TÜSİAD’dan İktidarın Ekonomi Politikalarına Tepki

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi toplantısına Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu zor durum damgasını vurdu. Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan enflasyonun bir türlü kontrol altına alınamadığını, enflasyonun “üç rakamlı eşiğe doğru hızla” ilerlediğini ifade etti.

TÜSİAD Başkanı Turan, “Enflasyonla mücadelede tüm dünya faizleri artırarak frene basmayı tercih ederken biz uzun süredir hem kurun yükselmesine ve hesap yapılamamasına yol açan hem de tasarruf sahiplerini cezalandıran bir para politikası izliyoruz. Bundan dolayı vergi mükellefleri ve hazine gereksiz bir yükü taşımak durumunda kalıyorlar. Akran ülkelerle kıyasladığımızda dünyada hem en yüksek enflasyona hem de son derece yüksek risk primine sahip ülke konumundayız” dedi.

“Orta sınıfı güçlü olmayan bir ülkede demokrasi zayıflar”

Bunun sürdürülemez olduğunu ve hızla rasyonel politikalara dönülmesi gerektiğini vurgulayan Turan, Türkiye’nin iktisat bilimi ve tüm dünyadaki uygulamalarla çelişen bir yaklaşımı sürdürmemesi gerektiğini kaydetti. Türkiye’nin sorunlarının yalnızca para politikası ve dizginlenemeyen enflasyonla sınırlı olmadığını söyleyen Turan, şöyle konuştu:

“İzlenen ekonomi politikalarının yarattığı koşullarda gelirler hızla eriyor. Özellikle sabit gelirliler enflasyon baskısını en derinden hissediyor. Kentli, eğitimli orta sınıfların gelirleri de erozyona uğruyor. Unutmayalım ki, orta sınıfı güçlü olmayan bir ülkede demokrasi zayıflar. Eşitsiz gelir dağılımı demokratik sisteme yönelik inancı zedeler. Bu bağlamda ülkenin ekonomik durumu ve siyasi atmosferi nedeniyle bugüne dek görülmemiş bir ölçeğe varan beyin göçünü bir kez daha gündeme getirmek zorundayım. Bu göçü durdurmak için atılacak adımların en başta gelen önceliklerimizden sayılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu boyutlarda bir nitelikli insan kaybına tahammülümüz olmadığına inanıyoruz.”

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan da yaptığı konuşmada Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiğini söyledi. Ukrayna Savaşı’nın dünyada güvenlik dengeleri değiştirdiğini hatırlatan Özilhan, Türkiye’nin gıda fiyatlarındaki artışı önlemek ve tarım ve gıdadaki muazzam potansiyelini hayata geçirmek için yeni bir tarım politikasına ihtiyacı olduğunu belirtti. Özilhan, “TL’deki değer kaybı nedeniyle Türkiye’nin mamul mal ihracatında sağlayabileceği rekabet gücü, dünya ticaretinin hizmetlere ve hatta dijital olarak teslim edilen hizmetlere doğru kaydığı bir dünyada ne kadar sürdürülebilir olacak?” sorusunu sordu.

“Türkiye’nin risk primi yükseliyor”

Enflasyonun bütün ekonomik sorunların başı olması nedeniyle pek çok merkez bankasının enflasyon artışının önüne geçmek için sıkılaşma politikaları uyguladığını hatırlatan Özilhan, şöyle konuştu:

“Global taraf aleyhimize seyrederken, içeride uyguladığımız iktisadi politikalarla beraber ülke risk primi yükseliyor. Sıkı para politikaları ile gelişmiş ülkelerin yavaşlaması Türkiye’nin ihracatını kısıtlayarak cari açık, TL’nin değer kaybı ve enflasyon sorunlarını ağırlaştırabilir”.

Enflasyondaki artışın, daha önceki enflasyonist dönemlerle karşılaştırılamayacak kadar hızlı olduğunu söyleyen Özilhan, bu sürecin göreli fiyat yapısını bozduğunu, firmaların nasıl fiyatlama yapacaklarını bilemez hale geldiğini belirtti. “Tüketicilerin de fiyatlar konusunda algısı bozulmuş durumda” diyen Özilhan, şöyle devam etti:

“Enflasyon halkın satın alma gücünü eritiyor. Ücretlerin toplam gelir içindeki payı geriliyor. Ekonomideki en büyük öncelik enflasyonun kontrolden çıkmasını önlemek ve ardından kalıcı bir düşüş sağlamak olmalı. Aksi halde, Türkiye’nin geçmişinde olduğu gibi bir enflasyon sarmalına girmesi topluma çok yüksek bir bedel ödetir. Sorunları çözmek yerine bir süre için hafifletmek yönünde atılan adımlar geri teper.”

Ekonomik sorunların sık sık değiştirilen düzenlemelerle çözülemeyeceğini söyleyen Özilhan, bunun yol açabileceği riskleri “Sık sık değiştirilen düzenlemeler ve piyasanın işleyişine yapılan müdahaleler karar alma ufkunu daraltır ve ekonomiyi daha da bozar. Dengesizlikler tırmanmaya devam eder ve kontrol elden kaçarsa uzun yıllar büyük bedeller ödemeyi gerektiren bir sonuç kaçınılmaz olur” olarak açıkladı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın ‘Adayınız Kim?’ Sorusuna Yanıt: Sen Gideceksin…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘adayınız kim?’ sorusuna da yanıt vererek, “Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim. Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı.” ifadelerini kullandı.

Akşener, KYK yurtlarında yaşanan intiharları gündeme getirerek “Öğrencilerimizin yaşadığı barınma sorunu; onları dernek ve vakıflara ait, özel yurtlara mecbur bırakırken… KYK yurtlarının başıboş yönetimlerin eline bırakılmasına göz yumamayız” diye konuştu. Akşener, Akdeniz Üniversitesi’ndeki intiharlara değinerek, “Elmalılı Hamdi Yazır yurtlarında yaşananların soruşturulması için konunun takipçisi olacağız” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin açıkladığı gelire endeksli senet (GES) girişimini eleştiren Akşener, “Meğer devlet hava meydanları ile kıyı emniyetinin gelirlerini pazarlıyorlarmış. Bu gelirler daha önce millete harcanırken şimdi GES alan tasarruf sahibine gidecek” dedi. Kur korumalı mevduat hesabının maliyetinin 200 milyar lirayı bulacağını belirten Akşener, asgari ücretin enflasyona uygun olarak güncellenmesi gerektiğini söyledi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle;

“Geçtiğimiz hafta ülkemizin çeşitli bölgelerin sel felaketleri meydana geldi. Zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Dengesini bozduğumuz doğamızın bize bir mesajı var. 2 gün sonra 17 Haziran günü Dünya Çölleşme ve Kuraklıklaşma ile Mücadele Günü. Ülkemizin içinde bulunduğu Akdeniz havzası insan eliyle meydana gelen iklim değişikliği ile gittikçe daha da kuru bir bölge haline geliyor.

Isınma nedeniyle su kaynaklarımızdaki kayıpların derin bir su krizine yol açması riskiyle de karşı karşıyayız. Artan maliyetler nedeniyle toprağını boş bırakmak zorunda kalan çiftçilerimiz için çok daha hayati. Biz İYİ Parti olarak ülkemizin yeni bir krizi kaldıramayacağının farkındayız. İktidar mensuplarına açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. İklim krizi meselesi iktidar-muhalefet meselesi değil, Türkiye’nin geleceğini kurtarma meselesidir. Biz ülkemiz için hayati öneme sahip iklim kriziyle ilgili atacağınız her türlü olumlu adımın yanında olacağız. O adımı atmak sizin sorumluluğunuzda.

Antalya’da Akdeniz Üniversitesi’nin içerisinde bulunan Elmalılı Hamdi Yazır KYK Yurdu’nda yaklaşık bir aydır intihar vakaları yaşanıyor. Zor buldukları yurtlarda neler yaşadıklarını bilmek zorundayız. Eğer ortada gençlerimizin hayatlarını baskılayan şartlar varsa bunu öğrenmek zorundayız. Öğrencilerimizin barınma sorunu onları özel yurtlara mecbur bırakırken ve Enes’İn acısı hale tazeyken KYK yurtlarının da başıboş yönetimlere bırakılmasına göz yumamayız.

Gerçeklerin bir an önce gün yüzüne çıkarılması için konunun takipçisi olacağız. Gençlerimizi karanlığa hapseden nedenlerin peşini bırakmayacağız. Ben defalarca bu kürsüden Erdoğan’ın vicdanına seslendim. Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim bu ülkenin lügatından kadın, çocuk ölümlerini silelim dedim. Bu konuda tek bir somut adım atmadı, atmıyor. Çünkü kürsü şovları peşinde koşup hâlâ 3 maymunu oynuyor.

Nebati bakan bu kafayla GES’ten sonra milleti tamamen denklemden çıkarıp yandaş ekosistemin tamamı paylaşabilsin diye YES yani Yandaş Endeksli Senet çıkarırsa şaşırmayın. Gelire Endeksli Senet’ten önceki KKM’nin ülkemize maliyeti 220 milyar lirayı bulacak. Bu para bir çivi bile çakmadan Hazine’nin kasasından çıkacak. Bu para ile milletimize ve memleketimize çok daha faydalı işler yapılabilirdi.

220 milyar lirayla okullarda, sokaklarda, her yerde şahit olduğumuz çocuk yoksulluğu ve yoksulluk bitirilebilirdi. Mesela devlet okullarında 11 milyon öğrencimize ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği verilebilirdi. Yıllardır Hazine’de para yok diye görmezden gelinen kazanılmış hakları için mücadele veren EYT’li arkadaşlarımızın hakları verilebilirdi. Tüm bunlar esasında bir öncelik meselesi. Ne var ki AK Parti iktidarının hiçbir programında öncelik milletimiz olmuyor. İktidarın altına imza attığı tüm yanlışlara rağmen ülkemizi içinde bulunduğu bu çukurdan çıkarmaya geliyoruz.

Asgari ücrete rekor zam yaptık diye böbürlenenler hemen her ürüne neredeyse her gün gelen zamlarla zerre ilgilenmiyor. Bugün yeniden iktidara seslenmek istiyorum. Asgari ücretli vatandaşlar evine ekmek götüremiyor. Bir an önce asgari ücreti güncelleyin. Milletimizi ayın ortasına bile gelmeden eriyen maaşlar ile açlığa, çaresizliğe mahkum edemezsiniz.

Kendi eş, dostunuzu ihya ederken bu milletin evlatlarını görmezden gelemezsiniz. Artık kabul edin, sizin bu aziz millete verecek hiçbir şey kalmadı. Artık yapılacak belli. Getirin sandığı, millet karar versin. Türkiye sahipsiz değil, milletimiz de çözümsüz değil. Madem yapamıyorsunuz o zaman daha fazla gölge etmeyeceksiniz. Siz sadece sandığı getireceksiniz sonra da muhalefet saflarında yerinizi alıp oturup izleyecek ve ders çıkaracaksınız. Bu kadar basit.

“Dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor”

Bay Kriz’in peşkeş çekilen stratejik kurumumuzla ilgili ne nutuklar atıldı! Önce satmadık, kiraladık. Bunların hepsi aynı şahıs söyledi. Son olarak da peşkeş çekilmesini örtbas etmek için başka yalan uyduruldu. Dendi ki ‘Karasu’da farklı bir fabrika kuruyoruz, istihdamı artırıyoruz.’ Yandaş medya da günlerce yayın yaptı. Fabrikaya gittik. Yatırım matırım yok. Fabrika sökülüyor. Yanlış duymadınız. ‘dev yatırım’ dedikleri fabrika yerinden sökülüyor. İşte size Bay Kriz’in mangalda kül bırakmadığı yerli ve milli yatırım anlayışı. Milli ve stratejik kurumlarımızı yabancılara peşkeş çekmeyeceksin. Erdoğan’ın yerli ve milliliği lafta. Kendisinin son icraatı da yerli kaynaklarla elektrik üreten firmaları zora sokmak.

Asgari ücretli milyonlarca vatandaşımız evine ekmek götüremiyor. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlara doğrultusunda, bir an önce, asgari ücreti güncelleyin. Sayın Erdoğan, o evler dipsiz birer dert kuyusu olmuş durumda. Sen onlara ‘şükürsüz” desen de; uzun uzun bakıp, o dertleri görmesen de; Nietzsche’nin söylediği gibi, o dert kuyusu, artık seni çok net görüyor.

“Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz”

Size garanti ediyorum. İYİ Parti iktidarıyla birlikte, Türkiye’de sığınmacı sorunu diye bir sorun kalmayacak. Ancak özellikle gençlerimizden, bir şey rica ediyorum: O da öfkenize yenilmemeniz… Sizleri haklı öfkeniz üzerinden, kendi oyun sahasına çekmeye çalışanları, lütfen dinlemeyin. Berbat göç politikalarına kurban arayanların, sizi manipüle etmelerine, sakın izin vermeyin.

Kendi beceriksizliklerine kılıf arayanların tuzağına, asla düşmeyin. Şunu bilin ki; sığınmacıları geri göndermek, uluslararası hukuktan doğan, en doğal hakkımız. Beşar Esad, kapsamlı bir af çıkartıp, sığınmacılara, ‘Ülkenize dönün’ diyor. Ama Sayın Erdoğan, ‘Durun daha karpuz kesecektik, durun daha vatandaşlık verecektik’ diyerek, buna engel oluyor. Yani şu anda, sığınmacıların dönmesini istemeyen ve bunu engelleyen, tek bir kişi var; O da bizzat Sayın Erdoğan.

Türkiye’de, bu sorunun çözülmeme ihtimali yok. Dolayısıyla; Sorunu öfkeyle değil, sağ duyuyla çözeceğiz. Nefret tiratlarıyla değil, diplomasi diliyle çözeceğiz. Boyun eğerek değil, dik durarak çözeceğiz. Sulandırmadan, saptırmadan, Türk Milleti’ne yakışır biçimde, devlet ciddiyetiyle çözeceğiz.

Millet İttifakı’nın adayının kim olacak?

Nitekim Sayın Erdoğan da, artık kendisine ayrılan sürenin, sonuna geldiğini görüyor. O nedenle, artık tek bir derdi var: Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı… İşi gücü bıraktı, her fırsatta, “Adayınız kim?” diye soruyor. ‘Acaba benim yerime kim gelecek’ diye, büyük bir merak içinde. Hatta bunun için, sandığa gömüleceğini bile bile, adaylığını bile açıkladı. Devir teslim heyecanıyla, geceleri uykularının kaçtığından eminim.

Sen hiç merak etme. Senin yerine, özgürlük gelecek! Senin yerine, adalet gelecek! Senin yerine, demokrasi gelecek! Senin yerine, liyakat gelecek! Senin yerine; huzur gelecek! Senin yerine, bereket gelecek! Sen gönlünü ferah tut. Sen gideceksin, istibdat bitecek! Sen gideceksin; hürriyet gelecek! Sen gideceksin; güçlendirilmiş parlamenter sistem gelecek! Sen gideceksin, millet yeniden iktidara gelecek! Şimdiden kemerlerini bağlasan iyi edersin, Çünkü İYİ Parti iktidarına çok az kaldı”.

Paylaşın

‘Seçim Kuruluna Girmek İstemeyen Hakimler Sağlık Raporu Almaya Başladı’ İddiası

Erken seçim veya zamanında seçim tartışmaları sürerken, il-ilçe seçim kurulu başkanlıklarına yapılacak atamalar için birinci sınıfa ayrılmış hâkimlerin kuraya girmek istemediği için sağlık raporu almaya başladığı iddia edildi.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, “Yeni Seçim Kanunu kapsamında, il-ilçe seçim kurulu başkanlıklarına yapılacak atamalar için birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasında yapılacak görevlendirmeler konusunda sıkıntı çıktı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimler sırasında il ve ilçelerde görev yapacak seçim kurulu başkanlarını belirlemek için harekete geçti. Yeni Seçim Kanunu kapsamında il-ilçe seçim kurullarına birinci sınıfa ayrılan hâkimler arasından kurayla seçim yapılması gerekiyor. 6 Temmuz’a kadar bu atamaların gerçekleşmesi gerekirken kuraya girmek istemeyen hâkimlerden YSK’ya sağlık raporu yağmaya başladı.

Edinilen bilgilere göre sadece İzmir’de 40 civarında birinci sınıfa ayrılmış hâkim sağlık raporu alarak kuraya girmek istemediklerini YSK’ya bildirdi. Kuradan çıkacak isimler seçim döneminde yoğun olarak bir ay görev yapacaklar. Bu sebeple birçok hâkimin görev almak istemediği için sağlık raporu aldığı belirtiliyor.” denildi.

Haberde şu ifadelere yer verildi:

“YSK’daki ağırlıklı görüş ise hâkimlik yapmaya engel bir hastalığı yoksa kuraya katılmaları zorunluluğu getirmek. Edinilen bilgilere göre YSK’ya hâkimlerden gelen sağlık raporlarının büyük bölümü bu yüzden kabul edilmeyecek.

YSK önümüzdeki günlerde sağlık raporları ile ilgili bir karar verecek ve sadece kanser hastalığı sebebiyle alınan sağlık raporlarının kabul edilmesi yönünde görüş bildirecek. Buna rağmen ad çekmeye katılacak hâkimin bulunmaması durumunda ise en kıdemli hâkimden başlayarak il ve ilçe seçim kurullarında görev alacak olanlar belirlenecek.”

 

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Zengin Daha Zengin Oldu

Dünyada dolar milyonerlerinin sayısı geçen yıl artış gösterdi. Zenginlerin varlıkları bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak 86 trilyon dolar ile rekor düzeye çıktı. En fazla zengine sahip ülkeler ABD, Japonya ve Almanya.

Dünyanın her yerindeki varlık sahibi kişiler, geçen yıl artan hisse senedi fiyatları ve 2020’deki korona krizinin ardından yaşanan ekonomik toparlanmadan faydalandı.

Danışmanlık firması Capgemini’nin yaptığı hesaplamalara göre zenginlerin varlıkları toplamda bir önceki yıla göre yüzde 8 artış göstererek 86 trilyon dolar ile rekor düzeye çıktı. Aynı zamanda, en fazla zengine sahip üç ülke arasında yer alan Almanya da dahil olmak üzere, dolar milyonerleri kulübü de genişledi.

Capgemini uzmanı Klaus-Georg Meyer bu yılla ilgili olarak “2022 için tahminimiz çok daha temkinli” dedi.

Yüksek enflasyonla mücadelede merkez bankalarının faiz artırım sürecine girmesiyle hisse senedi piyasaları baskı altında bulunuyor. Capgemini tahminlerine göre en az 1 milyon dolar yatırım varlığı olan kişilerin sayısı geçen yıldan bu yılın Nisan ayına kadar yüzde 4 azaldı.

Dolar milyoneri sayısı arttı

Geçen yıl dolar milyonerleri kulübü küresel olarak yüzde 7,8 artarak 22,5 milyon üyeye ulaştı. Almanya’dan da 100 bin kişi bu kulübe katıldı ve böylece Alman milyonerlerin sayısı 1,63 milyona ulaştı.

Almanya’daki dolar milyonerlerinin servetinin toplamı da yüzde 7,4 artarak 6,3 milyar dolara yükseldi. Bu artışta borsalardaki yükseliş ve emlak fiyatlarındaki artış etkili oldu.

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse Alman Merkez Bankası Bundesbank’ın hesaplamalarına göre hanehalkı kişisel varlığı geçen yıl sonu itibariyle 7,61 milyar euro düzeyindeydi. Bu hesaplamada nakit para, hisse senedi ve fonlar dikkate alındı ancak emlak varlığı bu hesaplamaya dahil edilmedi.

ABD birinci sırada

Almanya Capgemini hesaplamalarına göre en fazla dolar milyoner,ne sahip ülkeler arasında ön sıralarda yer alıyor.

ABD 7,46 milyon üye ile ilk sırada yer alırken, Japonya 3,65 milyon ile ikinci sırada yer alıyor. Çin 1,54 milyon milyoner ile Almanya’nın ardından dördüncü sırada yer alıyor.

Toplamda dolar milyonerlerinin yüzde 63,6’sı dört ülkede toplanmış durumda.

Araştırmaya göre süper zenginlerin sayında da geçen yıl artış kaydedildi. En az 30 milyon dolar serveti olanların varlığında toplam yüzde 8,1 artış olurken, bu kişilerin sayısı ise yüzde 9,6 büyüyerek 220 bine ulaştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TL’deki Kayıplara Karşı Korunmanın Maliyeti Rekor Kırdı

Türkiye’de yükselen enflasyona karşın para politikasında değişikliğe gidilmeyeceği beklentisi Türk lirasında düşüş yönündeki pozisyonların rekor seviyeye yükselmesine neden oldu.

Bloomberg HT’nin haberine göre; dolar/TL ’de 3 aylık satım opsiyonlarının primi ile alım opsiyonlarının primi arasında, “25 Delta risk reversal” olarak bilinen fark bu ay 16 yüzde puanın üzerine tırmandı ve o zamandan bu yana bu seviyeye yakın seyrediyor.

Bu, Bloomberg’in söz konusu verileri derlemeye başladığı 2005’ten bu yana en yüksek farka işaret ediyor.

Dolar/TL Haziran ayında TL’deki değer kaybı ile sonuçlanan sert yükselişlerin ardından rekor tazelemişti. 20 Aralık günü görülen 18,36 tarihi zirvenin ardından en yüksek seviyeye çıkan kur 10 Haziran günü 17,50 TL’nin üzerini görmüştü. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın duyurusuyla önce 16,70’e gerileyen dolar, ardından tekrar 17,50 üzerine çıkmıştı.

Bakanlıktan gelen duyuruda, spekülasyonlarla serbest piyasa ilkelerinin sorgulanmasının hedeflendiğine dikkat çekilmiş, enflasyon ile döviz kurunun yükselişine Yeni Ekonomi Modeli ile müdahale edileceği açıklanmıştı. Ayrıca, ortak kurumlarla birlikte hızlı adımlar atılacağı belirtilmişti.

Bakan Nebati “20 Aralık’tan bu yana uygulamakta olduğumuz KKM’ye ilaveten GES’in ihraç edileceğini açıkladık. GES’ler bireysel yatırımcılara yönelik. 15 Haziran’dan itibaren talep toplanacak. Yıllık bileşik getiri yüzde 23,04 olacak. GES’lere konu olan KİT’lere aktarılan hasılat performansı beklenenin üzerinde geldiğinde yatırımcılara ilave getiri sağlayacak” dedi.

Paylaşın

Türkiye, İsrail-İran Geriliminin Mücadele Alanı Mı Oluyor?

İsrail ile İran arasında son dönemde giderek tırmanan gerginlik Türkiye’ye de yansırken, gözler bu gerginliğin Türkiye-İran ve Türkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyeceğine çevrildi.

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid dün yaptığı açıklamada Türkiye’de bulunan İsraillilere ülkelerine dönme çağrısı yaparak, İran’ın İsrail vatandaşlarına saldırı hazırlığında olduğunu belirtmişti. Vatandaşlarına “mümkün olan en kısa sürede” Türkiye’den ayrılmalarını söyleyen Lapid, ortada “gerçek ve yakın bir tehlike olduğunu” dile getirmiş, Türk güçlerine de yardımlarından dolayı teşekkür etmişti.

İsrail basınına göre Ankara, İsrail hedeflerine yönelik saldırı hazırlığı içinde olan İranlı bir çeteyi ortaya çıkardı. Dışişleri Bakanı Yair Lapid’in vatandaşlarına seyahat uyarısının çete haberlerinin İsrail basınına yansımasından bir gün sonra geldiğine dikkat çekiliyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi aynı nedenle geçen ay sonu da Türkiye’ye seyahat uyarısı yapmıştı.

İsrailli Bakan Lapid’in açıklamasının ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün gece İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir-Abdullahiyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmeye dair bilgi verilmedi.

Mücadele üçüncü ülkelere nasıl sıçradı?

Peki Lapid’in açıklaması ile yeni bir boyut kazanan İsrail-İran mücadelesi neden Türkiye gibi üçüncü ülkelere sıçradı?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e son gelişmeleri değerlendiren İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Dış Politika Koordinatörü Dr. Bilgehan Alagöz, son bir ayda İran’da İsrail bağlantılı olduğu düşünülen çok sayıda gelişmenin olduğunu hatırlatarak, bunlar arasında en dikkat çekenleri Parçin Askeri Tesisi’ne yönelik patlayıcı yüklü drone saldırısı ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun üst düzey komutanlarının şüpheli şekillerde ölümleri olarak gösteriyor.

Alagöz, bu gelişmelerin İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in Savunma Bakanlığı yaptığı dönemde yani 2018’in sonlarında uygulamaya koyduğu “Ahtapot Doktrini” ile ilintili olduğunun düşünüldüğünü belirterek, bu doktrini ve İran’ın buna yanıtını ise şöyle anlatıyor:

“Bu doktrine göre ahtapotun başı İran’ı, ahtapotun kolları İran’ın bölgesel milis grupları ve (Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi ) müdahalelerini temsil etmektedir. Dolayısıyla İsrail artık İran’a içeride müdahaleler yapmaya ağırlık vermiştir. Bu durum karşısında İran’ın etkisiz kalışı ister istemez İran’ı İsrail’e dönük olarak üçüncü ülkelerde operasyonlara sevk etmekte.”

Alagöz, son dönemde haberlere yansıyan İran kaynaklı saldırı iddialarının ana gerekçesinin İran’ın kendisine dönük İsrail kaynaklı olduğunu iddia ettiği saldırılara yanıt verme ihtiyacı ile oluştuğunu belirtiyor.

İran ve Ortadoğu Uzmanı Arif Keskin de son gelişmelerin başlangıcının aslında ABD Başkanı olarak Joe Biden’ın seçilmesine kadar uzandığına dikkat çekerek, Biden ile İsrail arasında İran’ın nükleer gücü ile ilgili ciddi bir ihtilaf bulunduğunu hatırlatıyor. İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin), Almanya ve Avrupa Birliği (AB) arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için geçen yılın sonunda müzakerelere yeniden başlanmıştı.

Keskin, bu süreçten rahatsız olan İsrail’in, İran nükleer tesisleri ve bilim insanlarına yönelik çok sayıda operasyon düzenlediğini ve böylelikle İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye çalıştığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ancak artık İsrail bir politika değişikliğine giderek İran’ın içinde de operasyon yapmaya ve hedeflerini sadece nükleer güçle ilgili kişilerle sınırlı tutmamaya başladı. Sadece Tahran değil İran’ın geneline de yayabileceklerini söylüyor. İran da buna yanıt olarak İsrail içinde operasyon yapamadığı için başka ülkelerde yapıyor. Böylelikle üçüncü ülkeler de iki ülke için bir mücadele alanına dönüşüyor.”

Türkiye-İran ilişkileri nasıl etkilenir?

Lapid’in endişesini yansıttığı şekilde Türkiye topraklarında İsrailli vatandaşlara yönelik bir saldırı durumunda bundan zaten hassas olan Türkiye-İran ilişkilerinin de etkilenebileceği belirtiliyor.

Alagöz, İran’ın son dönemde Türkiye aleyhindeki söylemlerini artırdığının görüldüğünü söyleyerek, bunun iki temel sebebini Türkiye’nin Suriye’de Tel Rıfat’a dönük planladığı askeri operasyon ve İsrail ile Türkiye arasındaki son yakınlaşma olarak gösteriyor. Alagöz ilişkilere dair öngörüsünü ise şöyle aktarıyor:

“Ancak bu dönemsel rahatsızlıklar ikili ilişkileri tamamen sabote edecek bir boyutta değil. 8 Haziran’da İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Astana sürecinin canlı tutulmasını özellikle vurgulamıştır. Bu da İran’ın Türkiye ile ilişkilerde gerilimi düşürme ihtiyacını yansıtmakta.”

Keskin ise son olayların Türkiye-İsrail ilişkilerinden daha çok Türkiye-İran ilişkilerini etkileyebileceği görüşünde. “Eğer İran burada bir operasyon yapacaksa bu aslında Türkiye için bir egemenlik sorunu. Türkiye müdahil olmadığı bir sorun içinde buluyor kendini” diyen Keskin, İran Dışişleri Bakanı’nın geçen hafta başında planlanan ziyaretinin iptal edilmesinin nedeninin açıklanmadığına işaret ediyor.

Türkiye-İsrail yakınlaşması sürer mi?

Son gerilim bir taraftan Türkiye-İran ilişkilerini sıkıntıya sokarken, diğer taraftan İsrail ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın nasıl süreceğine dair sorulara da yol açtı.

Arif Keskin, İsrail’in son dönemde sadece Türkiye ile değil diğer Arap ülkeleriyle de ilişkilerini geliştirdiğini hatırlatarak, aslında bölgede şu anda İran dışında İsrail’e sorun yaratacak bir ülkenin pek kalmadığını belirtiyor.

Alagöz, Türkiye’de ilgili makamların resmi bir açıklaması olmamakla birlikte İsrail basınına sızan bilgilerin Türkiye’nin İsrail vatandaşlarına yönelik bir operasyonu geçen ay önlediği yönünde olduğuna işaret ederek, şunları söylüyor:

“Dolayısıyla Türkiye’nin kendi topraklarında İran ya da İsrail fark etmeksizin hiçbir ülkenin eylemine izin vermeyeceği aşikar. Uzun yıllara yayılan gerilimi her iki ülke de geride bırakma eğiliminde. O sebeple Türkiye ve İsrail arasındaki yakınlaşma trendi devam edecektir.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın ‘Adayınızı Açıklayın’ Çağrısına Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığını açıklaması ve muhalefete ‘Adayınızı açıklayın’ çağrısı hakkında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Sayın Erdoğan’a bir tavsiyem, bir çağrım var. Alsın seçim kararını, diyelim ki yarın aldı, 3 ay sonra seçim var. Yarın (seçim kararı) alsın, öbür gün adayımızı açıklayalım. 2023 Haziran’ında dediğinde o zaman biraz bekleyecek. Bekleyecek ve meraklanacak. Bu sistemi tartışmadıkça o yün yumağına düşmeyeceğiz”  dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk canlı yayınına katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığını açıklaması ve muhalefetin Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili açıklamalarda bulunan Akşener, şunları söyledi:

“Biz, altılı masada bulunan genel başkanlar, Cumhurbaşkanı adaylığını konuşmama kararı aldık. Bunu da diğer arkadaşlarımın hepsi söyledi. ‘Konuşmadık, konuşmayacağız’ dedik, orada bir sorun yok.

Biz Cumhurbaşkanı adaylığının ötesinde, bu ucube sistemin ortadan kalkması, halk oyuyla, demokrasiyle, insanların tercihiyle değişmesi ve güçlendirilmiş parlamenter siteme geçilmesiyle ilgili bir iddianın sahibiyiz ve onun etrafında birleştik.

Cumhurbaşkanı adaylığı üstünden yapılan her bir tartışma, o asıl olması gereken konunun tartışılmadığı, onun gözden kaçırıldığı, perdelendiği bir tartışma biçimi. Biz bunu reddediyoruz.

Ama 6’lı masadan bakıldığında, biz genel başkanlar Cumhurbaşkanlığı adaylığını konuşmama kararını aldık. Bunu da diğer arkadaşlarımız hep söyledi. Şöyle bir durum var, biz Cumhurbaşkanı adaylığının ötesinde bu ucube sistemin ortadan kalkması, halkoyuyla, demokrasiyle, insanların tercihiyle değişmesi.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesinin iddiasının sahibiyiz. Bu iddiada birleştik. Asıl olması gereken konunun tartışılmadığı, gözden kaçırıldığı, perdelendiği tartışma biçimi. Biz bunu reddediyoruz. Sayın Erdoğan’a bir tavsiyem, çağrım var; alsın seçim kararını. Diyelim ki yarın aldı, üç ay sonra seçim var.

Biz de Pazartesi adayımızı açıklayalım. 2023 Haziran’ında dediğine göre o zaman biraz bekleyecek ve meraklanacak. Bu sistemi tartışmadıkça. O yün yumağının üstüne düşmeyeceğiz, kapılmayacağız biz. Adaylarını açıklamadı demek hep yün yumağı. Kedilerin önüne atarlar ya.

“Biz seçimde birinci parti olacağız”

Bizim samimi bir biçimde, tekrar söylüyorum, 6 genel başkanın içinde ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağımı Eylül ayında söyledim. Burada hiçbir değişiklik yok. Biz seçimde birinci parti olacağız. Parlamenter sistem konusu çok önemli.

Bu ucube sistemin değişmesi behemahal oylarla, demokrasiyle, sandıkta, hür irade tercihiyle değişmesi şart. Aksi takdirde bizim partili Cumhurbaşkanı sistemi ne ABD ne Finlandiya ne de Fransa ile alakası yok. Burada özne sayın Erdoğan değil. Bir Bakanlığın bölge müdürlerinden tutun il müdürlerine kadar tayin sistemi içinde söz sahibi.

Bu ülkenin bütün kurumları gitti. Müsteşarlık makamı bu ülkenin hafızasıydı, gitti. Bakanlar gelir Meclis’te hesap verirdi. Biraz evvel gelirken gördüm, Sabri Uzun’un rütbeleri geri alınmış. Emekli bir polis müdürü bir mesaj yazmış. Bu mesajı beğenmeyebilirsin. Canan Kaftancıoğlu ile ilgili.

Bu tweete gıcık olursunuz, uyuz olursunuz, anlarım. Mahkemeye de verebilirsiniz, bunları anlarım. Yazılan doğruysa kararname ile rütbeler, polis müdürü olduğu için aldığı emekli maaşının polis müdürlüğü kısmı gitti, silah verirlerdi, o gitti, emekli müdürlük gitti. Biz eğer Cumhurbaşkanı adaylığı üzerine odaklanırsak, bu sistemin ne büyük zarar verdiğini gözden kaçırırız.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: ‘Beşli Çete’lerle Hesaplaşacağız

Çaycuma Belediyesi’nin toplu açılış töreninde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde her bir kuruşun hesabını vereceklerini söyleyerek, “Halkımızla helalleşeceğiz. Ama ‘beşli çete’lerle hesaplaşacağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Zonguldak’ta; Çaycuma Belediyesi’nin toplu açılış töreninde açıklamalarda bulundu. Millet İttifakı’nın Türkiye yöneteceğini belirten Kılıçdaroğlu,”Beraber, demokrasi içinde yöneteceğiz. Herkesi kucaklayarak yöneteceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu iktidara geldiklerinde her bir kuruşun hesabını vereceklerini söyleyerek, “Halkımızla helalleşeceğiz. Ama ‘beşli çete’lerle hesaplaşacağız. O ayrı bir şey. Yolsuzluk yapan, kul hakkı yiyene, ‘gel seninle helalleşeceğiz’ demeyeceğiz. Onun hesabını soracağız, o nedenle biz halkımızı seviyoruz. Hangi görüşten, inançtan, kimlikten olursa olsun beraber yaşıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz, aynı bayrağın altındayız, aynı vatandayız. Bu ülkede huzur içinde yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Sıkıntılarınız var, sevgili halkım biliyorum. Mutfaklarda yangın var, bunu da çok iyi biliyorum. Gencecik evlatlarımız işsiz bunu da çok iyi biliyorum. ‘Beşli çete’lere çalışan bir iktidar var, onu da çok iyi biliyorum. Bütün bunların hepsini çok iyi biliyorum. Sizden tek isteğim, asla ve asla umutsuzluğa kapılmayın, bizim kitabımızda umutsuzluk yok, umudu büyüteceğiz, beraber birlikte Türkiye’yi yeninden inşa edeceğiz, bundan emin olmanızı isterim.

“Sandık gelecek, büyük bir sabırla sandığa gideceğiz”

“Devletin temeli adalettir” diyen Kılıçdaroğlu, “Devlet; adaletle, liyakatle yönetilir, iş ehline verilir. Eğer devleti, belediyeyi adaletle yönetmezseniz; ne kadar borç alırsanız alın o belediyeyi yönetemezsiniz. Kaynakları israf edersiniz. O nedenle liyakat denen kavran çok ama çok önemlidir” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: “Belediye başkanımız kimseye gidip, el avuç açmadan Çaycuma’yı gerçekten hepimizin imreneceği bir Çaycuma haline getirdi. Kendi kaynaklarıyla, kendi imkanlarıyla getirdi ve harcadığı her kuruşun hesabını da Çaycumalılara verdi. O nedenle sizler seçtiniz. Geldim bereketli bir hava, yağmurumuz yağıyor, bereketimiz bol olsun.

Bereket tarlada olsun, manavda olsun, esnafta olsun, sanayide olsun, evlerde olsun, mutfaklarda olsun, her yer bereketli olsun. Biz bereketten, sevgiden, kucaklaşmaktan yanayız. Ayrımcılığa karşı çıkacağız ve bu güzel ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Yönetmeye hazır mıyız? Sandık gelecek, büyük bir sabırla sandığa gideceğiz, oyumuzu kullanırken elimizi vicdanımıza koyup oyumuz kullanacağız. Dolayısıyla kimse endişe etmesin. Geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

‘Finlandiya, Türkiye’nin İade Taleplerini Reddetti’ İddiası

Finlandiyalı yetkililer şu ana kadar PKK ve Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişileri Türkiye’ye iade etmeyi reddetti. Türkiye, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle “evet” demeyeceğini açıklamıştı. 

Finlandiya devlet medyası Yle, Finlandiya’nın Türkiye’nin talep ettiği kişileri teslim etmeyi kabul etmediğini bildirdi.

Yle haber kanalı, Finlandiya Adalet Bakanlığı’ndan 2019 ile 2022 yılları arasında Türkiye tarafından Finlandiya’ya yapılan iade taleplerinin kayıtlarının STT haber ajansı tarafından istendiğini belirtti.

Haziran ayı itibarıyla Finlandiya’nın Gülen Hareketi ve PKK ile bağlantılı olduğu düşünülen 10 kişiye ilişkin iade talebi aldığı aktarıldı.

Finlandiya yetkililerinin şu ana kadar 7 davayı sonuçlandırdığı, bu kişilerden ikisinin Türkiye’ye teslim edildiği bildirildi. Teslim edilen 2 kişiye ilişkin terör bağlantısı kurulamadığı ifade edildi.

İadesi istenen diğer kişilerden birinin Helsinki’de Türkiye Büyükelçilik binasına molotofkokteyli atan saldırgan olduğu ifade edildi. 2008 yılında Türkiye’nin Kürtlere karşı muamelesini protesto eden 5 kişi Büyükelçilik girişine saldırı düzenlemişti.

Faillerden dördü 14 ay tecilli hapis cezasına çarptırılmış ve toplum hizmeti yapmaları emredilmişti. O sırada 16 yaşında olan en genç saldırgana ise 11 ay tecilli hapis cezası verilmişti.

Türkiye, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle “evet” demeyeceğini açıklamıştı.

İsveç, Türkiye’nin çekinceleri konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemeyi hedefliyor

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, İsveç Parlamentosunda dış politikaya yönelik hazırladıkları yıl ortası beyannamesini sundu.

Linde, NATO üyelik başvurusuna ilişkin, hedeflerinin Türkiye’nin gündeme getirdiği çekinceler konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemek olduğunu söyledi.

Türkiye ile NATO konusunda süren müzakerelere atıfta bulunan Linde, “İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye’nin güvenliğine de dayanışma içinde katkı sunacak. Hedefimiz Türkiye’nin gündeme getirdiği çekinceler konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemek. Terörizme karşı mücadelede de benzer düşünenlerle ortak hareket edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Terörü kınadığını da vurgulayan Linde, 1 Temmuz’da yeni terör yasasının yürürlüğe gireceğini ve yasanın sıkılaştırıldığını kaydetti.

Linde, İsveç’in NATO üyeliği dahilinde silah ihracatı koşullarını değiştirebileceğini aktardı.

Hristiyan Demokratlar Partisi milletvekili Mikael Oscarsson da Linde’ye, bağımsız milletvekili Amineh Kakabaveh ile yaptıkları PKK/YPG’ye destek anlaşmasına dikkati çekerek, eleştirilerde bulundu.

Oscarsson, Linde’ye, “‘Vahşi bir siyasi’ Kakabaveh ile partiniz Sosyal Demokratların yaptığı anlaşma ortada durdururken Türkiye ile nasıl bir müzakere yapmayı sürdüreceksiniz?” şeklinde soru yöneltti.

Linde ise Kakabaveh’e “vahşi siyasi” demenin küçültücü bir dil olduğunu ve buna itiraz ettiğini vurgularken, Türkiye ile bir çözüme ulaşmak için müzakere yaptıklarını hatırlattı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan Üçüncü Kez Aday Olabilir Mi? LDP, Tartışmayı YSK’ya Sordu

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın adayı olacağını açıklamasının ardından Anayasa’ya göre 3. kez aday olup olamayacağına ilişkin tartışmalar yeniden başladı.

Aralarında hukukçuların da olduğu pek çok kişi, ‘bir kimsenin en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebileceği’ hükmünün yer aldığı Anayasa’nın 101. maddesini işaret ederek Erdoğan’ın 2023’te aday olamayacağını öne sürüyor.

İktidar kanadı ise Erdoğan’ın ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde sadece bir kere seçildiği için adaylığının önünde bir engel bulunmadığını savunuyor.

Kılıçdaroğlu “itiraz etmeyeceğiz” demişti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Erdoğan’ın üçüncü kez aday olması halinde itiraz etmeyeceklerini belirterek, “Aday olmak istiyorsa buyursun gelsin, millet herkesin boyunun ölçüsünü verecektir. Özel bir tartışma yapmayacağız. Bu tartışmalar artık geride kalmalı. Biz yapmayacağız. Başkaları tartışırsa ona bir şey diyemeyiz, en azından biz yapmayacağız” demişti.

YSK’ya soruldu

Bu tartışmalar sürerken Liberal Demokrat Parti (LDP), Erdoğan’ın 3. kez aday olup olamayacağını Yüksek Seçim Kurulu’na yazılı olarak sordu.

LDP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Kulaksız tarafından YSK’ya sunulan yazılı soruda, Anayasa’nın 101. Maddesi hatırlatılarak Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda kurumun görüşünün paylaşılması istendi.

LDP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Kulaksız imzalı yazıda şu ifadeler yer alıyor:

1. Mevcut Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçiminde aday olacağını 09 Haziran 2022 tarihinde kamuoyuna açıklamıştır.

2. Mevcut Cumhurbaşkanı, iki dönemden beri Cumhurbaşkanlığı görevindedir.

3. Anayasanın 101. Maddesi ‘…Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir…’ şeklinde hüküm içermektedir.

4. Anayasanın 116. Maddesi de ‘….Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde. Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir…’ Hükmünü ortaya koyarken Cumhurbaşkanı seçilebilmenin diğer koşullarını da belirlemişti.

Sonuç ve istem:

Anayasanın açık hükümlerine göre, mevcut cumhurbaşkanının üçüncü defa adaylığı için hangi koşulların gerçekleşmesi gerektiği hakkında Yüksek Seçim Kurulu’nun görüşünün tarafımızla paylaşılmasını arz ve talep ederiz.

LDP tarafından YSK’ya sorulan soruyu partinin eski genel başkanlarından Cem Toker, “Bakalım ne yanıt gelecek…” diyerek sosyal medya hesabından paylaştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın