Özel’den “Kürt Sorunu” Yorumu: Anayasada Eşit Oldukları Yazıyor Da Devlet Eşit Davranmıyor

“Yeni çözüm süreci” tartışmaları gündemdeki yerini korurken CHP Lideri Özgür Özel’den konuya ilişkin dikkat çeken açıklamalar gelmeye devam ediyor. Özgür Özel, son olarak “Anayasada eşit oldukları yazıyor da devlet onlara eşit davranmıyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, bazı gazete, televizyon ve internet sitesinin Ankara temsilcilerinin Kürt sorunu tartışmalarından parti içi muhalefete, yeni anayasadan etki ajanlığı düzenlemesine, gündeme dair sorularını yanıtladı. Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre Özgür Özel, sorulara şu şekilde yanıt verdi:

Bahçeli Cumhuriyet Bayramı mesajında ‘Kürt sorunu yoktur’ dedi. Bahçeli’nin sözleri Kürt sorunu değil ‘Terör bitsin, Öcalan çıksın’ yaklaşımı içinde olduğunu gösteriyor. Bahçeli’nin bu sözleri için ne düşünürsünüz?

Bahçeli daha önceki konuşmasında da benzer bir şey söylemiş, bunu eleştirmiştim. Abdullah Öcalan’ın konuşması ve özgür kalmasıyla, Tayyip Erdoğan’ın da istediği anayasa değişikliğini yapmasıyla bir mesele hallolmaz. Kişisel mesele değil, toplumsal bir sorun var. Kürt sorunu diye bir sorun olduğunu Devlet Bahçeli ve onu ne derse ayakta alkışlayan grubu dışında herkes kabul ediyor. Belki 1-2 aşırı sağ parti vardır.

Ben daha Bahçeli konuşmadan da söyledim, biz bütün Kürtlerin sorununu çözmek ve bütün Kürtlerin kendisini eşit hissettikleri bir Türkiye istiyor, bunun için de demokrasi vaat ediyoruz. Başka hiçbir şey değil. Bu yol yürünecekse bunun için bizim iktidarımızı beklemek yerine varsa arkadaşların bu konuda bir iradeleri, birlikte, Mecliste Türkiye’nin demokrasi sorunlarını çözelim.

Çatışmalı süreçler, terör sorunu bütün dünyada nasıl çözülüyorsa öyle bir yöntemi izlemek. Bu süreçlerin dört temel unsuru olarak söylenen, şeffaflık, karşılıklı güven artırıcı adımlar, verilen sözleri tutmak ve olmazsa olmazı toplumsal mutabakat. Ben bunu şöyle özetliyorum: Şehit ailelerinin ve gazilerin gözlerine bakamayacağımız hiçbir çözümün tarafı olmayız.

Toplumsal mutabakatın en önemli ayağı bu işin tüm siyasi partilerle Meclis’te yürütülmesi. Siyasi partilerin dahil edilmesini istedikleri sivil toplum örgütlerinin sürece dahil edilmesi.

Meclis odaklı bu süreci yürüttük ve Kürtlerin taleplerini çözdük. Kürtler de dedi ki tamam, o zaman Türkiye çok büyük bir kazanım elde etmiş olur. Devlet Bey’in dediği yöntemde büyük riskler olduğu gibi dünyada bir süreci böyle çözen ülke yok. Sorunun varlığını kabul etmeden nasıl çözüm üreteceksin.

Özal’dan beri, Türkiye’nin 40 yıl önce aştığı ve doğru yaptığı bir mesele Kürt sorununun varlığını kabul etmek. Kürt sorunu yoktur dersen yarım asır geri götürürsün meseleyi. Öyle yapıldığı dönemlerde terör ortaya çıktı. Kürt sorunu vardır, çözelim yerine, Kürt sorunu yoktur dersen, Abdullah Öcalan’ı salarsın, adı PKK ya da başka bir terör odağı ortaya çıkar. Bu doğru bir şey değil. Sorunu kökünden çözmek lazım. Dünyada demokrasi, müzakere ve toplumsal uzlaşı olmadan çözülebilmiş bir çatışmalı süreç yok.

Bahçeli bir taraftan ‘Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun’ diğer tarafta ‘Kürt sorunu yoktur’ derken sizce ne yapmak, nereye varmak istiyor?

Bu soruya Bahçeli yerine Erdoğan’dan yanıt beklemek lazım. Bahçeli’nin çokça kullandığı bir ifadeyle sormak lazım: Ortağınız Bahçeli ne amaçlamakta, ne söylemeye çalışmakta, bu ne manaya gelmektedir?

Sizce Kürt sorunu nedir? CHP “Kürt sorunu var” derken nasıl bir soruna işaret ediyor?

Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İlk dört maddeye dokunulmaksızın birçok madde daha demokratik, kapsayıcı yazılabilir. Bu Kürtlerin de kendini daha iyi hissetmesini sağlayabilir ama anayasalar mutabakat metinleri ve şu anda bir anayasa değişikliği zemini Türkiye’de yok. Tayyip Bey’in bizi birkaç manevra ile çekemediği masaya bu yolla oturtmaya çalışıyorsa, iş anayasa değişikliğine gelecekse biz orada yokuz.

Demokratik ülkelerde bir sorunun olup olmadığına sorunu ifade edenler, otokratik ülkelerde sorunun olup olmadığına otokratlar ya da diktatörler karar verir. Bugün Devlet Bahçeli diktatoryal bir tavır içinde. Türkiye’de birçok insan Kürt sorunu var, diyor, hayır yok diyor. Bunu demekle sorun ortadan kalkmaz. Bu yüzden açılım dedikleri şey demokratik değil aksine diktatoryal-otokrat bir açılım yapıyorlar. Adı süreçse demokratik değil dayatmacı bir süreç. Sürecin bu haliyle uzlaşmamız mümkün değil. Sorun var mı yok mu diyenlerin sokağa çıkıp Kürtlerle konuşması lazım.

Diyarbakır’da bir çaycı, “Ne eksik ne fazla sizin kadar vatandaş olmak istiyorum” dedi. Buna “hadi canım neyin eksik” desem… Manisalılar, Osmaniyeliler seçerken Diyarbakırlılar belediye başkanı seçemiyor. Seçiyor kayyım atıyorlar. Selçuk Mızraklı bir yıllık milletvekili, vekil seçilirken, belediye başkanı seçilirken temiz kağıdı, seçim gecesi soruşturma, gizli tanık, sonra o yalancı çıkıyor ikinci gizli tanık, sırf kayyım atamak için…

Belediye başkanı suç işleyebilir. Menemen Belediye Başkanı suç işledi, görevden alındı, yerine belediye meclisi başkan seçiyor. Ama Kürtlere sizin belediye meclisi de terörist… Haklarında dava var mı?… Ben bu Kürtlere ‘eşitsin’ nasıl diyeyim. Anayasada eşit oldukları yazıyor da devlet onlara eşit davranmıyor.

Partimizin bir belediye başkanı, gelecekte Cumhurbaşkanın adayı olması ihtimal dahilinde Ekrem İmamoğlu hakkında siyasi yasak getirmeyi düşünüyorlar, biz dünyayı başlarına nasıl yıkar, buna en sert tepkiyi nasıl veririz diye düşünüyoruz.

Peki o günkü adlarıyla HDP’liler ne yapsın. Siyaset yasağı getirmeyi bırakın iki eş genel başkanlarını alıp hapse koydular. Demirtaş içerideyken Cumhurbaşkanı adayı oldu, bu nasıl bir şey… Demirtaş’a şunu söylüyorlar, sen seçilsen de Cumhurbaşkanı olamazsın. Kim karar verecek: Millet değil biz karar vereceğiz, salmayız… Can Atalay milletvekili seçildi, içeride. Siz milletvekili seçtiniz ama bizce olamaz diyorlar.

Kürtler kendilerini eşit hissetmedikleri neyi söylüyorlarsa onu konuşmak lazım. Kürtlerin genel mutabakatı olduğu, çokça söylenen rahatsızlıkları konuşmak lazım. Onlar sorunu dile getirecek, Meclis çözümü dile getirecek, bir yerde anlaşılacak.

CHP’nin bu konuda birçok çalışması oldu, raporlar hazırladı. Siz bugün Kürt sorununun çözümü için ne vaat ediyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?

En önemli toplumsal mutabakat metni anayasadır. Erdoğan’ın anayasa yaptığı gibi Kürt sorununu çözemezsiniz. Bir parti getirecek dayatacak, budur diyecek! O nedenle diyoruz ki Meclis toplansın veya görevlendirmeler yapsın, bir toplumsal mutabakatı hep beraber arayalım. Çünkü Özgür Özel’in bazı önerilerine AK Parti ve MHP, bazı önerilerine DEM ya da İYİ Parti’nin itirazları olacaktır. Olmazları konuşarak masaya oturulmaz. Bu nedenle bu komisyon kurulduğunda meselenin özüne yönelik herkes önerilerini söyler. Belki ilk önce Kürt sorunu nedir diye geniş bir çalışma yapar Meclis. Var mıdır, yok mudur? Bu da bir yöntem.

Yeniden gündeme gelen anayasa değişikliği ile yeni bir rejim değişikliği kurgusu mu var? Toplum daha önce ‘yetmez ama evet’ deneyiminde olduğu gibi köşeye sıkıştırılmak isteniyor olabilir mi?

Son seçim ve anayasa değişikliğinde de deneyimledik. Vesayet altında bir Meclis, vesayet altında bir yargı var. Meclis’te bir parti Anayasa Mahkemesi kapatılsın diyor. Anayasaya en aykırı mesele bu. En çok milletvekili olan parti AYM kararlarına, uluslararası anlaşmalara uymuyor. Anayasa yapmak daha özgür bir sürecin işidir.

Burada yapılacak anayasanın bir öncekinden de berbat olabileceği endişeleri var. Ben kendisine de söyledim. Eğer anayasa yapacaksak mevcut anayasaya tam uyum isteriz, bunu göremiyoruz dedim. Yoksa bu haklı bir endişe. Ama bu endişeyi ortadan kaldıracak bir emare yok. Bir yolunu bulalım anayasayı değiştirelim var ama neyi değiştireceksiniz?. Kuvvetli ihtimal rejimi kalıcılaştırmak için bir şeyler isteyecekler. Neden onlarla bunu konuşalım, otoriter bu rejimi kalıcılaştıralım.

Belediyelere kayyım atama 15 Temmuz sonrası gündeme geldi. Bir kanun değişikliğini gündeme almayı düşündünüz mü?

Diyarbakır’da önerdim. Güven artırıcı adımlar atmak lazım, bir yol temizliğine ihtiyaç var. İlk iş bu maddeyi Meclis’te oy birliği ile düzeltelim dedim.

El yükseltme açıklamanız, bölge ziyaretiniz Bahçeli’nin Öcalan çağrısından haberiniz olduğu iddialarına neden oldu. Size bilgi verildiği iddiaları için ne söylersiniz?

Külliyen yalan. Ben Haziran’da Demirtaş’ı ziyaret edeceğim demişim. Ziyaret öncesi ya da sonrası, 6 gün bölgeyi gezmeyi planlamışım. Hatta 1 Eylül Dünya Barış gününde gitmeyi planlıyordum. Ayağım kırıldı gidemedim. Son planı ilan etmeden önce de Bahçeli’nin konuşması yoktu.

Bahçeli’nin Öcalan çağrısını nasıl öğrendiniz? İlk tepkiniz ne oldu?

Grup konuşmasına Meclis’te çalışıyordum. Altyazıda gördüm. Bu kadar şaşırtıcı işlere Devlet Bey girebilir.

Şimdi 7 Haziran sürecinin bir tutarlısı, bir de tutarsızı var. Tutarlısı Demirtaş. Seni Başkan yaptırmayacağız dedi, o sürecin ardından bugüne cezaevinde neredeyse. Tutarsızı da “herkesten Cumhurbaşkanı olur senden olmaz” diyen (Bahçeli). Demirtaş durduğu yerde durduğu için yok şimdi, hapiste, Bahçeli 180 derece döndü, o yüzden Bahçeli her şeyi yapar.

“Türkiye Cumhuriyeti devletinin benim gibi Devlet bey gibi sahibi olmalarını öneriyorum, bunun için de demokrasi vaat ediyorum” dedim. Bazıları kesip kullanıyor, “bunu demeseydin” diyenler oluyor. Ben de “bu vasatlığa teslim olmam. Bu cümle kurulamayacak vasatlıkta bir siyaseti reddediyorum” diyorum.

Kürt sorununda çözüm önerilerini Meclis belirlesin, ona göre bakalım demek CHP’nin birikimlerini bir tarafa savurmak anlamına gelmez mi?

Gelmez. CHP Anayasa yaparken de kendi anayasa taslağını ortaya koymayacağını söyledi. Yani toplumsal mutabakat aranıyorsa, kurucu parti olsan da şu anda son seçimde toplumun yüzde 38’inin oyunu da alsanız, bu topluma, mutabakat budur, peşime takılın diyemezsiniz. Bu kadar kritik bir süreçte, partilerin önermeleri değil, partilerin bir araya gelmesiyle ortaklaşılan önermeler olur. CHP sadece CHP seçmeninden ibaret olsa başka bir formülü olabilir.

Bütün dünyada aşırı sağ yükseliyor, aşırı sağın yükselmesi dünya demokrasilerini tehdit ettiği gibi, dünya ekonomilerini de tehdit ediyor. Maalesef bu sürecin sonunda, Türkiye’de aşırı sağın yükselebileceği bir faydacılık süreci de yaşanabileceği için toplumsal mutabakatı önemsiyorum. Aslında bu dediğim, Türkiye ekonomisi için de en az çalkantı yaratacak, siyaset için de en az çalkantı yaratacak mesele.

Devlet Bey’in çözüm önerisinin sürece hiçbir faydası yok. Çünkü usul esastan önce gelir. Bu siyaset biliminde de hukukta da böyle. Bence usül Meclis. Esasa yönelik söyleyecek çok şeyimiz, bu sözleri söyleyecek çok vaktimiz var. Ama önce usülde anlaşmak lazım.

Meclis’te böyle bir zemin var mı sizce?

Erdoğan konuşmadan suya yazı yazıyor gibiyiz. Bahçeli Kürt sorunu yoktur, asla da olamaz dedi… Bakalım Erdoğan bu görüşü paylaşıyorsa onu da görmüş oluruz. O da bir netleşmedir.

Erdoğan sizce niye konuşmuyor?

Yüzde 90 ihtimalle Bahçeli’ye bunları söylettiriyor. Çünkü kendi söylese MHP’den itirazlar gelebilir, milliyetçi tabandan itiraz gelebilr. Bahçeli bunları bir söylesin, hatta en ileriden söylesin toplumda ne olacak bitecek bakalım, ölçtürüp, biçtirelim… Erdoğan Habur görüntüleri toplumda infial yarattıktan sonra geri vites yapmıştı. O yüzden yüzde 90 böyle bir şey yaptığını düşünüyorum. Bir diğer ihtimal SETA’nın “Kürt seçmen tamamen koptu” raporu var. Şu anda AK Parti ile Kürtler gönül bağını kopardı. Sezgi olarak söylüyorum.

Erdoğan Bahçeli ile yaptığı bir görüşmede, “Ben Kürtlerle ilgili bazı adımlar atmak ve onları yeniden kazanmak için yeni bir süreç tarif etmeyi düşünüyorum sizin de bu konuda olumlu katkınızı bekliyorum demesi ve Bahçeli’nin de kendi yöntemiyle “al sana katkı” deyip, aslında süreci işin içinden çıkılmayacak bir şekle soktuğuyla ilgili yüzde 10’luk bir rezervim var.

Bunlar bu işi birlikte pişirdiler, Öcalan’la da kendiliklerinden anlaştılar, şimdi de riskli yolu Bahçeli’ye yürütüyorlar. Bu işlerin ilk başı biraz risklidir. Riskli yolu Devlet Bey katediyor. İlk duygusal tepkiler veya oluşacak reaksiyonlardan sonra Tayyip Bey takip edecek veya çok reaksiyon varsa belki de vazgeçecek. Çoktan çok, azdan az gider. Devlet beyin son ankette oyu yüzde 5.5’ti. Ne kadar kaybedebilir. Devlet beyin siyaset alanını riske edip, kendilerini güvenli alanda ölçme değerlendirmeyle takip ediyor olabilirler.

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan: 40 Yıldır Enerjimizi Sömüren, Kardeşliğimizi Kemiren…

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla mesaj yayımlayan Erdoğan, “40 yıldır enerjimizi sömüren, kardeşliğimizi kemiren, bizi hedeflerimizden uzaklaştıran terör belasını tüm imkanlarımızı kullanarak artık tarihe gömmemiz gerektiğini de biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Acıları değil, sevinçlerimizi yarıştıracağımız, yoklukları değil, zenginliklerimizi paylaşacağımız, karamsarlığı değil, umutlarımızı filizlendireceğimiz bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla görüntülü mesaj yayımladı.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan bütün vatandaşların bayramını tebrik eden Erdoğan, “Ülkemizde ve dünyanın farklı coğrafyalarında bayram sevincimizi paylaşan dostlarımızın, misafirlerimizin tamamına ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün, Cumhuriyetimizin yeni asrının ilk yıl dönümüne erişmenin mutluluğunu ve haklı gururunu yaşıyoruz.” dedi.

Cumhuriyetin 101’inci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Erdoğan, binlerce yıllık devletler silsilesinin son ve ebedi halkası olan Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere devletin kurucu kadrolarını şükranla yad etti.

Malazgirt’ten bugüne istiklal ve istikbal için vatan topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlere ve gazilere Allah’tan rahmet dileyen Erdoğan, “Savunma sanayimizin lider kuruluşu TUSAŞ’a yönelik saldırıda verdiğimiz şehitlerimiz başta olmak üzere istiklalimiz uğrunda bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen her bir kardeşimiz, kalbimizde daima yaşayacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Kahramanların Ölümü” şiirinden, “İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için. Ve kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle devam etti:

Şairin işaret ettiği gibi gönül coğrafyamızın geniş sınırlarında hüküm sürmüş devletlerimizin kurulmasında, yaşatılmasında, tarihe silinmez izler bırakmasında rol almış kahramanlarımızın her birini kemal-i edeple anıyorum. Anadolu topraklarında Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve nihayet Cumhuriyet’e uzanan devletlerimizin mirası olan bağımsız, güçlü, onurlu, müreffeh Türkiye’yi ilelebet payidar kılmakta kararlıyız.

Türk milletinin, Cumhurbaşkanlığı Forsu’ndaki 16 yıldızda manasını bulan, 2 bin 200 yılı aşan köklü bir devlet geleneğine sahip olduğunu belirten Erdoğan, bu köklü devlet birikimini, soydaşlar ve dostların da iştirakiyle insanlığın ortak mirasına en büyük katkıyı sunacak şekilde kullanmayı, geliştirmeyi ve güçlendirmeye hedeflediklerini söyledi.

Erdoğan, “Hem ülke sınırlarımız içinde hem bölgemizde hem dünyada barışın, huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim kılınması için milletimizin bu kadim tarihi perspektifine ve medeniyet değerlerimize daha sıkı sarılacağız. Verdiğimiz mücadelenin gayesine ulaşmasını ne terör örgütleri ne yayılmacı heveslerle bölgemizi kana ve ateşe bulamaya çalışanlar ne de onları destekleyip, şımartan emperyalistler engelleyebilir.” diye konuştu.

Bu amaçla nerede eksiklik varsa hepsini birer birer tamamlayarak, Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak için gece-gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, “Milletimizin desteğiyle geride bıraktığımız bu dönemde, çok büyük fedakarlıklar yaparak nice sinsi oyunları ve tuzakları bozarak, nice hain saldırıları boşa çıkartarak, gerçekten çok önemli kazanımlar elde ettik.” dedi.

Erdoğan, güvenlikten teknolojiye, diplomasiden ekonomiye her alanda yapılan fedakarlıkların karşılığının alınacağı bir sürecin arifesinde olunduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Türkiye Yüzyılı olarak adlandırdığımız, aydınlık yarınlara kavuşmak için önümüzde aşmamız gereken az sayıda engel, çözmemiz gereken az sayıda sorun kaldı. Ülkemizi güvenlik tehditleri başta olmak üzere diğer alanlarla birlikte ekonomide de çökertme girişimlerinin, son 6 yılda milletimizin hayatında yol açtığı zorlukların farkındayız.

Aynı şekilde 40 yıldır enerjimizi sömüren, kardeşliğimizi kemiren, bizi hedeflerimizden uzaklaştıran terör belasını tüm imkanlarımızı kullanarak artık tarihe gömmemiz gerektiğini de biliyoruz. Acıları değil, sevinçlerimizi yarıştıracağımız, yoklukları değil, zenginliklerimizi paylaşacağımız, karamsarlığı değil, umutlarımızı filizlendireceğimiz bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz.

Geçtiğimiz yılki Cumhuriyet Bayramı mesajımızda da ifade ettiğimiz gibi her ne yapıyorsak harici ve dahili bedbahtlara aldırmadan, ‘Büyük ve Güçlü Türkiye’ ülküsünü yüceltmek niyetiyle yapıyoruz. Allah’ın yardımı, milletimizin feraseti ve desteği, ülkemizin siyasi ve askeri gücü sayesinde girdiğimiz yeni dönemden Cumhuriyetimizi daha da güçlenmiş olarak çıkartmak azmindeyiz.

Hangi kökenden, meşrepten, siyasi görüşten olursa olsun milletimizin tüm fertlerinin, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tüm dostlarımızın, bu tarihi mücadelemizde yanımızda olacağına yürekten inanıyorum. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun. Bu duygularla Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını gönülden tebrik ediyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları ali, hatıraları baki olsun. Cumhuriyetimizin 101’inci yıl dönümü kutlu olsun.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Bölünmeye, Kavgaya, Çatışmaya Karşıyız

Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ankara’daki 1’inci Meclis’in önünde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Bu ülkedeki 86 milyonun müşterek hedeflerini korumaya çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizde veremeyeceğimiz hesap, gizli kapılar ardından mutabakat yok. Bu tarihi kavşakta Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine el koyma kararlılığıyla yola koyulmaya karar verdik. Eğer birilerinin şahsi hesapları anayasaya uzanacaksa biz orada yokuz.”

Özel, konuşmasının devamında, “Biz bölünmeye, kavgaya, çatışmaya karşıyız. Şehit analarının, babalarının ve evlatlarının ve gazilerin gözüne bakılmayacak hiçbir şeyin tarafı değiliz. Kutuplaşma kimseye yaramaz. Yoksullara, orta direğe, esnafa, memura hiç yaramaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ankara’daki 1’inci Meclis’in önünde açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Tarihi bir kavşaktayız. Bu ülkeyi kuranlar bu binada kararı verenler, Kurtuluş Savaşını yönetenler kimseden korkmadılar, ne dünyanın en güçlü devletlerinden ordularından ne işgal kuvvetlerinden ne onların içerdeki işbirlikçilerinden… Milli mücadeleye gerek yok anlaşalım mandaya girelim diyenlere inat Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları bu cumhuriyeti kurdular. Gazi Mustafa Kemal çağdaşlaşmayı, gelişmiş ülkeleri yakalayıp geçmeyi bilimi, irfanı, teknolojiyi, aydınlanmayı başlatmış, öğütlemişken üzülerek ifade etmem gerekir başta yaşam haklarını koruyamadığımız kadınlar var. Atatürk cumhuriyeti ne orduya ne partiye ne siyasete emanet etti, siz gençlere emanet etti.

Bugün Türkiye’deki her 4 gençten üçünün umudunu kaybedip yurtdışına gitmek istediğini hepimiz biliyoruz. 31 Mart’ın yarattığı umutla bir durdular, bir seçim daha beklemeye karar verdiler. Ama bu ülkede gençler, umutlarını kırmaya, özgürlüklerini elinden almaya, liyakatsizliğe kimseye yaşam hakkı tanımayan bir yönetim yüzünden umutlarını diri tutmak isteseler de mutlu değiller. Bu ülkede refah yok, demokrasi yok, eşitlik yok. Yani cumhuriyetin temel felsefesi herkese eşit, ayrımsız ve zengin bir ülke yaratma felsefesi maalesef terk edilmiş durumda. Demokrasiye, kardeşliğimize sahip çıkmak bugün ülkeyi yönetenlerin, binalardan ibaret devletin değil, milletin görevidir, hepimizin görevidir.

Korkuyu örgütleyenler terör örgütleri ya da mafya liderleri eliyle korkutarak sindirerek istikamet vermeye çalışanlar var. Onların karşısında dimdik ayakta durmak, adaleti ve demokrasiyi şahsi çıkarlarına göre kısıtlayanlara karşı, emeklileri, çiftçileri, esnafları savunmak için, bir kişi için bir anayasa değişikliği hesap edenlere karşı ya da bir kişinin geleceği için, sözde bir kişinin umut hakkı için bu memleketin umut hakkını tüketenlere karşı hep birlikte milletin sesini yükseltmeye, demokrasiye, kardeşliğe ve Türkiye cumhuriyetine sahip çıkmaya ihtiyacımız var, onun için buradayız. Kimse unutmasın ki kardeşliğimizin, bir arada yaşama irademizin ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün bir teminatı varsa o da Atatürk’ün eseri CHP’dir. Hiç kimse bu meydanı hafife almasın.

Bizde millete vermeyeceğimiz hesap, birilerine verilmiş sözler, gizli kapılar ardında mutabakat yok, açıklık şeffaflık ve kararlılık var. Bu tarihi kavşakta cumhuriyeti hep birlikte yüceltmeye geldik. Kişisel hesaplar kişisel çıkarlar birileri bir şey yapacak adım atacak o anayasaya uzanacaksa biz orada yokuz. Biz bölünmeye karşıyız, biz kavgaya çatışmaya karşıyız ancak biz şehit analarının, şehit babalarının ve gazilerimizin gözünün içine bakılamayacak, onların rızası olmayacak hiçbir şeyin de tarafında değiliz. Kutuplaşma kimseye yaramaz, yoksullara, halkın temel direği olan orta direğe, esnafa memura hiç yaramaz. Onun için biz Türkiye’deki kavgayı yoksullar adına emekçiler, gençler, emekliler, çiftçiler adına vereceğiz. Kısır kavga çekişmelerin tarafı değiliz.

Erdoğan’a çağrıda bulundum. Bütün itirazlara rağmen Atatürk Orman Çiftliği’ne yapılmış, o sarayda bir cumhuriyet kutlaması yerine Atatürk’ün evinde Çankaya köşkünde hiçbir partiyi ayırmadan gelin cumhuriyeti olması gerektiği yerde kutlayalım, bu çağrıma maalesef olumlu bir yanıt gelmedi. Onun için Erdoğan orada biz buradayız. Saray orda Çankaya Köşkü burada. Çok yakında cumhuriyet kutlamaları milletin evinde Çankaya Köşkünde yapılacak ve emin olun sizin seçtiğiniz bir cumhurbaşkanı oturacak. Bugün 29 Ekim, bugün cumhuriyet bayramı. Ama cumhuriyet korkanların sinenlerin evde oturanların değil kendisine sahip çıkanların rejimidir.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Süreç Falan Yok Ortada

Çeşitli gazetecilerin ortaya attığı “Abdullah Öcalan ABD’nin garantör ülke olmasını istedi” iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Şaşkınlıkla izliyoruz. Garantör, güvenilir ülke vb. açıklamaları” dedi ve ekledi:

“Bize böyle bir şey aktarılmadı. Böyle bir şey söylendiğini, talep edildiğini de duymadık. Milletvekilimiz (Ömer Öcalan) de bize hiç bunlardan bahsetmedi. Kendisine böyle bir şeyin iletilmediğinden de bahsetti. Tam tersine ‘süreç falan ortada yok. Tecrit halen devam ediyor.'”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, olası yeni çözüm sürecini Halk TV canlı yayınında değerlendirdi.

Bakırhan, çeşitli gazetecilerin ortaya attığı “Abdullah Öcalan ABD’nin garantör ülke olmasını istedi” iddialarını yalanladı: “Şaşkınlıkla izliyoruz. Garantör, güvenilir ülke vb. açıklamaları. Bize böyle bir şey aktarılmadı. Böyle bir şey söylendiğini, talep edildiğini de duymadık. Milletvekilimiz (Ömer Öcalan) de bize hiç bunlardan bahsetmedi. Kendisine böyle bir şeyin iletilmediğinden de bahsetti. Tam tersine ‘süreç falan ortada yok. Tecrit halen devam ediyor.’

Tecridin devam ettiği koşulda oradan garantör ülke, güvence vesaire gibi şeylerin talep edilmesi zaten diyalektik olarak mevcut sürece aykırıdır. Sadece bir görüşme oldu. Sayın Öcalan’ın sağlık durumu hakkında bilgi edindik. Sağlıklı olduğu, iyi olduğu, süreci kendisinin de takip ettiğini, henüz bir ‘süreç’ olmadığını, kendisiyle doğrudan ya da dolaylı bir görüşme olup olmadığı bize aktarılmadı.

Ama eğer hukuki ve siyasal zemin oluşturulursa çatışma ve silahları ortadan kaldıracak bir iradeye sahip olduğunu sayın Öcalan belirtti. Bizim için kıymetli, önemli olan buydu. Ve hemen biz de Ömer vekilimizle görüştükten sonra bir çağrı yaptık. Eğer gerçekten çatışmalar sonlansın isteniyorsa Öcalan’ın toplumla, kendi örgütüyle görüşmesini sağlamak gerekiyor.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, DEM Partisi’nin önceki gün paylaştığı bildirideki şu kısma tepki gösterdiği hatırlatıldı:

“Türkiye ve Kürdistan bu coğrafyanın ve çoklu denklemin tam ortasında yer almaktadır. Halkların kendi kader ve geleceklerini belirleme haklarını egemenlerin elinden söküp almaya en çok ihtiyaç duydukları şu günlerde, bu potansiyeli açığa çıkaracak olanlar ise ideolojik-politik ufku ve örgütlü gücüyle sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadelenin en önünde yürüyen Kürt halk hareketi başta olmak üzere devrimci hareketler, kadınlar, sosyalistler, ezilenler, yoksullar, emekçiler ve onların ittifaklarıdır.”

Bakırhan’a Bahçeli’nin bu bildiri nedeniyle DEM Partisi’ne “Türk milletinin uzanan müşfik ve hoşgörülü elini hala idrak edememiş, manasını kavrayamamış, maksadını anlayamamış siyasi güruhun provokatif açıklamaları, hiçbir değer hükmüyle izah edilemeyen sakat pozisyonları yapıcı olmadığı gibi, tam tersine sorumsuz ve yıkıcı mahiyetlidir” sözleriyle yüklendiği hatırlatıldı.

Bakırhan, DEM Parti’nin el sıkışma meselesinden sonra gayet sürece katkı sunan bir dil kullandığını ve üzerine düşen sorumluluklarını yerine getireceğini açıkladığını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Bir sonuç bildirgesinde kimi kelimelerin cımbızlayarak, bunu bir sürecin önüne engel olarak koymayı anlamakta güçlü çekiyoruz. Kaldı ki böyle bir süreç olmaz. süreç omuz hizasında, göz hizasında olur. Sürekli tehdit eden, parmak sallayan, yol-doğrultu gösteren bir anlayışı, yeni bir süreç istenmiyor biçiminde okuruz.

Biz yeni yüz yıla Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmüş bir şekilde girmesi gerektiğini defalarca belirttik. Biz en üst düzeyden bu süreci önemsediğimizi, bu tartışmaların bir sürece dönüşmesi için elimizden gelen her şeyi yaptık.

Biz tam bu süreci toplumsallaştıralım dediğimiz zaman bir sonuç bildirgesinden iki tane kelime cımbızlanarak bir tehdit biçiminde bize karşı kullanılmasını kabul etmiyoruz. Bu doğru değil. Eğer bu tartışmalar bir sürece evrilecekse bu yaklaşımla bir şey olmaz. Biz Bahçeli’yi aslında sağduyuya davet ediyoruz. Eş başkanlarımız birinci dereceden partimiz adına açıklama yapıyorlar.

Eş başkanlarımızın ne dediğini okumak, ne söylediklerine bakmak gerekiyor. Bir iyi niyet varsa, bir samimiyet varsa emin olun… Sizin aracılığınızla söylüyorum DEM Parti bu sürecin en başat aktörlerinden birisi olmayan dünden beri var. Biz kesinlikle uzatılan eli sıkılı bir yumrukla karşılamayız. Bizim elimiz hep havada, bizim elimiz hep müzakere etmek için açıkta bulunuyor ama bize yumruğu gösterenler karşısında da kendimizi savunuruz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Düşüş Başladı

Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Küresel ekonomideki tüm belirsizliklere, bölgemizde artan çatışma ve gerilimlere, kötümser senaryolara rağmen ekonomimizin temel gösterilerinde iyileşme kesintisiz bir şekilde devam ediyor” dedi ve ekledi:

“Avrupa ve ABD dahil tüm dünyayla birlikte ülkemizin başağrısı olan enflasyonda düşüş başladı. İnşallah bunu devamı gelecek. Vatandaşımızın helal lokmasına göz dikenlere kesinlikle göz açtırmayacağız. Etiket oyunları, fısıltı gazetesi, piyasa manipülasyonları ile ceplerini dolduranların tepesine bindik ve binmeye devam edeceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Milletimizin kızılelmasına dönüşen Türkiye Yüzyılı’nın inşası yolunda azim ve sabırla ilerliyoruz. 85 milyonun refah, huzur, mutlu ve müreffeh geleceğinin önünde hiçbir engel tanımıyoruz.

İhanet, sabotaj, alçak ve kalleş saldırıların bizi hedeflerimizden alıkoymasına müsaade etmiyoruz. Güvenlikten terörle mücadeleye, ulaştırmadan dış politikaya her konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Aziz milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmek, ülkemizi menzili maksuduna ulaştırmak için tüm gücümüzle çalışıyoruz.

18 Ekim’de Ermenistan, Azerbaycan, Rusya ve İran Dışişleri Bakanlarını ülkemizde misafir ettik. Platformun önemli bir ihtiyacı giderdiğini müşahade ediyoruz. Bu yapıyı kurumsal bir yapıya kavuşturmak arzusundayız. Karabağ’da 30 yıllık işgalin sona ermesiyle birlikte Güney Kafkasya’da kalıcı barışa yönelik eşsiz bir fırsat yakalandı. Can Azerbaycan ve Ermenistan’ın bu doğrultuda gösterdikleri samimi çalışmaları yakından takip ediyoruz. Kalıcı barışa yönelik eşsiz bir dönem yakalandı. Azerbaycanlı kardeşlerimizle koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceğiz.

Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’nın 51. genel kurulunda iş dünyamızda bir araya geldik. Küresel ekonomideki tüm belirsizliklere, bölgemizde artan çatışma ve gerilimlere, kötümser senaryolara rağmen ekonomimizin temel gösterilerinde iyileşme kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Avrupa ve ABD dahil tüm dünyayla birlikte ülkemizin başağrısı olan enflasyonda düşüş başladı. İnşallah bunu devamı gelecek. Vatandaşımızın helal lokmasına göz dikenlere kesinlikle göz açtırmayacağız. Etiket oyunları, fısıltı gazetesi, piyasa manipülasyonları ile ceplerini dolduranların tepesine bindik ve binmeye devam edeceğiz.

Türkiye’de maalesef enflasyondan nemalanan bir kesim var. Üretmeden, riske girmeden paralarına konforlu bir alanda para katmaya alışmışlar. Biz yıllarca bunların istismar zeminlerini ellerinden aldık. Koronavirüs salgınında tüm dünyada zirveye çıkan enflasyon oranları herkes gibi bizi de menfi etkiledi. Salgının yanısıra biz bir de doğrudan ekonomimizi hedef alan saldırılara maruz kaldık. Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat depremlerini yaşadık. 3 seçim, salgın ve depremin etkilerini daha sert hissetmemize sebep oldu.

Rusya-Ukrayna savaşından ülkemizi uzak da tutsak, ekonomik yansımalarından tamamen uzak tutamadık. Bu tablo enflasyonu fırsata tahvil eden rantçıların ellerini ovuşturmalarına yol açmıştır. Merkez Benkamızın rezervi artıkça bunların eleştirilerinin dozu da arttı. Enflasyonda düşüş eğilimi başlayınca bunların rahatsızlıkları ayyuka çıkmaya başladı. Yalan, yanlış ve manipülatif haberlerle milletimizin moralini bozmaya çalıştılar.

Milletimiz yaşadığı onca zorluğa, omuzladığı onca yüke rağmen bizi anlıyor, bize inanıyor, hükümetimize ve ekonomi politikamıza güveniyor. Bu aziz ve fadakar millete hayal kırıklığı yaşatmamakta kararlıyız. İş çevreleri, piyasa aktörleri, ihracatçılarımızla yakın istişare içinde önümüzdeki süreci yöneteceğiz. İş dünyamızdan gelen makul talepleri karşılamak görevimizdir.

Bu sene Türkiye ile Almanya arasındaki dostluk anlaşmasının 100. yıldönümünü kutluyoruz. Cumhurbaşkanı’nın Nisan ayı ziyaretinin ardından önceki hafta Şansölyeyi İstanbul’da ağırladık. Almanya ile işbirliğimizi güçlendiriyoruz. 50 milyar dolara ulaşan ikili ticaretimizde hedefimiz 60 milyar dolar. İsrail’in katliamları gibi konularda fikir ayrılığımız olsa da Almanya ülkemizin Avrupa’daki en önemli ortağıdır. Bu vasfını önümüzdeki dönemde de muhafaza edecektir.

2015 yılında bizim başlattığımız muhtarlarla buluşma gelenek sayesinde şimdiye kadar 40 binden fazla muhtar kardeşimizle bir araya geldik. Muhtar aylıklarından, sigorta primlerine, silah ruhsatı harcından, belediyelerde ihdas ettiğimiz muhtarlık işleri dairesi ve müdürlüklerine kadar pek çok konuda muhtar kardeşlerimizin yanında olduk. Muhtarlarımıza hak ettikleri değeri vererek bu mütekebbir anlayışı değişime zorladık. Bir kez daha köylerine ve mahallelerine hizmet çabalarında tüm muhtar kardeşlerimize Allah’tan kolaylıklar diliyorum.

Türkiye’nin hedeflerine, beşeri, tarihi, ticari bağlarına uygun şekilde 360 derecelik perspektifle dış politikamızı icra ediyoruz. Kendi çıkarlarımız doğrultusunda özgür irademizle adımlarımızı atıyoruz. Türkiye’nin çıkarı neredeyse oraya gidiyor, işbirliklerimizi geliştiriyoruz. Farklı vesilelerle söylemiştim; bizim dış politikamızın ana omurgası Türkiye eksenidir. Türkiye’nin milli menfaatleri, güvenlik hassasiyetleri, ekonomik ve ticari çıkarları herşeyin üzerindedir. Biz makas değiştirmiyoruz, bilakis Türkiye merkezli anlayışla değişen küresel sistemde hak ettiğimiz yeri almaya çalışıyoruz.

Zirve marjında Rusya, Venezüela, Özbekistan, Vietnam ve Kongo liderleriyle ikili görüşmelerim oldu. Zirveye katılan diğer devlet ve hükümet başkanlarıyla bir araya geldik. Ciddi işbirliği potansiyeline sahip olduğumuz kanaatindeyim. Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasında yer alan ülkemiz için önemli fırsatlar sunan Brics ile ilişkilerimizi ilerletmenin ülkemizin menfaatlerine olduğuna inanıyoruz. Türkiye tüm platformlarda NATO müttefiki, AB’ye tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olarak yer almaktadır.

Kazan’a ayak bastıktan hemen sonra TUSAŞ’ın Kahramankaz’ın yerleşkesine yapılan hain terör saldırısında 5 vatan evladının şehit edildiği haberini aldık. Saldırının zamanlamasının ve seçilen hedefin tesadüf olmadığı açıktır. Bu kanlı ve kalleş terör eyleminin ülkemiz iç siyasetinde farklı bir iklimin filizlenmeye başladığı süreçte tekabül etmesi ayrıca manidardır.

Kandan beslenen terör baronlarının bölgemizde yeni efendiler aradıkları anlaşılıyor. Milletimiz bu saldırılarda nerelere sinyal verilmek istendiğini net olarak gördüğüne inanıyorum. Bu alçak saldırıyla verilmek istenen mesajları buruşturup çöpe attık. Terörden, eli kanlı canilerden, mankurtlaşmış maşalardan alacağımız mesa da zaten olamaz. Bu terör eylemi paniğin, telaşın, tükenmişliğin, çaresizliğin emaresidir.

Hain saldırıya cevabımızı bölücü örgütün Suriye ve Irak’taki inlerini başlarına geçirerek kat kat verdik. Milletimiz ve şehit ailelerimiz şundan emin olsun. TSK ve MİT şehitlerimizin kanını yerde bırakmamıştır. Emniyet ve adli birimlerimiz de teröristlerin tüm bağlantılarını ortaya çıkarmak için kapsamlı soruşturma yürütmektedir. Terörü kaynağında kurutma stratejisinden geri bir adım asla atmayacağız.

“Ülkemizi istikametinden saptıramayacaklar”

Terörsüz Türkiye hedefimizden kesinlikle kopmayacağız. Türkiye bu beladan mutlaka kurtulacaktır. Terör yıllarca ülkemizde siyaseti yönlendirmek için bir aparat olarak kullanılmıştır. Ne zaman siyasette diyalog zemini güçlense, toplumda kutuplaşma azalsa terör hemen devreye girmiştir. Buna geçmişte defalarca şahit olduk. Aynı senaryonun tekrar sahnelenmesine seyirci kalmayacağız. Terör baronları Türk siyasetini dizayn edemeyecekler, ülkemizi istikametinden saptıramayacaklar.

Ülkemizin gündemini yönlendirme peşinde koşanları da aynı şekilde hüsrana uğratacağız. Türkiye düşmanlarıyla hareket edenlerin akıbetleri berbat olacaktır. 15 Temmuz gecesi 252 kardeşimizi şehit eden FETÖ’nün Pansilvanya’daki elebaşının ağababalarının kucağında ölmesi herkese ibret olmalıdır.

Bu millete kurşun sıkanlar, sırtından hançerler, milletin evlatlarının kanını dökenler ne bu dünyada ne ebedi alemde iflah olmayacak her zaman lanetle anılacaktır. BMGK’nın saldırıyı kınayan ve taziye sunan açıklamasını memnuniyetle not ettik. Siyasi partilerimizin teröre karşı tek ses, tek nefes olduğunu takdirle karşıladığımızı burada ifade ediyorum. Ancak faili apaçık olanların terör eylemini kınamayanları milletimize havale ediyorum.

Savunma sanayimizin gurur verici ürünleri bizzat görme fırsatı bulduk. 15 bin ziyaretçi, 300’ün üzerinde delagasyonun katıldığı SAHA EXPO artık rüştünü ıspatlamıştır. Her türlü zorluğa, engele ve ambargoya rağmen yılmadan, azimle çalışan bu sektörümüzün tüm kuruluşuna, şirketlerine ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Deprem bölgemizin ayağa kaldırılması gündemimizin ilk sırasındaki yerini koruyor. Ne yaparsak yapalım bir elimiz ve gözümüz, 6 Şubat depremlerinin etkilendiği 11 ilimizdedir. 18 bin 404, Hatay’da olmak üzere 101 bin 254 tanesini teslim ettik. Cumartesi günü 29 bin 311 yuvamızın kuralarını çekerek vatandaşlarımıza teslim ettik. Böylece kurası çekilen konut sayısı 130 bin 565’e ulaştı. Bu yılın sonuna kadar 201 bin 688 ev ve işyerini teslim edeceğiz.

Deprem bölgesinde evine girmeyen hiçbir hak sahibi bırakmayacağız. Hatay’da deprem konutlarının teslim töreninin yanısıra İskenderun-Antakya otoyolunun temel atmasını gerçekleştirdik. Proje sayesinde zamandan 3 milyar lira, akaryakıttan 400 milyon lira olmak üzere yıllık 3.4 milyar liralık tasarruf sağlayacağız. Anahtarlarını teslim ettiğimiz konutlarımızın da afetzedelerimize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Allah ömür verdikçe inşallah 81 vilayetimizin tamamına aşkla hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

Son olarak Kültür ve Turizm Bakanlığımızı ‘kültür yolu festivali’ dolayısıyla tebrik ediyorum. 16 şehirde yapılan Türkiye kültür yolu festivalini gelecek yıl 20 şehirde düzenlemeyi planlıyoruz. 5 Ekim’de İstanbul Boğazı’ndan uğurladığımız Oruç Reis, görev yeri olan Somali’ye ulaştı. Oruç Reis gemimiz 6 ay boyunca 5750 km. kare üç boyutlu sismik arama yapacak. Aramalardan inşallah müjdeli haberler alacağımıza inanıyorum.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Cumhuriyetimiz Dimdik Ayakta

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınlayan CHP Lideri Özgür Özel, “Cumhuriyetimizin temelleri o kadar güçlüdür ki aradan geçen 101 yılda kuruluş felsefesinden sapma çabalarına, terör başta olmak üzere çok sayıda saldırıya, sayısız darbe ve darbe girişimine maruz kalmış olmasına rağmen Cumhuriyetimiz dimdik ayaktadır” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için mesaj yayımladı. Özgür Özel, mesajında şu ifadeleri kullandı: “Bağımsızlığımızın mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iki büyük eserinden biri olarak nitelendirdiği Cumhuriyetimizin 101’inci yılını kutluyoruz. 101 yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan oylamada “Yaşasın Cumhuriyet” nidaları ve sürekli alkışlarla oybirliğiyle ilan edilen Cumhuriyetimizin temelleri “bilhassa kimsesizlerin kimsesi” olması için türlü badirelere göğüs gererek, çok sağlam bir biçimde atılmıştı.

Cumhuriyetimizin temelleri o kadar güçlüdür ki aradan geçen 101 yılda kuruluş felsefesinden sapma çabalarına, terör başta olmak üzere çok sayıda saldırıya, sayısız darbe ve darbe girişimine maruz kalmış olmasına rağmen Cumhuriyetimiz dimdik ayaktadır. Ne Cumhuriyetimiz ne yurttaşlarımız teröre teslim olmamıştır, olmayacaktır. Bu vesileyle 23 Ekim’de gözbebeğimiz TUSAŞ’a Ankara’da düzenlenen terör saldırısında şehit olan yurttaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Teröre teslim olmamak adına yaptığımız çağrıya uygun olarak tüm yurttaşlarımızı Cumhuriyetimizin 1’inci yılında olduğu gibi, 100’üncü yılında olduğu gibi 101’inci yılında da Cumhuriyetimizin coşkusunu doyasıya yaşamaya çağırıyorum. Cumhuriyetimizi seven ve ileriye taşımak isteyen, Kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine ve en büyük eserine sahip çıkmak isteyen tüm yurttaşlarımızı illerindeki ve ilçelerindeki kutlamalara katılmaya davet ediyorum.

101 yıl sonra bizlere “kimsesizlerin kimsesi olmak” için kurulmuş cumhuriyetimizin sosyal hukuk devleti niteliklerini güçlendirmek için kurucu kadrolarımız gibi durmaksızın çalışmak düşmektedir. Demokrasinin, hukuk devletinin ve laiklik ilkesinin yara aldığı bir dönemde, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine bağlı kalarak Cumhuriyetimizi 86 milyon yurttaşımızın her bir ferdi için daha yaşanılabilir kılmak ve ülkemizi çağdaş uygarlıklar seviyesine yükseltmek önümüzdeki en temel görevimizdir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle bir kez daha anıyor, tüm yurttaşlarımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli: Kürt Sorunu Yoktur, Asla Da Olmayacaktır

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınlayan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Kürt sorunu yoktur, asla da olmayacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle bir mesaj yayınladı. Devlet Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Cumhuriyeti bir asrı geride bırakarak, yeni yüzyılın ilk yıldönümüne güçlü bir vizyon eşliğinde, milli birlik ve dayanışma hissiyatının güvencesi altında, aynı zamanda kuruluş felsefesinin bağlayıcılığı temelinde giriş yapmıştır.

Devir Türk Devri, zaman Türkiye Yüzyılı zamanıdır. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller Cumhuriyet meşalesinin altında hem aydınlanırken hem de geleceğin parlak sayfalarını aralamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin aziz ve tarihi varlığının kesintisiz devam edegelen hürriyet ve istiklal davasıyla eklemlenmesinin mümtaz bir eseri, milli kahramanlık ve kader ortaklığının marifetiyle husule gelen muazzez bir egemenlik beratıdır.

Bütün müdafaa imkânlarından mahrumiyet çekilen bir dönemde, hiçbir yokluğa ve yılgınlığa boyun eğmeyen milletimiz dişiyle tırnağıyla, imanıyla iradesiyle, canıyla kanıyla vatana yığılan akur düşmanı önüne kattığı gibi kovalamayı, bunun ardından da hâkimiyetine dayanan yeni Türk devletini kurmayı başarmıştır.

Cumhur, demokrasi sistemi ile devlet şekli demek olan Cumhuriyetle ayrılmamak üzere kavuşmuştur. Böylelikle birbirini tamamlayan mütareke ve işgal dönemleri kapanmış, Türk tarihinde yepyeni bir dönem başlamıştır.

Aziz Atatürk’ün veciz sözlerle açıkladığı üzere, Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkie layık olduğunu eserleriyle ispat etmek için ebediyet güzergâhında harekete geçmiştir.

Evvelemirde Allah’ın inayetine, hemen ardından milletimizin azim ve kararlılığına istinat eden Milli Mücadele kahramanları bir yanda zaferlerin düğümünü çözerken, diğer yanda Cumhuriyet’in fazilet ve fikrini duru vicdanlarında cem ederek yepyeni bir çığırın açılışını bilek ve inanç kudretiyle hayata geçirmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti, soylu bir milletin “varım ve payidarım” mesajının şehit kanlarıyla ibra ve izharıdır. Türkiye Cumhuriyeti, tarihteki Türk devletler zincirine eklenen halka, geçmişle geleceği birleştiren köprü, egemenlikle milleti tekleştiren son söz, ebedi karar ve irade kuvvesidir.

Kurtuluş yıllarının emsalsiz feragat ve fedakarlıklarıyla kurucu ilkelerini temerküz eden Cumhuriyet’in, yeni yüzyılın ilk yıldönümünde aynı duruş ve duyuşa ihtiyacı olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Haksızlığa, hayasızlığa, en şedit saldırılara karşı cephe cephe kazanılmış zaferlerle çatısı örülen Türkiye Cumhuriyeti’nin nefsine ve yabancı telkinlere esir düşenlerin elinde oyuncak olmasına rızamız olmayacaktır.

Tarihin hiçbir etabında, dış düşmanlardan merhamet dilenmeyen Türk milleti, içimize sızmış ve sirayet etmiş nevzuhur azgın işbirlikçilere, onların sonu gelmez tahrik ve tahribatlarına, aynı şekilde hain emel ve hedeflerine elbette taviz vermeyecek, teslim olmayacaktır.

Türk milletinin uzanan müşfik ve hoşgörülü elini hala idrak edememiş, manasını kavrayamamış, maksadını anlayamamış siyasi güruhun provokatif açıklamaları, hiçbir değer hükmüyle izah edilemeyen sakat pozisyonları yapıcı olmadığı gibi, tam tersine sorumsuz ve yıkıcı mahiyetlidir.

Güney Kürdistan tanımıyla kuzeyini tescilleme arayış ve çabasına girenlerin son şanslarını kullanmaktan özenle imtina etmeleri, ısrarla ayrıştırıcı ve bölücü üsluba sarılmaları hezeyan olmakla birlikte; sahte demokrat, sanal özgürlük ve temelsiz halklar ezberlerini hurdaya çıkarmaktadır.

Ülkemizin komşu coğrafyaları kaynayıp kaosa sürüklenmişken, milli birlik ve kardeşlik tebliğimize direnenler, hala ve inatla terör diline saplanıp kalanlar doğru yolda değildir, sabır ve sebat eşiklerini zorladıklarını görmek mecburiyetindedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Kürt sorunu yoktur, asla da olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin etnik veya mezhebi bir ağırlığı ve açmazı da yoktur. Var olan sorun bölücü terör sorunudur, kaldı ki bu ihanetin kökü muhakkak surette kazınacaktır.

TUSAŞ tesislerine kadar gelip beş kardeşimizi şehit eden teröristlerle, bölücü terör örgütüyle, terörizm patentini kontrolünde tutan bölgesel ve küresel odaklarla yollarını ayırmayan kim ya da kimler varsa demokrasi ve insanlık düşmanlığı ortak paydasında buluşmaları mutlak bir akıbettir.

Terör ve bölücülüğü sadece hayatımızdan değil, milli hafızadan da söküp atma hedefinden cayma, sapma ve savrulma söz konusu değildir.

Şayet buna direnç gösterilirse, eski usul mücadele stratejilerinden çok daha sert, seri ve şiddetli yöntemlerin devreye alınması mukadder hale gelmeli, hiç kimsenin de gözünün yaşına bakılmamalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti lütufla, bağışla, ihsanla, ikramla veya piyangodan çekilişle kazanılmamıştır. İç ve dış müstevli cephesinin mütecaviz tahakkümleriyle de sarsılmayacak, sonsuzluk istikametindeki bağımsız ilerleyişinden kesinlikle vazgeçmeyecektir.

Milli birlik ve beraberlik şuurunun perçinlenmesi gereken bugünlerde, herkesin devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne önşartsız bağlılığı samimi dileğimdir.

Bin yıllık kardeşliği yaşayıp yaşatarak Türk ve Türkiye Yüzyılının sütunlarını elbirliğiyle, vicdan ve irade birliğiyle inşa edeceğimize inancım tamdır, tarifsizdir, tahditsizdir.

Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar var olacak, vatan ve millet sevdalılarının emsalsiz mücadeleleriyle korunup kollanacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, Milli Mücadele kahramanlarını, TUSAŞ saldırısında şehit olan kardeşlerimizi ve diğer bütün şehitlerimizi rahmet, minnet, şükranla hislerimle anıyorum.

Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun diyorum. Büyük Türk milletinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor, en kalbi selam, sevgi ve saygılarımı paylaşıyorum.”

Paylaşın

AYM’den “Zafer İşareti” Kararı: İfade Özgürlüğü

Anayasa Mahkemesi (AYM), tutuklu Nihat Ekmez’in zafer işareti nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ‘ifade özgürlüğünün ihlali’ olarak değerlendirdi. AYM, Nihat Ekmez’e 30 bin TL tazminat ödenmesine de kararı verdi.

V işareti ya da Zafer işareti (İngilizce karşılığı olan Victory’nin V’si) elin diğer parmakları kapalıyken işaret ve orta parmağının açık ve birbirinden ayrık durumuna verilen isimdir. İçe bakan avuç ile yapıldığında İngiltere’de argo anlama gelmektedir.

II. Dünya Savaşı sırasında Zafer işareti (İngilizce Victory kelimesinin baş harfi olan V’yi simgeleyecek şekilde) olarak dönemin İngiltere başbakanı Winston Churchill tarafından yaygınlaştırılmıştır. ABD’de ve daha sonra 1960’lı yıllardan itibaren bütün dünyada barış anlamına gelmek üzere kullanılmıştır.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu’nun, Nihat Ekmez adlı mahpusa, açık görüş sonrası zafer işareti yaptığı gerekçesiyle verdiği disiplin cezasını kabul edilemez buldu.

İzmir 2 No’lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü bulunan Ekmez, ailesiyle yaptığı aylık açık görüş sonrasında ayrılırken zafer işareti yaptı. Görüşe gelen ziyaretçiler de zılgıt atıp zafer işareti yaparak karşılık verdi.  Durumu tutanak altına alan cezaevi yönetimi, zafer işaretini “suç örgütlerine ait sembol kullanmak” olarak yorumladı ve Ekmez hakkında disiplin soruşturması başlattı.

Ekmez’in “suç örgütlerine ait yayın, bez afiş, pankart, resim, sembol, işaret ve benzeri eşyayı kurumların herhangi bir yerine asma veya teşhir etme” eylemini gerçekleştirdiği gerekçesiyle 11 gün hücre cezasına çarptırılmasına karar verdi. Kurul kararında, Ekmez ve ziyaretçilerinin PKK’ye desteklerini göstermek ve örgütün propagandasını yapmak amacıyla zafer işareti yaptıklarını iddia etti.

Ekmez, bu cezaya karşı Karşıyaka İnfaz Hâkimliği ve Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu ancak her iki başvurusu da reddedildi. Avukatı aracılığıyla AYM’ye bireysel başvuruda bulunan Ekmez, anayasal haklarının ihlal edildiğini belirtti.

Ekmez’in başvurusunu değerlendiren AYM,  “cezaevinde olsa da ifade özgürlüğüne sahip olduğunu” vurguladı. Yüksek mahkeme, “cezaevlerinde ifade özgürlüğünün ancak güvenlik ve disiplinin korunması gibi zorunlu durumlar söz konusu olduğunda sınırlandırılabileceğini” belirtti.

AYM, Ekmez’e verilen disiplin cezasının orantısız olduğunu ve davranışının “cezaevi güvenliğini bozduğu yönünde somut bir kanıt sunulmadığına” karar verdi. Disiplin Kurulu’nun kararını eleştiren AYM, Ekmez’in yaptığı zafer işaretinin “hangi bağlamda suç örgütlerine ait sembol kullanımı” kapsamına girdiğinin açıklanmadığını ve alt mahkemelerin de bu konuyu yeterince incelemediğini belirtti.

Ekmez’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmeden AYM, başvurucuya 30 bin TL tazminat ödenmesine kararı verdi. Dosya yeniden yargılama yapılmak üzere Karşıyaka 1. İnfaz Hâkimliği’ne gönderildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

“Çözüm Süreci” Tartışmaları: Özel’den “Meclis’te Olursa İşin İçinde Oluruz” Yorumu

Önceki “Çözüm Süreci”nin yarıda kesilmesinin nedenini “CHP’nin dışlanmasına” bağlayan Özgür Özel, “Çatışmalı süreçlerin çözümüne yönelik evrensel uygulamaların getirdiği tecrübe bunun sonuç vermeyeceğini söylüyordu. Öyle de oldu” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de hendek olaylarından dolayı çok canımız yandı. Şehitlerimiz oldu, şehirler harap oldu. O yüzden biz dışarıda bırakılmamayı istiyoruz. Meclis’te olursa biz bu işin içinde oluruz. Ama Meclis’in dışında bir yere davet edilsek olmayız. Yani ‘Gelin biz bu işi AKP, MHP, DEM, CHP dışarıda halledelim’ derlerse bunu doğru bulmayız. Meclis denetimi ve Meclis’teki tüm partilere veya tüm gruplara açık olması önemli.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü gazetesinden İpek Özbey‘in sorularını yanıtladı. Özel, iktidar ortaklarından Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli için de, “Erdoğan’ın ya elini rahatlatmak istiyor ya da atılamayacak bir adımı önererek onun önünü kesmek istiyor,” dedi.

Bahçeli, bu hafta Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılarak Meclis’e getirilmesi ve silahları bırakacaklarına ilişkin konuşma yapması çağrısında bulunmuştu. Söz konusu çağrı, CHP lideri Özel’in, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tutuklu olan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmek üzere Edirne Cezaevi’ne gitmesinin hemen ardından gerçekleşmişti.

Öte yandan Özel, daha önce iktidarla kurdukları temasta Bahçeli’nin “çözüm süreci” veya “Kürt sorunu” hakkında herhangi bir konuyu gündeme getirmediğini belirtti. “Bir adım atacaklarını bekliyordum, duyumları geliyordu. Çünkü AK Parti eskiden, Kürtlerin ikinci partisiydi, bazı illerde birinci partisiydi. Son araştırmalar bu özelliğini tamamen kaybettiklerini gösteriyor,” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AK Parti kendi içinde yaptığı değerlendirmelerde ‘Kürtlerle yeni bir adım atılması gerekir,’ diye konuşuyordu. Bunun Devlet Bey’e rağmen yapılamayacağını düşündüğüm için Devlet Bey’den gelmesini bekliyordum. 1 Ekim günü de el sıkmasına şaşırmadım. Hatta bana sorulduğunda ‘Doğru yapılmıştır,’ dedim.”

Bahçeli, bu ayın başlarında TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında DEM Parti sıralarına yönelerek partinin yöneticileriyle el sıkışmış ve siyasetin gündemine oturmuştu. Özel, “Devlet Bey’in bir şeyler söylemesini ve Tayyip Bey’in elini rahatlatmasını bekliyordum. Ama ‘Abdullah Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun,’ demesini beklemiyordum,” ifadelerini kullandı.

“Devlet Bey açıklıkla söylemiyor ama çağırdığı kürsü aslında o an konuştuğu kürsü. Çünkü MHP ve DEM aynı toplantı salonunu kullanıyorlar. ‘Buraya gelsin’ diyor yani. Buna ben de şaşırdım. Erdoğan’ın ya elini rahatlatmak istiyor ya da atılamayacak bir adımı önererek onun önünü kesmek istiyor. Bunu göreceğiz.”

Özel, “Böyle bir şey olursa CHP bu işin neresinde olur?” sorusuna şöyle yanıt verdi: “Meclis’te olursa içinde olur. Hiçbir siyasi partiyi dışlamasın. Geçen sefer bu yapılmadı. Cumhuriyet Halk Partisi dışlandı. Hatta o sırada Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda kredi vermesine karşı, ‘krediyi başına çal’ gibisinden bir kestirip atma oldu. Sadece CHP değil, o gün MHP’yi de dışlamışlardı.”

Önceki çözüm sürecinin yarıda kesilmesinin nedenini “CHP’nin dışlanmasına” bağlayan Özel, “Çatışmalı süreçlerin çözümüne yönelik evrensel uygulamaların getirdiği tecrübe bunun sonuç vermeyeceğini söylüyordu. Öyle de oldu” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de hendek olaylarından dolayı çok canımız yandı. Şehitlerimiz oldu, şehirler harap oldu. O yüzden biz dışarıda bırakılmamayı istiyoruz. Meclis’te olursa biz bu işin içinde oluruz. Ama Meclis’in dışında bir yere davet edilsek olmayız. Yani ‘Gelin biz bu işi AKP, MHP, DEM, CHP dışarıda halledelim’ derlerse bunu doğru bulmayız. Meclis denetimi ve Meclis’teki tüm partilere veya tüm gruplara açık olması önemli.”

Bu haftaki Diyarbakır ziyaretine de değinen Özel, sokaktaki vatandaşın eşit olduğunu hissetmediğini ve “Eşit olmak istiyorum,” dediğini aktardı. “Siz ‘Kürt sorunu yoktur,’ diyorsanız, bu Kürtlerin en büyük sorunudur. Sorunlarının olup olmadığına Devlet Bey veya Tayyip Bey karar verecekse Kürt sorunu zaten burada başlıyor demektir.”

“Selahattin Demirtaş’ı işlevsizleştiriyorlar”

“İktidara da veya Devlet Bey’e de diyorum ki işine gelen aktörü parlatıp işine gelmeyen aktörü kenarda bırakamazsın. Bu doğru değil. O da Selahattin Demirtaş’ı işlevsizleştiriyor” ifadelerini kullanan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü Selahattin Demirtaş’ın bir tutarlılığı var. Erdoğan açısından bu bir travma. ‘Seni başkan yaptırmayacağız,’ demişti ona.”

Paylaşın

DEM Parti: Bahçeli’nin Açıklamalarını Yakından Takip Ediyoruz

DEM Parti Parti Meclisi sonuç bildirgesinde, “Yeni yasama dönemiyle birlikte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan tartışmalar, partimiz ve kamuoyu tarafından yakından takip edilmektedir. Bu tartışmaları Kürt sorunu başta olmak üzere siyasal, iktisadi ve toplumsal sorunların müzakere ve diyalog zemininde ele alınması açısından önemli görüyoruz” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında, “Bununla birlikte, uyguladığı politikalarla toplumu nefessiz bırakan iktidarın, halkların en büyük özlemi olan barışı araçsallaştırmasının kimseye kazandırmadığını da geçmiş dönem deneyimlerinden hatırlıyoruz. Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etme girişimine, ekonomik çöküşe ve toplumsal çürümeye karşı halkların tepkisini dindirme amacıyla siyasi iklimin geçici ve taktik bir adımla yumuşatılması, mevcut sorunların çözümüne katkı sağlamayacaktır. Bu politikanın iktidarın umduğu sonuçları vermesi de mümkün değildir” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 21-22 Ekim’de düzenledikleri Parti Meclisi toplantısı sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirge de şu ifadelere yer verildi:

“Emperyalist kapitalist rekabetin doğasındaki savaş eğiliminin giderek güç ve yaygınlık kazandığı bir dönemden geçiyoruz. Yerel/bölgesel düzeyde ve vekil güçler eliyle süregiden çoklu savaşların yerini büyük güçler arasında doğrudan ve topyekûn karşı karşıya gelişlere bırakma ihtimalinin uç verdiği koşullardan geçilmektedir. Ortadoğu’da rejimlerin ve toplumların geleceğini şekillendirmek üzere saha genişleten ve şiddetlenen savaş iklimi, bu gelişmelerin ilk elden sonuçlarından biridir. Kapitalist hegemonik güçlerin hakimiyet mücadelesinin bir veçhesi olan bu güç savaşlarıyla Ortadoğu’da yeni bir düzenin tesis edilmesi istenmektedir.

Bu kapsamda Siyonist İsrail rejimi, savaş hukuku başta olmak üzere tüm uluslararası hukuk kurallarını yok sayarak işgalci-sömürgeci saldırganlığını Filistin ve Arap halklarına karşı bir soykırıma dönüştürmüştür. İsrail devletinin Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarıyla Lübnan’ın istikrarsızlaştırılmaya ve bölgesel güç dengelerinin İran’a yönelik yeni hamlelerle şekillendirilmeye çalışıldığı bu süreçte, bölgedeki tüm gerilimler tırmanmakta ve gelişmeler olağanüstü bir hız kazanmaktadır.

Türkiye ve Kürdistan bu coğrafyanın ve çoklu denklemin tam ortasında yer almaktadır. Halkların kendi kader ve geleceklerini belirleme haklarını egemenlerin elinden söküp almaya en çok ihtiyaç duydukları şu günlerde, bu potansiyeli açığa çıkaracak olanlar ise ideolojik-politik ufku ve örgütlü gücüyle sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadelenin en önünde yürüyen Kürt halk hareketi başta olmak üzere devrimci hareketler, kadınlar, sosyalistler, ezilenler, yoksullar, emekçiler ve onların ittifaklarıdır.

Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye halklarının kazanımlarını yıllardır boğmaya çalışan AKP-MHP iktidarının işgal ettiği bölgelere yerleştirdiği çetelerin tasfiyesi gündemdedir. Güney Kürdistan’a yönelik işgal ve ilhak politikaları ise ciddi bir çıkmazın içine girmiştir. İran’ın savaş çemberine alınmasıyla bölgede yaşayan Kürt halkının belirleyici bir politik özne olarak güç kazanması olasılığını kendi yayılmacı politikaları için handikap ve çıkmaz olarak görmektedir. Kürt halkının kazanımlarının yok edilmesi üzerinden bölgesel güç olma hevesleri berhava olan ve dış politikada yalnızlaşan rejim için bu gelişmeler, iç siyasi dengeleri de ziyadesiyle etkilemektedir.

Uyguladığı yayılmacı ve sömürgeci politikalarla Ortadoğu’daki gelişmelerde denklem dışında kalan AKP-MHP iktidarı, Türkiye halklarını tehlikeli bir politik gerçeklikle yüz yüze bırakmıştır. İzlenen savaş, rant ve talan politikaları bir toplumsal çürüme ve çöküş tehlikesi doğurmuştur. Bir avuç sermayedar dışındaki milyonlar açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışmaktadır. 12 Eylül darbe anayasası bile askıya alınmakta, halkların özgürlük ve yaşam talepleri şiddetle bastırılmaktadır. Toplumsal, ekonomik, ekolojik ve toplumsal cinsiyet alanında yaşanan krizler ve şiddet sarmalı tüm toplumsal kesimleri nefes alamaz noktaya getirmiştir. Cezaevleri işkence merkezlerine dönüşmüş, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlar kan dondurucu bir yaygınlık kazanmıştır. Hastaneler ticarethane ve hastalar müşteri haline getirilmiş, yeni doğan bebeklerin dahi can güvenliği kalmamıştır.

İktidarın savaş politikasının bir parçası olarak HDP Kapatma Davası ve Kobanî Kumpas Davası başta olmak üzere demokratik siyasete çok yönlü ve süreğen saldırılar gerçekleştirilmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen, yerel seçimlerde de ortaya çıktığı üzere, partimizin 3. Yol hattıyla siyasal alandaki kurucu ve belirleyici rolünün güçlenmesi ve halkların umudu ve seçeneği olmaya devam etmesi AKP-MHP iktidarının hegemonyasını zayıflatmıştır.

Yeni yasama dönemiyle birlikte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla başlayan tartışmalar, partimiz ve kamuoyu tarafından yakından takip edilmektedir. Bu tartışmaları Kürt sorunu başta olmak üzere siyasal, iktisadi ve toplumsal sorunların müzakere ve diyalog zemininde ele alınması açısından önemli görüyoruz. Bununla birlikte, uyguladığı politikalarla toplumu nefessiz bırakan iktidarın, halkların en büyük özlemi olan barışı araçsallaştırmasının kimseye kazandırmadığını da geçmiş dönem deneyimlerinden hatırlıyoruz. Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etme girişimine, ekonomik çöküşe ve toplumsal çürümeye karşı halkların tepkisini dindirme amacıyla siyasi iklimin geçici ve taktik bir adımla yumuşatılması, mevcut sorunların çözümüne katkı sağlamayacaktır. Bu politikanın iktidarın umduğu sonuçları vermesi de mümkün değildir.

Yıllardır büyük bedeller ödeyerek her koşulda savaş karşıtı cepheyi büyütme ve barış talebini toplumsallaştırma mücadelesi veren partimiz, normalleşme söylemlerinin halklarımıza karşı mevcut sorunların perdelenmesi amacıyla kullanılmasına izin vermeyecektir. Çözüm tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi olumludur; ancak geçmişteki “teslim alma” söylemlerinin yeniden dillendirilmesinin siyasal, tarihsel ve toplumsal bir sorun olan Kürt sorunu ve Türkiye’nin sorunlarının çözümüne katkı sunmayacağı açıktır.

“Halkların ortak iradesi ve mücadelesiyle kalıcı bir çözüm inşa edilmelidir”

Partimiz, toplumsal sorunların çözümü için tüm muhatap ve tarafları önemsemekle birlikte asıl çözümün, iktidardan bekleyerek değil Türkiye’nin tüm işçi, emekçi ve ezilen kesimleri ile halklarının katıldığı örgütlü bir sürecin inşa edilmesiyle mümkün olacağına inanmakta ve yıllardır bunun için mücadele etmektedir. DEM Parti olarak, adil, demokratik ve halkların eşitliğini esas alan bir çözümden yanayız; barışı, demokratik bir anayasayı, özgürlüğü ve demokratik cumhuriyeti savunuyoruz. Bu temelde, Türkiye’de bir çözüm olacaksa toplumun barış ve demokrasi talebi etrafında örgütlenmesi, tüm dinamikleriyle harekete geçmesi, sürece dahil olması ve inisiyatif alması elzemdir. Barış, yalnızca siyasi partiler ve taraflar arasında olmaz; toplumsal sahiplenme de gereklidir. Bu nedenle, halkların ortak iradesi ve mücadelesiyle kalıcı bir çözüm inşa edilmelidir.

Barışın ve çözümün sahici bir seçenek haline gelebilmesi için ilk ve en önemli adımlardan biri, Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik bir özel savaş hukuku pratiği olan tecridin kaldırılmasıdır. Öcalan’ın geçmiş çözüm süreçlerinin yürütülmesinde ve yönetilmesindeki kritik ve belirleyici rolü tartışmasızdır. 43 ay sonra mutlak iletişimsizliğin kırılarak Öcalan’la yapılan son görüşme önemli ve olumlu olmakla birlikte tecrit devam etmektedir. Kendisinin de “Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim” ifadesiyle belirttiği gibi, fiziki özgürlüğü öncelikli olmak üzere sağlık, güvenlik ve özgür çalışma koşullarının sağlanması bu belirleyici misyonunu yerine getirebilmesi ve toplumsal barışa gidecek yolun açılabilmesi için hayati önemdedir. Müzakere ve diyalog zemini ancak özgür ve eşit koşullar altında kurulursa sahici, kalıcı ve kapsayıcı olabilecektir.

Barışın yalnızca Kürt halkının değil tüm Türkiye ve Ortadoğu halklarının en acil ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Türkiye’de sağlanacak onurlu bir barış, yüzyıllardır halkların birbirine kırdırıldığı, esasen bir savaş merkezi haline getirilen Ortadoğu’nun da barışı olacaktır. Kalıcı, adil ve onurlu bir barışı inşa etmenin zorlukları ve bu yolun kimi zaman çatışmalı süreçleri de içeren kesintili ve gelgitli doğası, dünya deneyimlerinden bilinmektedir.

On yıllardır halkların eşit temelde ve barış içinde bir arada yaşaması için mücadele eden partimiz, bir arada yaşam koşullarının oluşturulması ve barış umudunun büyütülmesi için üzerine düşen sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla yerine getirecektir. Barışın kazanımları konusunda halkı bilgilendirmek, barışın gerekliliğini anlatmak ve demokratik bir cumhuriyet için mücadelenin zorunlu olduğunu göstermek öncelikli hedeflerimiz arasındadır.

DEM Parti olarak, tüm halkların eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürebileceği bir gelecek için kararlılıkla mücadele etmeye devam ederken, Kürt sorununun adil ve demokratik çözümü ile özgürlük için tüm siyasi ve toplumsal kesimleri barış olanaklarını büyütmeye ve sahiplenmeye çağırıyoruz.”

Paylaşın