İYİ Parti: CHP’ye Borcumuzu Mahalli Seçimde Ödedik

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı merak ediliyor. 21 Ağustos’taki ‘altılı masa’ buluşmasının vakti yaklaştıkça tartışma bu sorunun yanıtına odaklanıyor. 

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, ismini paylaşmadığı İYİ Parti’nin bir ağır topunun, Kılıçdaroğlu’nun bugüne dek adaylık bahsini kendilerine açmadığını, “Bizimle öyle bir görüşmesi, öyle bir niyet açıklaması olmadı. Bizim kimseye bir sözümüz, mecburiyetimiz yok” dediğini aktardı.

Saymaz’ın aktarımına göre, İYİ Parti’nin ağır topu devamında şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu aday olacaksa gelsin söylesin. Bize iletilmiş bir şey yok. Masada bununla ilgili bir konuşma da yok. Kılıçdaroğlu, ‘Böyle böyle yapacağım’ diyor. Diyebilir, hakkıdır, belki tek başına iktidar olacak.”

Kimi çevrelerde 2018’deki seçimde CHP’nin 15 milletvekili transfer ederek, İyi Parti’nin seçimlere girme hakkı kazanmasına imkan sağladığı ve Akşener’in borcu kapatmak için Kılıçdaroğlu’nun adaylığına “Evet” diyebileceği savunuluyor. İyi Parti’nin ağır topu ise bu düşünceye şöyle yanıt verdi:

“Ne borcu? Biz borcumuzu mahalli seçimde ödedik. Kaldı ki bizim seçime katılma hakkımızı YSK vermişti. CHP o imkanı tanıdıktan sonra bu kararı almış olabilirler. Olmasa belki yapmayabilirlerdi. Ama zaten seçime girme hakkını kazanmıştık.”

Paylaşın

AYM’den Aysel Tuğluk Kararı: Tahliye Talebi Reddedildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve demans teşhisi konan Aysel Tuğluk için avukatlarının yaptığı cezanın infazının ertelenmesi ve tahliye edilmesine ilişkin tedbir talebinin reddine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararında, “Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas ve üst ihtisas kurullarının başvurucu hakkındaki tıbbi belge ve kayıtları inceleyerek yaptıkları değerlendirmelerde, tutarlı olarak, başvurucunun yaşamını yalnız idame ettirebileceği ve hastalığı nedeniyle infaz ertelemesi gerekmediği belirtilmiştir” ibaresine yer verdi.

Tuğluk’un avukatlarından açıklama

Aysel Tuğluk’un avukatları ise dün (12 Ağustost) yaptıkları yazılı açıklama ile karara tepki gösterdi. Tuğluk’un avukatları, bu kararın esasen AYM’nin Aysel Tuğluk’un durumunun ağırlaşacağının itirafı olarak okuduklarını söyledi. Avukatlar, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Hastalığın ilk teşhisinin konulduğu Seka Devlet Hastanesi’nin ilk raporlarından bugüne, her yeni durum, belge, tıbbi raporlar ve mütalaalarla birlikte her defasında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına infaz ertelemesi için yaptığımız başvurulara ya uzun bir süre yanıt verilmemiş ya da ATK raporları gerekçe gösterilerek taleplerimiz reddedilmiştir.

Yeniden muayene

“Öyle anlaşılıyor ki AYM, önüne sunulan dosyada Sayın Tuğluk’un sağlık durumunun geldiği aşamayı gösteren çok sayıda belgeyi göz ardı edemeyerek gitgide daha ağır bir tabloya sahip olacağının ve tek başına hayatını sürdüremez duruma geleceğinin itirafını yaparken, insan hakları mekanizmalarının köklü içtihadının zorunlu kıldığı kararı ise vermekten imtina etmiştir.

“Tuğluk, önümüzdeki günlerde tekrar ATK muayenelerinden geçirilecek ve bir kez daha ‘cezaevinde tek başına hayatını idame edip edemediğine dair’ bir değerlendirme yapılacaktır. Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, beklentimiz, bilimin, hukukun, vicdanın gerektirdiği objektiflikte bir rapor hazırlanmasıdır. Unutmayalım ki, hukuk ve tarih önünde, altına imza attığımız her metinden sadece ve sadece kendimiz sorumluyuz.”

Ne olmuştu?

Aysel Tuğluk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı görevinde bulunduğu dönemde, 29 Aralık 2016’da tutuklanmıştı. Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle suçlanmıştı.

16 Mart 2018’de kararını açıklayan Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Aysel Tuğluk’a “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezası vermişti. Yapılan itirazların ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Tuğluk hakkında verilen hapis cezasını onamıştı.

Son olarak ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Tuğluk için tutuklama kararı verilmişti. Seka Devlet Hastanesi tarafından 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı konuldu.

Paylaşın

Moody’s Türkiye’nin Kredi Notunu Düşürdü

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B2″den “B3″e düşürdüğünü, not görünümünü ise negatiften durağana çevirdiğini açıkladı.

BloombergHT’nin aktardığına göre Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B2″den “B3″e düşürdüğünü, not görünümünü ise negatiften durağana çevirdiğini duyurdu.

Moody’s, Türkiye’nin ödemeler dengesi üzerinde artan baskıları ve Döviz rezervlerinin daha da düşme riskini, kredi notunun düşürülmesine neden olarak gösterdi. Kuruluş ayrıca, Türkiye’nin cari açığının muhtemelen önceki beklentileri büyük bir farkla aşabileceğini kaydetti.

Kuruluş, Türkiye’nin cari işlemler açığının bu yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 6’sına yakın olacağını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce beklenenden üç kat daha fazla olacağını tahmin ediyor.

Analist Kathrin Muehlbronner ve Alejandro Olivo yaptığı açıklamada, yetkililerin para birimini istikrara kavuşturmak ve döviz tamponlarını yenilemek için giderek alışılmışın dışında önlemlere başvurmak zorunda kaldığını belirtti.

Analistler açıklamada, “Giderek artan karmaşık düzenleyici, mali ve makro ihtiyati tedbirlerin makroekonomik istikrarı geri getirmede etkili olması pek olası değil.” ifadelerini kullandı.

Kuruluş, 27 Mayıs’ta yaptığı duyuruda, Türkiye’nin kredi notuna ilişkin güncelleme yapmadığını açıklamıştı.

Paylaşın

Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yine Arttı!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ağustos ayı, Piyasa Katılımcıları Anketi’nin sonuçlarını paylaştı. Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 69,94 iken, bu anket döneminde yüzde 70,60 oldu.

Haber Merkezi / 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 40,23 iken, bu anket döneminde yüzde 41,99 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 24,27 ve yüzde 24,35 olarak gerçekleşti.

Dolar/TL

Katılımcılar cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 18,99 TL iken, bu anket döneminde 19,65 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla 20,92 TL ve 22,03 TL olarak gerçekleşti.

2021 yılı aralık ayı anketinde 12 ay sonrası dolar/TL kuru beklentisi 15,56 olarak tahmin edilmişti. Böylece yıl sonu dolar kuru beklentisi sekiz ayda 4,09 TL arttı.

Faiz

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde ve bu anket döneminde yüzde 14,00 olmuştur. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi de bir önceki anket döneminde ve bu anket döneminde yüzde 14,00 olarak gerçekleşti.

Büyüme

Katılımcıların GSYH 2022 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 3,6 iken, bu anket döneminde yüzde 3,7 olarak gerçekleşmiştir. GSYH 2023 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde ve bu anket döneminde değişmeyerek yüzde 3,8 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

AK Parti’de Yeni Kavga: Erdoğan Kimi Seçecek?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıldan az süre kala gözler, siyasi partilerin atacağı adımlara çevrildi. Reklam kampanyaları için çalışmalara start verilirken, iktidar partisinde bu konuda da ‘tartışma’ yaşandığı öğrenildi .

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, “Merak ediyorum, AKP’nin seçim sürecindeki en üstteki reklam ajansı ne olacak? Yani, iktidar için en kritik seçimde ana stratejiyi ve görev dağılımını kim belirleyecek? Kısacası, Erdoğan yeni Erol Olçok olarak hangi ismi seçecek?” diye sorduğu yazısında şunları kaydetti:

“Ve acaba, büyük paraların döneceği bu süreçte o ajans Fahrettin Altun etkisinde mi, yoksa Hamza Dağ’ın kontrolünde mi olacak? Peki, ya AKP’nin eski tanıtımdan sorumlu ismi Mahir Ünal’ın varlığı hissedilecek mi o ajans üzerinde?

Bu sorular şu an iktidar partisinde yoğun olarak konuşuluyor, hatta kavga nedeni bile oluyor, benden söylemesi.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erol Olçok

Erol Olçok, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı’nı kurdu ve siyasal tanıtım faaliyetine Refah Partisi’nin seçim çalışmalarıyla başladı.

Ardından birçok kişisel aday kampanyası yaptı. Mehmet Ali Şahin’in 1987’deki adaylığı da bunlardan bir tanesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinde bulunduğu dönem onunla basın danışmanı olarak çalıştı. O sırada Doğru Yol Partisi’nden (DYP) teklif aldı.

Tansu Çiller’e bir sunum hazırladı. 1999 seçimlerinde DYP’nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı.

AKP’nin kuruluş çalışmaları sırasında Erdoğan’ın birlikte çalışma teklifini kabul etti. Partinin isminin bulunmasından kuruluşuna kadar birçok konuda etkin rol oynadı. İktidar partisinin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti.

15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki FETÖ yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminde Boğaziçi Köprüsü’nde 16 yaşındaki oğluyla birlikte hayatını kaybetti.

2018 seçimlerinde Erdoğan’ın, yakın arkadaşının yokluğunu fazlasıyla hissettiği konuşuluyordu.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan ‘Aday’ Çıkışı: ‘Altılı Masa’ İçinden Çıkması…

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik adaylık tartışmasıyla ilgili yaptığı açıklama, “Adayın ‘Altılı Masa’ içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

DP Lideri Uysal, gündemle ilgili sosyal medya hesabından değerlendirmelerde bulundu. “Biz, yeniden uçlara kaymış siyasetin merkeze geleceğiniz düşünüyoruz. ‘Ötekisini olmayan’ bir siyasi geleneğiz” diyen Uysal, Türkiye’de yoksulluğun kalıcı hale geldiğini söyledi ve “İnsanların kendi alın terinin karşılığını alabildiği bir iklimi oluşturmak gerekiyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin adayının kim olacağıyla ilgili tartışmaları da değerlendiren Uysal, “Adayın ‘Altılı Masa’ içinden çıkması gerektiği kanaatindeyiz” ifadelerini kullandı.

“Cumhur İttifakının tek bir hedefi var; Sayın Erdoğan ve yakın çevresinin iktidarını devam ettirmek” diyen Uysal, “Kayıtdışına çıkmış bir devlet mekanizması var. En basiti varlık fonu aldı altında ne kime satıldı, kime verildi bu konuda sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Tahrip olmuş bir devlet yapısı var. ‘Kuvvetlerin uyumu’ diyerek bir kişi her şeyi kontrol ediyor; yürütmeyi de yasamayı da yargıyı da…” dedi.

DP Lideri Uysal, paylaşımlarını “Ümitsizliğe yer yok” diyerek bitirdi.

‘Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım’

Uysal, daha önce de yaptığı bir açıklamada, “Cumhurbaşkanı adayı konusunda temel kuralları koyduk 6’lı masa olarak. Ben Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakarım. Bu masanın oluşumunda önemli katkılar sağlayan Kılıçdaroğlu isterse hakkıdır” demişti.

Paylaşın

Türkiye, Suriye Politikasını Değiştiriyor Mu?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara’da düzenlenen 13. Büyükelçiler Konferansı’nın son gününde düzenlediği basın toplantısında, özellikle Suriye ile ilişkiler ve uzun süredir hazırlıkları süren yeni askeri operasyona ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve yeni bilgiler verdi.

Çavuşoğlu’nun açıklamaları arasında en dikkat çeken unsur Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Ekim 2021’de görüştüğünü kamuoyuna duyurması oldu.

Diplomatik kaynaklar ise son günlerde Ankara-Şam arasında siyasi diyalog kurulacağına ilişkin iddiaların gündeme geldiği bir dönemde yapılan açıklamanın Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirdiği anlamına gelmediğini kaydediyor. Çavuşoğlu’nun Mikdad’a, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarının Suriye’nin egemenliğine karşı olmadığı, tersine toprak bütünlüğünü koruma amaçlı olduğu mesajını verdiği belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad’la 10 ay önce yaptığı görüşmeyi şu ifadelerle aktardı:

“Bağlantısızlar Toplantısı’nda, Belgrad’da ayaküstü diğer bakanlarla sohbet ederken Suriye Dışişleri Bakanıyla da ayaküstü kısa bir sohbetim oldu. O toplantı marjında, yemekten önce…

Sonuçta orada da biraz önce söylediğimi söyledim. Suriye’nin tek çıkar yolu siyasi uzlaşı. Teröristlerin temizlenmesi lazım. Kim olursa olsun, adı ne olursa olsun…Diğer taraftan muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi de söyledik.”

Çavuşoğlu bu açıklamayı, gazetecilerin, basında çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirileceğine ilişkin haberleri anımsatması üzerine yaptı.

Rusya, Ankara-Şam diyaloğu için uzun zamandır çalışıyor

Bu iddialar, Erdoğan’ın 5 Ağustos Cuma günü Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin öncesi ve sonrasında Türk ve yabancı basında çıkan haberlerde yer almış ancak Ankara tarafından doğrulanmamıştı.

Çavuşoğlu, Moskova’nın uzun zamandır Ankara ile Şam arasında diyalog kurulması için çalıştığını ancak Türkiye’nin sadece istihbarat kurumları üzerinden temas kurmayı tercih ettiğini kaydetti.

İstihbarat kurumları arasındaki temasların bir süre önce kesildiği ancak şimdi yeniden kurulduğu bilgisini de veren Çavuşoğlu, “Sonuçta bu istihbaratlar arasındaki görüşmede birçok önemli konular gündeme geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Çavuşoğlu, Şam’ın Ankara’nın “terör örgütü” olarak tanımladığı YPG’ye karşı mücadele etmesi durumunda destek verileceği mesajını da “Yanı başımızda olan bir ülkenin sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü ve barışı bizi doğrudan etkiliyor olumlu anlamda. Tersine gelişmeler bizi ne kadar etkiledi görüyoruz. Sonuçta bölücü terör örgütlerine karşı verilecek mücadeleyi de biz her zaman destekleriz. Sonuçta bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok” sözleriyle aktardı.

‘Topraklarının her köşesine hakim bir Suriye’

Bakan Çavuşoğlu, aynı açıklamasında Suriye rejimi ile muhalefet arasında uzlaşma çağrısını yinelerken, “Muhalefetle Suriye’deki rejimi bizim bir şekilde anlaştırmamız lazım. Aksi takdirde kalıcı bir barış olmaz, bunu hep söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

Ankara’nın “PKK’nın Suriye kolu” olarak gördüğü YPG’nin amacının Suriye’yi bölmek olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, “Suriye’nin bölünmesini engellemek için Suriye’de güçlü bir yönetimin olması lazım, topraklarının her köşesine hakim olabilecek bir irade ancak birlik ve beraberlikle olur. Hep bunu söylüyoruz. Kendileriyle (Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la) o zaman, özel bir görüşme değil, ayaküstü bir sohbet olmuştu. Onun dışında herhangi bir temas olmadı” değerlendirmesini yaptı.

‘Suriye’nin egemenliğine karşı değil’

Edinilen bilgilere göre Çavuşoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile yaptığı kısa görüşmede de benzer görüşleri yineleyip, “Türkiye’nin terörle mücadelesinin Suriye’nin egemenliğine karşı bir amaç taşımadığı”, tam tersine Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğünü koruma hedefine uygun olduğu mesajını verdi.

Çavuşoğlu’nun da dile getirdiği gibi, Türkiye ile Suriye arasında istihbarat kurumları dışında başka herhangi bir temas kurulmuyor.

Türkiye ile Suriye arasında dışişleri bakanları düzeyinde daha önce son görüşme, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ağustos ayındaki Şam ziyareti sırasında gerçekleşmişti.

Davutoğlu, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in yanı sıra Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile de bir araya gelmişti. Görüşme sonrası Türkiye ve Suriye arasında siyasi diyalog kesilmişti.

Politika değişikliğini konuşmak için erken

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının geçen yıl görüşmesine ve istihbarat kurumlarının yeniden birlikte çalışmaya başlamasına karşın, Ankara’nın Suriye politikasında keskin bir değişime gittiği yorumları yapmak için erken olduğu görüşü öne çıkıyor.

Bunun en temel nedenleri arasında Rusya, İran, ABD ve Batı ülkelerinin açıkça karşı olduklarını açıklamasına karşın, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde belirlediği hedeflere yeni bir operasyon yapma kararlılığında olduğunu saklamaması gösteriliyor.

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da konferans için toplanan Türk büyükelçilere hitaben yaptığı konuşmada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınırda oluşturulan güvenlik kuşağındaki son halkaların birleştirilerek tamamlanacağını kaydetmişti.

Türkiye’nin yeni bir operasyon yapmasına hem Astana Süreci ortakları Rusya ve İran, hem de IŞİD’le mücadele etmesi için Suriye Demokratik Güçleri adı altında YPG ile ortaklık ilişkileri süren ABD ve önde gelen diğer Batı ülkeleri karşı çıkıyor.

Suriye yönetimi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kendi topraklarında devam eden operasyonlarına ve varlığına tepki gösteriyor.

Ankara ile Şam arasında siyasi bir sürecin önündeki engeller arasında Suriye içinde rejim ve muhalifler arasında uzlaşmanın henüz sağlanmamış olması, “terörle mücadele” konusunda Ankara ve Şam arasında fikir birliğinin olmaması ve Türkiye’de yaşayan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin geri dönüşüne ilişkin belirsizliğin sürmesi gibi unsurlar yer alıyor.

Türkiye, 2011’de başlayan iç savaşın ilk döneminde Esad yönetimini devirmek için Suriye muhalefetine güçlü destek sağlamış ancak Rusya’nın askeri olarak devreye girdiği 2015 sonrasında bu politikasından vazgeçmişti.

Astana Süreci’nin başladığı 2017’den bu yana “Esad gitmeli” söylemini tamamen bırakan Türkiye, artan güvenlik ve mülteci sorunu ile mücadele etmeye odaklanmıştı.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Dikkat Çeken Yazı

Halen Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bugünlerde çokça tartışılan, ‘siyaset esnafı’ olarak da nitelenen ‘Profesyonel siyasetçi’leri yazdı.

+Gerçek için kaleme aldığı ‘Siyaset politikacılara teslim edilemez’ başlıklı yazısında Demirtaş, bazı politikacıların sıkça kullandığı “siyaset üstü yaklaşalım” ifadeleri üzerinde durdu.

Siyasetçiliği ‘meslek olarak’ görenler için “Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır” diyen Selahattin Demirtaş’ın yazısı şöyle:

‘Bu konuyu siyaset üstü, siyaset dışı şekilde ele almalıyız.’

Sanırım siz de çokça duymuşsunuzdur bu sözü. Bugünlerde daha sık kulağıma çalınmaya başlayan bu söz, bu absürt yaklaşım aslında çok şey anlatıyor. Genel başkanların, milletvekillerinin bile hoyratça kullandıkları bu sözle belki de “partiler üstü” demeye getiriyorlardır, bilemiyorum. Ancak günümüz toplumlarında herhangi bir olaya ya da olguya siyaset dışı, siyaset üstü demek ya kurnazca bir aldatmacadır ya da siyasetin ne olduğundan habersiz olmaktır.

Bir konuya “siyaset üstü yaklaşalım” demekle ne demiş oluyorlar? Yani “birbirimize ayak oyunu yapmayalım, sırf partilerimizin çıkarı için gerçekleri çarpıtmayalım, belden aşağı vurmayalım, halkı kandırıp aldatmayalım, en azından bu olayda halkın yararını esas alalım” mı diyorlar?

Evet, aynen bunu diyorlar aslında. Çünkü bu siyasetçiler için siyaset tamı tamına budur. Dürüstçe yapılan işe, toplumun sorunlarını çözmek için verilen samimi uğraşa siyaset denmiyor bunlara göre. Ve yine bu profesyonel siyasetçilere göre siyaset sadece partiler aracılığıyla yürütülen bir uzmanlık faaliyetidir. Sosyal alanda, ekonomik alanda, sivil toplumda, yargıda, üniversitede, sendikada, tarlada, fabrikada, metrobüste, camide, kışlada siyaset yokmuş gibi yanlış bir düşünceye herkes inansın istiyorlar.

Her şey siyasetin konusudur

Oysa aile ilişkileri de politiktir, kadın ile erkek ilişkileri de. İşveren ile işçi ilişkileri de politiktir, yöneten ile yönetilen, ezen ile ezilen ilişkileri de. Kasabın, manavın, fırıncının müşterisiyle alışverişi de politiktir, kiracının ev sahibiyle ilişkisi de.

Orman yangınları da politiktir, kadın cinayetleri de. Doğayla ilişkilerimiz de politiktir. Savaş da politiktir, barış da. Evlenmek de politiktir, boşanmak da. Tatil yapmak ya da yapmamak bile politikayla ilgilidir.

Yaşamda, toplumsallığın içinde olup biten her şey siyasetin konusudur. Kalabalık toplumlar halinde yaşayıp da kendi aramızdaki, egemen ile aramızdaki, diğer toplumlar ile aramızdaki sorunlara çözüm bulabilmek için binlerce yılda adım adım geliştirip bugün bir bilim dalına dönüştürdüğümüz siyaset ne yazık ki en çok kirlenen, yıpranan ve içi boşaltılan kavramlardan birine dönüştü. Öyle ki “bana siyaset yapma” şeklinde bir deyim bile olumsuz anlam yüklenerek günlük konuşma diline girmiş durumda.

Şimdi ben bu yazıyı yazdım diye tüm siyasi çarpıklıklar bir anda düzelecek değil elbette. Ne böylesi safiyane bir amacım ne de niyetim var. Çünkü siyasi partilerde siyaset o kadar profesyonelleşmiş ki, o kadar uzmanlık payesi biçilmiş ki siyasetçilere, bu yazıyı hiçbiri üstlerine alınmazlar. Alınsalar da umurlarında olmaz. Çünkü bu tür siyasetçiler için siyaset bir iştir, bir meslektir.

Duruşlarına şöyle bir baksanız acayip politiktirler. Politikanın her türlü kurnazlığını, girdisini çıktısını, getirisini götürüsünü iyi bilirler; politikanın kurdudurlar. Maşallah hepsi çok iyi politikacıdırlar; bilmedikleri, ahkâm kesmedikleri hiçbir konu yoktur. Her konunun baş uzmanıdırlar, koltuğa oturdukları gün aniden bir aydınlanma yaşarlar ki o güne kadar doğru düzgün kitap bile okumamışlardır. Ama keramet koltuktadır; oturdukları anda ekonomiden sağlığa, dış politikadan tarıma, ulaşımdan hayvancılığa, eğitime yargıya, tarihten antropolojiye, kuantum fiziğinden nükleer tıbba kadar her bilgi bir anda koltuktan vücutlarına zerk edilir.

Kerameti kendinden menkul bu siyasi tipler kendilerini hemen o anda toplumun üstünde, dev aynasında görmeye başlarlar. Ne hadlerini bilirler ne de kendilerini. Siyasetin öznesinin birey ve toplum olduğunu unutuverirler.

Kimse üstüne alınmaz

Neden böyleler, biliyor musunuz? Çünkü politiktirler ama ahlaksızdırlar. Erdemden yoksundurlar. Erdemin ne olduğuna dair en küçük bir düşünceleri bile yoktur.

Bütün siyasi partilerde bu tiplerden az ya da çok vardır. Ama dediğim gibi, kimse kendi üstüne alınmaz, kesin öbür arkadaş için geçerlidir bunlar!

Pek çok şeyi seçerken çok titiz davranıyoruz. Bütün geleceğinizi teslim edeceğimiz kişileri seçerken de aynısını yapalım lütfen. En azından bir bakalım, o koltuğa layık mı değil mi.

Bundan da önemlisi, daha iyisine layık olduğunuza inanıyorsanız kendinizi siyasetin öznesi haline getirin. Her yerde örgütlenin, siyaseti asla siyasetçilere bırakmayın. Seçmeniz gerektiği yerde de çok titiz davranın ve liyakatin yanında mutlaka ahlakı da arayın.

Sorunları çözebilmenin ilk adımı budur. Yani herkes siyaset yapmalı ve siyasetin öznesi olmalıdır.

Paylaşın

Yöneylem Araştırma: Muhalefet Adaylarının Hepsi Erdoğan’ı Yeniyor

Yöneylem Araştırma 27 ilde 2400 kişi ile 28 Temmuz- 1 Ağustos arasında yaptığı Temmuz 2022 araştırmasının sonuçları yayınlandı. Yüzde 95 güven aralığındaki araştırmada kararsızlar “dağıtıldıktan sonra” Cumhur İttifakı’nın 35,6’da kaldığı Millet İttifakı’nın ise 44,3’e yükseldiği görüldü.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde de seçmenle muhalefet adaylarına yöneliyor. Çalışmaya göre Millet İttifakı, kararsızlar dağıtılmadan önce yüzde 35.4 oranında oy alırken Cumhur İttifakı yüzde 28.4 seviyesinde kaldı. Ankette ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçiminde de seçmenin tercihinin muhalefet adayı olduğu görüldü.

Yöneylem tarafından 27 ilde 2400 katılımcı ile 28 Temmuz- 1 Ağustos tarihleri yapılan araştırmanın sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı.

MHP baraj altında

Kararsızlar ve oy kullanmayacaklar dağıtıldıktan sonra milletvekili genel seçimlerinde genel görünüm aşağıdaki tabloda görüldüğü şekilde oluştu, önemli ayrıntı Cumhur İttifakı ortaklarından MHP’nin yüzde 7 olarak belirlenen yeni seçim barajının altında kalması.

Türkiye iyi yönetilmiyor

Yöneylem’in Temmuz araştırmasında katılımcılara yönelttiği “Türkiye nasıl yönetilmektedir?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 63.7’si “kötü yönetilmektedir” yanıtını verirken yalnızca 23.1’i “iyi yönetilmektedir” yanıtını verdi.

Seçmen parlamenter sistemi istiyor 

Araştırmada katılımcılara “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi mi, Parlamenter Sistem mi?” diye sorulduğunda ise Parlamenter Sistem diyenlerin oranı yüzde 66.4 seviyesinde seyretti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 28.5 oldu.

Erdoğan’ı “asla istemeyenler” yüzde 58,4

Önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olması halinde oy verir misiniz? sorusuna katılımcıların yalnızca yüzde 30.7’si “kesinlikle oy veririm” yanıtını verirken, “asla oy vermem” diyenlerin oranı ise yüzde 58.4 oldu.

Muhalefet adaylarının hepsi Erdoğan’ı yeniyor 

Yine çalışmada katılımcılara sorulan sorular arasında yer alan “Erdoğan mı, muhalefet adayı?” sorusuna muhalefet adayı diyenlerin oranı yüzde 54.3 iken Erdoğan diyenlerin oranı yalnızca 33.1 oldu..

  • Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde Erdoğan diyenlerin oranı 38.3 olurken Kemal Kılıçdaroğlu diyenlerin oranı ise yüzde 47.8 seviyesinde seyretti.
  • Erdoğan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu karşısında yüzde 37.1 oranında oy alırken İmamoğlu 50.9 seviyesinde seyretti.
  • Son olarak ABB Başkanı Mansur Yavaş karşısında ise Erdoğan yüzde 31.2 oy alırken Mansur Yavaş’ın yüzde 61.5 oranında oy aldığı görüldü.

Muhalefete güven artıyor

Ekonomiyi iktidarın mı yoksa muhalefetin mi daha iyi yöneteceği yönündeki soruya katılımcılar yüzde 46.3 muhalefet yanıtını verirken iktidar diyenlerin oranı yüzde 35 oldu. Hiçbiri yanıtını verenlerin oranı ise 10.2 seviyesinde seyretti.

İktidar hiçbir alanda güven vermiyor

  • Demoktarik düzen, hak ve özgürlükler alanında muhalefetin daha iyi bir savunucu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 53.7 olurken bu oran iktidar için yüzde 32.4 oldu.
  • Yaşam tarzına saygı noktasında ise iktidar yüzde 34.1 seviyesindeyken muhalefet yüzde 53.1 oranında seçmenden karşılık buldu.
Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Baskın Seçim’ Açıklaması

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, teşkilat olarak seçime hazır olduklarını belirterek, “Biz zayıf da olsa baskın seçim ihtimalini görüyoruz. Yani bu hükümet eylül ayında karar alıp, kasım ayında bir seçime gidebilir. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var ama zayıf ihtimal” dedi.

Ali Babacan, Denizli’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin seçimden sonra nasıl yönetileceğinin altyapısını hazırladıklarını belirten Babacan, “Bunun için çeşitli eylem planları hazırladık. 6’lı masaya da katkı veren bir siyasi partiyiz. Allah kısmet ederse seçimlerden sonra nitelikli çoğunluğu Meclis’te sağlayarak anayasa değişiklikleriyle beraber ülkeyi güçlenmiş parlamenter sisteme geçirmek için çaba göstereceğiz, katkı vereceğiz. Parti genel başkanı olarak Türkiye’nin yönetiminin tümüne talibiz, dolayısıyla sağlığı da eğitimi de hukuku da çalışıyoruz. Türkiye’nin bütün sorularının çözümüne talibiz. Başbakan yardımcısı ve bakan olarak görev yaptığımız zamanlarda sorumluluk alanlarımda gereğini fazlasıyla yaptım. Bütün veriler, tarih ortada, her şey ortada, bugün de ülkenin yönetimine talibiz. Ve bütün sorunların çözümünü 90 günde, 180 günde 360 günde nasıl gerçekleştireceğimize dair eylem planlarımızda açık bir şekilde taahhüt ediyoruz” ifadelerini kullandı.

‘200 bin sandığa bir partinin tek başına sahip olması mümkün olmuyor’

Babacan, 6’lı masada yapılan görüşmelerde parlamenter sistemi bitirdiklerini, seçim güvenliği mekanizması kurduklarını belirterek, “Seçim güvenliği önemli, o daimi bir komisyon olacak. Resmi kesinleşmiş sonuçlar açıklanana kadar komisyon çalışacak. 200 bin sandığa bir partinin tek başına sahip olması mümkün olmuyor. Bunu iktidar parti de muhalefet de yapamadı. Ancak 6 parti kaynaklarını bir havuza koyarak, insan kaynağını, avukat kaynağını ve teknik kaynaklarını bir havuza koyunca, beraberce kullanınca bu sağlanabiliyor. Bunun simülasyonlarını da yaptık. Önemli bir iş birliği alanıydı, iş birliği alanlarını önümüzdeki dönemde artırmayı umut ediyoruz” dedi.

6’lı masada seçimlere yaklaşınca ortak aday belirleme hedefi olduğunu ifade eden Babacan, “Biz parlamenter sistemi hedef olarak koyduk. Önemli bir hedef, ilk seçimlerde parlamenter sisteme geçilinceye kadar ki o geçiş dönemde ülke nasıl yönetilecek? Biz parti olarak bunu çalışıyoruz. Çalışmamız hemen hemen bitti. Çalışma bittikten sonra diğer partilerle konuşmaya başlayacağız. O konuda da bir mutabakat, bir uzlaşı arayışımız olacak. Çünkü ilk seçilecek cumhurbaşkanı ve Meclis mevcut sisteme göre seçilecek. Seçilecek cumhurbaşkanı ‘Kardeşim tamam ben yetkiyi aldım, biraz da ben kafama göre ülkeyi yöneteyim’ mi diyecek, yoksa katılımcılık anlayışıyla ve yetki devri esasına göre mi ülke yönetilecek? Bunların hepsinin çalışılması gerekiyor. Geçiş döneminde ülkenin yönetim mekanizmasını tanımlamak gerekiyor. Bunda da partiler arası mutabakatı biz sağlayalım. Tabii, ortak aday konusu var. Seçimlere yaklaşınca ortak adayı belirleme hedefimiz var. Öncelikli yapılacak işleri, geçiş döneminde ülkenin nasıl yönetileceğini çalışalım. İsim konusunda çalışmamız sonra başlayacak” dedi.

‘Kuvvetli ihtimal seçimin zamanında yapılması’

Bir basın mensubunun seçimle ilgili sorusunu da yanıtlayan Babacan, “Biz baskın seçim ihtimalini zayıf da olsa görüyoruz. Yani bu hükümet eylül ayında karar alıp, kasım ayında bir seçime gidebilir. Dolayısıyla böyle bir ihtimal var ama zayıf ihtimal. Biz bütün teşkilatlarımıza söyledik. ‘Hazır olun’ dedik. ‘Böyle bir şey olabilir’ dedik. Ama daha kuvvetli ihtimal seçimin zamanında yapılması” diye konuştu.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın