CHP’li Kaboğlu: Türkiye OHAL Sürecini Yaşamaya Devam Ediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Allah’ın lütfu” olarak ifade ettiği 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. CHP Milletvekili Kaboğlu, iktidarın OHAL ve OHAL sonrası politikalarına dikkat çekerek, “Türkiye OHAL sürecini yaşamaya devam ediyor” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidar 20 Temmuz’da OHAL kararı aldı. 21 Temmuz 2016’da resmiyete kavuşan OHAL 18 Temmuz 2018’de sona erdi; yedi kez uzatılarak iki yıl sürdürüldü. Bu dönemde toplam 37 kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarıldı. İktidar OHAL sürecinde eleştiri ve tepki çeken düzenlemeleri keyfi olarak uygulamaya koydu.  OHAL sürecini CHP TBMM Anayasa Komisyonu CHP Grup Sözcüsü, Anayasa Hukukçusu ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu Evrensel’e konuştu.

“Anayasa md.120 çerçevesinde ilan edilen OHAL, iki yılın sonunda aslında sözde kalktı” diyen Kaboğlu, “Şöyle ki; 27. yasama döneminin ilk mevzuatı olan 7145 sayılı Yasa ile, OHAL önlemleri üç yıl daha uzatıldı. Böylece OHAL KHK yoluyla “yargısız infaz” şeklindeki kıyım yetkisi, valilere ve ilgili kurumlara aktarıldı. Bu üç yıllık sürenin sona ermesine günler kala, 7333 sayılı Yasa ile bu süre bir kez daha uzatıldı. Bu nedenle, OHAL, yasal düzlemde kısmen de olsa devam ediyor” ifadelerini kullandı.  Kaboğlu, bunun nasıl olduğunu da şöyle açıkladı: “7145 sayılı Yasa önerisi, düzenleme konusu gereği, Adalet Komisyonunda görüşülerek Genel Kurulda kabul edildi. Uzatma önlemlerine ilişkin ve Anayasa’ya aykırı diğer hükümlerin iptali istemiyle CHP, Anayasa Mahkemesine başvurdu.”

Meclis 25 saat aralıksız çalıştırıldı

Üç yılın dolmasına günler kala, uzatma kapsamındaki hükümlerin, bu kez bir torba yasa içine serpiştirilerek, örtülü bir biçimde Bütçe ve Plan Komisyonuna getirildiğini hatırlatan Kaboğlu, “Başta CHP ve HDP gelmek üzere demokratik muhalefet partilerinin yoğun itirazları üzerine, Genel Kurul aşamasında 3 yıllık süreler birer yıla indirildi. Bununla birlikte, ticari şirketlerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyumluğuna devredilmesi ve TMSF tasarrufuna konulmasına ilişkin süre 3 yıl olarak korundu. Özetle, bu çerçevede TMSF tarafından kayyum olunan şirketler, 2 yıl daha OHAL önlemleri çerçevesinde yönetilecek” ifadelerini kullandı. Kaboğlu, 7333 sayılı ve OHAL önlemlerinin uzatılmasını içeren yasa ve 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun, 17 Temmuz 2021’de toplanan ve 18 Temmuz saat 15.00’e kadar 25 saat süreyle aralıksız çalıştırılan TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edildiğini belirtti.

Her iki yasanın Anayasa’ya aykırı hükümlerinin iptali için CHP olarak Anayasa Mahkemesine başvurduklarını da anımsatan Kaboğlu, “7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 28 Temmuz 2021’de yürürlüğe girdiğine göre, KHK önlemleri, 28 Temmuz’da yürürlükten kısmen kalkmış olacak; çünkü, TMSF önlemleri 2 yıl daha sürecek” dedi.

Kaboğlu, TMSF’ye devredilen şirketler üzerinde nasıl tasarruf edildiği ve sermayenin paravan şirketler yoluyla eşe dosta nasıl dağıtıldığı ve bu konuda son hükümette OHAL’den sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev yapan kişinin rolünün, ayrı bir dosya olarak ele alınması gerektiğine de dikkat çekti. “Türkiye OHAL sürecini yaşamaya devam ediyor” diyen Kaboğlu, “Bunda, yürütmenin yanı sıra, yasama ve Anayasa Mahkemesinin sorumluluğu ayrıca ele alınmalıdır” dedi.

“Kendini Anayasa’dan üstü gören böyle bir komisyon adil karar verebilir mi?”

15 Temmuz sonrasında KHK ile görevlerinden ihraç edilenlerin işlerine iade edilip edilmeme kararını vermek üzere kurulan ve büyük tartışma konusu olan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuyla ilgili Kaboğlu, “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHALİİK) da bu sorumsuzluk halkası içinde; üstelik, görevlileri çifte maaşlı. Bu nedenle, sınırlı süre ile kurulduğu halde görev süresi her yıl uzatılan OHALİİK 6. yılında” dedi.  Komisyonun “Ne denli keyfi kararlar verdiğini anlamak için uzun bir araştırma yapmaya ya da sayısal çizelgeler hazırlamaya gerek yok” diyen Kaboğlu, Barış Akademisyenleri (BAK) dosyaları tipik örneğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi (AYM), Barış Bildirisinin, ifade özgürlüğü güvencesi altında olduğunu karara bağladı. Ağır ceza mahkemeleri (ACM), BAK dosyaları üzerinde aklama kararı verdi. Bu kararlar kesinleşti. ACM ve AYM’lerin herkes için bağlayıcı olan ve kesinleşmiş bulunan kararlarına göre, Barış Bildirisine rıza gösteren öğretim üyeleri ile terör örgütleri arasında “irtibat ve iltisak” yok. OHALİİK ise, yargı kararları yokmuş gibi davranarak BAK dosyalarını beş yıl beklettikten sonra her biri için “ret” kararı verdi.” “Kendini Anayasa’dan üstü gören böyle bir komisyon adil karar verebilir mi?” diye soran Kaboğlu, “BAK dosyalarında açıkça keyfi kararlar vermiş olan geçici bir komisyonun diğer dosyalar hakkında ne denli keyfi kararlar verdiğini tahmin etmek hiç de zor değil” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Ve Akşener’den ‘İstanbul Sözleşmesi’ Tepkisi

Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini oy çokluğuyla reddetmesine muhalefet kanadından tepki geldi. Kılıçdaroğlu, “İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe koyacağız” derken, Akşener, “Biz geleceğiz ve İstanbul Sözleşmesi yeniden yaşayacak” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı açılan davaları duruşmalı gören Danıştay 10. Dairesi, sözleşmenin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini oy çokluğuyla reddetti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener karara tepki gösterdi.

“24 saat içinde İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe koyacağız”

İktidara geldiklerinde sözleşmeyi tekrar yürürlüğe koyacaklarını kaydeden Kılıçdaroğlu Meclis’te yaptığı açıklamada “Bu millete sözüm var, iktidar olduğumuzda, Allah’ın izniyle olacağız halkın takdiriyle, ilk bir hafta içinde, hatta 24 saat içinde İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe koyacağız” diye konuştu.

“Biz geleceğiz ve İstanbul Sözleşmesi yeniden yaşayacak”

İYİ Parti lideri Akşener ise tepkisini sosyal medya hesabından dile getirdi. Akşener paylaşımında şunları kaydetti:

“Bugün, kirli bir zihniyeti memnun etmek için verilen bu siyasi karardan sonra; Kadınlara yönelik her türlü şiddette, cübbelerini ilikleyip o imzayı atan parmakların izi olacak. Ama #AzKaldı. Biz geleceğiz ve İstanbul Sözleşmesi yeniden yaşayacak!”

Paylaşın

AK Parti’nin Seçim Planı: CHP’li Belediyeler

AK Parti, CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının 2019 yerel seçimler öncesinde neleri vaat ettiği ve bunlardan ne kadarını hayata geçirdiğine dair rapor hazırlayacak. Daha sonra hazırlanan rapor, kamuoyuna sunulacak.

AK Parti CHP’li büyükşehir belediyelerinin performansını ölçmek için harekete geçiyor. Bu kapsamdaki yapılacak çalışmaların ilki 25 Temmuz’da İzmir’de gerçekleştirilecek.

İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Aydın, Eskişehir, Mersin, Muğla, Tekirdağ, Hatay büyükşehir belediye meclislerinin AK Parti grup başkanvekilleri, AK Parti Genel Merkezi’nde geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenlemişti.

Türkiye gazetesinden Ebru Karatosun’un haberine göre toplantının ardından yapılan açıklamada, Esenler Belediye Başkanı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Tevfik Göksu, CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının, seçilmelerinin dördüncü yılına girmelerine rağmen kamuoyunun karşısına icraatları ve projeleri ile çıkmak yerine, ‘mazeret ve acziyet deklarasyonları’ yayınladıklarını öne sürmüştü.

Bu çerçevede Ankara’da yapılan genel toplantının ardından iktidar partisi CHP’li 11 büyükşehir belediye ile ilgili bir çalışma gerçekleştirecek.

AK Parti kurmayları, İzmir’e giderek 2019 yerel seçimler öncesinde mevcuttaki belediye başkanının neleri vaat ettiğini ve bunlardan ne kadarını hayata geçirdiği konusunda değerlendirmeler yapacak. Ayrıca, belediyelere bugüne kadar vatandaşların en çok şikâyet ettiği konularla ilgili ne gibi çalışmalar yapıldığı ve hangi adımların atıldığına da bakılacak. Daha sonra hazırlanan rapor, kamuoyuna sunulacak.

Paylaşın

Partiler Seçim Hazırlıklarına Başladı

Siyasi partiler, TBMM’nin kapanmasıyla birlikte, 2023 seçimlerine odaklandı. AK Parti yönetimi, 2023 seçimlerine hazırlık kapsamında, sandık başı işlemleri konusunda teşkilata uyarılarda bulundu. Bahçeli ilk kez “sesli video” yayımladı. Kılıçdaroğlu, grup toplantılarını illerde yapacak. Akşener, ikinci Türkiye turunu sürdürecek.

Türkiye Gazetesi’nden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, AK Parti’nin 75’ten fazla ilde gerçekleştirilen koordinasyon toplantılarında, seçimde görev alacak partililere, sandık başı işlemleri, oy sayımı sırasında yapılacaklar ve oyların tutanağa geçirilmesi sırasında dikkat edilecek konular örneklerle izah edildi.

Toplantılarda, 2018 milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile 2019’daki yerel yönetimler seçimlerinde bazı sandıklarda yapılan hatalar ve eksiklikler sebebiyle, AK Parti’ye yazılması gereken oyların başka parti ve adaylara yazıldığına yönelik örnekler verildi. Sandık görevlilerinin eğitimi kapsamında “Mesela, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a verilen oylar tutanağa geçirilirken, başka bir adaya yazılmış. Bu tip hataları tek tek tespit ettik. Önemli olan o anda bu yanlışı fark edip düzelttirmek” uyarısı yapıldı. Aynı hataların tekrar etmemesi ve özellikle oylar sayıldıktan sonra tutanağa geçirilmesi aşamasında tüm görevlilerin “Gözünü dört açması’ istendi.

‘Erken seçim olacağını düşünmeyin’

Bazı teşkilat mensupları tarafından bu toplantılarda ‘Erken seçim olup olmayacağı’ da soruldu. AK Parti yöneticileri “Bu toplantıları yapıyoruz diye erken seçim olacağını düşünmeyin. Seçim zamanında yapılacak. Ama biz her an seçime hazır olacağız. Seçimin en önemli aşaması sandıklara sahip çıkmaktır. Sandığa gelen AK Parti seçmeninin oyuna sahip çıkacağız. Tek bir oyun bile başkasına yazılmasın müsaade etmeyeceğiz. Oylar heba olmasın.” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun aktardığına göre de, AK Parti seçim çalışmalarının startını İstanbul’dan verecek. Parti yönetimi bu kapsamda, İstanbul’da vatandaşlarla bir araya gelecek.

MHP’den reklam kampanyası

MHP, de seçim çalışmaları için “Çağrım Sana” reklam kampanyası başlattı. Kampanya kapsamında ülke genelinde bilboardlar hazırlandı. Kampanya kapsamında ise önceki gün gece partinin resmi sosyal medya hesaplarından, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seslendirmesiyle bir video yayımlandı. “MHP’nin seçim kampanyalarında ilk kez Bahçeli’nin sesli mesajının yayımlanması” dikkat çekti. Bahçeli, söz konusu videoda seçmene şu sözlerle sesleniyor:

“Çağrım sana, kulak ver… Gel hep birlikte tam bağımsız, güçlü ve büyük Türkiye’yi 2023’e taşıyalım. Dosta ve düşmana Türk milletinin bir ve beraber olduğunda neler yapabileceğini bir kez daha gösterelim. Atatürkçü, demokrat, ülkücü, milliyetçi, mütedeyyin ne dersen de kendini nasıl tanımlarsan tanımla, önce ülkem ve milletim diyorsan, çağrım sana.”

Kılıçdaroğlu, grup toplantılarını illere taşıyacak

Diğer siyasi partilerde de seçim hazırlıkları devam ediyor. Bu kapsamda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’nin kapanmasıyla birlikte partisinin grup toplantılarını illere taşıyacak. Kılıçdaroğlu, her salı bir başka ilde vatandaşlarla birlikte grup toplantısı yapacak. Ayrıca CHP, mitingler de düzenleyecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise yaz ayları boyunca haftada üç, dört ile gidecek.

Paylaşın

Stres Altındaki Bitkiler Kendi Ağrı Kesicilerini Üretiyor

Çevredeki tehlikeler nedeniyle stres altına giren bitkilerin kendi aspirinlerini ürettiği kimyasal süreç ayrıntılarıyla ortaya çıkarıldı. Araştırma, hakemli bilimsel dergi Science Advances’ta yayımlandı.

Aspirinin aktif metabolit (metabolizma sonucu ortaya çıkan ara ürünler) maddesi “salisilik asit”in bitkilerde de var olduğu zaten biliniyordu.

Ancak yeni bir araştırmada bilim insanları, bitkilerde bu maddenin üretiminin nasıl düzenlendiğine daha yakından baktı ve söz konusu özel savunma mekanizmasını gözler önüne serdi.

Salisilik asit, insanlar tarafından yüzyıllardır ağrı ve iltihaplanma tedavisi olarak kullanılıyor. Bitkilerdeyse sinyal verme ve patojen savunmasında temel rol oynuyor.

Bilim insanlarına göre kloroplastlarda (fotosentez işleminin gerçekleştirildiği küçük yeşil organeller) ortaya çıkan bu madde, genellikle strese tepki olarak üretiliyor.

Bitkilerin stres altındayken gerçekleştirdiği karmaşık reaksiyon zincirini daha iyi anlamak için Van de Ven ve ekibi, temel stres sinyal yolları değiştirilmiş, yani mutasyona uğramış bitkiler üzerinde biyokimyasal analizler yaptı.

Bulgular, sürecin anahtarının reaktif oksijen türleri (ROS) adlı kimyasallar olduğunu gösterdi.

Çevresel stres, tüm canlı organizmalarda ROS üretimine yol açıyor. Güneş kremi sürmeden Güneş ışığına uzun süre maruz kaldığınızda cildinizde yanıklar oluşması da bu süreçten kaynaklanıyor.

Bitkiler söz konusu olduğunda, bu stres etmenleri zararlı böcekleri, kuraklık ve aşırı ısı olabilir. Bitkilerdeki yüksek ROS seviyeleri öldürücü olabilse de, daha küçük miktarlarda üretimin önemli bir güvenlik işlevi var.

Hakemli bilimsel dergi Science Advances’ta yayımlanan araştırmanın başyazarı Jin-Zheng Wang, bunu şöyle açıklıyor: Ölümcül olmayan seviyelerde ROS, salisilik asit gibi koruyucu hormonların üretimini sağlayan bir mesaj gibi. İki ucu keskin bir kılıç.

Araştırmacılar deneylerinde Latince adı Arabidopsis olan bir bitki türünü inceledi. Bitkide bakteri ve sıtma parazitlerinde de görülen, MEcPP adlı erken uyarı molekülüne odaklanıldı.

İncelemeler, MEcPP molekülünün bitkide biriktikçe, salisilik asit içeren bir kimyasal reaksiyonu tetiklediğini gösterdi.

Böylece bilim insanları bitkilerin stres altında aspirin üretme sürecinin ayrıntılarını keşfetmiş oldu.

Kaliforniya Üniversitesi, Riverside’dan bitki biyoloğu Wilhelmina van de Ven, şu ifadeleri kullandı: Sanki bitkiler, ağrı ve sızılar için ağrı kesici kullanıyor. Tıpkı bizim yaptığımız gibi.

Araştırmacılar, bu deneylerden elde ettikleri bilgileri, mahsullerin direncini artırarak tarıma fayda sağlama amacıyla kullanmak istiyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

AK Partili Külünk’ten Ekonomi Yönetimine Sert Eleştiriler

AK Parti’nin en yetkili organı olan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olan Metin Külünk, ekonomi yönetimine sert eleştiriler getirdi. Külünk, ekonomi yönetiminin sokaktaki vatandaşların halinden haberdar olmadığını belirtti.

Sürekli büyüme rakamı açıklamanın bir anlamı olmadığını, bunun sokağa yansımadığını belirten Külünk, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda “betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmediğini” vurguladı.

“Halkın refahı bürokratların ilgisini çekmiyor”

Külünk’ün ifadeleri şöyle:

Kalkınma göstergelerinin en önemlileri halkın mutluluğu ve refah seviyesidir. Özellikle dar gelir grubu ve orta sınıfın refahı ekonomi yönetiminde temele oturtulmalıdır. Ekonomi bürokratlarının ne hikmetse ilgisini çekmeyen bu alana acilen dokunulmalıdır.

“En çok kazanan ile en az kazanan arasındaki fark 23 kat”

Türkiye’de en az kazanan ile en çok kazanan arasındaki fark 23 kattır. En tepedeki yüzde 10’luk nüfus toplam gelirin yaklaşık yüzde 55’ine sahipken, en alt yüzde 50’lik nüfusun toplam gelirden aldığı pay yüzde 12’lerdedir.

“Ekonomi yönetimi bu tabloyu okumuyor mu?”

En üstteki yüzde 10’luk kesim toplam servetin yüzde 67’sine sahipken, en alttaki yüzde 50’lik nüfus toplam servetin sadece yüzde 4’üne sahiptir. Acaba ekonomi yönetimi bu tabloyu okuyor mu? Bürokratlar bu tablodan haberdar mı?

“Mevcut politika yüzde 10’u mutlu ediyor”

Sürekli büyüme rakamı açıklayarak sokağın gönlünü almak mümkün mü? Çünkü sokağa indiğinizde büyümeyi hissedenlerin çoğunun yüzde 10’luk dilime sahip kesim olduğunu görüyoruz. Mevcut politika ve tercihler alt ve orta gelir grubundan daha çok yüzde 10’u mutlu ediyor.

“15 Temmuz’da sokağa inenlerin kaçı yüzde 10’luk gruptaydı”

Burada dikkat. 15 Temmuzda sokağa inenlerden kaç tanesi yüzde 10’luk gruptaydı? Ak Parti iktidarlarını 20 yıl boyunca omuzunda taşıyan daha çok hangi gruplardı? Büyüme rakamları açıklandığında sokak neden tepkili?

“İnşaat sektörüne kaynak aktarımı minimize edilmeli”

Kamu bankaları acilen asli vazifelerine odaklanmalıdır. Esnaf, sanatkar, KOBİ, çiftçi, öğrenci, işçi, memur gibi kesimlerin ihtiyaçları için kurulmuş olan Kamu bankaları milli kaynakları millet lehine kullandırmalıdır. İnşaat sektörüne kaynak aktarımı minimize edilmelidir.

“Betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmüyor”

Betona gömülen paradan vatandaşa bir pay düşmüyor. Yüzde 10’luk kesime verilen krediler yüzde 50’lik kesimin refahını artırmıyor. Dar bir elit kesim servetine servet katıyor. Bu düzeni baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Sokağı duymayan, sokağı görmeyen teknokrat akıl sorgulanmalıdır.

“Halkın refahına odaklanılmalı”

2023 yolunda ilerlerken en kritik alan olan ekonomide kaynakların betona, holdinglere ve büyük şirketlere akıtılmasının önüne geçilmeli ve halkın refahına odaklanılmalıdır. Türkiye’nin büyüme sorunu yok diyerek bu işin içinden çıkılamaz.

“Geç olmadan…”

Odak noktası halkın sofrası ve geçimi olacak bir politikayı benimsemek ve geç olmadan acilen bunu duyurmak ve uygulamak mecburiyetindeyiz. Unutmayın elit kesimler her devirde yolunu bulur.

“Omurga ne kadar sağlamsa…”

Ancak tabanın büyük kısmını oluşturan dar ve orta gelir grubu Türkiyemizin Sayın CB’mızın Liderliğinde verdiği büyük mücadelenin omurgasıdır. 15 Temmuz mitinglerinde bu omurga dimdik ayakta elitler ise perde arkalarında idiler. Omurga ne kadar sağlam ve sağlıklıysa beden de o kadar sağlam ve sağlıklı olur. Omurgayı ihmal eden teknokratik aklı sorgulamak ve ülkenin kredi kaynaklarını dar ve orta gelir grubuna kanalize edecek düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz.

Paylaşın

Süper Lig Kulüpleri Bir ayda 106 Oyuncu Transfer Etti

Süper Lig’de 17 Haziran’da başlayan ve 8 Eylül 2022’de sona erecek Birinci Transfer ve Tescil Dönemi’nde kulüpler bir ayı geride bıraktı. Futbolda yaz ve kış olarak ikiye ayrılan transfer dönemleri ise en yoğun geçen aralıklar.

Bu dönemlerde yazılı, görsel ve sosyal medya da onlarca isim gündeme gelir, bir kısmının transferi gerçekleşirken büyük bölümünün olumsuz olduğu görülür.

Kulüplerin gerçekleştirdikleri transferlerin bazıları gerçekten ihtiyaç olan bölgeye yapılırken, bir kısmının taraftar baskısıyla bazılarının ise rakibin elinden oyuncu kapma amacıyla gerçekleştirildiği biliniyor.

Bu sezon 19 takımla oynanacak ve 36 hafta sürecek Süper Lig’de mücadele edecek kulüpler, şampiyonluk, Avrupa kupaları ve Türkiye Kupası’nda başarı için ter dökecek.

Bu doğrultuda bir yandan 2022-23 sezonu hazırlıklarını sürdüren takımlar, diğer yandan kadrolarını güçlendirmek için transfer çalışmalarına devam ediyor.

Independent Türkçe, Transfermarkt verileri doğrultusunda kulüplerin gerçekleştirdiği transferleri mercek altına aldı.

17 Haziran’da açılan transfer penceresinde Süper Lig’de yer alan 19 kulüpten 17’si kadrolarını 106 oyuncu ile takviye etti. 18 Temmuz 2022 itibariyle henüz iki kulübün resmileşmiş transferi bulunmuyor.

“Dört Büyükler”den 19 takviye

Süper Lig’de “Dört Büyükler” olarak adlandırılan ve en çok şampiyonluk yaşayan takımlar olan Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ile Trabzonspor’un şu ana kadar yaptıkları takviye ise 19’u buldu.

Fenerbahçe transfer döneminde Lincoln Henrique, Bruma, Emre Mor, Joshua King, Tiago Çukur ve Willian Arao ile birlikte 6 ismi takıma dahil etti.

Beşiktaş, Gedson Fernandes, Romain Saiss, Cenk Tosun, Wout Weghorst, Jackson Muleka; Trabzonspor ise Trezeguet, Eren Elmalı, Doğucan Haspolat, Jens Stryger Larsen, Stefani Denswil transferleriyle beşer ismi kadrolarına kattı.

Bonservisle transfer oldular, bedelsiz ayrıldılar: Jovic, Bale, Pogba, Lacazette, Arda Turan…

1 oyuncu, 3 kulüp, 2 transfer… “Transfer çalımı”nda amaç ihtiyaç mı prestij mi?

Avrupa’da 10 yılın transfer bilançosu açıklandı: Manchester United 1 milyar eurodan fazla zarar etti, en çok City harcadı, en çok geliri Chelsea elde etti

Bu sezon transferde sessiz kalan Galatasaray, Abdülkerim Bardakcı, Kazımcan Karataş ve Sergio Oliveira transferlerini resmiyete döktü.

Transferin şampiyonu Adana Demirspor

Geçen yılın sürpriz takımlarından Adana Demirspor, yaz döneminde transferin en hızlı ekibi oldu.

Adana temsilcisi, bir aylık süreçte 12 transfer yaparak bu alanda rekoru elinde bulunduruyor.

Demirspor şu ana kadar Aias Aosman, Kevin Rodrigues, Abdurrahim Dursun, Yusuf Sarı, Ertaç Özbir, Badou Ndiaye, Salih Kavrazlı, Jovan Manev, Henry Onyekuru, Goran Karacic, Ali Yavuz Kol ve Arda Kurtulan’ı kadrosuna kattı.

Konyaspor ile Süper Lig’in yeni ekibi Ankaragücü, Adana Demirspor’un ardından 11’er oyuncuyla anlaşarak ikinci sırayı paylaştı.

Medipol Başakşehir ve Giresunspor sekizer takviyeyle bu ekipleri izlerken, Ümraniyespor 7 oyuncu transferi gerçekleştirdi.

İki kulüpten transfer yok

Hatayspor, Kasımpaşa, Karagümrük ve Gaziantep FK, geride kalan süreçte altışar oyuncuyu kadrosuna kattı.

Transfer döneminin sessiz ekiplerinden Antalyaspor, Alanyaspor ve Sivasspor ise üçer oyuncuyu renklerine bağladı.

2022-23 sezonunda Süper Lig’de mücadele edecek ekiplerden Kayserispor ile yeni çıkan İstanbulspor, henüz transfer yapmayan iki ekip olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

EYT İçin Geri Sayım: Konuşulan 5 Formül Ortaya Çıktı

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) sigortalı olduktan sonra ‘oyunun kuralı değiştiği’ için iş hayatına başladığında vaat edilenden daha geç emekli olacak geniş bir kitle. Her siyasi görüşten, meslekten ‘üyesi’ var. 8 Eylül 1999’daki düzenlemeyle emeklilikleri ertelendi.

Düzenleme yapıldığında iktidarda olmayan AKP’nin yönetiminde de geri adım atılmadı. Aksine 31 Mayıs 2006’da çıkarılan 5510 sayılı kanunla nihai emeklilik yaşı 65’e kadar çıkarıldı. Muhalefetin mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin teklifleri reddedildi. Gerekçe olarak, ‘oluşacak mali yük’ gösterildi.

Ekonomik krizin etkisiyle seçmen desteğini önemli ölçüde kaybeden iktidar, son dönemde EYT sorununu yeniden gündeme aldı. Çalışmalarla ilgili milliyet.com.tr’ye açıklamalarda bulunan Sosyal Güvenlik Uzmanı Özgür Kaya şu ifadeleri kullandı:

“Birincisi biliyorsunuz kısmi emeklilik diye tabir ettiğimiz 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olanlar 15 yıllık sigorta süresi ve 3600 günü tamamladıklarında 50 yaşında kadınlar, 55 yaşında erkekler emekli olabiliyordu. Kademeli yaş şartı getirildiği için 23 Mayıs 2014’ten sonra şartları yerine getirenler emekli olabiliyor. Bu durumda erkekler 60 yaş, kadınlar 58 yaşında emekli olabiliyor.

Yani 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olan kadınlar 15 yıllık sigorta süresi ve 3600 günü tamamladıklarında kadınlar 58 erkekler 60 yaşında emekli olabilir.

1. formül

Birincisi 15 yıl 3600 süresini yerine getiren ve 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olanlarda emeklilikte yaş şartı aranmayacak. Buna biz kısmi emeklilik şartı diyoruz.

2. formül

İkincisi ise 8 Eylül 1999 tarihinden önce sigortalı olanlar arasında kadınlar 20 yıl, erkekler 25 yıl hizmet süresi aranır. Burada maksimum 5 bin 975 gün prim şartı aranmaktaydı. İkinci alternatif olarak üzerinde çalışılan durum şu; erkekler 25 yıl ve 9 bin günü tamamlamış, kadınlar 20 yıl 7 bin 200 günü tamamlamışsa yaş şartına bakılmaksızın emeklilik formülü üzerinde duruluyor.

3. formül

Üçüncüsü biliyorsunuz eskiden 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olanlar 5 bin gün ile 5 bin 975 gün arasın prim ödeme şartı vardı ve yaş şartı yoktu. Burada bir sınırlama getirilmesi söz konusu olabilecek. 50 yaşını tamamlaması formülü duruluyor.

4. formül

Dördüncü olarak da bekleme süresinde indirim formülü üzerinde duruluyor. Ben 50 yaşıma geldim tamamlamam gün sayısı 5 bin 975 ise bu süreyi yaşı doldurana kadar beklemem gerekiyor. Yaşı bekleme süresini yarı yarıya düşürme formülü üzerinde duruluyor.

5. formül

Beşinci formül ise Avrupa modelidir. Bazı Avrupa ülkelerinde böyle bir uygulama var. 67 yaşında emekli olması gerekirken vatandaş 63 yaşında emekli olma talebinde bulunuyor. Burada maaşında belli bir kesinti yapılarak emekli aylığı bağlanıyor.

Mesela 63 yaşında emeklilik isterse 67 yaşına kadar kesintili emeklilik maaşı alıyor. 67’yi doldurduğu taktirde normal emekliliğe geçiyor. Burada puanlama sistemi var ve bu puanlama sistemini yakalamışsa bundan yararlanabilir.

Bu 5 formül üzerinden çalışma yürütülüyor. Bu formüllerden hangisi Türkiye’deki sosyal güvenlik yapısına uygun olursa, sosyal güvenlikte aktif, pasif dengesini bozmayacak ve ilave yük getirmeyecekse bunlardan birisi hayata geçirilecek.

Bu EYT konusu herkesin ağzında herkes bunu konuşuyor. Buna da belli bir formül getirilecek çözüm üretilecek.”

Paylaşın

Aşırı Sıcaklıklar En Çok Hangi Organlarımıza Zarar Verebilir?

Son yıllarda küresel çapta yaşanan aşırı sıcaklar insan sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Bir yandan kavurucu sıcaklar yangınlara neden olup binlerce kişilerin evlerini terk etmesine neden olurken diğer yandan da yoğun dumandan dolayı yaşanan hava kirliliği aşırı ısı artışları ile beraber vücudun hayati organlarına zarar verebiliyor.

Bu hastalıklar kanser, felç ve kalp krizi gibi tehlikelere  davetiye çıkarıyor. Vücudun adeta şok olmasına neden olmasına yol açan bu durumlardan en fazla hangi organlarımız zarar görebilir? İşte aşırı sıcaklardan öncelikli olarak korunması gereken gereken dört organ.

1) Deri

Aşırı sıcak günlerde güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmak ultraviyole ışınlarının (UV) cilde önemli zararlar vermesine neden olabilir. Vücut ne kadar fazla güneş yanığına maruz kalırsa, kişinin cilt kanserine yakalanma olasılığı da o kadar artar.

2) Beyin

Yapılan son araştırmalar beyin fonksiyonlarının aşırı sıcaklıklarda yavaşladığını ortaya koydu. Net bir şekilde düşünmenin zorlaşmasının yanı sıra muhakeme hataları sayısının arttığı ve bilişsel işlevlerin gerilediği görüldü. Ayrıca aşırı sıcaklıklar nedeniyle kan ile beyin arasındaki bariyerin parçalanabilmesi riskinin artması beyinde protein ve iyon birikmesine neden olarak iltihaplanmalara yol açabilir. Aşırı sıcakların ruh sağlığını da olumsuz etkilediği ve bu tür günlerde kişilerin kendilerini daha sinirli hissedebileceği de uzmanların altını çizdiği diğer önemli bir konu.

New York’ta yakın zamanda yapılan bir araştırma, sıcak günlerde madde bağımlılığı, ruh hali ve anksiyete bozuklukları, şizofreni ve bunama şikayetleri ile hastanelere başvuran kişi sayısında artış olduğunu işaret etti. Diğer bir çalışma ise intihar oranları ile aşırı sıcaklıklar arasında doğru orantı olabileceğini gözler önüne serdi.

3) Akciğerler

Sıcak havanın diğer bir olumsuz etkisi de akciğerlerde yaşanabilir. Yüksek sıcaklıklara genelde durgun hava eşlik eder. Bu tabloya araçlar, enerji santralleri ve fabrikalardan havaya karışan zararlı dumanlar eklendiğinde insan için çok zararlı olan ozon seviyesi yükselir.

2008 yılında yapılan bir çalışma, sıcaklıklarda yaşanacak her bir derecelik artışta ozon kirliliğinin dünya çapında 22 bin kişinin ölümüne neden olacağını ortaya koydu. Kirlilik nedeniyle akciğer fonksiyonlarının azalması astım riskini de yükseltebilir.

4) Kalp

Vücut ısındıkça kan damarları genişler ve bu da kan basıncını düşürür. Beyinde kalp atışı, nefes alma ve kan basıncı gibi hayati süreçleri kontrol eden medulla oblongata, kalbin pompalanan kan miktarını artırmasını ister. Ancak kan basıncı düştüğünde, kalbin kanı vücutta dolaşımını sağlayabilmesi için daha fazla çalışması gerekir, bu nedenle kalp atışı hızlanır.

Kalbin bu süreçte yorulması kalp krizi yaşanmasına neden olabilir.

Uzmanlar, küresel sıcaklıklar arttıkça ölüm oranlarının da artacağını ve bu ölümlerin büyük ölçüde aşırı sıcakların kardiyovasküler sistem üzerinde yarattığı stresten kaynaklanacağını söylüyor.

Ayrıca aşırı miktarda UV, deri hücrelerinin DNA’sına zarar verebileceği gibi hasar arttıkça hücreler kontrol dışı büyümeye başlayabilir ve bu da cilt kanseri ile sonuçlanabilir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’na Verilen Tazminat Cezası AYM’den Döndü

Anayasa Mahkemesi (AYM), Mehmet Özhaseki’nin Kemal Kılıçdaroğlu’na açtığı davada mahkemenin 12 bin liralık tazminat cezasını bozdu. Yüksek Mahkeme, Kılıçdaroğlu’nun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na verilen tazminat cezası Anayasa Mahkemesi’nden (AYM) döndü.

AYM’nin kararına göre, Kılıçdaroğlu, 2010’da TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada dönemin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’ye yönelik yolsuzluk iddialarını gündeme getirdi. Özhaseki’nin açtığı dava sonunda Kılıçdaroğlu’nun 12 bin lira tazminat ödemesine hükmedildi.

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın haberine göre; temyiz incelemesiyle birlikte karar, 2019’da kesinleşti. Kılıçdaroğlu da kararı AYM’ye taşıdı. Başvuruyu görüşen AYM, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

Kılıçdaroğlu’nun, söz konusu konuşmada olaya ilişkin şüphelerini açıkladığı, soruşturma açılması çağrısında bulunduğu aktarılan kararda, “Dava konusu sözler, mahkemeler tarafından olayın koşulları gözetilmeksizin değerlendirme konusu yapılmıştır. Mahkemeler, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve dolayısıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğunu ikna edici bir şekilde, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya koyamamıştır” denildi.

Paylaşın