Yeni Çözüm Süreci Tartışmaları: Özel’den “Devlet Bey Ütopya Peşinde” Yorumu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısını değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor” dedi ve ekledi:

“Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısı sonrası başlayan yeni süreç tartışmalarını ‘Vikingler gibi apandist ameliyatı yapmaya benzeten’ Özel, örgütü ve iktidar ortağının da Bahçeli’nin yanında olmadığın belirtti ve şunları söyledi:

“İnsanlık üç bin beş yüz yıldır ameliyat yapıyor. Son geldiğimiz noktada apandisitin alınması gerekiyorsa önce tahliller, tomografi, ultrason. Bir moral iğnesi yapıyorlar. Sonra her ihtimale karşı bir oksijen veriyorlar. Ondan sonra destek. Biraz uyuşturuyorlar. Sonra üç kesi yapıyorlar. Özel bir şekilde patlak apandisiti güzelce alıyorlar ve yüzde 100 başarılı. Devlet Bey diyor ki ‘Apandisit ameliyatını Vikingler gibi yapacağız. Kamayı saplayacağız, sonra elimi sokacağım, o apandisiti kendim çekip alacağım oradan.’ E patlayacak, hasta da ölecek. Bu denenmiş, şu anda insanlar Vikingler gibi apandisit ameliyatı yapmıyor artık. O yüzden Devlet Bey’in önerdiği yöntem olmuyor.

‘Biz bunu yapıyoruz. Silah bırakılacak. Örneği şunlar, şu cezasını çekecek, bunlar şiddete karışmamış olanlara bir kovuşturma yapılmayacak. Şu unsurlar ülkeyi terk edecek. Karşılığında da şu demokratik kazanımlar elde edilecek.’ Şehit annelerinin de gazilerin de rızasını alan, Kürt siyasi hareketinin de mutabık olduğu, ana muhalefetin de, iktidarın da içinde olduğu, kimsenin kimseye karşı siyasi bir istismar yapmayacağı bir zemin yaratırsan oluyor. Bu işte en modern apandisit ameliyatı. Hasta da kurtuluyor, her şey halloluyor.”

Devlet Bahçeli’nin, süreçle ilgili ‘teknik hata’ yaptığını belirten Özel, iktidar ortağı ve örgütünün yanında olmadığını ileri sürdü ve şunları söyledi: “Devlet Bey ya taktik yapıyor ya da teknik hata yapıyor. Taktik yapıyorsa kendi bileceği iş ama teknik doğru değil. Dünyada çatışmalı süreçlerin nasıl çözüldüğü belli. Gerçekten evrensel kazanımlar var bu konuda. Orada artık insanlar bunu satır satır yazmışlar. İşte müzakerelerden önce bir ön müzakere dönemi. Sonra karşılıklı mutabık kalınan jestlerin gerçekleştirilmesi. Daha sonra üzerinde mutabık olunmayan jestlerin karşılıklı yapılması. Sonra müzakerenin sürdürülmesi, sonuç evresi, takip evresi. Burada da bir sürü mekanizma var.

Bizim maalesef bugün gördüğümüz noktada Devlet Bey kendince bir ütopyanın peşinde. Ya bir taktik yaptı, Erdoğan’a olmazı göstermek istedi, bu da bir ihtimal dahilinde. Ya da Devlet Bey bir teknik hata yapıyor. Bundan da sonuç almak mümkün olmaz. Onun için her hafta ‘Sözlerimin arkasındayım’ diyor. Ama ne örgütün arkanda, ne toplumsal bir destek var. E ittifak ortağın da arkanda değil. Sözde Devlet Bey’e bir iki övgü var ama demiyor ki ‘Devlet Bey’in dediği yöntemle çözelim.’ Bekliyor, herkes bekliyor. Bizim burada sorumlu ama kararlı bir siyaset anlayışımız var. Kendi çizgimiz çok belli.”

Erken seçim: CHP Genel Başkanı Özel, erken seçim talebini de yineledi. Bu konuda da Devlet Bahçeli’yi işaret5 eden Özel şunları söyledi: “Bu kadar sıkıntı varken, bu ülkeyi bir erken seçime götürme ve sonrasında da bu ülkenin Anayasa’ya, hukuka uygun, Anayasa’nın ilk dört maddesine sadık ve CHP’nin de altı okuna halel getirmeyecek şekilde yönetilmesi noktasında, Devlet Bey bir erken seçiminin önünü açacaksa ben o konuda son derece açığım. Benim söylemim değil, bütün geçmiş yaşamım ona bir teminattır. Bu ülkede iktidar el değiştirecek. Bu iktidarın el değiştirmesinde eğer, bu kötüye gidişat yerine bir seçim ve arkasından çok daha güçlü bir yönetim istiyorsa, Devlet Bey bu konuda bir adım atacaksa ben ona kapımı kapalı tutmam. Bu kadar net.”

Normalleşme tartışmaları: 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaretiyle başlayan ‘normalleşme’ süreci de Özel’e soruldu. Özel bu konuda şunları söyledi: “Bu normalleşme meselesinde algıyla olgu yer değiştiriyor. Gerçekten kötü niyetli birtakım yakıştırmalar, sanki gerçekmiş gibi algılanıyor. Ona üzülüyorum. Normalleşmenin kendisi şu, siyasi muhataplarla ilişki kurmak gerektiğinde görüşmek ve onlarla sert kişisel kavgalar yerine siyasi kavgalar vererek onun da seçmenine seslenebilmek. Yani normalleşme aslında Tayyip Erdoğan’ı aşarak AK Parti’lilere konuşabilmek. Devlet Bahçeli engelini, bariyerini aşarak MHP’lilere konuşabilmek. Bunun da yolu gerçek siyaset yapmaktan, ülkenin gerçek gündemleri içinde kalmaktan geçiyor.”

“Sadece esnafı, memuru, asgari ücreti, çiftçinin sorunlarını konuşacağız demek değil. Mesela bugün etki ajanlığı gündemi var. Konuşmak gerekiyor. Eskiden partiye yapılan en kuvvetli eleştiri şuydu: ‘Vatandaşın ilgilenmediği konuları tartışıyorsunuz. Vatandaşın ilgilendiği konuları konuşmuyorsunuz.’ Bugün grup konuşmasının yüzde 70’i ekonomiydi. Benim her konuşmamın çoğunluğu ekonomi çünkü sahada, bu konuşulursa karşılığı oluyor.”

2023 milletvekili seçimlerini hatırlatarak “Sen 10 ay önce, beş parti gidip yüzde 25 almışsın” diyen Özel “10 ay sonra aldığın yüzde 38’in yüzde 32’si kalıcılaşıyorsa çok önemli bir şey. Ben bunu ileriye doğru çekmeye çalışacağım” dedi. Özel şöyle devam etti: “Seçim gecesi seçmen AK Parti’ye tarihi bir ceza verdiği halde aramızdaki oy farkı 2,28 puan. Yani varıp da AK Parti’ye 20 puan fark atmadık ki. Biz aldık ama onlar da aldı. AK Parti de 31 Mart’taki oyunun gerisinde. AK Parti de yüzde 37 almıyor ki, 30-29 alıyor.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Etki Ajanlığı” Tepkisi: Tiranlık Uygulaması

“Etki Ajanlığı” yasası olarak bilinen düzenlemeye ilişkin konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Ülkemizin güvenliği için atılan bir adım olarak sunulmak istenen bu yasal düzenleme, aslında ifade özgürlüğünü sınırlayan, eleştiriyi kriminalize eden, kamusal alanda bazı faaliyetlerin, devletin güvenliğiyle ilişkilendirilip cezalandırılmasını sağlayan bir istibdat arayışıdır” dedi ve ekledi:

“Burada asıl olan devletin güvenliği değil, iktidarın güvenliği ve keyfiliğidir. Geçmişte söylemiştim. Bugün de tekrarlayayım. Soğuk savaş döneminde değiliz Sayın Erdoğan. Burası Sovyetler Birliği değil, siz de Stalin değilsiniz. Mülteci politikalarına karşı çıkan, demografik değişim endişelerini dile getirenleri bile, etki ajanı olarak nitelendirmeyi mümkün kılacak bu yasa teklifini şiddetle reddediyoruz. Bu bir tiranlık uygulamasıdır. Yol yakınken bu hatadan dönün. İYİ Parti olarak bütün milletvekillerimizle birlikte, demokrasiyi katleden, ifade özgürlüğünü sekteye uğratan, söz söyleme ve eleştirme hakkına tecavüz eden, İktidarın, istediğini ajan, gerçek ajanı da masum ve muteber ilan ettirebileceği Bu derebeylik yasasına sonuna kadar direneceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle: “Bugün ağır ateşte pişirdikleri şeyin özünde, Ortağı ve eş başkanı olmakla gurur duydukları Büyük Ortadoğu Projesi’nin bu safhasında, Normalleşmeden, Yeni Anayasaya, ‘Devletin ülkesi, milleti olmaz’ hadsizliğinden, terörist başını Meclis kürsüsüne davet eden delirmişliğe kadar her şey, sınırlarımızın hemen dibinde, ABD, İngiltere ve İsrail’in talimatlarıyla, iki sipariş devletin hamiliğini yaptırma planlarıyla ilgilidir.

İçeriye Misak-ı Milli; dışarıya da tekmil vererek yapacakları değnekçiliği, daha şimdiden üstün hizmet madalyası gibi yakalarına takmış anlatıyorlar. İşte bunun adına ‘Büyük Türkiye’ diyorlar, bunların ağzından ‘büyük’ sıfatını duyduğunuz an, bilin ki Türkiye küçülmektedir. Ve 101 yıl önce bize armağan ve emanet edilmiş olan İstiklal ve Cumhuriyetimizi kaybetmek üzereyizdir.

Bilinsin ki, Cumhuriyet düşmanları nasıl yargılandılarsa, ne yaşadılarsa, Cumhuriyet düşmanlarına çanakçılık yapanlar da öyle yargılanacaklardır. Öyle muamele göreceklerdir. Bu devletin anayasası ile kurulmuş Baroların arkasına sığınarak, bu ülkeye düşmanlık yapanlara tekraren söyleyeyim: Türk yargısı kararlarını Türk Milleti adına verir. Ona hasım olanların mahkemedeki yeri bellidir. Şeyh Sait gibi sanık sandalyesidir. Seyit Rıza gibi sanık sandalyesidir. Bizim Savunduğumuz şey Cumhuriyettir.

Bugün yaşadığımız elim ve vahim vaziyette iki hususa dikkat çekmek isterim: Bu iki husus, direncimizin nasıl kırıldığına, bizi nasıl savunmasız kıldıklarına ilişkindir. Birincisi şudur: Türk vatandaşları devletinden ve milletinden uzaklaştırılmaktadır. Yokluk ve yoksulluk içerisinde bırakılıp, anayasal hakları elinden alınmaktadır. Yani ne parasız eğitimden, ne de sağlık hizmetinden yararlanamamaktadır. Barınamamaktadır. Can korkusu, namus kaygısı duymaktadır. Bu perişanlık içerisinde de bir cinnet haline itilmektedir.

Bilerek ve isteyerek yapılmaktadır bu. Çünkü sonunda kalkıp diyeceklerdir ki ‘Katiller hapse girsin’ diyorsanız, ‘Sapıklar yakalansın’ istiyorsanız, ‘Bize daha fazla yetki verin!’ ‘Bizi bir kere daha seçin’, ama önce şu yeni anayasaya evet deyin diyecekler. Ne kadar tanıdık bir senaryo değil mi? İsimler ve aktörler değişse de, 11 Eylül 1980 gecesine kadar kan dökülmesine müsaade edenler de, aynı şeyi yapmışlardı bizim nesillerimize. Kimimizi sağa, kimimizi sola dizdiler, kimimizi mezara, kimimizi mapusa düşürdüler. Onlarsa en büyük makamlara geldiler.

Saray İktidarı, sırtını dayadığı rant çetelerini, doymak bilmeyen patronlarını üç kuruş vergi alırım da aman küstürürüm diyerek, tüm faturayı bu fakir millete kesmek için tüm şeytanlıklarını seferber etmektedir. Yerli ve Milli Baş Ekonomist Erdoğan ve yamağı vergimatik Mehmet, yıl sonuna gelindikçe, ağızlarındaki baklayı çıkarmaya başladılar. Bu beylere göre, ‘Ülkemizdeki enflasyonun sebebi ücret ve maaşların yüksekliği’ imiş. ‘Ücret ve maaşların yüksekliği enflasyonun sebebiymiş.’ Bu baklayı çıkartıp, densizce ortaya koymaksa Merkez Bankası başkanına nasip olmuştur: Asgari ücreti belirlerken maaşların artış oranı gerçekleşen enflasyon oranını değil, gelecek yıl için hedeflenen enflasyon oranını esas alınarak belirlenmeliymiş.

İktidarın işçi–emekçi düşmanı bu yaklaşımının, ne kadar şeytani bir plan olduğunu daha net anlamak için geriye gidelim. Eğer geçtiğimiz yıllarda ‘Hedeflenen enflasyon’ oranı esas alınsaydı, Bugün asgari ücret kaç para olacaktı? 2006 itibariyle bu yöntem benimsenseydi, asgari ücret sadece 1.875 lira olurdu. Eğer 2019’dan itibaren hedeflenen enflasyona göre bir hesaplama yapılsaydı, Bugün asgari ücret yaklaşık 4 bin 100 TL olacaktı. Bugünkü 17 bin liralık asgari ücretin vatandaşımızı mahkum ettiği, Adına yaşamak denirse, yaşam standardını düşünürsek, varın gerisini siz hesap edin. Kısaca, Yalan ve riyakarlıkta bir marka olan Saray iktidarı, belli ki artık kendi sınırlarını zorlamaktadır.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da İYİ Parti olarak net asgari ücret beklentimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz: 2024 yılı için yılsonu TÜFE tahminini en son yüzde 44 olarak revize edilmiştir. 2024 yılında yıllık ortalama tüketici fiyat artışı en az yüzde 58,5 olacaktır. Biz diyoruz ki en azından, millete çekinmeden yalan söyleme cüreti göstererek, oynadığınız sahte enflasyonu baz alın. Gerçekleşen enflasyon kadar ücret artışı yapmak, çalışanın yaşadığı refah kaybını telafi etmemektedir. İşverenlerin de durumu göz önünde bulundurularak temmuz ayında tekrar arttırılmak kaydıyla, 2025 yılının ilk yarısında net asgari ücret en az 28 bin lira olmalıdır. Bunun altında kalan ücret, Türk milletine zulümdür. Bu zulmün hesabını sormak da boynumuzun borcudur.

“Bu derebeylik yasasına sonuna kadar direneceğiz”

TBMM’de gündeme gelecek ve kamuoyunda ‘Etki Ajanlığı’ yasası olarak da bilinen yeni düzenlemeyle ilgili görüşlerimi de kısaca paylaşmak istiyorum. Bilindiği gibi bu konu daha önceden de gündeme getirilmiş, ayrıntılı bir değerlendirmede bulunmuştum. Ülkemizin güvenliği için atılan bir adım olarak sunulmak istenen bu yasal düzenleme, aslında ifade özgürlüğünü sınırlayan, eleştiriyi kriminalize eden, kamusal alanda bazı faaliyetlerin, devletin güvenliğiyle ilişkilendirilip cezalandırılmasını sağlayan bir istibdat arayışıdır. Burada asıl olan devletin güvenliği değil, iktidarın güvenliği ve keyfiliğidir.

Geçmişte söylemiştim. Bugün de tekrarlayayım. Soğuk savaş döneminde değiliz Sayın Erdoğan. Burası Sovyetler Birliği değil, siz de Stalin değilsiniz. Mülteci politikalarına karşı çıkan, demografik değişim endişelerini dile getirenleri bile, etki ajanı olarak nitelendirmeyi mümkün kılacak bu yasa teklifini şiddetle reddediyoruz. Bu bir tiranlık uygulamasıdır. Yol yakınken bu hatadan dönün. İYİ Parti olarak bütün milletvekillerimizle birlikte, demokrasiyi katleden, ifade özgürlüğünü sekteye uğratan, söz söyleme ve eleştirme hakkına tecavüz eden, İktidarın, istediğini ajan, gerçek ajanı da masum ve muteber ilan ettirebileceği Bu derebeylik yasasına sonuna kadar direneceğiz.”

Paylaşın

STK’lardan Milletvekillerine “Etki Ajanlığı” Çağrısı: Hayır Deyin

91 Sivil Toplum Kuruluşu (STK), milletvekillerine, TBMM Genel Kurulu’nda oylamaya sunulması beklenen ve kamuoyunda “etki ajanlığı” yasası olarak bilinen yasa teklifine hayır demeleri çağrısında bulundu.

“Etki ajanlığı düzenlemesi” olarak anılan yasa teklifi, daha önce 9’uncu yargı paketiyle Mayıs 2024’te Türkiye gündemine getirilmişti. Ancak başta kamuoyundan gelen tepkilerin ardından teklif Haziran ayında paketten çıkarılmıştı.

Düzenleme 18 Ekim 2024’te Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi adı altında TBMM başkanlığına yeniden sunuldu. TBMM Adalet Komisyonu’nda 23 Ekim’de kabul edilen teklifin bugün TBMM Genel Kurulu’na getirilerek yasalaşması bekleniyor.

Teklifin yasalaşması halinde sivil toplum örgütleri ve medyaya yönelik baskıların artırmasından endişe ediliyor. Hukukçular da yasada yoruma açık ifadelerin keyfiyete sebep olabileceği konusunda uyarıyor.

Kamuoyunda “etki ajanı” yasası olarak bilinen yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’nda oylamaya sunulması beklenirken, tepkiler de büyüyor. “Etki ajanı” yasa teklifinin reddedilmesi talebiyle sivil toplum örgütlerinin yayımladığı ortak açıklamaya imza atan STK sayısı, 91’e ulaştı.

Sivil toplum örgütleri, ortak açıklamalarında, “Yasa teklifi, sivil toplum örgütlerinin, devlet veya devlet dışı aktörler tarafından işlenen insan hakları ihlallerini belgelemek gibi meşru faaliyetlerini suç kapsamına alma riski taşımakta ve uzun süreli hapis dahil ağır cezalar öngörmektedir” denilerek, tüm milletvekillerine yasa teklifine ret oyu verme çağrısında bulunuldu.

23 Ekim’de Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yargı paketinin oylamaya sunulmak üzere meclis genel kuruluna gelmesi bekleniyor. Yasa teklifi, sivil toplum örgütlerinin, devlet veya devlet dışı aktörler tarafından işlenen insan hakları ihlallerini belgelemek gibi meşru faaliyetlerini suç kapsamına alma tehdidi oluşturuyor ve bu ihlalleri gerçekleştirdiği belirlenen kişilere uzun süreli hapis dahil ağır cezalar getiriyor. Bu sözde suçların “savaş zamanında” veya “devletin savaş hazırlığı veya askeri hareketleri” bağlamında işlenmesi halinde, ceza 12 yıl hapse kadar çıkabilecek.

Ortak açıklamada, “Yasa teklifinin olası suistimallere karşı yeterli güvence veya etkili hukuk yolu içermemesinden ve hangi belirli fiillerin suç teşkil ettiğine ilişkin açık ve net kriterler getirmekte yetersiz kalmasından kaygı duymaktayız” ifadelerine yer veren kurumlar, şöyle devam etti:

“Aşırı geniş ifadeler içeren, muğlak yasaların keyfi yorumlanması, Türkiye’de insan hakları savunucuları, gazeteciler, avukatlar ve diğer birçok sivil toplum örgütünü hedef almak ve yargılamak için kullanılmaktadır. Yasa teklifi, yürürlüğe girmesi halinde, herkesin bilgi talep etme ve edinme hakkını da içeren ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilme riski altına girecektir. Ayrıca sivil toplum örgütlerinin önemli insan hakları çalışmaları üzerinde de caydırıcı bir etki yaratacak ve potansiyel anlamda faaliyetlerini engelleyecektir.”

İmzacı kurumlar:

1. 17 Mayıs Derneği
2. ADO Alevi Düşünce Ocağı Derneği
3. AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı
4. Ali İsmail Korkmaz Vakfı
5. Altyazı Sinema Derneği
6. Ankara Dayanışma Akademisi
7. Ankara Düşünceye Özgürlük girişimi
8. Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER)
9. Başka Bir Okul Mümkün Derneği
10. Batman Barosu

11. Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
12. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST)
13. Çağdaş Gazeteciler Derneği
14. DEMOS Araştırma Derneği
15. Dersim Barosu
16. DİSK Basın-İş
17. Diyarbakır Barosu
18. Doğal Yaşam Derneği
19. Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim
20. Eşit Haklar İçin İzleme Derneği

21. Genç Düşünce Enstitüsü
22. Genç LGBTİ+ Derneği
23. Gençlik Örgütleri Forumu
24. Göç Araştırmaları Derneği
25. Göç İzleme Derneği
26. Haber-Sen
27. Hak İnisiyatifi
28. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
29. Hakkari Barosu
30. Havle Kadın Derneği

31. HEVİ LGBTİ+ Derneği
32. İnsan Hakları Derneği
33. İnsan Hakları Derneği Ankara Şube LGBTİ+ Komisyonu
34. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
35. İnsan Hakları Gündemi Derneği
36. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası
37. İstanbul Trans Onur Haftası
38. İzmir Kadın Dayanışma Derneği
39. Kadın Dayanışma Vakfı
40. Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği

41. Kadın Zamanı Derneği
42. Kadının İnsan Hakları Derneği
43. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu
44. Kaos GL Derneği
45. Katre Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği
46. Kırkayak Kültür
47. Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
48. KİRPİ Haber
49. Kuşadası Caferli Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği
50. Lambdaistanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği

51. LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği – LİSTAG
52. Lider Kadın Derneği
53. Mardin Barosu
54. Marmaris Halk Meclisi
55. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği
56. Mekanda Adalet Derneği
57. Merdiven Toplumsal Girişim ve Gelişim Derneği
58. Muamma Lezbiyen Gey Biseksüel Trans İnterseks Artı Eğitim Araştırma ve Dayanışma Derneği
59. Muğla Cevre Platformu
60. Murat Çekiç Derneği

61. Muş Barosu
62. Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der)
63. Özgür Renkler Derneği
64. Özgürlük için Hukukçular Derneği
65. P24 Bağımsız Gazetecilik Derneği
66. Romani Godi- Roman Hafıza Çalışmaları Derneği
67. Rosa Kadın Derneği
68. SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği
69. Siirt Barosu
70. Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği

71. Sosyal ve Ekonomik Yaşamda Nitelikli Değişim ve Gelişime Destek Derneği (SenDeGel)
72. Star Kadın Derneği
73. Şanlıurfa Barosu
74. Şırnak Barosu
75. Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Derneği
76. Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (TTM)
77. Türkiye Gazeteciler Sendikası
78. Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi
79. Türkiye İnsan Hakları Vakfı
80. Türkiye Sakatlar Derneği

81. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği
82. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi
83. Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği
84. Van Barosu
85. Velvele
86. Yaşam Bellek Özgürlük Derneği
87. Yaşama Dair Vakıf (YADA)
88. Yeşil Düşünce Derneği
89. Yurttaş Girişimi
90. Yurttaşlık Derneği
91. Yuva Derneği

Paylaşın

Meclis’te “İsrail’le Ticaret” Gerginliği

Meclis’te CHP milletvekilleri ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat arasında sık sık “İsrail’le ticaret” tartışmaları yaşandı. Bakan Bolat, CHP milletvekillerinin, İsrail’le ticaret devam ediyor ifadelerini yalanladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Ticaret Bakanlığı’nın 2025 Bütçesi görüşüldü.

Görüşmeler öncesinde CHP milletvekilleri “İsrail ile ticaret” haberlerinin yer aldığı gazete haberlerini gösterdi. Tepkilerini dile getirdi. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığına göre; CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, iktidarın “İsrail’le ticaret yapılmıyor” dediğini ancak ticaretin devam ettiğini savundu. “Bir taraftan ağlıyorlar, bir taraftan ticaret yapıyorlar” diyen Ağbaba, gemilerle İsrail’e hür türlü malzenin gittiğini iddia etti.

Ağbaba, “Bu ayıbı Türkiye kaldıramaz. İsrail’in yanında mısın, Gazze’nin yanında mısın? Malesef Gazze’de hergün yeni katliamlar yapılırken buradaki malzemeler Türkiye’den gidiyor. Kudüs’teki tel örgütler, askerlerin kışlık içlikleri Türkiye’den gitmişti. Buradan Filistin’e diye mallar çıkıyor, İsrail’e gidiyor. Filistin’in ticaret yapacak hali yok, çelik gönderiliyor. Filistinliler çeliği ne yapacak? Seramiği ne yapacak?” iddialarını gündeme getirdi.

Sonrasında Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sunumunu gerçekleştirdi.
Bolat, “Türkiye İsrail’e jet yakıtı satıyor” iddiaları konusunda, 6-7 tane İsrailli tur şirketinin “charter” şirketlerinin turist getirince havalimanından aldığı uçak benzini ihracat olarak kaydedildiği için bu olayın bu şekilde karalama kampanyası yapıldığını söyledi. Bunun üzerine CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, “Hiç yakıt satmıyor musunuz?” diye sordu.

CHP Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, “Hiç yakıt satılmıyor mu Sayın Bakan?” diye ekledi. Milletvekilleri ısrarla sorularına devam edince Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Arkadaşlar çok ayıp yani Bakan’ın 30 dakikası var, şurada yaptığınız çok ayıp, çok” dedi. CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin “Ayıp diyemezsiniz” diyerek itiraz etti.

Bolat, 2 Mayıs’ta alınan karar doğrultusunda İsrail’le ihracat ithalatın tamamen durdurulduğunu söyledi. “İhracat, ithalat sıfırdır” diyen Bolat, Filistin Hükümeti’nin gelerek, “Bizim Türk mallarına ihtiyacımız var. Filistin topraklarında 6 milyon insan yaşıyor” dediğini belirtti. Bunun üzerine CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Çelik niye? Cam niye? Seramik niye?” sorularını yöneltti.

Bakan Bolat, 2 Mayıs’ta İsrail’le ticaret ambargosu konulduktan sonra “Üçüncü ülkelerden zaten gidiyor” yalanının uydurulmaya başlandığını söyledi. Bolat, “Kardeşim, bütün dünyaya, 220 ülkeye ihracat yapıyoruz biz; 262.5 milyar dolar ihracatımız var, 340 milyar dolar da ithalatımız var. 605 milyar dolar civarında toplam dış ticaretimiz var ve bu dış ticaretimiz de dünyanın her tarafına var. Ticaretimizin yüzde 40’ı AB ülkelerine. Bu anlamda Filistin’e yapılan ticaret doğrudur ve Filistin hükümeti bundan mennundur” dedi.

Konuşmasına devam eden Bolat, Filistin Hükümeti’nin talebi üzerine bir mekanizma kurduklarını ayrı bir gümrük koduyla ihracat kapısı açtıklarını söyledi.

Geçen hafta Ambarlı Limanı’nda yapılan eylemle ilgili “İsrail’e gidiyor, silah götürüyor” suçlaması yapıldığını belirten Bolat, bu ürünlerin Güney Kore ve Çin limanlarından geldiğini bildirdi. Tartışmalar devam ederken CHP’li Veli Ağbaba, “Bizim tavrımız net. Biz Deniz Gezmişlerin yolundayız, biz Ecevitlerin yolundayız” dedi.

“İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor”

Bakan Bolat, “Filistin için en çok mücdaleyi veren hükümete, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptıklarına destek olun. Yaptığınız siyasi istismar” diye konuştu. CHP’li Ağbaba, “Onu yapan sizsiniz” karşılığını verdi. Bolat, “İsrail’le en çok dost olan sizsiniz” diye devam etti. Ağbaba, “İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor” dedi.

Bolat, “İkiyüzlülüğü kim yapıyor çok iyi biliyor bu aziz millet” karşılığını verdi. Ağbaba, hâlâ Ceyhan Boru Hattı’ndan İsrail’e petrol gitmeye devam ettiğini iddia etti. Ağbaba, “İsrail’le ticarete devam, Gazze’ye ağlamaya devam” dedi.

Bolat, konuşması sırasında kaçakçılık faliyetleriyle ilgili de bilgi verdi. Bolat, bu yıl 7 Kasım itibariyle 18.5 milyar lira değerinde 17.2 ton uyuşturucu madde ve 19.4 milyar lira değerinde kaçak ticari eşya olmak üzere toplamda 38 milyar lira değerinde kaçak eşya ve narkotik madde ele geçirildiğini söyledi.

Görüşmeler sırasında İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, bakanın “cari açık sorun olmaktan çıkmıştır” ifadesini kullandığını söyledi. Bakan Bolat, “Bugün için” dedi. Usta, “Bu, çok iddialı. Bu ancak cehaletle açıklanır sayın bakan, kusura bakmayın… ‘Cari açık sorun olmaktan çıkmıştır’ diye bir şey sizi göreceksiniz çok mahcup edecek” dedi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Atatürk” Yanıtı: İşine Gelince…

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İşine gelince Atatürkçü olanlar, meczubun cenazesine koşanlar, sıkıştığında dönüp 2 ayyaş deyip sıkıştığında 10 yıl daha yaşasaydı diyenlerin samimiyetini milletimiz adalet terazisinde tartıyor. Ama milletin Atatürk’e yönelik sadakati bitmiyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şayet, Gazi’nin ömrü ve sağlığı en azından bir 10 yıl daha ülkeyi yönetmeye el verseydi, hiç şüphesiz 2. Cihan Harbi sonrası bambaşka bir Türkiye görecektik. Maalesef Gazi’nin vefatıyla bu fırsatı kaçırdık. Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra da başımıza musallat edilen darbeler, zayıf koalisyonlar, kifayetsiz kadrolar ülkemizin küresel kalkınma yarışında geride kalmasına sebep oldu” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in transfer duyurusuyla başladı. İYİ Parti’den istifa eden Trabzon’un Yomra ilçe Belediye Başkanı Mustafa Bıyık CHP’ye katıldı. Mustafa Bıyık’ın parti rozetini takan Özgür Özel, daha sonra yaptığı açıklamada, haftaya yeni katılımlar olacağını belirtti.

Özel daha sonra gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İzmir’den büyük bir facia haberi aldık. Öğrendikçe insanın içi acıyor. 22 yaşında bir erken evlik yapıyor. Emekli bir felsefe öğretmeninin kızı Melis Akcan. Eşi hapse giriyor bu sefer kendisi başlıyor hurda toplamaya evde en büyüğü 5 yaşında olan 5 çocuk ve büyük bir felaketle karşı karşıya kalınıyor. Bu konu Türkiye’de yoksulluk güvencesizlik ve aile içinde yaşananlara karşı kadınların çaresizliğine kimse gözü kapalı kalamaz. Grubumuz bir araştırma önergesi yazacak.

Türkiye’de korunmaya muhtaç çocukların bu durumundan ailenin itirazı, başka durumlar, objektif kriterler, bağımsız kurumlar, sivil toplumun dahil edilmesi, eksik neyse bu işin bu benzer vakalar bir daha yaşanmasın diye bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif edeceğiz.

Bu meseleyi de çok yakından hep birlikte takip edeceğiz. Tabii bu üzüntü bu yas 10 Kasım’daki ulusal yasımızın üstüne geldi. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 86. yıldönümünde özlemle, minnetle, rahmetle andık hep beraber. 81 ilde anma programları yapıldı. Saat 09:05 gece Türkiye’de yine hayat durdu. Çatıdaki işçi durdu. Köprüdeki sürücü durdu. Madende yerin 400 metre altındakiler durdu. Şehirlerarası yolda kamyon şoförü durdu.

Bütün Türkiye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırası önünde 1 dakika durdu. Ona minnetlerini, ona şükranlarını iletti. 9 Kasım’dan itibaren yüz binler Anıtkabir’e aktılar. 10 Kasım’da resmi rakam 1 milyon 100 bin vatandaşımız Anıtkabir’i ziyaret etti. Bugün burada “Benim iki büyük eserim var. Bunlardan bir tanesi cumhuriyet, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi.” diyen önderimizin, partimizin 1. genel başkanının, kurucumuzun huzurunda bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi tüm üyeleri adına kendisine minnetlerimizi sunuyorum.

Birileri işine gelince Atatürkçü olanlar, sonra Atatürk’ün, Atatürk’e zerre muhabbet besleyen, ‘Ne ölüme ne dirime.’ diyen meczupların hastanesine de cenazesine de koşanlar ama 15 Temmuz akşamı ‘Bulun bulun, Atatürk bayrağı, posteri bulun, il başkanlıklarımıza asın.’ diyenler, sıkıştığında, kafası bozulduğunda dönüp iki ayyaş deyip, sıkıştığında ‘Keşke 10 yıl daha yaşasaydı.’ diyenlerin samimiyetini bu milletimiz vicdan terazisinde tartıyor. Ama bu milletin Atatürk’e sadakatini her 10 Kasım’da görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz.

Tayyip Bey’in 10 Kasım, Türkiye’nin matem gününde yaptığı konuşmaya birazdan değineceğim. Ama ilk önce ilk önce esas hepimiz açısından son derece yakıcı ve bir ülkenin gerçek gündeminde olan konuları ıskalamadan konuşmak lazım.

Ekonomik kriz her alanda derinleşirken iktidar irrasyonel davranışlara devam ediyor. 2002 yılında memur 14,5 çeyrek alıyordu şimdi 7. Vatandaşın sırtına vergi yüklemeye devam ediyorlar. Yılbaşına kadar 81 ilde ekonomiyi anlatacağız. Gerçek derdimiz ekonomidir.

Vatandaşın hakkını savunuyoruz. Emekli maaşı asgari ücrete denk olmalıdır. Emeklilere 17 bin lira bu aydan itibaren yatırılmalıdır. Bırakın dört seferi, temmuzda dahi zam yapmadılar. Bugün asgari ücretlinin alım gücü erimiş durumdadır. Kendi beklentileri yıl içerisinde üç sefer değişti. Bunlar, kendileri bile tutturamıyorlar. Krizin faturasını asgari ücretliye verecekler.

Biz bir asgari ücretli parayı nereye harcar diye baktık. Bütün sendikalara çağrı yapıyoruz. Asgari ücret 30 bin lira olsun. Bugün enflasyon yüzde 59 buna göre zam verse 24 bin lira olacak asgari ücret onlar diyor ki biz 21 bin lira yapalım. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında yokuz.

“Etki ajanlığı düzenlemesi tüm muhalifler için sopadır”

Kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak adlandırılan düzenlemeye de değinen Özel “Tüm muhalifler için sopadır” diye konuştu. Özel şöyle devam etti: “Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Muhalif gazeteciler için, muhalifler için bir sopa olarak kullanmak üzere getiriyorlar. Hukukun en temel beklentisini bile aramadan. Birisi bana muhalifse ben onu başkalarını etki ajanı olarak etiketlerim kimseyi de konuşturmam. Millet buraya milletvekili seçip yolladı, hukukçu arkadaşlar var.

Yabancı ülkenin buradaki taşeronu yakalanınca bir buçuk yıl ceza verebiliyoruz. Ama senin yazdığın gibi olursa dışarıdan çalışmalara YÖK para ayırmaz akademisyen fon bulur, etki ajanısın diyecekler. gazeteci dışarıdan fon bulur yayın yapar, etki ajanısın diyecekler. Otoriterlik bulaşıcı, birbirlerinden öğreniyorlar. Bu etki ajanlığının patenti sayın Putin’de. Sonra Gürcistan, Kırgızistan izlemiş. NATO Parlamenterler Meclisi’nde bu düzenlemenin demokrasiye tehdit olduğu bir karar bağlanmış.

Bizim de üyelerimiz var hatta Faik Öztrak yönetici pozisyonunda. 18 üyenin 10’u AKP ve MHP’li. Bu 10 arkadaş NATO’da demokrasiye aykırı diye imza atmışlar. Devlet Bey için kolay, iki tanesini partiden atar. Senin milletvekillerin demokrasiye aykırı diye Mayıs ayında imza atıyorlar. Kırmızı alarm! Hayvan hakları ve kadına şiddet yasasında olduğu gibi kırmızı alarm! Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar.”

“Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular…”

Görevden alınıp yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’de Özgür Özel’in gündemindeydi. Özel, konuya ilişkin şöyle konuştu: “Ahmet Özer halen tutuklu. Dün Serdar Ortaç hakkında iddia var, gece evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar, duymayınca uyanmasını beklemişler. Uyanıp kapıyı açınca kendileri ifadeye davet etmiş. Doğrusu bu. Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular, canlı bombaymışcasına o şartlar altında kaldırıp itibarsızlaştırdılar.

Aramada avukat sokmadılar eve. Güya buldukları delillerle bir sürü yalan attılar. Hatta belki FETÖ gibi kendileri kanıt koydular. Remzi Kartal ile görüştü deniliyor hiç kanıt yok ama Meclis’te Kartal ile görüşen iki vekil var biri Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çıkıyor diyor ki ‘Ben akademisyen sıfatımla görüştüm’ Yayman’a hak olan Özer’e yasak mı?

Ahmet Özer atadıysa şu PKK’lıları bir de biz görelim dedik 12 gün sokmadılar. En sonunda girdik. Dediler ki; kayyımı gördünüz mü? Şeytan görsün yüzünü! Göstere göstere seçilmiş CHP’li üyelerin odalarını göstermişler. Kayyımın bir odasını falan gösterememişler. AKP’li giriyor babasının evine girer gibi ama CHP’ye yasak. Neden? Ahmet Özer aleyhine delil uyduracaklar. Mümkün olduğunca Akın’a düşürüyorlar, düşmezse Akın oraya koşuyor.

Bir hakim başarılıysa yerinden oynamaz. Bir hakim başarısızsa sürersin. Akın Gürlek pinpon topu gibi. Dolaşıyor katlediyor. Şimdi gelmiş Ahmet Özer’i içeride tutacak operasyonu yapıyor. Akın’ın yer değiştirmeme tazminatı yerine, yer değiştirme coğrafi tazminatını eşini SPK’ya koyup karşılarız. Aile ile uğraşmadım, uğraşmam. Ama SPK’ya atanmam vicdana uygundur diyorsa hanımefendiden özür dilerim. Ama o Akın Gürlek’in benden çekeceği var.”

Kayyım atamalarının ardından DEM otobüsünde konuşma konusuna ilişkin de konuşan Özel şu ifadeleri kullandı: “Mardin’e gidip DEM otobüsüne çıkmışız. Gittiğimizde ne üstünde ne de içinde oldukları sivil plakaları bir otobüsün üstünden konuştuk. Ülkenin cumhurbaşkanı benim söylediklerimi TRT tüm ülkeye yayar, duyanlar bana yeter diyerek siyaset yapıyor. Hadi televizyonda karşımıza çıkmıyorsun bari o kürsüde yapma. Otobüs ortada, plakası sivil. Ahmet Türk o kadar nazik ki ben çekileyim dedi.

Olur mu başkanım, Mardin halkı kimi seçtiyse onunla çıkacağım buraya dedim. Erdoğan diyor ki; yalan söylüyor, samimi değil. Tayyip Bey, Siirt’e gidip meydanda kalabalığı görüp sonra da şiir okuyup yasaklı duruma düşen sen, partin iktidara gelince milletvekili de değilsin Baykal’ın demokratlığından istifade eden ve Anayasa değiştirten sen, geçen seçim yüzde 65 oy alan Siirtlilerin başkanına kayyım atayan da sen. Samimiyetsizlik budur.

10 Kasım’daki bütün çabalarına rağmen kutuplaşmaya sebebiyet verecek, çatışmaya sebebiyet verecek söylediği hiçbir söze cevap vermeyeceğiz. Niye? İşine öyle geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart’tan önce “Tayyip Bey sövdü, Devlet Bey sövdü. O dönem bir muhalefet genel başkanı ağır konuştu.

“31 Mart akşamı 1. parti olduk”

Ne dedik? “Canınız sağ olsun.” Niye? “Emekli konuşacağım.” dedim. Niye? Asgari ücret konuşacağız, yoksulluk konuşacağız dedik. Aslan gibi adaylarımız var, onları tanıtacağız dedik. 31 Mart akşamı 1. parti olduk. O günden bugüne parti 1. parti. Cumhuriyet Halk Partisinden bahsederken şöyle bir şey söylüyor: ‘Türkiye’nin 2. partisi.’ Yok öyle bir şey. Sadece bir yerde o var. Nerede biliyor musunuz? Üye sayısında. Çünkü biz sizin gibi kapınıza varan garibana ‘Kimliğini getir, üye olmadan önce sosyal yardım alamazsın.’ demeyiz. Üye olmayana kömür dağıtmıyoruz demeyiz. İşe girmek isteyenin babasını, ninesini, dedesini CHP’den istifa ettirip AK Parti’ye kaydettiren sizsiniz. Bu bir tenezzül meselesidir. Üye sayısında bizi böyle geçersiniz.

Son seçimlerde 47 yıl sonra büyük bir gururla yüzde 38 oyla Türkiye’nin 1. partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Tayyip Bey’in, Tayyip Bey’in zoruna gitse de Adalet ve Kalkınma Partisi şimdilik 2. partisi, yakında 3. partisi ve en sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi tarihteki yerini alacak. Ama ama bu ülke işgal altındayken hep birlikte harekete geçenler, dedeleri koyun koyuna toprak altında kefensiz yatanlar, cumhuriyeti kuranlar, çok partili rejime, demokrasiye geçirenler, sata sata bitiremediğiniz tüm fabrikaları, tüm tersaneleri, tüm rafinerileri yapanlar sata sata bitiremediğiniz her şeyi yapanlar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapanlar, emekliliği getirenler, kıdem tazminatını getirenler, sendika kanununu getirenler.

Şimdi de siz istediğiniz kadar kutuplaşın, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin hakkını savunmaya, bu memlekete umut olmaya, halkın iktidarını kurmaya geliyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin 1. partisi olarak önümüzdeki seçimlerde sonra Atatürk’ün partisi iktidar partisi olacak. Bize inanın, bize güvenin. Size inanıyoruz, milletimize güveniyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Bahçeli “Öcalan” Çağrısını Yineledi: Söylediğimiz Her Şeyin Arkasındayız

MHP Lideri Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan için yaptığı çağrıya değinerek, “Terör ve bölücülük sorunuyla daha fazla yaşamamız. Bölücü terör örgütü PKK için son yaklaşmıştır, hiçbir terörist için kaçacak bir yer kalmamıştır. Silah varsa siyaset yoktur. İhanet varsa demokrasi yoktur. Yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin arkasındayız” dedi ve ekledi:

“Günü kurtarmanın değil, geleceği kurgulamanın istikametinde sağlam adımlarla ilerlemenin düşüncesindeyiz. Oyumuz artıyormuş, oyumuz azalıyormuş! Vatan tehdit altındayken, milli güvenlik duvarlarımız hain akınlarla sallanıyorken oy ve seçim endişesiyle başımıza kuma gömmek bizim kitabımızda yazmayan alçalma ve aşağılanma halidir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 34 harften oluşan ortak Türk alfabesine ilişkin konuşan Bahçeli, “Önemli ve kayda değer bir sonuç da, ortak alfabe konusunda alınmıştır. Bu gelişme tarihi bir adımdır, makus talihin ters döndüğünün işaretidir” dedi.

CHP’ye eleştirilerde bulunan Bahçeli, “Onlar dönsün dursun dikkat etsinler fazla dönüş denge kaybına da yol açabilir. Dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan. Dönenlere devşirilenlere demlenenlere, kaçanlara, korkaklara aldırmadan bizim yolumuz Türk devrimidir ve Türkiye yüzyılıdır… Bu fırsat kaçmamalı, tarihi baştan ayağa yeniden yazmak elimizdedir. Sistemli ve şiddetli tahriklere aldırmayacağız. Kuru gürültülere pabuç bırakmayacağız. Türk birliği hayal safhasında kalmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye-ABD ilişkilerine değinen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “ABD başkanlık seçim sonuçları münasebetiyle gün yüzüne çıkan kaygılı bekleyişler fazlasıyla dikkat çekicidir. Almanya’da koalisyon hükümetinin dağılması erken seçim şartlarını doğurmuştur. ABD’de yapılan seçimde seçilen Trump’ın ne yapacağı nasıl bir politika takip edeceği günlerdir tartışmaların ağırlık merkezidir. Türkiye’de bazı çevrelerin fil ile eşek arasına sıkışıp kalmaları,

Trump’ın seçilmesinden dolayı karalar bağlamaları, Harris’in kaybedişinden dolayı yas tutar haline gelmesi garabettir. ABD’deki demokratların ve cumhuriyetçilerin holiganlarmış taraflarına ülkemizde de tesadüf etmek utanç duyacak bir köksüzlüktür. Biden’ın içimizdeki sömürgeleşmiş işbirlikçileriyle dayanışma halinde cumhurbaşkanımızı seçimle değiştirip devirme planları şimdi tuzla buz olmuştur.

Şu Allah’ın işine bakınız ki değişen akli melekelerinin dahi kendisini terk ettiği Biden’dan başkası değildir. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır düşüp de kalkamayan Biden ve Harris’tir. Biz ABD’deki seçime Türkiye merkezli bakıyoruz. ABD Türkiye ,ilişkilerinin asıl boyut alacağıyla ilgili analiz yapıyoruz. Trump’ın ilk döneminden farklı bir profil sergilemesi iki ülkenin de müşterek hayrınadır.”

“Terörün bitmesi milli ülküdür”

Abdullah Öcalan çağrılarına ilişkin açıklama yapan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bölücü terör örgütü için son yaklaşmıştır. Silah varsa siyaset yoktur. Şiddet varsa sevgi ve barış dili kupkurudur. MHP milli birlik ve kardeşliğin yanındadır. Yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin arkasındayız. Biz gelecek seçimlerin hesabını değil, gelecek nesillerin hesabı içindeyiz. Torunlarımızın, aynı felaketlere muhatap olmasını asla, kata, bihakkın istemiyoruz.

Günü kurtarmanın değil, geleceği kurmanın ve kurgulamanın istikametinde sağlam adımlarla ilerlemenin samimi düşüncesindeyiz. Terörün bitmesi milli ülküdür. Vatan tehdit altındayken oy düşünmeyiz. Kürt kardeşlerimizle kucaklaşarak milli birlik ve kardeşlik hukukunu Türkiye’nin düşmeyecek kudret ve kuvvet mevzii haline getirmek geleceğe ve geçmişe sadakat nişanemizdir. Kara kampanya sahipleri ise sorunlardan besleniyor. Kronik sorunları çözmek amacıyla dik duruşla ve delikanlıca er meydanına çıkacak Cumhur İttifakı’ndan başkası yoktur, olması da ham bir hayaldir.

Değil elimizi, gövdemizi dahi sıra dağların altına sere serpe yatırmaya hazırız, kararlıyız ve sonuna kadar da inançlıyız… Aklımızla, imanımızla, irfanımızla, gönlümüzle Türklüğün, Türkiye’nin ve Türk milletinin yıkılmaz son kalesiyiz, teslim alınamaz son cephesiyiz. Terör bitecek, bölücülük tasfiye edilecektir. Gayemiz ve gayretimiz buna yöneliktir.”

Öte yandan Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nu eleştiren Bahçeli, şöyle devam etti: “Belediye başkanlarının işi gücü bırakıp bugünden cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunmaları anketlerin palavralarıyla caka satmaları en başta İstanbul ve Ankara’ya nankörlük kendi adlarına da namertliktir.”

“Türkiye’yi tahrik edici davranışlardan vazgeçin”

Bahçeli, grup toplantısı çıkışında bir gazetecinin “Çözüm süreci konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aranızda bir görüş ayrılığı var mı, yok mu?” sorusuna yanıt verdi. Soruyu soran gazeteciye “Mesleğini bırak” diyen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bir defa basın mensubu kardeşlerim, Türkiye’yi tahrik edici yanlış bilgilerle ayrımcılığı körükleyici davranışlardan vazgeçin. Geçemiyorsan mesleğini bırak.”

Paylaşın

Seçimler İçin “Elektronik Oylama Sistemi” Hazırlığı

YSK Başkanı Ahmet Yener’in, “Elektronik oylama sistemi ile ilgili tüm hazırlıklarımız yaptık. TBMM’de karar” dediği aktarıldı. Elektronik oylama sistemi, son yerel seçimde Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP tarafından açıkça talep edilmişti.

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Elektronik seçim sistemine geçilmesi şarttır. Yasal düzenleme geciktirilmeden yapılmalıdır” çağrısını yapmıştı.

İktidara yakınlığıyla bilinen Sinan Burhan, TV 100’de yayımlanan Gürkan Hacır ile Taksim Meydanı programında ‘elektronik seçim’ sistemi ile ilgili YSK Başkanı Ahmet Yener’in kendisine yaptığı açıklamayı paylaştı.

Sinan Burhan, Yener’in “Elektronik oylama sistemi ile ilgili tüm hazırlıklarımız yaptık. Karar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde” dediğini aktardı.

Sinan Burhan açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türk seçim sistemi tarihinde tarihi bir olay. Ahmet Yener Bey ile görüştük. Ahmet Yener Bey konuşmasında, ‘Biz Rusya seçimlerini, Azerbaycan seçimlerini inceledik. Amerikan seçimlerini inceledik. Artık dünyada değişim gelişim teknoloji en üst düzeyde kullanılıyor. Ankara Üniversitesi ile de çalışıyoruz. Elektronik oylama sistemi ile ilgili tüm hazırlıklarımız yaptık. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karar’ diyor.”

Burhan, yapılan hazırlıklara ilişkin “Altyapısı hazırlanmış durumda, Ankara Üniversitesi ve bilim adamları ile çalışmayı yapmış durumdalar. Teknolojik olarak gerek TÜBİTAK’tan gerek bilişim ajanslarından destek alınmış. ARGE çalışması Ankara Üniversitesi’nde şu anda yapılıyor” dedi.

Elektronik oylama sistemi, son yerel seçimde Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP tarafından açıkça talep edilmişti. 31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından CHP’nin kazandığı Kütahya Belediyesi’yle ilgili MHP’nin yaptığı itiraz başvurusu, YSK tarafından reddedilmişti.

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız da bunun üzerine “Tüm bu tartışmalara son vermek için, elektronik seçim sistemine geçilmesi şarttır. Yasal düzenleme geciktirilmeden yapılmalıdır” çağrısı yapmıştı.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Bizi Tehdit Etmekten Vazgeçin

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “günü değil geleceği kurtarmalıyız” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız” dedi ve ekledi:

“Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, konuşmasına, “Maalesef öyle bir ülkede yaşıyoruz ki iyi gündemlerle bir türlü konuşma yapamadık. Umarım bu günleri de buluruz. Geçen hafta yine kayyum atamalarıyla güne uyandık. Esenyurt’la başlayan Batman, Halfeti ve Mardin’le devam eden irade gaspıyla karşı karşıya kaldık. Çok garip tablolarla karşılaştık. Yine belediyelerin önüne bariyerler konulmuştu, belediyenin etrafı çevrilmişti. Ama bu gaspa karşı halk da sokaktaydı” sözleriyle başladı.

Bakırhan, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Kayyum Kürt halkına düşmandır. Düşman dediğimizde bazıları alınıyor ama biz söylemeye devam edeceğiz. Batman’da bir anne Kürtçe çok güzel bir şey söyledi; ‘Elekte su toplayamazsınız’ dedi. Gerçekten öyle.

Batman’da paramiliter gruplar sokaklardaydı. Kim oldukları belli değil, gençleri, kadınları yerlerde sürüklüyor. İçişleri Bakanlığa soruyoruz; kim bunlar? Tekrar söylüyoruz çekin elinizi Batman’dan.

Mardin’deydik. Orada da bir vatandaş darbe deyince akla Kenan Evren geliyordu şimdi bu iktidar geliyor dedi. Halfeti Belediye başkanımız bir başkasının dosyası üzerinden alındı. Bu iktidar asla kumpastan, hileden vazgeçmeyecek.

DEM Parti’nin adaylarını Kandil belirliyor dediler. 100 bin delegeyle, 3000 aday adayının yarıştığı ön seçimlerle belediye eş başkanlarımızı belirledik. Tam bir demokrasi şöleniydi. Bunları artık vatandaşın vicdanına bırakıyorum. Bizim adaylarımızı halkımızı belirledi.

Yetmiyor belediye eş başkanlarımıza ‘Ne idiği belirsiz’ diyor. Ne idiği belirsiz senin atamış olduğun kayyumlardır. Bizim mücadelemizde haksızlık olmaz. Ne idiği belirsiz insanlar arıyorsanız kendi çevrenize bakın.

Sayın Erdoğan, memlekette ‘terörist’ yaftası yapıştırmadığınız tek bir insan kaldı mı? Ne yapacağız peki? Mardin’e siyaset kayyımı Mehmet Uçum’u mu aday yapsaydık. Batman’a ihale kayyımı Cengiz Holding’i mi aday yapsaydık? Biz yapsaydık da kim oy verecekti ki bunlara? Bir de temiz adaylardan bahsediyor.

Bakın açık şekilde ifade edelim; kayyım artık Kürtlerin sorunu değildir. Bunu dün söylemiştik ki Esenyurt’ta bir kez daha ortaya çıktı. Kayyıma karşı hep birlikte dayanışarak durmazsak; kayyım sadece Kürt coğrafyasında değil, Türkiye’nin dört bir yanına önümüzdeki dönem yayılması olasıdır.

Sayın Numan Kurtulmuş, ‘Bir eli sandıkta, bir eli silahta siyaset olmaz’ dedi. Sizin bu hakaretlerinize yıllardır dayanıyor ve siyaset yapıyoruz. Sayın Kurtulmuş soruyoruz size; halkın iradesine atanan bu kayyumlara da bir sözünüz var mı?

Kayyum yerine keşke ekonomiyle ilgilenseydiniz. Kayyumla ilgilenenler İzmir’de yaşamını yitiren 5 canımızla ilgilense böyle durumlarla karşılaşmazdık. Türkiye siyaseti yoksullarla ilgilenmiyor. Yoksulluktan dolayı 300 bin çocuğun bakımı yapılamıyor. Kayyum rejimi açlıktır, iflastır.

Asgari ücret tartışmaları var. Her asgari ücret tartışmaları başladığında Merkez Bankası yetkilileri gelecekte enflasyonun düşmesini beklediğini söylüyor. Bunlar hem bizim açlığımızla oynuyorlar, yetmiyor aklımızla oynuyorlar.

İktidar temsilcileri Trump’ın seçilmesini bir fırsata çevirmek istiyorlar. Bunu Rojava’da bir askeri operasyonun zemini haline getirmeyle çalışıyorlar. Rojava’ya saldırarak krizleri ortadan kaldıramazsınız. Fırsat penceresini dışardaki başkentlerle bulamayacağını belirtmek istiyoruz. Çözüm Amed’dedir, Ankara’dadır.

Kürtlere elimi sımsıkı tutun diyen Erdoğan kayyumlara sımsıkı tutunmaya çalıştı. Sayın Bahçeli cephesinden de Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, kurucu Meclis ruhu, umut hakkı demokratik siyasetin öneminden bahsetti. Bu açıklamaları önemli bulduğumuzu belirtmiştik. Peki ne oldu? Bahçeli’nin bu açıklamalarından sonra Sayın Öcalan’a 3 aylık disiplin cezası verildi. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan önüne set çekiyor. Bakalım önümüzdeki dönemde bu ikili arasındaki tartışmalar nereye evrilecek.

Barışmaktan, müzakere etmekten kaçınmayalım. Bahçeli sözünü tamamlıyor, Erdoğan etrafında dönüyor. Kurtulmuş çözüm Meclis’tir diyor. Peki buna engel olan kimdir? Siz tespit edin bunu.

Bahçeli ‘günü değil geleceği kurtarmalıyız’ dedi. Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız. Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

“MHP dahil bütün partilerle görüşürüz”

Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Grup toplantısındaki “Görüşmemizin önündeki engel ne?” ifadesi anımsatılan Bakırhan, “Tartışmalar bir sürece dönüşecekse, bir zemini varsa grubu olan bütün partilerle elbetteki görüşmek isteriz” ifadelerini kullandı. “Yakın zamanda randevu var mı?” sorusuna Bakırhan, “Zaman, zemin, koşullar uygunsa MHP dahil bütün partilerle görüşürüz” cevabını verdi.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Etki Ajanlığı” Çatlağı?

Muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu için eleştirilen “etki ajanlığı” düzenlemesinin, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

“Etki ajanlığı” düzenlemesi incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Türkiye’de “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla yeni suç oluşturacak “etki ajanlığı” düzenlemesi, Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; Başkentte, AK Parti’nin düzenlemeyi geri çekme kararı alabileceği ancak MHP’nin yasalaştırmakta ısrarcı olduğu iddia ediliyor.

AK Parti’nin “etki ajanlığı” düzenlemesini de içine yerleştirdiği Noterlik Kanunu’nda değişiklikler içeren kanun teklifindeki 16’ncı maddeyle Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “Diğer faaliyetler” başlığı altında, “etki ajanlığı” ile mücadele gerekçesiyle yeni suç tanımı oluşturulması öngörülüyor.

Bu yeni suç tanımında, muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu vurgulanan “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla kamu faaliyetleriyle ilgili aleyhte olduğu iddia edilecek faaliyetlerin cezalandırılacağı belirtiliyor.

Teklifteki haliyle “etki ajanlığı” düzenlemesinin ise, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında TBMM çatısı altında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerde, Adalet Bakanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), hangi faaliyetler veya hangi eylemler hakkında “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” yorumuyla suçlama yapılabileceğini açıklamamasının milletvekillerinde rahatsızlık yarattığı da öne sürülüyor.

Komisyondaki görüşme sonucunda AK Partili Başkan Cüneyt Yüksel’in, muhalefet cephesi eleştirileri itibariyle “suç tanımı üzerinden yeniden değerlendirme” sözü dikkat çekmişti. Suç düzenlemesine “hangi hallerde suçun oluştuğuna nasıl karar verileceğine” ilişkin açıklık getirilebileceğini belirten Yüksel, Adalet Bakanlığı ve MİT ile beraber çalışma yapılarak, yasa teklifi TBMM Genel Kurulu aşamasına geldiğinde değişiklik yapılacağının sinyalini verdi.

AK Parti içinde “suçun muğlaklığı” nedeniyle yasal düzenlemede değişiklik gerektiği yönündeki görüşler tartışılırken; CHP Grubu başta olmak üzere yasama çalışmalarına hız kazandırma bakımından iktidar grubuna “etki ajanlığı” düzenlemesini geri çekme talebini yineledi.

AK Parti ile muhalefet arasındaki uzlaşma arayışı ise, iktidar ortağı MHP’de tepkiye yol açtı. Bugün mevcut haliyle yeni suç tanımını tartışmaya karşı oldukları mesajını MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, X platformundaki paylaşımıyla ortaya koydu.

Yakın geçmişte “dezenformasyonla mücadele” gerekçeli yeni suç tanımını hayata geçirmekte etkin rol oynayan MHP’li Yıldız, “Etki ajanı yasası, hangi fiillerin bu suçu oluşturduğuna ilişkin açık ve net kriterler getirmektedir. Türk milli menfaatleriyle sorunu olmayanların kaygı duyması temelsizdir” mesajını paylaştı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir de geçen hafta, “fondaş medya” kavramıyla uluslararası sivil toplum örgütleri veya Avrupa Birliği (AB) gibi yapılardan maddi destek alan bağımsız medya kuruluşlarını hedef alan yasa teklifini gündeme getirdi.

Özdemir, MHP olarak 6 Kasım’da TBMM Başkanlığı’na sundukları yasa teklifiyle “Yabancı vakıf ve derneklerden fon alan medya kuruluşları ve yayın organlarının RTÜK denetim ve onayına haiz lisanslarının iptal edilmesini” talep ettiklerini açıkladı.

Ankara kulislerinde; “Fon alan kuruluşların da Türkiye’nin milli güvenliği aleyhine faaliyetler yürüttüğü de anlaşılmaktadır” diyen Özdemir’in sunduğu yasa teklifiyle, MHP’nin özellikle medya kuruluşlarını hedef alarak, yabancı ülkeler kaynaklı etki ajanlığını gündemde tutmaya çalıştığı işaret edildi.

Kulislerde; bu hamleleriyle “MHP’nin ortağı AK Parti’ye mesaj verdiği” öne sürülerek, AK Parti Grubu’nun herhangi bir şekilde yarından itibaren görüşülmesine başlanacak “etki ajanlığı” düzenlemesinde geri adım atmaması için baskı yaratıldığı iddia edildi.

AK Parti açısından “etki ajanlığı” düzenlemesiyle ilgili çelişki boyutu da tartışılıyor. Geçtiğimiz Haziran ayında NATO Parlamenterler Asamblesi (NATO PA) kapsamında, Gürcistan hakkında “etki ajanlığı” düzenlemesini yasalaştırması nedeniyle kınama kararıyla yasa hükmünü geri çekme çağrısı yapılmıştı. Bu çağrıya AK Partili vekiller de olumlu oylarıyla katılım gösterdiği için şimdi Gürcistan’ın NATO’da kınanmasına yol açan yasal düzenlemeye Türkiye’de “kabul” oyu verilmesi olasılığı eleştiriliyor.

Yetkin Report’un Haziran ayındaki haberine atıfta bulunularak, NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu NATO PA toplantısında Gürcistan aleyhine oy kullandığı hatırlatılıyor.

Çavuşoğlu ve bazı AK Partili vekillerin NATO çatısı altında “etki ajanlığı” eleştirisine katılması nedeniyle, AK Parti Grubu’nda bu düzenlemenin Türkiye’nin, gelecek NATO PA toplantısında kınama konusu olabileceği ihtimali üzerine değerlendirmeler yapıldığı iddia ediliyor.

Paylaştığı sosyal mesajında bu oylamayı hatırlatan CHP TBMM Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi Meclis grubu bu düzenlemenin Meclis’ten geçmemesi için her türlü çabayı gösterecek, geçmesi halinde iptali için Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaktır” dedi.

Sözü edilen düzenleme incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Paylaşın

ABD, Suriye’den Çekilirse Ne Olur?

Eski Başkan Donald Trump, ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) 47. Başkanı olarak Beyaz Saray’a dönüyor. Gözler, Donald Trump ve kabinesinin dış politikayı nasıl şekillendireceğine çevrildi.

Türkiye’nin Donald Trump’ın ikinci döneminden en büyük beklentisi ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini kesmesi ve askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesi. SDG’nin omurgasını Ankara’nın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Halkın Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

Trump 2018 yılında çekilme kararı almış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) direnişini aşamamıştı. Türkiye, Trump’ın bu kez süreci tamamlayabileceği düşüncesinde.

2017-2021 arası başkanlık yapan Donald Trump’ın dört sene aradan sonra Beyaz Saray’a yeniden dönecek olması, Türkiye gibi ABD ile hem ikili hem de bölgesel açıdan yakın ilişkileri olan ülkelerde işbirliğinin nasıl gelişeceğine ilişkin öngörü ve beklentilerin sıkça dillendirilmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık seçimlerini kazanması nedeniyle telefonla arayıp kutladığı Donald Trump ile çalışmaya hazır olduğunu belirtirken, Ankara’nın Washington’dan beklentilerini de saklamadı. Türkiye’nin en ciddi beklentisi, Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan askeri varlığının sonlandırılması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile görüşmesinin ardından Türk basınına yaptığı açıklamada, “yeni dönemde” Trump ile temas içinde kalacaklarını ve Orta Doğu’daki gelişmeleri şekillendirmeye çalışacaklarını kaydetti. Erdoğan, “Örneğin Suriye’den ABD askerlerinin çekilmesi konusunu değerlendireceğiz. PKK/PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteği sonlandırmaları nasıl olacak?” dedi.

Suriye’de 2014’ten bu yana asker bulunduran ABD, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG ile ortaklık yapıyor. Amerikan basınında çıkan haberlerde bölgedeki mevcut asker sayısının 900 kadar olduğu, bu askerlerin birkaç farklı Amerikan üssünde barındıkları kaydediliyor.

Trump’ın, Mayıs 2017’de Pentagon’a, YPG’ye silah ve askeri ekipman sağlama talimatı vermesiyle ortaklığın şekli ve kapsamı daha da arttı. Türkiye, ABD’ye yönelttiği eleştirilerde, verilen zırhlı araçlar ve sofistike silahlar sonucu YPG’nin küçük ölçekli bir devletin sahip olacağı askeri güce sahip olduğunu, bunu da Kuzey Suriye’de kendi yönetimini kurmak için kullandığını vurguluyor.

Ankara’daki diplomatik kaynaklara göre, Erdoğan’ın ABD ile Suriye’den çekilme konusunun görüşüleceğine ilişkin açıklaması zeminsiz değil. Diplomatik kaynaklar, Washington’da ABD’nin Suriye politikasının son dönemde yeniden masaya yatırıldığını, 2025-2026 döneminde çekilmeyi içeren bir sürecin yaşanabileceğini belirtiyorlar.

Suriye konusunda Ankara-Washington hattında en son üst düzey görüşme, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili John Bass’ın Eylül ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret kapsamında oldu. Bass, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve diğer yetkililerle bir araya geldi.

Kaynaklar, ABD’nin henüz resmi olarak çekilme gibi bir gündeminin olmadığını ancak Ankara’ya sorunun işbirliği temelinde çözülmesi gerektiği mesajının verildiğini kaydettiler. Mevcut yönetimin başlattığı bu gözden geçirmenin Trump’ın iş başına gelmesinin ardından devam edeceği, Ankara ile Washington’un bir çerçevede uzlaşabilecekleri Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında.

ABD’de başkanlık yarışından Trump lehine çekilen ve yeni yönetimde aktif rol alması beklenen Robert Kennedy Jr. de geçen hafta Amerikan basınına, Trump’ın Kuzey Suriye’deki Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kennedy’e göre Trump, Amerikan askerlerinin Türkiye ve Kürt güçleri arasında çıkacak bir çatışmada arada kalmasından kaygı duyuyor ve geri çekilmeleri gerektiğini düşünüyor. Aslında Trump, ilk dönem başkanlığı sırasında da Suriye’den askerleri çekme konusunda karar almış ancak bunu yaşama geçirememişti.

Trump, Aralık 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası, ABD’nin Kuzey Suriye’de IŞİD’i yendiğini ve artık askerlerin geri dönebileceklerini açıklamıştı. Pentagon, ani ve sürpriz olarak gördüğü bu kararı uygulamamış, asker sayısını azaltmakla yetinmişti.

Diplomatik kaynaklar, Trump’ın ilk dönemine göre kurumlar üzerindeki kontrolünün daha arttığı bir süreçte ABD başkanlığı yapacağını hatırlatıyor ve başta CENTCOM (Merkezi Kuvvetler Komutanlığı) olmak üzere askerin çekilme yönünde alınacak bir karara karşı çıkamayacaklarını iddia ediyor.

Buna karşın diplomatik kaynaklar, ABD’nin ancak Türkiye ile kapsamlı bir anlaşma sonucunda bölgedeki varlığını sonlandırabileceğini; Türk hükümetinden IŞİD ile mücadeleye devam ederken, YPG ve bölgedeki diğer Kürt grupların güvenliği açısından taahhütler isteyebileceğini vurguluyorlar.

Türkiye ile ABD ve diğer Batılı güçler arasında ele alınması gereken bir diğer konunun da SDG tarafından oluşturulan cezaevlerinde tutulan 5 bin kadar tutuklu IŞİD üyesinin akıbeti olduğu kaydediliyor. Aileleriyle birlikte sayıları 50 bini bulan bu grupların nasıl kontrol edileceği IŞİD karşıtı koalisyonunda yer alan ülkelerin bir süredir tartıştıkları bir konu.

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının diğer bir amacı da aynı ülke topraklarında askeri güç bulunduran Rusya ve İran’ı dengelemek olduğu kaydediliyor. Amerikan askerlerinin çekilmesinin etkilerinin ne olacağı, boşluğun Suriye rejimi tarafından mı yoksa Türkiye ve ona bağlı gruplar tarafından mı doldurulacağı da tartışılan konular arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın