Alişan Kimdir? Hayatı, Albümleri

19 Haziran 1976 yılında İstanbul Erenköy’de dünyaya gelen Alişan’ın asıl adı Serkan Burak Tektaş’tır. Müzik yeteneği, küçük yaşlarda ailesi tarafından fark edilen Alişan, iki yaşındayken, İbrahim Tatlıses’in “Sabuha”, İzzet Altınmeşe’nin “Maden Dağı” adlı türkülerini ezbere okuyarak yeteneğini kanıtladı.

En büyük çocukluk hayali pilot olmak olan ancak ÖSS’den yeterli puanı alamayınca babasının desteğiyle ilk kasetini yapan Alişan’ın kariyer yolculuğu böylece başlamış oldu. İlk olarak dedesi ve dayısının yakın dostu olan, Prestij Müzik’in ortağı Hilmi Topaloğlu tarafından keşfedilen Alişan, sonrasında firmanın diğer ortakları Mahsun Kırmızıgül ve Burhan Aydemir’in de desteğiyle “ilk albümü” olarak bahsettiği Aşık Oldum ile ünlendi. Serkan Burak Tektaş, ikinci albümü “Sana Bir Şey Olmasın” ile Eylül 1997’de piyasaya çıkardı. Albümün çıkış parçası olan “Kralı Gelse” adlı şarkı ile müzik dünyasının sevilen isimlerinden biri oldu.

“Kara Çadır” adlı albümünü 23 Nisan 1998 yılında çıkaran Alişan’ın dördüncü albümü “Var Ya” 23 Ocak 1999 yılında piyasaya sundu; beşinci albümü ise 5 Haziran 2001 yılında çıkarıldı. “Söz Mü?” adlı altıncı albümünü 25 Kasım 2002 yılında çıkarmasının ardından 20 Mart 2004 yılında “Kalbim Ellerinde” adlı albümünü çıkardı. “Olay Bitmiştir”, “Ve Kimselere Güvenmiyorum”, “Sevgilerimle”, “10”,  “Melekler İmza Topluyor”, “Seni Biraz Fazla Sevdim”, “İhtiyacı Var” adlı son albümünü çıkartan Alişan şarkı söylemeye ve televizyon dünyasında yer almaya devam etmektedir.

Alişan’ın albümleri: Derdo – Elazığ’ın Güzelleri (Serkan Burak olarak), Delimisn Ne?, Aşık Oldum, Sana Bir Şey Olmasın, Var Ya, Kara Çadır, Alişan, Söz Mü?, Keje, Kalbim Ellerinde, Olay Bitmiştir, Ve Kimselere Güvenmiyorum, Senfonik Çağdaş İlahiler, Sevgilerimle, 10, Melekler İmza Topluyor, Seni Biraz Fazla Sevdim, İhtiyacı Var,

Alişan’ın filmleri: Aynalı Tahir, Kurt Kapanı, Aşkına Eşkıya, Papatya ile Karabiber, Cennet Mahallesi, Gonca Karanfil, Mert İle Gert, İbret-i Ailem.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Kobani Davası Ve 28 Şubat’ Mesajı

28 Şubat’ta ilişkin konuşan Erdoğan, “Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız” dedi.

Kobani davası kararları ilişkinde konuşan Erdoğan, “6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26. Dönem Adli Yargı ve 16. Dönem İdari Yargı Kura Töreni’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından önce çıkanlar şöyle:

“Bugün komşumuz ve kardeş ülke İran’dan üzüntü verici bir haber aldı. Sayın İbrahim Reisi ve yanındaki heyetin helikopter kazasında hayatını kaybettiğini öğrendik. Bu elim kazada yaşadığımız derin teessürü buradan ifade etmek istiyorum. Kaza haberini alır almaz tüm imkanlarımızla arama kurtarma çalışmalarına destek olduk. Arama kurtarma ekiplerimiz de hemen yola çıktılar. Ekiplerimiz helikopterin bulunmasının ardından ülkemize geri döndü. Sayın Reisi ile çok yakın diyalog içinde olduk. Bölge barışı için verdiği samimi çabalara bizzat şahitlik ettik. Şahsım, milletim adına İran halkına başsağlığı diliyorum.

Bugün farklı dönem adli ve idari yargı adaylarımızın bir kısmının kurasını çekeceğiz. 1041 adayımıza şimdiden başarılar diliyorum. Bu genç kardeşlerimizin gittikleri yerlerde inşallah adalet sancağını yücelteceklerine inanıyorum. İktidara geldiğimizde 9 bin 349 olan hakim savcı sayısını 2 buçuk kattan fazla artırarak mahkemelerimin yükünü azalttık. Adalet teşkilatımızın personel sayısı 61 bin iken bugün bu rakam 204 bini buldu. Merdiven altı sistemden bugünkü fiziki koşullara ulaştık. Mahkeme kararlarındaki hataları en aza indirmek için istinaf mahkemelerini kurduk.

Adalet kurumlarının modern ve fonksiyonel olmasına hassasiyet gösterdik. Hukuk sistemine sirayet etmiş vesayet araçlarını tek tek ortadan kaldırdık. Tarihi reformlara imza attık. Güven veren adalet hedefiyle bu alandaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz.

“Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir”

Mağdur ve masum ile zalim ve mücrimi olması gereken yerlere koymanın adı adalettir. Adalet millet olarak huzurumuzun güvencesidir. Hak yerini buldu anlayışı ne kadar güçlenirse toplum da kendini o derece güvende hisseder. Milli iradeyi güçlendirme mücadelemizde ülkemizdeki darbe geleneğiyle de hesaplaştık. 12 Eylül ve 28 Şubat’ta darbe yapanlar bağımsız Türk mahkemeleri tarafından cezasız kalmadı. 15 Temmuz’da 253 vatandaşımızı şehit edenler gün yüzü göremeyecek. Yurt dışına kaçan FETÖ’cülerin de peşini bırakmayacağız. Son FETÖ’cü hain de yargıya hesap verene kadar enselerinde olacağız.

6-8 Ekim hadisesi de asla bir protesto gösterisi değildir. 37 insanımızın şehit edildiği bir terör kalkışmasıdır. Ülkemizin 35 ilinde masumların kanı akıtılmıştır. Bölücü örgütün katlettiği insanlar arasında Yasin Börü de vardır. Hukuk elbette bunlardan hesap sormak durumundadır. 6-8 Ekim olaylarını kimse mazur gösteremez. 6-8 Ekim olayları devlete isyan girişimidir. İsyan girişiminden 10 yıl sonra geç de olsa hakkın yerini bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz.”

Paylaşın

Phelan McDermid Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Phelan McDermid sendromu (PMS), 22q13 bölgesindeki kromozom 22’nin terminal ucundaki silinme veya başka yapısal değişiklikten veya SHANK3 geninin hastalığa neden olan (patojenik) bir varyantından kaynaklanan nadir bir genetik durumdur.

PMS’ye neden olan genetik değişiklik sporadik olarak meydana gelebilir veya ilgili genetik değişikliği taşıyan bir ebeveynden (%20) miras alınabilir. Genetik değişiklik, 22. kromozomun silinmiş bölümünün boyutuna veya SHANK3’ün spesifik patojenik varyantına göre değiştiğinden, PMS’nin belirti ve semptomları da değişkendir ve çok çeşitli tıbbi, entelektüel ve davranışsal zorluklara neden olabilir.

Semptomların aralığı ve şiddeti değişebilse de, PMS genellikle neonatal hipotoni (yenidoğanda düşük kas tonusu), değişen derecelerde zihinsel engellilik, konuşmanın olmaması veya ciddi derecede gecikmesi, orta ila ileri derecede gelişimsel gecikme ve minör dismorfik özellikler ile karakterize edilir. Diğer ortak özellikler, otizm spektrum bozukluğu veya otistik benzeri özellikler, ağrı algısının azalması, motor gecikmeler, uyku bozuklukları ve nöbetler gibi davranış sorunlarıdır.

PMS’li bireylerde ayrıca mide-bağırsak, böbrek ve kalp sorunları da görülebilir. Şu anda PMS’ye özel bir tedavi veya tedavi mevcut değildir, ancak belirtilerin çoğu terapiler ve/veya ilaçlarla yönetilmektedir ve araştırmacılar, PMS’nin anlaşılmasını ve bilgisini geliştirmek ve insanların yaşamlarını iyileştirebilecek ilaç ve terapiler bulmak için özenle çalışmaktadır. PMS’den etkilenir.

Mevcut araştırmalar, SHANK3 geninin tek işleyen kopyasının normal fonksiyon için yeterli SHANK3 proteini üretememesinin (haploinsufficiency), PMS ile ilişkili nörolojik semptomların çoğundan (gelişimsel ve konuşma gecikmesi, hipotoni, nöbetler) sorumlu olabileceğini göstermektedir.

PMS’li bebeklerin çoğu, doğumdan önce normal büyüme (intrauterin büyüme) ve doğumdan sonra (doğum sonrası) normal büyüme sergiler. PMS ile ilişkili ilk fiziksel belirti, genellikle beslenme güçlüğü, zayıf ağlama ve zayıf baş kontrolünün eşlik ettiği neonatal hipotonidir (düşük kas tonusu). Çocuklar ayrıca dönme, oturma, emekleme ve yürüme gibi erken gelişimsel dönüm noktalarına ulaşmada da önemli bir gecikme yaşarlar; bu gecikme muhtemelen düşük kas tonusuyla ilişkilidir. Bunlar genellikle aileleri teşhis yolculuklarına başlamaya teşvik eden ilk göze çarpan semptomlardır.

Çocuklar büyüdükçe ek belirtiler gelişir. PMS’li kişilerde tipik olarak orta ila şiddetli gelişimsel ve zihinsel bozukluk vardır, konuşma yoktur veya ciddi derecede gecikmiştir ve yaklaşık %75’ine otizm spektrum bozukluğu veya otistik özellikler teşhisi konmuştur. “Otistik benzeri” davranış, dokunsal savunmayı, sosyal durumlarda kaygıyı, göz temasından kaçınmayı ve kendi kendini uyarıcı davranışları içerir. Bireyler ayrıca gıda dışı maddeleri de takıntılı bir şekilde çiğneyebilirler. Uyku bozuklukları, tuvalet eğitimindeki zorluklar, yutma ve yeme sorunları yaygın olarak rapor edilmektedir. İnsanların yaklaşık %40’ında hafiften şiddetliye kadar değişen nöbetler gelişir.

Birçok ebeveyn, çocuklarının çoğu insan gibi acı hissetmediğini, bunun yerine ağrı algısının çok düşük olduğunu bildirmektedir. İletişim sorunlarıyla birlikte düşük ağrı algısı, ebeveynlerin çocuklarının kabızlık, reflü ve tedavi gerektiren diğer tıbbi durumlar veya fiziksel yaralanmalar nedeniyle ağrı çektiğini bilmesini zorlaştırabilir. PMS’li kişiler ayrıca diğerlerinden daha az terliyor gibi görünüyor ve aşırı ısınma riski altındalar. Bakıcıların yaralanmalara ve aşırı ısınmaya karşı dikkatli bir şekilde izlemesi çok önemlidir. Bireyi doğrudan güneş ışığından korumak, dehidrasyonu önlemek, güneş kremi veya güneş kremi kullanmak ve koruyucu giysiler giymek için önlemler alınmalıdır.

PMS ile ilişkili yüz özellikleri arasında uzun kafa şekli (dolikosefali), büyük/çıkıntılı kulaklar, dolgun kaş, derin gözler, uzun kirpikler, dolgun veya kabarık göz kapakları, sarkık göz kapakları (pitoz), düz orta yüz, dolgun veya kabarık yanaklar, geniş burun köprüsü, şişkin burun ve sivri çene. Diğer özellikler arasında bebeklik ve erken çocukluk döneminde az gelişmiş (displastik) ayak tırnakları ve nispeten büyük, etli eller yer alır.

PMS’li bireylerin %40’a kadarında, çoklu kistik böbrekler, çalışmayan (az gelişmiş veya displastik) bir böbrek, böbrekte sıvı toplanması (hidronefroz) ve idrarın üretere geri akışı ve sonuçta idrarın geriye doğru akışı dahil olmak üzere böbrek anormallikleri bulunur. böbrek (vezikoüreteral reflü). PMS tanısı alan tüm bireylere, böbrek kusurlarını kontrol etmek için böbrek ultrasonu yapılmalıdır; çünkü bu kusurların çoğu asemptomatik olabilir ancak müdahale gerektiren ciddi sağlık riskleri oluşturabilir.

Gastroözofageal reflü (vakaların %30’u), siklik kusma (%25), karaciğer fonksiyon bozukluğu ve/veya steatoz, kabızlık ve ishal dahil olmak üzere PMS’li birçok bireyde gastrointestinal sorunlar rapor edilmiştir. Kusma veya ishal gibi gastrointestinal sorunları olan hastaların tedavisinde dehidrasyonun önlenmesine öncelik verilmelidir.

PMS’li bireylerin %15’inden fazlasında araknoid kistler (beyin yüzeyinde sıvı dolu keseler) bulunurken genel popülasyonda bu oran yaklaşık %1’dir. Küçük araknoid kistler semptomsuz (asemptomatik) kalabilirken, daha büyük kistler kafa içi basıncının artmasına neden olarak sinirlilik, aralıksız ağlama krizleri, şiddetli baş ağrıları, periyodik kusma ve nöbetlere neden olabilir. Artmış kafa içi basınç semptomlarına dayanarak araknoid kistten şüpheleniliyorsa, manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve bilgisayarlı tomografi (BT taraması) ile beyin görüntüleme endikedir.

Lenfödem (kollarda ve bacaklarda sıvı birikmesi) ve selülit (enfeksiyona bağlı olarak deri altı dokusunun iltihabı) ergenlik ve erken yetişkinlik döneminde gelişebilir. Lenfödem, sıvıyı etkilenen uzuvdan uzaklaştırmak için kaldırma, egzersiz, kompresyon bandajları ve sıralı pnömatik kompresyon ile tedavi edilebilir.

Bipolar bozukluk, anksiyete, depresyon, katatoni, psikoz, geçici beceri kaybı veya beceri setlerinde uzun süreli gerileme gibi nöropsikiyatrik hastalıklar, PMS’li bireylerin bir alt grubunda ortaya çıkar. Bu sorunları yaşayan PMS’li kişilerin kesin yüzdesi henüz bilinmemektedir. Bu sorunlar genellikle ergenliğin başlangıcında veya erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkar. PMS tıbbi uzmanları tarafından geliştirilen tıbbi tedavi kılavuzları bu alanda geliştirilmeye devam ediyor.

PMS, 22. kromozomun uzun kolundaki (q) 22q13 olarak tanımlanan segmentin silinmesi veya bozulmasından kaynaklanır. Kromozomlar tüm vücut hücrelerinin çekirdeğinde bulunur. Her bireyin büyümesi ve gelişmesi için genetik bilgiyi taşırlar. İnsan kromozom çiftleri arasında 1’den 22’ye kadar numaralandırılmış otozomlar ve cinsiyet kromozomları X ve Y bulunur. Dişilerde iki X kromozomu bulunurken erkeklerde bir X ve bir Y kromozomu bulunur. Her kromozomun “p” olarak adlandırılan kısa bir kolu ve “q” harfiyle tanımlanan bir uzun kolu vardır. Kromozomlar ayrıca numaralı bantlara bölünmüştür. Dolayısıyla “kromozom 22q13”, 22. kromozomun uzun kolundaki (q) 13. bandı ifade eder.

Çoğu PMS vakası, bilinmeyen nedenlerle (sporadik) meydana gelen, kromozom 22’nin uzun kolunda kendiliğinden bir kırılmaya bağlıdır. Kromozom 22’nin kopuşun ötesindeki (uzaktaki) bölümü kaybolur (silinir). Basit delesyonlar olarak adlandırılan bu gibi durumlarda, bozukluk ebeveynlerden miras alınmaz. Yani ebeveynlerin kromozomları normaldir ancak 22. kromozomdaki kırılma, yumurtada veya sperm hücresinde embriyonun oluşumuna katkıda bulunan yeni bir kromozomal varyant olarak meydana gelmiştir. Diğer birçok distal delesyon sendromunda olduğu gibi, 22q13 delesyonu, anneden miras alınan 22. kromozomdan (yumurta hücresinde) ziyade, babadan miras alınan 22. kromozomda (sperm hücresinde) meydana gelme olasılığı daha yüksektir.

Kromozom 22’nin silinmesi tipik olarak kromozomun uzun kolunun sentromerden uzakta olan distal kısmında meydana geldiğinden, buna genellikle “terminal” delesyon denir. Bu anlamda “terminal” kromozomun sonunu ifade eder. Ailelerin ve sağlık hizmeti sağlayıcılarının bu bağlamda “terminal” ifadesinin kromozomun distal kısmını ifade ettiğini ve PMS’nin “terminal” veya ölümcül (hayatı tehdit eden) bir durum olduğu anlamına gelmediğini anlamaları önemlidir.

22q13’teki silinmelerin yaklaşık %20’si dengesiz translokasyonlardan kaynaklanmaktadır. Translokasyon, kromozomlardan gelen genetik materyal parçalarının diğer kromozomlara değiştirilebildiği, eklendiği veya kaybolabildiği alışılmadık bir kromozom düzenlemesidir. Translokasyonlar dengeli (genlerin fonksiyon kaybı olmadan değiştirilmiş) veya dengesiz (genlerin kaybına veya eklenmesine neden olacak şekilde değiştirilmiş) olabilir ve kalıtsal olabilir veya yeni bir olay olarak ortaya çıkabilir.

Translokasyonlar tipik olarak iki farklı kromozomda ve kırılma noktalarının ticaret yerlerinin distalindeki segmentlerde kırılmalar meydana geldiğinde meydana gelir. Örneğin, 2. kromozomun kısa kolu (p) ile 22. kromozomun uzun kolu (q) arasında bir translokasyonu düşünün. Bir kırılma 2p’de, ikinci kırılma ise 22q’de meydana gelir. 2p’deki kırılma noktasına uzak olan segment, 22q’deki kırılma noktasına uzak olan segmentle yer değiştiriyor. Böyle bir translokasyona “dengeli” denir çünkü konumu değiştirilmiş olmasına rağmen doğru miktarda genetik materyal mevcuttur. Dengeli translokasyonlar genellikle taşıyıcıya zararsızdır.

Bununla birlikte, dengeli bir yeniden düzenlemeye sahip bir ebeveyn, çocuğuna dengesiz bir translokasyonu aktarma riskiyle karşı karşıyadır. Kromozomal (sitogenetik) testler veya karyotipleme ve floresan in situ hibridizasyon (FISH), bir ebeveynin dengeli bir translokasyona sahip olup olmadığını ve çocuğuna dengesiz bir translokasyon geçirme riski altında olup olmadığını belirlemek için kullanılabilir. Kromozomal mikrodizi (CMA), genetik materyalin varlığını veya yokluğunu tespit eder; bu nedenle dengeli bir kromozom translokasyonunu tespit etmede etkili olmayacaktır çünkü materyal kaybı veya kazancı yoktur.

Dengesiz translokasyonlar, her iki ebeveynin de normal kromozomlara sahip olması durumunda yeni bir olay olarak veya yeni bir olay olarak da meydana gelebilir . Ebeveynlerden hiçbiri dengeli bir translokasyon taşımasa da, germ hücresinin (yumurta veya sperm) oluşumu sırasında 22. kromozomun bir bölümü başka bir kromozomun (örneğin: kromozom 2) bir bölümüyle yer değiştirebilir.

Olgun yumurta veya sperm, translokasyona uğramış 22. kromozomu taşıyor ancak kromozom 2’nin normal bir kopyasını taşıyorsa, dengesiz bir translokasyon ortaya çıkar. Embriyoda 22. kromozomun bir parçası eksik olacak ancak 2. kromozomun bir bölümünün fazladan bir kopyası olacaktır. 22q13 kaybı PMS’ye yol açar. Fazladan 2. kromozom parçası da olağandışı özelliklerle ilişkilendirilebilir. Bu örnekte kromozom 2 kullanılmış olmasına rağmen, kromozom 22 ile diğer otozomlardan herhangi biri (1’den 22’ye kadar olan kromozomlar) veya cinsiyet kromozomları (X ve Y) arasında bir translokasyon meydana gelebilir.

PMS’deki dengesiz translokasyonların yaklaşık yarısı kalıtsaldır, diğer yarısı ise yeni ortaya çıkar . Dengesiz bir translokasyon, 22. kromozomda bir silinme ve ikinci bir kromozomdan bir distal segment kazanımı olduğunda CMA’dan çıkarılabilir. Dengesiz translokasyonlar, söz konusu segmentlerin mikroskop çözünürlüğünde görülebilmesi durumunda karyotipleme yoluyla da tespit edilebilir.

Halka 22, PMS ile sonuçlanabilecek başka bir yapısal kromozom değişikliğidir. Kromozom 22 her iki uçta da kırılır (yani uzun kolun [22q] ve kısa kolun [22p] uçları) ve distal segmentler kaybolur (silinir). “Yeni” kromozom uçları daha sonra birleşerek dairesel bir yapı veya halka oluşturur. PMS’li bireylerin yaklaşık %14-33’ü 22 numaralı halkayı taşır, ancak bu muhtemelen eksik bir tahmindir çünkü 22 numaralı halkaya sahip bireylerin tümü tanılarını PMS olarak bildirmez ve kromozomal mikrodizi (CMA) ile PMS tanısı konan herkes PMS tanısı almaz. Bir halka kromozomunun mevcut olup olmadığını belirlemek için bir takip kromozom çalışması yapılır.

Halkanın oluşumuna genellikle 22q13 delesyonu vakalarında görülene benzer bir genetik materyal kaybı eşlik eder ve bugüne kadar gözlemlenen semptomların iki durum arasında tutarlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, hücre bölünmesi (mitoz) sırasında halka kromozomunun dengesizliği nedeniyle, yavru hücrelerden biri, monozomi 22 adı verilen bir durum olan kromozom 22’nin yalnızca bir kopyasını alabilir. 22 numaralı halkaya sahip bireyler, nörofibromatozis tip 2 gelişme riski altındadır (NF2), sinir sisteminin kanserli olmayan tümörleriyle ilişkili bir durumdur. Bu risk “iki vuruşlu” bir diziden kaynaklanmaktadır. İlk darbe sinir sistemindeki hücrelerde bulunan 22 numaralı halkanın kaybıdır.

Bu hücrelerden biri, NF2 genindeki patojenik bir varyant olan ikinci bir darbeye maruz kalırsa, nörofibromatozis tip 2 ortaya çıkabilir. Ebeveynler, bakıcılar ve sağlık profesyonelleri bu riskin farkında olmalıdır. CMA tarafından 22q13 delesyonu tanısı konulduğunda takipte kromozom analizinin (karyotipleme) yapılması zorunludur. CMA, 22q’nin silinmesini tespit edebilir ancak bir halka 22’nin varlığını dışlayamaz. NF2 riski, NF2 geninin patojenik bir varyantı veya NF2 lokusunun silinmesiyle ilişkili değildir. Bu, 22. halka kromozomunun varlığından kaynaklanır ve çocuklarının uygun şekilde izlenebilmesi için ebeveynlerin bu riskin farkında olması gerekir.

PMS tanısı, 22q13 kromozom bölgesinde bir silinme veya bozulmanın tanımlanmasına yönelik genetik testlere dayanmaktadır. Zihinsel engelli veya gelişimsel gecikmesi olan bireylere yönelik genetik testlerin ilk aşaması, kromozomal mikrodizi analizini (CMA) ve yeni nesil dizilemeyi (NGS) içerir.

Kromozomal mikrodizi analizi (CMA): Test az miktarda kan sağlanmasını içerir. 22q13’ün silinmeleri CMA tarafından güvenilir bir şekilde tespit edilir çünkü bu test, tüm genom boyunca kromozomal silmeler ve kopyalar dahil olmak üzere kopya numarası varyasyonlarını (CNV’ler) tespit eder. Yaygın olarak SHANK3 genini etkileyen 22q13 bölgesindeki delesyonlar, PMS tanısıyla tutarlıdır.

Mikrodizi yoluyla 22q13’te bir silinme tespit edilirse, bireyin, kromozomun uçlarının silme sınır noktalarında birbirine yapıştığı, kromozom 22’nin halka konfigürasyonuna sahip olup olmadığını belirlemek için ek adımlar atılmalıdır. Bir kromozom analizi, kromozomların yapısını (karyotip) gösterecek ve kişinin 22. halkaya sahip olup olmadığını belirlemek için gerçekleştirilmelidir. 22. halka, kanserli olmayan tümörlerin gelişimiyle bağlantılı bir hastalık olan nörofibromatozis tip 2 (NF2) için ek bir risk taşır. sinir sistemi.

CMA, kromozom 22q’de terminal silinmesini ve başka bir kromozomda terminal çoğalmasını gösterirse, bireyde dengesiz bir translokasyon olabilir ve kromozomu görselleştirmek için floresan in situ hibridizasyon (FISH) ve/veya karyotip çalışmaları garanti edilir. Dengesiz translokasyonlar ebeveynlerin dengeli yeniden düzenlemelerinden kaynaklanabilir. Her ne kadar PMS vakalarının %80’i doğumda kendiliğinden ( de novo ) ortaya çıksa da, etkilenenlerin yaklaşık %20’sinde ebeveynsel genetik değişiklik kalıtımı meydana gelebilir. Dengeli bir yeniden düzenleme taşıyan ebeveynler, sağlıklı olmalarına rağmen, başka bir çocuğun etkilenme riski daha yüksektir ve metafaz FISH ve/veya karyotip testine tabi tutulmalıdır.

Yeni Nesil dizileme (NGS): Kromozomal mikrodizi analizi (CMA) yapılmış ancak patojenik bir delesyon belirlenmemişse bir sonraki adım NGS’dir. NGS, genetik dizideki varyantlar adı verilen genetik yazım hatalarını esas olarak genomu “okuyarak” tespit eder. NGS, protein kodlayan genlerin dizilimini, tüm genomun dizilimini veya belirli genlerin hedeflenen dizilimini içerebilir. Dizilemeyle tespit edilen bazı varyantlar iyi huyludur (hastalığa neden olmaz). Bazı değişkenlerin belirsiz etkileri vardır (önemi bilinmeyen değişkenler). Diğer varyantların hastalığa (patojenik varyantlar) neden olduğu bilinmektedir.

SHANK3 geninin patojenik varyantları PMS ile ilişkilidir. SHANK3’ün olası bir patojenik varyantı tespit edilirse ebeveynlerden birinin aynı varyantı taşıyıp taşımadığını belirlemek için ebeveynler de NGS’den geçmelidir. Varyant sağlıklı bir ebeveynde mevcutsa patojenik olma ihtimali düşüktür. SHANK3 varyantlarının tıbbi sonuçlarına ilişkin veriler, özellikle NGS daha yaygın olarak kullanıldıkça zamanla artmaya devam ediyor.

Doğum öncesi testler açısından, doğumdan önce yapılan ultrason muayenesinde 22q13 delesyonu tanısına yol açacak karakteristik yapısal anormallikler yoktur.

Bununla birlikte doğumdan sonra PMS olduğu tespit edilen fetüslerde bazı böbrek anormallikleri tespit edilmiştir. Bazı çocuklarda PMS tanısı doğumdan önce amniyosentez ve/veya koryon villus örneklemesi (CVS) gibi özel testlerle belirlenebilir. Amniyosentez sırasında gelişmekte olan fetüsü çevreleyen sıvıdan bir örnek alınır ve incelenir. Koryon villus örneklemesi sırasında plasentanın bir kısmından bir doku örneği alınır. Bu sıvı veya doku örneği üzerinde gerçekleştirilen CMA, FISH veya karyotip çalışmaları, kromozom 22q’nin kısmi monozomisini veya silinmesini gösterebilir.

PMS ayrıca kapsamlı bir klinik değerlendirme, karakteristik fiziksel bulgular ve laboratuvar çalışmaları ile doğumdan sonra teşhis edilebilir ve/veya doğrulanabilir. Testin ilk aşaması bir kromozomal mikrodizi (CMA) içermelidir. Halka olup olmadığını belirlemek için ek test yapılması gerekiyorsa kromozom analizi istenebilir. Ebeveyn araştırmalarına ihtiyaç duyulursa, siparişi veren doktor doğru genetik danışmanlık için hangi testin en iyi bilgiyi sağlayacağını belirleyecektir.

PMS tedavisi, her bireyin spesifik semptomlarına yöneliktir ve tipik olarak aşağıdakilerden birkaçını içerebilen uzmanlardan oluşan bir ekibin koordineli çabalarını gerektirir: çocuk doktorları, nörologlar, nefrologlar, gastroenterologlar, immünologlar, ortopedistler, fiziksel veya mesleki terapistler ve konuşma/dil. patologlar. Kardiyak anormallikler PMS için tipik değildir, ancak mevcutsa değerlendirme ve uygun yönetim gerekecektir. Bazı kişilerde tedavi, belirli malformasyonların cerrahi olarak onarılmasını içerebilir. Cerrahi prosedürler anatomik anormalliklerin ciddiyetine ve bunlarla ilişkili semptomlara bağlı olacaktır.

Phelan McDermid sendromunun altında yatan nedeni hedeflemede bilinen hiçbir tedavi başarılı olmamıştır. Bunun yerine tedaviler semptom yönetimine ve organ fonksiyonunun izlenmesine dayanmaktadır.

PMS’de sıklıkla kullanılan bazı tedavi yaklaşımları bunlarla sınırlı olmamak üzere şunları içerir: mesleki terapi, fizik tedavi, davranış terapisi (özellikle otizm spektrum bozukluğu endike ise), nöbet ve miyoklonusu olanlar için antikonvülsanlar ve benzodiazepinler, anti-psikotikler/elektrokonvülsif tedavi/alfa psikiyatrik bozukluklar ve dikkat bozuklukları için agonistler/uyarıcılar, uyku bozuklukları için melatonin ve diğer tedaviler ve gastrointestinal rahatsızlıklar için sıvılar ve bulantı önleyici ilaçlar. PMS’li bireylerde bu tedavilerin endike olduğu semptomların bir kısmı veya bir alt kümesi bulunabilir ve tedavi oldukça uzmanlaşmıştır.

Paylaşın

Zeynep Değirmencioğlu Kimdir? Hayatı, Filmleri

12 Eylül 1954 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Zeynep Değirmencioğlu, henüz iki yaşındayken “Papatya” filmiyle sinemaya giriş yaptı. Zeynep Değirmencioğlu, daha sonra “Duvaklı Göl”, “Funda” gibi filmlerde, çocuk yıldız olarak göründü.

Zeynep Değirmencioğlu, esas ününü 1960’ta “Ayşecik” filmleri ile yaptı. “Ayşecik”, Türk sinemasında bir çığır açtı. Zeynep Değirmencioğlu, bundan sonra kendi adından çok bu isimle anıldı.

Zeynep Değirmencioğlu’nun filmleri yurt içinde olduğu kadar, özellikle komşu ülkelerde de aynı ilgiyi gördü. Çeşitli kuruluşların armağanlarını kazanan Değirmencioğlu, senaryo yazarı Hamdi Değirmencioğlu’nun kızı, kendisi gibi çocuk yaşta Yeşilçam filmlerinde rol almış olan ve Ömercik adı ile ünlenen Ömer Dönmez’in kuzenidir.

Sonraki yıllarda genç kız rollerine çıkarak Yeşilçam’daki ününü sürdürmeye devam eden Zeynep Değirmencioğlu, 1974 yılında rol aldığı Macera Yolu filminin ardından sinemayı bıraktı.

Zeynep Değirmencioğlu’nun rol aldığı filmlerden bazıları: Papatya, Ölümden De Acı, Funda, Duvaklı Göl, Ömrüm Böyle Geçti, Ayşecik Şeytan Çekici, Ayşecik, Altın Kalpler, Ayşecik Yavru Melek, Ayşecik Ateş Parçası, Ayşecik Fakir Prenses, Ayşecik Canımın İçi, Öksüz Kız, Ayşecik Cimcime Hanım, Ayşecik Çıtı Pıtı Kız, Ayşecik Boş Beşik,

İki Yavrucak, Sokak Kızı, Çalıkuşu, Zehirli Çiçek, Merhamet, Ayşecik Canım Annem, Yüzbaşının Kızı, Yuvana Dön Baba, Ayşecik Yuvanın Bekçileri, Sevgili Babam, Ayşecik’le Ömercik, Fakir Kızın Romanı, Yavrum, Ayşecik Sana Tapıyorum, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde, Hayat Sevince Güzel,

Ayşecik Bahar Çiçeği, Sinderella Kül Kedisi, Hayat mı Bu, Gelinlik Kızlar, İlk Aşk, Anneler Günü, Öksüzler, Özleyiş, Kara Sevda, Yayla Kızı, Macera Yolu.

Paylaşın

Engin İnal Kimdir? Hayatı, Filmleri

21 Ocak 1942 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Engin İnal, 20 Haziran 2004 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl adı İhsan Engin Büyükinal olan Engin İnal’ın naaşı Feriköy Mezarlığı’nda defnedildi.

Haber Merkezi / Galatasaray Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Fransız Edebiyatı ve Mukayeseli Romen Dilleri Filolojisi bölümü mezunu olan Engin İnal, bir süre eğitim alanında çalıştı. Engin İnal, Galatasaray Lisesi Fransızca Öğretmenliği, Yabancı Diller Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi, Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda Öğretim Görevlisi olarak çalıştı.

Kendisine bir motosiklet alabilmek için mankenlik yapmaya karar veren Engin İnal, 1964 yılında Perde Dergisine resimlerini gönderdi. Ardından beğenilmesi üzerine sinemaya yönlendirildi ve Türkan Şoray ile başroller oynayan Engin İnal, ancak 1968 yılında sinemayı bıraktı.

Bundan sonra 50 kadar kitap ve ansiklopedinin çevirisini yapan Engin İnal; bir senaryo ve bir film de yazdı. Feyzi Tuna’nın ısrarı üzerine 13 sene sonra sinemaya dönen Engin İnal, Bir Kadın Bir Hayat filmindeki rolüyle, 1985 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Engin İnal, Kurtuluş dizisinde Adnan Adıvar’ı canlandırdı.

Engin İnal’ın rol aldığı film ve dizilerden bazıları: Bana Derler Külhanlı, Posta Güvercini, Şepkemin Altındayım, Sevgili Öğretmenim, Yasak Sokaklar, Aslan Pençesi, Baybora’nın Oğlu, Dişi Kartal, Dövüşmek Şart Oldu, Fırtına Beşler, Katiller De Ağlar, Kıran Kırana, Meyhanenin Gülü, Ölüm Yolcuları, Yosma, Ağa Düşen Kadın,

Suçumuz Kadın Olmak, Aşk Üçgeni, Hanımın Çiftliği, Kanımdaki Şeytan, Kurye Kız, Oyun Bozuldu, Üç Arkadaş, Çizme, Yıldızlar Gece Büyür, Aşkın Sonsuz Dansı, Aysarının Zilleri, Bir Zamanlar Sarhoştu, Metamorfoz, Mümin ile Kafir, Sürgün, Taşların Sırrı, Kafes Kuşları, Kanlı Para, Kederli Yıllar, Kelebekler Sonsuza Uçar, Oyun İçinde Oyun, Üç Kişilik Dünya, Yasak Sokaklar,

Aşk Ölümden Soğuktur, Büyük Bedel, Gurur, İhanet Çığlıkları, Kaygısızlar, Ölüm Oyunu, Ölüm ve Giz, Oy Deposu, Sensiz Olmaz, Sevgili Oğlum, Soğuk Geceler, Cinlerle Periler, Şeytan Çıkmazı, Sultan, Belalım Benim, Karaoğlan, Kardelen, Kumsaldaki İzler, Sensiz Yaşanmaz, Serseri, Umutların Ötesi, Sensiz Yaşanmaz.

Paylaşın

Yusuf Sezgin Kimdir? Hayatı, Filmleri

22 Nisan 1946 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Yusuf Sezgin, orta öğreniminin ardından 1962 yılında Dormen Tiyatrosu’nda Bulvar adlı oyunda yer aldı. Yusuf Sezgin, yine aynı yıl Vakko’nun ilk erkek mankeni olarak seçildi ve podyuma çıktı.

1963’te Ses mecmuasının düzenlediği Kapak Yıldızı adlı yarışmaya katılan Yusuf Sezgin, yarışmada finalist olmayı başarınca da yapımcıların dikkatini çekti. Yusuf Sezgin’in sinemadaki ilk filmi ise Kavgasız Yaşayalım oldu.

Beyazperdeye adımını attıktan bir yıl sonra 1964’te ilk başrolü Hz. Yusuf filmi ile gelen Yusuf Sezgin, Nami Dilbaz’ın yapımcılık yaptığı birçok filmde yer aldı. Devrin ünlü yıldızlarıyla kamera karşısına geçen Yusuf Sezgin, Türkan Şoray, Filiz Akın, Selma Güneri, Hülya Koçyiğit, Selda Alkor, Nebahat Çehre, Pervin Par gibi oyuncuların karşısında rol aldığı filmlerde farklı karakterlere hayat verdi.

Yeşilçam Seks Furyası’na katılmayarak sinemadan uzaklaşan Yusuf Sezgin, 2006 yılında 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde meslek hayatının 43. yılı dolayısıyla Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü aldı.

Yusuf Sezgin, 2010’da da 17. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Altın Koza Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne sahip oldu. 2013’te meslek hayatının 50. yılındaki Yusuf Sezgin, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bu kez 50. Yıl Onur Ödülü’ne layık görüldü. Yusuf Sezgin, bu büyük ödüller dışında da birçok festivalde farklı dallarda çeşitli ödüllerin sahibi oldu.

2000 yılında Sinema Oyuncuları Derneği SODER’in yönetim kurulu başkanlığına getirilen Yusuf Sezgin, o tarihten itibaren 12 yıl boyunca altı kez SODER Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 5 yıl boyunca devam eden Büyük Buluşma dizisinde rol alan Yusuf Sezgin, ayrıca bu dönem içinde Hicran Sokağı adlı sinema filminde de oynadı.

Yusuf Sezgin’in rol aldığı film ve dizilerden bazıları: Kavgasız yaşayalım, Prangasız Mahkûmlar, Aşkım Silahımdır, Bize Türk Derler, Erkek Dediğin Böyle Olur, Hazreti Yusuf’un Hayatı, İçimizdeki Boşluk, Posta Güvercini, Şepkemin Altındayım, Sevgili Öğretmenim, Taşralı Amca, Vahşi Gelin, Veysel Karani, Yahya Peygamber, Akşam Güneşi,

Anaların Günahı, Arabacı Sabahat, Korkunç Arzu, Nikahsızlar, Ölmek Mi Yaşamak Mı, Para Kadın Ve Silah, Şehzade Murat ve Gülnaz Sultan, Sevda Çiçeğim, Su Testisi, Türkün Aşkı Başkadır, Yarını Olmayanlar, Yetimlerin Türküsü, Ağır Suç, Dördü de Seviyordu,

Kaderin Cilvesi, Kardeş Kavgası, Kördüğüm, Kahır, Damga, Para Babası, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Acı Gurbet, Elveda Mutluklar, Yılın Kadını, Çılgın Aşıklar, Kurye, Senin İçin Bir Kadeh, 155 Polis İmdat, Kurtuluş, Geceler, Bücür Cadı, Bize Ne Oldu, Şahin, Kurtlar Vadisi, Bizim Konak, Büyük Buluşma, Son Yaprak, Akasya Durağı.

Paylaşın

Zafer Önen Kimdir? Hayatı, Tiyatro Oyunları, Filmleri

17 Ekim 1921 yılında Çorum’da dünyaya gelen Zafer Önen, 13 Aralık 2013 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Zafer Önen’in naaşı Feriköy Mezarlığı’na defnedildi.

1941 yılında Ankara Devlet Opera ve Balesi sınavlarına girip kazanan Zafer Önen, bir çocukla kavga edince okuldan 3 ay uzaklaştırma cezası aldı ve okulu terk edip İstanbul’a gitti. Devlet Opera ve Balesi Şan bölümünde eğitim gören Zafer Önen, ilk oyununu 1942’de Ses Tiyatrosu’nda Ekrem Reşit Rey’in “Hava Cıva” operetinde oynadı.

Akordeon, piano ve keman çalmayı burada öğrenen Zafer Önen, Orhan Sezener Orkestrasında solistlik yaptı. İlham Gencer ile Şişli Halkevi’nde 17 yıl piyano çalan Zafer Önen, ardından bir süre çeşitli dergilerde muhabirlik görevinde bulundu. Zafer Önen’in ekranlarda son görülmesi 2007 yılında Rıza Pekkutsal ve Cem Yılmaz beraber yer aldığı bir reklam oldu.

Zafer Önen’in yer aldığı tiyatro oyunlarından bazıları: Cibali Karakolu, Lüküs Hayat, Mebus Olacağım, Şöminedeki Ceset.

Zafer Önen’in yer aldığı film ve dizilerden bazıları: Curcuna, Yaşlı Gözler, Çileli Bülbül, Fosforlu’nun Oyunu, Karımın Sevgilisi, Acemi Çapkın, Ayşecik Boş Beşik, Ateş Gibi Kadın, Berduş Milyoner, Şehvetin Esiriyiz, Ayrılık Şarkısı, Kadın Düşmanı, Sarmaşık Gülleri, Çapkınlar Şahı, Elveda Meyhaneci,

Özleyiş, Cici Kız, Hostes, Salako, Mirasyediler, Adamını Bul, Bekaret Kemeri, Gece Kuşu Zehra, Kadınım, Öğretmen Kemal, Katma Değer Şaban, Şaban Pabucu Yarım, Kuruntu Ailesi, Gurbetçi Şaban, Davacı, Tarzan Rıfkı, Gülen Adam, Tatlı Kaçıklar, Köşe Kapmaca, Affet Bizi Hocam, Canlı Hayat, Bayanlar Baylar, Hastayım Doktor, Tatlı Hayat, Ruhun Duymaz.

Paylaşın

Zeki Alasya Kimdir? Hayatı, Filmleri, Tiyatro Oyunları

18 Nisan 1943 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Zeki Alasya, 8 Mayıs 2015 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Zeki Alasya’nın naaşı Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Aslen Kıbrıslı olan Zeki Alasya, Beyazıt İlkokulunun ardından ortaöğretimini Robert Kolejinde bitirdi. Zeki Alasya, babası Prof. Ahmet Reşat Alasya’yı henüz 15 yaşındayken kaybettikten sonra küçük yaşta rehberlik, marangozluk ve tabelacılık gibi işlerde çalışmaya başladı.

Sanat hayatına 1959’da Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Tiyatrosu’nda amatör olarak başlayan Zeki Alasya, burada tanıştığı Metin Akpınar ile ayrılmaz ikili haline geldi.

Zeki Alasya, tiyatro, turizm rehberliği ve dekoratörlük gibi pek çok işte çalışan oyuncu, yaz tatillerinde yaptığı terzi çıraklığıyla birinci sınıf erkek terzisi kadar iyi dikiş dikmeyi öğrenirken, kimi oyunların kostümlerini de kendisi hazırladı.

Zeki Alasya, profesyonel oyunculuğa başladığı İstanbul’daki Arena Tiyatrosu’nda “Mister Nato” ve “Kargalar Okulu” gibi oyunlarda rol alırken, daha sonra girdiği Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda sahnelenen “Hababam Sınıfı” oyunu ile 1965’te adından söz ettirmeye başladı.

Haldun Taner, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile 1967’de Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer alan Zeki Alasya, bu tiyatronun tüm oyunlarında oyuncu, yazar ve yönetmen olarak görev yaptı. Taner ve Gülhan’ın ilerleyen yıllarda Devekuşu Kabare Tiyatrosu’ndan ayrılması üzerine Zeki Alasya ve Metin Akpınar ikilisi, bu tiyatroda faaliyetlerini sürdürdü.

Sinemaya ilk olarak 1972’deki “Karaoğlan Geliyor” filminde “Çalık” karakterini canlandırarak adım atan Zeki Alasya, aynı yıl “Sev Kardeşim” filmindeki rolünden sonra yapımcı ve yönetmen Ertem Eğilmez’in ısrarıyla sinema kariyerini sürdürdü.

Zeki Alasya,, bir yıl boyunca 7’den fazla filmde yer alarak Yeşilçam’a başarılı bir giriş yaparken, Metin Akpınar ile 1973’ten itibaren Türk sinemasında yeni bir beraberlik oluşturdu ve ikili rol aldıkları filmlerle sinemaseverlerin gönlünde önemli yer edindi.

Zeki Alasya,, 37 yıl boyunca, komedi ağırlıklı filmlerde de Akpınar ile beraber yer aldı. Zeki Alasya ile Metin Akpınar’la bir dönem yollarının ayırdığı iddia edilse de ikili uzun süre “Hastane” dizisinde birlikte oynadı.

Kartal Tibet, Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Münir Özkul, Kemal Sunal, Adile Naşit, Emel Sayın ve Halit Akçatepe gibi birçok ünlüyle rol arkadaşlığı yapan Alasya, canlandırdığı rollerde mağdur, savurgan ve mülayim kimlikleriyle ön plana çıktı.

Film yönetmenliğine 1977’de başlayan Zeki Alasya “Aslan Bacanak”, “Sivri Akıllılar”, “Cafer’in Çilesi”, “Petrol Kralları”, “Doktor”, “Köşe Kapmaca”, “Vay Başımıza Gelenler” ve “Elveda Dostum” gibi filmlerin yönetmen koltuğunda oturdu.

Yönettiği filmlerin çoğunda aynı zamanda oyuncu olarak da yer alan Zeki Alasya, 56 yıllık sanat hayatında 75 filmde rol aldı, 10 filmin senaryo yazarlığını ve 25 filmin ise yönetmenliğini yaptı.

Zeki Alasya, 1998’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” unvanına layık görülürken 1999’da Akpınar ile yollarını ayırdığını açıkladı.İlerleyen yıllarda Metin Akpınar ile yeniden bir araya gelen Zeki Alasya, eski dostu ile son kez 2002 yapımı “Rus Gelin” filminde yer aldı.

Kariyerinin son dönemlerinde daha çok dizilerde görülen, oynadığı karakterlerle özdeşleştirilen Zeki Alasya, uzun yıllar canlandırdığı rollerle bir komedi ustası olarak anıldı. Usta sanatçının rol aldığı son film 2009 yapımı “Aşk Geliyorum Demez”, son dizi ise 2014’te ekranlara gelen “Küçük Ağa” oldu.

Sanatçı, 2010’da “Altın Portakal Yaşam Boyu Onur Ödülü” ile 2011’de 30. İstanbul Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne değer görüldü.

Paylaşın

Zeki Sezer Kimdir? Hayatı, Filmleri

1 Ocak 1929 yılında Edirne’de dünyaya gelen Zeki Sezer, 5 Haziran 2007 yılında kalp krizi nedeniyle İstanbul’da hayatını kaybetti. Zeki Sezer, Edirne Erkek Lisesi’nden mezun oldu.

İstanbul’a geldikten sonra İETT Şişli şubesinde depo müdürlüğü yapan Zeki Sezer, askerlik dönüşü İzmir’e gitti. 1951-1953 yılları arasında Gümrük Muhafaza Memurluğu görevine başlayan Zeki Sezer, sonra bu görevinden istifa edip tekrar İstanbul’a döndü.

1960 yılında Ses dergisinin açtığı yarışmaya resim gönderen Zeki Sezer, dereceye giremedi ancak film yapımcılarından farklı roller için teklifler aldı. Zeki Sezer, sinema oyunculuğuna ilk adımını Hüsnü Cantürk’ün yönettiği Kurşun Yağmuru filminde küçük bir rol alarak attı.

1960’lardan başlayarak çeşitli dönemlerde dernekçilik, sendikacılık yapan Zeki Sezer, 350 film ve 10 televizyon dizisinde irili ufaklı roller aldı.

Zeki Sezer’in rol aldığı dizi ve filmlerden bazıları: Aşk Yarışı, Ne Şeker Şey, Ayşecik Canımın İçi, Bahçevan, Beni Osman Öldürdü, Beyaz Güvercin, Çapkın Kız, Kibarlar, Yaralı Aslan, Adanalı Tayfur Kardeşler, Bitirimsin Hanım Abla, Cilalı İbo Kadın Avcısı, Evcilik Oyunu, Halk Çocuğu, Karanlıkta Uyananlar, Son Tren, Artık Düşman Değiliz, Aşk ve İntikam,

Ben Bir Kanun Kaçağıyım, Ben Bir Sokak Kadınıyım, Beyoğlu Esrarı, Boyacı, Çalıkuşu, Efkarlıyım Abiler, Erkek Severse, Eşrefpaşalı, Fakir Çocuklar, İntikam Uğruna, İstanbul Dehşet İçinde, İstanbul’da Randevu, Kaderin Cilvesi, Kadın Avcıları, Kadınlar Dövülmez, Karakolda Ayna Var,

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Yolsuzlar, Babaların Babası, Beş Milyoncuk Borç Verir Misin, Çapkınım Hovardayım, Çirkef, Çukulata Sevgilim, Dadaş Rıfat Geliyor, Hayret 17, Kadınlar, Kaygısızlar, Kral Benim, Nereden Çıktı Bu Velet, Panik, Şafakta Buluşalım, Şöhret Budalası, Tokmak Nuri, Aile Şerefi, Baş Belası, Bodrum Hâkimi, Sahte Kabadayı, Adalı Kız,

Arabacının Aşkı, Atmaca Ali, Beş Dakikada Beşiktaş, Bülbül Ailesi, Bulunmaz Uşak, Cani, Deli Şahin, Eden Bulur, Evlilik Şirketi, Kader Utansın, Kafes, Kan Kardeşler, Kanundan Kaçamazsın, Kaybolan Saadet, Kayıkçının Küreği, Korkunç Şüphe, Portakal, Taşra Kızı, Tek Başına.

Paylaşın

Yadigar Ejder Kimdir? Hayatı, Filmleri

5 Ekim 1951 yılında Sivas’ta dünyaya gelen Yadigar Ejder, 4 Mart 1991 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Asıl adı Adnan Ayberk olan Yadigar Ejder’in naaşı Kulaksız Mezarlığı’na defnedildi.

1967’de Yeşilçam’a adım atan Yadigar Ejder, birçok filmde yardımcı oyuncu olarak rol aldı. Yadigar Ejder, özellikle Kemal Sunal filmlerinde oynadı.

Yadigar Ejder’in rol aldığı filmlerden bazıları: Ayşecik Bahar Çiçeği, Estergon Kalesi, Tarkan: Altın Madalyon, Zambaklar Açarken, Almanyalı Yarim, Zindan, Babacan, Cemil, Ben Bir Garip Keloğlanım, Deli Şahin, Kara Murat Şeyh Gaffar’a Karşı, Korkusuz Cengaver, Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Sahte Kabadayı, Su Perisi Elması, Tek Başına, Yarınsız Adam,

Baba Ocağı, Baskın, Çarli’nin Kelekleri, İnsanları Seveceksin, Kara Murat Devler Savaşıyor, Kılıç Bey, Ölüm Görevi, Taşı Toprağı Altın Şehir, Benim Yaşantım, İki Cambaz, İnsan Sevince, Kanun Gücü, Korkusuz Korkak, Gerzek Şaban, Kartal Murat, Rüzgâr, Öğretmen Kemal, Sarışın Tehlike, Üç Kağıtçı, Adile Teyze, Baş Belası,

Doktor Civanım, Dünyayı Kurtaran Adam, Gırgır Ali, Yor, Gırgıriyede Cümbüş Var, Kılıbık, Şaban Pabucu Yarım, Balta, Bela, İnfilak, Kıratlı Süleyman, Ninja Gece Savaşçısı, Size Selam Getirmişem, Tarzan Rıfkı, Tokatçılar, Vahşiler, Beyoğlu’nun Arka Yakası, Bombacı, Sen Benimsin, Acı Şarkı, Canımdan Can İste, Doktorlar, Tecelli, Ula Ula Niyazi, Dalgacılar.

Paylaşın