Dikkat Çeken Enflasyon Tahmini: Yüzde 80’i Aşacak

Fransa merkezli banka Societe Generale, Türkiye ekonomisine ilişkin yeni tahminler yayımladı. Banka, enflasyonunun yüzde 80’in üzerine çıkmasının olası olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB), 2023’ün ikinci çeyereğine kadar politika faizini yüzde 14’te tutacağını tahmin ettiğini açıkladı.

Societe Generale, TL’nin değer kaybetmeye devam etmesini ve enflasyon ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle TL üzerindeki satış baskısının artmasını beklediğini de açıkladı.

Öte yandan 12 ekonomistle bir anket yapan Reuters, Haziran ayındaki yıllık TÜFE beklentisi ortalamasının yüzde 78 olduğunu paylaştı. Yıl sonu beklentisi ise yüzde 69,5 oldu. Ekonomistlerin yıl sonu tahminleri yüzde 60,3’ten yüzde 120’ye varan bir yelpazede farklılık gösterdi.

Reuters’a göre Haziran’daki yıllık TÜFE, Eylül 1998’deki yüzde 80,4’lük orandan bu yana en yüksek enflasyon olacak. Mayıs ayındaki ankette yıl sonu beklentisi yüzde 60,3 olmuştu. Bu, beklentilerde bir ayda yüzde 9,2’lik bir artış anlamına geliyor.

Merkez Bankası, Nisan ayında bir güncelleme yaparak 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 23,2’ten yüzde 42,8’e çıkarmıştı.

Enflasyonun Mayıs’tan sonra inmeye başlayacağını söyleyen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Halkımız bize güvensin, kalıcı fiyat istikrarını en kısa sürede sağlayacağız” açıklamasını yaptı.

Tüketici fiyatları mayıs ayında yüzde 2,98 ile yüzde 4,8 olan beklentilerin oldukça altında bir artış göstermişti. Yıllık enflasyon böylece yüzde 73,5’e yükselerek 24 yılın zirvesine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın politika faizi ise ocak ayından bu yana yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyon verilerini 4 Temmuz 2022 Pazartesi günü saat 10:00’da açıklayacak. TCMB’nin haziran ayına ilişkin piyasa katılımcıları anketinde de yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 57,92 iken, yüzde 64,59 olarak güncellenmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Bakanlara ‘Prens Selman’ Tepkisi: Katilin…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında, Marmaris yangını sırasında, Prens Selman ile birlikte Saray’daki yemekte olan bakanlara seslenen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bakanlar ne yapıyor Allah aşkına? Fırsat buldular geldiler bir eğlenceye katıldılar. Prens mi gelmişti buraya? Onunla beraber sofraya oturdular orada ağaçlar yanarken. Senin görevin o. Senin görevin katilin sofrasına oturmak değil!” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, 20 milyon Euro ile kayıplara karışan Ertunç Laçinel ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ilişkisini de gündeme getiren Kılıçdaroğlu, “Malı götür hırsızlığı yap, Saray kapı gibi arkanda duruyor. Böyle bir kanun dünyanın hangi ülkesinde görüldü?” ifadelerini kullandı.

Canan Kaftancıoğlu’na verilen cezaya tepki gösteren eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını söyleyen eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın rütbelerinin sökülmesine de tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Sabri Uzun da Hanefi Avcı da bilsin, az kaldı, geliyor sandık. Onların sökülen rütbelerini aynen dikeceğiz” dedi.

Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı’nın görevden alınmasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu ”Sabah ‘Türk Ocağı İstanbul İl Yönetimi görevden alındı’ diye gördüm. Bizim kavgaya değil; birbirimizi dinlemeye, oturmaya ihtiyacımız var. İslam dünyasında dünya kadar sorun var, kan akıyor. Birbirlerini öldürenler İslam dünyasında. Birbirlerine silah çekiyorlar. İslam dünyasında kan durmasın mı, güzellik olmasın mı, demokrasi, adalet olmasın mı?Bizim konuşmaya ihtiyacımız var, buna bile tahammül edemiyorlar, akıllarını yitirmişler” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki haftalık olağan grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle;

“Türk Ocakları’nın İstanbul’da düzenlediği bir toplantıya katılmıştım. Aradan zaman geçti ikincisi düzenlendi, bu sefer daha kapsamlıydı. Akademik dünyadan pek çok insan katılmıştı. Bu dünyanın, İslam dünyasının sorunları var. Türkiye örnek olmak zorundadır. İnsanların inancına nasıl saygı duyulduğunu göstermek zorundadır. Adalet vurgusu yaptım, İslam açısından da ne kadar önemli olduğunu söyledim. Sabah Türk Ocakları İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu görevden alındı. Bizim konuşmaya ihtiyacımız var, bir arada oturup güzeli nasıl inşa edebiliriz buna ihtiyacımız var. İslam dünyasında kan akıyor, birbirlerini öldürenler İslam dünyasında çoğunlukla. İslam dünyasında kan durmasın mı, demokrasi olmasın mı, adalet olmasın mı? Tahammül edemiyorlar ya, akıllarını yitirmiş bunlar. Adalete tahammül edemeyen bir anlayış bu ülkeye adaleti nasıl getirecek. Kimse endişelenmesin, adaleti biz getireceğiz. Her kavga sonlarını getiriyor.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig yazmış… 11. yüzyılda yazılıyor, 21 yüzyıldayız. Diyor ki Yusuf Has Hacib, halkın adaletle yönetilmesi gerektiğini söylüyor. Yönetemiyorlar, yönetme güçleri yok. Akıllarını kullanmıyorlar. İstişare nedir? Bunu dahi düşünmek istemiyorlar. Bir kişi ben her şeyi bilirim diyor. Kimseye danışmam diyor. Bir kişi ben her şeyi biliyorum diyorsa aslında hiçbir şeyi bilmiyor demektir.

Adalet önemli bir kavram. İstanbul’daki toplantıda adaletin ne olduğunu da ifade ettim. Devlette görev yapan insanların toplumda adaletsizlik varsa bunu belirtme hakkı vardır. Sabri Uzun ve Hanefi Avcı’dan bahsediyorum. Sabri Uzun, yanlı yapıyorsunuz dedi. Vay sen misin bunu söyleyen. Arkasından Hanefi Avcı, Selahattin Demirtaş için AİHM kararını uygulayın dedi. İkisinin de rütbeleri sökülecek. Adaletsizliğin ulaştığı boyutu görüyor musunuz? Sabri Uzun da Hanefi Avcı da bilsin, az kaldı, geliyor sandık. Onların sökülen rütbelerini aynen dikeceğiz. Haksızlığa tahammül edemiyoruz biz. Öyle FETÖ iltisaklı falan deniyor. Bir ipte iki cambaz oynamaz. Biri düştü, diğeri de düşecek.

TSK’nin 80-90 yaşındaki generallerini hapse atıyorsunuz. Bazıları hapiste olduğunu da bilmiyor. Bu mudur devlet yönetimi. Benden değil at içeri, bu benden tüm suçlarını kapat. Böyle bir devlet yönetimi olmaz.

Adalet olarak yönetemiyorlar ama ekonomik olarak da yönetemiyorlar. Şekerde hiçbir sıkıntımız yoktu, durduk yere IMF’nin talimatına uydular, kota getireceğiz diye. Kotayı uyguladılar, şeker üretimimiz düştü. Şeker fabrikalarını sattılar. 10 fabrikayı 680 milyon dolara sattılar. Tefecilere bir ayda ödenen para 19 milyar lira. 24 yıl sonra Türkiye şeker ithal etmek zorunda. Yönetemiyorlar. Devlet böyle yönetilmez. Şeker fabrikalarını neden özelleştirdiniz.”

Çay, Rize’nin Artvin’in Trabzon’un stratejik ürünüdür. Şekerde hangi oyunu oynadılarsa çayda aynı oyunu oynayacaklar. Ulusal Çay Konseyi fiyat belirleyecekmiş. Yükü sırtından atacaklar, düşük fiyatı biz belirlemedik konsey belirledi diyecekler.

Rizeli kazanmasın, Artvinli kazanmasın, Trabzonlu kazanmasın ama yabancı çay üreticileri kazansın. Bu iktidar size değil yabancılara çalışıyor. Bize oy versinler veya vermesinler biz adaletten yanayız. Rizeli kardeşim duy bunu, biz iktidar olacağız. Sözüm var, kaçak çayları toplayıp Rize’nin meydanında yakacağım. Sen kazanacaksın. Biz oy peşinde kısır bir siyaset yapmıyoruz. Bizim için her şeyden önemlisi bu ülkede yaşayan insanların refahıdır. Çayı üreteceksin alın teri dökeceksin, sen kazanmayacaksın dışarıdan çay ithal edeceksin. Ne için? Rizeliyi çantada keklik görüyor, Trabzonluyu çantada keklik görüyor. Unutma, bu millet uyandı. Milletin sesi var artık.

Bu yükü özel sektör kaldıramaz, fatura millete çıkıyor. Çayda da benzer bir olaya doğru gidiyoruz. Çay Karadeniz’in stratejik ürünüdür. Şekerde hangi oyunu oynamak istiyorlarsa çayda da aynısını oynamak istiyorlar. Yükü sırtlarından atacaklar, düşük fiyat belirleyecekler; ‘Valla biz belirlemedik Ulusal Çay Konseyi belirledi’ diyecekler. Bu iktidar size değil, yabancı çay üretcilerine çalışıyorlar. Sözüm söz, kim çalışıyorsa ondan yanayız. İktidar olacağız, kaçak çayla nasıl mücadele edeceğiz göreceksiniz.

Biz oy peşinde kısır bir siyaset yapmıyoruz. Bizim için her şeyden önemli olan bu ülkede yaşayan insanın refahıdır. Bizim siyaset anlayışımız budur. Ne yaparsam yaparım zorla alırım bunların ağzındaki lokmayı yine oy alırım diye düşünüyor. Çiftçinin kredisini sileceğiz. Borçları tak diye sileceğiz. Elektriği çiftçiye bedava vereceğiz.

Erdoğan arada bir dinliyor beni. Diyabetli çocuklar için daha konforlu bir yaşam sürmesi lazım demiştim. Söz vermiş ben bunu yapacağım demiş, teşekkür ederim kendisine. Eczacılar da büyük sıkıntı içinde. İlaç fiyat kararnamesi 13 yıldır güncellenmiyor. Personel maaşlarını, kira ve faturaları karşılayamaz durumdalar. Yarısı iflas edecek. İlaç fiyat kararnamesini belirlesinler.

Mavi Marmara

Halka doğruları söylememek gibi bir gelenekten geliyorsanız devleti sağlıklı yönetemezsiniz. Mavi Marmara’da hayatını kaybeden şehitlerimiz vardı. Uluslararası sularda Çetin Topçu ailesini ziyaret ettim. Oğlu olayı anlatırken göz yaşlarını tutamadı. Bize kimse sahip çıkmadı dedi. Onlara sahip çıkacağımızı yanlarında olacağımızı, varsa adaletsizliğin üzerine gideceğimizi, o dosyanın bizim iktidarımızda kapanmayacağını söyledik. Daha acı olanı giderken bize mi sordunuz cümlesi. Oraya gideceğini biliyorsun yeri göğü inletiyordun bunları tahrik ettin gidin dedin gemiler verdin. Hatta bazı milletvekilleri de katılacaktı ama son anda onlar vazgeçtiler. Ölenlere sahip çıktılar mı? Çıkmadılar. Ama biz sahip çıktık.

Yunanistan’a efeleniyor beyefendi. 2017’de bir konuşma yapmışım ‘Ege adalarının 18’ini işgal etti. Benim her söylediğime laf yetiştiriyorsun şu işgal edilen adalarla ilgili bir cümle kur’ diyorum. Cümle dahi kuramıyor. Şimdi ortalık başak yerde arada bir gidip Yunanistan’a beni kızdırmayın yok gelirin yok giderim yok şunu bunu yapacağım. Yapacaksan yap kardeşim ne bağırıp duruyorsun. Yapamayacağını sen de ben de biliyoruz. Adalara silah getiriyorlar, gıkın bile çıkmadı ya. Şimdi efeleniyor!

Bahçeli’ye yanıt

Marmaris’teki yangın, orman yangınlarının olacağını bütün dünya biliyor. (Bahçeli’ye) Anladığım kadarıyla tek bir makale dahi okumamış. Allah akıl fikir versin. Yangın çıktı gittik oraya. Üç gün söndüremediler. Yav niye yapamıyorsunuz bunu? Gece görüşü yok, ihale açılmış 4 Temmuz’da gelecekmiş. Ya bu yangının çıkacağını sadece ben değil bütün dünya söyledi. Herkes hazırlıklı olsun diye. Beşli çete olunca 10 dakikada ihale sonuçlanıyor. Ormanları korumak için açtığın ihale 4 Temmuz’u bekleyecek. Ben bunu söyledim diye kıyameti koparıyorlar. Ne derseniz deyin biz haklıyız. ‘Muğla’da Büyükşehir Belediyesi sende’ diyor.

Bir kere şunu söyleyeyim ben senin gibi değilim, Muğla Büyükşehir Belediyesi bende değil Muğla halkınındır. Senin anlayışınla devleti biz yönetmeyiz. Devlet ayrıdır siyaset ayrıdır. ‘Acaba ne yaptınız ne gibi bir çalışmayı ortaya koydunuz. Büyükşehir belediyelerinin itfaiyesi yok mu? Ama bizler burası CHP belediyesidir demedik, bakanlarımızla tüm ekibimizle buraya indik, atılması gereken tüm adımları attık. Vallahi de billahi de devletin ne olduğunu ve nasıl yönetildiğini bilmiyor. Marmaris Belediyesi 328 personel görevlendirdi. 156 araçla yangına müdahale ettiler. Bunları vali biliyor. Su takviyesi yapıldı ayrıca. Veteriner ekipleri görevlendirdiler. Bunu da Muğla Büyükşehir yaptı. Yiyecek içecek sağlandı. Araçlar bozulursa diye mobil tamir ekipleri görevlendirdiler. Sadece Muğla değil, Ankara, İzmir, Aydın, Eskişehir, Antalya ve Burdur belediyeleri de doğrudan doğruya yardım gönderdiler. Bu adam devleti yönetmeyi bilmiyor. Sen ben ayrımı yapıyor. Ya orman yanıyor kardeşim. O orman hem senin hem benim. Bunu söylemesi bile kafasındaki ayrımcılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Bakanlar ne yapıyor Allah aşkına? Fırsat buldular geldiler bir eğlenceye katıldılar. Prens mi gelmişti buraya? Onunla beraber sofraya oturdular orada ağaçlar yanarken. Senin görevin o. Senin görevin katilin sofrasına oturmak değil!

Canikli’ye seslendi: Neden Konuşmuyorsun?

Nurettin Canikli… Boydak Holding’e yakınını kayyum olarak atıyor. Bir süre sonra diyolar ki bizim yurtdışına depo yapmamız lazım. Slovakya’ya yapmamız lazım diyorlar. Dünyanın parasını ödüyorlar. Adam da yok ortada, 20 milyon Euro da yok. Ama Canikli konuşmuyor. Buradan sesleniyorum, niye konuşmuyorsun sen, niye koruyorsun bu adamı? Fuat Oktay’dan da ses yok. Ya bunlar bunun ortağı üzerine gidemiyorlar… Bir kanun getiriyorlar, kayyum atanırsa kayyumun yaptığı bütün işler, hukuki idari ve mahalli cezai sorumluluğu olmaz. Saray arkanda kapı gibi duruyor. AKP’ye geçmişte oy verenlere sesleniyorum, siz böyle bir kanunu dünyanın hangi ülkesinde gördünüz. Hırsızlık yapana hırsızlık yapabilir diye kanun getiren bir ülke getirin. Hırsızlığın yasayla korunduğunu ilk defa görüyorum. Sen götür malı diyorlar. Meraklanma diyorlar, kimse hesap soramaz diyorlar.

Hangi kanunu çıkarırlarsa çıkarsınlar bu kardeşiniz tamamına hesabını soracak. Bu memlekette huzur istiyorsanız, hak hukuk adalet istiyorsanız, çiftçi kazansın üretici kazansın diyorsanız bize katılacaksınız. Devleti soran haramilerden hesap sorulsun diyorsanız bize katılacaksınız. Haramilerin defterini düreceğiz, hep beraber. Katil dediğinin önünde ikiye katlanmasınlar diyorsanız bize katılacaksınız. Uyuşturucu baronlarıyla mücadele etmek istiyorsanız bize katılacaksınız. Devlette liyakat olsun diyorsanız bize katılacaksınız. Suriyeliler kendi iradeleriyle ülkerlerine gitsin diyorsanız bize katılacaksınız. Hiç kimsenin endişesi olmasın.”

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne İltica Başvuruları Arttı

Avrupa Birliği’ne (AB) iltica başvurularında savaşlar ve çatışmalar nedeniyle geçen yıl belirgin oranda artış kaydedildi. Malta merkezli Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA), AB ülkelerine iltica başvurularının yaklaşık yüzde 30 artışla 648 bine yükseldiğini açıkladı.

İltica başvurularında ilk sırayı 117 bin kişiyle Suriyelilerin aldığı, Suriye vatandaşlarını 102 bin kişiyle Afganların izlediği bildirildi.

Türkiye’den AB ülkelerine iltica başvuruları da yeniden yükselişe geçti. 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştiği 2016’dan sonra artan başvuru sayısı 2019’da 26 bin 380’e ulaşmış, bu rakam pandemi koşullarının da etkisiyle 2020’de 16 bin 720’ye gerilemişti.

Yüzde 47’lik artış

EUAA verilerine göre Türkiye’den iltica başvurularının sayısı 2021’de yüzde 47’lik artışla 24 bin 625’e yükselirken, söz konusu başvuruların yüzde 32’si Almanya’ya yapıldı. Türkiye’den başvuruda bulunup ilk başvuruda mülteci statüsü tanınanların sayısı ise 2020’ye göre yüzde 14’lük düşüşle 7 bin 910’a geriledi. Türkiye’den gelip iltica başvuruları reddedilenlerin sayısı 10 bin 460 olarak kaydedildi. Reddedilen başvurularda ise Fransa yüzde 52’lik oranla başı çekti.

Başvurularda Almanya ilk sırada

AB ülkelerindeki resmi makamların ilk başvuru sürecinde 535 bin başvuru hakkında karar verdiği ve her üç başvurudan birinin kabul edildiği belirtildi. EUAA raporuna göre 2021’de 118 bin kişiye iltica hakkı, 64 bin kişiye geçici koruma statüsü tanındı. 2021’de iltica başvurusunda bulunulan AB ülkeleri arasında 191 bin başvuruyla Almanya başı çekerken, bu ülkeyi Fransa, İspanya ve İtalya izledi.

Yanında ebeveynleri bulunmayan ve reşit olmayan çocuk ve gençlerin başvuru sayısı da 2020’ye göre yaklaşık üçte ikilik artışla 23 bin 600’e ulaştı. Toplam iltica başvurularının yüzde 70’inin erkekler tarafından gerçekleştirildiği ve başvurucuların yarısının 18-35 yaş grubunda olduğu kaydedildi.

AB’ye iltica başvurularında 2022 yılına ise Ukrayna savaşının damgasını vurması bekleniyor. EUAA verilerine göre Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı 24 Şubat’tan bu yana AB ülkeleri 3,4 milyon Ukraynalıya geçici koruma imkanı sağladı. Bu statü çerçevesinde, ülkesinden kaçan Ukraynalılara doğrudan çalışma ve eğitim hakkı da tanıyan bir yıllık oturma izni veriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar Bloğunun Yolun Sonunu Gördüğü Açıktır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, çözülemeyen sorunlar üzerinden iktidarı eleştirerek, “Bu iktidar bloğunun yolun sonunu gördüğü açıktır, erimekte, çözülmektedir ama bunu yaparken ülkeyi çözmeye, toplumu çökertmeye çalışmaktadır” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin konuşmasının devamında, “Alttan alta ‘kaybetseler de gitmezler’ sözleri yayılıyor. Bu kara propagandanın etkili olmadığını söyleyemeyiz. İnsanları karamsarlığa sevk eden faktörlerden biri de iktidarın yaymaya çalıştığı bu çaresizlik duygusudur. Bir diğeri de, güçlü alternatiflerin ortaya konmasında diğer muhalefet partilerin yetersizliğidir. Bu toplumun önüne gerçek çözüm, gerçek alternatif koyarsak bu iktidar açık ara kaybedecektir seçimi” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, 3 Temmuz’da yapılacak HDP 5. Olağan Kongresine çağrı yapan Mithat Sancar, “HDP ülkenin üzerinde dolaşan tüm kara bulutların dağıtıldığı gün olacak. Kobani kumpas davasına, kapatma davasına, yoldaşlarımıza, tüm muhaliflere karşı düzenlenen operasyonlara tüm coşkumuzla vereceğiz. Bizi yok etmeye çalışanlara bizsiz bir ülke tasarlayanlara kongremiz en güçlü cevabı verecek. Biz büyük bir yer yüzü sofrası kuruyoruz, bu sofraya, bu topraklarda yaşayan tüm insanları davet ediyoruz. Hep birlikte bu sofrada buluşalım” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“3 Temmuz, HDP ülkenin üzerinde dolaşan tüm kara bulutların dağıtıldığı gün olacak. Kobani kumpas davasına, kapatma davasına, yoldaşlarımıza, tüm muhaliflere karşı düzenlenen operasyonlara tüm coşkumuzla vereceğiz. Bizi yok etmeye çalışanlara bizsiz bir ülke tasarlayanlara kongremiz en güçlü cevabı verecek. Biz büyük bir yer yüzü sofrası kuruyoruz, bu sofraya, bu topraklarda yaşayan tüm insanları davet ediyoruz. Hep birlikte bu sofrada buluşalım.

Partimizi yalnız bırakmamış tüm yoldaşlarımız zaten orada olacaklar ama esasen partimizin kapısını çalmamış, çeşitli nedenlerle partimize karşı önyargılar beslemiş, demokrasiye inancı olan herkesi bu kongrede bir araya gelmeye çağırıyoruz. Gelin, bize yakından bakın, gördüğünüz şey dostluk ve dayanışma olacaktır.

Bu iktidar bloğunun yolun sonunu gördüğü açıktır, erimekte, çözülmektedir ama bunu yaparken ülkeyi çözmeye, toplumu çökertmeye çalışmaktadır.

Alttan alta ‘kaybetseler de gitmezler’ sözleri yayılıyor. Bu kara propagandanın etkili olmadığını söyleyemeyiz. İnsanları karamsarlığa sevk eden faktörlerden biri de iktidarın yaymaya çalıştığı bu çaresizlik duygusudur. Bir diğeri de, güçlü alternatiflerin ortaya konmasında diğer muhalefet partilerin yetersizliğidir. Bu toplumun önüne gerçek çözüm, gerçek alternatif koyarsak bu iktidar açık ara kaybedecektir seçimi. Sorumluluğumuz büyüktür, bunun farkındayız. Bu farkındalık ile kongreye gidiyoruz. Halklarımız da bunu görüyor.

Yayınlanan anketleri bir kenara bırakıyorum, ama anketler yerine sokağa kulak verin, pazarlara bakın. Yoksulluğa, işsizliğe, acılı yüreklere bakın.

Tartışmaların tamamında ve bütün siyasi aktörlerin gündeminde biz varız. Neden gündemde olduğumuzu da biliyoruz. Bu ülkede, 100 yıllık kanlı kısır döngüyü önleyecek gerçek alternatif buradadır, HDP’dedir.

İktidar, HDP’nin gücünün ne olduğunu biliyor. Herkes oy oranımızın gelecek seçimlerde belirleyici olacağını saklayamıyor. Bizim gücümüz sadece oyumuzda değil, fikriyatımızdadır. Bizim gücümüz, siyasaldır, bu doğru siyaset ve bu güçlü fikriyat aynı zamanda büyük bir halk desteğini de yaratmaktadır. Bu kadar büyük saldırıya, kara propagandaya, nefret söylemine rağmen gücü artan bir parti bu gücü nereden alır? Haklılığından… Haklılığımızdan alıyoruz gücümüzü… Bu toplumun geleceğini savunma irademizden alıyoruz. Bizim dışımızda kalan güçlerin, kısır çekişmeleri ile bu ülkeyi düzlüğe çıkaramayacağını görenlerden alıyoruz. Herkesin onuru ile yaşayacağı bir ülkeyi arzuluyoruz.

İktidar o nedenle durmadan saldırıyor, bu fikriyata, bu güce saldırıyor ama nafile. Başaramayacaklar, bizler başaracağız.

Seçim yaklaştıkça Kürtler başta olmak üzere HDP’lileri hatırlayanlar artıyor. İktidarı söyledik, iktidar dışında kalanlar da HDP üzerinden hesaplar yapıyorlar. Seçim dönemi Kürtleri ve HDP’yi hatırlayanlara bakın, bunların yaptıkları şey Kürtlere bir sayı olarak bakmaktır. Oysa biz Kürtlerin ve HDP’nin temsil ettiği kitlenin bir sayı olmadığını, özne olduğunu, bu ülkenin kurucu gücü olduğunu savunuyoruz ve bunu temsil ediyoruz. Kürtler sayı değildir, kimse Kürtleri oy hesabında basit bir rakam olarak görme yanılgısına düşmesin. Büyük bedeller ödeyerek büyük birikim yaratan bir halkın buna cevabı ağır olacaktır. Kimse sayıya indirgemesin, oy hesabı ile yaklaşmasın.”

Paylaşın

TESK Açıkladı: 5 Ayda 47 Bin 128 Esnaf Kepenk Kapattı

TESK verilerine göre, 2022 yılının ilk 5 ayında 47 bin, son 17.5 yılda ise 2 milyon 145 bin esnaf kepenk kapattı. Ayrıca icra dairelerinde icra ve iflas dosyası sayısı 24 milyona dayandı.

Batık kredi miktarı 161 milyar TL’ye dayanırken UYAP verilerine göre, icra dairelerindeki icra ve iflas dosya sayısı ise bugün itibarıyla 23 milyon 779 bine çıktı. Bu yılın ilk beş ayında kapanan esnaf sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 artışla 47 bin 128’e fırladı.

Cumhuriyet’in haberine göre, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre son 17.5 yılda iflas eden esnaf sayısı ise 2 milyon 144 bin 766’ya yükseldi.

Türkiye’de 2.5 milyon esnaf var. Bunlardan her birinde üç kişi çalışıyor. Esnaf direkt 7 milyon 500 bin kişiye istihdam sağlıyor. Ancak her gün gelen zamlar, enerji fiyatlarındaki fahiş artışlar nedeniyle iş yapamaz konuma gelen binlerce esnaf işi bırakmak zorunda kalıyor. Esnafın ekonomik krizle birlikte ayakta kalma süresi de kısaldı. İki yılı doldurmadan kapanan esnaf sayısı artıyor. Aynı dükkân 10 kere devrediliyor. Her gün devren kiralık ve satılık lokanta, bakkal sayısı artıyor. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde (KOBİ) ise borç miktarı artıyor. Gemiyi yüzdürmek için borca sarılan binlerce işletme borcunu döndüremediği için batıyor. Batık KOBİ kredisi miktarı Nisan 2022 itibarıyla 62 milyar 407 milyon TL’ye çıktı. Takipteki KOBİ sayısı ise 300 bine dayandı.

BDDK verilerine göre, bankacılık sektöründe Nisan 2022 itibarıyla batık kredi miktarı 160 milyar 782 milyon TL’yi aşıyor. Geçen yıl aynı dönemde bu miktar 148 milyar 203 milyon TL civarındaydı.

2021 Nisan döneminde toplam KOBİ kredileri 881 milyar 923 milyon TL iken bu rakam bu yılın nisan döneminde 1 trilyon 344 milyar 971 milyon TL’ye yükseldi. Toplam KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı da aynı dönemde 4 milyon 993 bin 275 kişiden 5 milyon 607 bin 467 yükseldi. Bu müşterilerin 4 milyon 83 bin 604 tanesi mikro işletme niteliğindeki müşterilerden oluşuyor.

Uzmanlara göre bu yıl, yoksulluk ve iflas yılı olarak tarihe geçecek. Resmi enflasyon bile yakın zamanda üç haneye çıkacak. Yine uzmanlara göre yaşadığımız yüksek enflasyon döneminde firmaların finansal olarak ne durumda olduğu henüz tam bilinmiyor. Hatta çoğu firmanın finansal durumunu kendisinin de tam kestiremediğini söylemek yanlış olmayacak. Firmalar ürün fiyatlamalarını bile belirsiz ortamda bilinçli yapamıyor. Bu faktörlerle bir süre sonra pek çok firmanın yaşadığımız ekonomik ortamda farkında bile olmadan zor duruma düşmesi kaçınılmaz olacak.

Paylaşın

Uzaydan Dünya’ya Güneş Enerjisi Aktarımı: Çin’den Başarılı Test

Çin’de araştırmacılar, iklim ve enerji krizine çözüm olabilecek uzay tabanlı güneş enerjisi sistemine yönelik başarılı bir test yaptı. Çin’in Xidian Üniversitesi’nden bilim insanlarına göre, Çin’de uzay tabanlı güneş enerjisi kullanımının yolunu açabilecek yeni bir kule üzerinde çalışmalar tamamlandı. 

Üniversiteden yapılan açıklamada, 5 Haziran’da “dünyanın ilk tam bağlantılı ve tam sistemli güneş enerjisi santrali” üzerinde başarılı bir test yapıldığı belirtildi.

Uzay tabanlı güneş enerjisinin gelişimini desteklemek için tasarlanmış beş farklı sistemle donatılan ve çelikten üretilen 75 metre yüksekliğindeki yapı, üniversitenin kampüsüne yerleştirildi.

Uzaydan güneş enerjisi elde edilmesine ilişkin çalışmalar yalnızca Çin’in gündeminde değil. Mart ayında İngiltere’nin uzayda güneş enerjisi santrali kurmak için 18,72 milyar euroluk bir teklifi değerlendirdiği bildirilmişti. Amerika Birleşik Devletleri, kendi uzay tabanlı güneş enerjisi sistemine gelişmiş teknoloji sağlamak için 100 milyon dolarlık ortaklık anlaşması yaptı.

Bilim kurgu mu gerçeklik mi?

Uzay tabanlı güneş enerjisi sisteminde, uyduların enerjiyi güneşten sürekli olarak fotonlar toplayarak enerjiyi fotovoltaik hücrelere dönüştürmesi ve bu elektriği kablosuz olarak ışınla ve mikrodalgalar halinde Dünya’daki alıcılara göndermesi hedefleniyor.

Portsmouth Üniversitesi Makine ve Tasarım Mühendislik Okulu Başkanı Jovana Radulovic, bu bilim kurgu romanından çıkma gibi görünen fikrin yeni olmadığını söylüyor.

Raduloviç, mühendislerin ve bilim insanlarının bu teoriyi geçtiğimiz yüzyılda gündeme getirdiğini belirtiyor.

Teori, ilk kez 1960’larda bilim insanı ve uzay mühendisi olan Peter Glaser tarafından önerildi. Ona göre, uzay tabanlı bir güneş enerjisi santrali, 24 saat güneş ışığı görmesi ve sürekli elektrik üretimine izin vermesi nedeniyle Dünya’ya yerleştirilen bir santrale göre daha verimli olabilirdi.

Küresel enerji tüketiminin 2050 yılına kadar yüzde 50 oranında artmasının beklendiği bir dönemde, bu metodun artan enerji ihtiyacını karşılamada ve iklim krizine çözüm üretmede yardımcı olabileceği belirtiliyor.

Uzay tabanlı güneş enerjisinin önündeki engeller neler?

Teknoloji ilk bakışta umut vadeden bir görüntü sergilese de birçok zorluğu da beraberinde getiriyor. Uzay tabanlı güneş enerjisinin uygulanmasını zorlaştıran ana etken yüksek maliyeti.

Sistemin büyük ölçüde modüler olduğu biliniyor. Buna göre, Güneş modülleri yörüngede robotlar tarafından monte edilmeli. Bu montajın yapılabilmesi için tüm unsurların uzaya taşınması gerekir ki bu da zor ve maliyetli bir işlem olduğu anlamına gelir. Üstelik bu tür bir faaliyet çevre için de zararlı olabilir.

Öte yandan üretilen enerji ve elektriğin Dünya’ya mikrodalgalar halinde gönderilmesi öngörülüyor. Radulovic’e göre bu denli uzaktan gelen bu dalgalar için devasa alıcılara ihtiyaç duyulacak.

İletilen mikrodalgaların yoğunluğunu artırarak daha küçük antenler de kullanmak düşünülebilir. Böylelikle maliyet de düşürülebilir. Ne var ki bu senaryoda yoğun sinyallere maruz kalan canlılar için felaket söz konusu olabilir.

Enerjinin dönüştürülme süreçlerinde yüzde 10 oranında kayıp yaşanabileceği dikkate alındığında sistemin verimlilik açısından çok da avantajlı olmayacağı görülebilir.

Diğer bir zorluk da güneş panellerinin uzayda uzun süre ayakta kalabilmesini sağlamak. Uzay şartlarına karşı sürekli bakıma ihtiyaç duyacak olan bu panellerin radyasyona karşı sağlamlaştırılmaları gerekir.

Gelecek için değerli bir yatırım mı?

Tüm bu zorluklar projelerin maliyetini önemli ölçüde artırırken sistemin buna değip değmeyeceği soru işareti olarak kalmaya devam ediyor.

Radulovic, bu nedenle Elon Musk’ın şirketi Space X’in çalışmalarını yakından izlediklerini söylüyor ve “Aynı roketi kullanarak malzemeleri uzaya göndermek ve bunu tekrar tekrar yapmak maliyet açısından avantajlı gözüküyor. Ancak uzaya güneş enerjisi santrali kurmak için bütün unsurların maliyeti düşürülmedikçe bu düşündüğümüz kadar hızlı olamayacak. Üzerine yoğunlaşmamız gereken bir şey bu.” şeklinde konuşuyor.

Yine de bu bilim kurgu romanlarını andıran yöntem gelecekte önemli bir yatırım haline gelebilir. Radulovic, teknolojinin er ya da geç daha uygun maliyetle üretilebileceğini çünkü üzerinde daha fazla araştırma yapılacağını söylüyor.

Enerji ve iklim kriziyle mücadele etmek ve gelecek nesilleri korumak için sert önlemlerin alınması gerektiği aşikar. Uzay tabanlı Güneş enerjisinin kısa vadede önünde engeller olsa da uzun vadede faydaları umut verici.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Bir Ülkede Adalet Yoksa Yozlaşma Vardır

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamada, “Adaletli olduğunuza, hesapverebilir olduğunuzu da kabul etmişsiniz demektir. Bir ülkede adalet varsa onun etrafında biliniz ki hukukun üstünlüğü, denetlenebilirlik, hesap verebilirlik, kadın-erkek eşitliği, liyakat, özgürlük, sosyal devlet, hakça bölüşüm, insan ve doğa hakları vardır” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Ocakları İslam Dünyası Meseleleri ve Çözüm Yolları Sempozyumu’na katıldı. CHP liderinin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“2016’da düzenlenen sempozyumda bir konuşma yapmış ve İslam dünyasındaki temel sorunların neler olduğuna dair düşüncelerime ve sorunların çözümüne ilişkin önermelerimi paylaşmıştım. Böylesine önemli bir buluşmada önemli bir isimden alıntı yapmak istiyorum.

Karl Marx, ‘Filozoflar dünyayı çeşitli biçimde yorumlamışlardır. Oysa sorun onu değiştirmektir’ der. Bu cümlenin geniş yorumuna atfen şunu söylemeliyim. Sizlerle birlikte biz siyasetçilerin de öncelikli görevi ülkesini daha iyiye ve daha güzele doğru değiştirmektir.

Sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin önermelerde bulunmak, sorunu tespit etmek kadar önemlidir. Eğer sahip olduğumuz bilgiyi, var olan sorunları ortadan kaldırmaya dönük olarak yorumluyorsak bir başka soruna da kapı aralamış oluruz. Günümüz İslam Dünyasının sorunlarını bilmeli, hatta gerçeklikle yüzleşebilmeliyiz.

Bakara Suresi, 44. ayette Yahudi din adamlarına ithafen şöyle seslenilir: Siz insanlara gerçek iyilik, erdem ve dindarlığı tavsiye ederken kendinizi unutuyor, bundan muaf olduğunuzu sanıyorsunuz öyle mi? Aklınızı kullanmıyor musunuz? Elbette burada hitap Yahudi din adamlarına yöneliktir. Ancak muhatabı tüm din adamları, tüm yönetici kadrolar, tüm insanlıktır.

Adalet vurgusu

İslam dünyasının güncel sorunlarına ve çözümlerine ilişkin önlemlerini, itirazlarını çok daha yüksek sesle dile getirmesi toplumsal barışımızın tesisi açısından bir zorunluluktur. İslam, kayırmacılığa, denetimsizliğe, otoriterliğe izin vermez. Bu bağlamda İslam hangi sistemle yönetildiğimize değil, nasıl yönetildiğimizle ilgilidir. Doğrudan nasıl yönetilmemiz gerektiğinin yanıtını da kendisi verir.

İslam açısından kriter adaletle yönetilip, yönetilmediğimizdir. İslam tüm insanlığa adalet penceresinden bakar ve bakmamız gerektiğini bir şart olarak önümüze koyar. İslam’a göre herkes için ve her alanda tesis edilmemiş adalete adalet denilemez. İslam’ın öngördüğü adalette ‘ama’ ile başlayan ve adaleti, adalet arayışını daraltan, erteleten cümlelere bahane ve gerekçelere yer yoktur.

Bizler, İslam’ın temel değerlerini savunuyormuş gibi görünerek zenginliği, kayırmacılığı, özgürlüğü, denetimsizliği kendisine bahşeden, gerçek bağlamından kopartılarak sunulan sabır ve şükür tavsiyeleriyle de milyonlara yoksulluğu, dışlanmayı, baskıyı reva gören anlayışlara karşı adaleti savunmalıyız.

Adaletli olduğunuza, hesapverebilir olduğunuzu da kabul etmişsiniz demektir. Bir ülkede adalet varsa onun etrafında biliniz ki hukukun üstünlüğü, denetlenebilirlik, hesap verebilirlik, kadın-erkek eşitliği, liyakat, özgürlük, sosyal devlet, hakça bölüşüm, insan ve doğa hakları vardır. Bir ülkede adalet yoksa, adaletsizliğin çevresinde kayırmacılık, eşitsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, liyakatsizlik, yozlaşma, bağımlı yargı vardır.

İslam, adaleti ve adaletin çevresinde dönenleri tesis edenlerden yanadır. Adaleti nasıl tesis edeceğiz? İçinde bulunduğumuz bu çağda müslüman olmanın neyi ifade ettiği, nasıl bir müslüman kimliğine sahip olmamız gerektiği konusunda aklımızı kullanarak en geniş mutabakatı sağlamalıyız. Bu mutabakatı da dışardan bir dayatmayla değil bizzat kendimiz İslam ülkelerinin içinde bulunduğu durumla, soğukkanlı bir biçimde yüzleşerek gerçekleştirebiliriz.

Tüm özgürlük alanlarını herkesi kapsayacak şekilde güvence altına alan bir laiklik anlayışından yana olmalıyız. İçinde bulunduğumuz coğrafyada etik ve ilkelere dayalı bir düzen hedefiyle yol yürümeliyiz. Haksızlık karşısında susup dilsiz şeytan olmayı tercih edemeyiz.

Dünyadaki çatışma alanlarının yaklaşık yüzde 60’ını müslüman ülkeler oluştururken, kafamızı kuma gömemeyiz. Şekli olarak kimin nasıl yaşadığıyla değil, sürdürdüğü yaşam pratiği içinde ne kadar adaletli olup olmadığıyla ilgilenmeliyiz.

Konuşmacı listesine baktığımda neredeyse hiç kadın akademisyen, araştırmacı görmedim. Bir, iki isim dışında erkek ağırlıklı bir listeyle karşı karşıyayız. Oysa Türkiye ilahiyat birikiminde kadınlar vardır. Günümüz İslam dünyasının meselelerini kadınlar olmadan konuşamayız. Kadınlar olmadan çözüm yolları da bulamayız.”

Paylaşın

Hazine’den BDDK’nın Kararlarına Destek

Hazine ve Maliye Bakanlığı, son dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından alınan kararlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, kararların hem Türkiye Ekonomi Modeli çerçevesindeki selektif kredi yaklaşımını hem de finansal istikrarı destekleyecek nitelikte olduğu belirtildi.

Açıklamada “Tüm ekonomi kurumlarımızla birlikte ve eşgüdüm halinde birbirini tamamlayıcı ve finansal istikrarın güçlendirilmesine yönelik tedbirler alınmaya devam edilecektir” ifadeleri yer aldı.

BDDK, Cuma günü TL ticari kredilere ilişkin yeni koşullar açıkladı. Döviz varlıklarının TL karşılığı 15 milyon TL’yi aşmayan şirketlere kredi kullanım durumunda döviz varlıklarını 15 milyon TL üzerine çıkarmama şartı getirilmişti. 15 milyon TL üzeri döviz nakdi varlığı bulunan şirketlerin ise bu varlığı aktifinin ya da satış hasılatının yüzde 10’unu aşması durumunda yeni nakdi TL ticari kredi kullanamayacağı belirtilmişti.

BDDK’dan Pazar akşamı yapılan açıklamada ise “Bağımsız denetime tabi bir şirket olması, şirketin yabancı para (YP) nakdi varlıklarının TL karşılığının 15 milyon liranın üzerinde olması ve şirketin YP nakdi varlıkların TL karşılığının aktif toplamından veya son 1 yıllık net satış hasılatından büyük olanının yüzde 10’unu aşması… Herhangi bir şirketin karar kapsamına girebilmesi söz konusu 3 şartın hepsinin birden sağlanması gerekmektedir” denildi.

Ayrıca gerçek kişiler ile gerçek kişi şirket ortaklarının karar kapsamına girmedikleri belirtildi.

Açıklamada, daha önce bankalara, kredilerin amacına uygun olmayan işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılmasının engellenmesi için azami özenin gösterilmesi yönünde talimatlar verildiği anımsatıldı. Bazı şirketlerin, döviz borcu ya da döviz yükümlülüğü olmamasına hatta döviz pozisyon fazlası bulunmasına rağmen, TL kredi kullanarak döviz alımı gerçekleştirdikleri ve döviz pozisyonu tuttukları aktarıldı. ,

Paylaşın

Küresel Isıtma, Biyolojik Çeşitliliği Geri Dönülmez Şekilde Etkiliyor

Cape Town Üniversitesi (UCT) ve University College London (UCL) araştırmacıları, yaklaşık 30 bin deniz ve kara türü üzerinde, limit aşımının etkilerini inceledi. Araştırmaya göre gezegenin sıcaklık artışının sınırlandırılması hedefinde gerekli olan seviyenin gerisinde kalındığı için, küresel ısıtma limitinin kısa sürede “aşılacağı” söyleniyor.

Bu kapsamda, 2100 yılındaki tehlikeli sıcaklık artışına kadar karbon uzaklaştırma teknolojilerinin hayata geçirilmesi öngörülüyor.

Mercan resifleri

“Philosophical Transactions of the Royal Society B: Biological Sciences” isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre biyolojik çeşitlilik kaybı özellikle ormanlarda ve mercan resiflerinde toplu ölümler şeklinde gerçekleşiyor.

Araştırma, limit aşımı durumunda türlerin dağılımı ve üreme davranışlarının yanı sıra birçok parametrede ne gibi değişiklikler olabileceğini gösteriyor.

Araştırmanın bulguları özetle şöyle:

  • 2°C sıcaklık artışı limitinin aşıldığı süre boyunca, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiler birdenbire ortaya çıkabilecek ve çok zor bir şekilde geri dönüşü olabilecek. Biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerin iyileştirilmesi, sıcaklığın aşılmasından daha uzun sürecek.
  • İncelenen alanların en az dörtte birinde, limit aşımı öncesindeki ‘normal’ koşullara geri dönüş şansı oldukça belirsiz ya da hiç yok.
  • Bilim insanları, karbondioksit uzaklaştırma teknolojilerinin, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri giderebilecek sihirli bir değnek olmadığı konusunda uyarıyorlar. Sıcaklık seviyeleri kontrol altına alınsa bile, bazı türlerin geri gelemeyeceği konusunda uyarıyorlar.

Limit aşımının etkisi

Araştırmacılar, daha fazla ısıtma nedeniyle çoğu bazı türlerin birden bire güvenli olmayan sıcaklıklara maruz kalacağını söylüyorlar. Araştırmaya göre bu türlerin termal sınırları içerisinde konforlu koşullara dönüşleri de kademeli olarak gerçekleşebilecek.

Biyolojik çeşitlilik açısından risk barındıran limit aşımı etkisinin, sıcaklıkların 2°C’nin üzerinde seyredeceği ve yaklaşık 60 yıl sürecek aşıma kıyasla yaklaşık iki kat daha uzun süreceği tahmin ediliyor.

Tropik bölgeler

Risklerden en fazla etkilenecek yerler arasında ise tropik bölgeler yer alıyor: Hint-Pasifik, Orta Hint Okyanusu, Sahra Altı Afrika’nın kuzeyi ve Kuzey Avustralya. Dünyanın tür çeşitliliği açısından en zengin bölgeleri arasında yer alan Amazonlar’da da, türlerin yarısından fazlasının tehlikeli iklim koşullarına maruz kalabileceği öngörülüyor.

Araştırma kapsamında incelenen, Amazonların da aralarında bulunduğu toplam alanın yaklaşık yüzde 19’u için, limit aşımının etkilerine maruz kalan türlerin, aşım öncesi durumlarına geri dönüp dönemeyeceği belirsizliğini koruyor.

Bu alanlardan yüzde 8’inin ise limit aşımı öncesi seviyelerine hiçbir zaman ulaşamayacağı tahmin ediliyor.

Limit aşımı nedir?

Küresel Ayak izi Ağı’na (Global Footprint Network) göre “Dünya Limit Aşımı Günü”, insanlığın doğa üzerindeki yıllık talebinin, dünyanın bir yılda sağlayabileceği kapasiteyi aştığı gün olarak tanımlanıyor. 1997 yılında eylül ayına denk gelen limit aşımı günü, bu yıl şimdiye kadarki en erken tarihini gördü: 28 Temmuz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Beştaş’tan Ek Bütçe Eleştirisi: İflas Bütçesi

HDP Grup Başkanvekili Beştaş, Meclis’te yaptığı basın toplantısında, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “17 Aralık’ta bütçe görüşülürken bu bütçe bu enflasyon karşısında kesinlikle bu yılı götüremez dedik, daha biz konuşurken kadük hale geldi. Şimdi söylediklerimizin altına imza atmış oldular. Bu sürede kur korumalı mevduat, GES ve birçok yeni düzenleme yaptılar kendilerince ama düzeltmediler.” dedi.

Haber Merkezi / Beştaş, açıklamasının devamında, “İktidarın iflasından sonra konkordato ilanına az kaldı sırada o var. İktidar bunu da ilan edecek. Halkın şunu bilmesini istiyoruz. Şu anda iktidar yönetemediğini ilan ediyor. Biz ilk seçimde onları göndereceğiz, bu süre içerisinde halkın acı çekmesini kabul edemiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Danış-Beştaş, şunları söyledi:

Biliyorsunuz daha önce AKP hükümeti İhvancılarla iş tuttu, Trablus hükümeti vardı, şimdi onun yerine geçici birlik hükümeti yerini almış durumda. Bu tezkerenin görüşüldüğü dönemde AKP iktidarının bölgesel barışa ve istikrara dair hiçbir şey yapmadığını gördük. Diğer taraftan İsviçre Finlandiya meselesi gündemdeki yerini koruyor.

Türkiye uluslararası standartlara uymak yerine kendi “terör” algısını ve yaklaşımını dış dünyaya kabul ettirmeye çalışıyor. İsveç ve Finlandiya’ya hak ve hukuka yaklaşımınızı, adalet anlayışınızı kırpın kesin, bunların yerine bizim algımızı kabul edin diyorlar. Tabii ki İsveç ve Finlandiya’nın ya da bir AB ülkesinin bunu kabul etmesi mümkün değil. Bu yaklaşım Türkiye’yi NATO içinde de yalnızlaştırmaya devam ediyor.

Bunun haricinde Saray rejimi ile Suudi Arabistan yönetiminin demokrasi karşıtı tüm konularda birbirlerine ne kadar benzediklerini yakından izliyoruz.

İstanbul’un göbeğinde işlenen Kaşıkçı cinayetinin Suudilerle ortaklaşa nasıl sümen altı edildiğini ibretle ve dehşetle gördük. Yargının iktidarın hizmetinde olduğunu her zaman söylüyoruz. Burada bir kez daha somut bir şekilde ispatlandı. Kaşıkçı davası paket edildi ve faillere cinayet dosyası teslim edildi. Bu da siyasi ve hukuki olarak ne kadar ilkesiz ve omurgasız olduklarını ilan etmelerinin başka bir yoluydu.

“Akaryakıtta ÖTV kaldırılsın”

Ulaşım sektöründe tam bir vahamet var. hiç kimse bu yaz tatile gidemeyecek, bayramda ailesini ziyaret edemeyecek, bir yıl içinde akaryakıt fiyatları yüzde 300 artmış durumda, motorin 30 TL oldu. İstanbul-Diyarbakır arası otobüs fiyatı 600 TL, 4 kişilik bir ailenin gidiş dönüş masrafı için 4800 TL para ödemesi gerekiyor. İstanbul-Diyarbakır arası uçak bileti fiyatları 1500 TL, dün uçakla geldim.

Sözde vekillere bir standart belirleniyor her havaalanına gittiğimde uçak bilet fiyatları 100 TL artmış oluyor. En son 680’e uçmuştum, dün 800 TL’ye uçtum. Bu bize yapılan ayrıcalığı da yapmasınlar. Vatandaş 1500’e uçuşuyorsa bizde uçalım. 200’den 800’e gelmişse vatandaş 300’den 1500 TL’ye gelmiş bir uçuş fiyatı var. Bu rakamları karşılayabilecek bir tek kesim var o da AKP eliyle yaratılan yüzde 1’dir. Artık otobüs firmaları, nakliyeciler, taksi esnafı, okul servisleri kontak açmak bile istemiyor. Akaryakıtta ÖTV’nin kaldırılmasını istiyoruz, asgari ücretin mutlak suretle belirlenmesini istiyoruz.

Bu ek bütçe değil iflas bütçesi”

Bir ek bütçe var yarın Genel Kurul’a gelecek hakikaten ne desek az kalır! Aralıkta görüştüğümüz temel bütçede 1 trilyon 750 milyar TL idi bütçe tutarı, ek bütçe 1 trilyon 83 milyar TL. Ne kadar fark, sapma var? Yüzde 73. Bütçe görüşmeleri ve kanunun kabulü Meclis’in en önemli çalışmasıdır.

Daha önemli bir iş yoktur. Bütçeler hükümet düşüren kanundur. Halka hesap vermenin temel göstergesidir. Şimdi iktidar ilk 6 ayda yüzde 73 açık vermiş vaziyette halkın vergileriyle. 1 trilyon 83 milyar TL’ye dair ek bütçe yapıyor. Bunu yaparken içtüzük, Anayasa, yasa dinlemiyor, siyasi etik dinlemiyor. 3 ayda gece gündüz kabul edilen bütçeyi 1 günde bir torba kanun olarak Plan Bütçe Komisyonunun önüne getirdiler.

Nasıl olabilir? Bu irade hırsızlığıdır. Milletvekilleri yok, bakanlar yok, sadece Nebati var Hazine ve Maliye Bakanı. Diğer bakanlar orada yok, Saray temsilcisi yok. Bütçe kanunu olarak görüşülüyor, torba kanun olarak görülüyor adına ek bütçe deyip alelacele geçirmeye çalışıyorlar. Saray’ın yarattığı kara deliği kapatmaya yönelik olduğunu biliyoruz. Bunun bir iflas bütçesi olduğunu söylememe gerek yok. İflas bayrağını çektiler.

Ekonominin çökmesine dair Genel Kurul’a her hafta farklı konularla önergeler getiriyoruz, hepsini reddediyorlar. Peki, Meclis ekonomik buhranın nedenlerini araştırmayacak da ne iş yapacak hakikaten? Hiçbir iş yapmayacak. İktidarın günlük ihtiyacına göre önümüze getirdiği kanunları kabul ettiriyorlar oy çoğunluklarıyla. Ek bütçe usulsüz Anayasaya aykırı ve tamamen irade hırsızlığının ve bakanların, Meclis’in gaspı anlamına geliyor. Bu yöntemin yenilir yutulur bir tarafı yoktur. Biz Genel Kurul’da en net ve sert muhalefeti yapacağımızı söylüyoruz. Bu şekilde kabulünü kesinlikle kabul edemeyiz, karşısında duracağız.

Diğer yandan bu ekonomik modellerinin de nasıl iflas ettiğini ilan ettiler. Güven veren bir iktidar olmadıklarını bu bütçe açığı ile ilan etmiş oluyorlar. Ülkede sadece bütçe açığı yok ki; hukuk açığı var, demokrasi açığı var, hak ve özgürlük açığı var. Her konuda bir batış var ve ekonomi bunların başında geliyor.

17 Aralık’ta bütçe görüşülürken bu bütçe bu enflasyon karşısında kesinlikle bu yılı götüremez dedik, daha biz konuşurken kadük hale geldi. Şimdi söylediklerimizin altına imza atmış oldular. Bu sürede kur korumalı mevduat, GES ve birçok yeni düzenleme yaptılar kendilerince ama düzeltmediler. İktidarın iflasından sonra konkordato ilanına az kaldı sırada o var. İktidar bunu da ilan edecek. Halkın şunu bilmesini istiyoruz. Şu anda iktidar yönetemediğini ilan ediyor. Biz ilk seçimde onları göndereceğiz, bu süre içerisinde halkın acı çekmesini kabul edemiyoruz. “

Paylaşın