulundu. Ayşegül Doğan, ‘Zor bir gündeyiz’ diyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti: “Ankara’nın Kahramankazan ilçesindeki saldırı ile başlamak istiyorum. Dünden bu yana bu ve bunun gibi konularda alışılagelen tutumlarla spekülasyonlar geliştirmeye çalışanlara buradan bir yanıt vermek için olaki MYK’mizin bu konuda yaptığı açıklamaları görmeyenler olmuştur, bu açıklamayı buradan tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu saldırıdan dolayı çok büyük üzüntü duyduğumuzu ifade ederek MYK’mizin açıklaması şöyledir: Ankara’nın Kahramankazan ilçesinde meydana gelen saldırıyı kınıyoruz. Türkiye toplumunun çözümü konuştuğu ve diyalog ihtimalinin belirdiği bu günlerde böylesi bir saldırının olmasını manidar buluyoruz. Bu saldırıdan büyük üzüntü duyuyor, yaşanan acıyı paylaşıyoruz. Bu acı verici olayların bir daha yaşanmaması için barışa her zamankinden daha fazla sahip çıkmalıyız. Saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz.”

MYK’nin Kahramankazan saldırısına ilişkin açıklamasını tekrar aktardıktan sonra Doğan, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümüne dair ihtimalin belirdiği bir zamanda yeniden hava harekatlarının başladığını da hatırlatarak, bu saldırılara ilişkin MYK açıklamasını da şöyle tekrarladı:

“Ankara Kahramankazan’da bulunan TUSAŞ tesislerine yönelik saldırının ardından başlatılan hava harekatları bölgede yalnızca şiddet olaylarının derinleşmesine neden olur. Kuzey ve Doğu Suriye’nin birçok merkezine ve özellikle Kobanî’ye yönelik bombardımanlar, sivil halkın yaşamını tehlikeye atmaktadır. Savaşın yıkıcı etkileri, bölgedeki tüm taraflar için büyük bir felakete yol açabilir. Sivillerin hedef alındığı askeri operasyonlar, uluslararası hukuk kurallarını da çiğnemektedir. Savaş ve çatışmanın sürdürülmesi, yalnızca daha fazla acıya ve kayba neden olacaktır. Tüm tarafları diyalog ve barışçıl çözüm yollarını benimsemeye çağırıyoruz.”

Savaş, çatışma ve şiddetin bir yol, çözüm olmadığını ve herkese kaybettirdiğini kaydeden Doğan, “Çözümün konuşulduğu ve diyalog ortamının belirdiği bu ortamda iktidardan muhalefete, toplumsal muhalefetten siyasal muhalefet Türkiye’de yurttaş olan herkes ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya. Büyük bir itina ile son derece titiz bir biçimde tüm gelişmeleri sizlerle paylaşıyoruz. Bunun dışında yapılan açıklamalar yorumlar ya da bize mal edilerek, DEM Partiye mal edilerek yapılan değerlendirmeler partimiz açısından bağlayıcı değildir.

Yıllardır bu yollardan geçiyoruz, ağır can kayıpları ve ekonomik maliyetlerle. Bunu durdurmak mümkün. Bunu tersine çevirmek mümkün, yeni bir yol açmak mümkün. Biz DEM Parti olarak tekrar çağrımızı yineliyoruz. Gelin bu yeni yolu hep beraber açalım. Yıllardır yok sayılan, inkar edilen, görmezden gelinen bir güvenlik sorunu olarak ele alınan taktiklerle, çöktürme planlarıyla çözülebileceği sanılan Kürt sorunu adeta bir insanlık sorunu olarak karşımızda duruyor” dedi.

Kürt sorununun Türkiye’nin son günlerdeki en önemli gündemlerinden biri haline geldiğini söyleyen Doğan, “Yok sayarak, inkar ederek, bir güvenlik sorunu olarak ele alarak güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceği bir kez daha görülmüş oldu.”

Sorunun çözümünde Öcalan’ın neden önemli bir aktör olduğu sorusunu yanıtlayan Doğan, “Çünkü ömrünü Kürt meselesinin demokratik çözümüne adamış birinden bahsediyoruz. 25 yıldır bir ada hapishanesinde tutuluyor. 44 aydır ağır tecrit altında yani mutlak bir iletişimsizlikte tutuluyor. Milyonlar kendisi ile ilgili ‘irademdir’ diyor. Yani milyonların ‘iradem’ dediği bir liderden bahsediyoruz. Kaldı ki bu destek sadece Türkiye ve Kürtlerle de sınırlı değil. Coğrafyaları ve sınırları aşan bir destekten bahsediyoruz. Kürt sorunun çözümü için esas muhatap olduğu gibi ülkenin ağır sorunlarının çözümüne ateş çemberine alınan Ortadoğu barışına da ciddi katkıları olacak bir aktörden bahsediyoruz.

Tecrit uygulandığı ve görüşmeler gerçekleşmediği için bu ağır sorunlar giderek ve gün geçtikçe daha da ağırlaşıyor. Tüm bu sorunlara ilişkin ön açıcı fikirlere, projelere sahip birinden bahsediyoruz. Türkiye bunu değerlendirmek istediği zamanlarda gördü. Hep beraber yaşadık. Çatışmasızlığın ne olduğunu, neler kazandırdığını ve nelere kazandırabilme potansiyeli olduğunu, küçücük bir barış ihtimalinini, umudunu büyütmenin hepimize nasıl bir gelecek kazandırma olasılığının olduğunu da birlikte deneyimledik” diye konuştu.

Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “90’lı yıllardan beri gerçek ve kalıcı bir barış arayışında olan Sayın Öcalan’ın Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümünde oynayacağı rol alacağı inisiyatif, üstleneceği sorumluluk hayati bir önem taşıyor. Biz bunu 1 Ekim’deki el sıkışması sonrasında ilk kez ifade etmedik. Bu 1 Ekim gelişmeleri ve tartışmalarından bu yana gündemimize aldığımız bir konu değil. Bunu en iyi siz gazeteciler sahadan biliyorsunuz. Siz ekranları başındaki kıymetli DEM Parti gönüllüleri siz de bunu biliyorsunuz. Bizzat yaşayarak, bedelini ödeyerek biliyorsunuz. Birlikte yürüdük biz bu yollardan geçerken, birlikte geldik bu aşamaya” ifadelerini kullandı.

Öcalan’a sorunun çözümünde rol alması için günlerdir çağrılar yapıldığını kaydeden Doğan, “Çağrıların asıl muhatabı olan kişi tecritte. Bu bir paradoks. Bunu artık ortadan kaldırmak gerekir. Bu tartışmalara katılacak koşulların sağlanması gerekiyor. Aksi taktirde buradan nasıl bir yol alınabilir, nasıl ilerlenebilir? Var sayalım ki her şey hazır demokratik çözüm için ama ana muhatap konuşamıyor hiç bir görüşme gerçekleştiremiyor. Koşullarına dair hiç bir fikrimiz yok. Ağır bir tecritte mutlak iletişimsizlikte tutuluyor. Bunu böyle sürdürmek imkansız” dedi.

Doğan, “Bir görüşme sağlanmış. O halde tecrit ortadan kalktı diyebilir miyiz? Diyemeceğimizi kendisi söylüyor. Evet bir görüşme sağlandı. Görüşen kişi Urfa Milletvekilimiz Ömer Öcalan, aynı zamanda Sayın Öcalan’ın yeğeni. Aylardır, yıllardır avukatları, ailesi, bizler rutin başvurular yapıyoruz görüşmek için ama ilk defa yıllar sonra bir görüşme sağlanıyor. Bu görüşme sonrası Ömer Öcalan’ın sosyal medya hesabında paylaştığı bilgiyi burada yeniden paylaşmak isterim. Ne diyor? Diyor ki; ‘Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.’ 3 satır 3 cümle gibi görünen bu mesaj kendi içinde pek çok mesajı barındırıyor. Birincisi tecridin devam ettiğini bizatihi kendisi ifade ediyor. İkincisi koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekecek teorik ve pratik gücü olduğunu söylüyor” ifadelerini kullandı.

“Öcalan hazır, devlet hazır mı?”

Öcalan’ın çözüm için rol almaya hazır olduğunu ifade eden Doğan, “Peki devlet hazır mı? Buradan soruyoruz DEM Parti olarak. Demokratik siyaset hazır, sayın Öcalan da hazır, bu koşulları oluşturmaya tecridi ortadan kaldırmaya Kürt meselesini demokratik çözümü için hukuki ve siyasi zeminini oluşturmaya devlet hazır mı? Sıra bu çağrıyı yapan ve çağrıyı destekleyenlerde. Söz söylendi bir kere artık bu sözü hayata geçirme zamanı. Ötelenemez, ertelenemez, geciktirilemez bir söz söylendi. Söylenen sözün kritik olduğunu, önemli olduğunu biliyoruz, görüyoruz ve duyuyoruz. Ama gereklerini de yerine getirmek konusunda tarihsel sorumluluğumuz gereği tekrar bir çağrıda bulunuyoruz” diye konuştu.

Kürt meselesinin çözümüne ciddiyetle yaklaşmak gerektiğini ifade eden Doğan, “O yüzden tecridin ağır koşullarını görüyor  ve yaşıyor ki Sayın Öcalan mesajında buna özellikle önemle değinmiş. Yine kendisinin sağlık durumuyla ilgili birtakım spekülatif haberleri hep beraber takip ediyoruz. Bunu da tarihsel sorumluluğumuz gereğiyle kamuoyu ile açık bir biçimde paylaşmak isteriz. Sayın Öcalan’ın sağlığı yerinde. Bu konuda yapılan spekülasyonlar tamamen maksatlıdır. Herkese kendisini soran Kürt meselesinde ve Türkiye’nin demokratikleşmesinde adım atılmasını bekleyen, barışı talep eden demokratikleşme havasının yaratılmasının ne kadar kıymetli olduğunu deneyimleyen ve bunun için görev ve sorumluluk üstlenmeye hazır olan herkesi ayrım yapmaksızın selamladığını da ayrıca mesajında bizlere iletmiş, bizler de size iletiyoruz.”

Barışı inşa etmenin savaşmaktan daha zor olduğunu ifade eden Doğan, “Partimiz verdiği mücadele ile demokratik çözüm çerçevesinde sorumluluk üstlenmeye rol almaya inisiyatif geliştirmeye dün olduğu gibi bugün de hazır. DEM Parti burada dün de vardık bugün de varız yarın da bunun için var olacağız. Bu konu bizim için oldukça net bu konuya dair herhangi bir ispata ihtiyacımız olmadığını düşünüyoruz” dedi.

Son dönemde sıkça konuşulan ‘aktörler’ konusuna da değinen Doğan, şunları söyledi: “Sayın Öcalan’ın muhataplığını sizlerle paylaştık. Şunun bilinmesini isteriz ki Kürt meselesinin demokratik çözümü Türkiye’nin demokratikleştirilmesi kalıcı bir barışın ortaya çıkabilmesi ve Türkiye’nin içine girdiği bu halde yaşamaması herkesin soluk alabilmesi için Kürt siyasetinde DEM Parti çatısı altında ya da dışında karşı karşıya gelebilecek aktör yoktur. Kimse bunun için heveslenmesin.

Kürt siyasetindeki tüm aktörler geliştirilebilecek bir demokratik çözüm sürecinde sayın Öcalan muhataplığında, oluşturulabilecek kendisinin ifade ettiği gibi hukuki ve siyasi zeminde aynı sorumlulukla yaklaşmaya hazır ve bu sorumluluğu göstermeye hazır. Hiç kimse öyle kalkıp sanki Kürt siyasetinde karşı karşıya gelebilecek aktörler varmış gibi boşuna iştah kabartmasın. Çünkü geçmişten bugüne bu konudaki bütün girişimler boşa çıktı. O yüzden hiç bununla enerji ve zaman kaybetmeye gerek yok. Tekrar ediyorum DEM Parti olarak diyoruz ki işte sayın Öcalan hazır. Mesajını vermiş.

Demokratik siyasette hazır, o halde sıra bu çağrıyı yapanlarda ve bu çağrıyı destekleyenlerde. Ortadoğu’da savaş büyürken, Kürt sorununu  diyalog yoluyla demokratik müzakere ile çözümünden başka bir seçenek yok. Gelin bu seçeneği hep beraber büyütelim, gelin bir barış iklimi yaratmaya çalışalım, gelin bunu tartışmalarla, çağrılarla sınırlı bırakmayalım. Sınırlı kalmasına izin vermeyelim. Bunu birlikte büyütelim. Onurlu, eşit, adil kalıcı bir barışa dönüşmesini sağlayalım. Bir sürece dönüşmesini sağlayalım.”

Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: İktidarından muhalefetine bu çağrımız herkese. Bu çağrıyı yıllardır yapıyoruz, bunun  için çok büyük bir çaba ve emek ortaya koyuyoruz. Hep birlikte yeniden bunu büyütmenin zamanı. Gelin tecridi kaldıralım, hukuki ve siyasi zemini  oluşturalım. Öcalan’ın doğrudan bu tartışmalara katılabileceği koşulları oluşturalım. söylediğiniz sözleri ötelemeyin, geciktirmeyin, ertelemeyin. Çünkü ne yazık ki zaman geçtikçe vakit kaybettirildikçe hayata gecikiyoruz hayata gecikmeyelim hayata tutunalım.

Çok teşekkürler geldiğiniz için. Ekranları başında bizleri takip edenleri Kürt meselesinin çözümü için dikkatlerini bizlere yönelten ne söyleyeceğimizi merak eden herkese bir kez daha DEM Parti adına şunu söylemek isterim. Biz bizde olanı açık olduğu gibi sizlerle paylaşma sorumluluğu duyan bir parti olarak hiç bir gelişmeyi sizlerden saklamayacağız çünkü arka kapı diplomasisi yok. Herhangi bir kamuoyundan gizlenen bir görüşme yok. 4 gün önce tanımladığımız yerdeyiz. Bir takım tartışmalar var Kürt meselesinin çözümüne yönelik. Ama bu tartışmalar henüz adına süreç diyebileceğimiz bir yere evrilmiş değil. Tekrar teşekkür ederim.”

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Ankara Kulislerinde Neler Konuşuluyor?

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmaları devam ederken, Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrı sonrası, Bahçeli’nin “Öcalan ile yapılan görüşmelerde belli bir noktaya gelindikten sonra mı bu açıklamaları yaptığı” sorusuna yanıt aranıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Ankara’da siyasi kulislerde, kısa süre içinde Öcalan’ın bir çağrı metninin kamuoyuna açıklanabileceği yönündeki beklentiler dile getiriliyor, “Önümüzdeki süreç çok önemli gelişmelere gebe” yorumu yapılıyor.

AKP içinde, Bahçeli’nin açıklamalarını temkinli karşılayanlar olsa da, “tarihi” olarak nitelendirenler çoğunlukta. Bazı AKP’liler, Bahçeli’nin bu açıklamaları, “devlet ile İmralı arasında yürütülen görüşmelerin belli bir noktaya gelmesinden sonra yapmış olabileceği” görüşünde.

Ancak bu iddialar tahminlerden öteye geçmiyor. Öcalan ile bir görüşme yürütülüyorsa da, bunun “dar bir kadro ve çok üst düzey”, yani Erdoğan ve Bahçeli tarafından biliniyor olabileceği dile getiriliyor.

AKP’de, Bahçeli’nin çıkışının olası sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmeler öne çıkıyor: “Aslında Devlet Bey, bu meseleyle ilgili bir tabuyu ortadan kaldırdı, yorganı kaldırdı attı. Altındakiler açığa çıktı. Şimdi kimin gerçek milliyetçi, kimin küreselci olduğu ortaya çıkacak.

“Devlet Bahçeli, taşı getirdi en dibe koydu. ‘Tecrit, umut hakkı’ dedi. Yani her türlü manipülasyonun da önüne geçti. Bundan sonra Türkiye’nin terörle mücadele konusunda atacağı adım, çok çok meşru hale gelmiştir.

“Bahçeli’nin açıklamaları, tesadüfi değil, hesaplanmış ve sonuçları düşünülmüş açıklamalardır. Geçmişteki Çözüm Süreci’nin sahibi AK Parti’ydi. Şimdi bu çağrıyı yine AK Parti, Cumhurbaşkanımız yapsa, “AK Parti söyler ama nasılsa MHP engeller” diye bakılacaktı. Şimdi insanlar, ‘Bahçeli bile böyle söylüyorsa, bu sefer bir çözüm olabilir’ diye bakar.

“Bahçeli bu çıkışıyla aslında, DEM ve Öcalan’a ‘Başkalarının kuracağı denklemin parçası olma, ‘Denklemi biz kurarız’ diyor. Bunun altında da ilk baştan itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da dile getirdiği, “iç tehdidi bertaraf etme” hedefi yatıyor.

AKP’liler, Bahçeli’nin çıkışının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile koordineli olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın Bahçeli’nin açıklamasının etkisini düşürmemek için, aynı gün kısa bir açıklama yaptığını söylüyor. Partililere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, BRICS Zirvesi için gittiği Rusya’dan dönüşünde bu konuda tutumunu açıklayacak.

AKP kulislerinde ayrıca Bahçeli’nin çağrısı için “Her halükarda Türkiye’ye katkısı olacaktır” yorumu yapılıyor ve olası sonuçlar şöyle anlatılıyor:

“Bu sürecin her an bozulma potansiyeli de var ama en azından Kürt halkına Cumhur İttifakı’nın durduğu yeri göstermesi bakımından önemli. İkincisi, ‘el sıkışma’ Kürt halkı tarafından da bizim tabanlarımız tarafından da olumlu karşılanıyor, halkta bir umut oluştu. Üçüncüsü, en milliyetçi partinin genel başkanı Bahçeli’nin bu çağrısı olumsuz karşılık bulursa, kimse Türkiye’nin terörle mücadelesinin haksız olduğunu iddia edemez.”

MHP liderinin, adı tam olarak konulamayan bu süreçle ilgili muhatap olarak Öcalan’ı ve Meclis’te DEM Parti’yi adres göstermesi de olumlu bulunuyor. Başta “umut hakkı” olmak üzere Öcalan ve süreçle ilgili yapılacak düzenlemelerin Meclis olacağına işaret edilirken, siyasi müzakerelerin ve Öcalan’ın mesajlarının da DEM Parti üzerinden paylaşılabileceğine dikkat çekiliyor.

Olumlu bir iklim oluşması halinde, Öcalan’ın fiziki olarak gelmese bile görüntülü olarak DEM Parti grubunda konuşmasının sağlanabileceği ifade ediliyor. MHP liderinin Öcalan üzerinden PKK’ya silah bırakması ve örgütün lağvedilmesi çağrısına ilişkin, “Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisi, gücünü mü test etmek istiyor?” sorusunu da gündeme getirdi.

Gerek AKP, gerekse DEM Parti kulislerinde bunu ihtimal dahilinde görenler olduğu gibi “En kötü senaryo” yorumu yapanlar da var. Bazı DEM Parti milletvekilleri, böyle bir yaklaşımın kimseye yararının olmayacağı görüşünde:

“Öcalan zaten yıllardan beri cezaevinde, kendisinden haber alınamıyor. DEM Parti dışında ‘Tecrit kaldırılsın’ diyen yok. Yani Öcalan’ı boşa çıkarmanın ne Bahçeli’ye, ne de AKP’ye faydası var. O yüzden bu gerekçeyle bir çağrı olma olasılığı düşük.”

Abdullah Öcalan’ın çağrısı, karşılık bulur mu?

DEM Partililer, Öcalan’ın örgüte “silah bırakma” çağrısı yapmasının mümkün olduğunu, çözüm sürecinde ve 2013 Nevruz’unda da bu çağrıyı yapan mektubunun Diyarbakır’da okunduğunu anımsatıyor. Ancak PKK’ya üst düzey yöneticileri dahil, “Türk adaletine teslim olması” koşulu getirilmesi ve Öcalan’ın da bu yönde bir çağrı yapması ihtimal dahilinde görülmüyor.

Ancak PKK’nın üst düzey yöneticileri dahil, örgüt üyelerinin teslimi için “genel af” dahil bir dizi düzenleme olması halinde, bu ihtimal yaşama geçirilebilir bulunuyor. Öcalan’ın Kürt halkı üzerinde de, örgüt üzerinde de otoritesinin olduğuna ve bu anlamda Bahçeli’nin çağrıyı Öcalan’a yapmasının doğru olduğuna işaret ediliyor:

“Kürtlerin büyük çoğunluğu silahlı mücadele istemiyor. Başka yöntemlerle hak aranabileceği kanısı, bölgede de yaygın. Artık halkın 10-15 sene önceki algı ve talepleri ile bugünkü aynı değil. Halkta, silahlı mücadele dışında da hak aranabileceği kaygısı yaygın. Şiddet sona ersin. Barış kelimesi artık çözüm ile eş anlamlı kullanılıyor.”

MHP lideri Bahçeli’nin çağrısına iktidardaki AKP destek verirken, muhalefet partilerinden farklı değerlendirmeler ve tepkiler geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Terörün bitmesine, annelerin gözyaşının silinmesine tam destek vereceklerini” söyledi. Özel, “Kürtlere tam olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sahibi olmayı teklif ediyorum” dedi.

Özel, bu açıklaması öncesi partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeleri ve grup başkanvekilleri ile Bahçeli’nin açıklamasını değerlendirdi.

Bahçeli’nin “el sıkma” ile başlattığı süreci, Öcalan’a “Meclis’e gel” çağrısı yapma noktasına taşıması, CHP’liler için de beklenen bir durum değldi. Ancak CHP’de yaygın görüş, Bahçeli’nin bu konuda samimi olmadığı ve bir süre sonra bu tutumundan vazgeçebileceği yönünde.

CHP’lilere göre bu hamlelerin altında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmak ve bunu sağlayacak yeni anayasayı yapmak” yatıyor.

Bahçeli’nin Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Selahattin Demirtaş’ı dışarıda bırakarak bir çözüm arayışına yönelmesinin iyi niyetli olmadığına dikkat çekilerek, “Bu silah kullanan dışarıda, siyaset yapan içeride tablosu yaratır ki, kamuoyunda da kabul görmez” yorumu yapılıyor.

Bahçeli’nin tokalaşma ile başlattığı süreç, CHP tarafından da ölçülüyor. CHP’nin yaptırdığı kamuoyu araştırmalarında MHP ve AKP tabanında “tokalaşmaya desteğin yüzde 70’lerin üstünde olduğu” vurgulanırken, CHP tabanı son gelişmelere kuşkuyla bakıyor. CHP bu sürece destek konusunda bölünmüş bir görüntü sergiliyor ve partililer arasında sürece destek yüzde 50’ler oranında seyrediyor.

Bahçeli’nin çıkışına en büyük tepki ise MHP’den ayrılanların kurduğu İYİ Parti’nin genel başkanı Müsavat Dervişoğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan geldi. Dervişoğlu partisinin bugünkü Meclis Grup Toplantısı’nda, geçmişte Bahçeli’nin Erdoğan’a ip atarak “Ben asamadım, sen as” dediğini hatırlattı ve kürsüye getirdiği ipini yere fırlattı.

Özdağ da dün yaptığı açıklamada, “Artık Türkiye’de Cumhur İttifakı ve CHP’den oluşan yeni adıyla Cumhur Halk Partisi vardır. Cumhur Halk Partisi, DEM’le koalisyon içerisindedir. Artık Erdoğan, Özel, Bahçeli ve Öcalan’ın el ele yürüdüklerini görüyoruz” dedi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç ise Bahçeli’nin gündem olan çağrısına yönelik olarak “Tahayyül bile edilemez” diye konuştu. DEVA ve Gelecek Partisi ise Bahçeli’nin açıklamalarını önemsiyor ve destekleme eğiliminde.

Paylaşın