Türk Lirası’na Teşvik İçin Yeni Adım: Gelire Endeksli Senet İhracatı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, vatandaşların tasarruflarını Türk lirası cinsi varlıklarda değerlendirebilmelerinin teşvik edilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amacıyla, gelire endeksli devlet iç borçlanma senedi (GES) uygulamasının başlatılacağını ve talep toplama işlemlerinin 15 Haziran’dan itibaren gerçekleştirileceğini bildirdi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı  ekonomi konusunda atılacak adımları kamuoyuna duyurulacağını ilan etmişti. Bu açıklamanın ardından, beklenen ilk duyuru geldi. Hazine Ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

Bakanlığımızca, vatandaşlarımızın tasarruflarını Türk Lirası cinsi varlıklarda değerlendirebilmelerinin teşvik edilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amacıyla, gelire endeksli Devlet iç borçlanma senedi (GES) talep toplama işlemleri 15 Haziran 2022 tarihinden itibaren gerçekleştirilecektir.

Sadece gerçek kişilere sunulacak olan GES’ler, ülkemiz genelinde gerçekleştirilecek duyuru ve talep toplama işlemleri yoluyla ihraç edilecektir.

Senede ilişkin talep toplama işlemleri ile senedin ihracı, kupon ve anapara ödemeleri Bakanlığımız sitesinde yayınlanacak duyuruda belirtilecek bankalar aracılığı ile gerçekleştirilecektir.

İhraç edilecek senetler üç ayda bir yatırımcısına kupon getirisi sağlayacak olup kupon ödemelerinde asgari getiri garantisi olacaktır.

Senedin kupon ödemesine esas teşkil edecek getiri oranı ve vade yapısı ihraç duyurusunda ilan edilecektir. Senedin yatırımcıya sağlayacağı nihai getiri oranı, ihraç aşamasında Bakanlığımız tarafından belirlenen getiri oranının, hasılat gerçekleşmeleri çerçevesinde hesaplanacak endeks değeri ile çarpılması yoluyla belirlenecektir.

Ekonomistler GES uygulaması için ne diyor?

Türkiye’yi yakından izleyen İngiliz ekonomist Timothy Ash, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı yeni önlemi şu sözlerle eleştirdi: Türk mali yapısı her gün daha çok Lübnan’a benziyor. Bu kesinlikle, Lübnan’da olduğu gibi bir felaketle sonuçlanacak. Burada tek soru, bunun ne zaman olacağı.

Ash, sosyal medya hesabından yaptığı bir diğer açıklamasında, Türkiye’ye faizleri artırması çağrısında bulundu.

Ekonomist Mustafa Sönmez ise, ‘dağ fare doğurdu’ diyerek, söz konusu uygulamayla ilgili “Enflasyon yüzde 100 e giderken, hangi devlet gelirine endeksli tahvile güvenirsiniz ? Devletin hangi kurumu, enflasyona yakın gelir garanti eder ki?” diyerek, doların daha da tırmanacağı öngörüsünde bulundu.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın duyurusunun ardından “Faize faiz dememek için yaptıklarımızı yazsak roman olur.” tepkisini verdi.

Ekonomist Uğur Gürses’in tepkisi şu şekilde oldu: “Önlem diye açıklananlar şunlar; neye endeksli olduğu bilineyen GES ihracı, tüketici kredilerinde vade ve kredi kartı asgari ödeme oranının düzenlenmesi, SPK’nın iraçlarda aldığı ücretlerde indirim yapılması. Kendileri ciddiye alıyor mu bunları?”

Paylaşın

CHP’de Kılıçdaroğlu Kulisleri: Parti Rozetini Çıkaracak, Yetkilerini Paylaşacak

AK Parti ve MHP liderlerinin “cumhurbaşkanı adayını açıkla” baskısına karşın, altılı masada yer alan muhalefet partilerinin seçim sürecini bekleme tutumunda şimdilik değişiklik yok.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, ancak muhalefetin adayının Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmasına “yüksek ihtimal” gözüyle bakılan CHP’de, hesaplar da büyük ölçüde buna göre yapılıyor.

CHP kulislerinde seslendirilen görüşe göre altılı masadan aday olarak çıkması halinde Kılıçdaroğlu, genel başkanlık rozetini çıkarıp yerine bir vekil atayacak, seçimi kazanması halinde de parti görevinden istifa edecek ve partide kurultay süreci başlayacak.

Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde geçiş süreci boyunca birçok yetkisini parlamenter sistem ilkelerine göre paylaşacak.

Siyasi kulislerde en çok konuşulan konuların başında, muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı geliyor.

Altılı masada yaygın görüş, adayın CHP’li bir ismin olacağı yönünde.

CHP ise hesaplarını Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına göre yapıyor.

Hatta Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve cumhurbaşkanı seçilmesi halinde atılacak adımlara ilişkin strateji üzerinde çalışılıyor.

‘Parti rozetini çıkaracak, yerine vekil atayacak’

CHP kulislerinde aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun yapacağı ilk işinin parti rozetini çıkarmak olacağı ifade ediliyor.

Parti içinde bazı yöneticiler, partinin seçim sürecinde genel başkansız kalmaması ve seçimden hemen sonra kurultay telaşı yaşanmaması için 5-6 ay gibi görevde kalabileceğini savunsa da ağırlıklı görüş, aday olması halinde Kılıçdaroğlu’nun parti rozetini hemen çıkaracağı yönünde.

Kılıçdaroğlu’nun bu konuda son derece hassas olduğuna dikkat çeken bazı parti yöneticileri, 2018 seçimlerinde partinin adayı Muharrem İnce’nin de parti rozetini çıkardığını anımsatıyorlar.

Ancak İnce’den farklı olarak Kılıçdaroğlu genel başkan olduğu için, genel başkan vekilliği formülü düşünülüyor.

CHP tüzüğü, genel başkanın yokluğunda Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinden birisini yerine vekaleten atamasına ve genel başkanın yetkilerini kullanmasına olanak tanıyor.

Bu çerçevede, seçim sürecinde partinin genel başkansız kalmaması ve bir kurultay zorunluluğu doğmaması için Kılıçdaroğlu’nun aday olduktan sonra yerine genel başkan vekili atayacağı aynı zamanda genel sekretere de, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlıktan istifa edeceğine ilişkin bir dilekçe verebileceği ifade ediliyor.

Bu hesaba göre Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı seçilmesi halinde genel başkanlık istifa edecek ve genel başkanvekili partiyi tüzükte öngörülen süreler içinde kurultaya götürecek.

Yetki kullanımına dört kriter

Güçlendirilmiş parlamenter sistem taahhüdüyle seçime gidecek olan altılı masada yer alan partilerin temsilcilerinden oluşan komisyon, geçiş süreci planlaması için çalışmalarını sürdürüyor.

Ancak masada yer alan partilerde ortak görüş, fiili parlamenter sistem uygulanması ve bu çerçevede mevcut sisteme göre seçilecek cumhurbaşkanın yetkilerinin de buna göre dizayn edilmesi yönünde.

CHP kulislerinde cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin dört temel kriter dile getiriliyor.

Bunlar;

  • Kullanabileceği yetkiler,
  • Anayasa ve yasalarda olmasına karşın kullanmayacağı yetkiler,
  • Hükümet ile müştereken kullanacağı yetkiler
  • Ve Cumhurbaşkanı’nın yerine kullanılacak yetkiler olarak ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanının kullanmayacağı yetkilerle ilgili “Mesela, partisinin il başkanını atamayacak veya kayyum atamayacak” değerlendirmesi yapılırken, “yerine kullanılacak yetkiler” kapsamında da rektör ataması gösteriliyor.

Seçilecek cumhurbaşkanının rektör atama yetkisi bulunmasına karşın, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerin seçimi doğrultusunda atama yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Müştereken kullanacağı yetkilere de hükümette görev alacak cumhurbaşkanı yardımcısı ve kabine üyelerinin atanması veya eşgüdümü gibi parlamenter sistemde kullanılan yetkiler örnek gösteriliyor.

Paylaşın

BDDK’dan Kredi Kartları Ve Tüketici Kredilerine Yeni Düzenleme

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) dün geçe açıkladığı yeni bir karar ile limiti 25 bin TL üzeri olan kredi kartlarının asgari ödeme tutarını değiştirdi. Tutar dönem borcunun yüzde 20’sinden 40’ına çıkarıldı. 

Eskiden dönem borcu 10 bin olan bir kişinin asgari ödeme tutarı 2 bin iken bu kararla birlikte 4 bine çıkmış oldu. Limiti 25 bin TL’nin altında olan kredi kartları ise bu kararın dışında bırakıldı.

Söz konusu kart sahipleri asgari ödeme tutarı olarak dönem borçlarının yüzde 20’sini ödemeye devam edebilecek.

BDDK’nin bir diğer düzenlemesi ise tüketici kredilerine ilişkindi.

Bugünden itibaren alınacak tüketici kredilerinde vade sınırı 50 bin TL üzerindeki krediler için 24 ay, 100 bin TL’nin üzerindeki krediler için ise 12 ay olarak belirlendi.

BDDK konut kredilerinde kredi değer oranının tutara göre farklılaştırılması, kredilerin yatırım ve ihracat gibi üretken alanlara yönlendirilmesi gibi konularda çalışmaların sürdüğünü açıkladı.

Dün akşam BDDK’nın yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) da birer açıklama yaptı.

Bakanlık gelire endeksli bir devlet iç borçlanma senedi ihraç edeceğini ve talep toplama işleminin 15 Haziran’da başlatılacağını duyurdu.

Senede dair ayrıntılar ise henüz belli değil.

Kararın ardından kısa bir süre 17’nin altına gerileyen dolar/TL kuru ilerleyen saatlerde tekrar 17,30 civarına yükseldi.

SPK’nın açıklamasında ise “Hazine ve Maliye Bakanlığı resmi hesabından yayınlanan basın açıklamasında yer alan adımlar kapsamında; Borsa İstanbul nezdinde ‘Emtia Pazarı’ kurulmuş olup, altın sertifikası ihracına ilişkin çalışmalara başlanmıştır” ifadeleri yer aldı.

Paylaşın

2021’de Bir Milyon 197 Bin Abonenin Doğal Gazı Kesildi

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) resmi verileri de Türkiye’deki ekonomik krizi ortaya koydu. EPDK verilerine göre 2020 yılında bir milyon 279 bin 990 aboneye doğal gaz kesintisi yapıldı.

Kesintilerin yaklaşık yüzde 65,7’si fatura bedeli zamanında ödenmemesinden kaynaklanırken, faturasını ödeyemediği için doğal gazı kesilen abone sayısı 840 bin 954 oldu.

EPDK verilerine göre 2020 yılındaki kriz geçen yıl da devam etti. 2021 bir milyon 620 bin 64 aboneye doğal gaz kesintisi yapıldı. Bu kesintilerin de yaklaşık yüzde 73,9’u fatura bedelinin zamanında ödenmemesinden kaynaklanırken, söz konusu yılda doğal gazı kesilen abone sayısı ise bir milyon 197 bin 228 oldu.

Her 15 aboneden birinin faturası kesildi

Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre 2021’de faturasını ödeyemediği için doğal gazı kesilen abone sayısı 2020’e göre 356 bin 274 abone arttı. Toplam abone sayısının 17 milyon 885 bin 750 olduğu dikkate alındığında faturasını ödeyemediği için her 15 aboneden birinin doğal gazı kesildi. 2021 yılında faturasını ödeyemediği için doğal gazı kesilen abone sayısı yüzde 43,2 oranında arttı.

‘Isınma gibi temel bir ihtiyaç artık lükse döndü’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın, söz konusu rakamlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu;

“Bu durum, gizlenmek istense de Türkiye’deki enerji yoksulluğunu gözler önüne seriyor. İktidar 2020 yılında Karadeniz doğal gazı ile ilgili müjde vererek faturaların düşeceği vaadinde bulundu. Bu müjdeden bir yıl sonra 2021 yılında ise faturasını ödeyemediği için doğal gaz kesintisi yapılan abone sayısı rekor oranda arttı. İktidar gizlemek istese de her apartmanda, her sokakta bir komşumuzun doğal gazı kesildi. Isınma gibi temel bir ihtiyaç artık lükse döndü.”

Paylaşın

S&P: Türkiye’nin İlave Sermaye Kontrolü Getirme Riski Artıyor

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türkiye’nin ilave sermaye kontrolleri getirme riskinin arttığını açıkladı. Kuruluş, Türk Lirası ve piyasalar üzerindeki baskının yoğunlaşmasının bu riski artırdığını kaydetti.

S&P, Türk Lirası ve finansal piyasalar üzerindeki baskının artmaya devam etmesi halinde Türkiye’nin ek sermaye kontrolleri getirme riskinin artacağı uyarısında bulundu.

Türk lirasının bu yıl ortalama yüzde 22 değer kaybetmesi, ülkenin geçen yılın sonunda yaşanan döviz krizinin tekrarlanabileceği endişelerine yol açıyor.

S&P’nin önde gelen analistlerinden Maxim Rybnikov, çevrimiçi bir sunumda yaptığı konuşmada, S&P’nin nisan ayında Türkiye’nin yerel para cinsinden notunu düşürme kararının, ek sermaye kontrolleri endişelerinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Rybnikov, “Bu hala temel bir durum değil ancak riskin (sermaye kontrolü) arttığını düşünüyorum” dedi.

Reuters’ın aktardığına göre S&P’nin bir başka analisti de liranın değer kaybının sürmesinin, Türkiye’nin bankacılık sektöründe varlık kalitesi sorunlarının eninde sonunda “ortaya çıkacağı” anlamına geldiğini, turizmdeki toparlanma hızının ise birkaç olumlu sürprizden biri olduğunu belirtti.

Sermaye kontrolleri, belirli bir bölgeden, örneğin bir ülkeden sermaye girişini ve çıkışını kontrol etmeye yönelik yasal veya düzenleyici önlemler olarak biliniyor. Böylelikle yurtiçi ekonomiye giren ve çıkan yabancı sermaye akışını sınırlamış oluyor.

Bu önlemler genellikle, bir para biriminin döviz kurunu kontrol etmek adına veya sermaye kaçışını önlemek için alınıyor.

Paylaşın

AK Parti’de ‘Mahmut Özer’ Krizi

AK Parti’nin Ankara Kızılcahamam kampında Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ile milletvekilleri arasında “üslup” tartışmasının yaşandığı öğrenildi. AK Parti’nin “30. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı”, geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılımıyla yapıldı.

Tüm AK Parti teşkilatının katıldığı toplantıda, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ticaret Bakanı Mehmet Muş ve Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer de sunum yaptı.

“Yozlaşma” eleştirisi

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, Özer’in sunumunun ardından söz alan AK Partili milletvekilleri, eğitim sistemiyle ilgili eleştirilerini iletti. Ancak bu eleştiriler sonrasında Özer’in yanıt verirken kullandığı üslup AK Partili vekilleri kızdırdı. Bazı milletvekilleri, “toplumda ahlak yozlaşmasının yaşandığı, bu yozlaşmanın çocuk ve gençler üzerinde olumsuz etkilere neden olduğunu” savunarak Özer’e, “Acaba müfredata ahlak ve adap ile ilgili ders mi konulsa” önerisini getirdi.

Ancak Özer’in bu soruya, “Müfredata cari açık dersi konulunca cari açık da kapanmıyor” şeklinde yanıt verdiği ve bu sözler üzerine bazı vekillerinin “salonu terk ettiği, bazılarının da söz alarak, Özer’in üslubuna tepki gösterdiği” kaydedildi. AK Partili vekillerin, “üslup tepkisi” ise AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş’un da Bakan Özer’i “uyardığı” kaydedildi.

“Atanmış seçilmiş” gerginliği

AK Parti içinde “atanmışlar-seçilmişler” tartışması yaşandığı belirtildi. Bazı milletvekillerinin, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikte dışarıdan atanan bakanlarla milletvekilleri arasında yeterli iletişimin sağlanamaması” nedeniyle parti yönetimine de “tepki gösterdiği” ileri sürüldü.

Milletvekillerinin, parti yönetimine, “Seçim bölgelerimizde halka yoğun temas halindeyiz. Cumhurbaşkanımız da bölgemizde, halkla bir arada olmamız gerektiğini söylüyor. Sahada vatandaşlardan gelen pek çok talep ve şikâyetler oluyor. Bunları bakanlara iletmek ve çözüm yolu aramak isterken bazı bakanlıkların kapılarının bizlere kapalı olduğunu, görüşme taleplerimize çoğu kez cevap dahi verilmediğini görmek, bizleri üzüyor” şeklinde sitemde bulundukları ifade edildi.

Paylaşın

‘Türk Lirası’nın Değer Kaybı Neden Hızlandı?

Aralık ayında dolar/TL kurunun 18’e ulaşması sonrasında devreye sokulan Kur Korumalı Mevduat sistemi ile kısmen sakinleşen ve 12 TL seviyelerine kadar düşen kur, tekrar 17’yi aştı. Peki kur neden şimdi yükseliyor? TL’nin değer kaybını hızlandıran şey ne oldu?

Prof. Selva Demiralp BBC Türkçe için yorumladı. Demiralp’in yazısı şu şekilde;

KKM’ye dair endişelerimi daha ilk yürürlüğe girdiği sırada da paylaşmıştım. O yazıda kötü senaryoyu şu şekilde tanımlamıştım:

“Kötü senaryoda KKM döviz talebindeki artışı durduramaz. Bu durumda kur artışı Hazineyi ve TCMB’yi ciddi bir genişleme zorunda bırakır. Şayet vergilerde bir artış olmazsa (ki seçim öncesi bu olasılık yok denecek kadar az) bütçe açığı artar. Bu durum, sonu hiperenflasyona kadar giden bir süreçle sonuçlanabilir.”

Bugün geldiğimiz nokta kötü senaryoyla oldukça uyumlu.

KKM’nin Hazine’ye yüklediği ek yük 157 milyar TL olarak hesaplanıyor.

Enflasyon resmi rakamlarla yüzde 74 seviyesine ulaştı, ileriye yönelik beklentiler daha da artacağını gösteriyor.

KKM’nin kuru tutmakta giderek zorlandığını görüyoruz.

Peki kurdaki değer kaybı hafta başından beri neden ivmelendi?

Bu soruya cevap ararken, KKM’nin sürdürülebilirliğine dair endişeler, artan cari açık, giderek sıkışan global piyasalar gibi hep konuştuğumuz kırılganlıklara ek olarak hafta başında gelen iki önemli siyasi demecin altını çizmek isterim.

Zira her iki demeç de politika duruşunda geri adım atılmayacağına, mevcut enflasyonist baskıların artarak devam edeceğine, bu durumun da kuru zorlayacağına işaret ediyor.

1: Faiz indirimlerinin devamı geleceği sinyali

Cem Çakmaklı ve Gökhan Şahin Güneş’le beraber yaptığımız araştırma sadece faiz indirimi değil, faiz indiriminin geleceğine dair sinyallerin bile kurda bir zayıflama yarattığını, tahvil faizlerini yükselttiğini gösteriyor.

Çünkü piyasalar faiz indirimi sonrası enflasyonun ve genel risk priminin artmasını bekledikleri için bu olumsuz tablonun TL’yi zayıflatmasını bekliyorlar.

Bu yüzden hükümet kanadından gelen “faizler düşmeli” demeçlerini takiben dolar/TL kuru yükseliyor.

2017 öncesinde faizlerin inmesi gerektiğine dair siyasi demeçleri takiben TL ortalama yüzde 20 değer kaybederken bu rakam ilerleyen yıllarda yüzde 30’a çıkıyor.

Yani siyasi baskıların birikimli etkisi Merkez Bankası kredibilitesinde daha ağır bir erozyon yaratarak olumsuz fiyatlamayı da artırıyor.

6 Haziran’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faizi düşürmeye devam edeceğiz” demecini bu açıdan değerlendirdiğimizde piyasaların geçmişte verdiği tepki ile tutarlı hareket ettiğini gözlemliyoruz.

2: ‘Enflasyonla beraber büyüme’ tercihi

Geçen günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, “enflasyonla birlikte büyümenin” siyasi bir tercih olduğunu söylerken “Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik. Yüksek faiz artışı yapardık” ifadesini kullandı.

Nebati’nin bu sözlerinin olumlu ve olumsuz iki boyutu var.

Olumlu tarafından bakacak olursak bakanın sözleri hükümetin duruşunda oldukça “ortodoks” bir dönüşe işaret ediyor.

Enflasyonu düşürmek için yapılması gerekenin faizleri yükseltmek olduğunu, ancak faiz artışı ekonomiyi yavaşlatacağı için hükümetin bunu tercih etmediğini söylüyor.

2021’in son çeyreğinden itibaren 5 puanlık faiz indirimine gidilirken hükümet kanadı ve Merkez Bankası bu şekilde enflasyonun da düşeceğini iddia eden “heteredoks” bir anlayışı savunmuştu.

Dünya genelinde uygulaması olmayan ve iktisat disiplinine ters düşen bu görüş maalesef enflasyonu düşürmedi.

Ortodoks politikaların öngördüğü şekilde enflasyonda çok ciddi bir artış ile sonuçlandı.

Kısa vadeli ‘kılıf’ geri tepebilir

Geçen günlerde Koç Üniversitesi-TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu olarak düzenlediğimiz etkinlikte politika faizi ve enflasyon arasında pozitif bir ilişki olduğunu iddia eden Neo Fisher yaklaşımının fikir önderlerinden Profesör John Cochrane’i ağırladık.

Prof. Cochrane de söz konusu yaklaşımın orijinal Fisher eşitliğinde olduğu gibi uzun vadeli bir ilişkiye işaret ettiğini ve kısa vadeli politika hamlelerini motive etmek için bir “kılıf” olarak kullanılmasının geri tepebileceğini, teori ile uyuşmadığını not etti.

Bakan Nebati’nin sözlerini bu açıdan değerlendirdiğimde, hükümetin Türkiye’de zaten yanlış yorumlanmakta olan Neo Fisher yaklaşımından vaz geçtiği sinyalini verdiği için olumlu bir gelişme olarak görüyorum.

Ortodoks politika anlayışında buluşmak şüphesiz ki bir ilerleme.

Ancak yine ortodoks iktisat politikası “enflasyon ile beraber” büyümenin son derece riskli olduğuna işaret ediyor.

Türkiye’deki enflasyonun iki nedeni

Ülkemizde tecrübe ettiğimiz enflasyon iki temel sebepten kaynaklanıyor:

Arz yönlü baskılar esasen faizin düşük kalması sonucu TL’nin zayıflaması ile ithal ettiğimiz ara malı fiyatlarındaki artışı yansıtıyor.

Talep yönlü baskılar ise düşük faizin borçlanma ve harcamaları teşvik etmesinin bir sonucu.

Yani her iki sebebin kökünde de düşük faiz tercihi yatıyor.

Enflasyon bir ekonominin “yavaşla” sinyalidir, kendi kendini soğutma çabasıdır.

Ortodoks anlayışta merkez bankaları enflasyonist baskılar arttığında faizleri yukarı çekerek ekonominin bu çabasına destek verirler.

Çünkü ancak o zaman enflasyonu kalıcı hale getirmesi engellenir.

Aksi takdirde talep yavaşlasa da enflasyon kendi kendine düşmeyecektir.

Yangına körükle gitmek

Eğer “enflasyonla beraber büyüme” tercihi yapılırsa bu durum kısa vadede ekonominin kendi kendini soğutma çabalarını baskılamaya çalışır.

Yükselen enflasyon talebi geri çekerken düşük faiz ortamı talebi tekrar canlandırmayı dener.

Yani ortodoks anlayış enflasyon yaşanan ülkeyi soğutmak gerektiğini söylerken “enflasyonla beraber büyüme” çabası yangına körükle gitmek anlamına gelir.

Toparlayacak olursak, yüksek enflasyon ortamında hükümet kanadının faiz indirimleri ile büyümeyi desteklemeye devam edeceği sinyalleri hiperenflasyon endişelerini artırarak piyasalardaki tedirginliği artırıyor.

Sürdürülemez ve sonu belirsiz bir yolda devam edildiği inancının altını çiziyor.

Yoksullaşan halk tüketemez

Son söz olarak bir noktanın tekrar altını çizelim:

Şüphesiz hiçbir ülke ekonomisini gereksiz yere daraltmak, istihdamı azaltmak istemez.

Ancak enflasyon nüfusun yüzde 100’üne yoksullaşma olarak yansırken “enflasyona rağmen büyüme” çabası işsizlik oranında birkaç puanlık bir azalışın ötesinde fayda sağlamaz.

O fayda da giderek azalır, çünkü enflasyonla büyüme sürdürülemez.

Yoksullaşan halk tüketemez, enflasyon ortamı yatırımcıyı ürkütür.

İşte bu nedenlerle ortodoks iktisadi görüş “enflasyonla büyüme” kavramının üzerini çizer.

Önceliği enflasyonu düşürmeye verir.

Çünkü enflasyon düştükten sonra gelecek büyüme sağlıklı ve sürdürülebilir olur.

Kısa vadede bir bedeli olsa da bu tercih sonucunda uzun vadede herkes kazançlı çıkar.

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel İçin Süreç Başladı

“Terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan ve yargılanması için dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in devamsızlık gerekçesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi gündeme geldi. Güzel’in TBMM Genel Kurul’da son beş birleşime katılmadığı tespit edildi ve milletvekilliğinin düşürülmesi için yasal süreç böylece başladı.

TBMM Genel Kurulu, 27. Dönem başından bu yana müşahade usulüyle açılıyordu. Yani Meclis Başkan Vekili, gözlem usulüyle “Toplantı yeter sayısı vardır” diyerek Genel Kurul toplantısını başlatıyordu.

Ancak HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından Cumhur İttifakı, 31 Mayıs’ta aldığı bir kararla Meclis Genel Kurulu’nun 7 Temmuz’a kadar yoklama ile açılmasını kararlaştırdı. İlk yoklama kararı da aynı gün uygulandı.

Uygulanması kararlaştırılan TBMM İçtüzüğü’ne göre, bir milletvekili son bir ay içerisinde beş birleşime mazeretsiz katılmazsa devamsızlığı tespit ediliyor. Bu kararın da Semra Güzel’in milletvekilliğinin düşürülmesi için alındığı yorumları yapılmıştı.

Bugün itibarıyla Semra Güzel’in son beş birleşime katılmadığı Başkanlık Divanınca tespit edildi. Güzel’in dosyası şimdi Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderilecek. Karma Komisyon dosyayı inceleyecek ve hazırlayacağı raporu Genel Kurul’a sunacak. Genel Kurul da üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Semra Güzel’in milletvekilliğini düşürebilecek.

Son dönemde büyük oranda boş sıralarla açılan Meclis Genel Kurulu, son beş birleşimdir neredeyse tüm vekillerin katılımıyla açılıyordu. Vekillerin büyük çoğunluğu yoklamaya katılıp Genel Kurul’dan ayrılıyordu.

Beştaş: 2015’ten beri yoklama istisnaydı

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün  süreçle ilgili sorularını yanıtlayan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, 2015’ten bu yana Meclis’te olduğunu ve bugüne kadar yoklamanın çok istisnaî durumlarda yapıldığına dikkat çekti. En fazla devamsızlığın iktidar grubu milletvekilleri tarafından yapıldığını kaydeden Beştaş, “Cumhur İttifakı sıraları yüzde 90 oranında boştur. İktidar grubu kanunlar üzerindeki tartışılan maddeleri dahi bilmez” eleştirisini yöneltti.

Yoklama kararının aniden getirildiğini ifade eden Beştaş, “Bizimle hiçbir istişare yapılmadı. Diğer gruplara bilgi verilmedi. Kamuoyuna çeşitli bilgiler yansıdı. Bu kararın Semra vekilimizle ilgili olduğu söylendi” ifadesini kullandı.

“Eğer bu karar Semra Güzel için alındıysa ki böyle olduğu ifade ediliyor. Bu kesinlikle kötü niyetlidir. Halk iradesini gasp etmenin başka bir yoludur” diyen Beştaş, bunların tamamının seçim çalışması olduğunu dile getirdi. Beştaş, iktidarın çeşitli hukuksuzluklarla ve vekillik düşürme yoluyla halkı kendilerine karşı örgütlemeye çalıştığını da iddia etti.

Semra Güzel’in nerede olduğu bilinmiyor

Adıyaman’da 2017 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği hava destekli operasyonda öldürülen PKK militanı Volkan Bora’nın cep telefonu incelemesinde HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile çekilmiş fotoğrafları Ocak ayında kamuoyuna yansımıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da geçen Ocak ayında dokunulmazlığı kaldırılan HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında “terör örgütü üyeliği” suçlamasından iki ayrı dosya kapsamında yakalama kararı çıkarttı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da Güzel’e bilinen adreslerinde ulaşılamadığını ve resmi kanallar açısından yurt dışına çıkışının gözükmediğini söylemişti.

Paylaşın

Reuters: Suriye, Rusya, SDG Türkiye’nin Olası Harekatına Hazırlanıyor

İngiltere merkezli Reuters haber ajansı, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine operasyon sinyali vermesinin ardından Rusya ve Suriye’nin bölgedeki askeri takviyeleri artırdığı yönünde haber yayınladı. Türkiye destekli gruplar ise Rusya ve Suriye’nin ABD destekli Suriye Demokrat Güçleri’ne (SDG) destek verdiğini iddia ederken SDG’den Suriye yönetimine destek çağrıları yapılıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yarın Ankara’ya yapacağı ziyarette de olası operasyonun görüşüleceği belirtiliyor.

Reuters’e göre, Türkiye’den üst düzey bir yetkili ajansa yaptığı açıklamada Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’a “Suriye ve İran’ın Tel Rıfat bölgesinde askeri hareketliliğini artırdığı” yönünde bilgilerin sorulacağını belirterek “Türkiye bu operasyonu öyle veya böyle yapacak” dedi.

Türkiye’nin desteklediği ve aralarında Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarının yer aldığı Suriye Milli Ordusu sözcüsü Yusuf Hammud da Reuters’e yaptığı açıklamada, Türkiye sınırına 40 kilometre mesafedeki Tel Rıfat, Menbiç, Kobanê’nin güneyi ve Ayn İsa yakınlarındaki güçlerini artırdıklarını belirterek operasyona hazırlanıldığı mesajı verdi.

Rus helikopterlerinin Tel Rıfat yakınlarındaki bir hava üssüne indiğini söyleyen Hammud, “Suriye rejimi ve İranlı milisler SDG’ye takviye kuvvet gönderiyor” iddiasında bulundu.

‘Operasyon Putin’le ilişkileri test edebilir’

Suriye’nin kuzey sınırlarında TSK’nin henüz kritik bir yığınak yapmadığı ancak son iki haftada roket ve topçu atışlarının daha sık yapıldığı belirtilen haberde “Ankara, Moskova’nın Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerinde arabuluculuk yapmaya çalıştı ancak Suriye’de karşıt tarafa verdiği destek, Vladimir Putin’le ilişkilerini test edebilir” analizine de yer verildi.

Haberde, “Devlet Başkanı Beşar Esad’ın güçlü müttefiki Rusya’nın en azından üstü kapalı bir onayı olmadan yapılacak bir operasyon ek zayiat riski anlamına da gelebilir” ifadeleri yer aldı.

SDG: Şam’a bağlı birliklerle kordinasyona hazırız

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanı Mazlum Abdi de 5 Haziran’da Reuters’e verdiği demeçte, Suriye’ye Türkiye’nin olası saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini kullanması için çağrı yaparken SDG Askeri Konseyi’nin bugün Kamışlı’da yapılan olağanüstü toplantısından da benzer bir çağrı yapıldığı kaydedildi.

Almanya merkezli Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre, toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamada, “Türkiye’nin son tehditleri dahil olmak üzere işgal projeleri Suriye’nin bölünmesine hazırlık” denildi.

Habere göre, açıklamada, “Potansiyel bir Türk işgali Suriye topraklarında istikrar ve birliği olumsuz etkileyecektir. Bu nedenle işgale sadece hedef alınan bölgelerde değil, halihazırda işgal altındaki Suriye topraklarında da karşı koyulmalıdır. SDG herhangi bir Türk saldırısına karşı koymak ve Suriye topraklarını korumak için Şam hükümetine bağlı birliklerle koordinasyona hazırdır” ifadeleri yer aldı.

Rusya’dan ise Türkiye’nin operasyon sinyallerine “Suriye’de mevcut zor durumun daha da tehlikeli bir şekilde kötüleşebileceği” uyarısı yapılmıştı. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, basın brifinginde gazetecilerin Rusya’nın Suriye’nin kuzeyindeki mevzilerini güçlendirip güçlendirmediği sorularına ise “Suriye ordusunun bazı askeri noktaları az ya da çok güçlendirdiği” yanıtı vermişti.

Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) destekleyen ABD’den ise “Türkiye’nin olası operasyonunun Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelede güç kaybettireceği ve kazanımları baltalayabileceği” açıklaması yapılmıştı. Suriye hükümetine yakın El Vatan gazetesi ise Türkiye sınırına yakın noktalarda birliklerin tank ve ağır silahlarla konuşlandırıldığını yazmıştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Muhafazakar Kadınlara Çağrı: Bize Katılın

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bize katılın derken çiftçileri üreticileri taksiciyi herkesi istiyorum ama muhafazakar genç kadınların da bize katılmasını istiyorum” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Muhafazakar genç kadın kardeşlerim size de iki çift lafım var. Bunların ne yaptığını biliyorsunuz. Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz. Yarın döner bunlar size de hakaret eder. Ama biz şuna inanırız cennet anaların ayakları altındadır. Ve kadına saygı duyarız. Efendim CHP diyecekler bize hep CHP’yi kötülediler diyecekler şuna inanmanızı isterim; CHP eski CHP değil, siz de eski siz değilsiniz. Artık beraberiz artık birlikteyiz aynı değerleri savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

Gençlere de hitap eden Kılıçdaroğlu, “Her türlü haklarını koruyacağız. O gençlere yine sesleniyorum. İktidar değiştiğinde tweet atarsam başım belaya girer mi diye sakın düşünmeyim. Bizim iktidarımızda bizi rahatlıkla eleştirebileceksiniz. Her gencimiz düşüncesini özgürce ifade edecek, bunun sözünü veriyorum” dedi.

Bakan Nebati’nin “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor” sözünü eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı var olan sistemden dar gelirlerin zarar gördüğünü itiraf ediyor ve bu zarar aynen devam ediyorsa, hiçbir önlem alınmıyorsa bu iktidar kendi kuyusunu kazıyor demektir. Bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz tepedekini de emekli edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasının büyük bölümünü ekonomik krize ayıran Kılıçdaroğlu özetle şunları söyledi:

“TÜİK’e müdahale ediyorlar. Enflasyonu düşük göster diye. Bu ne demektir işçiye emekliye dul ve yetime düşük maaş vereceğim. Düşük maaş vermek için baskı kuruyorlar.

İşçinin emeklinin hakkını niye vermiyorsunuz? Bunlar enflasyona sebep olmadılar ki. Enflasyonu yapan büyüten gerekçe olan sensin. İşçilere de emeklilere de dul ve yetimlere memurlara da sesleniyorum, hakkınızın yenmesini istemiyorsanız bize katılacaksınız.

Enflasyon için de bir sürü gerekçe buldular. Her seferinde uyduruyorlar. Ukrayna ile Rusya savaş halinde. Ukrayna’da yüzde 16,4; Rusya’da 21,7 enflasyon rakamları. Savaş halindeki iki ülkede enflasyon böyle.

Gerçek tüketici enflasyonu yüzde 160

TÜİK’in bütün baskılardan sonra kamuoyuna açıkladığı enflasyon ise yüzde 73,50. ENAG’ın yaptığı araştırmaya göre de gerçek tüketici enflasyonu yüzde 160,76. Bunu zaten vatandaş alışveriş yaparken görüyor.

Yaşanan ekonomik buhran dolayısıyla öyle bir noktaya geldiler ki şimdi sıra vatandaşı suçlamaya geldi. Erdoğan söylüyor; ‘Sorunun bir tarafında vatandaşlarımızın bir kısmının tasarruflarını hala döviz cinsinden yapmaktaki ısrarı var’. Sen dolarla borçlanıyorsun. Sen Türkiye’deki ihalelere avro dolar bazında nasıl garanti verdin? Kendisini suçlayacağına vatandaşı suçluyorsun.

Muhafazakar kadınlara seslendi

Bize katılın derken çiftçileri üreticileri taksiciyi herkesi istiyorum ama muhafazakar genç kadınların da bize katılmasını istiyorum. Muhafazakar genç kadın kardeşlerim size de iki çift lafım var. Bunların ne yaptığını biliyorsunuz. Gezi olayları dolayısıyla bu ülkenin kadınlarına nasıl hakaret edildiğini biliyorsunuz.

Yarın döner bunlar size de hakaret eder. Ama biz şuna inanırız cennet anaların ayakları altındadır. Ve kadına saygı duyarız. Efendim CHP diyecekler bize hep CHP’yi kötülediler diyecekler şuna inanmanızı isterim; CHP eski CHP değil, siz de eski siz değilsiniz. Artık beraberiz artık birlikteyiz aynı değerleri savunuyoruz.”

Paylaşın