İsveç’ten Türkiye’ye İlk Sınır Dışı

İsveç devlet televizyonu SVT, Türkiye ile İsveç arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Türkiye’ye ilk sınır dışı işleminin gerçekleşeceğini duyurdu. 30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Reuters’a yazılı bir mesaj gönderen İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson da “Bu rutin bir işlem. Söz konuşu kişi bir Türk vatandaşı ve Türkiye’de 2013-16 yıllarında işlenen dolandırıcılık suçlarından hüküm giymiş” dedi ve ekledi:

“Yüksek Mahkeme durumu inceledi ve iadesine herhangi bir engel olmadığına karar verdi.”

30’lu yaşlarda olduğu açıklanan adam, Türkiye’de 14 yıl hapis cezası almıştı.

Şahıs İsveç’te gözaltına alındığında ise “Hristiyanlığa geçtiğim, Kürt olduğum ve askerlik yapmayı reddettiğim için cezalandırıldım” demişti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile imzalanan mutabakat zaptından sonra, PKK’lı olduğunu öne sürdüğü kişilerin hâlâ iade edilmemiş olmasını eleştiriyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki kuzey ülkesinin bu konuda adım atmaması durumunda NATO üyeliklerinin TBMM tarafından onaylanmayacağını söylemişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, üç ülkeden temsilcilerin bu ay bir araya gelerek mutabakat zaptı sonrasında iletilen taleplerin durumunu inceleyeceğini açıklamıştı.

Paylaşın

Karamollaoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Haftalık basın toplantısında gündemi değerlendiren SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Bu kötü ekonomik gidişat ve kriz karşısında ülkede Merkez Bankası var ama bu Merkez Bankası’nın ciddi bir para politikası yok çünkü kasasında parası yok. Hep söylediğimiz kasanın dibi değilmiş. Üstüne ne koyarsanız koyun, para tutmuyor, artıyor” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuşmasını, “Bu ülkede fiyat istikrarını gözetleyen bir komite var. Ama fiyat istikrarı kesinlikle yok. İstatistik kurumumuz var ama güvenirliği yok. En üzücüsü ise ülkemizde bir iktidar var ama iktidara güven yok artık” cümleleriyle sürdürdü.

Karamollaoğlu, konuşmasının devamında, “Belki buna üzücü dedim bir bakıma da seçimlerin yaklaşması sebebiyle ümit verici bir tespittir bu. Krizlerin sebebi olan iktidarın bu krizleri çözeceğine ilişkin artık hiç kimsede güven kalmadı desek yanlış söylemiş olmayız. Bu yoklar için tek tesellimiz önümüzde bir sandığın var olmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İktidarın bugüne kadar hiçbir öngörüsünün tutmadığını belirten Karamollaoğlu, “Şimdilerde seçimlerden birkaç ay öncesini işaret etmesi ise bilindik AK Parti taktiğinden başka bir şey değildir. Hayal sat, oy al. Fakat bu taktikle başarılı olamayacaklarını kendileri de anlamaya başladılar zannediyorum. Milletimizi hayal kırıklığına uğratan bu iktidarın kepenk kapatma zamanı çoktan gelmiştir kanaatindeyiz” şeklinde konuştu.

AK Parti’nin 2022 için verdiği vaatleri yerine getirmediğini ve 2021 öncesini aratır hale geldiğini belirten Karamollaoğlu, 2023 hedeflerinin de birer iddia ve boş vaat olmaktan öteye geçemeyeceğini söyledi.

AK Parti’nin 2023 yılında ayakta kalabilmek için İsrail’e sarıldığını belirten Karamollaoğlu, “2023, 20 yıllık AKP iktidarının bitiş çizgisine zar zor attığı bir yıl olarak hatırlanacak. AKP, 2023’te ayakta kalabilmek için İsrail’le normalleşme adı altında sunduğu anormal süreç malumdur. Katil İsrail alçakça saldırılarına hala devam ediyor.  Son saldırılarda sivil ve masum insanları, hatta 5 yaşındaki çocukları dahi katlettiler. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. AKP iktidarına sormak istiyorum: Bu alçaklarla mı, katillerle mi normalleşeceksiniz?” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Üreticilerin bize yansıtmadığı maliyetler var. Bu maliyetler önümüzdeki dönemde raflardaki fiyatlara yansıyacaktır. Yani fiyatlar artacaktır. Enflasyonun düşmesini bekliyor iktidar. Ama bu bize düşmek bir yana artmasının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar hiçbir öngörüsü tutmayan iktidarın şimdilerde seçimlerden birkaç ay öncesini işaret etmesi ise bilindik AK Parti taktiğinden başka bir şey değildir. Hayal sat, oy al. Fakat bu taktikle başarılı olamayacaklarını kendileri de anlamaya başladılar zannediyorum. Milletimizi hayal kırıklığına uğratan bu iktidarın kepenk kapatma zamanı çoktan gelmiştir kanaatindeyiz.

Vatandaşın iktidara olan güveninin azaldığını belirterek seçimleri işaret eden Karamollaoğlu, “Bu kötü ekonomik gidişat ve kriz karşısında ülkede Merkez Bankası var ama bu Merkez Bankası’nın ciddi bir para politikası yok çünkü kasasında parası yok. Hep söylediğimiz kasanın dibi değilmiş. Üstüne ne koyarsanız koyun, para tutmuyor, artıyor. Bu ülkede fiyat istikrarını gözetleyen bir komite var. Ama fiyat istikrarı kesinlikle yok. İstatistik kurumumuz var ama güvenirliği yok. En üzücüsü ise ülkemizde bir iktidar var ama iktidara güven yok artık. Belki buna üzücü dedim bir bakıma da seçimlerin yaklaşması sebebiyle ümit verici bir tespittir bu. Krizlerin sebebi olan iktidarın bu krizleri çözeceğine ilişkin artık hiç kimsede güven kalmadı desek yanlış söylemiş olmayız. Bu yoklar için tek tesellimiz önümüzde bir sandığın var olmasıdır.”

Paylaşın

Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

IŞİD Liderlerinden Ebu Salem El Iraki Öldürüldü

Suriye ordusu IŞİD’in (Irak ve Şam İslam Devleti) üst düzey isimlerinden Ebu Salem El Iraki’nin Dera kırsalındaki Advan beldesinde düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’ya göre, Suriye ordusundan yetkili yaptığı açıklamada, IŞİD’in askeri liderleri arasında yer alan el Iraki’nin operasyon sırasında etrafının sarılması üzerine patlayıcılarla kendini infilak ettiğini aktardı. Operasyonda bir güvenlik görevlisinin de hayatını kaybettiği ifade edildi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de yaptığı açıklamada Ebu Salem el Iraki’nin dün öldürüldüğünü doğruladı. Iraki, Suriye’de bir aydan kısa bir süre içinde öldürülen ikinci IŞİD liderleri arasında yer aldı.

Suriye’deki IŞİD liderlerinden Mahir el-Agal’ın ABD Merkez Komutanlığı’nın temmuz ayında Afrin bölgesinde düzenlediği operasyonda öldürüldüğü açıklanmıştı.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) veya 2014’ten beri kullandığı resmi isimle İslam Devleti ağırlıklı olarak Afrika’da, ayrıca Irak ve Suriye’de de etkinlik gösteren, bu bölgede hilâfet devleti kurmak amacıyla güvenlik güçlerine ve sivillere karşı eylemler yapan yasa dışı, silahlı ve ele geçirdiği topraklardaki meşruluğu hiçbir ülke tarafından devlet olarak tanınmayan Selefi cihatçı örgüttür.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ile aralarında ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Kanada’nın da bulunduğu pek çok ülke ve kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır.

Örgüt genelde Sünni topluluklar olmak üzere Mücahidîn Şûra Konseyi, el-Kaide, Ceyş’ül-Fatihin, Cund’us-Sahaba, Katbiyan Ensar’üt-Tevhid v’es-Sünne, Ceyş’üt-Tayife’tül-Mansura gibi farklı isyancı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır.

Örgütün kökenlerinin 1980’lerde Afganistan’da Sovyet destekli rejime ve Sovyet askeri müdahalesine karşı ABD tarafından bir araya getirilip Pakistan’da eğitim ve silah desteği verilen çeşitli radikal İslamcı örgütlere dek uzandığı, önce El Kaide’nin, ardından da benzer şekilde bu kez Suriye’de IŞİD’in bu şekilde türediği iddia edilmektedir.

Paylaşın

Kiralar Son Bir Yılda Yüzde 156 Arttı

Türkiye genelinde kiralar son bir yılda yüzde 156 arttı. Son 4 yıldaki artış ise yüzde 234 oldu. Ortalama kira ücretli 5 bin 361 TL olarak hesaplanırken, İstanbul’un bazı semtlerinde 2+1 bir evin kira fiyatı 20 bin liraya kadar çıkıyor.

Derinleşen ekonomik kriz barınmka krizine de yol açarken, kiralardaki fahiş artışlar nedeniyle yurttaşlar tek başına yaşamak konusunda sorun yaşamaya başladı. Özellikle büyükşehirlerde ev arkadaşı aramak mecburiyetinde olan birçok yurttaş bulunurken, ayrimenkul değerleme platformu Endeksacom’un verilerine göre, Türkiye genelinde kiralar son bir yılda yüzde 156 arttı. verilere göre son 4 yıldaki artış ise yüzde 234 oldu. Ortalama kira ücretli 5 bin 361 TL olarak hesaplanırken, İstanbul’un bazı semtlerinde 2+1 bir evin kira fiyatı 20 bin liraya kadar çıkıyor.

Cumhuriyet’ten Kader Çukay’ın haberine göre İstanbul’a bir yıl önce çalışmak için geldiğini söyleyen Yasemin A., Beyoğlu’ndaki bir dairede 2 ev arkadaşıyla birlikte kaldığını söyledi. Özel sektörde asgari ücretle çalıştığını belirten Yasemin A., “İstanbul gibi bir yerde zorunlu olarak arkadaşlarımla eve çıkmak zorunda kaldım. Önceden kira fiyatımız 2 bin 100 lirayken ev sahibi 4 bin liraya çıkardı. İtiraz ettik ancak bize ‘’Üç kişisiniz, ödersiniz’’ dedi. Tek başıma yaşasam mutfak, kira, faturalar derken elimde hiçbir şey kalmaz. Aileme para göndermek istiyorum ama elimde bir şey kalmıyor. Maddi durumum karşılasa tek başıma eve çıkmak isterim. Çünkü insan bazen yalnız kalmak istiyor” diye konuştu.

‘3. bir arkadaş daha aldık yanımıza’

Bahçelievler’de 2+1 evde 2 arkadaşıyla birlikte yaşayan ve adını vermek istemeyen bir yurttaş da tek başına eve çıkmak istediğini ancak maddi durumunun bunu karşılayamadığını söyledi. 4 yıl önce çalışmak için İstanbul’a geldiğini söyleyen yurttaş, “Arkadaşımla evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çektiğimiz için 3. bir arkadaş daha aldık yanımıza” dedi.

İstanbul’da emlakçılık yapan Muhammer Kızılaslan, insanların tek başına 8-9 bin lira kira veremeyip ev arkadaşı aradıklarını belirtti. Kızılaslan artan kiralarla ilgili, “Bekâr ve genelde İstanbul’a çalışmaya gelen insanlar arkadaşlarıyla beraber ev tutup kirayı paylaşıyor. Arkadaşlarıyla anlaşamasalar bile anlaşmak zorunda kalıyorlar. Çünkü kira fiyatları çok yüksek. Kimse yüksek kira ücreti verip tek başına bir evi geçindiremiyor. İstanbul’a tek başına çalışmak için gelen insanlar geldikten sonra sıkıntı yaşıyor. Ucuz kiralık ev bulmaya çalışıyorlar. Mahalle aralarında bodrum katında oturmak zorunda kalan insanlar görüyorum. Daireler o kadar kötü oluyor ki kiralayan kişi sadece uyumak için evine gitmek istiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ali Babacan: Bu Ülke Böyle Bir Yönetime Layık Değil

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Uşak’ta partisinin il başkanlığının açılışına katıldı. Burada gündeme dair açıklamalarda bulunan Babacan’ın gündeminde ekonomi ve dış politika vardı.

Türkiye’nin itibarının ancak dış politikada sağlam bir çizgide durmak ve ekonomik güç ile mümkün olabileceğine dikkat çeken Babacan, iktidara, “Sen kimseye sormadan bu ülkenin bizim dönemde birikmiş olan döviz rezervini arka kapıdan gizli saklı boşalt, ondan sonra 3-5 milyar dolar için milletin ayağına git. Yazık günah. Niye bunu gizli saklı yapıyorsun? Niye açık açık yapmıyorsun?” sorularını yöneltti.

“Babacan, son birkaç gündür Rusya’dan 2 milyar dolar gelip gelmediğine ilişkin tartışmaların yürütüldüğüne de dikkat çekerek, “Ülke bunun tartışmasını yaşıyor. İnanın, hicap duyuyorum. Zamanında Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı yapmış, 11 yıl ekonomisinin başında olan bir kardeşiniz olarak hicap duyuyorum. Rusya’dan gelecek 2 milyar dolara kaldıysa bu ülke yazıklar olsun. Biz buna layık değiliz. Bu ülke böyle bir yönetime layık değil” ifadelerine yer verdi.

DEVA Partisi iktidarında Türkiye’de yeniden güveni tesis edeceklerini, en geç altı ayda kriz ortamını sona erdireceklerine de vurgu yapan Babacan, şunları söyledi: “Bu hükûmet maalesef bizim zamanında tek haneye indirdiğimiz enflasyonu tekrar azdırdı. Enflasyonu tek haneye indirip arkadan da altı sıfır atmıştık. Bu hükûmet bir sıfırı ekledi.

2001-2002 krizini biz kadromuzla beraber çözdük. 2008-2009 krizi çıktı, bana ‘tekrar ekibinle beraber ekonomiye geç’ dediler. Döndük, 6 ayda o krizi çözdük. Eğer seçime kadar bu ülkeyi daha da batırmazlarsa, şartlar bu şekilde devam ederse seçimden sonra evelallah 6 ayda biz bu krizi çözeriz.”

‘Ailem beni okutamayacak’

Üniversite sınav sonuçlarının açıklandığını hatırlatarak, ekonomik sorunlar yaşayan ailelerin varlığına dikkat çeken Babacan, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Gittiğim çoğu vilayette gençlerimiz şunu söylüyor: ‘Benim puanım yetti, iyi bir üniversiteye aslında kaydolabilirim. Ama ailemin imkânı yok. Maddi imkânlarımız müsait değil. Üniversitede iyi bir bölümü tutturduğum halde ailem beni okutamayacak çünkü tutturduğum üniversite başka şehirde. Orada hayat pahalı’ diyor. Şu krizin, şu siyasi ve ekonomik krizin en büyük ceremesini özellikle de gençlerimiz yaşıyor. Gençler için ayrıca bilgisayar, akıllı telefon, oyun konsolu… Bunların hepsinde vergileri indiriyoruz. Devlet vergiyi sürümden kazanacak. Vergi oranları düşecek, alışveriş çoğalacak.”

Paylaşın

5 Yılda Yabancılara 200 Bin Konut Ve İş Yeri Satıldı

CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, son 5 yılda ve 2021 yılında yabancılara ne kadarlık veya kaç adet konut, arsa, gayrimenkul satışı yapıldığına ilişkin Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesine gelen yanıtla ilgili yazılı açıklama yaptı.

Kılıç, “Bakan Kurum’un cevabı ülkemizin ve topraklarının parsel parsel yabancılara peşkeş çekildiğini ortaya koymaktadır” dedi. Bakan Kurum’un, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün “İstatistik Bilgi Sistemi” kayıtlarından alınan bilgilere göre önergesine yanıt verdiğini belirten Kılıç, şunları kaydetti:

“Türkiye’de son beş yılda yabancı gerçek kişiler 10 bin 419 ana taşınmaz (arsa, arazi, tarla, bağ, bahçe vb.) 197 bin 555 de konut, işyeri vb. taşınmaz satın aldı. Yabancılar son beş yılda en çok İstanbul’da ana taşınmaz ile konut ve işyeri satın aldı. Yabancıların son beş yılda İstanbul’da aldığı ana taşınmaz 2 bin 492 adet; konut, işyeri vb. taşınmaz ise 93 bin 909 adet olarak gerçekleşti. Bakan Murat Kurum, cevabında 2021 yılında yabancı gerçek kişilere yapılan ana taşınmazlar ile konut ve işyeri satışları hakkında da bilgi verdi. Buna göre; geçen yıl yabancılar 3 bin 794 ana taşınmaz, 62 bin 124 adet de konut ve işyeri satın aldı. Yabancılara geçen yıl en çok ana taşınmaz ile konut ve işyeri satışı yine İstanbul’da yapıldı. İzmir’de 2021 yılında yabancılara 76 adet ana taşınmaz (arsa, arazi, tarla, bağ, bahçe vb.), bin 518 de konut ve işyeri satışı gerçekleştirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum cevabında, taşınmaz satışı ile ilgili verilen rakamların ‘aktif taşınmazları’ içerdiğini, süreç içerisinde yabancıların Türk vatandaşı veya tüzel kişilere yaptıkları devirlerin ‘pasif istatistikler’ olduğunu ve hesaba dahil edilmediğini kaydetti.”

“Gerçek rakam daha yüksek”

Sevda Erdan Kılıç, Kurum’un verdiği yanıtı şöyle değerlendirdi:

“Bakanın bu cevabı ülkemizin ve topraklarının parsel parsel yabancılara satıldığını ve peşkeş çekildiğini tüm gerçekliği ile ortaya koymaktadır. 2017 yılından beri yabancılara 200 bin konut ve işyeri satılmış ve bu satışın 62 bini de geçen yıl gerçekleşmiş. Yani son beş yıldaki toplam satışın yaklaşık üçte biri 2021 yılında gerçekleşmiş. Bu da yıllar içerisinde yabancılara ülkemizde satılan konut ve işyeri sayısının arttığını ortaya koymaktadır. Tabi bunda AKP iktidarının ‘Önce 250 bin dolara sonra 400 bin dolara konut alanlara Türk vatandaşlığı vermesinin’ de etkisi olduğu muhakkak. Üstelik cevapta belirtilen yabancılara satış rakamlarının, bakanın da ‘Süreç içerisinde yabancıların Türk vatandaşlarına yaptıkları devirlerin hesaba dahil edilmediği’ sözleri ile belirttiği gibi daha yüksek olduğu gerçeği ortadadır.

“Oy hesabı yapıyorlar”

Ülkemizi, ormanlarımızı, dağlarımızı, ovalarımızı, en verimli arazilerimizi, deniz kenarlarındaki hazine arazilerimizi yabancılara peşkeş çektikleri yetmezmiş gibi, üstüne bir de 400 bin dolara Türk vatandaşlığını yabancılara sattılar ve satıyorlar. Ülkemiz adeta istila edilmektedir, işgale uğramaktadır. Tabi yabancılara vatandaşlık hakkını niye bu kadar kolay verdiklerini tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Yapılacak seçimde yabancıların AKP’ye oy vermelerinin hesabını yapmaktadırlar. Ama istediklerini yapsınlar, ister tüm yabancılara vatandaşlık vererek oy hakkı tanısınlar isterlerse mezarda bulunanlara oy hakkı tanısınlar, Türkiye’nin geleceğinin belirleneceği seçimde, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi ve Millet İttifakı iktidarını engelleyemeyecekler.”

(Kaynak: Gerçek Gündem)

Paylaşın

Davutoğlu: Altılı Masadan Ortak Aday Çıkmazsa İyi Olmaz

Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Altılı masadan ortak aday çıkmazsa bunun iktidarın işine geleceğine ve ittifakın toplumdaki algısına belki zarar vereceğine katılıyorum. Ama biz bu masa için çok uğraştık ve ortak aday çıkmazsa da dağılmayız. Dağılmasını da ben hiç istemem” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, KARAR TV’de Taha Akyol ve Elif Çakır ile “Gündem Özel” programında gündemi değerlendirdi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylık talebiyle kendilerine gelmediğini belirten Davutoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olmasıyla ilgili kendisinin bize söylediği bir şey yok, konuşulmadı. Bizim konuşmalarımızı dinlerseniz, hepimizin kendi partimizin iddiasına güvendiğini görürsünüz. İddialı konuşmak ayrı şey, Cumhurbaşkanı adayı olmak ayrı şey. Hepimizle ilgili bu konuşuluyor” diye konuştu.

Kendisine de aday olması yönünde mesajlar geldiğini aktaran Davutoğlu, “Günü geldiğinde konuşulur her şey. Şunu belirtmek isterim tabi, Erdoğan’ın o gücünü kullanacak kimseyi seçmeyeceğiz. Bir kişi gelecek ve herkesi kurtaracak diye bir şey yok. Bu milleti hep beraber kurtaracağız ve tek bir kişiye öyle bir güç vermeyeceğiz. Geçiş sürecinde de aşırı bir güç kullanımı felaket getirir. Şu anda Cumhurbaşkanı kararnamesi var mesela, öyle değil, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi gibi bir şey yapılabilir. Örneğin başbakanlık döneminde olduğu gibi, tüm üyeler imzalayacak, 6 liderin imzası olacak” ifadelerini kullandı.

“Ortak aday çıkmazsa iyi olmaz”

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Altılı masadan ortak aday çıkmazsa bunun iktidarın işine geleceğine ve ittifakın toplumdaki algısına belki zarar vereceğine katılıyorum. Ama biz bu masa için çok uğraştık ve ortak aday çıkmazsa da dağılmayız. Dağılmasını da ben hiç istemem.”

Paylaşın

Kulis: Altılı Masada 3 Ayrı Senaryo Çalışılıyor

Parlamenter sisteme geçiş konusunda anlaşan altı muhalefet partisinin önünde iki kritik başlık bulunuyor. Birincisi ortak cumhurbaşkanı adayı belirlemek. İkincisi seçimi kazanmaları durumunda yürüyecekleri yol haritasını bugünden oluşturmak. Seçim takvimi açıklandığında toplumun karşısına da 6 genel başkanın imza atacağı bir protokolle çıkmayı hedefliyorlar.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre aday belirleme sürecini sonbahara bırakan liderler geçiş sürecinin yol haritası içinse hummalı bir çalışma yürütüyor. Bu çalışma şimdilik partilerin kendi mutfağında sürse de temelde 3 ayrı senaryo üzerinde fikir yürütülüyor.

Geçiş süreci çalışmasını ‘en önemli konu’ olarak nitelendiren partiler var olan sistemden güçlendirilmiş parlamenter sisteme hangi takvim ile geçileceğini çalışıyor. Bu çalışma farklı senaryolara göre seçenekli olarak yürütülüyor. Çünkü geçiş sürecinin takviminde Meclis’te elde edilecek çoğunluk belirleyici olacak. İşte burada 3 senaryo çalışılıyor.

İlk senaryo muhalefetin seçim sonrası parlamentoda 400 milletvekili kazanması. Bu durumda partiler hızlı bir anayasa değişikliği sürecini işletebilir.

İkinci senaryoda 360 milletvekili çıkarılması durumunda da anayasa değişikliğinin referanduma sunulmasının önü açılıyor. Ancak anketler parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin anayasa değişikliği yapacak bir güçle Meclis’e gireceğini şimdilik göstermiyor.

O nedenle üçüncü senaryo da (anketlere göre 340 milletvekili çıkarma potansiyeli var) Meclis’te 301 milletvekili kazanılması durumuna göre hazırlanıyor.

Parlamenter sisteme geçişi öngören partilerin 301 ve üzerinde milletvekili çıkarması Meclis Başkanlığı seçiminin ve komisyonlarda çoğunluğun alınması demek. Bu da istenen kanunların rahatlıkla Meclis’ten çıkarılmasına imkân tanıyor. Kanun yapma çoğunluğuna sahip olunduğunda birçok alanda düzenleme yapmak için sorun kalmayacağı ifade ediliyor.

‘AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz’

Meclis kanun yapabilecek ama parlamenter sistem için anayasa değişikliği yapacak çoğunluk olmadığında partilerin bu vaadi ne olacak? Başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere Altılı Masa’daki birçok parti iktidar olmaları durumunda, muhalefete düşecek AKP ve MHP’nin de anayasa değişikliğine sıcak bakacağını düşünüyor.

CHP’de “İktidara gelirsek güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda AK Parti’nin muhalefet edeceğini düşünmüyoruz. Bu konuda sunulacak Anayasa değişikliğine destek vereceklerdir. Çünkü AK Partili milletvekilleri de siyaset yapmak istiyor” değerlendirmesi yapılıyor.

Paylaşın

Türkiye İle Rusya’nın Yakınlaşmasının Olası Sonuçları Ne Olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi buluşmasında iki ülkenin siyasi, ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliklerinin masaya yatırılması ve ruble üzerinde varılan mutabakat iki ülkenin daha da yakınlaştığına dair yorumlara neden oldu.

Yakın zamanda Financial Times gazetesinde yer alan haberde Batılı başkentlerin iki ülke yakınlaşmasından endişe duymaya başladığını ve Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde Türkiye’nin cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Putin’le rubleyle ödemede mutabık kaldıklarını belirten Erdoğan, Moskova’nın Batı yaptırımları sonrası kullanımını artırdığı Rus ödeme sistemi ‘Mir’ ile ilgili “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

ABD ve Avrupa ise ‘diz çöktürmeye’ çalıştığı Rusya’ya yönelik yaptırımların bir başka ülke tarafından delinmesini istemiyor.

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Ankara ve Moskova arasındaki bu yakınlaşmanın politik iktisat uzantıları olacağı görüşünde.

Ve bir endişeye dikkat çekiyor; “İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum” diyor:

”Politik iktisat uzantıların, kayıt içi yani formal ilişkiler dahilinde değil, kayıtdışı ve bölgedeki her türlü kaçakçılık, kaynağı belirsiz servetler ve de bunların yer değiştirmesinin İstanbul’dan kontrol edilmesine yönelik bir adım olacağını düşünüyorum. Ve bundan da endişeliyim. Yani İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum. Bu sadece Ukrayna sonrası konjonktüre bağlı değil, uzun yıllardan beri AKP’nin ekonomi yönetimi altında bölgede bir hap olma özelliği taşıyor. Bunun birçok ipucunu gördük; Kolombiya ile olan ticari ilişkiler, bölgedeki göçmen ticaretinde Türkiye’nin rol oynamaya sürüklenmesi…”

Halihazırda Türkiye’nin Rusya ile ticaret hacminin yaklaşık 50 milyar Dolar olduğunu ve bunun son derece formal bir ilişki olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erinç Yeldan, Batı’nın bu yakınlaşmadan dolayı doğan kaygısının yersiz olduğunu savunuyor.

“Rusya ile ticaret hacmimiz 50 milyar dolar, karşılıklı anlaşma veya ticari değerlendirmelere gerek duymayacak kadar son derece açık ve net. Onlardan enerji ithal ediyoruz, onlara da gıda ve tüketim malı ihraç ediyoruz. Şimdi bu ticaret biçiminin derinleşmesinde Batı’yı kaygılandıracak herhangi bir neden göremiyorum. Son derece formal bir ticaret ilişkisi. Sonuçta Batılı ülkeler de Rusya’dan doğalgaz ithal edebilmenin yollarını arıyor.”

Fakat son dönemde Erdoğan ve Putin arasında yapılan anlaşmaların kapalı kapılar arkasında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erinç Yeldan; ”Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak?, Türkiye ne taahhüt ediyor,?” sorularını soruyor:

“Bu ticaretin hangi mallarla alakalı olmasından ziyade, biçimi beni kaygılandırıyor. Çünkü kapalı kapılar ardında resmi dökümanlara hiç geçmeyen ve siyasi olarak her iki liderin de şiddetle kendi ülkelerinde desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemde oluyor. O nedenle Türkiye ne taahhüt ediyor, bu bilinmiyor. Yani Erdoğan’ın buradan elde edeceği siyasi başarının bedeli ne olacak? Bu yakınlaşmada Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak? Burada bir dizi içinde Suriye sorununun da olduğu kapalı kapılar ardında enformal, kayıtdışı gelişmelerin yaşanmakta olduğunu ve yaşanabileceğini düşünüyorum. Rusya-Çin-Türkiye yakınlaşmasında en büyük kaygı budur. Türkiye’nin ihraç edebileceği şeyler ötesinde, bölgede askeri üsler, kayıt altına girmeyecek ikili ilişkiler, kaçakçılık gibi kayıtdışının merkezi olmaya sürüklenmesinin endişelerini yaşıyorum.”

AB ülkeleri yaptırım uygular mı?

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, AB ülkeleri arasında bu yakınlaşmaya karşı yaptırım uygulayabilecek ülkelerin olabileceğini fakat Avrupa’nın bir bütün olarak etkili bir yaptırım süreci içine girmeyeceğini düşünüyor.

Prof. Dr. Yeldan, şimdiye kadar Avrupa ülkeleri ciddi yaptırımlarla Rusya’yı köşeye sıkıştırmış gibi görünse de bu iktisadi yaptırımlarla bir ülkenin hizaya getirilemeyeceği ve de cezalandırılamayacağı görüşünde.

Aksi durumda da her ülkenin kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğine dair bazı AB ülkelerinin yaptırımları olabileceğini fakat bu kısıtlamaların kararı veren ülkelere de zarar getireceğini ifade ediyor.

“AB üyesi ülkelerin bazı yaptırımları olabilir. Ama bu bir ihtimal. Şunu hatırlamak lazım; Rusya’ya karşı uygulanan ambargo ve kısıtlamalar aslında bu ülkelere de zarar vermektedir. Ve bazı ülkelerde bu yaklaşımın değiştirilmesi için kuvvetli çabalar ortaya çıkmaktadır. Yakında yapılacak seçimlerde en azından İtalya’da sonuç vermesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye birleşik bir AB tavrı konusunda tereddüte sahip olduğu için AB’nin tepkilerine göre davranışını belirleyemese de Almanya’nın etkisi önemlidir. O da henüz karışık duygularla hareket eden bir ülke. Eski başbakanı Ruslarla barış yapmanın önemini hatırlatan faaliyetleriyle mevcut hükümeti sıkıştırmaktadır. Şuanda Türkiye’ye hangi ülkeler ne ölçüde yaptırım uygulayabilir sorusu için erken. AB ülkeleri de mevcutta izlenen politikaların devamı konusunda tereddütler sergilemektedir.”

Türkiye yönünü Rusya’ya mı çevirdi?

Uzun vadede iki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın artı ve eksilerini söylemenin güç olduğunu belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, tarihe bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin konjonktürel olduğunu dile getiriyor.

Bunun üzerine Avrupa ile olan ticaret hacmi ve NATO içindeki birlikleri de eklenince Türkiye’nin yönünün kalıcı olarak Rusya’ya dönmesinin zor olduğunun notunu düşüyor.

Bu yakınlaşmanın iki ülkenin dönemsel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilintili olduğunu belirten Yeldan, şöyle detaylandırıyor:

“Bu kısa dönemde Erdoğan’ın çok şiddetli döviz ihtiyacı olduğunu ve bu dövizin de en azından ucuz, sürdürülebilir enerji yoluyla sağlanmasının kasım, aralık, ocak aylarında Batı’da olası bi enerji krizi yaşanırken Türkiye’nin güvence altında olmasının önemli bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum. Ruble ile karşılıklı ticaret yapalım, doları kullanmayalım bakışının kısa dönemde iç siyaset malzemesidir, ekonomik olarak karşılığı yok. Türkiye ruble elde etmek için dövizini kullanacak, yine döviz piyasalarında işlem yapacak keza Rusya da öyle.”

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı: ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak”

ODTÜ Öğretim Üyesi/Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını önemli buluyor ve hatta bu durumun Türkiye için bulunmaz bir fırsat olduğu kanısında.

İki ülke arasındaki işbirliklerine dair, ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak” diyor:

“Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacmi artmaya başladı ve öyle görünüyor ki daha da artacak. Çünkü başta yüz büyük firmanın ana merkezlerini İstanbul’a taşıması oldukça önemli bu büyük bir operasyon. Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak. Ve Türkiye için de bulunmaz bir fırsat.”

Diyalog kanallarının her zaman açık tutulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke olduğuna vurgu yapıyor.

“AB ülkeleri içinden de herhangi bir yaptırım olmaz. Biz, Rusya ve Ukrayna arasında arabulucuyuz ve ticari ilişkilerimiz var. Türkiye’ye yaptırım için bir gerekçe bulunmalı aksi durumda iki ülkenin yakınlaşması bir gerekçe olamaz. Türkiye kiminle ilişki içinde olduğunu onlara mı soracak? O zaman AB’ye alırlar, sorun olmaz. Türkiye güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Birilerinin Rusya ile konuşması lazım ve Türkiye bunu yapıyor. NATO içerisinde Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç konusundaki duruşunu da biliyoruz. Yani iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe vermesinin siyasi gerekçesi yok ve yanlış. Duyulan endişe askeri mi ekonomik mi? İki ülke yakınlaşması gayet yerinde, diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan da, Türkiye’nin bir yandan müttefikleriyle hareket etme gayreti gösterirken diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini bozmamak istemesinin anlaşılabilir bir siyasi tercih olduğu görüşünde.

Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini Suriye’de yürüyen ilişkiler üzerinden değerlendirmenin önemli olduğunu söylüyor:

“Çok boyutlu düşünmek lazım. Türkiye son yıllarda AB ve ABD ile problemli ilişkiler yaşamaktadır. Buna bir de Rusya ile problemli bir ilişkinin eklenmesini istememektedir. Rusya ile yaşadığı problemli bir ilişkinin Batı ile ilişkilerini düzelteceğine dair bir emare de yok. Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir Möntro Sözleşmesi var. Türkiye, Möntro Sözleşmesi’nin bilhassa Karadeniz’deki ülkeleri rahatsız edecek şekilde yorumlanmasını arzulamıyor. Buna karşılık ABD’nin başını çektiği müttefiklerimiz Rusya’yı Karadeniz’de kuşatmak için Türkiye’nin boğazları daha kendi isteklerine göre yönetmesini beklemektedirler. Bu Türkiye’ye açacağı tehlikeler açısından önemlidir. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri Suriye’de de yürüyen ilişkilerdir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkisini düzenlerken, özellikle Suriye’deki durumu kendi aleyhine çevirmeyi arzulamamaktadır.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın