ILO’dan Çocuk İşçi Sayısında Artış Uyarısı

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü öncesi, dünyada çocuk işçiliğine dair son durumu değerlendiren Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Çocuk İşçiliği Yetkilisi Benjamin Smith, COVID-19 salgınının çocuk işçiliğinin artışını etkilediğini söyledi.

“ILO olarak COVID-19 dönemi sonrası için yaptığımız tahminler ve ülkelerden aldığımız rakamlar, salgının geçim kaynağı, istihdam ve hane halkının ekonomik durumuna yönelik etkilerinden ötürü çocuk işçiliğinin artmakta olduğunu doğruluyor.” diyen Smith, salgın öncesi döneme ait ILO’nun yaptığı araştırmalara göre dünya genelinde çalışan 160 milyon civarında çocuğun bulunduğunu kaydetti.

Smith, “Tahminlerimize göre bu yılın sonuna doğru dünyada çocuk işçi sayısı yaklaşık 9 milyon artabilir.” dedi.

Çocukların yüzde 70’i tarım sektöründe

Cenevre’de Anadolu Ajansı muhabiri Ömer Faruk Yıldız’a konuşan Smith, çocuk çalışanların genellikle kayıt dışı ekonomi dahilinde istihdam edildiğini belirterek, “İş gücünde yer alan çocukların yüzde 70’i tarım sektöründe çalışıyor ve çocuk işçilerin üçte ikisi aileleriyle beraber iş yapıyor.” ifadelerini kullandı.

Aileleriyle beraber çalışan çocukların yoksulluktan ötürü iş gücüne katılmak zorunda kaldığını söyleyen Smith, “Ebeveynlerin doğru düzgün bir işi olmadığı için çoğu zaman çocuklarını, üretkenliklerine bakmaksızın iş gücünde kullanmak durumunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Benjamin Smith, ILO’nun bu yılki Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Gününde, bu sorunu çözmek için kilit unsurlardan biri olan “Evrensel Sosyal Koruma” konusuna odaklanacağını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocuk işçiliğine dair UNICEF ile hazırladığımız rapor, ailelere nakit yardımı yapılması, işsizlik sigortası ve emekli maaşında düzenleme gibi tedbirleri içeren sosyal koruma yatırımlarının, çocukların okuluna devam etmesi ve iş gücünden uzak durmasına dair büyük katkılar sunabileceğini gösteriyor.

“Bunun yanı sıra sosyal koruma kapsamında okullara beslenme desteği yapılması da çocukların eğitime devamını teşvik edebilir. Ülkelere mesajımız, kaliteli eğitimin yanı sıra sosyal korumaya da yatırım yapmalarıdır. Bu yatırımlar tabii ki sağlık ve ekonomi alanlarındaki yatırımlarla da tamamlanmalıdır ki eğitimin önündeki engeller kaldırılsın.”

Öğrencilere nakit yardımının da çocukları eğitime devam etmeye teşvik eden önemli bir unsur olduğunu kaydeden Smith, “Temel eğitim birçok ülkede ücretsiz, fakat okul üniforması, ders kitabı veya okula ulaşım gibi masraflar, birçok çocuğun eğitimine engel teşkil edebilecek unsurlar.” ifadelerini kullandı.

Ekonomik durumu kötü olanların yanı sıra ötekileştirilmiş etnik azınlıklar, yerli topluluklar ve göçmenlerin de günümüzde çocuk işçiliğine en uygun sosyal gruplar arasında yer aldığını vurgulayan Smith, “Her ülke ulusal çocuk işçiliğiyle mücadele politikası benimser ve sosyal koruma sağlayan tedbirler alırsa, ILO olarak belirlediğimiz 2025’e kadar her türlü çocuk işçiliğini sonlandırma hedefinin gerçekleştirilmesi yolunda büyük adımlar atılmış olur.” diye konuştu.

79 milyon çocuk tehlikeli işlerde çalışıyor

ILO ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 2020’de ortak hazırladığı rapora göre dünyadaki yaklaşık 160 milyon çocuk işçinin içinde yaşları 5 ila 17 olan ve tehlikeli işlerde çalışan 79 milyon çocuk bulunuyor.

Çalıştırılan çocukların 5-11 yaşlarındakilerin yüzde 28’i ve 12-14 yaşlarındakilerin yüzde 35’i okula gitmiyor.

Asya ve Pasifik, Latin Amerika ve Karayipler, 2008’den bu yana çocuk işçiliği konusunda istikrarlı bir ilerleme kaydederken, Afrika genelinde durum 2020’ye doğru kötüleşti.

En çok çocuk işçi Afrika’da

Çocuk işçiliği oranı Asya ve Pasifik bölgesinde yüzde 13,3’ten 5,6’ya, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 10’dan 6’ya düşerken, Sahraaltı Afrika bölgesinde ise 2008-2012 döneminde düşüş olsa da 2012’de yüzde 21,4 olan oran 23,9’a yükseldi. Sahraaltı Afrika, çocuk işçilerin en yoğun olduğu bölge olarak dikkati çekiyor.

ILO, çocukların içinde bulunduğu kötü durumu vurgulamanın bir yolu olarak 2002’de ilk kez “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nü başlattı.

“Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü” ile çocuk işçiliğine karşı dünya çapında büyüyen hareket için bir katalizör olunması ve çocuk işçiliğine karşı kampanyada hükümetler, sivil toplum, okullar, gençlik ve kadın gruplarıyla medyanın desteği amaçlanıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kulislerde Seçim Konuşuluyor: İşte Erdoğan’ın Çevresiyle Paylaştığı Tarih

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşmesi sonrası seçim için çevresi ile kasım ayını paylaştığını aktardı.

Mustafa Balbay, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin ana gündeminin seçim olduğunu köşesinde taşıdı. Balbay, “Durum vahim çare seçim!” başlıklı yazıda durumu değerlendirdi.

Balbay, “MHP’nin bu sürecin sonunda halkın ekonomisinde olumlu bir gelişmenin olacağına yönelik inancı zayıf. Bunu Bahçeli’nin Erdoğan’a aralarındaki nezaket çerçevesinde ilettiği söyleniyor.” dedi.

Ankara’da erken seçimin yapılıp yapılmayacağının değil, erken seçimin tarihinin konuşulduğunu öne süren Balbay, “Yakın gelecekte farklı bir değerlendirme olmazsa Erdoğan’ın çevresiyle paylaştığı seçim tarihi kasım ayı içinde” dedi. Balbay bu çerçevede bir yol haritasının hazırlandığını da aktararak şu ifadeleri kullandı:

“Yaz aylarında sebze-meyve bir nebze ucuzlayacak.

Temmuz’daki maaş zammı bir nebze rahatlatacak.

Sonbaharda sıcak para bulunacak, olumlu hava estirilecek.

Bunların bileşiminden oluşacak iklime “iktidarda kalmak beka meselesi” dedirtecek bir yükleme yapılacak”

Yukarıda paylaştığımız yol haritası Nasrettin Hoca’nın borç ödeme takvimine benzeyebilir ama bunun ciddi ciddi tartışıldığını vurgulayalım.

Ekonomiyle ilgili yaz-sonbahar planına Saray inanmış görünüyor. Ancak MHP’nin bu sürecin sonunda halkın ekonomisinde olumlu bir gelişmenin olacağına yönelik inancı zayıf. Bunu Bahçeli’nin Erdoğan’a aralarındaki nezaket çerçevesinde ilettiği söyleniyor.

Ekonomide uzmanların elinin değdiği, planlı bir çare arayışının olmadığı önceki gece bir kez daha görüldü. Akşam saatlerinde piyasalara büyük enerji katacak önlemlerin açıklanacağı söylendi. Gelir endeksli senet (GES) diye bir “müjde” verildi. Ancak döviz bunu da “dinlemedi”, inişe değil yükselişe geçti.

Öyle anlaşılıyor ki millet gelir endeksli değil, bu iktidarın gidişine endeksli bir arayış içinde.”

Mustafa Balbay’ın yazısının tamam için TIKLAYIN

Paylaşın

Erken Seçim İsteyenlerin Oranı Yüzde 62’ye Ulaştı

Yöneylem kamuoyu araştırma şirketinin son araştırmasında “Kasım’da bir erken seçim olmasını ister misiniz?” sorusuna “Evet” yanıtı verenlerin oranı yüzde 62 oldu. Kuruluş üç ayda erken seçim isteyenlerin yüzde 9 oranında arttığını açıkladı.

Yaygınlaşan erken seçim iddialarının halk arasındaki yankılarını araştıran Yöneylem Araştırma şirketi,  anket sonuçlarını açıkladı.

Ankette katılımcılara, “Son günlerde kasım ayında bir erken seçim olacağına dair iddialar dile getiriliyor. Siz Kasım’da bir erken seçim olmasını ister miydiniz” sorusu yöneltildi.

Yurttaşların yüzde 62’isi “Evet bir an önce erken seçime gidilmesini istiyorum”, yüzde 34’ü ise “Hayır, seçimin zamanında yapılmasını istiyorum” dedi. “Bilmiyor / cevap yok” diyenlerin oranı yüzde 4 oldu.

Yöneylem Araştırma, erken seçim isteyenlerin oranında son 3 ayda 9 puanlık bir artış yaşandığını da açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın adayının kendisi olduğunu ilk kez İzmir’de resmen ilan etti.

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenerek, “Cesaretin varsa, yüreğin yetiyorsa bugünden tezi yok, adaylığını ya da adayını açıkla” dedi.

Gözlerin çevrildiği muhalefet cephesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylık açıklamasına ilk tepki, “Sandığı hemen getir, adayımızı açıklayalım” oldu.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Bunlar Yapamıyor, Seçim Yakın

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Seçim yakın, kasımda da olsa, haziranda da olsa seçim yakın. Şu anda hükümetin yapması gereken şu, ‘Beceremedim, yapamadım. Enflasyonu, kuru, dövizi patlattım’ diyerek bırakıp gitmesi lazım. Yanlışta ısrar edilmez. Hep beraber ülkeyi ayağa kaldıracağız” dedi.

Ali Babacan, bir dizi ziyaret için geldiği Kuşadası’nda partisinin il ve ilçe yöneticileriyle kahvaltıda buluştu. Babacan, ilçe binasının açılışında zeybek gösterisi izledi ve keşkek karıştırdı.

Babacan, Türkiye’de krizlerin çok büyüdüğünü ve derinleştiğini, her alanda problemlerinin arttığını belirterek dün gece yaşanan ekonomik gelişmeleri eleştirdi. Maliye Bakanı, Merkez Bankası ve BDDK’nın açıklamalarını eleştiren Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Çok uzaklara gitmeden, sadece dün geceden bu sabaha yaşadıklarımıza bakın. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Dolar 17 lirayı geçti faizler yükseliyor. Türkiye dünyada artık riskli ülke olarak görünüyor. Dün bütün devlet kurumları sözüm ona açıklamalar yaptılar. Bir açıklama yetmedi, üç, dört yetmedi, beş açıklama yapıldı. Sabah uyandık, piyasalar açıldı, dolar kuruna baktık zerre kadar faydası yok. Devleti oyuncağa çevirdiler koskoca BDDK açıklama yapıyor, Merkez bankası açıklama yapıyor, Hazine açıklama yapıyor sonuç sıfır. Bu kurumlar bir araya gelip konuştuğu zaman piyasaların kendisine çeki düzen vermesi gerekiyor.

İktidar kontrolü elden kaçırdı. Bunlar yapamıyor, yapamayacaklar. Bu işi bilmiyorlar. Bilmediklerinin de farkında değiller. Şu an için ülkenin başındaki kişi ‘Ekonomistim’ diyor. Ülkeyi ne hale getirdiğini gördük. Çarşı pazarda herkes ülkenin düştüğü durumu gayet iyi biliyor. Fiyatlar üçe dörde katladı. Yazıktır bu ülkeye günahtır, bilmiyorsanız yapamayacaksanız çekilin gidin. Bu ülke sizin yükünüzü taşımak zorunda değil.”

‘Bittik, para kazanamıyoruz’

Babacan’ın konuşması sırasında caddeden geçen bir minibüs şoförü, “Bittik. Para kazanmıyoruz. Çoluk çocuğumuzun ekmeği çıkaramıyoruz. Sizden umut bekliyoruz” diye bağırdı. Babacan’ın mikrofonu verdiği minibüsçü aynı sözleri bu defa kalabalığa söyledi.

Babacan ise “Görüyorsunuz, bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz. Ülkenin gerçeği bu, kim ne derse desin. Şu an Türkiye Avrupa’da en yüksek enflasyonu yaşayan ülke. Bugün mazot 28-29 lira, yazık değil mi? Lastik 2 bin 500 lira. İş yapıp, alnının teriyle para kazanarak mutlu olan hiç kimse yok. Vatandaşa bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz. Ülkenin durumu bu” diye konuştu.

Vatandaşın dayanacak gücü kalmadığını söyleyen Babacan, şunları kaydetti:

“Seçim yakın, kasımda da olsa, haziranda da olsa seçim yakın. Günler sayılı. Vatandaş bize soruyor, bu sürede nasıl dayanacağız? Haklısınız. Şu anda hükümetin yapması gereken şu, ‘Ben beceremedim, yapamadım. Enflasyonu, kuru, dövizi patlattım’ diyerek bırakıp gitmesi lazım. Olması gereken bu. Yanlışta ısrar edilmez. Bunlar ısrarla inatla yanlış yapıyorlar. Ama hep beraber başaracağız. Türkiye büyük bir ülke. Hep beraber ülkeyi ayağa kaldıracağız.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Akaryakıt Tasarrufu Mümkün Mü, Doğru Bilinen Yanlışlar Neler?

Akaryakıt fiyatları dünya çapında hızla artıyor. Türkiye’de geçerli olmak üzere benzine 2,18 TL, otogaza (LPG) ise 54 kuruş zam yapılması bekleniyor. İstanbul’da ortalama motorinin litre fiyatı 27,89 TL, benzinin litresi 26,23 TL, otogazın litre fiyatı ise 12 TL’ye yakın.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de de benzin fiyatları rekor düzeye çıktı. Ülkede bu hafta ortalama bir aracın deposunu doldurmanın maliyeti ilk kez 100 sterlini (yaklaşık 2128 TL) aştı.

Benzin fiyatlarındaki artışın önümüzdeki dönemde sürmesi muhtemel. Peki araç sahiplerinin çeşitli önlemlerle benzin tasarrufu yapabilmeleri mümkün mü? Bu konuda doğru bilinen yanlışlar neler?

Saatte 90 kilometre hızla gitmek

Çok sayıda sürücü, yakıt verimliliği için saatte 90 kilometre hızla gitmeyi öneriyor. Ancak İngiltere merkezli RAC otomotiv hizmetleri şirketine göre bu bir şehir efsanesi ve yakıt tasarrufu için optimum bir hız seviyesi yok.

RAC, saatte 90 kilometre hız seviyesinin bir zamanlar yapılan yakıt verimliliği denemelerinden alındığını ve günümüzde kullanılan araçlarda geçerli olmadığını belirtiyor, yakıt tasarrufu için hız seviyesinin aracın modeline ve boyutuna göre saatte 72-80 arasında değiştiğini vurguluyor.

RAC aynı zamanda sürücülerin uzun yolculuklarda hız seviyelerini düşürmelerini de tavsiye ediyor, dışarıdaki hava direncine karşı hızlanmanın daha çok benzin tüketilmesine neden olduğuna dikkat çekiyor.

Klima mı pencere mi?

İngiliz otomotiv şirketi AA’ya göre araçlarda klima açmak benzin tüketimini yüzde 10 oranında artırıyor. Klima ilk açıldığında aracın içindeki ısıyı düşürmek için çok yoğun çalışıyor ve böylece daha çok benzin harcanıyor.

Diğer taraftan pencereyi açınca dışarıdan gelen hava aracı yavaşlatıyor, hız seviyesini sabit tutmak için sürücü gaza basıyor ve motor daha yoğun çalışıyor. Böylece daha çok benzin harcanıyor.

Bu iki seçenek arasında kaldığınızda gittiğiniz hıza göre karar verebilirsiniz. Yavaş gidiyorsanız pencere açmak, 80 kilometreden hızlı gidiyorsanız ise klimayı kullanmak daha tasarruflu olabilir.

Boş viteste gitmek iyi fikir mi?

Araçlarda boş viteste gitmenin daha az benzin tüketimine neden olduğu söyleniyor. Ancak otomobil güvenliği alanında çalışanlar bunun doğru olmadığını, üstelik boş viteste gitmenin tehlikeli olduğunu söylüyor. Boş viteste aracı kontrol etmenin zorlaştığı belirtiliyor.

AA, yeni üretilen araçların büyük çoğunluğunda artık elektrikli bir mekanizma olduğunu, sürücü ayağını gazdan çekince otomatik olarak benzin kullanımının kesildiğine dikkat çekiyor ve bu yüzden boş viteste gitmenin tasarruflu olmadığını söylüyor.

Aracın seyir kontrolünde kullanılması tasarruf sağlar mı?

Seyir kontrolü, sürücünün aracın içinde kalacağı hızı ayarlamasına ve gaz pedalına basmadan seyahat etmesine olanak sağlıyor.

Sürücüler devamlı gaz ve fren pedallarına basmadan, seyir kontrolünde araç kullanmanın daha tasarruflu olduğunu düşünüyor.

Ancak otomobil uzmanlarına göre bu yalnızca uzun ve eğimi az olan otoyollarda geçerli ve seyir kontrolü sistemi yokuşlu yollarda yavaşladığı için benzin tüketimi artıyor.

Buna örnek olarak seyir kontrolüyle yokuş aşağı gitmek örnek gösteriliyor. Bu durumda araç, önünde ne olduğunu göremediği için olması gerektiğinden daha yavaş gidiyor ve daha çok benzin harcıyor.

Lastiklerinizi yeterince şişirmezseniz ne olur?

Yeterince şişirilmemiş lastikler de aracın daha fazla benzin tüketmesine neden oluyor. Sürücülerin özellikle uzun yolculuklardan önce lastiklerini kontrol etmesi tavsiye ediliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Risk Primi 14 Yıl Sonra Rekor Tazeledi

Türkiye’nin kredi iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS’leri 800 baz puanı aşarak 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıkarak rekor tazeledi. Türkiye’nin kredi iflas riskini gösteren beş yıllık CDS’leri, 24 Mayıs 2022’de 731 seviyesine ulaşarak rekoru görmüştü.

2008 yılından bu yana kaydettiği zirve seviyeyi yenileyen 5 yıllık risk primi (CDS) 816 baz puan seviyesine ulaştı. CDS, en son küresel finans krizi sırasında Ekim 2008’de bu seviyelere çıkarak Ekim 2008’de güniçi işlemlerde Türkiye’nin risk primi 904 baz puanı görmüştü.

CDS’nin bu seviyelere çıkması Türkiye’nin dış borçlanmada ödeyeceği faizi etkileyeceği düşünülürken Hazine’nin dolar cinsi borçlanmalarında faizin yüzde 10’un üzerine çıkması bekleniyor.

Türkiye’nin CDS’si en son etkisini derinden hissetiren 2001 ekonomik krizinde 1300 seviyelerindeydi. Bugün pris priminin (CDS) 740 baz puana yükselmesi ise iflas riskinin artması anlamına geliyor.

Risk primi CDS nedir?

Kredi risk primi, bir kredinin geri ödenmeme riskinin tespit edilmesini ve bu riske karşı kredinin sigortalanmasını sağlayan bir değerleme enstrümanıdır. Sigorta şirketleri borçların ödenememesi halinde alacaklının alacaklarını sigortalayan bir sözleşme satar ve bu sözleşmenin fiyatı da ülkenin CDS primidir.

Paylaşın

Uzayın Derinliklerinden Gelen Radyo Sinyalinin Kaynağı Belirlendi

Gökbilimciler, son yılların en dikkat çekici kozmik olaylarından, tekrarlayan bir radyo sinyalinin kaynağını tespit etti. İlk olarak 2019’da saptanan ve FRB 190520 adı verilen radyo sinyalinin 3 milyar ışıkyılı uzaklıktaki bir cüce galaksiden geldiği anlaşıldı.

“Hızlı radyo patlamaları” (Fast Radio Bursts / FRB) diye adlandırılan bu sinyaller, uzayda milisaniye uzunluğunda gözlemlenebilen radyo dalgaları. Bazı tekil radyo sinyalleri sadece bir kez tekrarlarken, tekrarlayan FRB’lerin kısa ve enerji yüklü radyo dalgalarını birden fazla kez yaydığı biliniyor.

Ancak tespit edilen yüzlerce FRB’nin sadece yaklaşık yüzde 5’inin tekrarlandığı biliniyor. FRB 190520 ise keşfedildiğinden bu yana aktif kalan tek sinyal.

Gökbilimciler bu tür sinyalleri daha önce de geldiği yere kadar takip edebildi. Ama bunları neyin ürettiği gizemini koruyor. Bu nedenle söz konusu parlak radyo emisyonlarına dair daha fazla bilgi edinmek, bilim insanlarının bunları neyin ürettiğini anlamasını sağlayabilir.

FRB 190520’nin geldiği yeri öğrenmeye çalışan araştırmacılar, Hawaii’deki Subaru Teleskobu ve Çok Büyük Teleskop’tan yararlandı.

Subaru’nun görünür ışıkta yaptığı gözlemler, tekrarlayan sinyalin uzak bir cüce galaksinin eteklerinden geldiğini gösterdi. Gözlemlerden elde edilen bilgiler, dün hakemli bilimsel dergi Nature’da yayımlandı.

Türünün ikinci örneği

Çok Büyük Teleskop’la yapılan gözlemler, gizemli kozmik nesnenin ürettiği sinyalin giderek daha zayıf radyo dalgalarına dönüştüğünü ortaya koydu. Bu da daha önce tespit edilen bir başka FRB’nin özelliklerine çok benziyordu: 2016’da keşfedilen FRB 121102.

FRB 121102’nun da 3 milyar ışık yılı ötedeki küçük bir cüce galaksiden geldiği anlaşılmıştı. Keşif o dönemde astronomide önemli bir atılım olarak görülmüştü. Zira bu sayede bilim insanları bu gizemli nesnelerin uzaklığı ve çevresine dair ilk kez bilgi edinebilmişti.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde görev alan gökbilimci Casey Law, “FRB’ler gençken yaygın mı? Ya da patlamalara neden olan nesne, komşu bir yıldızı şiddetle yiyip bitiren devasa bir kara delik mi?” diye sordu: Teorisyenlerin şimdi üzerinde çalışması gereken çok daha fazla ayrıntı var ve açıklamanın kapsamı giderek daralıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ücretler Geçen Yılın Gerisine Düştü

Dolar kurundaki yükseliş Türkiye’de reel ücretlerin erimesine yol açtı. Asgari ücretli, memur ve emeklinin bu yıl aldığı zamlı maaşlar, dolar üzerinden hesaplandığına geçen yılki maaşların gerisinde kalıyor.

DW Türkçe’den Pelin Ülker’in haberine göre; Türkiye gibi dış finansmana bağımlı ülkelerde dolardaki yükseliş her vatandaşı yakından ilgilendiriyor. Kur artışları, maliyetler üzerinden enflasyonu tırmandırırken, asgari ücret ve diğer ücretler reel anlamda eriyor.

Türkiye’de çalışanların yarısından fazlasını ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri Aralık 2021’de kur ve enflasyon artışlarının gölgesinde yapılmıştı.

Asgari ücret eridi

İlk toplantısını 1 Aralık’ta yapan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, dördüncü toplantı sonrasında 16 Aralık’ta bu yıl için asgari ücreti 4 bin 253 lira 40 kuruş olarak belirlediklerini açıklamıştı. Bu rakam Türk Lirası (TL) bazında yüzde 50’ye yakın bir artış anlamına geliyordu.

Ancak kur artışları bu zammın erimesine yol açtı.

Geçen yıla 7,43 TL’den başlayan dolar kuru, Mart 2021’de 8 TL’yi görmüş, uzun süre bu seviyelerde işlem gördükten sonra ekimde 9 TL geçmişti. Kasım 2021’de 11 TL civarına ulaşan dolar kuru, 20 Aralık’ta 18 TL’yi geçerek tüm zamanların rekorunu kırmıştı.

2021 yılında asgari ücret 2 bin 825 TL 90 kuruş seviyesindeydi. Aynı yıl ortalama dolar kuru ise 8,86 olarak gerçekleşti. Buna göre asgari ücretin karşılığı 319,1 dolar ediyordu.

Dolar kuru 17,20’nin üzerinde

Doların rekor seviyeleri görmesinin ardından 21 Aralık 2021’de Kur Korumalı Mevduat uygulaması devreye alındı. Uygulamayla birlikte dolar, Aralık sonunda 10-11 TL seviyelerine kadar çekilse bunun etkisi uzun sürmedi. Bu yıla 13,4 TL seviyesinden başlayan dolar kuru, yılbaşından bu yana yüzde 28 yükseldi. Mart’ta 14, Mayıs’ta 16 TL’yi geçen kur, dün 17,20 seviyesinin üzerinden işlem gördü.

Son verilere göre bu yıl ortalama dolar kuru 14,51 seviyesinde bulunuyor. Buna göre 4 bin 253 TL’lik asgari ücretin karşılığı 293,1 dolar ediyor. Bu durum, asgari ücretin geçen yıla göre 26 dolar az olduğuna işaret ediyor.

Asgari ücret dolar bazında erirken diğer ücretlerde de durum farklı değil.

Memur zammı havaya uçtu

Ocak ayında emekli ve memura yılın ilk yarısı için enflasyon farkı ödemesi ve yüzde 7,5’lik toplu sözleşme zammı yapılmıştı.

Buna göre yıl başında aile yardımı ödeneği dahil en düşük memur maaşı 4 bin 881 TL’den 6 bin 429 TL’ye, en düşük memur emekli aylığı da 3 bin 276 TL’den 4 bin 289 TL’ye yükseltildi. Ancak yılın ilk yarısı için yapılan zam, kur artışıyla havaya uçtu.

Geçen yılın ikinci yarısında 4 bin 881 TL’lik en düşük memur maaşı 495,8 dolara denk gelirken 6 bin 429 TL’lik zamlı maaş 443 dolar ediyor.

En düşük memur emekli aylığı da zam öncesinde 332,8 dolar ederken, zam sonrası 295,6 dolara denk geliyor.

Buna göre yapılan zamma rağmen, artan kur karşısında en düşük kademedeki memurun maaşı 52,8 dolar, en düşük kademedeki memur emeklisinin aylığı da 37,2 dolar eridi.

SSK ve Bağ-Kur emeklisi için de durum değişmedi. SSK, 2000 öncesi en düşük emekli maaşı 2 bin 624 TL’den 3 bin 292 TL’ye çıktı. Ancak dolar bazında 266,6 dolardan 226,9 dolara geriledi.

2000 sonrası SSK emekli maaşı bin 626 TL’den 2.041 TL’ye çıkarılırken bu maaşı alanlar dolar bazında 24,6 dolar kaybetti.

Bu yılın başında 2 bin 350 TL’den 2 bin 949 TL’den yükseltilen Bağ-Kur esnaf emeklisi maaşı da dolar bazında 238,7 dolardan 203 dolara indi.

Doktor ve polis de zararda

Öte yandan geçen yıl 8 bin 277 TL’lik 1/4 derecesinde avukat maaşıyla 841 dolar alınırken bu yıl zamlı 10 bin 551 TL’lik maaşla 727 dolar alınabiliyor.

Yılbaşında 1/4 derecesinde uzman doktor maaşı 2 bin 773 TL artışla 10 bin 93 TL’den 12 bin 866 TL’ye çıkarken dolar bazında 1025,3 dolardan 866,7 dolara indi. Bu maaşı alan doktorların kur kaybı yaklaşık 159 dolar oldu.

8/1 derecesinde polis memuru maaşı 7 bin 431 TL’den 9 bin 473 TL’ye çıktı, ancak maaştaki 2 bin 42 TL’lik artış, dolar bazında 102 dolar zarara döndü.

1/4 derecesinde öğretmen maaşı ise yılbaşında 6 bin 586 TL’den 8 bin 594 TL’ye çıkarılmıştı. Zam öncesinde öğretmen maaşıyla 669 dolar alınıyorken, zamlı maaşla 592,3 dolar alınabiliyor. Öğretmen maaşının da 76,7 doları kur farkına gitti.

Kur da enflasyon da artacak

Ekonomistler dünyadaki merkez bankalarının faiz arttırımına gittiği bu dönemde dolar/TL’de yükselme eğiliminin artacağına işaret ediyor. Maaşlar bir yandan kur artışıyla erirken diğer yandan yükselen enflasyondan da olumsuz etkileniyor.

Mayıs verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 73,5 artarken, aynı dönemde Üretici Fiyat Endeksi’ndeki artış yüzde 132,2 oldu. Üretici fiyatlarındaki yüksek seyrin gelecek aylarda artan maliyetler üzerinden tüketici enflasyonuna yansıması bekleniyor.

Kur artışlarının etkisiyle aralık ayından bu yana gıda, elektrik, doğal gaz ve akaryakıt başta olmak üzere temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları katlandı. Yılbaşında vergi, harç ve cezalar zamlanırken, Temmuz ayında yapılması beklenen ÖTV artışı da erkene çekildi. Böylece kur artışıyla maaşı tırpanlanan ücretliler, daha yüksek maliyetle karşı karşıya kaldı.

Paylaşın

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan Yeni Açıklama: Birinci Öncelik Enflasyon

Hazine ve Maliye Bakanlığı, dün gece yaptığı açıklamalara bir yenisini daha ekledi. Enflasyonun tüm dünyada yüksek olduğu ifade edilen açıklamada, “Enflasyonla mücadele birincil önceliğini korumaktadır” denildi.

Haber Merkezi / Serbest piyasa kurallarından taviz verilmeden, Türk lirası kullanımını ve cazibesini artıracak uygulamalara devam edileceği bildirilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı;

“Son dönemde tüm dünyayı etkisi altına alan küresel enflasyonist süreçten ülkemiz de etkilenmektedir. Bununla birlikte makro ekonomi politikamızda enflasyonla mücadele birincil önceliğini korumaktadır. Bu mücadelede kurumlar arası eşgüdümün önemi açık olup tüm kurumlarımız attığı adımlarda ortak mücadele anlayışıyla hareket etmektedir.

Bu çerçevede;

  • Maliye politikasında program hedeflerinden sapmadan büyüme, istihdam ve özellikle gelir dağılımını önceleyen uygulamalar devam edecektir.
  • Kamu harcamalarında etkinliği artırarak, tasarruf sağlanacaktır. Zorunlu kamu giderleri dışındaki tüm alanlarda kontrol süreçleri etkinleştirilecek, böylece kamu harcamalarında etkinlik artırılarak tasarruf sağlanacaktır.
  • Makro ihtiyati tedbirler güncel ekonomik koşullar gözetilerek etkin ve dinamik bir şekilde alınmaya devam edilecektir.
  • Serbest piyasa kurallarından taviz verilmeden, Türk lirası kullanımını ve cazibesini artıracak uygulamalara devam edilecektir.
  • Beklentilerin yönetimi kapsamında ekonomide atılan adımlar ekonominin tüm paydaşlarıyla şeffaf ve eş zamanlı bir şekilde paylaşılacaktır.”

Gelire Endeksli Senet Uygulaması

Hazine ve Maliye Bakanlığı, vatandaşların tasarruflarını Türk lirası cinsi varlıklarda değerlendirebilmelerinin teşvik edilmesi ve yatırımcı tabanının genişletilmesi amacıyla, gelire endeksli devlet iç borçlanma senedi (GES) uygulamasının başlatılacağını ve talep toplama işlemlerinin 15 Haziran’dan itibaren gerçekleştirileceğini bildirdi.

Geçmiş yıllarda denenen bu uygulama ile gelire endeksli senetler, zarar etmeyen kamu kurumlarına endeksleniyor ve kuponla ana para ödemeleri belirleniyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığının açıklamasına göre GES’ler sadece gerçek kişilere sunulacak ve ülke genelindeki duyuru ve talep toplama işlemleri yoluyla ihraç edilecek.

Senede ilişkin talep toplama işlemleri ile senedin ihracı, kupon ve anapara ödemeleri Bakanlığın sitesinde yayınlanacak duyuruda belirtilecek bankalar aracılığı ile gerçekleştirilecek.

İhraç edilecek senetler üç ayda bir yatırımcısına kupon getirisi sağlayacak. Bakanlığı bu konudaki açıklaması şöyle:

“Kupon ödemelerinde asgari getiri garantisi olacaktır. Senedin kupon ödemesine esas teşkil edecek getiri oranı ve vade yapısı ihraç duyurusunda ilan edilecektir. Senedin yatırımcıya sağlayacağı nihai getiri oranı, ihraç aşamasında Bakanlığımız tarafından belirlenen getiri oranının, hasılat gerçekleşmeleri çerçevesinde hesaplanacak endeks değeri ile çarpılması yoluyla belirlenecektir.”

GES’ler neyin gelirine endeksli olacak?

Kur Korumalı Mevduat’ta oluduğu gibi bu uygulamanın amacı da vatandaşların yatırımlarını TL cinsi varlıklara yönlendirmek.

Hazine’ye göre (GES) getirileri, gelir performansı güçlü olan ve bütçeye hasılat aktarımı yapan kamu iktisadi teşebbüslerinin (KİT) gelirlerine endeksli olacak.

Yeni uygulamada, 3 ayda bir ödenecek kuponlar için uygulanacak asgari getiri garantisi sayesinde, vatandaşların gelir paylarındaki değişimlerden olumsuz etkilenmesinin önleneceği belirtiliyor.

Ayrıca bu KİT’lerden bütçeye aktarılan hasılat performansı beklenenin üzerinde geldiğinde, bunun yatırımcılara ilave getiri olarak aktarılacağı kaydediliyor. Ancak bu KİT’lerin hangileri olduğu açıklanmadı. Uygulamanın taban faizi, vadesi ve vade getirisi hakkında da bir açıklama yok.

Ekonomistler GES uygulaması için ne diyor?

Türkiye’yi yakından izleyen İngiliz ekonomist Timothy Ash, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı yeni önlemi şu sözlerle eleştirdi:

“Türk mali yapısı her gün daha çok Lübnan’a benziyor. Bu kesinlikle, Lübnan’da olduğu gibi bir felaketle sonuçlanacak. Burada tek soru, bunun ne zaman olacağı.”

Ash, Twitter’dan yaptığı bir diğer açıklamasında, Türkiye’ye faizleri artırması çağrısında bulundu.

Ekonomist Mustafa Sönmez ise, ‘dağ fare doğurdu’ diyerek, söz konusu uygulamayla ilgili “Enflasyon yüzde 100 e giderken, hangi devlet gelirine endeksli tahvile güvenirsiniz ? Devletin hangi kurumu, enflasyona yakın gelir garanti eder ki?” diyerek, doların daha da tırmanacağı öngörüsünde bulundu.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın duyurusunun ardından “Faize faiz dememek için yaptıklarımızı yazsak roman olur.” tepkisini verdi.

Ekonomist Uğur Gürses’in tepkisi şu şekilde oldu: “Önlem diye açıklananlar şunlar; neye endeksli olduğu bilineyen GES ihracı, tüketici kredilerinde vade ve kredi kartı asgari ödeme oranının düzenlenmesi, SPK’nın iraçlarda aldığı ücretlerde indirim yapılması. Kendileri ciddiye alıyor mu bunları?”

Paylaşın

Altılı Masa 128 Milyar Doları Araştıracak

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmalarını sürdüren altı muhalefet partisinin kurduğu Kurumsal Reformlar Komisyonu, ilk çalışmasını büyük ölçüde tamamladı. Komisyon, ilk raporunu pazartesi açıklayacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre komisyon, seçim sonrası TÜİK verileri, altın rezervi gibi konular ile 128 milyar dolar iddialarına ilişkin araştırma yapılması için anlaşmaya vardı. Merkez Bankası’nın Ankara’ya taşınması konusunda da mutabakat sağlandı.

Altılı masa tarafından kurulan Kurumsal Reformlar Komisyonu’nda eski Hazine Müsteşarı CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, eski Merkez Bankası Başkanı İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz, eski Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, eski Devlet Bakanı Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sabri Tekir, eski Ulaştırma Müsteşarı Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Feridun Bilgin ile eski Hazine Müsteşarı DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı yer alıyor. Ekonomi alanında kamuda üst düzey görevlerde bulunmuş isimlerden oluşan komisyon, hazırladığı sekiz sayfalık raporu pazartesi günü saat 11.00’de açıklayacak.

128 milyar dolar nerede sorusuna yanıt aranacak

Edinilen bilgiye göre seçim sonrası ekonomi alanında yol haritasını belirleyecek olan ilke ve esasları içeren rapor dört başlıktan oluşacak. Komisyon, ilk olarak seçim sonrasında Özel İnceleme Ekibi kurulmasını kararlaştırdı. 10 civarında bakanlığın yanı sıra Sayıştay ve Devlet Denetleme Kurulu’ndan da yetkililerin yer alacağı ekip, en fazla tartışılan konuların başında yer alan 128 milyar dolar iddiasını araştıracak.

Merkez Bankası’nın 2019 yılı Mart ayından itibaren faizleri düşük tutmak amacıyla rezervlerden 128 milyar dolar harcadığı iddiaları gündeme gelmişti. CHP de “128 milyar dolar nerede?” kampanyası başlatmıştı. Özel İnceleme Ekibi, aynı zamanda verilere yönelik duyulan güvensizliği de araştıracak. Bu kapsamda TÜİK verileri, Merkez Bankası’nın altın rezervi gibi başlıklarda da çalışmalar yapılacak.

KÖİ projeleri mercek altına alınacak

Komisyonun gündeminde olan bir diğer başlık da Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılması olacak. Konseyin faaliyete geçirilmesi, nasıl işleyeceği, hangi konularda çalışacağı ve hangi sıklıkla toplanacağına yönelik ilke ve esaslar raporda yer alacak.

Ekonomik Sosyal Konsey’e işlerlik kazandırılarak özel sektörün kamu karar alma mekanizmalarına katılımı sağlanacak. Komisyon raporunda Strateji ve Planlama Teşkilatı’na ilişkin ilkeler de yer alacak. Varılan mutabakata göre Strateji ve Planlama Teşkilatı, özellikle müteahhitlere garanti ödemeleri içeren Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile ilgili çalışma yapacak.

Komisyonun açıklayacağı rapordaki diğer başlık da Merkez Bankası’nın bağımsızlığının sağlanmasına yönelik ilkeler olacak. Buna göre Merkez Bankası’nın kurumsal yapısı güçlendirilecek ve bağımsızlığı teminat altına alınacak. Raporda Merkez Bankası Başkanı’nın nasıl göreve geleceği, nasıl görevden alınacağı ve niteliklerine ilişkin ilkelere yer verilecek. Öte yandan seçim sonrasında Merkez Bankası Ankara’ya taşınacak.

Paylaşın