Elektriğe ‘Kademeli Zam’ Planı

Elektrikte yüzde 30 zam iddiası EPDK tarafından yalanlanırken, şirketlerin Bakan ve EPDK yöneticileriyle görüştüğü doğrulandı. Kaynaklar, kademli şekilde zam planlandığını aktardı.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) elektrik fiyatlarına yüzde 30 oranında bir zam olacağı iddiasını yalanlaması üzerine, enerji şirketleriyle yapılan toplantıya hakim kaynaklar, elektrik fiyatlarının tek seferde büyük bir zam yerine yıl içinde kademeli olarak artırılmasının planlandığını söyledi.

T24’ün Bloomberg’ten aktardığı habere göre, ismini vermeyen iki yetkili, elektrik dağıtım şirketlerinin 21 yöneticisinin geçen hafta Enerji Bakanı Fatih Dönmez ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) yöneticileriyle bir araya gelerek sektörün sorunlarını konuştu.

Şirketler şikayetçi

Şirketle toplantıda yetkililere geçen yıl enerji fiyatları dünya genelinde artarken ve TL zayıflarken kayıplarının 20 milyon liraya kadar çıktığını söyledi. Şirketler, bu yıl daha yüksek liste fiyatları koyulmadığında durumun daha da zorlayıcı olacağını söyledi.

EPDK yalanlamıştı

Elektrik fiyatlarında yüzde 30 oranında zam olacağı iddiası üzerine EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz dün yaptığı açıklamada, “Kurumumuzun gündeminde elektrikte herhangi bir tarife değişikliği yok. Vatandaşlarımızın böylesi mesnetsiz haberlere itibar etmemesini rica ediyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Babacan: Faiz Ne Talimatla Ne De Veliahtla Düşer

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’ın Türkiye ziyaretini değerlendiren DEVA Partisi Lideri Babacan, “Veliaht prens gelecek, kur ve faiz düşecek. Faiz ne talimatla ne de veliahtla düşer.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde Suudi Arabistan veliaht prensi Selman’ın Türkiye ziyareti, Meclise sunulan ek bütçe teklifi, dezenformasyon yasası, Pınar Gültekin cinayeti davası, polis intiharları ve DEVA Partili Milletvekili Mustafa Yeneroğlu ile vatandaşların tehdit edilmesi vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

Hesap ne? Veliaht prens gelecek, kur ve faiz düşecek. Fısıltı… Faiz ne talimatla ne de veliahtla düşer. Güven ortamını oluşturmadan faizi, enflasyonu, döviz kurunu düşüremeyecekler. Bu faiz güvenle düşecek. Güven nasıl oluşturulur? Konuşunca doğruyu söyleyeceksin. Söz verince tutacaksın. Emanete hıyanet etmeyeceksin. Hukukla, adaletle hareket edeceksin. Ehliyetli, liyakatli kadrolarla çalışacaksın. Her kararını istişareyle alacaksın. Şeffaf olacaksın. Her zaman hesap vermeye hazır olacaksın. Bunu yap güveni oluştur.

Bir zamanlar Ezilenlerin gür sesi, suskun dünyanın hür sesi’ diyorlardı. Ne gür ses kaldı ne hür ses. Hiçbir şey yok. Sen ekonomik gücünü kaybedince, Merkez Bankası’nın rezervlerini arka kapıdan yakınca, paraya muhtaç kalınca ne hür ses ne gür ses kalıyor.

Meclise getirilen ek bütçe teklifini Orta Vadeli Programdaki kur varsayımlarını yayınlayarak eleştiren Babacan, Hayal aleminde yaşıyorlar. Bunlar, burunlarının ucunu dahi göremiyorlar. Bir bildiğimiz var, edasıyla ortada dolaşıyorlar ya. İnanın hiçbir şey bildikleri yok. Bu kadar saçmalanamaz’ diye soruyorlar. Hiçbir şey bilmiyorlar” diye konuştu.

En az 400 milyar lira faiz ödemesiyle karşı karşıya olacağız

Bütçedeki faiz giderlerini yıllara göre kıyaslayan görüntüler de gösteren Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

Ek bütçede faiz giderleri için tam 90 milyar lira daha ödenek çıkartmak istiyorlar. Önceki bütçede 240 milyar. Ek bütçe için istedikleri rakam 90 milyar. Yetmedi, bir de Kur Korumalı Mevduat için 40 milyar lira daha koymuşlar. Rakam çıktı mı 370 milyar liraya? Yetmedi. KKM için iki kanaldan ödeme yapılıyor. Merkez Bankası’ndan yapacakları ödeme burada yok. Onu da ekleyin, en az 400 milyar liralık faiz ödemesiyle karşı karşıya olacağız.

Bizim ekonomi yönetiminin başında olduğumuz dönemde devletin faiz gideri 50 milyar civarındaydı. 8 kat arttırmışlar. Bizim dönemimizde faiz lobisi’ diye diye gezinenler vardı. Hazinenin ödediği faiz yüzde 6-7yken, yılda 50 milyar lira faiz ödediğimiz günlerde Erdoğan Bu faizi ödemek vatana ihanettir’ diyordu. 50 milyar ödemek vatana ihanetse, 400 milyar lira ödemeyi nasıl tanımlıyorsunuz? Bir de çıkmış hâlâ faizle mücadeleden bahsediyor.

Tamamen yeni bir suç çeşidi uyduruyorlar. Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçtur’ diyorlar. Sansür yasasını çıkaranlara buradan soruyorum: Enflasyon yüzde 73 buçuktur’ demek mi halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır? Yoksa Enflasyon en az yüzde 150’ demek mi? Hangisi doğru? Hangisi halkı yanıltıcı bilgi? Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı’na hakaretten açılmış davalar falan yok’ demişti. Adalet Bakanlığı da En az 35 bin 500 dava açıldı’ diyor. Yanıltıcı bilgi avcıları, hedeflerini öyle çok uzaklarda aramasınlar, Beştepeye baksınlar.

Tweet atanı hapse koymak isteyen ama kadın katillerini de kısa sürede hapisten çıkarma derdinde olan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Pınar Gültekin diri diri yakılarak katledildi. Bizim bu topraklara bir borcumuz var. Kadınları öldüren zihniyeti toprağa gömmeye mecburuz. İktidara gelir gelmez işe, derhal, katilleri cesaretlendiren uygulamaları tersine çevireceğiz. İstanbul Sözleşmesine tekrar dahil olacağız. Kadın cinayeti davalarında, cezaları caydırıcı hale getireceğiz. ‘İyi hal indirimi’ gibi uygulamaları kaldıracağız. Pınarların, Özgecanların, Eminelerin, Münevverlerin hatırasına mutlaka ama mutlaka sahip çıkacağız. Sözümüzdür ve bizim vatandaşlık borcumuzdur.

Ağır çalışma şartları, amirlerin uyguladığı baskı, mobbing, tehdit ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle birçok polis arkadaşımız intihar ediyor.  Hükûmete tekrar soruyorum: Son 5 yılda kaç polis memurumuz intihar etti? İntiharların altında yatan gerçekler neler? Bu nedenleri ortadan kaldırmak için hangi çalışmayı yapıyorsunuz? Emniyet teşkilatımızda üstler astlarına nasıl bir baskı uyguluyor? Polislere psikolojik destek sunmak için, özel rehabilitasyon merkezleri gibi birimler kurmayı düşünüyor musunuz? Polislerin ve ailelerinin mali durumlarını iyileştirmek, sosyal güvenlik hakları için hangi çalışmayı yapıyorsunuz?”

Sayın Şentop, derhal gereken tepkiyi gösterin

DEVA Partisi Milletvekili Mustafa Yeneroğlunun ve vatandaşların tehdit edilmesi üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentopa seslenmeyi sürdüren Babacan şöyle konuştu:

Sayın Şentop, siz Mecliste, sadece bir partinin meclis başkanlığını yapmıyorsunuz. TBMMnin tümünün başkanısınız. 600 milletvekilinin tümünün hukukunu korumak zorundasınız.  Gazi Meclisimizin Başkanlığını üstlenmenin sorumluluğunu taşımak zorundasınız. Başkanı olduğunuz Parlamentonun bir üyesine yapılan hakaret, millete yapılan hakarettir, tüm milletvekillerine yapılan hakarettir, size de yapılan bir hakarettir. Üstelik, siz hukukçu kimliğiyle insanların tanıdığı birisininiz. Derhal çıkın ve gereken tepkiyi gösterin.

Bu olay, ezilen sessiz yığınların desteğiyle iktidara gelen Sayın Erdoğan’ın artık vatandaşa parmak sallayanların’ tarafına geçtiğini gösteriyor. Halka hizmet’ diye başlayan bir siyasi çizginin bugün geldiği yer, kamu gücünü eline geçirenlerin vatandaşa parmak sallamasıdır. Kendisine destek veren bunca insan, bir memur hakkını arayanlara hakaret etsin diye desteğini vermedi. Sayın Erdoğan, çıkın ve Ben artık yola çıkarken olduğum kişi değilim. Yanımda yola beraber çıktıklarımdan kimse kalmadı’ deyin. Çıkın bir özür dileyin.

DEVA Partisi; yarının Türkiyesinin kurucu aktörüdür. Seçimlere tam 20 tane eylem planımızla gireceğiz.  Hani bazıları bol bol koşuyor. Bunların çözüm önerisi yok’ diyorlar. Oturdukları yerden laf ebeliği yapıyorlar.  Bizim her bir eylem planımız, onlara okkalı birer cevaptır. Bu laf ebelerinin gözleri var görmüyorlar, kulakları var duymuyorlar. Biz, sadece seçimlere hazırlanmıyoruz. Seçim sonrasına da hazırlanıyoruz.

Sandık günü geldiğinde, akşam sayımlar tamamlanıp sonuçlar açıklanınca göreceğiz ki inşallah seçimin yıldızı DEVA Partisi olacak. Seçim başarımız; görmezden gelinenlerin, yok sayılanların zaferi olarak tarihe geçecek.”

Paylaşın

EYT’de Beş Aşamalı Yol Haritası Belli Oldu

Milyonlarca memur ve memur emeklisinin merakla beklediği 3600 ek gösterge tamamlanmasıyla birlikte gözler Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi için yapılacak çalışmaya çevrildi.

Çalışma Bakanı Vedat Bilgin dün yaptığı açıklamasında, “Tüm sosyal meseleleri görev alanı sayıyoruz ve EYT de önümüzde. Çalışmalarımız devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti emekçilerini koruyan sosyal bir devlettir ve bu devam edecektir” ifadelerini kullandı.

Mynet’in haberine göre EYT ile ilgili birbirinden farklı formüller masada. Kimlerin EYT ile emekli olabileceği belirlenecek. Aşama aşama yapılan planlamayla birlikte aynı şekilde kaynak da bulunacak.

1 – Kimlerin yararlanacağı tespit edilecek

Yasanın çerçevesi oluşturulurken öncelikle kapsam belirlenecek. Böylece kimlerin hak sahibi olacağının tespiti yapılacak. Bu sayede yasa çıkar çıkmaz hemen emeklilik hakkı kazanacakların sayısı da ortaya çıkacak. Genel çerçeveye bakıldığında EYT’li grubu 8 Eylül 1999 öncesinde ilk kez sigortalı olarak çalışmaya başlamış, yıl ve prim şartını tamamlamasına rağmen yaş şartı getirildiği için emekli olamamış sigortalılar oluşturuyor.

Bu tarihten önce sigortalı olanlar için yaş dışında erkeklerde 25, kadınlarda ise 20 yıl sigortalılık süresi şartı var. Ancak bu tarihten önce Emekli Sandığı’na girmiş ya da Bağ-Kur’lu olmuş EYT’liler de mevcut. Bu tarihten önce SSK’lı olmuş şu anda memur olanlar, primi eksik bulunanlar, farklı kurumlardan prim biriktirenler de bulunuyor. Bütün bunlar ayrı ayrı değerlendirilerek kapsamlı bir çalışma yapılacak.

2 – Emeklilik için şartlar belirlenecek

Kapsamın belirlenmesinden sonra emeklilik şartlarının da tespit edilmesi gerekiyor. Primini ve yılını dolduranların başka şarta bakılmaksızın emekli edilmeleri şeklinde bir öneri bulunurken, burada farklı kurumlarda çalışmış (memur, esnaf, Bağ-Kur gibi) kişilerin hangi statüde emekli olacaklarının da tespiti gerekiyor.

3 – Mali boyutu çıkartılacak

Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ın ile ilgili 5 milyon kişi gibi sayılar ortaya atılsa bile kesin bir rakam yok. Ancak farklı kurumlardan sigortalıların olduğu bir yapısı olması dolayısıyla çok sayıda insanı ilgilendiriyor. Bu noktada kapsam belirlendiğinde sayı da ortaya çıkacak. Bu yönüyle kaç kişinin emekli olabileceği ve kaç lira maaş alacağı hesaplanarak konunun mali boyutu da ortaya çıkarılacak. Burada kime hangi şartlarda maaş bağlanacağı da tespit edilecek.

4 – Uygulama usulleri ortaya konulacak

Bu aşamada uygulamayla ilgili kısımların da tespit edilmesi gerekiyor. Yani hak sahiplerinin belirlenmesi, onların emeklilik işlemlerinin usul ve esaslarının tespit edilmesi önem kazanıyor. Mesela, 8 Eylül öncesinde sigortalı olmuş ancak şimdi memur olarak çalışan birisi yasa çıktıktan sonra hangi kurumdan emekli olacak? Bu kişi memurluğa devam etmek istiyorsa EYT’li diye resen emekli mi edilecek? Bu gibi karmaşık soruların da cevap bulması gerekiyor.

5 – Tasarı Meclis’e sunulacak

Bütün çalışmalar tamamlandıktan sonra uygulamanın başlayabilmesi için yasal çalışmanın da yapılması gerekiyor. Bunun için de bir taslak metnin oluşturulması ve bunun TBMM gündemine gelmesi gerekiyor. Meclis’ten geçtikten sonra uygulanması için de yönetmeliklerin çıkarılması gerekiyor. Burada belli bir yaşın üstünde olanlara emeklilik verilmesi gibi bir formül de konuşulurken, kademeli olarak emeklilik hakkının verilmesi de söz konusu olabilecek. Ayrıca Avrupa modelinde olduğu gibi maaş kısıtı ile emeklilik de formüller arasında.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken Talimat: Tüm İller Hazırlıklı Olsun

İYİ Parti’nin yaptığı 8 saat süren toplantıdan son dakika haberler geldi. İYİ Parti Lideri Akşener, önceki gün partisinin il başkanlarıyla bir araya geldi. Sekiz saat süren basına kapalı toplantıda her il başkanı bölgesindeki çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, projelerden bahsederek il başkanlarından özellikle “gençlik ve kadın” sorunlarına hassasiyet göstermelerini, illerinde hayatına dokunmadıkları hiçbir hanenin kalmamasını istedi.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre; Ekonomiye özel başlık açtığı belirtilen Akşener’in, “En büyük sorun ekonomi, yoksullaşma. Gittiğiniz her yerde, çaldığınız her kapıda ekonomi ile ilgili çözümlerimizi anlatın. Ekonomi ile ilgili kadromuzun bilgi ve tecrübelerinden bahsedin ve sorunları çözecek tek adresin İYİ Parti olduğunu söyleyin. İktidar, ülkenin gerçeklerinden koptu. Adım attığınız her yerde bunlardan bahsedin, yaşam sıkıntısı, yoksullaşma, hayat pahalılığı konularında ekonomi kurmaylarımızdan güç alarak güven verin” ifadelerini kullandığı vurgulandı.

“Seçime hazır olun”

Toplantının en kritik gündem başlıklarını ise “6’lı masa, seçim güvenliği ve erken seçim ihtimali” oluşturdu. Edinilen bilgiye göre, Akşener, 3 Temmuz’da İYİ Parti’nin ev sahipliğinde yapılacak toplantıya ilişkin hazırlıkların sürdüğünü belirtti. Seçim güvenliğinin önemine dikkat çeken Akşener, il başkanlarına mesajını, yenilenen İstanbul seçimleri üzerinden verdi.

Akşener, “ıslak imzalı tutanakların hayati öneme sahip” olduğuna vurgu yaparak, “erken/baskın seçim” ihtimalini anımsattı. Akşener, “Tüm sandıklarda resmi görevlendirmeleri tamamlayın. Olası bir baskın, erken seçim olursa sandık, görev alacak müşahitler gibi uğraşlarla vakit kaybetmeyelim. Tüm iller hazırlıklı olsun” diye konuştu.

“Başbakan olacağım”

İl başkanları toplantıda kamuoyunda da çokça tartışılan 6’lı masanın cumhurbaşkanı adayını gündeme getirdi. “Gönlümüzden geçen cumhurbaşkanı sizsiniz” diyerek Akşener’den adaylık beklediklerini ifade ettiler. İllerdeki saha gezilerinde bu talebin yurttaş tarafında da sıklıkla dile getirildiğini ifade eden il başkanlarına Akşener, “Başbakan olacağım” açıklamasıyla karşılık verdi.

Akşener, “Ben güçlendirilmiş parlamenter sistemde başbakan olacağımı aylar öncesinden açıkladım. Cumhurbaşkanlığı’nı bırakın, partimizi birinci parti yapma hedefimize odaklanın. İYİ Parti seçimlerden birinci parti olarak çıkacak” ifadelerini kullandı.

Akşener’in “söylem” uyarısında da bulunduğu öğrenildi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yönelik sözleri nedeniyle tartışma yaratan ve disipline sevk edilen Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ı anımsatan Akşener, il başkanlarına “Söylemlerinizde dikkatli olun” talimatı verdi.

Vekillik için ilk istifa

Seçimlerde milletvekili adayı olmak isteyen il başkanlarından istifalarının istenmesi konusunda Akşener, “Partimize faydalı olacaksa yapalım” ifadelerini kullandı. Öte yandan İYİ Parti Eskişehir İl Başkanı Eren Ekmen, görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Paylaşın

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Erdoğan İmzalı Bu Belge İflasın Resmidir

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ülkede yaşanan ekonomik krize ilişkin “Ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar” yorumunda bulunan Baş, “Türkiye ekonomik olarak büyük bir kriz yaşıyorsa bunun temel nedeni bu iktidarın patrondan, sermayeden, Saray’dan yana ekonomi politikalarında istikrarlı karar almalarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Meclis’e sunulan ek bütçe teklifine ilişkin eleştirilerde bulunan Baş, “Bu bütçe halkın bütçesi değil” hatırlatmasında bulunarak, “Öyle öngörüsüz bir iktidarla karşı karşıyayız ki öyle bir zihniyet yönetiyor ki bu ülkeyi, daha bir yıllık bütçe yapmayı beceremiyorlar. Aralık ayının sonunda ocakta yürürlüğe girmek üzere bir bütçe hazırlıyor. 6 ay sonra diyor ki ‘Bitti'” ifadelerini kullandı.

“Büyük bir aldatmacayla karşı karşıyayız” diyerek gazetelerde yer alan ‘ek bütçe’ tarifini eleştiren TİP Genel Başkanı, “Bir trilyon 80 milyar lira ek bütçe isteniyor. Bu ne demek? 6 ay önce burada kabul edilen bütçenin tam yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor. Böyle ek bütçe mi olur! Ek bütçe, bir açık kalmıştır onu kapatmak istersin… Ama yüzde 86’lık ek bütçe olmaz!” şeklinde konuştu.

Teklifi, ‘iflasın itirafı’ olarak nitelendiren Baş, “Dolayısıyla, Meclis’e gönderilen, komisyondan sonra Genel Kurul’da görüşülmesi planlanan, Recep Tayyip Erdoğan imzası taşıyan bu belge, iflasın itirafıdır. Saray diyor ki ‘Biz iflas ettik. Battık, batırdık. Şimdi kurtarmak için çare arıyoruz, aman bize yardım edin. Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar…” diye konuştu.

Söz konusu bütçenin emeğiyle yaşayan yurttaşların bütçelerinden karşılanacağını vurgulayan Baş, “Sizin açgözlülüğünüz, hırsızlığınızın, zenginliğinizi doyuramıyoruz. Üste diyorsunuz ki ‘Biraz daha para istiyoruz'” derken, “Bunlar ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. Taammüden suç işliyorlar. Vatandaşın alın terinden kurulacak, ek değil,  bu koca yeni bütçe nereye harcanacak, biz bunu biliyoruz. Işıldak Bakan, ‘Bizim derdimiz hayat pahalılığı değil, patronların çarklarının dönmesi’ diyor ya. Alacak yoksuldan, patronun çarkı dönecek. Alacak bizim emeğimizden, alın terimizden; Saray’da çevrelenmiş bir avuç haramzadeye, bir avuç yandaşa bu paraları peşkeş çekecekler. Büyük ihtimal giderayak kendi kasalarını da emanet ettikleri Katar’daki hesaplara bir güzellik yapma planı içindeler” ifadelerini kullandı.

Meclis’te gerçekleştirilecek ‘ek bütçe’ görüşmeleri için muhalefete de çağrıda bulunan Baş, “Bu göz göre göre gerçekleşen hırsızlığa, yoksulluğa sessiz kalmayacağız. Açıkça ilan ediyoruz. Bu halkın 3 kuruşunu daha bu haramzadelere vermemek için elimizden gelen ne varsa yapacağız ve bu teklife karşı sonuna kadar direneceğiz. Tüm muhalefet güçlerine de hep birlikte direnme çağrısı yapıyoruz” dedi.

TİP Genel Başkanı, Pınar Gültekin cinayetine ilişkin davada verilen kararları da eleştirirken, HSK kararnamesine de dikkat çekti ve “Yargı nasıl karar veriyor sorusunun bir cevabı, son Hakimler ve Savcılar Kurulu kararnemesi oldu” ifadesini kullandı.

“Dezenformasyon yasa”sına karşı mücadele edeceklerini söyleyen Baş, Diyarbakır’da tutuklanan Kürt gazeteciler ile ilgili TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın inceleme yapmak üzere kentte bulunduğunu ve hazırlanacak raporun kamuoyuyla paylaşılacağını bildirdi.

Diyarbakır’da “istismar” suçlamasıyla tutuklanan Cihan Kayaalp ile de fotoğrafı ortaya çıkan Süleyman Soylu’ya tepki gösteren TİP Genel Başkanı, gazeteci Metin Cihan tarafından paylaşılan Nurettin Canikli’ye ilişkin bilgi ve belgeleri de hatırlattı ve açıklama yapılmaması durumunda konuyu her hafta gündeme getireceklerini söyledi.

Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Memlekette ekonominin kötü yönetildiğini söylemeye herhalde hiç herek yok. Bütün yurttaşlar markete, pazara, fırına gittiğinde; Saraylıların aldığı ekonomi kararlarının hayatlarını nasıl etkilediğini yaşıyor. Genelde şöyle söyleniyordu. Ne yaptıklarını bilmiyorlar, bunlar cahil, ekonomi bu yüzden kötü. Biz başından bu yana bu yoruma itiraz ediyorduk. İyi niyetli bir biçimde bunu söyleyenleri görüyorduk ama esas olanın, bugün Türkiye’de iktidarda olanların beceriksiz, iş bilmez olmanın ötesinde ne yaptıklarını gayet iyi bilen insanlar olduklarını söylüyorduk.

Tabii o gözleri keskin zekasından çok parlayan Bakan defalarca ifade etti. Ekonomiden patrondan, sermayeden yana bile isteye tercihlerde bulunuyorlar. Dolayısıyla, Türkiye ekonomik olarak büyük bir kriz yaşıyorsa bunun temel nedeni bu iktidarın patrondan, sermayeden, Saray’dan yana ekonomi politikalarında istikrarlı karar almalarıdır.

Elimize yeni bir teklif ulaştı. Dün Meclis’e sunuldu. Bu teklifi Meclis’e gönderenler ek bütçe istiyor. Cumhurbaşkanı’ndan gelen bu teklif onaylanırsa ek bütçe almış olacaklar. Şimdi bunu özellikle bu hafta uzun uzun konuşmak istiyorum. Aralık ayında bütçe görüşmeleri yapıldı.

Nihayetinde tüm itirazlara rağmen o, Meclis’ten onaylanarak geçti. Ne demiştik biz o bütçe tartışılırken. Bir kere ‘Bu bütçe halkın bütçesi değil’ demiştik ve ‘Sadece patronları, Saray’ı yandaşları düşünen bu bütçe aynı zamanda öngörüsüz bir bütçe’ demiştik. ‘Siz, bu bütçeyle, bu kadar öngörüsüzlük hakimken; bu bütçeye, çok uzun olmayan bir zamanda yine geleceksiniz, ek bütçe isteyeceksiniz’ demiştim.

‘Sadece patronlardan yana yaptığınız bu tercih ile gemiyi yüzdürmeniz mümkün değil, ülkeyi iflasa sürüklüyorsunuz’ diye dilimiz döndüğünce anlatmaya çabaladık. Hep şunu söylediler. ‘Öyle bir şey olmayacak, sakın aklınızdan bile geçirmeyin’ Şimdi, dün itibarıyla geçen 6 ay önce muhalefetin söylediği ne varsa hayata geçmiş oldu. Öyle öngörüsüz bir iktidarla karşı karşıyayız ki öyle bir zihniyet yönetiyor ki bu ülkeyi, daha bir yıllık bütçe yapmayı beceremiyorlar. Aralık ayının sonunda ocakta yürürlüğe girmek üzere bir bütçe hazırlıyor. 6 ay sonra diyor ki ‘Bitti.

Değerli yurttaşlar lütfen düşünün. Mahallenizdeki en küçük bakkalı, marketi nalburu, esnafı düşünün. Oraya işletsin diye birisni koymuşsunuz. Size diyor ki ‘Bir yıl içerisinde şu kadar gelir, şu kadar giderim olacak. Benim tahmini bütçem bu’ Ve 6 ay sonra gelip diyor ki ‘Parayı bitirdim, şimdi bana tekrar para verin’ Bu kadar öngörüsüz bir iktidarın bu ülkeyi yönetmesi mümkün değil. Bir kere bunun altını çizelim.

İkincisi, bakın büyük bir aldatmacayla karşı karşıyayız. Bütün gazeteler neredeyse bunu ‘ek bütçe’ diye girdi. Bakın rakamları söyleyeceğim. Bir trilyon 80 milyar lira ek bütçe isteniyor. Bu ne demek? 6 ay önce burada kabul edilen bütçenin tam yüzde 86’sı kadar ek bütçe istiyor. Böyle ek bütçe mi olur! Ek bütçe, bir açık kalmıştır onu kapatmak istersin… Ama yüzde 86’lık ek bütçe olmaz!

‘Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar…’

Dolayısıyla, Meclis’e gönderilen, komisyondan sonra Genel Kurul’da görüşülmesi planlanan, Recep Tayyip Erdoğan imzası taşıyan bu belge, iflasın itirafıdır. Saray diyor ki ‘Biz iflas ettik. Battık, batırdık. Şimdi kurtarmak için çare arıyoruz, aman bize yardım edin. Bir yıllık bütçeyi 6 ayda yediler yediler, doymadılar… Şimdi ikincisini geçirmek istiyor.

Tüm yurttaşlarımıza bir görev, sorumluluk düşüyor. Daha bir yıllık bütçeyi yönetmeyi beceremeyenler, bu ülkeyi yönetemezler. Bu ülkenin bir gün dahi bu iktidar tarafından yönetilmesi, yıllarca telafisi mümkün olmayan yeni zararlara yol açıyor.

Bütçeyi, gönderdikleri öneriyi inceledik. Diyor ki enflasyon, hesaplayamadık bu işleri. Enflasyon öngördüğümüz gibi olmadı. Dolayısıyla para lazım. Şimdi soru şu. Para yetmedi şuralara harcayacağız diye kalem kalem anlatıyor. Peki, bu bizi neden ilgilendiriyor? Bu parayı nereden toplayacaklar, esas mesele bu. Ek bütçe talebinin bizim açımızdan önemli tartışma başlıklarından bir tanesi bu.

Siz bir bütçe talep ediyorsunuz da, bu parayı nereden toplayacaklar? Biz söyleyelim. Zamlarla toplayacaklar, hayat pahalılığıyla toplayacaklar. Kira kriziyle gırtlağına çöktükleri ülkenin emekçisinden, işçisinden, emeklisinden, doktorundan, mühendisinden… En kısa haliyle söylersek; emeğiyle geçinen milyonlarca yurttaştan toplayacaklar, götürüp o çetelere teslim edecekler.

Bunu (teklifi) gönderme yüzsüzlüğünü gösterenlere soruyoruz. Yetmedi mi? Mazot zammı yetmedi mi, elektrik zammı yetmedi mi, markete gidip tükettiğimiz tüm temel besinlerden aldığınız vergi yetmedi mi, yurttaşın boğazına elinizi soktunuz yetmedi! İnsanların porsiyonları küçülüyor, artık öğün atlamak zorunda kalıyorlar. Bu kürsüden defalarca söyledik. Memlekette çocuklar açlık kaynaklı hastalıklarla boğuşuyor. Doktoru, öğretmeni, mühendisi de artık kirasını ödeyemiyor. İnsanlar en temel haklarından mahrum kalmış. Her ay faturaları ödemeye çalışırken bir taraftan bir dahaki ayın faturasının kabusuyla yaşıyoruz. Sizin açgözlülüğünüz, hırsızlığınızın, zenginliğinizi doyuramıyoruz. Üste diyorsunuz ki ‘Biraz daha para istiyoruz’

Tekrar ediyorum. Bunlar ne yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. Taammüden suç işliyorlar. Vatandaşın alın terinden kurulacak, ek değil,  bu koca yeni bütçe nereye harcanacak, biz bunu biliyoruz. Işıldak Bakan, ‘Bizim derdimiz hayat pahalılığı değil, patronların çarklarının dönmesi’ diyor ya. Alacak yoksuldan, patronun çarkı dönecek. Alacak bizim emeğimizden, alın terimizden; Saray’da çevrelenmiş bir avuç haramzadeye, bir avuç yandaşa bu paraları peşkeş çekecekler. Büyük ihtimal giderayak kendi kasalarını da emanet ettikleri Katar’daki hesaplara bir güzellik yapma planı içindeler.

Biz; Saray üzerinden kurdukları bu harami çarkının, bu tezgahın; Türkiye’nin emeğinin üzerine çökenlerin işledikleri suçların hesabını sormak zorundayız. Bu göz göre göre gerçekleşen hırsızlığa, yoksulluğa sessiz kalmayacağız. Açıkça ilan ediyoruz. Bu halkın 3 kuruşunu daha bu haramzadelere vermemek için elimizden gelen ne varsa yapacağız ve bu teklife karşı sonuna kadar direneceğiz. Tüm muhalefet güçlerine de hep birlikte direnme çağrısı yapıyoruz.

Kararsız seçmene çağrı

Buradan yurttaşlara da bir çağrı yapmak istiyorum. Şu ek bütçe diyor ki, ‘Ben, yedim yedim yedim, doymadım. Sen daha az ye daha az ye daha az ye, her şeyi ben yiyeceğim. Ve bunun için onay istiyor. Hani kararsız seçmeden söz ediliyor ya, o yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum. Alın, size karar vermeniz için bir gerekçe. Boğazınızdan geçecek son lokmaya da göz dikenler var, bu göz dikmeye onay mı verilecek, karşı mı çıkılacak! Herkese bunun üzerinden değerlendirme çağrısı yapıyoruz.

Türkiye İşçi Partisi, emekçilerin hakkını, alın terini korumak için hem komisyon aşamasında hem Genel Kurul’da hem sokakta, emekçilerle birlikte bu bütçeye ‘hayır’ demek konusunda son derece kararlıdır. Bunu şimdiden ilan ediyoruz.

Yargı skandal kararlara imza atmaya devam ediyor. Muğla’da, üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i işkence ederek diri diri yakan Cemal Metin Avcı, sözde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Arkasından, ceza, ‘haksız tahrik’ indirimiyle 23 yıla indirildi. Yatarı 14,5 yıl olarak hesaplanıyor. Bir kadını ‘canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldüren’ bir erkek için yargının uygun gördüğü ceza bu, gerçekten insanın söyleyecek sözü tükeniyor.

Gencecik bir kadını katletmenin, boğarak, henüz hayattayken varile koyup diri diri yakarak, üzerine beton dökerek katletmenin cezası 23 yıl. Lanet olsun sizin adaletinize, insanlığınıza! Lanet olsun sizin öldüren, aklayan, kollayan düzeninize! Kızları diri diri yakılarak katledilen bir anne babanın yüzüne baka baka, o katile bu ödül gibi sözde cezayı verdiniz ya, söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum.

Söz olsun. O kadın katillerine, aklayanlara, kollayanlara, koruyanlara, bu kadın katillerinin iktidar partisine, kadın ve LGBTi+’ların yaşam hakkının güvencesi İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkmaya cüret edenlere, asla unutmayacağımzı bir kere daha söylemek istiyoruz. Hiçbirini unutmayacağız. Bu ülkenin gencecik kadınlarını hunharca katledenleri yaratan ve koruyan sizin iktidarınızdır. Sakın bunların unutulacağını düşünmeyin. Sakın bu kararların bozulmayacağını, bu günlerin hesabının sorulmayacağını düşünmeyin.

Rahat nefes alamayın, uykularınız kaçsın. Pınar Gültekin’e, Özgecan Aslan’a, Hande Kader’e, iktidar tarafından korunan erkeklerin katlettiği tüm kadınlara and olsun ki, o adalet arayan annelere ant olsun ki hesaplaşacağız… Bugün Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar, ‘Bu kararı tanımıyoruz’ diyerek sokaklara çıkacaklar, eylemerde olacak. Yaşam, adalet ve özgürlük için mücadelesi için sokaklara çıkan tüm kadınları, LGBTi+’ları selamlıyoruz.

HSK Kararnamesi

Yargı nasıl karar veriyor sorusunun bir cevabı, son Hakimler ve Savcılar Kurulu kararnemesi oldu. 33 ilin başsavcısı, toplamda 5 bin 426 hakim ve savcının görev yeri değişti. Birkaç açıdan önemli buluyoruz. Birincisi, hatırlayacaksınız, çok kısa bir süre önce seçim kurullarının başkanlarının düzenlenmesine dair bir değişiklik yapılmıştı. Birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından kurayla çekilecek denmişti. Büyük ihtimalle, bunu dikkatle gözeten bir HSK kararnamesiyle karşı karşıyayız.

Daha şimdiden gördüğümüz birtakım şeyler var. Kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz. Mesela Gezi Davası’nda muhalefet şerhi düşen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi, Tokat Turhal’a tayin edilmiş. Kamuda çalışan herkes takdir eder ki ‘sürgün’ diyebiliyoruz. Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten ve operasyonlara imza atan savcı, Malatya’dan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi üyeliğine atanmış. Ödüllendirilmiş.

İstanbul’da görev yaptığı dönemde Rezza Zarrab’ı tahliye eden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcıvekili olmuş. Görev yeri değişen savcılar arasında Kobanê Davası iddianamesini hazırlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı, HSK kararnamesince terfi alarak Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili olmuş.  Mesela, çok ilginç. Cemal Kaşıkçı dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesine şerh düşen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Nimet Demir, Kahramanmaraş Hakimi olarak sürülmüş. Zaten atama kararından sonra ‘Mesleği bırakmayı düşünüyorum’ demiş.

Bu tablo bize bir şeyi gösteriyor. İktidarın istediği kararları alanlar ödüllendiriliyor, iktidarın istediği kararlara şerh düşen üyeler hakimler, savcılar sürgüne gönderiliyor. Bir parantez içerisinde söyleyelim. ‘Memlekette gençler niye yurt dışına çıkmak istiyor, bu memleketin yetişmiş insan gücü memleketten niye umudunu kesiyor?’ sorusuna verilecek yanıtlardan biri… Böyle bir atama düzeni kurarsanız, böyle bir devlet anlayışı olursa insanlar bu topraklardan umudunu keser, ya kabuğuna çekilir ya yurt dışına gider.

Bu kadar olur diyeceğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Hatırlayın bu, Kaşıkçı cinayetinin üstünün örtülmesine müsaade etmeyeceğini, gerekirse BM’yi devreye sokacağını söyleyen bir Erdoğan vardı. Yarın Prens Selman Türkiye’ye geliyor. Bunları HSK kararnamesiyle beraber okuduğunuzda, maalesef üzülerek söylüyorum, şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Kaşıkçı cinayetinin şerh düşen hakimi Maraş’a, Prens Selman, Saray’a… Kurdukları düzenin adı bu. Bu utanç aslında insana yeter…

Ama iktidara yetmiyor. Meclis’i, yargıyı denetim altına almışlar, yürütme zaten ellerinde. Bir de dördüncü kuvvet vardır değil mi ellerinde, medya. (Maske takarak ve işaret ederek) Bu sansür yasası arkadaşlar. Bu, gazetecilerin ağzını bağlama yasası. Sözde dezenformasyonla mücadele edeceklermiş. Yersen! 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 180 ülke içerisinde 149. sırada yer alan, 2021 yılında 100 binden fazla sosyal medya hesabına inceleme yapılan ülke Türkiye. 2019’da 84 bin 258 Twitter hesabını kapatan, 2021’de binin üzerinde habere mahkeme kararıyla erişim engeli getiren, dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülke olarak kayıtlara geçen ülke Türkiye. Daha geçen gün 16 gazeteciyi üstadları olan FETÖ taktikleriyle yani gizli tanık ifadesiyle demir parmaklıklar ardında gönderen ülke Türkiye.

RTÜK’ün, Basın İlan Kurumu’nun, yargının ifade özgürlüğünü her gün iktidar lehine gasbettiği bir ülkede böyle bir yasa çıkıyor. Dezenformasyonla mücadele edeceklermiş! Öyle değil arkadaşlar, gerçek şu. Yenildiler, gidecekler, kazanma şansları yok. Ne yaparsak kazanabiliriz diye düşünüyorlar, en önemli kozları; gerçekleri ne kadar saklayabiliyoruz!

‘Halkın haber alma hakkını hep birlikte savunacağız’

Bunun için çok çaba sarfediyorlar ama emin olsunlar ki daha önce defalarca söyledik; ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin halka ulaşması için üzerimize düşen her türlü görevi, her türlü sorumluluğu yapacağız. Bu yasaya karşı gazeteciler, meslek örgütleri sokaklara çıkacak. Yanlarında olacağız. Onuruyla mesleğini yapmaya çalışan gazetecilerle dayanışmak için üzerimize düşen her tür sorumluluğa hazırız, buradayız. Halkın ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını hep birlikte savunacağız.

Bu vesileyle de bir ek bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Milletvekilimiz Ahmet Şık, Diyarbakır’da tutuklanan gazetecilerle ilgili süreci incelemek için Diyarbakır’da. Önümüzdeki günlerde Kürt gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgili hazırlayacağımız raporu kamuoyuyla paylaşacağız.

Kayyuma direnen Boğaziçi öğrencilerini bir kez daha selamlamak istiyorum. Bu arkadaşlarımıza 5’er ay hapis cezası verildiği haberini aldık. Eylemlere katılmaları ötesinde en önde kol kola girmeleri ceza gerekçesi gösterildi. Bu da memleketin hukuksuzlarına eklenmiş yeni bir örnek.

Bir diğer hukuksuzluk örneği; dün sosyal medyada görüntüleri yansıdı. Van’da gözaltına alınacağı söylenen bir kişi, bir askeri araca bindirilirken… İnanılmaz bir görüntü ile karşı karşıyayız. Kadınlar darbediliyor, onlarca asker havaya ateş açıyorlar. Karşılarında onlara direnen, herhangi bir müdahale eden güç yok ama bu amaç nedir, neyin şovunu yapıyorsunuz, kimi korkutmaya çalışıyorsunuz? İsrail askerlerine döndü, aynı görüntüyü biz de verebiliriz yaklaşımı. Oradaki köylülerle, yurttaşlarımızla dayanışma içinde olduğumuzu, süreci takip edeceğimizi söyleyelim.

“Soylu’nun aynaya bakması gerekiyor”

Tabii bütün bunların merkezinde duran isimlerden bir tanesi kamuoyunun ‘suç işleri bakanı’ olarak tanıdığı Soylu. Bu hafta yine bir fotoğrafı çıktı. MHP’nin görevden aldığı Diyarbakır İl Başkanı. Soruşturma haberi erkenden ulaşınca bir görevden alma duyurusu yapıldı, ardından ‘çocuk istismarı’ iddiasıyla tutuklandı bu kişi. Daha önce Meclis gündemine taşınan fotoğrafları vardı Soylu’nun ilgili kişiyle. Bu samimiyet tartışması sorulmuştu kendisine, şimdi tam anlamıyla ‘yavuz hırsız ev sahibi bastırır’ Çocuk istismarcısıyla olan ilişkisinin kendisine sorulacağını beklerken Soylu, çarpıcı bir açıklama yapıyor. Diyor ki, ‘Bizi cinsiyetsizleştirip, LGBTİ yapacaklarmış. Sen çok istriyorsan kendi yakınlarından başla, milletin ahlakıyla neden uğraşıyorsun!

Şimdi saymaya kalksak yetmez; Sezgin Baran Korkmaz’la, Thodex’in sahibiyle, El Nusra ile savaşan 2. Sahil Tümeni içerisinde yer alıp kesik başla poz veren ilçe teşkilatı üyesiyle (Emrah Çelik), 7 aylık hamile kadın ve eşine saldıran baklavacıyla, Esra Hankulu’nun katiliyle, Aleyna Çakır olan bilinen Sema Esen’in katiliyle… Sayısız fotoğrafı olan bir zat Süleyman Soylu; halka ahlak dersi veriyor, memlekette İçişleri’nin başında. Aynaya, bir kendisine bakması gerekiyor.

Son bir uyarı yapmak istiyorum. AKP’nin önemli isimlerinden Nurettin Canikli. Gazeteci dostumuz Metin Cihan, bu dosyaları açıklamaya devam ediyor. Dün yeni bir dosya açıldı, tüm kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Boydak Holding’in soyguncusu Ertunç Laçinel izine ulaşmış Metin Cihan ve bu soygun sürecinde Nurettin Canikli’nin rolünü, payını açıklamış.

Çok ilgin bir şekilde bütün ayrıntılarıyla ortaya dökülen bu yolsuzluklara, bu hırsızlıklara, bu usulsüzlüklere rağmen iktidar cephesinden tık yok. Çıkıp yalanlayamıyorlar bile. Nasıl olsa bunlar halkın duymayacağı şeyler, nasıl olsa insanlara ulaşmayacak! Sosyal medya yasasını da bunlar için çıkarıyorlar, bunları engellemeye çalışıyorlar.

Biz açıkça ifade edelim. Bu halkın en küçük bir değerini çalan, çırpan, hortumlayan, yolsuzluk yapan kim varsa iki elimiz yakasında olur. Dolayısıyla uyarıyorum. Derhal konuyla ilgili soruşturma başlatılmalı. Muhatapları açıklama yapmalı. Eğer onlar açıklama yapmazsa, biz en azından her hafta, burada; gerçekleşen yolsuzlukların, bu çökmelerin, halka ait olması gereken değerlerin kendi kişisel servetine katanları kulaklarından tutup, kamuoyunun önüne çıkartacağız. Takipçisi olacağız. Bunlar unutulur, duyulmaz, garip bir gazetecinin çırpınışlar, kime ulaşacak gibi diye düşünmeyin. Söz konusu olan halkın emeği, halkın alın teri, bu ülkenin değerleri. Bunların gözümüzün önünden çalınmasına, çırpılmasına; yatlar alınmasına, katlar alınmasına, o lüks hayatlar yaşanmasına… Halkın parası üzerinden servet oluşturulmasına izin vermeyeceğimizi de bir kez daha ifade etmiş olalım.”

Paylaşın

Çiftçinin Kullandığı Mazota Bir Yılda Yüzde 330 Zam Geldi

İklim krizi, yanlış tarım politikaları ve tarım faaliyetlerindeki üretimler için koşulların elverişli olmaması çiftçiyi olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Kuraklığın tarım faaliyetlerine etkisi gün geçtikçe kendini daha yakıcı bir şekilde hissettirirken, her geçen gün artan üretim kalemleri de çiftçiyi ayrıca zora sokuyor.

Diyarbakır Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Süleyman İskenderoğlu, Türkiye genelinde 52 kentte yaşanan kuraklık sorununu ve çiftçi üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

“Zamlar üreticiyi de tüketiciyi etkiliyor”

Kuraklığın bu yıl, geçen yıla göre daha az ama bölgesel olarak aynı yakıcılıkta devam ettiğini söyleyen İskenderoğlu, mazot zamlarına da dikkat çekerek “Güneydoğu Anadolu bölgesinin bir kısmında kuraklık etkisini sürdürüyor. Bu yıl kuru tarlalarda 350-400 kilo civarında buğday, 100-150 kilo civarında mercimek hasılatı bekliyoruz. Sulu tarlalarda ise 550-650 kilo buğday hasılatı bekliyoruz,” dedi.

İskenderoğlu, geçen yıl ve bu yılın mazot, elektrik, amonyum nitrat ve ilaç fiyatlarını karşılaştırarak şunları söyledi:

“Geçen yıl çiftçinin kullandığı mazot 8 liraydı, şu an ise 29 lira oldu. Bu, yaklaşık olarak yüzde 330 artış demek. Geçen yıl elektriğin kilowattı 0.90 kuruştu; şu an 2,17 kuruş. Yüzde 250 civarında zamlandı elektrik.

“Yüzde 26 azotlu amonyum nitratın bir tonu geçen yıl 1860 liraydı, şu an 7750 lira. Azotlu üre gübresi (mısır için kullanılan) geçen yıl 3,3 liraydı, bugün ise 14 lira. Tarımda en büyük harcama kalemi olan gübreye de fahiş fiyatlarda zam geldi. Yine aynı şekilde tarım ilaçlarına yüzde 150 zam geldi.”

Tarımda tehlike çanları

Çözüm için önerilerde bulunan ve üreticileri uyaran Süleyman İskenderoğlu “Üretici enflasyonu yaklaşık olarak yüzde 400 civarında. Tüketiciler ekmeği yılın sekizinci ayında yaklaşık 7, on ikinci ayında ise 8 liraya alacak. Tarım için ciddi anlamda tehlike çanları çalıyor,” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı fiyatlarla, piyasadaki fiyatlar arasında ciddi farklar var. TMO bu yıl serbest piyasadan buğday ve arpa alamayacak. Ben buradan çiftçilere bir uyarıda bulunmak istiyorum. Malınızı satmayın, dayanabildiğiniz kadar dayanın, buğday fiyatları yükselecek.”

Adım adım gıda krizi

Piyasada buğday stoğu olmadığının ve adım adım gıda krizine doğru sürüklenildiğinin altını çizen İskenderoğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Bir gıda krizine doğru hızla yaklaştığımızı söylemek gerekiyor ve bunu saklamanın bir anlamı yok. Ülke olarak tedbir almak için çok geç kaldık. Çözüm olarak yarıda kalmış ve tamamlanmasına az kalmış yavru su kanallarının bitirilmesi gerekiyor. Çevreye zarar vermeyen su kanallarının bir an evvel faaliyete geçirilmesi gerekiyor.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Babacan: Altılı Masa, Erdoğan’ın Korkulu Rüyası Haline Gelecek

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘altılı masayı’ anlamasının mümkün olmadığını ifade ederek, “Altılı masadan daha çok bahsedecek. Altılı masayla yatacak, altılı masayla kalkacak. Altılı masa korkulu rüyası hâline gelecek” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KRT TV’de Savaş Kerimoğlu’nun sunduğu “Uyanma Vakti” programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, muhalefetin oluşturduğu “altılı masayı” anlamasının mümkün olmadığını söyleyen Babacan, “Zihin dünyasında bunu kavraması mümkün değil. Kendi belirlediğimiz takvim işliyor, bunu da zihin dünyasında kabullenemiyor. Göreceksiniz altılı masadan daha çok bahsedecek. Altılı masayla yatacak, altılı masayla kalkacak. Altılı masa korkulu rüyası hâline gelecek” dedi.

Cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili hedeflerinin ortak aday olduğunu söyleyen Babacan, “Çünkü cumhurbaşkanlığını ilk turda ve açık arayla kazanmanın şart olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

Altılı masa olarak stratejilerinin cumhurbaşkanı adayı meselesini sürecin en sonunda konuşmak olduğunu ifade eden Babacan, “Altı partinin önce geçiş sürecinin yol haritasında uzlaşması gerekecek. Cumhurbaşkanı adayının da o uzlaşmanın altına imzası gerekecek. Cumhurbaşkanı adayı altı genel başkandan birisi olabilir veya dışarıdan bir isim olabilir. Altılı masada bunların hiçbirisini konuşmuş değiliz. Şu isim olsun, bu isim olmasın diye bir değerlendirmemiz de altılı masada olmadı” ifadelerini kullandı.

Babacan’ın ekonomi alanına dönük iktidarın adımlarını eleştirdiği sözleri ise şu başlıklarla sıralandı:

“CDS, ne kadar yükselirse o kadar tehlikeli, iflas riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteren bir rakam. Geçen hafta 836’yı gördü, sonra 870’lere kadar çıktı. Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihinde böylesine yüksek risk primleri görmemiştik. On sene önce iflas etmiş Yunanistan risk primini 180’e düşürmüş.

Ben uyarıyı yaptım. Bu, otobüsün uçuruma doğru gittiğini gösteren bir göstergedir. Uçuruma giderken, ‘Vaktiniz var, direksiyonu kırıp uçurumdan yuvarlanmayı önleyebilirsiniz’ dedim. Formülü söyledim. Acilen Merkez Bankası ve TÜİK’in başına liyakatli ve ehliyetli bir kadroyu koyun, elinizi ayağınızı çekin.

Bu sene bütçedeki faiz 240 milyar. Yıllardır 50 milyar civarında seyretti. Bu da yetmeyecek çünkü bütçe eylül ekim ayında yapıldığı zaman faiz yüzde 17’ydi. Şimdi yüzde 28-30. Gelecek sene için koydukları faiz 291 milyar. Sayın Erdoğan, Cumhuriyet tarihinin devlete en yüksek faizi ödeten devlet başkanı olmuştur. Bu şekilde tarihe geçmiştir.

“İnsanlar zulüm korkusuyla susuyorlar”

AK Parti bünyesindeki insanlarla konuştuğunuzda, milletvekilleri dahil yüzde 80-90 oranında, bütün gerçekleri gördüklerini anlıyoruz. Fakat öyle bir insan kaynağı yapısı oluştu ki dirayetli, düşündüğünü korkmadan söyleyebilen insanların sayısı artık bir elin parmaklarını geçmiyor.

Fakat seçim yaklaştıkça onlar da vicdanlarının güçlü sesine karşı susmayacak. O vicdanlardaki ses açığa çıkacak. İnsanlar zulüm korkusuyla susuyorlar. Önümüzdeki süreçte vicdanının sesini dinleyen ve dillendiren daha çok sayıda insanı göreceğimizi düşünüyorum. Korku duvarı, korku eşiği aşağıya doğru inecektir.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener ‘Başbakan Adayıyım’ Sözünü Tekrarladı

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin belediye başkanlarıyla bir araya geldiği toplantıda, “Bizim cumhurbaşkanı adayımız sizsiniz” sözlerine “Ben Başbakan adayıyım, geri dönüşü olmaz” diye yanıt verdi.

Habertürk’ten Mahir Kılıç’ın haberine göre, İYİ Parti lideri Meral Akşener partisinin belediye başkanları ile genel merkezde bir araya geldi. Yaklaşık 6 saat süren toplantıda Akşener daha çok başkanları dinledi. Seçim süreci ve parti politikalarının sahadaki yansımalarının ele alındığı toplantıda belediye başkanları izlenimlerini anlattı.

Toplantıya katılan belediye başkanları Akşener’e, “Bizim Cumhurbaşkanı adayımız sizsiniz” dedi. Anadolu’da da bu yönde bir talep olduğunu dile getirdi. Ancak Akşener bu sözlere, “Ben açıklamamı yaptım, başbakanlığa aday olduğumu söyledim. Bunu söyledik bundan geri dönüş olmaz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı seçimlerde birinci parti olma iddiasını da yineledi. Bu sözün boşuna söylemediğini, hedefin belli bir strateji ve plan çerçevesinde dile getirildiğini ve hedefe de ulaşılacağını kaydetti.

Partinin kalkınma politikalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale’nin de bir bölümüne katıldığı toplantıda ekonomi için ayrı bir parantez açıldı. Geliştirilen stratejilerin başarılı olduğu ancak halka anlatılması noktasında daha anlaşılır ve daha sade bir iletişim dili kullanılmasının faydalı olacağı belirtildi.

Paylaşın

Büyük Şirketler Karlarını Katlarken, İşçi Ücretleri Sadece Yüzde 26 Arttı

Yüksek enflasyon ve asgari ücretin konuşulduğu bu dönemde, büyük şirketlerin kârlarını artırdığı, işçilerin aldığı payın ise giderek azaldı ortaya çıktı. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşunun (İSO 500) kârı, 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 137 arttı ancak işçilere ödenen ücrette artış yüzde 33’te kaldı. 

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, işçi başı ortalama ücret ise sadece yüzde 26 yükseldi. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı da son iki yılda yüzde 52’den yüzde 32’ye geriledi.

Türkiye İstatistik Ofisi’nin (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon yüzde 74’e dayanırken, dar gelirlilerin alım güçleri  iyice düştü. Büyük şirketler ise karlarını katlayarak artırmayı başardı.

İstanbul Sanayi Odası (İSO), sanayi sektörünün devler ligini belirleyen ve 1968 yılından bu yana aralıksız yapılan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın 2021 yılı sonuçları, işçi paylarının gerilediğini ortaya koydu. 2020 yılında ISO 500’ün dönem kârı 92 milyar 503 milyon TL’den 219 milyar 446 milyon liraya yükseldi. Buna göre en büyük 500 şirketin kârı 2020-201 arasında yüzde 137,2 artış gösterdi.

Aynı dönemde ödenen maaş ve ücretler ise sadece yüzde 33,4 yükseldi. 2020 yılında işçilere 78 milyar 331 milyon lira ödenirken, ücret ve maaşlar 2021 yılında 104 milyar 466 milyon liraya çıktı.

Çalışan sayısı 2020 yılında 717 bin kişi iken 2021’de bu sayı 757 bine çıktı. İşçi başı ortalama ücret artışı ise yüzde 26,3. Çalışan sayısının artmasından dolayı ödenen maaş ve ücretlerde artış yüzde 33,4 oldu.

İşçinin aldığı pay giderek düşüyor

İSO 500 verilerine göre işçinin net katma değerden aldığı pay giderek düşüyor. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı 2012 yılında yüzde 55 iken bu oran 2014 yılında yüzde 57,5’e kadar çıktı. 2020’de ise yüzde 44,5’a gerileyen emekçinin payı 2021’de yüzde 32,1’e kadar düştü.

İşçinin milli gelirden aldığı pay da azalıyor

Öte yandan işçinin aldığı pay sadece İSO 500’de değil; milli gelirde de düşüyor. Ücretliler 2019 yılında milli gelirin yüzde 31,4’ünü alırken bu oran 2021’de yüzde 27’ye düştü. Şirketlerin milli gelirden aldığı pay ise son iki senede yüzde 42,9’dan 47’ye yükseldi.

TÜİK verilerine göre 2021 yılında işgücüne yapılan ödemelerin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı son 10 senedeki en düşük oran olurken net işletme artığı/karma gelirin oranı ise en yüksek seviyeyi gördü. TÜİK’in resmi verileri son yıllarda emekçilerin giderek fakirleştiğini; sermayenin ise giderek kazancını artırdığını ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 836’ya Yükseldi

Finansal bilgi ve analiz şirketi Standard and Poor’s (S&P) Global, Türkiye’nin Kredi Risk Priminin (CDS) 836’ya yükseldiğini paylaştı. Türkiye’nin Kredi Risk Primi Cuma günü 831’di.

Haber Merkezi / Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

Diğer ülkelerin CDS primi ne kadar?

CDS primi ekonomisi sağlam ekonomiler için düşerken ödeme güçlüğü çekebileceğine inanılan ülkelerde yükseliyor. Bu nedenle CDS primi 300 baz puanın üzerindeki ülkeler aşırı kırılgan ekonomiye sahip olarak değerlendiriliyor.

Örneğin 13 Haziran 2022 itibariyle Hollanda’nın CDS primi 10,70; İngiltere’nin 11,04; Amerika Birleşik Devletleri’nin 16,10 olurken 2010 yılında iflasın eşiğine gelen  komşu ülke Yunanistan’ın risk primi 179,70  oldu.

Ekonomileri daha kırılgan olarak kabul edilen yükselen ekonomilerden Çin’in CDS primi 76,40, Meksika’nın 114,50 ve Brezilya’nın 254 seviyesinde.

Ukrayna’yı işgali sonrası batılı ülkelerden daha önce görülmedik yaptırımlara maruz kalan Rusya’nın CDS primi ise 13775 baz puanın üzerine çıkmış durumda.

Paylaşın