Ahmet Davutoğlu Konuşmalıdır!

Cumhuriyet gazetesi yazarı Emre Kongar, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti’de geçirdiği dönemde yaşanan bazı olaylara dair konuşması gerektiğini söyledi.

Emre Kongar, bugünkü köşe yazısında Davutoğlu’nun AK Partili bazı isimler ile son günlerde yaşadığı tartışmaları anımsattı.

Cumhuriyet yazarı, yazısının devamında Davutoğlu’na 5 konuda konuşma çağrısı yaptı:

1) Bugün artık yanlışlığı iyice anlaşılmış olan Türkiye’nin “Ilımlı (Amerikancı) İslam Devleti” modeli olarak kullanılması ve Suriye’ye saldırı politikası.

2) Siyasette ahlakı sağlamaya yönelik olan “şeffaflık” yasasını kimin, kimlerin nasıl engellediği.

3) 7 Haziran seçimlerinde AKP tek başına hükümeti kuramayınca, Kılıçdaroğlu’na görev verilmesinin engellenmesindeki rolü.

4) 7 Haziran 2015 seçimleri ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki beş ayda gerçekleşen terör olaylarının arkasındaki ihmaller, sorumlular ve Gar Katliamı sonrasında ilan edilen akıllara ziyan “Kokteyl Terör” kavramının nasıl üretildiği.

5) Kendisinin hangi gruplar, kimler tarafından ayağının kaydırıldığı ve kendisinden sonra ortaya çıkan yönetimin sapmaları.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Hazır Giyimde Yüzde 100’e Varan Zamlar Kapıda

Maliyet artışı nedeniyle ciroların da arttığını ancak satış adetlerindeki artışın sınırlı kaldığını söyleyen BMD Başkanı Sinan Öncel, “Kış sezonu ürünlerinde yıllık bazda yüzde 100’e varan fiyat artışları şaşırtıcı olmayacak” dedi.

Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel, organize perakendede maliyet artışları nedeniyle cirolar artarken, satış adetlerindeki artışın sınırlı kaldığını söyledi.

Sözcü’nün haberine göre ciroların geçen yaza oranla ortalama yüzde 80 arttığı bilgisini veren Öncel, “Birçok marka adet satışlarında hâlâ pandemi öncesindeki rakamları yakalayamadı” dedi.

Sektörde ham madde, enerji, dağıtım ve işçilik başta olmak üzere yüksek girdi maliyetlerinden kaynaklanan baskının devam ettiğini vurgulayan Öncel, kış sezonu ürünlerine yapılacak zamların, yıllık bazda yüzde 100’ü bulacağını dile getirdi.

‘Üretici ve tüketici için zorlu bir dönem geliyor’

Yazılı bir açıklama yapan Öncel, “Haziran ayı verilerine göre, ÜFE ve TÜFE arasında 60 puan fark bulunuyor. Firmalar bu maliyetleri önümüzdeki aylarda bir şekilde fiyatlara yansıtmak durumunda kalacak. Kış sezonu ürünlerinde yıllık bazda yüzde 100’e varan fiyat artışları şaşırtıcı olmayacak” dedi.

Tüketicinin de zamların süreceğini beklediğini ifade eden Öncel, “Bu yüzden imkânı olanlar ihtiyaç alışverişlerini öne çekiyor. Dolayısıyla adet satışlarında istenen düzeye ulaşılamasa da perakende sektöründe canlılık devam ediyor” diye konuştu.

“Turistlerin de katkısı ile bu hareketliliğin yaz sezonu boyunca süreceğini öngörüyoruz” diyen Öncel, “Ekimden sonrası için bir tahminde bulunmak için henüz erken olmakla birlikte hem sektör hem de tüketici açısından kış sezonunun zorlu geçeceğini söyleyebiliriz” ifadelerine yer verdi.

Halihazırda yüzde 100 ve üzerinde ciro artışını yakalayan firmaların olduğuna, ancak cirolardaki bu artışın adetlere tam olarak yansımadığına dikkat çeken Öncel, şöyle devam etti:

“Birçok markamız adet satışlarında 2019 rakamlarını yakalamakta zorlanıyor. Cirolardaki büyüme adetten değil, fiyat artışlarından kaynaklanıyor. Ham madde fiyatlarında bir gevşeme olmakla birlikte diğer girdilerdeki maliyet baskısı sürüyor.”

Paylaşın

Dünyanın Önde Gelen Bankaları İklim Hedeflerinin Çok Uzağında Kaldı

Dünyanın en etkin bankalarının Paris İklim Anlaşması’nda küresel ısınmaya karşı belirlenen hedeflere ulaşma konusunda attığı adımlar yetersiz kaldı. Verilerin finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, İklim Değişimi Kurumsal Yatırımcılar Grubu (IDKYG) tarafından hazırlanan bir rapora göre Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya merkezli 27 dev banka küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için belirlenen önlem alanların her birinde hedeflerin çok uzağında kaldı.

AP’nin ulaştığı raporda hiç bir önde gelen bankanın yeni petrol ve doğal gaz arama projelerine finansman sağlamama sözü vermediği sadece bir bankanın Uluslararası Enerji Ajansı yönergelerine göre kömür finansmanını kesme sözü verdiği vurgulandı.

Barclay’s’in İngiltere Emeklilik Fonu, BlackRock ve Goldman Sachs Varlık Yönetimi gibi birimlerin üyesi olduğu IDKYG’nin internet sitesine göre 350’den fazla üyesi toplamda 51 trilyon euroluk yatırımı yönetiyor ya da danışmanlık veriyor.

Raporun finans sektörünün içerisinde önemli oyunculardan gelmesi ayrı bir önem taşıyor. Kurumların karbon emisyon salımlarını takip eden araştırma kuruluşu Geçiş Yolu Girişimi de rapora katkıda bulundu.

Wharton İşletme Okulu Dekan Yardımcısı Witold Henisz çalışmanın bankaların henüz net sıfır hedeflerine hatta kendi verdikleri sözlere ulaşmak için yeterli ilerleme kaydetmediklerini ortaya koyduğunu belirtti. Henisz çalışmanın metodolojisine getirilecek eleştirilerin ortaya çıkan açık sonucu etkileyemeyeceğine de vurgu yaptı.

Çalışmada bankalar iklim hedeflerine ulaşma konusunda 6 başlık altında değerlendirildi. Bunlar net sıfır hedeflerine bağlılık; kısa ve orta vadeli emisyon hedefleri; kirlilik yaratan sektörlerden çıkma anlamına gelen karbonsuzlaştırma stratejisi; iklim düzenlemeleri konusunda lobi çalışmaları, iklim duyarlılığının liderlik yapısını etkilemesi.

Paylaşın

AYM, Din Dersi Müfredatını Anayasa’ya Aykırı Buldu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmak isteyen bir ateist öğrencinin başvurusunun kabul edilmemesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetti ve öğrenci ile velisine 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Bugün Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre 15 AYM üyesinin yedisi karara karşı oy kullandı.

Mahkeme bu kararı ders müfredatını inceleyerek aldı.

Anayasa’nın 24. maddesindeki “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” ve “Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır” ifadelerini hatırlatan AYM, mevcut müfredatın ilk alıntıda yer alan din kültürü ve ahlak öğrenimi sınırlarında kalmayıp ikinci alıntıda yer alan din eğitim ve öğretimi seviyesinde olduğuna hükmetti.

Bu konudaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay kararlarını da hatırlatan AYM, Danıştay’ın 2017’de içtihat değiştirerek dersin Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermesine rağmen bu kararın gerekçesini açıklamadığını belirterek bunu dikkate almadı.

AYM zorunlu din derslerinin “İslam’ın Türk milletinin çoğunluğu tarafından uygulanan ve yorumlanan şekline ilişkin bilgilere odaklandığını” ve yalnızca İslam dinine ait ibadetleri öğrettiğini belirtti.

İşten çıkarma davası

AYM bir diğer kararını ise 2017’de Gülen yapılanmasına üye olduğu gerekçesiyle Kızılay’daki işinden çıkarılan bir hemşirenin başvurusu üzerine verdi.

Mahkeme bu kişi hakkında bir soruşturma olmadığını, eski eşinin yaptığı bir bağış nedeniyle kırmızı listede olduğunu belirterek başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

Paylaşın

Küresel İfade Özgürlüğü Raporu: Türkiye Krizde

Küresel İfade Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti. Bu puanlamaya göre Türkiye “krizde” olan ülkeler kategorisine girdi.

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’nu yayınladı. Raporda ülkeler, bireylerin toplumsal hayatta ve sosyal medyada özgürce kendini ifade edebilmesi, sokak eylemlerine katılabilmesi, siyasi lidere erişim, şiddet ya da yaptırımlara maruz kalma korkusu olmadan eylemlilikte bulunmak gibi 25 farklı gösterge üzerinden değerlendirildi ve ülkelere 100 üzerinden puan verildi.

Bu puanlama üzerinden, 80-100 puan arası ülkeler ‘özgür’, 60-79 puan arası ülkeler ‘kısmen kısıtlı’, 40-59 puan arası ülkeler ‘kısıtlı’ , 20-39 puan arası ülkeler ‘büyük ölçüde kısıtlı, 0-19 puan alan ülkeler de ‘krizde’ biçiminde kategorilere ayrıldı.

Türkiye krizde

Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Bu yıl da ‘krizde’ olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye’nin ifade özgürlüğündeki düşüşü de devam etti. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti.

Türkiye bu yıl 7 puanla Mısır, İran, Myanmar ve Burundi ile aynı sırada, 5 puan alan Yemen’in hemen üzerinde yer aldı. Rusya, Irak, Bangladeş, Ruanda, Pakistan, Zimbabve, Sudan ve Afganistan gibi ülkelerin ise gerisinde kaldı.

Dünyada da ifade özgürlüğü kısılıyor

İfade özgürlüğü konusunda Türkiye’de artarak devam eden kısıtlamalar dünya geneli için de geçerli. Rapora göre dünya nüfusunun sadece yüzde 15’i, yani her 7 kişiden sadece biri düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor.

Raporda son 10 yılda dünya çapındaki ifade özgürlüğündeki düşüşe de dikkat çekildi. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 80’i, 10 yıl önceye göre daha az ifade özgürlüğüne sahip.

En baskıcı ülkeler

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’na göre Kuzey Kore, 100 üzerinden ‘0’ ile ifade özgürlüğünün en çok kısıtlandığı ülke oldu. Kuzey Kore’yi, 1 puan ile, Türkmenistan, Suriye ve Erire, 2 puan ile Belarus, Çin ve Küba, 3 puanla Nikaragua ve Suudi Arabistan, 4 puanla da Ekvotoryal Gine izledi.

En özgür ülkeler yine İskandinavya’da

İfade özgürlüğünün en yüksek olduğu ilkeler ise 95 puanla Danimarka ve İsviçre, 94 puanla İsveç ve Norveç, 93 puanla Estonya ve Finlandiya, 92 puanla İrlanda ve Portekiz, 91 puanla da Belçika ve Litvanya oldu.

Paylaşın

Bilim İnsanları Kelliğin Muhtemel Çözümünü Buldu

Yeni bir araştırmada, insanların saçlarının dökülüp dökülmeyeceğinden tek bir kimyasalın sorumlu olabileceği bulundu. Birleşik Krallık’taki erkeklerin yaklaşık üçte ikisi erkek tipi kellikle karşı karşıya kalacak.

Çalışmada, kimyasal maddenin keşfinin “sadece kelliği tedavi etmekle kalmayıp, nihayetinde yaraların iyileşmesini de hızlandırabileceği” belirtiliyor.

Riverside Kaliforniya Üniversitesi’nden araştırmacılar, saç köklerinin bölünmesine ve ölmesine tek bir kimyasalın yol açtığını keşfetti.

Biophysical Journal adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın ortak yazarı Çişuan Vang şöyle dedi:

Bilimkurgu eserlerinde karakterlerin yaralarını hızla iyileştiğinde bunu sağlayanın kök hücreler olduğu fikri mevcut.

Gerçek hayattaysa yeni çalışmamız bizi kök hücre davranışını anlamaya daha da yakınlaştırıyor. Böylece kök hücreyi kontrol edebilir ve yara iyileşmesini teşvik edebiliriz.

Düzenli ve otomatik biçimde kendini yenileyen tek insan organı olması sebebiyle saç köklerini inceleyen ekip, TGF-beta adı verilen bir protein türünün saç köklerindeki kök hücrelerin bölünmesini nasıl kontrol ettiğini ve bazılarının neden ölebildiğini keşfetti.

Vang şöyle açıkladı:

TGF-betanın iki zıt rolü var. Bazı saç köklerinin yeni yaşam üretmesi için faal hale gelmesini ve sonra da apoptozu, yani hücre ölüm sürecinin düzenlenmesini sağlıyor.

Bir saç kökü kendini öldürdüğünde bile asla kök hücre deposunu öldürmüyor. Hayatta kalan kök hücreler yenilenme işareti aldığında bölünüyorlar, yeni hücre yapıyorlar ve yeni bir saç kökü oluşturacak şekilde gelişiyorlar.

Fakat bilim insanları bir saç kökü öldüğünde kök hücre deposunun varlığını sürdürdüğünü tespit etti.

Çalışmanın yazarları saç kökü kök hücrelerini faal hale getirerek saç uzamasını sağlamanın mümkün olabileceğini fakat bu konu üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ekledi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna Ve Askeri Üssüne Saldırı

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ve Başika’daki askeri üse eş zamanlı saldırı düzenlendi. Rudaw saldırıların roketle yapıldığını yazarken, RojNews askeri üssü yapılan saldırının drone ile yapıldığını söyledi.

Rudaw haberinde atılan dört füzenin başkonsolosluk binasının etrafına isabet ettiği, etraftaki binaların ve araçların hasar gördüğü ancak ölen ya da yaralanan olmadığı aktardı.

Her iki haber kuruluşu da Başika yakınlarındaki askeri üssü yapılan dronlu saldırıya ilgili ölen ya da yaralanan bilgisi paylaşmadı.

RojNews saldırıyı Irak’ta Şii bir grup olan Seraya Ebabil güçlerinin üstlendiğini belirtti.

Başika’daki askeri üs Musul’un 12 kilometre kuzeyinde. 2015’te inşa edildi ve “Başika ya da Zilkan üssü” olarak adlandırılıyor.

Dışişleri Bakanlığı saldırıyı kınadı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.

Musul Başkonsolosluğuna gerçekleştirilen saldırıyı doğrulayan Dışişleri Bakanlığı, Başika’daki askeri üsse yapılan saldırıyla ilgili bir şey demedi.

Bakanlık açıklamasında, “Can kaybı yaşanmayan bu saldırıyı en sert şekilde kınıyor ve sorumluların biran önce adalet önüne çıkarılmalarını bekliyoruz. Irak makamlarını diplomatik ve konsüler temsilcilikleri koruma sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” dedi.

Saldırının BM Güvenlik Konseyinde Irak’ın çağrısıyla düzenlenen toplantı sırasında gerçekleştiği belirten Bakanlık açıklamada, şunları kaydetti:

“Ülkemizin haksız şekilde itham edilerek hedef gösterildiği bir dönemde, Irak makamlarının çağrısı üzerine düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında bu saldırının gerçekleşmiş olması da vahim ve düşündürücüdür.”

“Bu vesileyle Irak makamlarına, terörle mücadeleye odaklanmaları ve toprakları üzerinden komşu ülkelere ve diplomatik temsilciliklere tehdit oluşturan terör mevcudiyetlerine son vermeleri çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.”

Paylaşın

Suriye’den Türkiye’ye Operasyon Yanıtı: Karşılık Veririz

Ankara’nın geçtiğimiz aylarda gündeme getirdiği Suriye’nin kuzeyine yönelik olası operasyon gündemi devam ediyor. Şam, “Türkiye’nin olası bir saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu” açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yer alan haberde, vurgulanan açıklamada, “Ordu ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı, Suriye Arap Ordusu’nun, Türkiye’nin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında olası herhangi bir saldırganlığına karşı koymaya tamamen hazır olduğunu teyit etti” ifadeleri yer aldı.

Askeri bir kaynağın SANA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin son iki gündür Suriye topraklarında uyguladığı provokasyonların ve farklı bölgelere ve bir dizi silahlı kuvvetlerimize ait noktalara yönelik saldırıların yoğunlaşmasıyla, ordumuzun bu ülkenin ve terör örgütlerinin olası her türlü saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu teyit ediyoruz” denildi.

Esad: Karşılık vermekten çekinmeyiz

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyon gündemi devam ederken Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad geçtiğimiz ay Russia Today’e verdiği röportajda, Türkiye’nin olası operasyonu için “Karşılık vermekten çekinmeyiz” demişti.

Esad, “Kuşkusuz işgal edilmiş her toprak zamanı gelince kurtarılacak” diye konuşmuştu.

Hamaney Erdoğan’ı uyarmıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak, İran, Rusya ve Türkiye üçlü zirvesine katılmak için 19 Temmuz’da gittiği Tahran’da ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile görüşmüştü.

Yaklaşık 40 dakika süren görüşmede Hamaney’in Erdoğan’ı Suriye’ye yönelik olası operasyon için uyardığı ifade edilmişti.

Hamaney’in Erdoğan’ı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yapmayı planladığı olası operasyonun “zarar verici olacağı” konusunda uyardığı belirtilmişti.

Erdoğan’dan Suriye’ye operasyon çıkışı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mayıs ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin kuzeyine yönelik, “30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti: “Suriye sınırlarımız boyunca adım adım kurmakta olduğumuz 30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız. Böylece çocuklarımızı kandırıp dağa götüren mekanizmayı tamamen ortadan kaldırmış olacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Azerbaycan ziyaretinden dönerken uçakta, Suriye’nin kuzeyine yönelik TSK’nın olası operasyonun sorulması üzerine “Her zaman söylediğim gibi, bir gece ansızın onların da tepelerine ineriz, inmeye de mecburuz. Biz şehitlerimizin bedelini bunlara ödetmeyecek miyiz?” demişti.

ABD: Rusya Suriye’yi riske atmak istemez

ABD’nin eski Türkiye ve Suriye Büyükelçisi James Jeffrey ise Rusya’nın da bölgedeki varlığını korumak istediğini “Rusya için Suriye büyük bir başarı, bunu riske atmak istemezler” sözleriyle özetlerken ABD’nin de kısa zamanda Suriye’den ayrılmak gibi bir niyeti olmadığını ifade etmişti.

Rusya: Mantıksız bir adım

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, bugün başlayacak ve iki gün sürecek Astana görüşmeleri öncesinde Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyonunu değerlendirmişti.

Lavrentyev, sözkonusu operasyon için “Mantıksız bir adım” yorumunu yapmıştı. Lavrentyev açıklamalarının devamında İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik konusuna da değinerek “Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine çekinceli yaklaşıyor diye Suriye’ye operasyon konusunda Türkiye ile pazarlık yapmıyoruz. Operasyona gözümüzü kapatmıyoruz. Rusya bölgedeki müttefiklerini satmaz” demişti.

(Kaynak: halktv.com.tr)

Paylaşın

CHP’li Tanrıkulu: Haziranda 39’u Çocuk 792 Kişi İşkence Gördü

Haziran ayına ilişkin hak ihlalleri, CHP’li Sezgin Tanrıkulu tarafından rapor haline getirilerek paylaşıldı. Rapora göre haziranda 39’u çocuk olmak üzere 792 kişi işkence gördü. İşçilere, kadınlara, gazetecilere yönelik ihlaller de devam etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, “Haziran 2022 Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri Raporu”nu yayımladı.

Tanrıkulu’nun raporuna göre, haziran ayında 231 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi. Yaşam hakkı ihlallerinde, 187 emekçinin hayatını kaybetmesi ile iş cinayetleri birinci sırada yer aldı. Rapora göre kadın cinayetlerinde 32 kadın hayatını kaybederken, 5 kişi de cezaevlerinde hayatını kaybetti.

39 çocuk işkence gördü

Tanrıkulu’nun raporunda bir ayda 792 işkence olayı yaşandığı belirtilirken, bu olayların 51’nin cezaevlerinde yaşadığı ve işkenceye uğrayanlardan 39’unun çocuk olduğu kaydedildi.

Haziran ayında toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik hak ihlalleri de devam etti.  71 eylem ve etkinliğe müdahale edilirken, bu müdahalelerde 35’i çocuk 783 kişi hakkında adli ve idari işlem yapıldı. 10 kişi toplantı ve gösteri yürüyüşünü kullandığı için açılan davalarda mahkûm oldu. 7 ilde 11 tiyatro, gösteri vb. etkinlikler yasaklandı.

Gazetecilere yönelik hak ihlalleri de raporda yer aldı. Buna göre haziranda 26 gazeteci gözaltına alındı, 16 gazeteci tutuklandı, 4 gazeteci hakkında açılan davalardan mahkûm oldu, bir gazeteci ise saldırıya uğradı.

Sansür

292 internet haberine erişim engeli geldi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kanallara 5 kez ceza verdi, 11 kitap hakkında toplama kararı verildi.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için 32 kişi gözaltına alındı, 13 kişi tutuklandı. 10 kişi hakkında, bu hakkını kullandığı için açılan davalarda mahkûmiyet kararı verildi. 35 kişiye bu alanda soruşturma açıldı.

Tanrıkulu, raporundaki verilerden yola çıkarak, “Adalet ve Kalkınma Partisi, ‘İşkenceye sıfır tolerans’ dedi. İnsan hakları ihlallerini bitirme iddiasıyla geldi, 20 yıl önce. Bugün itibarıyla zalimlikte, zulümde ve insan hakları ihlallerinde bir şampiyonluğa doğru ilerliyor” dedi.

“Adalet ve Kalkınma Partisi geldiği noktada zalimlik, zulüm ile ayakta duruyor” diyen Tanrıkulu, “Bunlar kendi iktidarlarının idari pratiğine dönüşmüş durumda ama söz veriyoruz, hiç kimse umutsuz olmasın. Bütün bunları ortadan kaldıracağımız ortamı seçimden sonra yaratacağız” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: ANKA)

Paylaşın

Salgında Türkiye’ye Yönelen Lüks Markalar Ülkeden Çıkıyor

Merkezi Londra’da bulunan veri analizi ve danışmanlık şirketi GlobalData’nın son raporu, lüks giyim pazarının salgına rağmen geçen yıl yüzde 24,1 büyüdüğünü ortaya koydu. Yine dünyada artan enflasyonist baskıya rağmen, bu yıl da büyümenin sürmesi ve pazarın 149 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması bekleniyor.

Hal böyleyken söz konusu pazardaki payını artırmak isteyen oyuncular için kıyasıya yarış da kaçınılmaz oluyor. Bu yarışta önemli avantajlardan biri de uygun maliyetlerle üretim yaptırabilmekten geçiyor. 2020’de başlayan salgın, yıllardır süregelen tedarik zincirinde önemli değişimlere yol açmış, Türkiye de bu dönemde üretim maliyetleri ile olmasa da coğrafi avantajıyla lüks markalar için önemli bir üretim merkezi haline gelmişti.

Markalar çıkışa yöneldi

Sadece lüks markalar değil, hızlı moda devlerinin de aynı yolu tercih etmesi, Türkiye hazır giyim sektörünü ihracatının, 2021’de 20,2 milyar dolara çıkmasını sağlamıştı. Bu yıl ise hedef 23 milyar dolar olsa da tüm dünyada artan enflasyonist baskı, hedefin en az 1 milyar dolar gerisinde kalınacağını ve yılın 22 milyar dolara yakın bir rakam ile kapatacağını gösteriyor. Hedefteki gerilemenin sebeplerinden biri de salgında Türkiye’ye yönelen lüks markaların artık fiyat tutturmakta zorlanmaya başlaması oldu.

“Avantajımızı kaybediyoruz”

30’u aşkın yabancı markayı temsil eden Tescilli Markalar Derneği’nin (TMD) Başkanı İzzet Stamati, katma değerli ihracatta büyük öneme sahip markaların Türkiye’den çıkışa yöneldiğini anlattı.

Brandy’s çatısı altında Calvin Klein’den Versace’ye, Armani’den Hugo Boss’a, DKNY’den Guess’a kadar onlarca markanın satışını gerçekleştiren İzzet Stamati, “Salgında Uzakdoğu’daki yüksek navlunun da etkisiyle lüks ve ulaşılabilir lüks markalar üretim için Türkiye’ye yönelmişti. Biz de burada üretim yapmaları noktasında her zaman baskı yapıyorduk. Ancak gelinen noktada bu avantajı yavaş yavaş yitiriyoruz. Pandemi dönemindeki kazanımları kaybedilebiliriz. Bunun en önemli sebebi de artan üretim maliyetleri ve hammaddede uygulanan vergiler. Bu alanlarda yaşanan fiyat artışları markaların burada fiyat tutturmasını zorlaştırıyor. Bizim de çalıştığımız markalar artık Türkiye’de fiyat tutturamadıklarını söylüyorlar. Avantaj neredeyse üretimi oraya kaydırmaya gidiyorlar” diye konuştu.

“Kayıp milyar doları bulabilir”

Her ne kadar başta enerji maliyetleri tüm dünyada artsa da dövize endeksli hammaddeler, Türkiye’nin iç dinamiklerinin etkisi ile daha yüksek hale geldi. Yine son yapılan ücret artışları da üretim maliyetlerini artırdı. Öte yandan ithal elyaf, iplik ve kumaşta gümrük vergileri de yüzde 5-8 ve 10 gibi değişik oranlarda uygulanıyor. Stamati, “Bu vergiler de fiyat tutturma noktasında sıkıntı yaratıyor. Bu vergilerin hem bitmiş ürün hem de hammaddede düşürülmesi gerekiyor. Aksi halde markaları burada tutamayacağız” diye konuştu.

İzzet Stamati’nin verdiği bilgilere göre, söz konusu alanda üretimin değeri milyar doları buluyor. Zira salgın döneminde hazır giyimde Türkiye’ye kayan sipariş miktarı 3 milyar doları bulmuştu.

Peki bu markalar yine Uzakdoğu’ya mı yönelecek? İzzet Stamati, bu noktada da ilginç bir bilgi paylaştı. “Tedarik zinciri artık kırıldı ve yeni üreticiler doğmaya başladı. Tunus, Cezayir, Fas ve Mısır gibi pazarlar öne çıkıyor. Uzakdoğu’yu bırakın artık, söz konusu ülkeler de Türkiye ile rekabet edecek duruma geldi. Orda da işçilik çok ucuz” diyen Stamati, vergilerin düşürülmesinin tüketiciye de önemli oranda fayda sağlayacağını kaydetti.

Prens geldi Suudiler coştu

TMD Başkanı İzzet Stamati, turizmde yaşanan hareketlilik sayesinde tüketimin de gayet iyi gittiğini anlattı. Stamati, “Turizm sezonundayız. Tüketim var, harcama yüksek. Özellikle Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’ın Türkiye’ye geliyor haberleri ile Suudilerin Türkiye ilgisi arttı. Alışverişte ilk sıraya yükseldiler” ifadelerini kullandı.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın